Bismillâhirrahmânirrahîm. Hamd; âlemlerin Rabbi olan Allah´adir. Rahmân´dır, Rahîm´dir. Dîn gününün MALİK´idir. (Allah´ım!) Yalnız Sana kul oluruz ve yalnız Senden İSTİANE (mürşidimizi) isteriz. (Bu istiane´n ile) bizi, SIRATI MUSTAKÎM´e (Allah´a ulaştıran yola) hidayet et (ulaştır). O (SIRATI MUSTAKÎM) ki; (başlarının) üzerlerine (Devrin İmamı´nın ruhunu) ni´met olarak verdiklerinin yoludur. Üzerlerine gadap duyulmuşların ve dalâlette kalmışların (Allah´a ulaşmayı dilemeyenlerin) yolu değil. Elif, Lâm, Mim. İşte bu Kitap; O´nda hiç(bir açıdan) şüphe yoktur. Takva sahipleri için bir hidayettir. Onlar (takva sahipleridir) ki; gaybe (gaybte Allah´a) îmân ederler, namazlarını kılarlar ve kendilerini rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (başkalarına verirler). Onlar (takva sahipleridir) ki; sana indirilene ve senden önce indirilenlere (bütün semavî kitaplara) îmân ederler ve onlar ahirete (ruhlarını Allah´a ulaştıracaklarına) yakîn hasıl ederler (yakîn seviyesinde inanırlar). İşte onlar, Rab´lerinden bir hidayet üzeredirler. Ve işte onlar, muflihundurlar (felâha, kurtuluşa erenlerdir). Onlar muhakkak ki kâfirdirler. Onları ikaz etsen de etmesen de onlar için eşittir, onlar mü´min olmazlar. Allah onların kalplerinin üzerini ve işitme (sem´î) hassasının üzerini mühürledi ve görme (basar) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti. Onlar için azîm (büyük) bir azap vardır. Ve insanlardan bir kısmı derler ki: “Biz, Allah´a ve ahiret gününe (hayatta iken ruhun Allah´a ulaşacağı güne) îmân ettik.” Ve onlar mü´min değillerdir. (Zannederler ki) Allah´ı ve âmenû olanları aldatırlar. Halbuki onlar, ancak kendilerini aldatırlar ve farkına varmazlar. Onların kalplerinde maraz (hastalık) vardır. Allah da bu sebeple onların hastalığını artırmıştır. Tekzip etmeleri (Allah´a ulaşmayı yalanlamaları) sebebiyle onlar için elîm bir azap vardır. Onlara (Allah´a ulaşmayı dilemedikleri için, kalpleri engelli ve başkalarını hidayetten men ettikleri için Allah´ın hastalıklarını artırdığı insanlara): “Yeryüzünde fesat çıkarmayın (başkalarını Allah´ın yolundan men etmeyin).” denildiği zaman: “Biz sadece ıslâh ediciyiz (dîn öğreticileri, nefs tezkiyecileriyiz).” dediler. Muhakkak ki onlar, (evet) onlar fesat çıkaranlardır ve lâkin (şuurunda) bilincinde olmazlar, (öyle) değil mi? Ve onlara: “İnsanların inandıkları gibi siz de âmenû olun (Allah´a ulaşmayı dileyin).” denildiği zaman: “O sefihlerin (akılsızların) îmân ettiği gibi âmenû mu olalım?” dediler. Muhakkak ki onlar, (evet) onlar sefihlerdir fakat bilmezler, (öyle) değil mi? Ve âmenû olanlarla buluştukları zaman: “Biz îmân ettik.” dediler. Şeytanlarıyla yalnız kaldıkları zaman: “Muhakkak ki biz, sizinle beraberiz. Biz (onlarla) sadece alay eden kimseleriz.” dediler. Allah da onlarla istihza (alay) eder ve onlara mühlet verir. Kendi azgınlıkları (isyanları) içinde bocalarlar. İşte onlar, o kimselerdir ki; hidayet ile dalâleti satın aldılar. Fakat onların ticareti, onlara hiç kâr sağlamadı ve hidayete ermiş değillerdi. Onların durumu, ateş yakıp böylece çevresindeki şeyleri aydınlattığı zaman Allah´ın nurlarını giderdiği ve onları karanlıklar içinde bıraktığı kimselerin durumu gibidir. (Artık) onlar göremezler. Sağır, dilsiz ve kördürler. Artık onlar, (Rab´lerine) dönmezler. Veya (onlar), gökten boşanan, içinde karanlıklar, gök gürlemesi ve şimşek bulunan bir yağmura (tutulmuş) gibidirler. Yıldırımların (dehşetinden) ölüm korkusuyla kulaklarını parmaklarıyla tıkarlar. Ve Allah, kâfirleri kuşatandır. Şimşek neredeyse onların gözlerini kamaştırır. Onları her aydınlatmasında onun (ışığında) yürürler. Ve onların üzerlerine karanlık çökünce de dikilip kalırlar. Ve eğer Allah dileseydi, onların duymalarını da görmelerini de elbette giderirdi. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir (herşeye gücü yeter). Ey insanlar! Rabbinize kul olun ki O, sizi ve sizden öncekileri yarattı. Umulur ki böylece siz, takva sahibi olursunuz. O (Allah) ki; yeryüzünü sizin için döşek ve göğü de bina kıldı. Ve gökten su indirdi. Ve böylece onunla mahsullerden sizin için rızık çıkardı. Öyleyse bile bile Allah´a eşler kılmayın. Eğer kulumuza indirdiğimiz şeyden (Kur´ân´dan) şüphe içindeyseniz, o zaman O´nun mislinden bir sure getirin ve Allah´tan başka şahitlerinizi de davet edin, eğer siz sadıklarsanız. Fakat, eğer yapamazsanız ki asla yapamazsınız, o taktirde kâfirler için hazırlanmış, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten sakının. Ve îmân edip, ıslâh edici (nefsi tezkiye ve tasfiye edici) amelde bulunanlar için altlarından nehirler akan cennetler olduğunu müjdele. Oradaki meyvelerden ve mahsullerden bir rızıkla her rızıklandırılışlarında: “İşte bu bizim daha önce de rızıklandırıldığımız (yediğimiz) şeydir.” dediler. (Evet) ona (dünyadaki rızıklarına) benzeri (lezzet ve nefaset bakımından çok farklısı) verilmiştir. Onlar için orada temiz eşler vardır ve onlar orada devamlı kalacak olanlardır. Hiç şüphesiz Allah, bir sivrisineği, hatta onun üstünde olanı da misal vermekten çekinmez. Fakat âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler), onun Rab´lerinden bir hak olduğunu muhakkak ki bilirler. Kâfirler (Allah´a ulaşmayı dilemeyenler) ise: “Allah, bu misalle ne demek istedi?” derler. (Allah) onunla birçoğunu dalâlette bırakır, birçoğunu da onunla hidayete erdirir. Ve fasıklardan başkasını dalâlette bırakmaz. O (fasıklar) ki; (kalû belâ günü Allah´a verdikleri) MİSAK´ten sonra Allah´ın ahdini bozarlar. Ve Allah´ın O´na (Allah´a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler. (Başka insanların, ruhlarını Allah´a ulaştırmalarına mani olurlar. Ve bu sebeple) yeryüzünde fesat çıkarırlar. İşte onlar (kazandıkları pozitif dereceler negatif derecelerden az olanlar) hüsranda olanlardır. Allah´ı nasıl inkâr edersiniz? (Kıyâmet günü sur´a üfürüldükten sonra) siz ölü idiniz. Sonra sizi (kıyâmet günü zaman tersine çalıştığı için) diriltti. Sonra sizi (sur´a ikinci üfürülüşünde yeniden) öldürecek. Sonra (sur´a üçüncü üfürülüşünde tekrar) diriltecek. Sonra da (İndi İlâhi´de) O´na döndürüleceksiniz. O (Allah) ki; yeryüzündeki şeylerin hepsini sizin için yarattı. Sonra (kudret ve iradesiyle) göğe yönelip, onları da yedi (kat) gök olarak düzenledi. Ve O, herşeyi en iyi bilen (Alîm)´dir. Ve Rabbin meleklere: “Muhakkak ki Ben, yeryüzünde bir halife kılacağım.” demişti. (Melekler de): “Orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birisini mi (halife) kılacaksın? Biz Seni, hamdinle tesbih ve Seni takdis ediyoruz.” dediler. (Rabbin de): “Muhakkak ki Ben, sizin bilmediklerinizi bilirim.” buyurdu. Ve Allah, Âdem´e O´nun (Allah´ın) bütün isimlerini (bu isimlerdeki hikmetleri) öğretti. Sonra onları meleklere arz ederek dedi ki: “Haydi sadıklardan iseniz bunları isimleri ile Bana haber verin (söyleyin).” (Melekler): “Seni tenzih ederiz.” dediler. “Senin bize öğrettiğinden başka (hiç)bir ilmimiz yoktur. Muhakkak ki Sen, Alîm´sin (en iyi bilensin), Hakîm´sin (hikmet sahibisin).” (Allah): “Ey Âdem! Bunları onlara, isimleriyle haber ver (bildir).” dedi. Âdem, onları isimleriyle onlara bildirdiği zaman (Allah, meleklere): “Ben size, Ben muhakkak ki, göklerin ve yerin bilinmeyenlerini bilirim. Ve sizin açıkladığınız ve (içinizde) gizlemekte olduğunuz şeyleri de bilirim, demedim mi?” dedi. Ve meleklere: “Âdem´e secde edin.” dediğimiz zaman iblis hariç, (onlar) hemen secde ettiler. (İblis) direndi ve kibirlendi. Ve kâfirlerden oldu. Dedik ki: “Ey Âdem! Sen ve eşin, cennette yerleşin. Ondan (ondaki yiyeceklerden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Ve şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.” Fakat şeytan, ikisinin (ayağını) oradan kaydırdı. Böylece ikisini de içinde oldukları şeyden (ni´metten) çıkardı. Ve: “Birbirinize düşman olarak (dünyaya) inin. Sizin için (belli) bir zamana kadar yeryüzünde oturma ve faydalanma vardır (geçimini temin etme ve faydalanma vardır).” dedik. Sonra Âdem, Rabbinden kelimeler aldı (ve Rabbine tövbe etti.) Bunun üzerine (Allah), onun tövbesini kabul buyurdu. Muhakkak ki O, Tevvab´tır, Rahîm´dir (tövbeleri kabul eden, merhametli ve rahmet nuru gönderendir). Biz dedik ki: “Hepiniz oradan (aşağıya) inin. Benden size mutlaka hidayet gelecektir. O zaman kim hidayetime tâbî olursa, artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar.” Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir, orada ebedî kalacak olanlardır. Ey İsrailoğulları! Sizi ni´metlendirdiğim o ni´metimi hatırlayın ve ahdimi yerine getirin. Ve (böylece) Ben de size olan ahdimi yerine getireyim (sizleri vaadettiğim cennetime alayım). Ve (ahdinize sadık kalmakta) sadece Benden korkun. Sizin yanınızda olanı (Tevrat´ı) tasdik edici olarak indirdiğim şeye (Kur´ân´a) îmân edin ve O´nu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve (sakın) âyetlerimi az bir bedelle satmayın. Ve sadece Bana karşı takva sahibi olun. Ve hakkı bâtıl ile karıştırmayın (örtmeyin) ve hakkı gizlemeyin. Ve (çünkü) siz biliyorsunuz. Ve namazı kılın (ikame edin) ve zekâtı verin ve rükû edenlerle beraber rükû edin. İnsanlara birr´i (tezkiye ve teslim olmayı) emrediyorsunuz da kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz, Kitab´ı okuduğunuz halde hâlâ akıl etmiyor musunuz? (Allah´tan) sabırla ve namazla istiane (yardım) isteyin. Ve muhakkak ki o (hacet namazı ile Allah´a ulaştıracak mürşidini sormak), huşû sahibi olanlardan başkasına elbette ağır gelir. O (huşû sahipleri) ki; onlar, Rab´lerine (dünya hayatında) muhakkak mülâki olacaklarına ve (sonunda ölümle) O´na döneceklerine yakîn derecesinde inanırlar. Ey İsrailoğulları! Size en´am ettiğim o ni´metimi ve Benim sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın. Ve hiç kimseden bir kimseye bir şeyin ödenmediği ve ondan (hiç kimseden) bir şefaatin kabul olunmadığı ve hiç kimseden bir fidye alınmadığı ve onlara yardım da edilmediği günden sakının. Ve sizi firavun ailesinden kurtarmıştık ki (onlar), size kötü azap ediyorlar, oğullarınızı kesip kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardır. Ve sizin için denizi yardık. Böylece sizi kurtarıp firavun ailesini boğduk. Ve siz de (bunu) görüyordunuz. Ve Musa´ya (Tur Dağı´nda) kırk gece (beraberlik) vaadetmiştik. Sonra siz, hemen onun ardından (Samiri´nin altından yaptığı) buzağıyı (tanrı) edindiniz. Ve (böylece) zalimler oldunuz. Sonra sizi, bunun (buzağıyı ilâh edinmenin) ardından affettik. Umulur ki böylece siz şükredersiniz. Ve Musa´ya, hidayete eresiniz diye kitap ve furkan vermiştik. Ve Musa kavmine: “Ey kavmim! Buzağıyı (ilâh) edinmenizle muhakkak ki siz, kendi nefslerinize zulmettiniz. Hemen Yaratıcınız´a tövbe edin. Artık nefslerinizi (birbirinizi) öldürün. Bu, Yaratıcınız katında sizin için daha hayırlıdır.” demişti. Böylece O, tövbenizi kabul buyurdu. Muhakkak ki O; O, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır. Ve: “Ya Musa! Biz, Allah´ı açıkça görmedikçe asla sana inanmayız.” demiştiniz. Sizi bunun üzerine yıldırım yakaladı. Ve siz de (bunu) görüyordunuz. Sonra umulur ki siz şükredersiniz diye ölümünüzden sonra sizi tekrar dirilttik. Ve bulutu sizin üstünüze gölgeledik. Size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yeyin. Ve onlar, bize zulmetmediler, fakat kendi nefslerine zulmediyorlardı. Ve o zaman demiştik ki: “Bu kasabaya girin, böylece onun (ni´metlerinden) dilediğiniz yerden bol bol yeyin. Secde ederek kapıdan girin ve “hıtta (günahlarımızın bağışlanmasını diliyoruz)” deyin. Biz de sizlere mağfiret edelim (günahlarınızı sevaba çevirelim). Ve muhsinlerin (ni´metlerini daha da) artıracağız.” Böylece o zalimler, sözleri, kendilerine söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Biz de o zaman fıska düştüklerinden dolayı o zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik. Ve Musa, kavmi için suya kavuşmayı istemişti. Biz de o zaman: “Asanla kayaya vur.” dedik. Böylece ondan (kayadan) on iki pınar fışkırdı. İnsanların hepsi kendi içeceği yeri (pınarını) bilmişti. Allah´ın rızkından yeyin, için ve sakın azıp yeryüzünde fesat çıkaranlar olmayın. Ve siz: “Ey Musa! Biz bir tek yemek (yemeye) sabredemeyiz. Bizim için Rabbine dua et. Bize yeryüzünün yetiştirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan çıkarsın.” demiştiniz. Musa: “Bir hayır olan bunu, daha değersiz olan bir şeyle değiştirmek mi istiyorsunuz? (Öyle ise) Mısır´a inin, sizin istediğiniz şeyler muhakkak ki orada var.” demişti. (Sonra da) onların üzerlerine fakirlik ve sefalet (damgası) vuruldu. Ve onlar, Allah´tan bir gazaba uğradılar. Muhakkak ki bu, Allah´ın âyetlerini inkâr ettikleri ve peygamberleri haksız yere öldürdükleri içindi. İşte bu (ceza) isyan edip, haddi aşmakta oldukları içindi. Şüphesiz ki; âmenû olanlar, yahudiler, hristiyanlar ve sabiiler, bunlardan her kim, Allah´a ve yevm´il âhire inanır ve ıslâh edici ameller işlerse (nefsini tezkiye ederse), bu durumda onların mükâfatları Rab´lerinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. Sizin misakinizi (yeminlerinizi) aldığımız zaman Tur Dağı´nı üstünüze kaldırmıştık. Size verdiğimiz şeylere kuvvetle sarılın ve onun içindeki şeyleri hatırlayın ki; böylece takva sahibi olasınız. Siz bundan (bu sözü verdikten) sonra döndünüz. Eğer Allah´ın fazlı ve O´nun rahmeti sizin üzerinize olmasaydı, siz muhakkak ki hüsrandaki (kimse)lerden olurdunuz. Andolsun ki sizden cumartesi günündeki (avlanma yasağını) çiğneyenleri biliyordunuz. O zaman onlara: “Kovulmuş maymunlar olun.” dedik. Böylece onu (cezayı) hayatta olanlara ve onların ardından geleceklere bir ibret ve takva sahipleri için bir öğüt kıldık. Musa kavmine: “Muhakkak ki Allah, sizin bir inek kesmenizi emrediyor.” demişti. (Onlar): “Bizimle alay mı ediyorsun?” dediler. (Musa) onlara: “Cahillerden olmaktan Allah´a sığınırım.” demişti. (Onlar da) dediler ki: “Bizim için Rabbine dua et, onun ne (evsafta) olduğunu bize açıklasın.” (Musa) dedi ki: “Hiç şüphesiz O buyuruyor ki; muhakkak o ne genç ne de yaşlı, ikisinin ortası yaşta bir inek (olsun). Öyleyse emrolunduğunuz şeyi yapın.” (Onlar da) dediler ki: “(Öyle ise) bizim için Rabbine dua et de onun rengi nedir, bize açıklasın.” (Musa): “Şüphesiz O, buyuruyor ki; o muhakkak görenlerin hoşuna gidecek parlak, sarı renkte bir inektir.” dedi. (Onlar da) dediler ki: “(Öyle ise) bizim için Rabbine dua et, onun nasıl bir şey olduğunu bize açıklasın. Muhakkak ki bu inek, bize (diğer ineklerin) benzeri gibi geliyor. Eğer Allah dilerse, muhakkak ki biz (kesilmesi emrolunan sığıra) ulaşırız.” (Hz. Musa) dedi ki: “Şüphesiz O, buyuruyor ki; muhakkak ki o henüz boyunduruk altına alınmamış bir inektir. Yeri sürmez, ekin sulamaz. Salmadır, hiç alacası, lekesi yoktur.” Dediler ki: “İşte şimdi hakikatle (gerçekle) geldin.” Böylece onu (o evsafta bir inek) kestiler. Az kalsın bunu yapamayacaklardı. Ve siz, bir adam öldürmüştünüz de (katilini saklayarak) onun hakkındaki (suçu) birbirinize yüklemiştiniz. Oysa Allah, gizlemiş olduğunuz şeyi (açığa) çıkarandır. O zaman Biz: “Onun (ineğin) bir kısmıyla ona (öldürülen adama) vurun.” demiştik. (Vurunca ölü adam dirildi), işte böylece Allah ölüleri diriltir ve size âyetlerini (kudretinin ispatını) gösterir. Umulur ki; aklınızı kullanırsınız (akıl edersiniz). Sonra yine kalpleriniz kasiyet bağladı (katılaştı ve karardı), taş gibi, hatta daha da kasvetli oldu. Ve muhakkak ki taşlardan öyleleri vardır ki, ondan ırmaklar kaynar. Ve muhakkak ki ondan (taştan) öyleleri vardır ki; yarılır da içinden su çıkar. Ve şüphesiz öyleleri vardır ki; Allah´a öyle huşû duyar ki aşağıya düşer. Ve Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir. (Ey mü´minler)! Şimdi bunların size inanacaklarını umuyor musunuz? Onlardan bir fırka (grup) vardı ki; Allah´ın kelâmını işitip ona arif olduktan (öğrendikten) sonra onu bile bile tahrif ederlerdi. Ve onlar, âmenû olanlarla (Allah´a ulaşmayı dileyenlerle) karşılaştıkları (mülâki oldukları) zaman “Âmenû olduk.” dediler. Yalnız kaldıkları zaman onlardan bazıları bazılarına: “Allah´ın size açıkladığı şeyleri (Resûlallah´a ait evsafı) onlara (mü´minlere) Rabbinizin katında size karşı hüccet (delil) göstersinler diye mi açıklıyorsunuz? Hâlâ akıl etmiyor musunuz?” dediler. Ve onlar, gizlenen ve açıklanan şeyleri Allah´ın biliyor olduğunu bilmiyorlar mı? Onlardan bir kısmı ümmîlerdir. Onlar (Allah´ın) Kitabı´nı bilmezler, sadece emaniyyeyi (kişilerin yazdığı kitapları) bilirler. Ve onlar sadece zannediyorlar. Yazıklar olsun onlara ki; elleriyle kitap yazarlar, sonra da (emaniyye bilgiler içeren) bu yazdıklarını az bir bedel (para) karşılığında satmak için: “Bu, Allah´ın indindendir.” derler. Yazıklar olsun onlara, elleriyle yazdıkları şeylerden dolayı. Yazıklar olsun onlara, kazandıkları şeyler sebebiyle. Ve (o emaniyyeye tâbî olanlar): “Ateş bize ancak sayılı birkaç gün dokunacak (günahlarımız kadar yanıp cennete gireceğiz).” dediler. De ki: “Allah katından bir ahd mi edindiniz?” (Eğer böyle bir ahd, almışsanız) Allah, ahdinden asla dönmez (Allah´ın ahdinde hilâf olmaz). Yoksa Allah´a karşı bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? Hayır, (sandığınız gibi değil) kim günah kazanmış da hataları kendisini kuşatmışsa; işte onlar, ateş halkıdır ve içinde de devamlı kalacaklardır. Ve âmenû olup (Allah´a ulaşmayı dileyip), ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amel işleyenler, işte onlar, cennet halkıdır ve içinde (cennette) devamlı kalacaklardır. Biz, İsrailoğulları´ndan: “Allah´tan başkasına kul olmayın, ana-babaya, yakınlara, (akrabaya) yetimlere ve miskinlere ihsanda bulunun, insanlara güzel söz söyleyin, namazı (hakkıyla) kılın, zekâtı verin.” diye misak almıştık. Sonra da sizden pek azınız hariç, yüz çevirdiniz. (Zaten) siz döneklersiniz. Ve “Birbirinizin kanlarını dökmeyin, birbirinizi yurdunuzdan çıkarmayın.” diye sizden misak almıştık. Siz de bunu (misakinizi) ikrar etmiştiniz. Sizler (buna) şahadet edersiniz. Sonra siz (o kişilersiniz ki); birbirinizi öldürüyorsunuz, sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyorsunuz ve onlara karşı günah ve düşmanlıkta yardımlaşıyorsunuz. Eğer onlar, size esir olarak gelecek olsalar (yine de onların yurtlarında kalmalarına izin vermeyip) fidye karşılığı değiştirirsiniz. Oysa o, onların (yurtlarından) çıkarılması size haram kılınmıştı. Yoksa Kitab´ın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası; dünya hayatında ancak rezilliktir. Kıyâmet gününde ise onlar azabın en şiddetlisine maruz bırakılır. Allah, yaptığınız şeylerden gâfil değildir. İşte onlar öyle kimselerdir ki, dünya hayatını ahirete karşı satın almışlardır. Bu sebeple azap onlardan hiç hafifletilmeyecek ve onlara yardım da olunmayacaktır. Andolsun ki Biz, Musa´ya kitap verdik ve ondan sonra da birbiri ardından (araları kesilmeksizin, peşpeşe) resûller gönderdik. Ve Meryem´in oğlu İsa´ya beyyineler (açık kanıtlar) verdik ve onu Ruh´ûl Kudüs ile destekledik. Her ne zaman size bir resûl, nefslerinizin hoşlanmadığı bir şeyle (emirle) geldiyse, hemen kibirlendiniz. Bu sebeple bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını da öldürdünüz. Ve dediler ki: “Bizim kalplerimiz kılıflıdır.” Hayır, Allah, küfürleri (sebebi) ile onları lânetledi. Bu sebeple ne kadar az îmân ediyorlar. Onlara, Allah katından onların beraberindeki şeyi (Tevrat´ı) tasdik eden bir Kitap, (Kur´ân) geldiği zaman (O´nu kabul etmediler). Oysa (Kur´ân gelmeden) önce kâfirlere karşı (zor durumda kaldıklarında, Tevrat´ta bahsi geçen ahir zaman Peygamberi adına) fetih ve zafer için (Allah´tan) yardım isteyip dururlardı. O (Tevrat´ta vasfını) bildikleri (Peygamber) onlara gelince O´nu inkâr ettiler. Bu yüzden Allah´ın lâneti kâfirlerin üzerindedir. Onların, Allah´ın kullarından dilediği kimse üzerine, fazlından indirmekte olduğuna (vahye), haset ederek Allah´ın indirdiği şeyi inkâr etmeleri ve bununla kendilerini satmaları ne kadar kötü şey. Böylece gazaptan gazaba uğradılar. Kâfirler için alçaltıcı bir azap var. Onlara: “Allah´ın indirdiğine îmân edin.” denildiği zaman: “Biz, bize indirilene îmân ederiz.” dediler. Ve onun arkasındakini (ondan sonra geleni) inkâr ederler. Ve o haktır. Ve onların yanındakini tasdik edicidir. De ki: “Eğer siz, mü´minler iseniz bundan önce niye Allah´ın peygamberlerini öldürüyordunuz?” Andolsun ki; Musa size beyyineler (açık deliller) ile geldi. Sonra siz onun ardından buzağıyı (ilâh) edindiniz ve siz zalimlersiniz. Sizden, misak almış ve Tur´u üstünüze yükseltmiştik. Size verdiğimiz (Tevrat´ı) şeyi, kuvvetle alın ve (emirlerimizi) işitin (demiştik). “İşittik ve isyan ettik.” dediler. Küfürleri sebebiyle onların kalpleri içine buzağı(ya tapmanın) küfrü içirildi (yerleştirildi). De ki: “Eğer siz mü´min (kimse)ler iseniz îmânınız size onunla ne kötü şeyler emrediyor.” De ki: “Allah katındaki ahiret yurdu (gerçekten dediğiniz gibi) eğer başka insanların değil de sadece sizin için ise (ve bu iddianızda) eğer sadıklarsanız haydi (o zaman) ölümü temenni edin.” Ve elleriyle takdim ettikleri (günahları) sebebiyle bunu (ölümü), ebediyyen asla temenni etmezler. Ve Allah, zalimleri bilir. Ve onları hayata karşı mutlaka insanların en hırslısı bulursun. (Hatta) o müşriklerden herbiri şâyet bin sene ömürlendirilse; (yaşamayı) sever (arzu eder). Oysa onun ömürlendirilmesi, onu azaptan uzaklaştırıcı değildir. Allah yaptıklarınızı görendir. De ki: “Kim Cibril´e düşmansa o zaman (bilsin ki) muhakkak ki O, ellerindeki (daha önceki kitapları) tasdik eden (Kur´ân´ı), Allah´ın izniyle senin kalbine indirdi. (O Kur´ân), mü´minler için bir hidayet (rehberi) ve müjdedir.” Kim, Allah´a ve O´nun meleklerine ve O´nun resûllerine ve Cebrail´e ve Mikail´e düşman olursa, o taktirde muhakkak ki Allah kâfirlere düşmandır. Andolsun ki sana apaçık âyetler indirdik. Ve bunları fasıklardan başka kimse inkâr etmez. Bir ahd yaptıkları zaman, her defasında onlardan bir kısmı onu nakzettiler mi (bozdular mı)? Evet, (bozdular). Onların çoğu îmân etmezler. Ve onlara ne zaman Allah katından beraberlerindeki şeyi (Kitap´ı) tasdik eden (doğrulayan) bir resûl gelse; kitap verilenlerden bir kısmı, sanki hiç bilmiyorlarmış gibi, Allah´ın Kitap´ını arkalarına atıverdiler. Onlar, Süleyman (A.S)´ın mülkü üzerine şeytanların okuduğu (anlattığı, tilâvet ettiği) şeylere tâbî oldular (uydular). Süleyman (A.S), inkâr etmedi (sihir yapmadı ve kâfir olmadı). Fakat şeytanlar insanlara, sihri ve Babil Şehri´ndeki iki meleğe, Harut ve Marut´a indirilen şeyleri öğretmekle kâfir oldular. Oysa onlar: “Biz sadece bir fitneyiz (sizin için bir imtihanız). O halde (sakın sihir ilmini öğrenerek) kâfir olmayın.” demedikçe hiç kimseye bunu öğretmezlerdi. Fakat o ikisinden, erkek ile karısının arasını açacak şeyler öğreniyorlardı ve de onlar, Allah´ın izni olmadan onunla (sihirle) hiç kimseye zarar verebilecek değillerdir. Ve onlar kendilerine fayda vermeyen, zarar veren şeyleri öğreniyorlar. Andolsun ki onlar, onu (sihri ve ona ait bilgileri) satın alan kimsenin ahirette bir nasibi olmadığını kesin olarak öğrendiler. Elbette onunla (sihre karşılık) nefslerini sattıkları şey ne kötü, keşke bilselerdi. Şâyet onlar âmenû olup (Allah´a ulaşmayı dileyip) takva sahibi olsalardı; Allah katından (kendilerine verilecek) sevap, elbette daha hayırlı (olacaktı), eğer biliyor olsalardı. Ey îmân edenler! “Raina (bizi gözet)” demeyin. ve “unzurna (bize bak)” deyin ve (Allah´ın hükmünü) dinleyin (işitin). Ve kâfirler için elîm bir azap vardır. Ehli kitaptan kâfir olanlar ve müşrikler, Rabbinizden sizin üzerinize hayırdan (rahmet ve fazl) indirilmesini sevmezler (istemezler). Ve Allah, rahmetini dilediği kimseye tahsis eder. Ve Allah, fazlıl azîmin sahibidir. Biz bir âyetten neyi nesheder (kaldırır, değiştirir)sek veya neyi unutturursak, ondan daha hayırlısını veya onun mislini getiririz. Bilmez misin? Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir. Bilmez misiniz? Muhakkak ki göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır, O´nundur. Ve sizin için Allah´tan başka dost ve yardımcı da yoktur. Yoksa siz de, daha önceden Musa´ya sorulduğu gibi, resûlünüzü (ondan şüpheye düşerek) sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Kim îmânı küfür ile değiştirirse andolsun ki; doğru yoldan sapmıştır. Ehli kitaptan çoğu, hak kendilerine apaçık beyan edildikten (belli olduktan) sonra nefslerinin içindeki hasetten dolayı, sizin îmânınızdan sonra kâfir olmanızı (fıska düşmenizi) arzu ederler. Ta ki; Allah´ın (bu husustaki) emri gelinceye kadar bağışlayıp, hoşgörün. Hiç şüphesiz Allah, herşeye kaadirdir. Namazı (gereği üzere) kılın, zekâtı verin. Nefsleriniz için hayır olarak takdim ettiğiniz (sunduğunuz) şey (ne ise) Allah´ın indinde onu bulursunuz. Muhakkak ki Allah, amellerinizi görücüdür. Dediler ki: “Cennete yahudi veya hristiyan olan kişinin dışında kimse girmeyecektir.” Bu, onların emaniyye (zan ve kuruntularına ait bilgi)leridir. De ki: “Eğer siz (iddianızda) sadıklar iseniz delilinizi getirin.” Hayır, (öyle değil), kim vechini (fizik vücudunu) Allah´a teslim ederse o, muhsinlerden (olur). Artık onun mükâfatı Rabbinin katındadır. Onlara (onların üzerine) korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. Yahudiler dedi ki: “Hristiyanlar bir şey (hak bir dîn) üzere değildir.” Hristiyanlar dedi ki: “Yahudiler bir şey (hak bir dîn) üzere değildir.” Halbuki onlar (her iki taraf da) Kitap´ı okuyorlar (tilâvet ediyorlar). Tıpkı onlar gibi (bu hususta) bilgisi olmayanlar da (taklit yolunu seçerek) onların dediklerine benzer (sözler söylediler). Böylece Allah, ihtilâf içinde oldukları o şey hakkında, kıyâmet günü, onların aralarında hükmünü verecektir. Allah´ın mescidlerinde O´nun adının zikredilmesini men eden (engelleyip yasaklayan) ve onların (mescidlerin) harap olmasına çalışan kimseden daha zalim kim vardır? Bunlar için mescidlere girmek yoktur. Ancak (endişe ve) korku içinde (oraya o mescidlere girebilirler). Onlar için dünyada rezillik, ahirette de azîm azap (azabın en büyüğü) vardır. Doğu da Allah´ındır batı da (doğu da batı da Allah içindir). Artık hangi tarafa dönerseniz dönün, Allah´ın Vechi (Zat´ı) oradadır. Çünkü Allah, herşeyi kuşatan (Vâsiun Alîm)dir. “Allah çocuk edindi.” dediler. (Haşa!) O, (bundan) münezzehtir (berîdir). Hayır, göklerde ve yerde ne varsa (hepsi) O´nundur (O´nun içindir). Hepsi de O´na boyun eğmiş (emrine amade bir vaziyette)dir. Gökleri ve yeri, eşsiz, örneksiz (ilâhi bir tarzda ilk olarak) yaratandır. O, emir olarak bir şeyi kaza etmek (irade etmek, ifa etmek) istediği zaman o şeye muhakkak ki (sadece) “Ol!” der. O da hemen oluverir. (Gerçeği) bilmeyenler dediler ki: “Allah bizimle konuşsa ya.” veya “Bize de bir âyet gelse ya.” Bunlar gibi bundan öncekiler de onların dediklerine benzer (sözler) söyledi. Onların kalpleri (de ne kadar) birbirine benzer. Âyetlerimizi yakîne ulaşan (üst seviyede hakikati bilip şüpheden kurtulan) bir kavim (topluluk) için beyan etmişizdir (açıklamışızdır). Hiç şüphesiz Biz seni, hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ashabı cehîm (cehennemlikler)den sana sual etmeyiz (sen cehenneme gideceklerden sorumlu değilsin). Sen onların dînine tâbî olmadıkça (uymadıkça) ne yahudiler ve ne de hristiyanlar senden (asla) razı olmazlar. De ki: “Muhakkak ki Allah´a ulaşmak (var ya) işte o, hidayettir.” Sana gelen bunca ilimden sonra eğer onların hevalarına uyarsan andolsun ki; Allah´tan sana ne bir dost ve ne de bir yardımcı olur. Kendilerine kitap verdiğimiz (nebîler ve resûller) kimseler, onu hakiki bir tilâvet ile tilâvet ederler (okuyup açıklarlar). İşte onlar, buna îmân ederler. Kim de onu (inkâr edip) kâfir olursa işte onlar da hasirundur (hüsrana düşenlerdir). Ey İsrailoğulları! Sizin üzerinize en´am ettiğim o ni´metimi hatırlayın. Muhakkak ki Ben, (bir zamanlar) sizi âlemlere üstün kılmıştım. Kimseden kimseye bir şey ödenmediği ve onlardan bir fidye (bedel) kabul edilmeyeceği ve kendilerine şefaatin fayda vermeyeceği ve onlara yardım da olunmayacağı bir günden sakının. Hani o zaman ki; Rabbi İbrâhîm´i (birtakım) kelimelerle imtihan etti. Nihayet imtihan tamamlanınca da (Allah şöyle) buyurdu: “Muhakkak ki Ben, seni insanlara imam kılacağım.” (İbrâhîm A.S): “Benim zürriyetimden de (imamlar kıl).” deyince; (Allah): “Benim ahdime (imamlık ve önderlik rahmetime, senin zürriyetinden olan) zalimler nail olamaz.” diye buyurdu. Hani Biz Beyt´i (Kâbe´yi) insanlar için sevap (kazanılacak) ve emin (bir yer) kılmıştık. Siz de İbrâhîm´in makamından bir namaz yeri ittihaz edin (edinin) ve Biz, İbrâhîm ve İsmail´e de şöyle ahd (emr) etmiştik: “Tavaf edenler, akifler (ibadet için kalanlar), rükû ve secde edenler için Beytim´i tertemiz tutun.” İbrâhîm: “Rabbim burayı emin (güvenli) bir belde kıl. Onun halkından Allah´a ve yevm´il âhire îmân edenleri semerelerinden (türlü çeşit meyvelerden) rızıklandır.” dediği zaman (Allah) şöyle buyurdu: “Kâfir olan kimseyi de (yaşadığı) az bir süre geçindirir ve sonra onu ateş azabına maruz bırakırım. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.” Hani o zaman ki; İbrâhîm ve İsmail, Beyt´in (Kâbe´nin) temellerini yükseltiyorlardı (ve şöyle dua ediyorlardı): “Rabbimiz, bizden (bunu) kabul buyur. Muhakkak ki Sen, (evet) Sen, (herşeyi işiten ve bilen) Semîul Alîm´sin.” Rabbimiz, bizim ikimizi sana teslim olanlardan kıl, zürriyetimizden de sana teslim olan bir (topluluk) ümmet (kıl). Bize (hac) ibadetinin yerlerini (ve kurallarını) göster. Tövbemizi kabul et. Muhakkak ki Sen, (evet) Sen, Tevvabür Rahîm´sin (tövbeleri kabul eden ve rahmet gönderensin). Rabbimiz, onların içinden (birini), onların içinde (arasında) onlara Senin âyetlerini tilâvet edecek (okuyup açıklayacak), onlara Kitap´ı ve hikmeti öğretecek ve onları (nefslerini) tezkiye (ve tasfiye) edecek resûl beas et (hayata getir). Muhakkak ki Sen, (evet) Sen, Azîzül Hakîm´sin. Nefsini sefih kılan (kendi kendini bilmeyen) kişi hariç, kim İbrâhîm´in dîninden (yüz çevirir) uzaklaşır? Andolsun ki; Biz, onu dünyada seçtik. Muhakkak ki o, ahirette de salihlerdendir. Hani Rabbi ona: “Teslim ol!” dediği zaman “Âlemlerin Rabbine teslim oldum.” dedi. İbrâhîm de bunu kendi oğullarına vasiyet etti. Yâkub da: “Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah, bu dîni sizin için seçti. Artık siz ölmeyin. Ancak Allah´a teslim olarak (ölün).” dedi. Yoksa Yâkub, ölüme hazır olduğu zaman: “(Ey yahudiler)! Siz orada şahit miydiniz?” Hani Yâkub, o zaman oğullarına: “Ben öldükten sonra kime kul olacaksınız?” dedi. Onlar da: “Senin ilâhına, ataların İbrâhîm, İsmail ve İshak´ın ilâhı olan Tek İlâh´a kul olacağız. Zaten biz, O´na teslim olanlarız.” dediler. İşte onlar bir ümmetti ki geldi, geçti. Onların kazandığı şeyler kendilerine, sizin kazandığınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından siz sorumlu değilsiniz. Ve dediler ki: “Yahudi veya hristiyan olun ki; hidayete eresiniz.” De ki: “Hayır. İbrâhîm´in milleti haniftir (hidayete ermiştir). (Çünkü o); müşriklerden olmadı. Deyin ki: “Biz Allah´a, bize indirilenlere, İbrâhîm´e İsmail´e, İshak´a, Yâkub ve torunlarına indirilenlere, Musa ve İsa´ya verilenlere ve (diğer) nebîlere, Rab´leri (tarafı)ndan verilenlere (sahife, kitap ve vahiylere) îmân ettik. Onların arasında hiçbir ayırım yapmayız (fark gözetmeyiz). zaten biz, O´na teslim olanlarız.” Eğer onlar da sizin O´na (Allah´a) îmân ettiğiniz gibi îmân etselerdi, muhakkak ki hidayete ererlerdi. Ve eğer (yüz çevirirlerse) dönerlerse, mutlaka bir ayrılık içindedirler (Allah´ın yolundan ayrılmışlardır). Allah, (onlara karşı) sana kâfi (yeterli)dir. O, (herşeyi işiten ve bilen) Semîul Alîm´dir. Allah´ın boyası (ile boyan). Allah´ın boyası ile boyanandan daha güzel (ahsen) olan kimdir? Ve (işte) biz, O´na kul olanlarız. De ki: “Allah hakkında bizimle mücâdele mi ediyorsunuz? O, bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size aittir. Ve biz, onun için ihlâs sahibi (muhlis) (kul)larız.” Yoksa siz: “Muhakkak ki; İbrâhîm, İsmail, İshak, Yakup ve torunları yahudi veya hristiyan idiler mi?” diyorsunuz. De ki: “Sizler mi daha iyi biliyorsunuz, yoksa Allah mı?” Allah´tan (verilen) Allah´ın katındaki şahitliği gizleyen kimseden daha zalim olan kimdir? Allah, yaptıklarınızdan gâfil değildir. İşte onlar bir ümmetti ki geldi, geçti. Onların kazandığı şeyler kendilerine, sizin kazandıklarınız da sizedir. Onların yapmış olduklarından siz sorumlu değilsiniz. İnsanlardan sefih olanlar diyecekler ki: “Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?” De ki: “Doğu da batı da Allah´ındır. O, dilediğini Sıratı Mustakîm´e ulaştırır.” İşte böylece insanların üzerine (hak) şahitler olmanız için Biz, sizi vasat (hayırlı, üstün ve faziletli) bir ümmet kıldık. Resûl de sizin üzerinize şahit olsun. Biz sadece Resûl´e uyanı, topuğu üzerinde geriye dönenden ayırıp bilmeniz için, halen o üzerine (yönelmekte) olduğunuz (Kâbe´yi) kıble yaptık. Bu elbette zor bir iştir, ancak Allah´ın hidayete erdirdiği kimseler hariç (bu onlara zor gelmez). Allah sizin îmânınızı zayi edecek değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara (çok şefkatli ve merhametli) Rauf´ur Rahîm´dir. Andolsun ki Biz, senin (ilâhi emri bekleyerek), yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Artık seni razı (hoşnut) olacağın kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram´a (tarafına) çevir. Siz de (Ey mü´minler)! Nerede iseniz (olursanız olun) (namazda) yüzlerinizi o yöne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler bunun Rab´lerinden (gelme) bir hak olduğunu elbette bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir. Andolsun ki; kendilerine kitap verilenlere âyetlerin (kanıt, belge) hepsini getirsen yine de senin kıblene tâbî olmazlar (uymazlar). (Elbette) sen de onların kıblesine uymazsın. (Zaten) onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Andolsun ki; sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan; hiç şüphesiz o zaman sen de, elbette zalimlerden olursun. Kendilerine kitap verdiklerimiz, O´na (Hz. Muhammed (S.A.V)´e) kendi oğullarına arif oldukları (tanıdıkları) gibi ariftir (tanıyıp bilir)ler. Ama muhakkak ki onlardan bir kısmı (bir fırka), bile bile hakkı gizlerler. Hak, Rabbinden (sana gelen)dir. Sakın şüpheye düşenlerden olma! Hepsinin (bütün milletlerin, ümmetlerin) bir yönü vardır ki; ona doğru dönerler (yönelirler). Siz ise (ey Muhammed ümmeti!) hayırlarda (birbirinizle) yarışın. (O zaman, o taktirde) nerede olursanız olun, Allah sizleri biraraya getirir. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir. Nereden yola çıkarsan çık. (Namazda) vechini (yüzünü) Mescid-i Haram yönüne çevir. Bu, hiç şüphesiz Rabbinden elbette bir hak (emir)dir. Allah yaptıklarınızdan gâfil (habersiz) değildir. Nereden (yola) çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, yüzlerinizi o yöne çevirin ki; insanların sizin aleyhinizde (kullanabilecekleri) delil olmasın. Onlardan zulmedenler hariç. Öyleyse onlardan korkmayın. Benden (sizin üzerinizdeki sevgimin azalacağından) korkun ki; sizin üzerinizdeki ni´metimi tamamlayayım da böylece hidayete eresiniz. Nitekim size içinizde (görev yapmak üzere) sizden bir Resûl (Peygamber) gönderdik ki; âyetlerimizi size tilâvet etsin (okuyup açıklasın) ve sizi (nefsinizi) tezkiye etsin, size kitap ve hikmet öğretsin ve (hikmetin de ötesinde) bilmediğiniz şeyleri öğretsin. Öyle ise Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim. Ve Bana şükredin ve sakın küfür üzerine olmayın. Ey îmân edenler! Sabır ve namazla istiane isteyin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir. Ve Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında olmazsınız. Ve sizi biraz korku, biraz açlık, biraz da maldan, candan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan ederiz. Sabredenleri müjdele. Onlar ki; kendilerine bir musîbet isabet ettiği zaman: “Biz muhakkak ki Allah içiniz (O´na ulaşmak ve teslim olmak için yaratıldık) ve muhakkak O´na döneceğiz (ulaşacağız).” dediler. Onlar (dünya hayatında Allah´a mutlaka döneceklerinden emin olanlar var ya), Rab´lerinden salâvât ve rahmet onların üzerinedir. İşte onlar, hidayette olanlardır. Safa ile Merve, Allah´ın (ibadet yerlerini gösterir dîni) şiarlarındandır (nişanlarındandır). Artık kim Beyt´i (Kâbe´yi) hacceder ve umre (niyetiyle ziyaret ederse), bu ikisini tavaf etmesinde bir günah yoktur. Her kim de kendiliğinden (vacip olmadığı halde) hayır yaparsa mutlaka Allah da şakir (şükrün karşılığını veren) ve Alîm (herşeyi bilen)´dir. İndirdiğimiz o beyyinelerden olan şeyleri ve hidayeti (ölmeden evvel ruhun Allah´a ulaştırılmasını) Kitap´ta Allah insanlara açıkladıktan sonra gizleyenler (var ya), onlara, hem Allah lânet eder hem de lânet ediciler lânet eder. (Ancak) tövbe edenler, ıslâh (tezkiye) olanlar ve beyan edenler (açıklayıp ortaya koyanlar) hariç. (Onlara lânet olunmaz), bu taktirde artık onların tövbelerini kabul ederim. Çünkü; (tövbeleri kabul eden, Rahîm esmasıyla tecelli eden) Tevvabür Rahîm, Benim. Muhakkak ki (Allah´a ruhun ölmeden ulaşmasını yani hidayeti) küfredip (örtüp gizleyip) kâfir olarak ölenlere, işte onlara, Allah´ın, meleklerin ve insanların hepsinin lâneti onların üstünedir. (Onlar) onun (lânetin) içinde ebediyyen kalacak olanlardır. Onlardan azap hafifletilmez ve onlara bakılmaz. Sizin ilâhınız tek bir ilâhtır. O´ndan başka ilâh yoktur. O, Rahmân´dır, Rahîm´dir. Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, insanlara yarar sağlayarak denizde akıp giden o gemilerde, O´nun (Allah´ın) gökten su indirip böylece onunla, ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, orada bütün hayvanlardan yaymasında, rüzgârların (değişik yönlerden) esmesinde ve yerle gök arasında musahhar (emre amade) kılınmış bulutlarda akıl eden kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır. Ve insanlardan bir kısmı, Allah´tan başka “eş ve ortak (putlar)” edinenler, onları (eş ve ortak edindikleri şeyleri), Allah´ı sever gibi severler. (Oysa) âmenû olanların Allah´a olan sevgileri çok daha kuvvetlidir. Ve zulmedenler, azap görecekleri (azaba uğrayacakları) zaman, bütün kuvvetin tamamen Allah´a ait olduğunu ve Allah´ın şiddetli azabı olduğunu keşke görselerdi (bilselerdi). O zaman tâbî olunanlar, (kendilerine) tâbî olanlardan berî oldular (uzaklaştılar) ve azabı gördüler. (Artık) onlarla (aralarındaki) bütün sebepler (bağlar) koparıldı. Ve o (Allah´tan başkasına) tâbî olanlar dedi ki: “Keşke bizim için (dünyaya) bir kere daha dönüş olsaydı. O zaman bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşırdık.” Böylece Allah, onlara amellerinin hasara uğradığını (hüsrana düştüklerini) gösterecek. Ve onlar ateşten çıkacak da değiller. Ey insanlar! Yeryüzündeki helâl ve temiz şeylerden yeyin. Ve şeytanın adımlarına tâbî olmayın (izinden gitmeyin). Muhakkak ki o, sizin için apaçık bir düşmandır. O size sadece kötülüğü, fuhşu (hayasızlığı) ve Allah´a karşı (Allah hakkında) bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. Ve onlara: “Allah´ın indirdiği şeye tâbî olun!” denildiğinde; “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yola) tâbî oluruz.” dediler. Ve eğer, onların ataları hiçbir şeyi akıl etmiyor ve hidayete ermemiş olsalar bile mi? O inkâr edenlerin (kâfirlerin) hali, haykırması sebebiyle bağırıp çağırmadan başka bir şey işitmeyen (anlamayan) kimsenin durumu gibidir. (Onlar) sağır, dilsiz ve kördürler. Bu yüzden onlar akıl edemezler (idrak edemezler). Ey âmenû olanlar! Sizi rızıklandırdığımız temiz (helâl) şeylerden yeyin. Ve eğer sadece O´na kul olduysanız, Allah´a şükredin. Fakat (Allah) size, sadece ölü hayvan etini, kanı, domuz etini haram kıldı. Ve Allah´tan başkası için olanı (putlar ve şahıslar adına kesilen hayvanı) helâl kılmadı. Ama kim zarurette (açlıkta ve zor durumda) kalırsa, o taktirde (başkasının) hakkına el uzatmamak ve zaruret miktarını aşmamak (şartıyla) onun üzerine günah yoktur. Muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahîm´dir. Muhakkak ki onlar, Allah´ın indirdiği Kitap´tan bir şeyleri gizlerler ve onu az bir bedelle satarlar. İşte onların yedikleri (bu rüşvet), karınlarında ateşten başka bir şey olmaz. Ve kıyâmet günü Allah, onlarla konuşmayacak ve onları tezkiye de etmeyecek (temize de çıkarılmayacaklar). Ve onlar için elîm bir azap vardır. İşte onlar ki hidayet karşılığında dalâleti; mağfiret karşılığında da azabı satın alanlardır. Öyleyse onları ateşe karşı bu kadar sabırlı kılan nedir? İşte bu (azap), Allah´ın, Kitap´ı hak ile indirmiş olması sebebiyledir. Ve muhakkak ki Kitap hakkında ihtilâfa düşenler, mutlaka uzak bir ayrılık içindedirler. Yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz (hakiki îmânı yansıtan) BİRR (ebrar kılacak davranış biçimi) değildir. Lâkin birr, kişinin, Allah´a, yevm´il âhire (Allah´a ulaşılan sonraki güne, hidayet gününe, vuslat gününe) meleklere, Kitab´a ve peygamberlere îmân etmesi ve sevdiği maldan, akrabalara (yakınlık sahiplerine), yetimlere, miskinlere (çalışamaz durumda olan ihtiyarlara), yolda kalmış yolculara, isteyen (muhtaçlara), köle ve (kurtulmaları için) esirlere vermesi ve namazı kılması, zekâtı vermesidir. Ve (Allah´a ve insanlara) ahd verdikleri zaman ahdlerine vefa edenler (yerine getirenler), zorlukta ve darlıkta ve şiddetli savaş halinde sabredenler, işte onlar sadık olanlardır. İşte onlar muttekilerdir (takva sahibi olanlardır). Ey âmenû olanlar! Katl (öldürülme) konusunda kısas üzerinize yazıldı (size farz kılındı). Hüre hür, köleye köle, dişiye dişi (kısas olunur), fakat kim, onun (öldürülenin) kardeşi tarafından bir şey ile (bir diyet karşılığı) affolunursa (bağışlanırsa), o taktirde gereken, örfe tâbî olunması ve ona (affedene), (diyetin) ihsanla ödenmesidir. İşte bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Artık kim bundan sonra haddi aşarsa (saldırıya kalkarsa) o zaman onun için elîm bir azap vardır. Ey ulûl´elbab! Kısasta sizin için hayat vardır. Umulur böylece ki siz, takva sahibi olursunuz. Sizden birinize ölüm geldiği zaman eğer bir hayır (mal vs.) bırakırsa, anne-babaya ve yakınlarına (akrabalarına) marufla (örf ve adete uygun olarak) vasiyet etmek, siz muttekilerin (takva sahiplerinin) üzerine (yerine getirilmesi gereken) bir hakk (bir borç) olarak farz kılındı. Artık kim onu (vasiyeti) işittikten sonra değiştirirse, o taktirde onun günahı (vebali), sadece onu değiştirenlerin üzerinedir. Muhakkak ki Allah, Sem´î´dir (en iyi işitendir), Alîm´dir (en iyi bilendir). Fakat kim, vasiyet edenin, bir haktan uzaklaşacağından veya günaha gireceğinden korkarsa, bu sebeple onların aralarını ıslâh ederse (düzeltirse), bu durumda, onun üzerine bir günah (vebal) yoktur. Muhakkak ki Allah, bağışlayan ve merhamet eden Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (Rahîm esması ile tecelli edendir). Ey âmenû olanlar! Oruç, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı (farz kılındığı) gibi sizin üzerinize de yazıldı (farz kılındı). Umulur ki böylece siz takva sahibi olursunuz. (Farz kılınan oruç) sayılı günlerdir. Fakat sizden kim hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı), diğer (başka) günlerden (oruç tutarak) tamamlanır. (İhtiyarlıktan veya iyileşmesi umulmayan bir hastalıktan dolayı) ona (oruç tutmaya) güç yetiremeyenlerin, bir yoksulu (sabah, akşam) doyuracak (kadar) bir fidye vermesi (gerekir). Artık kim isteyerek (gönülden) bir hayır yaparsa (orucunu veya fidyeyi artırırsa), işte o, kendisi için bir hayırdır. Oruç tutmak sizi için daha hayırlıdır, keşke bilseydiniz. Ramazan ayı ki, insanlar için hidayete erdirici (hidayete erme, Allah´a ulaşma vesilesi) ve beyyineler (açık deliller ve ispat vasıtaları) ve Furkan (hakkı bâtıldan ayırıcı) olarak Kur´ân, Hüda tarafından onda (o ayın içinde) indirildi. Artık içinizden kim bu aya (yetişir de ramazan ayını görüp) şahit olursa o zaman onu, oruç tutarak geçirsin. Ve kim, hasta veya yolculukta olursa, o taktirde (tutamadığı günlerin sayısı) diğer günlerde (oruç tutarak) tamamlanır. Allah sizin için kolaylık diler, zorluk dilemez. (Size bu kolaylık) sayıyı tamamlamanız ve sizi hidayet erdirdiği şeye karşılık (sizin de) Allah´ı tekbir etmeniz (yüceltmeniz) içindir. Umulur ki böylece siz (bütün bu kolaylıklara) şükredersiniz. Ve kullarım sana, Benden sorduğu zaman, muhakkak ki Ben, (onlara) yakınım. Bana dua edilince, dua edenin duasına (davetine) icabet ederim. O halde onlar da Bana (Benim davetime) icabet etsinler ve Bana âmenû olsunlar (Bana ulaşmayı dilesinler). Umulur ki böylece onlar irşada ulaşırlar (irşad olurlar). Oruç gecesi kadınlarınıza yaklaşmamanız size helâl kılındı. Onlar sizin için, siz de onlar için birer elbisesiniz. Allah, sizin nefslerinize ihanet ettiğinizi bildi. Bunun üzerine tövbelerinizi kabul etti ve sizi affetti. Şimdi artık onlara (eşlerinize) yaklaşın ve Allah´ın sizin için yazdığı (takdir ettiği) şeyleri isteyin. Fecr vaktinde beyaz iplik, siyah iplikten tebeyyün edinceye (size belli oluncaya, gündüzün aydınlığı, gecenin karanlığından sıyrılıncaya) kadar yeyin ve için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın. Mescidlerde itikâfta iseniz geceleri onlarla (kadınlarınızla) mübaşeret etmeyin. Bu Allah´ın hudududur (yasaklarıdır). Artık ona (yasaklara) yaklaşmayın. Allah, âyetlerini insanlara işte böyle açıklıyor. Umulur ki böylece onlar takva sahibi olurlar. Ve birbirinizin mallarınızı aranızda bâtıl ile (haksızlıkla) yemeyin. Ve insanların mallarından bir kısmını, bildiğiniz halde günahla yemeniz için, onu hakimlere (rüşvet olarak) vermeyin. Sana hilâllerden (Ay´ın hilâle dönüşen hallerinden) soruyorlar. De ki: “O, insanlar için vakitleri ve hac zamanını bildiren bir vakit ölçüsüdür.” Birr (kişiyi ebrar yapan güzel davranışlar), (cahiliyet devrinde olduğu gibi) evlere arkalarından girmek değildir. Oysa birr, kişinin takva sahibi olmasıdır. Evlere kapılarından girin. Ve Allah´a karşı takva sahibi olun. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. Ve sizinle savaşanlarla (sizi öldürenlerle), Allah´ın yolunda savaşın (siz de öldürün) ve aşırı gitmeyin. Muhakkak ki Allah, aşırı gidenleri (haddi aşanları) sevmez. Onları (size savaş açanları), bulduğunuz (yakaladığınız) yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (Mekke´den) siz de onları çıkarın. Fitne (çıkarmak), (adam) öldürmekten daha şiddetlidir (kötüdür). Mescid-i Haram yanında, onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla orada savaşmayın. Fakat eğer (orada) sizi öldürmeye (kalkarlarsa) o taktirde (siz de) onları öldürün. Kâfirlerin cezası işte böyledir. Bundan sonra eğer (inkârdan ve savaştan) vazgeçerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahîm´dir (mağfiret edendir, rahmet sahibidir). Ve fitne kalmayıncaya ve dîn, Allah için oluncaya kadar onlarla savaşın (onları öldürün). Bundan sonra eğer vazgeçerlerse o zaman zalimlerden başkasına karşı düşmanlık yoktur. Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler (yasaklar) karşılıklıdır. O halde kim size saldırırsa o zaman onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın. Allah´a karşı takva sahibi olun ve Allah´ın takva sahipleriyle beraber olduğunu bilin! (Mallarınızı) Allah yolunda infâk edin (başkalarına verin), Ve kendi elinizle (kendinizi) tehlikeye atmayın. Ahsen olun! Muhakkak ki Allah, muhsinleri sever. Hac ve umreyi Allah için tamamlayın. Fakat eğer (elde olmayan bir) alıkonursanız, o zaman kolayınıza gelen kurbandan (gönderin). Kurban yerine ulaşıncaya kadar da başlarınızı traş etmeyin. Fakat sizden hasta olan veya başından bir ezası olan (ve bundan dolayı kurban yerine varmadan önce traş olmak zorunda kalan) kimsenin bu durumda, oruçtan, sadakadan veya kurbandan (biriyle) fidye vermesi (gerekir). Artık emin olduğunuzda (güvene kavuştuğunuzda) o zaman kim, hac (zamanına) kadar umreden faydalanırsa, o taktirde kolayına gelen kurbandan (keser). Fakat kim bunu bulamazsa, o zaman üç gün hacta, (evine) döndüğünüz zaman da yedi (gün) oruç tutması gerekir ki bunların tamamı on (gündür). Bu, ailesi Mescid-i Haram´da hazır olmayan (oturmayan) kimseler içindir. Ve Allah´a (karşı) takva sahibi olun. Ve Allah´ın ikabının (cezasının) şiddetli olduğunu bilin! Hac, bilinen aylardır. İşte kim onlarda (o aylarda), (ihrama girerek) haccı (kendine) farz edinirse artık hacta kadına yaklaşmak (ve benzeri davranışlar), fasıklık (günaha sapmak), cedelleşmek (sürtüşmek, kavga etmek) yoktur. Siz hayırdan ne yaparsanız Allah onu bilir. (Salih amellerle) (kendinize) azık hazırlayın. Fakat azığın en hayırlısı, muhakkak ki takva sahibi olmaktır. Ve ey ulûl´elbab! Bana karşı takva sahibi olun. Rabbinizden fazl istemeniz size günah değildir. Artık Arafat´tan akın akın geldiğiniz zaman Meş´aril Haram´ın yanında Allah´ı zikredin. Ve sizi hidayete erdirdiği şekilde siz de O´nu zikredin. Doğrusu siz ondan önce (hidayetten önce) elbette dalâlette olanlardandınız. Sonra insanların akın akın geldikleri yerden, akın akın gelin ve Allah´a istiğfar edin (mağfiret dileyin). Muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahîm´dir (mağfiret edendir, Rahîm esması ile tecelli edendir). Böylece (hacca ait) ibadetlerinizi tamamladığınız zaman, artık atalarınızı zikrettiğiniz gibi, hatta daha da şiddetli (bir zikirle) Allah´ı zikredin. Fakat insanlardan kim: “Rabbimiz bize dünyada ver.” derse, ahirette onun bir nasibi yoktur. Ve onlardan (insanlardan) kim: “Rabbimiz bize dünyada hasene (güzellik ve iyilikler) ver ve ahirette de hasene (güzellik ve iyilikler) ver. Bizi ateşin azabından koru.” derse... İşte onlar ki, onların, kazandıklarından (kazandıkları derecelerden dolayı) nasibi vardır. Ve Allah, hesabı çabuk görendir. Ve sayılı günlerde Allah´ı (tekbir ile) zikredin. Fakat kim, iki gün içinde (Mina´dan dönmek için) acele ederse, bundan sonra onun üzerine bir günah yoktur. Kim de tehir ederse (geriye kalırsa), o taktirde de onun üzerine bir günah yoktur. (Tabii bu) takva sahibi (olan) kimseler içindir. Ve, Allah´a karşı takva sahibi olun. Ve O´na (Allah´a) haşrolunacağınızı bilin! Ve insanlardan, dünya hayatında sözü senin hoşuna giden kimseler vardır. Ve kalbinde olana, Allah´ı şahit tutar. Oysa o, hasımların (düşmanların) en azılısıdır. Ve dönüp (gittiği) zaman; yeryüzünde fesat çıkarmak, ekini ve nesli helâk etmek (yok etmek) için çalışır. Ve Allah fesadı sevmez. Ve ona: “Allah´a karşı takva sahibi ol.” denildiği zaman izzet (nefsin gururu) onu günahla tutar (mani olup onu günaha sokar). Artık ona cehennem yeter ve elbette (o) kötü bir döşektir. Ve insanlardan, Allah´ın rızasını dileyerek (Allah´ın rızası karşılığında) kendi nefsini satan kimseler vardır. Ve Allah, kullarına Rauf´tur (çok şefkatlidir). Ey âmenû olanlar! Hepiniz SİLM´e dahil olun (teslim olma dairesi içine girin). Ve şeytanın adımlarına (izlerine) tâbî olmayın. Muhakkak ki o, size apaçık düşmandır. Artık size beyyineler geldikten sonra eğer hâlâ (Allah´a ulaşan yoldan) saparsanız, o zaman Allah´ın Azîz (üstün), Hakîm (hüküm sahibi) olduğunu bilin! Onlar mutlaka Allah´ın ve meleklerin kendilerine buluttan gölgeler içinde gelmesini ve emrin (işin) bitirilmesini mi gözlüyorlar? (Oysa) bütün emirler (işler) Allah´a döndürülür. Onlara nice açık âyetler (deliller, mucizeler) verdiğimizi İsrailoğulları´na sor. Ve kim, kendisine (açık âyetler) geldikten sonra Allah´ın ni´metini değiştirirse, o taktirde muhakkak ki Allah, cezası şiddetli olandır. İnkâr edenlere, dünya hayatı müzeyyen kılındı (süslü gösterildi) ve onlar, âmenû olanların bir kısmı ile alay ediyorlar (fakir olanları küçümsüyorlar). (Oysa) takva sahibi olanlar, kıyâmet günü onların üstündedir. Ve Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır. İnsanlar bir tek ümmetti. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı peygamberler beas etti (hayata getirdi, gönderdi). Ve onlarla birlikte insanların aralarında, ayrılığa düştükleri şey hakkında hüküm vermeleri için hak ile kitap indirdi. Kendilerine (apaçık) beyyineler (belgeler) geldikten sonra kendi aralarındaki çekememezlik (ve haset yüzünden) onun hakkında ayrılığa düşenler, sadece kendilerine (kitap) verilenlerdir. Bu sebeple âmenû olan (Allah´a ulaşmayı dileyen) o kimselerin haktan yana ayrılığa düştükleri şeyi (hidayeti) açıklamaları için Allah, Kendi izniyle onları hidayete erdirdi. Allah, dilediği kimseyi Sıratı Mustakîm´e iletir. Yoksa siz, kendinizden önce geçenlerin başına gelenlerin, sizin de başınıza gelmedikçe, cennete gireceğinizi mi zannettiniz? Onlara öylesine şiddetli belâ ve sıkıntılar (felâketler) dokundu ki, resûl ve onun yanındaki âmenû olanlar: “Allah´ın yardımı ne zaman?” diyecek kadar sarsıldılar. Allah´ın yardımı mutlaka yakındır, (öyle) değil mi? Sana (Allah yolunda) ne infâk edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır olarak ne infâk ederseniz (Allah yolunda verirseniz) işte o, anne-baba, akrabalar, yetimler, yoksullar ve (yolda kalmış) yolcular içindir. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir.” Savaş, o sizin için kerih olsa da (hoşunuza gitmese de) üzerinize farz kılındı. Ve hoşlanmayacağınız bir şey olur ki, o, sizin için bir hayırdır. Ve seveceğiniz bir şey olur ki, o, sizin için bir şerrdir. Ve (bütün bunları) Allah bilir, siz bilmezsiniz. Sana haram (hürmetli) aydan ve onun içinde yapılan savaştan soruyorlar. De ki: “Onun içinde (o ayda) savaş büyük (günahtır). (Fakat insanları) Allah yolundan saptırmak (alıkoymak) ve O´nu inkâr etmek, (mü´minlere) Mescid-i Haram´ı (yasaklamak) ve onun halkını oradan (Mekke´den sürüp) çıkarmak ise Allah katında daha büyük (günahtır). Ve fitne, (adam) öldürmekten daha da büyük (bir suç ve günahtır). Eğer onların güçleri yetse (yapabilseler), sizi dîninizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaktan geri kalmazlar. Sizden kim dîninden dönerse, o taktirde o, kâfir olarak ölür. Bu sebeple işte onlar, onların amelleri dünyada ve ahirette boşa gitmiştir. Ve işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar, orada ebediyyen kalacak olanlardır.” Muhakkak ki âmenû olanlar ve hicret (göç) edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah´ın rahmetini dilerler. Ve Allah, Gafur´dur, Rahîm´dir. Sana şaraptan ve kumardan soruyorlar. De ki: “O ikisinde de hem büyük günah hem de insanlar için (bazı) faydalar vardır. (Fakat) onların günahları, faydalarından daha büyüktür.” Ve sana (Allah için) neyi infâk edeceklerini (vereceklerini) soruyorlar. De ki: “Afv ettiklerinizi (vazgeçtiklerinizi, ihtiyaç fazlasını) (infâk edin).” Allah, âyetleri size işte böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz tefekkür edersiniz (bunlardaki hikmetleri düşünürsünüz). Dünya ve ahiret hakkında ve yetimlerden sana soruyorlar. De ki: “Onları ıslâh etmek (durumlarını düzeltmek) hayırlıdır. Eğer onlara karışırsanız (birarada yaşarsanız), artık onlar sizin kardeşlerinizdir. Ve Allah, fesat çıkaranı, ıslâh edenden (ayırıp) bilir. Eğer Allah dileseydi, elbette sizi sıkıntıya sokardı. Muhakkak ki Allah, Azîz´dir (üstündür), Hakîm´dir (hüküm sahibidir). Müşrik (Allah´a ortak koşan) kadınlarla, (onlar) mü´min oluncaya kadar nikâhlamayın. Mü´min bir cariye müşrik (hür) bir kadından elbette hayırlıdır, hoşunuza gitse bile. (Kadınlarınızı da) müşrik erkeklerle, (onlar) mü´min oluncaya kadar nikâhlamayın. Mü´min bir köle, müşrik (hür) birinden hoşlansanız bile elbette hayırlıdır. İşte onlar, (sizi) ateşe davet ederler. Allah ise kendi izni ile (sizi) cennete ve mağfirete davet ediyor ve insanlar için âyetlerini açıklıyor. Umulur ki onlar böylece tezekkür ederler. Sana hayz halinden (kadınların belirli günlerinden) soruyorlar. De ki: “O bir ezadır. Bu yüzden hayz zamanında (belirli günlerinde) kadınlardan (cinsel olarak) uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman ise artık Allah´ın emrettiği yerden onlarla biraraya gelin. Muhakkak ki Allah, tevvabin olanları (tövbe edenleri) sever ve temizlenenleri sever.” Kadınlarınız sizin için tarladır. O halde tarlanıza nasıl dilerseniz öyle yaklaşın. Kendiniz için (derecelerinizi arttıracak ameller) takdim edin. Ve Allah´a karşı takva sahibi olun ve O´na mülâki olacağınızı (kavuşacağınızı) bilin. Ve mü´minleri müjdele. Ebrar olmanız, takva sahibi olmanız ve insanların arasını ıslâh etmeniz için (sizi alıkoyan) yeminleriniz sebebiyle, Allah´ı engel kılmayın (Allah´ı kendinize siper etmeyin). Allah Sem´î´dir (en iyi işitendir), Alîm´dir (en iyi bilendir). Allah sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerden dolayı muaheze etmez (sorumlu tutmaz). Fakat, kalplerinizin kazandığı şeylerden (negatif derecelerden, şerrlerden, günahlardan) sizi muaheze eder (sorumlu tutar). Ve Allah, Gafur´dur, Halîm´dir. Kadınlarına (yaklaşmamaya) yemin edenler, dört ay (ayrı kalıp) beklerler. Fakat eğer (erkekler, bu süre dolmadan kefaret verip de kadınlarına) dönerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahîm´dir. Ve (bu tür yemin edenler), eğer boşamaya azmederlerse (kesin karar verirlerse), o taktirde muhakkak ki Allah Sem´î´dir, Alîm´dir. Boşanmış kadınlar üç kur (üç ay hali müddeti) kendi kendilerine beklerler (hamile olup olmadıklarına bakarlar). Eğer Allah´a ve yevm´il âhire îmân ediyorlarsa, rahimlerinde Allah´ın yaratmış olduğu şeyi gizlemeleri onlar için helâl olmaz. Şâyet onların kocaları barışmak (arayı düzeltmek) isterlerse, bu (bekleme süresi) içinde onlara tekrar geri dönmeye (başkasından) daha çok hak sahibidirler. Erkeklerin, kadınları üzerinde (hakları olduğu) gibi kadınların da erkekleri üzerinde maruf (hakları vardır). Erkeklerin, kadınların üzerindeki (hakkı) bir derece daha üstündür. Ve Allah, Azîz´dir, Hakîm´dir. Boşanma iki keredir. Bundan sonra (kadın) ya ma´rufla (örf ve adete uygun olarak) iyilikle tutulur veya ihsanla serbest bırakılır. Kadınlarınıza bir şey almanız sizin için helâl olmaz. Ancak ikisi de Allah´ın (evlilik hakkındaki) hududunu gereği üzere yerine getiremeyeceklerinden (ayakta tutamayacaklarından) korkmaları hariç. O zaman siz de, Allah´ın bu hududunu ikame edemeyeceklerinden (gereği üzere yerine getirip ayakta tutamayacaklarından) eğer korkarsanız; bu durumda kadının (ayrılmak için) verdiği fidye hakkından (vazgeçmesinde) her ikisinin üzerine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah´ın hudutlardır. Artık onları (Allah´ın hudutlarını) aşmayın. Kim Allah´ın hudutlarını aşarsa işte onlar, onlar zalimlerdir. Bundan sonra eğer (koca), karısını (iki kere boşadıktan sonra üçüncü kere) boşarsa, artık o kadın başka bir zevceye (erkeğe) nikâhlanmadıkça (ve sonra da o nikâhtan boşanmadıkça) kendisi için helâl olmaz. Eğer (bu ikinci koca da) onu boşarsa, Allah´ın (koyduğu) hudutları ikame edeceklerini (gereği üzere yerine getirip ayakta tutacaklarını) inanırlarsa eğer, (eski karı-kocanın tekrar) birbirine dönmelerinde, o taktirde onların üzerine bir günah yoktur. İşte bunlar Allah´ın hudutlarıdır. Allah, onları bilen bir kavim için açıklıyor. Ve kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini tamamladıktan sonra, artık onları marufla (örf ve adete uygun olarak iyilikle) tutun veya onları marufla (örf ve adete uygun olarak iyilikle) serbest bırakın. Haklarına tecavüz için sakın zararlarına olarak onları tutmayın. Kim bunu yaparsa, o taktirde kendisine zulmetmiştir. Allah´ın âyetlerini alay konusu edinmeyin. Ve Allah´ın üzerinizdeki ni´metini, kitaptan size indirdiğini ve hikmeti hatırlayın ki onunla, size öğüt veriyor. Ve Allah´a karşı takva sahibi olun, Allah´ın herşeyi en iyi bildiğini bilin! Ve kadınları boşadığınız zaman bekleme sürelerini tamamladıktan sonra artık onlar kendi aralarında ma´rufla (örf ve adete uygun olarak iyilikle) razı olurlarsa, o taktirde onların kendilerini eşlerine nikâhlamalarına engel olmayın. İşte böyle sizden Allah´a ve yevm´il âhire îmân etmiş olan kimseye bununla öğüt veriliyor (vazediliyor). İşte bu, sizin daha çok tezkiye olmanız ve daha iyi temizlenmeniz içindir. Ve Allah bilir, siz bilmezsiniz. Anneler, (nikâhlı olsun veya boşanmış olsun, doğan) çocuklarını tam iki sene emzirirler. (Bu hüküm) süt emzirmeyi tamamlamak isteyen kimseler içindir. (Annelerin) yiyecekleri ve giyecekleri marufla (örf ve adete uygun olarak) kendisi için doğurulmuş olanın (babanın) üzerinedir. (Hiç) kimse kendi gücünün yettiğinden fazlasıyla mükellef (sorumlu) tutulmasın. Ne bir anne çocuğu ile ne de kendisi için doğurulmuş olan (baba) çocuğu ile zarara uğratılmasın. Ve mirasçının üzerindeki (sorumluluk) da bunun gibidir. Fakat eğer (ana ile baba) müşavere ederek (görüşerek) rızalarıyla çocuğu sütten kesmek isterlerse, o taktirde onların ikisi üzerine bir günah yoktur. Ve eğer çocuklarınızı (süt anne tutup) emzirtmek isterseniz, vereceğinizi (taktir ettiğiniz emzirme ücretini), marufla (örf ve adete uygun olarak süt anneye) teslim ettiğiniz zaman artık sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve Allah´a karşı takva sahibi olun. Allah´ın yaptıklarınızı çok iyi gördüğünü bilin! Ve sizden vefat ettirilenlerin, geriye bıraktığı eşleri dört ay, on gün kendi kendilerine beklerler. Böylece onların bekleme süresi tamamlandığı zaman kendileri haklarında marufla (örf ve adete uygun olarak) yaptıkları şeylerden artık sizin üzerinize bir günah yoktur. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Bekleme süresi içindeki kadınlara), onlarla evlenme istediğinizi ima etmenizde veya kendi içinizde (böyle bir arzuyu) gizlemenizde sizin üzerinize günah yoktur. Allah, sizin onları daima hatırlayacağınızı bildi. Fakat onlara (örf ve adete uygun) bir söz söylemeniz hariç (üstü kapalı evlenme isteğiniz dışında), sakın onlarla gizlice sözleşmeyin. Farz olan bekleme süresi sona erinceye kadar nikâh akdine azmetmeyin. Ve Allah´ın içinizde olanı bildiğini bilin! Artık O´ndan sakının. Allah´ın, Gafur (ve) Halîm olduğunu bilin! Eğer henüz kendilerine dokunmadığınız veya kendileri için (farz olarak) bir mehir takdir etmediğiniz kadınları boşarsanız sizin üzerinize günah yoktur. Eli geniş (zengin) olanın kendi takdirine (kudretine), eli dar (fakir) olanın da kendi takdirine (kudretine) göre marufla (örf ve adete uygun) bir meta verererek faydalandırmaları, muhsinlerin üzerine bir haktır. Onlar için bir mehir taktir ettiyseniz ve eğer onlara dokunmadan önce boşarsanız, o zaman onlar için (farz olarak) takdir edilen mehirin yarısını vermek size farz kılınmıştır. (Kadınların) bunu affetmesi (vazgeçmesi) veya nikâh ahdi elinde bulunanın (erkeğin) affetmesi (diğer yarısını da kadına bağışlaması) hariç. Sizin affetmeniz (diğer yarısını da vermeniz) takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir. Salâvât´a (Allah´tan gelen nurlara ve namazlara) ve salat-ı vusta´ya hafîz olun (koruyun, bu namaza kesintisiz devam edin). Ve kalkın, Allah için kanitin olun (Allah´ın huzurunda huşû içinde ve saygı ile uzun süre durun)! Fakat eğer (hayatî bir tehlikeden) korkarsanız, o zaman yaya yürürken veya binekte iken (namazınızı kılın). Nihayet (korkuyu atıp da) emin olduğunuz zaman (Allah´ı nasıl zikredeceğinizi) siz bilmiyorken size öğrettiği şekilde artık siz de Allah´ı zikredin. Ve içinizden vefat ettirilen ve geriye eşler bırakanların (vasilerinin), vasiyet olarak, onların eşlerinin (evlerinden) çıkarılmaksızın bir seneye kadar geçimini sağlaması gerekir. Buna rağmen eğer (eşleri, kendi arzularıyla evlerinden) çıkarlarsa, onlar bunu, kendilerince maruftan (iyilikle örf ve adete uygun olarak) yaptıkları şeylerde artık sizin üzerinize günah yoktur. Ve Allah, Azîz´dir (üstündür), Hakîm´dir (hüküm sahibidir). Ve boşanmış kadınlar için, marufla (iyilikle, örf ve adete uygun olarak) metalandırılması (faydalandırılması), takva sahiplerinin üzerine bir haktır (borçtur). Allah size âyetlerini işte böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz. Ölüm korkusuyla kendi diyarlarından çıkan binlerce kişiyi görmedin mi? Oysa Allah onlara: “Ölün.” dedi (böylece öldüler). Sonra da onları diriltti. Muhakkak ki Allah,insanlar üzerine elbette fazlın sahibidir. Lâkin insanların çoğu şükretmezler. Allah yolunda savaşın. Allah´ın Sem´î (en iyi işiten), Alîm (en iyi bilen) olduğunu bilin! Kim Allah´a güzel bir borç verirse, o taktirde, o (verdiği) kendisine kat kat çoğaltılarak ödenir. Ve Allah, (ilâhi kanun gereği kişinin rızkını) daraltır ve genişletir. Ve O´na döndürüleceksiniz. Hz. Musa´dan sonra İsrailoğulları´ndan ileri gelenleri görmedin mi? Kendi peygamberlerine: “Bizim için bir melik beas et (görevlendir) de Allah yolunda savaşalım.” demişlerdi. (O Peygamber de) dedi ki: “Eğer savaş sizin üzerinize yazılırsa (farz kılınırsa) sizin savaşmamanızdan korkulur.” (İleri gelenler): “Biz niçin Allah yolunda savaşmayalım? Yurtlarımızdan ve oğullarımız (arasından) çıkarılmıştık.” dediler. Fakat savaş onların üzerine yazılınca (farz kılınınca) onlardan pek azı hariç, hepsi yüz çevirdiler. Ve Allah, zalimleri bilir. Onların Peygamber´i onlara dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizin için melik olarak Talut´u beas etmişti (görevlendirmişti).” Dediler ki: “Bizim üzerimize onun melikliği nasıl olur? Melikliğe biz ondan daha çok hak sahibiyiz (daha çok lâyığız). Ve de ona maldan bir genişlik (servetçe bolluk) verilmedi.” (Peygamber de) “Muhakkak ki Allah, onu sizin üzerinize (melik) seçti ve onun ilmini (bilgisini) ve cismini (kuvvetini) artırdı.” Ve Allah, mülkünü dilediği kimseye verir. Ve Allah, Vâsi´dir (rahmeti ve ilmi herşeyi ihata eder), Alîm´dir (en iyi bilendir). Ve onların Peygamber´i, onlara dedi ki: “Muhakkak ki onun melikliğinin âyeti (delili), içinde Rabbinizden sekînet ve Hz. Musa ailesinin ve Harun ailesinin bıraktığı şeylerden bakiye (kalıntı) bulunan, meleklerin taşıdığı bir tabutun (tahta sandığın) size gelmesidir. Muhakkak ki bunda, sizin için elbette âyet (delil) vardır, eğer siz mü´minlerseniz.” Böylece Talut, askerlerle (ordu ile) (Kudüs´ten) ayrıldığı zaman dedi ki: “Muhakkak ki Allah, sizi bir nehir ile imtihan edecek. Bundan sonra kim ondan içerse, artık (o kimse) benden değildir. Ve kim ondan (doyacak kadar) içmez ise sadece eliyle bir avuç avuçlayıp içen hariç, o taktirde muhakkak ki o bendendir.” Fakat onlardan ancak pek azı hariç, (o sudan doyasıya) içtiler. Nitekim o (Talut) ve îmân edenler birlikte (nehri) geçtikleri zaman: “Bugün bizim, Calut ve onun askerleri ile (ordusuyla) (savaşacak) takatimiz (gücümüz) yok.” dediler. O kendilerinin muhakkak Allah´a mülâki olacaklarını kesin olarak bilenler (yakîn hasıl edenler) ise şöyle dediler: “Nice az bir topluluk, Allah´ın izniyle çok bir topluluğa gâlip gelmiştir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir.” Ve (Talut´un askerleri), Calut ve onun askerlerinin (ordusunun) karşısına çıktıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı (düşman karşısında) sabit kıl ve kâfirler kavmine karşı bize yardım et.” Nihayet Allah´ın izniyle onları hezimete uğrattılar. Ve Davut, Calut´u öldürdü. Ve Allah ona (Davut´a), meliklik (hükümdarlık) ve hikmet verdi ve ona dilediği şeylerden öğretti. Ve eğer Allah´ın, insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, yeryüzünde mutlaka fesat çıkardı (yeryüzünün düzeni bozulurdu). Lâkin Allah, âlemlerin üzerine fazl sahibidir. İşte bunlar, Allah´ın âyetleridir, O´nu sana, hak ile tilâvet ediyoruz (okuyoruz). Ve muhakkak ki sen, elbette gönderilen resûllerdensin. İşte Biz, o resûllerden bir kısmını, diğerlerinin üzerine faziletli kıldık. Allah, onlardan kimiyle konuştu, kimini de derecelerle yükseltti. Ve Biz, Meryem´in oğlu İsa´ya beyyineler verdik. Ve onu Ruh´ûl Kudüs (Cebrail A.S) ile destekledik (doğruladık). Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler, kendilerine beyyineler (ispat vasıtaları) geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin ayrılığa düştüler. O zaman onlardan kimi îmân etti, kimi de inkâr etti. Eğer Allah dileseydi, birbirlerini öldürmezlerdi. Lâkin Allah, dilediği şeyi yapar. Ey âmenû olanlar! İçinde, ne bir alışverişin ne bir dostluğun ve ne de bir şefaatin bulunmadığı gün (kıyâmet günü) gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infâk edin (Allah için verin). Ve kâfirler, onlar zalimlerdir. Allah ki, O´ndan başka ilâh yoktur (Sadece O vardır). Hayy´ul Kayyum´dur. O´nu ne bir uyuklama ve ne de bir uyku hali tutmaz. Göklerde ve yerde olan herşey O´nundur. O´nun izni olmadan, O´nun katında kim şefaat etme yetkisine sahiptir? Onların önlerinde ve arkalarında olanları (geçmiş ve geleceklerini) bilir. Ve O´nun ilminden, O´nun dilediğinden başka bir şey ihata edemezler (kavrayamazlar). O´nun kürsüsü gökleri ve yeri kaplamıştır. Ve o ikisini muhafaza etmek (koruyup gözetmek), kendisine zor gelmez ve O Alâ´dır (çok yücedir), Azîm´dir (büyüktür). Dînde zorlama yoktur. İrşad yolu (hidayet yolu; Allah´a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolu; şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır. Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah´a îmân ederse (mü´min olur, Allah´a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah´tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem´î´dir, Alîm´dir. Allah, âmenû olanların (Allah´a ulaşmayı dileyenlerin) dostudur, onları (onların nefslerinin kalplerini) zulmetten nura çıkarır. Ve kâfirlerin dostları taguttur (onlar, şeytanı dost edinirler, şeytan kimseye dost olmaz), onları (onların nefslerinin kalplerini) nurdan zulmete çıkarırlar. İşte onlar, ateş ehlidir. Onlar, orada ebedî kalacak olanlardır. Allah´ın kendisine meliklik (hükümdarlık) vermesi sebebiyle (azarak) Rabbi hakkında İbrâhîm ile tartışan kimseyi görmedin mi? Hz. İbrâhîm (ona): “Benim Rabbim ki O, diriltir ve öldürür.” demişti. (O da): “Ben de diriltir ve öldürürüm.” dedi. Hz. İbrâhîm: “Öyleyse muhakkak ki Allah, Güneş´i doğudan getiriyor, haydi sen de onu batıdan getir.” dedi. O zaman (Allah´ı) inkâr eden kimse şaşırıp kaldı (cevap veremedi). Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez. Veya çatıları üzerine çökmüş (altı üstüne gelmiş) bir karyeye uğrayan kimsenin, “Allah bunu (bu kasabayı) ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demesi gibi. Bunun üzerine Allah, onu yüz sene öldürdü. Sonra da diriltti. (Ona) “Ne kadar (ölü bir vaziyette) kaldın?” dedi. (O da): “Bir gün veya günün bir kısmı kadar.” dedi. (Allah): “Hayır, yüz yıl kaldın. Haydi yiyecek ve içeceğine bak, bozulup kokuşmadı. Ve merkebine bak. (Bu), seni insanlara bir âyet (canlı bir ibret) kılmamız içindir. Ve kemiklere bak. Onları nasıl inşa ediyoruz (kemikleri birleştirerek iskeleti kuruyoruz), sonra ona et giydiriyoruz.” Böylece (merkep dirilip, eski haline gelince ve herşey) ona açıkça belli olunca: “Allah´ın, herşeye kaadir olduğunu biliyorum.” dedi. Hz. İbrâhîm: “Rabbim, ölüleri nasıl dirilteceğini bana göster.” demişti. (Allah) “İnanmıyor musun?” buyurdu. (Hz. İbrâhîm de): “Evet (inanıyorum). Fakat kalbimin tatmin olması için.” dedi. “Öyleyse kuşlardan dört tane tut, sonra onları yanına al, parçala. Her dağ üzerine onlardan bir parça koy, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Ve Allah´ın, Azîz olduğunu, Hakîm olduğunu bil! Mallarını Allah yolunda harcayanların durumu, her sünbülünde (başağında) yüz adet tane (tohum) olmak üzere, yedi sünbül (başak) veren bir tek tohumun durumu gibidir. Allah, dilediği kimse için (onun rızkını) kat kat artırıp verir. Ve Allah Vâsi´dir, Alîm´dir. Mallarını Allah yolunda infâk ettikten (verdikten) sonra verdikleri şeyin arkasından minnet ettirmeyenlerin (başa kakmayanların) ve onlara eza etmeyenlerin ecirleri (mükâfatları), Rab´lerinin katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar. Güzel bir söz ve mağfiret (bağışlayıp iyi davranma), arkasından eza gelen bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah Gani´dir, Halîm´dir. Ey âmenû olanlar! Allah´a ve yevm´il âhire inanmayarak, malını insanlara riya (gösteriş) için infâk eden (veren) kişi gibi, sadakalarınızı minnetle (başa kakarak) ve eza ile bâtıl etmeyin (boşa çıkartmayın). İşte onun durumu, üzerinde toprak bulunan sert bir kayaya benzer ki, ona kuvvetli bir yağmur isabet edince, böylece (üzerindeki toprağın) gidip, onu (tekrar) sert (verimsiz) bir kaya halinde bırakması gibidir. Onlar kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah, kâfirler kavmini hidayete erdirmez. Allah´ın rızasını talep ederek (isteyerek) ve kendi nefslerinde (bunu) sabit kılarak (sebat ederek) mallarını infâk edenlerin (verenlerin) durumu, münbit bir tepe üzerinde bulunan bahçeye benzer ki, ona kuvvetli bir yağmur isabet edince, böylece ürününü iki kat verir. Hatta kuvvetli bir yağmur ona isabet etmese, çiselese bile. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir. Sizden biriniz temenni eder mi ki, onun altından nehirler akan hurmalık ve üzümlükten bir bahçesi olsun onun, orada her türlü ürünü (meyvesi) bulunsun ve ona yaşlılık isabet etsin (ihtiyarlasın) ve onun zayıf (güçsüz) çocukları bulunsun. Sonra da ona (bahçeye), içinde ateş bulunan bir kasırga isabet etsin, böylece onu yaksın. Allah size âyetleri, işte böyle beyan ediyor (açıklıyor). Umulur ki böylece siz tefekkür edersiniz. Ey âmenû olanlar! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardıklarımızın temizlerinden infâk edin (başkalarına, ihtiyacı olanlara verin). Ve sakın onun kötüsünden ve kendiniz için gözü kapalı (gönül rahatlığıyla) alamayacağınız (ucuz ve düşük evsaflı şeyleri) infâk etmeye meyletmeyin (kalkışmayın). Ve Allah´ın, Gani (ve) Hamîd olduğunu bilin! Şeytan size fakirlik vaadeder ve size fuhşuyatı emreder. Allah ise size kendinden mağfiret ve fazl vaadediyor. Allah, Vâsi´dir, Alîm´dir. (Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse böylece ona çok hayır verilmiştir, ulûl´elbabtan başkası tezekkür edemez. Nafakadan ne infâk ettinizse (verdinizse) veya adaktan ne adadınızsa, o taktirde muhakkak ki Allah, onu bilir. Ve zalimler için bir yardımcı yoktur. Eğer sadakaları açıkça verirseniz, işte o (davranışınız) ne güzel! Ve eğer o (sadakaları) gizleyerek fakirlere verirseniz artık o sizin için daha da hayırlıdır. (Böylece Allah), günahlarınızdan (bir kısmını) örter (bağışlar). Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır. Onların hidayete ermesi senin üzerine (vazife) değildir. Fakat Allah, dilediği kimseyi hidayete erdirir. Ve hayırdan ne infâk ederseniz, işte o sizin kendi nefsiniz içindir. Siz (ey mü´minler), sadece Allah´ın vechini (Zat´ını, Allah´ın Zat´ına ulaşmayı) dileyerek infâk edersiniz (verirsiniz). Ve hayır olarak ne infâk ederseniz, (o) size tamamen ödenir ve siz zulmedilmezsiniz (size haksızlık yapılmaz). (İnfâklarınız ve sadakalarınız), kendilerini Allah yoluna hasreden (adayan), yeryüzünde dolaşmaya (ticaret yapıp kazanmaya) gücü yetmeyen fakirler içindir. Onların durumlarını bilmeyen, onları iffetlerinden (sabırlarından) dolayı zengin zanneder. Onları sen, yüzlerinden tanırsın. Zorla insanlardan bir şey istemezler. Hayır olarak ne infâk ederseniz (verirseniz), o taktirde muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir. Mallarını gece ve gündüz, gizli ve aşikâr (Allah yolunda) infâk edenler (verenler), işte onların ecirleri (mükâfatları) Rab´leri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar. Riba (faiz) yiyenler, kabirlerinden ancak şeytan çarpmasından hırpalanmış bir kimse gibi kalkarlar. İşte bu, onların: “Fakat alışveriş faiz gibidir.” demeleri sebebiyledir. Allah, alışverişi helâl; faizi haram kılmıştır. Bundan sonra, Rabbinden kendisine öğüt gelen kimse (ona uyarak) artık (faizden) vazgeçerse, o taktirde geçmiş olan (önceden aldığı faiz) onundur ve onun işi (onun hakkındaki hüküm) Allah´a aittir. Ve kim de (faizciliğe) dönerse, işte onlar, ateş ehlidir. Ve onlar orada ebedî kalacak olanlardır. Allah, ribayı eksiltir (onun bereketini giderir) ve sadakayı artırır (onu bereketlendirir). Ve Allah günahkâr kâfirlerin hiçbirini sevmez. Muhakkak ki âmenû olanların (Allah´a ulaşmayı dileyenlerin) ve ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) amel işleyenlerin, namazı ikame edenlerin (yerine getirenlerin) ve zekâtı verenlerin ecirleri (mükâfatları), Rab´leri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar. Ey âmenû olanlar! Allah´a karşı takva sahibi olun. Eğer (gerçek) mü´minlerseniz, ribadan (faizden) arta kalan şeyi (faizin bakiyesini) bırakın (bakiyeyi almayın). Bundan sonra eğer (bunu) yapmazsanız, o zaman Allah ve O´nun Resûl´ü tarafından savaşa maruz kalacağınızı bilin (savaşa hazır olun). Ve şâyet tövbe ederseniz, o taktirde ana malınız (sermayeniz) sizindir. Zulmetmezsiniz ve zulmedilmezsiniz. Eğer (borçlu) zor durumda ise (ödeyemeyecekse) o taktirde durumu kolaylaşıncaya kadar beklenmelidir. Ve (alacağınızı) sadaka olarak bağışlamanız, sizin için daha hayırlıdır. Keşke bilseydiniz. Allah´a döndürüleceğiniz ve sonra herkese kazandığının (iktisap ettiği derecelerin karşılığının) tam olarak ödeneceği günden sakının. Ve onlar zulmedilmezler (haksızlığa uğramazlar). Ey âmenû olanlar! Birbirinize belirli bir süreye kadar borç verdiğiniz zaman onu yazın (senet yapın). Aranızda bir kâtip onu adaletle yazsın. Ve Allah´ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin, aynı şekilde yazsın. Üzerinde hak bulunan (borçlu) da yazdırsın. Ve Rabbi olan Allah´a karşı takva sahibi olsun (ve emirlerinden sakınsın) ve ondan bir şey eksiltmesin. Fakat, eğer üzerinde hak olan (borçlu) olan kişi, sefih (aklı ermeyen) veya zayıf (küçük, güçsüz) ise veya kendisi onu (söyleyip) yazdıramayacak bir durumda ise o taktirde velîsi onu adaletle yazdırsın. Ve erkeklerinizden iki kişiyi şahit tutun. Fakat eğer iki erkek bulunamıyorsa, o zaman şahitlerden razı olacağınız bir erkek ve iki kadını (şahit) tutun ki, ikisinden biri unutursa o taktirde, diğeri ona hatırlatır. Şahitler çağrıldıkları zaman (şahitlikten) kaçınmasınlar. Borç büyük olsun, küçük olsun vadesine kadar onu yazmaktan usanmayın. İşte bu, Allah´ın katında en adil ve şahitlik için en sağlam, şüphe etmemeniz için en yakın olandır. Ancak aranızda devretmeye hazır olan peşin bir ticaret (alım-satım) ise o zaman bunu yazmamanızdan dolayı sizin üzerinize bir günah yoktur. alım-satım yaptığınız zaman da şahit tutun. Kâtibe (yazıcıya) ve şahitlere bir zarar verilmesin. Eğer bunu yaparsanız (bir zarar verirseniz), bundan sonra o mutlaka sizin için bir fısk olur. Allah´a karşı takva sahibi olun. Allah size öğretiyor. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir. Ve eğer siz yolculukta iseniz ve bir kâtip de bulamazsanız o zaman (borçludan) alınan rehinler (yeter), birbirinizden emin olduğunuz taktirde (güven duyuyorsanız), o halde güven duyulan kişi emanetini (borcunu) ödesin. Ve Rabbi olan Allah´a karşı takva sahibi olsun (ve sakınsın). Şahitliği de gizlemeyin. Ve kim onu (şahit olduğu şeyi) gizlerse o taktirde muhakkak ki onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı en iyi bilendir. Göklerde ve yerdeki (şey)ler Allah´a aittir. Nefsinizdekini (kendi içinizdekini) açıklasanız da, gizleseniz de Allah sizi onunla hesaba çeker. O zaman dilediği kimseyi bağışlar, dilediği kimseyi de azaplandırır. Allah herşeye KAADİR´dir. Resûl, Rabbinden kendisine indirilene îmân etti ve mü´minler de, hepsi Allah´a, meleklerine, kitaplarına ve resûllerine îmân etti. “Biz, O´nun resûlleri arasından birini, diğerinden ayırmayız.” Ve “İşittik ve itaat ettik! Senin mağfiretini (dileriz). Rabbimiz, masîr (varış) Sanadır (Sana doğru yola çıkarız ve Sana ulaşırız).” dediler. Allah, kimseyi gücünün yettiğinden başkasıyla mükellef kılmaz (sorumlu tutmaz). Kazandığı (dereceler) onundur ve iktisap ettiği (kazandığı negatif dereceler) de onundur (sorumluluğu onun üzerindedir). Rabbimiz! Şâyet unuttuysak veya hata yaptıysak, bizi aheze etme (sorgulama). Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bizim üzerimize ağır yük yükleme. Rabbimiz, takat (güç) yetiremeyeceğimiz şeyi bize yükleme. Ve bizi af ve mağfiret et ve bize rahmet et (Rahîm esması ile bize tecelli et, rahmet nurunu gönder). Sen bizim Mevlâmız´sın. Artık kâfirler kavmine karşı bize yardım et. Elif, Lâm, Mîm. Allah ki, O´ndan başka ilâh yoktur, O, Hayy´dır (hayattadır), Kayyum´dur (ezelî ve ebedîdir). Sana, onların ellerindeki (kitabları) tasdik eden kitabı (Kur´ânı) hak ile, kısım kısım (âyet âyet) indirdi. Ve, Tevrat ve İncil´i de indirdi. Daha önce insanlar için , hidayete erdirici olarak (Tevrat´ı ve İncil´i indirdi) ve (sonra da) Furkan´ı (Hak ile bâtılı ayıran Kur´ân´ı) indirdi. Muhakkak ki onlar, Allah´ın âyetlerini inkâr ettiler. Onlar için şiddetli azap vardır. Ve Allah Azîz´dir, intikam sahibidir (intikam alandır). Muhakkak ki Allah´a yeryüzünde (hiç) bir şey gizli değildir ve gökte de… O (Allah) ki, rahimlerde sizi dilediği gibi tasvir eder (şekil verir). O´ndan başka ilâh yoktur. O Azîz´dir, Hakîm´dir. Kitab´ı sana indiren O´dur. Onun bir kısmı muhkem (hüküm ihtiva eden, mânâsı açık olan) âyetlerdir, onlar Kitab´ın esasıdır ve diğerleri, muteşâbihtir (yoruma açık âyetlerdir). Fakat kalplerinde eğrilik (bâtıla meyil) bulunanlar, bu sebeble muteşâbih olanlara (yorum gerektirenlere) tâbi olurlar. Ondan fitne çıkarmak için, onun te´vilini (yorumunu) yapmak isterler. Ve onun te´vilini Allah´dan başka kimse bilmez ve ilimde rusuh sahipleri ise: "Biz O´na îmân ettik, hepsi Rabbimizin katındandır" derler, onlar da tezekkür edemezler, sadece Ulûl´elbab (sır sahipleri) (tezekkur edebilir). Rabbimiz, bizi hidayete erdirdikten sonra, kalplerimizi saptırma. Senin katından bize vehbi olarak rahmet bağışla. Muhakkak ki sen, Vehhab´sın (vehbi olarak bağışlayansın). Rabbimiz muhakkak ki insanları, hakkında şüphe olmayan günde toplayacak olan Sen´sin. Muhakkak ki Allah vaadinden dönmez. Muhakkak ki Allah´dan gelen bir şeye (azaba) karşı, kâfirlere, onların malları ve evlâtları asla bir fayda vermez. Ve işte onlar, onlar ateşin yakıtıdırlar. (Onların durumu) Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin durumu gibidir. Âyetlerimizi yalanladılar, bunun üzerine Allah, onları günahları sebebiyle yakaladı. Ve Allah ikâbı (azabı) şiddetli olandır. Kâfir olanlara de ki: "Yakında mağlup olacaksınız, cehennenemde toplanacaksınız. ve (o) ne kötü bir döşektir." (Bedir savaşında) çarpışan iki fırka, sizin için bir ibret olmuştur. Bir fırka Allah´ın yolunda savaşıyor ve diğeri kâfir olan (fırka), onları (bizzat) gözleri ile kendilerinin iki misli görüyorlardı. Ve Allah dilediğini, kendi yardımı ile destekler. Muhakkak ki bunda, Ulûl ebsar (basîret sahipleri) için mutlaka ibret vardır. İnsanlara, "kadınlara, oğullara, kantar kantar biriktirilmiş altın ve gümüşe, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere olan sevgiden oluşan" şehvetleri (aşırı düşkünlükleri) güzel gösterildi. Bunlar, dünya hayatının menfaatleridir. Ve Allah, O´nun katındaki en güzel sığınaktır. De ki: "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahibi olanlar için, Rabb´lerinin katında, içinde devamlı kalacakları, altından nehirler akan cennetler, temiz eşler ve Allah´ın rızası vardır." Allah kullarını en iyi görendir. Onlar (takva sahipleri): “Rabbimiz, biz hiç şüphesiz mü´min olduk (îmân ettik), artık bizim günahlarımızı (sevaba çevirerek) bize mağfiret et ve bizi ateş azabından koru.” derler. (Onlar), sabredenler, sâdıklar (ahdlerine vefa edenler), kânitîn olanlar (Allah´ın huzurunda saygı ile duranlar), infâk edenler (Allah için verenler) ve seherlerde mağfiret dileyenlerdir. Allah, şehâdet (şahitlikL) etti: muhakkak ki O´ndan başka ilâh yoktur. Melekler ve ilim sahipleri de adaletle kâim oldular (şahit oldular) ki, O´ndan başka ilâh yoktur, (O) Azîz´dir, Hakîm´dir. Muhakkak ki Allah´ın indinde dîn, İslâm´dır (teslim dînidir). Kendilerine kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki hased sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah´ın âyetlerini örterse (inkâr ederse), o taktirde, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir. Bundan sonra eğer seninle tartışırlarsa o zaman onlara de ki: "Ben ve bana tâbi olanlar vechimizi (fizik vücudumuzu) Allah´a teslim ettik. O kitab verilenlere ve ümmîlere: "Siz de vechinizi (fizik vücudunuzu) (Allah´a) teslim ettiniz mi?" de. Eğer teslim ettilerse, o taktirde, hidayete ermişlerdir. Ve eğer yüz çevirirlerse, o zaman sana düşen sadece tebliğdir. Ve Allah, kullarını en iyi görendir. Muhakkak ki, Allah´ın âyetlerini inkâr edenleri, peygamberleri haksız yere öldürenleri, insanlardan adalet ile emredenleri öldürenleri artık "elîm azap" ile müjdele. İşte onların amelleri dünyada ve âhirette hebâ olmuştur. Ve onlar için bir yardımcı yoktur. Kendilerine Kitab´dan nasip verilenleri görmedin mi? Aralarında hüküm vermek için Allah´ın Kitab´ına davet olunuyorlar, sonra onlardan bir grub geri dönüyor ve onlar yüz çevirenlerdir. Bu, onların "Ateş bize sayılı günlerden başka asla dokunmayacak" demeleri sebebiyledir. Ve onların dînleri hakkında iftira etmiş oldukları şeyler, kendilerini aldattı. O halde, hakkında şüphe olmayan bir gün için onları topladığımız ve her nefse, kazandığının karşılığı verildiği zaman halleri nasıl olacak? Ve onlar zulm olunmazlar (haksızlığa uğramazlar). De ki: "Mülkün mâliki olan Allah´ım. Mülkü dilediğine verirsin ve dilediğinden mülkü alırsın. Ve, dilediğini azîz kılarsın ve dilediğini zelil edersin. “Hayır” senin elindedir. Muhakkak ki sen herşeye kaadirsin. Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın. Canlıyı ölüden çıkarırsın ve ölüyü canlıdan çıkarırsın. Ve dilediğin kimseyi hesapsız rızıklandırırsın. Mü´minler, mü´minlerden başkasını (yani) kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, o Allah´dan bir şeyin (rahmet ve fazlın) içinde değildir. Onlardan korunmanız için sakınmanız (dost olmanız) hariç. Ve Allah, sizi kendisinden sakındırır (takva sahibi olmanızı ister). Ve dönüş Allah´adır (ruhun ulaşacağı makam, Allah´ın Zat´ıdır). De ki: Sinelerinizde olanı, gizleseniz veya onu açıklasanız da, Allah onu bilir. Ve (Allah), göklerde ve yerde olanları bilir. Ve Allah herşeye kadîrdir. O gün her nefs, hayırdan ne yaptıysa onu hazır olarak bulur (hayat filminde tüm yaptıklarını görür). Ve kötülükten ne yaptı ise, onunla kendisi arasında uzak bir mesafe olmasını temenni eder. Ve Allah sizi, kendisinden sakındırır (Takva sahibi olmanızı, ölmeden önce, ruhunuzu Allah´a ulaştırmanızı ister). Ve Allah kullarına karşı Raûf´tur. De ki: “Eğer siz Allah´ı seviyorsanız, o taktirde bana tâbi olunuz ki Allah da sizi sevsin ve sizin günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve Allah "Gafur"dur, "Rahîm"dir.” De ki: "Allah´a ve Resûl´e itaat ediniz." Bundan sonra eğer dönerlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, kâfirleri sevmez. Muhakkak ki Allah, Hazreti Âdem´i, Hazreti Nuh´u, Hazreti İbrâhîm´in ailesini ve İmran ailesini, âlemlerin üstüne seçti. (Onlar) birbirinin zürriyetindendir (neslindendir). Ve Allah Semî ´dir (en iyi işitendir), Alîm´dir (en iyi bilendir). İmrân´ın eşi (Hanne): "Rabbim ben, karnımda olanı (doğacak çocuğumu), hür olarak senin için (yalnız sana itaat ve ibadet etsin diye) nezrettim (adadım). Artık (onu) benden kabul buyur. Muhakkak ki Sen Semi´sin (en iyi işitensin), Alîm´sin (en iyi bilensin)." demişti. Fakat onu doğurunca: "Rabbim, gerçekten ben onu kız olarak doğurdum" dedi. Ve Allah, onun ne doğurduğunu çok iyi biliyordu. "Erkek, kız (çocuğu) gibi değildir. Ben onu, "Meryem" diye isimlendirdim ve muhakkak ki ben, onu ve onun zurriyetini, taşlanmış şeytandan Sana sığındırırım" dedi. Böylece Rabbi onu güzel bir kabulle kabul buyurdu, güzel bir şekilde yetiştirdi. Ve Zekeriyya (A.S)´ı, ona bakmakla mükellef kıldı. Zekeriyya (A.S), onun yanına mihraba her girişinde, onun yanında bir rızık bulurdu, "Yâ Meryem, bu sana nasıl, nereden (geldi)" deyince, o da: "O, Allah´ın katından" diyordu. Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır. Zekeriyya (a.s), işte orada Rabbine dua etti: "Rabbim, bana Senin katından temiz bir nesil bağışla, muhakkak ki sen duayı en iyi işitensin" dedi. Bunun üzerine, o (Zekeriyya a.s) mihrabda kaim olarak namaz kılarken, melekler, "Allah´ın, onu, "Allah´dan bir kelimeyi (Hazreti İsa´yı) tasdik edici olarak, seyyid, nefsine hakim, ve Nebî olan, salihlerden "Yahya" ile müjdelediğini" nidâ ettiler (bildirdiler). (Zekeriyâ a s) : "Rabbim benim oğlum nasıl olur, bana ihtiyarlık erişmişken. Ve benim kadınım da kısırdır.” dedi. (Allah da ) : "İşte böyle, Allah dilediğini yapar. " buyurdu (Zekeriyâ a.s): "Rabbim bana bir alâmet (işâret) kıl" dedi. (Allah): "Senin alâmetin üç gün insanlarla rumuzdan (işaretten) başka bir şekilde konuşamamandır. Ve Rabbini çok zikret ve O´nu, akşam ve sabah tesbih et" buyurdu. Ve melekler şöyle demişlerdi: "Ey Meryem muhakkak ki Allah, seni seçti ve tertemiz yarattı ve seni âlemlerin kadınları üzerine üstün kıldı". Ey Meryem ! Rabbin için kânitîn ol (Rabb´inin huzurunda huşû ile dur) ve secde et ve rukû edenlerle birlikte rukû et. İşte bu, gayb haberlerindendir, onu sana vahyediyoruz. Ve, "Meryem´e, onlardan hangisi kefil (vekil) olacak” diye, onlar (kur´a çekmek için) kalemlerini attıkları zaman, sen onların yanlarında değildin. Ve onlar tartışırken de, sen onların yanlarında değildin. Melekler şöyle demişlerdir: "Ey Meryem,! Muhakkak ki Allah, Kendinden bir kelime ile seni müjdeliyor. Onun ismi "Mesih, Meryem oğlu Îsâ´dır. Dünyada ve ahirette şereflidir ve mukarrebinlerdendir." Ve beşikteyken ve yetişkin olunca da insanlarla konuşacak. Ve o sâlihlerdendir. (Hz Meryem): “Rabbim, benim çoçuğum nasıl olur? Bana bir beşer dokunmadı” dedi. (Allah şöyle buyurdu): “İşte böyle, Allah dilediğini yaratır. Bir emrin (işin) olmasını takdir ettiği zaman, sadece ona “ol!” der, o hemen olur.” Ve (Allah) ona kitabı, hikmeti, Tevrat´ı ve İncil´i öğretecek. Ve onu (Meryem oğlu Îsâ Mesih´i ), "Benî İsrâîl´e (İsrailoğulları´na)" resul olarak gönderecek.(Onlara şöyle diyecek):"Muhakkak ki ben size Rabbinizden âyet (mucizeler) getirdim.Ben gerçekten size nemli topraktan kuş heykeli yaparım, sonra onun içine üflerim.O zaman o, Allah´ın izniyle kuş olur.Doğuştan kör olanı ve abraş hastalığını iyileştiririm .Ve, Allah´ın izniyle ölüyü diriltirim. Yediğiniz şeyleri ve evlerinizde biriktirdiğiniz şeyleri size haber veririm. Eğer siz mü´minler iseniz muhakkak ki bunlarda sizin için elbette ayetler (deliller) vardır.” Ve önümde bulunan Tevrat´dan (olan âyetleri ) tasdik edici olarak, ve de size haram kılınmış olan bazı şeyleri helâl kılmak için, Rabbinizden size âyet getirdim. Allah´a karşı takva sahibi olunuz. Ve bana itaat ediniz. Muhakkak ki Allah, benim de Rabbim ve sizin de Rabbinizdir. O halde O´na kul olun. (İşte) bu “Sırâtı Mustakîmdir (Allah´a ulaştıran yoldur)” Fakat İsa, onlardan inkâr hissedince “Allah´a (giden yolda) benim yardıcılarım kimlerdir?” dedi. Havariler: “Biz Allah´ın yardımcılarıyız, Allah´a îman ettik (ruhumuzu ölmeden önce Allah´a ulaştırmayı diledik) ve bizim (Allah´a) teslim olduğumuza şahit ol.” dediler. Rabbimiz, Senin indirdiğin şeye inandık ve Resul´e tâbî olduk, artık bizi şahitlerle beraber yaz. Ve onlar hile yaptılar, Allah da (onlara) hile yaptı. Ve Allah, (hileye karşı) hile yapanların en hayırlısıdır. Allah, şöyle buyurmuştu: “Ey Îsâ! Muhakkak ki seni vefat ettirecek olan ve seni Kendime (katıma) yükseltecek olan ve kâfirlerden temizleyecek olan Benim. Sana tâbi olanları kıyamet gününe kadar, kâfirlerden üstün kılacak olan Benim. Sonra sizin merciiniz Benim (dönüşünüz Bana´dır). O zaman sizin ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler hakkında aranızda hüküm vereceğim.” Fakat inkâr edenlere ise, o taktirde dünyada ve ahirette şiddetli azabla azab edeceğim. Ve onların bir yardımcısı yoktur. Lakin, âmenu olan (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyen) ve amilus sâlihat (nefsi tezkiye edici amel) yapanlara ise ecirleri (mükafaatları) ödenir. Ve Allah, zâlimleri sevmez. Bu sana tilavet ettiklerimiz (anlattıklarımız), ayetlerden ve Hakîm olan (hüküm ve hikmet içeren) Zikir´dendir. Muhakkak ki Allah´ın indinde (nezdinde) Hz Îsâ´nın durumu, Hz Âdem´in durumu (yaratılışı) gibidir. Onu topraktan yarattı. Sonra ona “ol” dedi ( ve o oldu). Hak, senin Rabbindendir. Öyleyse şüphe edenlerden olma! Artık kim sana gelen ilimden sonra, onun hakkında seninle tartışırsa o zaman de ki: ”Gelin, sizler ve bizler de dahil olmak üzere oğullarımızı ve oğullarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı çağıralım (bir araya toplanalım). Sonra dua edelim, böylece Allah´ın lanetini yalancıların üzerine kılalım.” Muhakkak ki bu (Hz. Îsâ hakkında anlatılan), gerçekten “hak kısas”dır (gerçektir). Ve Allah´tan başka bir ilâh yoktur. Ve muhakkak ki Allah, gerçekten O Azîz´dir, Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Buna rağmen dönerlerse, o zaman muhakkak ki Allah, fesat çıkaranları en iyi bilendir. Deki: “Ey Kitab Ehli! Sizinle bizim aramızda aynı olan bir kelimeye (Tevhit sözüne) geliniz. “Allah´tan başkasına kul olmayalım ve O´na hiçbir şeyi şirk (ortak) koşmayalım ve bir kısmımız, bazılarını, Allah´tan başka Rab´ler edinmesinler”. Bundan sonra eğer dönerlerse, o zaman; “Bizim müslüman olduğumuza (teslim olduğumuza) şahit olun” deyiniz.” Ey Kitab ehli! Hz. İbrahim hakkında nasıl tartışıyorsunuz ki; Tevrat ve İncil ondan önce indirilmedi ki (ondan sonra indirildi) Hâlâ akıl etmiyor musunuz? İşte siz busunuz. Kendisine dair ilminiz olmayan bir şey hakkında tartıştınız. Artık bilginiz olmayan bir şey hakkında siz niçin tartışıyorsunuz? Ve Allah bilir ve siz bilmezsiniz. Hz. İbrâhîm , yahudi veya nasrani olmadı. Fakat hanif (Allah´ın tek oluşuna, ölmeden önce ruhun O´na ulaştırılmasının ve Allah´a teslim olmanın farz olduğuna inanan) , (Allah´a teslim olmuş) bir müslümandı . Ve o müşriklerden olmadı. Muhakkak ki Hz.İbrâhîm ´e insanların en yakın olanı elbette ona tâbî olanlar ve bu peygamber (Hz. Muhammed) ve âmenû olanlardır (Ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenlerdir). Ve Allah, mü´minlerin dostudur. Ehli Kitap´dan bir grup sizi dalâlete düşürmeyi diledi. Onlar, kendilerinden başkasını dalâlete düşüremezler. Ve onlar farkında değiller. Ey Ehli Kitap! Siz şahit olduğunuz halde niçin Allah´ın âyetlerini inkar ediyorsunuz? Ey Kitap Ehli! Niçin hakkı bâtıl ile karıştırıyorsunuz? Ve siz bildiğiniz halde hakkı niçin gizliyorsunuz? Kitap ehlinden bir grup (diğerlerine) : “Âmenu olanlara indirilmiş olana, gündüz iman edin, ve (günün) sonunda (akşamleyin) inkar edin. Umulur ki böylece onlar (dinlerinden) dönerler.” dediler. Ve (Ehli Kitap): “Sizin dininize tâbi olandan başkasına inanmayın.” (dediler). (Habibim onlara) De ki: “Muhakkak ki hidayet (insan ruhunun ölmeden önce Allah´a ulaşması), (Allah´ın kendisine ulaştırması)s Allah´ın hidayetidir, size verilenin bir benzerinin, bir başkasına verilmesidir.”. Yoksa onlar, Rabbinizin huzurunda, sizinle çekişiyorlar mı? (Onlara) De ki: “Muhakkak ki fazl Allah´ın elindedir. Onu dilediğine verir.”. Ve Allah, Vâsi´dir (ilmi geniştir, herşeyi kapsar), Alîmdir (en iyi bilendir) . Rahmetini dilediğine tahsis eder. Ve Allah, “Büyük Fazl” sahibidir. Kitap ehlinden öyle kimseler var ki; ona kantar kantar (altın) emanet etsen onu sana iade eder. Ve yine onlardan öyle kimseler var ki; eğer ona bir dinar emanet versen başında devamlı dikilmedikçe onu sana iade etmez. Bu onların: “Ümmiler hakkında bizim üzerimize bir yol (sorumluluk) yoktur.” demelerindendir. Allah´a karşı bilerek yalan söylüyorlar. Hayır, (öyle değil)! Kim (Allah ile olan) ahdini yerine getirir ve takva sahibi olursa, o taktirde muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever. Muhakkak ki onlar; Allah´ın ahdini ve yeminlerini az bir değere satarlar. İşte onlar için ahirette bir nasip yoktur. Ve Allah onlar ile konuşmayacak ve kıyamet günü onlara nazar etmeyecek (bakmayacak). Ve onları temize çıkarmayacak ve onlar için elim azab vardır. Ve muhakkak ki onlardan (Ehli Kitap´tan) bir grup mutlaka, onu (okuduklarını) kitaptan zannetmeniz için kitabı okurken dillerini eğip bükerler oysa o kitaptan değildir. O, Allah´ın katından olmadığı halde: "O, Allah´ın katındandır" derler. Ve onlar Allah´a karşı bilerek yalan söylüyorlar. Bir insan için, Allah´ın kendisine kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra onun insanlara; "Allah´tan başka bana kul olun" demesi olamaz (mümkün değildir).Fakat, sizin kitabı tedris etmiş (okuyup öğrenmiş) olmanız ve öğretiyor olmanızdan dolayı ancak: "Rabbâni (kendini Rabb´e adamış) kullar olunuz" der. Ve size: "Melekleri ve peygamberleri Rab´ler edinin!" diye emretmez. Siz, müslüman olduktan (teslim olduktan) sonra size küfrü emreder mi? Ve Allah, nebilerden, "Size kitap ve hikmet verdim. Sonra size, beraberinizde olanı (Allah´ın size verdiği kitapları) tasdik eden bir Resûl geldiği zaman, ona mutlaka iman edeceksiniz ve ona mutlaka yardım edeceksiniz" diye misak aldığı zaman, "İkrar ettiniz mi (kabul ettiniz mi?) ve bu ağır (ahdimi) üzerinize aldınız mı?" diye buyurdu. (Onlar da): "İkrar ettik (kabul ettik)" dediler. (Allahu Teâlâ): "Öyleyse şahit olun ve Ben sizinle beraber şahitlerdenim." buyurdu. Artık bundan sonra, kim yüz çevirirse (nebilerden sonra gelecek olan bu Resûl´ü inkâr ederse), işte onlar, onlar fâsıklardır. Onlar, hâlâ Allah´ın dininden başkasını mı arıyorlar? Halbuki göklerde ve yerde kim varsa, hepsi tav´an ve kerhen (isteyerek ve istemeyerek) O´na teslim oldular ve onlar, O´na (Allah´a), geri döndürülecekler. "Allah´a ve bize indirilene ve İbrâhîm (a.s)´a, İsmâil (a.s)´a, İshâk (a.s)´a, Yâkub (a.s)´a ve Yâkub oğulları´na indirilenlere, Hz. Mûsâ ´ya ve Hz.Îsâ´ya ve nebilere Rab´leri tarafından verilenlere iman ettik. Onların arasından birini (diğerlerinden) ayırdetmeyiz. Ve biz O´na (Allah´a) teslim olanlarız." de. Ve kim İslâm´dan başka bir dîn ararsa, o taktirde kendisinden asla kabul edilmez ve o, ahirette "hüsranda olanlar"dan olur. İmanlarından sonra inkar eden kavmi, Allah nasıl hidayete erdirir? Ve onlar, Resulün Hak olduğuna şahid oldular ve onlara beyyineler (açık deliller) geldi. Ve Allah, zâlimler kavmini hidayete erdirmez. İşte onların cezası, Allah´ın, meleklerin ve bütün insanların lânetinin onların (fâsıkların) üzerlerine olmasıdır. Onlar, onun (lânetin) içinde ebedi kalacak olanlardır. Onlardan azab hafifletilmez ve onlara bakılmaz,... Bundan sonra tövbe edip, ıslâh olanlar (nefslerini tezkiye edenler) hariç. O taktirde muhakkak ki Allah, Gafur´dur, Rahîm´dir. Muhakkak ki, îmân ettikten sonra inkâr edenlerin ve sonra da küfürlerini artıranların, onların (üçüncü defa fıska düşenlerin) tövbeleri asla kabul edilmez. Ve işte onlar, dalâlette olanlardır. Muhakkak ki, inkar edip, kâfîr olarak ölenlerin hiç birinden, yeryüzü dolusu altını olsa ve onu fidye olarak verse artık asla kabul edilmez. İşte onlar, onlar için “elim azab “ vardır. Ve onlar için bir yardımcı yoktur. Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe (Allah için vermedikçe), asla birre nail olamazsınız. (Allah´ın size verdiklerinden, Allah için) bir şey infak ettiğiniz zaman muhakkak ki Allah, onu en iyi bilendir. Tevrat indirilmeden önce İsrailoğullarının kendi kendilerine haram kıldığı şeylerden başka bütün yiyecekler İsrailoğulları için helâldi. De ki: "Eğer siz, (yeminlerinizde ve sözlerinizde) sadık iseniz, öyleyse Tevrat´ı getirin de okuyun." Artık bundan sonra kim, Allah´a yalanla iftira ederse, o takdirde işte onlar, onlar zalimlerdir. De ki: "Allahû Teâla doğruyu söyledi. Öyle ise hanif olarak Hz. İbrâhim´in dinine tâbi olun. Ve o, müşriklerden olmadı." Muhakkak ki, mübarek ve âlemlere hidâyet vesilesi olan (beyt), elbetteki insanlar için Bekke´de (Mekke´de) yapılmış olan ilk beyt´tir. Orada (Beytullah´da) açık beyyineler, Hz.İbrâhîm´ in makamı vardır. Ve kim oraya girerse emin (emniyette) olur. Ona yol bulmaya (Hacca gitmeye) gücü yetenlere, Allah için o Beyt´in hac edilmesi, insanların üzerine (farz) dır. Ve kim inkar ederse, artık muhakkak ki Allah, alemlerden ganidir (hiçbir şeye muhtaç değildir). De ki: "Ey kitap ehli! Niçin Allah´ın ayetlerini inkar ediyorsunuz? Ve Allah, yapmakta olduğunuz şeylere şâhit." De ki: "Ey kitap ehli! (gerçeklere) şahit olduğunuz halde, niçin îmân eden kimseleri, onun eğriliğini isteyerek, Allah´ın yolundan men ediyorsunuz? Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir." Ey âmenû olanlar! Eğer o kitap verilenlerden bir gruba, itaat ederseniz, sizi îmânınızdan sonra kâfîrliğe döndürürler. Ve size, Allah´ın ayetleri okunurken ve aranızda O´nun (Allah´ın) resulu varken, siz nasıl inkâr edersiniz Ve kim Allah´a sımsıkı tutunursa, artık o Sıratı Mustakim´e (Allah´a ulaştıran yola) hidayet olunmuştur. Ey âmenû olanlar, Allah´a karşı “O´nun hak takvası” ile (bi hakkın takva, en üst derece takva ile) takva sahibi olun! Ve sakın siz, (Allah´a) teslim olmadan ölmeyin! Ve hepiniz, Allah´ın ipine sımsıkı tutunun, fırkalara ayrılmayın! Ve Allah´ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın; siz (birbirinize) düşman olmuştunuz. Sonra sizin kalplerinizin arasını birleştirdi, böylece Allah´ın nimeti ile kardeşler oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarında iken sizi ondan kurtardı. İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklıyor. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz. Sizin içinizden hayra davet eden (mürşidlerden) bir cemaat olsun ve mârufla emretsin, ve münkerden nehyetsin (men etsin). İşte onlar, onlar felâha erenlerdir. Ve kendilerine beyyineler (açık deliller) geldikten sonra, fırkalara ayrılıp ihtilafa düşenler gibi olmayın! Ve işte onlar, onlar için “azîm azab” vardır. O gün (bazı) yüzler ağaracak ve (bazı) yüzler kararacak. O zaman yüzleri kararan kimselere: “Îmânınızdan sonra siz inkâr mı ettiniz? Öyleyse inkâr etmiş olmanızdan dolayı azabı tadın” (denir). Amma, yüzleri ağarmış olanlar ise, artık Allah´ın rahmeti içindedirler. Onlar, onun (o rahmetin) içinde ebedî kalacak olanlardır. İşte bunlar, Allah´ın âyetleridir, onları sana hak olarak tilavet ediyoruz (okuyup açıklıyoruz). Ve Allah, âlemlere zulum olmasını istemez. Göklerde ve yerlerde ne varsa Allah´ındır. Ve emirler (bütün işler), Allah´a döndürülür. Siz, insanlar için çıkarılmış (seçilmiş) olan, ümmetin hayırlı kişileri oldunuz. Mâruf ile emredersiniz ve münkerden nehy edersiniz (men edersiniz). Ve siz, Allah´a îman ediyorsunuz. Eğer kitap ehli de îman etselerdi elbette onlar için hayırlı olurdu. Onlardan bir kısmı mü´mindir ve onların çoğu da fâsıklardır. Onlar size ezadan başka asla bir zarar veremezler. Ve eğer sizinle savaşırlarsa, size arkalarına dönüp kaçarlar.Sonra onlar, yardım da olunmazlar. Onların üzerlerine, nerede olurlarsa olsunlar zillet (alçaklık) damgası vuruldu. Ancak Allah´ın ipine (Sıratı Mustakîm´e) ve insanlardan bir ipe (Allah´a ulaştıracak olan mürşide) tutunanlar (ulaşanlar) hariç. (Onlar) Allah´dan bir gazabına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu, onların Allah´ın ayetlerini inkar etmiş olmaları ve peygamberleri haksız yere öldürmüş olmaları sebebiyledir. İşte bu, onların (Allah´a) isyan etmelerinden ve haddi aşmış olmalarındandır. Onların (hepsi) bir değildir. Kitap ehlinden, gece saatlerinde kıyamda durup, Allah´ın ayetlerini tilavet eden ve secde eden bir ümmet vardır Onlar, Allah´a ve yevmil âhire îman ederler, mâruf (irfan) ile emreder ve kötülükten nehyederler (men ederler) ve hayırlara koşarlar. İşte onlar, sâlihlerdendir. Ve, hayır olarak bir şey yaparlarsa, o taktirde o (hayır), asla örtülmez (mutlaka mükâfâtı verilir). Ve Allah, takva sahiplerini en iyi bilendir. Muhakkak ki inkar edenlere, malları ve evlatları, Allah´dan bir şeye (azaba) karşı kendilerine asla bir fayda vermez. Ve işte onlar ateş ehlidir, onlar, orada devamlı kalacak olanlardır. Onların (kâfirlerin), bu dünya hayatında (gösteriş ve övünmek için) infak etttikleri şeylerin durumu, kendilerine zulmeden (Allah´ın emirlerine ve nehiylerine itaat etmeyerek, devamlı derecât kaybeden) bir kavmin, "kavurucu, dondurucu soğuk bir rüzgarın isabet ederek, böylece helâk ettiği" ekininin durumu gibidir. Allah, onlara zulmetmedi, fakat onlar, kendi kendilerine zulmediyorlar. Ey âmenû olanlar ! Kendinizden (mü´minlerden) başkalarını sırdaş edinmeyin. Onlar sizi fesada düşürmekten geri kalmazlar ve size sıkıntı verecek şeyleri temenni ettiler. Kin ve öfkeleri ağızlarından (sözlerinden) belli olmuştur. Göğüslerinde gizledikleri şey (kinleri) daha da büyüktür. Akıl etmiş olsaydınız, size ayetleri açıklamıştık. İşte siz(müminler) böylesiniz, siz onları seversiniz ve onlar sizi sevmezler ve siz kitabın tamamına îman edersiniz. Ve sizinle karşılaşınca "biz iman ettik " dediler, yalnız kaldıkları zaman, size karşı öfkelerinden parmak uclarını ısırdılar. De ki: "Öfkenizden ölün." Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir. Şayet size bir hasenat (güzellik) dokunursa onları hüzünlendirir. Ve şayet size bir seyyiat (kötülük) isabet ederse, onunla ferahlanırlar (ona sevinirler). Ve eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız, onların hileleri size hiçbir şeyle zarar veremez. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını (ilmi ile) kuşatandır (bilendir). Ve bir sabah erkenden ailenden ayrılmıştın, mü´minlerisavaş için (uygun) mevzilere yerleştiriyordun. Ve Allah en iyi işiten , en iyi bilendir. Sizden iki grup, korkaklık göstererek bozgunluğa meyl etmişti. Allah, o ikisinin de (iki grubun da) dostudur ve artık mü´minler Allah´a tevekkül etsinler. Ve andolsun ki, Bedir (savaşında), siz (sayıca ve silahça) daha zayıf bir halde iken, Allah size yardım etti. Artık Allah´a karşı takvasahibi olun. Ve umulur ki böylece siz şükredersiniz! O zaman mü´minlere (şöyle) diyordun: "Rabbinizin, indirilen meleklerden üç bini ile size yardım etmesi, size kâfi gelmiyor mu?" Bilâkis, eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız ve onlar size aniden gelirlerse (saldırırlarsa), Rabbiniz bu nişaneli meleklerden beş bini ile size yardım eder. Ve Allah, onu (bu yardım vaadini), size müjde olması ve kalplerinizin onunla tatmin olmasından başka bir şey için yapmadı. Yardım ancak, Azîz ve Hakîm olan Allah´ın katındandır. (Ve bu yardım), kafirlerden bir kısmını kesmek (helâk etmek) veya onlarıperişan etmek, böylece bozguna uğrayarak dönüp gitmeleri içindir. Senin için bir emir (yapacağın bir şey) yoktur. (Allah), ya onların tövbesini kabul eder veya onlara azap eder. Oysa onlar, gerçekten zâlimlerdir. Ve, göklerde ve yerde ne varsa Allah´ındır. Dilediğini mağfiret eder ve dilediğine de azap eder. Ve Allah, Gafur´dur, Rahim´dir. Ey âmenu olanlar! Faizi, kat kat artırarak yemeyin. Ve Allah´a karşı takva sahibi olun. Umulur ki böylece siz, felâha erersiniz. Ve kâfirler için hazırlanmış olan o ateşten sakının. Ve, Allah´a ve Resul´e itaat edin, umulur ki böylece siz rahmet olunursunuz. Ve, Rabbinizden olan mağfirete ve genişliği yerler ve gökler kadar olan, muttekîler için hazırlanmış olan cennete koşun! Onlar (muttekiler), bollukta ve darlıkta (Allah için) infak ederler (verirler) ve onlar öfkelerini yutanlardır (tutanlardır) ve insanları affedenlerdir. Ve Allah, muhsinleri sever. Ve onlar (takva sahipleri), bir kötülük yaptıkları veya nefslerine zulmettikleri zaman Allah´ı zikrederler, hemen günahları için mağfiret dilerler. Ve,Allah´tan başka kim günahları mağfiret eder. Ve onlar, yaptıkları şeylerde (hatalarda), bilerek ısrar etmezler. İşte onların mükâfatları, Rab´lerinden mağfiret ve altlarından nehirler akan, içlerinde devamlı kalacakları cennetlerdir. (Böyle) amel edenlerin mükâfatları ne güzel! Sizlerden önce (bir çok kavimlerde) Allah´ın sünnetleri gelip geçti. Artık yeryüzünde gezin (Allah´ın âyetlerini) böylece yalanlayanların âkıbeti nasıl olmuş bakın. Bu (âyetler), insanlar için bir açıklama ve bir hidayet ve takva sahipleri için bir öğüttür. Ve gevşemeyin, ve mahzun olmayın ! Eğer mü´min iseniz, üstün olan sizsiniz. Eğer size bir yara dokunursa, o taktirde o kavme de, onun aynısı bir yara dokunmuştur. Ve bu (sevinçli ve kederli) günleri, Biz, insanlar arasında döndürüp dolaştırırız. Allah´ın, âmenu olanları (sınayıp) bilmesi (belli etmesi) ve sizden (içinizden) şahitler edinmesi içindir. Ve Allah, zâlimleri sevmez. Ve (bu), Allah´ın âmenu olanları temize çıkarması ve kâfirleri yavaş yavaş helak etmesi içindir. Yoksa siz, Allah sizden cihad edenleri ve sabredenleri belli etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Ve andolsun ki siz, ölümü (şehit olmayı), onunla karşılaşmadan (yüzyüze gelmeden) önce, temenni ediyordunuz. İşte şimdi onu görmüş oldunuz. Ve ,(oysa) siz ( şehit olarak ölmeyi) bekliyordunuz. Ve Muhammed sadece bir Resul´dür. Ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Şimdi O, öldü veya öldürüldü ise, siz topuklarınız üzerinde geriye mi döneceksiniz? Kim topukları üzerinde geriye dönerse, bundan sonra Allah´a, asla hiçbir şeyle zarar veremez. Ve Allah, şâkirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracaktır. Ve bir kimsenin, Allah´ın izni olmadan ölmesi olmamıştır (olamaz) , o (ölüm), süresi tayin edilmiş bir yazıdır. Ve, kim dünya sevabı isterse, kendisine ondan veririz, ve kim ahiret sevabı isterse, kendisine ondan veririz. Ve şakirleri (şükredenleri) yakında mükâfatlandıracağız. Ve peygamberlerden niceleri var ki; onlarla birlikte birçok rıbbıyyun (ilim, irfan sahibi mürşid) de savaştı. Allah yolunda, kendilerine isabet eden şeyler (elem ve sıkıntılar) sebebiyle gevşemediler, zayıflık göstermediler ve boyun da eğmediler. Allah, sabredenleri sever. Ve onların sözleri: "Rabbimiz, bizim günahlarımızı mağfiret et ve işimizdeki israfımızı (aşırılığımızı) bağışla. Ve, ayaklarımızı sabit tut ve kâfirler kavmine karşı bize yardım et." demekten başka birşey olmadı. Böylece Allah, onlara dünya sevabını ve ahiret sevabınının en güzelini verdi. Ve Allah, muhsinleri sever. Ey âmenû olanlar! Eğer kâfirlere itaat ederseniz , sizi topuklarınız üzerinde geri çevirirler. O zaman "hüsrana uğramış olanların" haline dönersiniz. Hayır! Sizin mevlânız(dostunuz) Allah´tır. Ve O, yardımcıların en hayırlısıdır. Allah´ın, hakkında bir sultan (delil) indirmediği bir şeyi, Allah´a ortak koşmaları sebebiyle, o kâfirlerin kalplerine korku vereceğiz. Ve onların sığınağı (gideceği yer), ateştir (cehennemdir). Ve zâlimlerin kalacağı yer ne kötü. Andolsun ki; Allah, size olan vaadine sadık kaldı. O´nun (Allah´ın) izni ile onları perişan edip öldürüyordunuz. Fakat, Allah size sevdiğiniz şeyi (galibiyeti) gösterdikten sonra gevşeklik göstermiştiniz. Ve verilen emir hakkında nizâya(anlaşmazlığa) düştünüz ve isyan ettiniz. Sizden kiminiz dünyayı istiyordu (ganimete koştu), kiminiz ahireti istiyordu (onlar şehit olana kadar yerlerinde kaldı). Sonra sizi imtihan etmek için, sizi onlardan geri çevirdi (mağlup olup geri döndünüz) ve andolsun ki, (buna rağmen) sizi affetti. Ve Allah, mü´minlere karşı fazl sahibidir. Siz (dağa çıkarak) uzaklaşıyor ve dönüp hiç kimseye bakmıyordunuz, (Allah´ın) Resûl´ü ise sizi arkanızdan çağırıyordu. Bundan sonra size gam üstüne gam isabet etti, elinizden çıkan şeyler (zafer, ganimet) ve size isabet eden şeyler (musîbetler) için mahzun olmayın (üzülmeyin) diye. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Sonra (Allah), bu gamın arkasından sizin üzerinize sukunet veren bir uyku indirdi, içinizden bir grubu sarıp kaplıyordu ve diğer grup, canlarını önemsemişti(canlarının kaygısına düştüler). Allah´a karşı cahiliyye zannı ile haksız zanda bulunuyorlar: "Bu emirden bize bir şey (bir nasib) var mı?" diyorlar. (Onlara): "Muhakkak ki emirlerin hepsi Allah´ındır." de. İçlerinde sana açıklamadıkları bir şey saklıyorlar. "Bu emirden bize bir şey (bir nasib) olsaydı, burada öldürülmezdik." diyorlar. Eğer siz, evlerinizde bile olsaydınız, üzerlerine katl (öldürülmeleri) yazılmış olanlar, yatacakları (ölüp düşecekleri) yere mutlaka çıkıp giderlerdi. (Bu) Allah´ın sizin sinelerinizde olanı sınamak ve kalplerinizde olandan (şüpheden), sizi temize çıkarmak (fitneden kurtarmak) içindir. Ve Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir. Muhakkak ki, iki topluluğun karşılaştığı gün, içinizden bir kısmı yüz çevirdi, oysa şeytan, kazandıkları bazı şeylerden dolayı (Resûlün emrine itaat etmemek, ganimete koşmak gibi), onları zillete düşürmek istedi. Ve and olsun ki, Allah onları affetti. Muhakkak ki Allah Gafûr´dur, Halîm´dir. Ey âmenû olanlar! Siz, yeryüzünde sefere çıkmış veya gâzi olan(savaşa katılan) kardeşleri için "Eğer bizim yanımızda olsaydılar ölmezler ve öldürülmezlerdi." diyen kâfirler gibi olmayın! Allah, bunu onların kalplerinde bir hasret (pişmanlık) kılmak için yaptı. Ve Allah yaşatır ve öldürür. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir. Ve eğer siz, Allah´ın yolunda öldürülür veya ölürseniz, mutlaka Allah´dan mağfiret ve rahmet vardır, onların topladıklarından (dünya malından) daha hayırlıdır. Ve elbette, ölseniz de öldürülseniz de mutlaka Allah´a haşr olunacaksınız (Allah´ın huzurunda toplanacaksınız). O zaman, Allah´dan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Ve eğer sen, kaba, katı yürekli olsaydın, mutlaka senin etrafından dağılırlardı. Artık onları affet ve onlar için mağfiret dile ve işler konusunda onlarla muşavere et (danış). Azmettiğin zaman, artık Allah´a tevekkül et. Muhakkak ki Allah, tevekkül edenleri (Allah´a güvenenleri) sever. Eğer Allah size yardım ederse, o zaman sizi yenecek yoktur. Ve eğer sizi yardımsız (yüz üstü) bırakırsa, ondan sonra size kim yardım eder. Öyleyse mü´minler, Allah´a tevekkül etsinler (Allah´a güvensinler). Ve bir peygamber için "Ganimet malından gizlice alması" olamaz. Ve kim ganimet malından gizlice alırsa (hıyanet ederse), kıyamet günü o, gizlice aldığı şey ile gelir. Sonra herkese kazandığı şey ödenir ve onlar zulmedilmezler. Artık, Allah´ın rızasına tâbî olan kimse, Allah´dan gazaba uğramış ve barınacağı yer cehennem olan kimse gibi midir? Ve (o) ne kötü varış yeri. Onların (Allah´ın rızasına tâbî olanların) kazandıkları dereceler, Allah´ın katındadır. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi görendir. And olsun ki Allah, müminleri, "Onların aralarında (kendi zamanlarında, kendi kavimleri içinde), kendilerinden bir resul beas ederek (başlarının üzerine devrin imamının ruhu bir nimet olmak üzere)" nimetlendirdi (lutufda bulundu). Onlara, O´nun (Allah´ın) ayetlerini tilâvet eder, onları tezkiye eder, onlara kitap ve hikmeti öğretir. Ondan evvel ise (resule tâbi olmadan evvel), onlar elbette apaçık dalâlet içinde idiler. Ve, iki mislini (düşmanlarınıza) isabet ettirdiğiniz bir musibet, size isabet ettiği zaman: "Bu nasıl oldu?" dediniz. De ki:"O sizin kendi nefslerinizdendir". Muhakkak ki Allah, her şeye kaadirdir. Ve iki topluluğun karşılaştığı o gün, size isabet eden şey (musibet) ancak Allah´ın izniyleydi ve mü´minleri bilmesi (belirlenmesi) içindi. Ve (bu) nifak çıkaranları bilmesi (münafık olanların belirlenmesi) içindi. Ve onlara: "Gelin, Allah yolunda savaşın veya savunun (müdafaa edin)." denildiği zaman, "Biz harp (etmeyi) bilseydik, elbette size tâbî olurduk (sizinle gelirdik)." dediler. İzin günü onlar, îmândan çok küfre yakındırlar. Onlar, kalplerinde olmayan şeyi ağızlarıyla söylüyorlar. Ve Allah, onların gizledikleri şeyi çok iyi bilir. Onlar (munafıklar), kendileri oturdukları (savaşa gitmedikleri) halde, savaşa katılan kardeşleri için: "Eğer bize itaat etselerdi, öldürülmezlerdi." dediler. (Onlara) de ki: "Eğer (sözünüzde) sâdık kimselerseniz, haydi ölümü kendinizden savın." Ve Allah´ın yolunda öldürülenleri, sakın ölüler sanmayın.Hayır, (onlar) hayydırlar (canlıdırlar), Rab´lerinin katında rızıklandırılırlar. Allah´ın onlara kendi fazlından verdiği şeyle ferahlarlar. Ve arkalarından henüz kendilerine katılmayan (henüz şehit olmayan) kimselere, "onlara bir korku olmayacağını ve onların mahzun olmayacaklarını" müjdelemek isterler. Onlar, Allah´dan olan ni´meti, fazlı ve "Allah´ın mü´minlerin mükâfatını zayi etmeyeceğini" müjdelemek isterler. Onlar (o mü´minler) ki, kendilerine yara isabet ettikten sonra bile Allah´ın ve Resul´un davetine icabet ettiler. Onlardan ahsen olanlar (Allah´ın bütün emirlerini yerine getiren, yasak ettiği hiçbir fiili işlemeyenler) ve (azîm) takvaya ulaşanlar için "Azîm Ecir (en büyük mükafat)" vardır. O (ahsen) kimseler ki, insanlar onlara: "Muhakkak ki, insanlar, sizin için (size saldırmak için) toplandılar. Artık onlardan korkun." dedikleri zaman, (bu söz), onların îmânını artırdı. Ve "Allah bize kâfîdir ve O, ne güzel vekildir." dediler. Böylece onlara bir kötülük dokunmadan, Allah´tan bir nimet ve fazl ile geri döndüler. Ve Allah´ın rızasına tâbi oldular. Ve Allah "Büyük Fazıl" sahibidir. Fakat şeytan, böylece ancak kendi dostlarını (onu dost edinenleri) korkutur. Artık onlardan korkmayın ve eğer sizler mümin iseniz, (sadece) Ben´den korkun. Ve küfre koşanlar seni mahzun etmesin. Muhakkak ki onlar, Allah´a hiçbir şey ile asla zarar veremezler. Allah, onlara ahirette bir nasip vermemek istiyor. Ve onlar için “Büyük Azap” vardır. Muhakkak ki îman karşılığında küfrü satın alanlar, Allah´a hiçbir şey ile asla zarar veremezler. Ve onlariçin “Elîm Azab” vardır. Ve sakın o kâfirler, onlara mühlet vermemizi, kendileri için bir hayır sanmasınlar. Sadece günahlarını artırmaları için onlara mühlet veriyoruz. Ve onlar için ”Alçaltıcı Azab “ vardır. Allah, habis olanı (kötüyü), temiz olandan (mü´min olanı, mü´min gözükenden) ayırıncaya kadar mü´minleri, sizin bulunduğunuz hâl üzere (mü´min olanla mü´min gözükenin bir arada olduğu bir durumda) terk edecek değildir. Ve Allah sizi gayba muttali edecek (gaybı bildirecek) değildir. Ve lâkin Allah, resullerinden dilediği kimseyi seçer (gaybı o resulüne bildirir). O halde, Allah´a ve O´nun resullerine îman edin. Ve eğer âmenu olur ve takva sahibi olursanız, o zaman sizin için "Büyük Ecir" vardır. Ve Allah´ın kendi fazlından onlara verdiği şeyleri, (Allah yolunda infak etmeyip) cimrilik edenler, sakın zannetmesinler ki o, kendileri için hayırdır. Bilâkis o, onlar için bir şerdir.Cimrilik ettikleri şey, kıyamet günü boyunlarına dolanacak. Göklerin ve yerin mirası Allah´ındır. Allah, yaptığınız şeylerden haberdar olandır. Andolsun ki : "Muhakkak ki Allah fakirdir, biz zenginiz" diyen o kimselerin sözünü Allah işitti. Biz onların söylediklerini ve peygamberlerini haksız yere öldürmelerini yazacağız. Ve onlara : "yakıcı azabı tadın" diyeceğiz. İşte bu (azab), Allah kullara zulmedici olduğundan değil, ellerinizle takdim ettiğiniz (yaptığınız) şeyler sebebiyledir. Onlar, "Muhakkak ki Allah, “bize ateşin yiyeceği bir kurbanı getirin-ceye kadar, hiçbir Resule “ îman etmememiz için bize ahdetti" dediler. Onlara de ki: "Benden önce Resuller, beyyinelerle ve sizin söylediğiniz o şey ile size gelmişlerdi. Eğer siz sâdıklar (doğru söyleyenler) iseniz, o halde onları niçin öldürdünüz. Artık seni yalanlarlarsa (üzülme), halbuki, senden önceki, açık belgeler, yazılı sayfalar ve nurlu kitaplar getiren resuller de yalanlanmıştı. Her nefs, ölümü tadıcıdır ve lâkin ecirleriniz (amellerinizin karşılığı) kıyamet günü ödenir. O vakit kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa o takdirde o kurtulmuştur. Ve dünya hayatı, aldatıcı metadan başka bir şey değildir. Mallarınız ve canlarınız hususunda siz mutlaka imtihan olunacaksınız. Sizden önce kitap verilenlerden ve şirk koşanlardan elbette birçok incitici (sözler) duyacaksınız. Eğer siz sabrederseniz ve takva sahibi olursanız ki bu muhakkak, işlerin “âzim” olanlarındandır. Ve Allah, kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız ve onu gizlemeyeceksiniz." diye, misâk almıştı. Fakat onu (misâkı), arkalarına attılar (sözlerini tutmadılar ) Ve onu az bir değere sattılar.Oysa yaptıkları alışveriş ne kötü. Sakın zannetme ki, (Kitab Ehli´ninden olup, Kitab´tandır diyerek) getirdikleri şey ile ( doğrusunu gizleyip, gerçeği açıklamıyarak yaptıkları ile) ferahlayan (sevinen) kimseler ve yapmadıkları ile övülmeyi seven kimseler ki,bundan sonra onların azaptan kurtulacak bir yerde olduğunu sanma Ve onlar için “Elîm Azap” vardır. Ve, göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. Ve Allah her şeye kaadirdir. Muhakkak ki, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde, ulûl elbab için elbette ayetler (deliller) vardır. Onlar (ulûl elbab, lüblerin, Allah´ın sır hazinelerinin sahipleri), ayaktayken, otururken, yan üstü yatarken (daima ) Allah´ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında tefekkür ederler (ve derler ki): "Ey Rabbimiz! Sen bunları bâtıl olarak (boşuna ) yaratmadın. Sen Subhan´sın, artık bizi ateşin azabından koru. Ey Rabbimiz! Muhakkak ki Sen, kimi ateşe sokarsan artık onu hakir ve rezil etmişsindir. Zalimler için bir yardımcı yoktur. Rabbimiz! Muhakkak ki biz,"Rabbinize âmenu olun" diye îmana davet eden davetçiyi işittik , böylece îman ettik (davetçiye tâbi olarak âmenû olduk) Rabbimiz artık bizim günahlarımızı mağfiret et, seyyiatlarımızı ört ve bizi ebrar olan (Allah´a ulaşan ve veli olan cennetlik) kullarınla beraber vefat ettir. Rabbimiz! Resullerin vasıtasıyla bize vaad ettiğin şeyleri bize ver ve kıyamet günü bizi rezil ve perişan etme. Muhakkak ki sen vaadinden dönmezsin. O zaman Rab´leri, onların dualarına icabet etti. (Şöyle buyurdu): Sizden erkek veya kadın amel edenin amelini, Ben kesinlikle zayietmem. Siz birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, Ben´im yolumda işkenceye uğrayanların, savaşanların ve öldürülenlerin seyyiatlarını mutlaka örteceğim. Ve onları mutlaka, altlarından nehirlerakan cennetlere sokacağım, Allah´ın katından bir mükâfat olarak. Ve Allah, O´nun katında mükâfatların en güzelidir. Kâfirlerin beldeler arasında (gezip) dolaşmaları, sakın seni aldatmasın. (Bu) Az bir metâdır. Sonra onların varacakları yer cehennemdir.Ve o ne kötü bir döşektir. Fakat Rab´lerine karşı takva sahibi olanlar...Onlar için altlarından nehirler akan, içinde ebediyen kalacakları cennetler, Allah tarafından ziyafet sofraları vardır.Ve Allah´ın katında olan şeyler, ebrar kulla Ve muhakkak ki kitap ehlinden öyle kimseler var ki, Allah´a, size indirilene ve kendilerine indirilene mutlaka iman ederler. Allah´a karşı huşû duyarlar. Allah´ın ayetlerini az bir değere satmazlar. İşte onlar, onların mükâfatları, Rab´lerinin katındadır. Muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir. Ey âmenu olanlar (Ölmeden önce, ruhlarını Allah´a ulaştırmayı dileyenler)! Sabredin ve sabır sahibi olun ! Ve, râbıta kuranlar olun (râbıta kurun!) ve Allah´a karşı takva sahibi olun ! Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. Ey insanlar, Rabbinize karşı takva sahibi olun. O ki, sizi bir tek nefsten (Âdem Aleyhis selâm´dan) yarattı .Ve ondan zevcesini yarattı ve ikisinden birçok erkekler ve kadınlar üretip yaydı .Ve O´nunla (O´nun adı ile) birbirinize dilekte bulunduğunuz Allah´a karşı takva sahibi olun ve rahimlerden (akrabalık haklarından) sakının. Muhakkak ki Allah, sizin üzerinizde murakıbtır (sizi kontrol edendir) . Ve yetimlere mallarını verin. Ve temizle (helal olan ile) habis olanı (haram olanı) değiştirmeyin. Ve onların mallarını kendi mallarınıza (katarak) yemeyin. Muhakkak ki o büyük bir günahtır. Ve eğer yetimler konusunda adalete riayet edemeyeceğinizden korkarsanız, o taktirde hoşunuza giden (size helal olan diğer) kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâhlayın. Fakat, eğer (onlara da) adaletle davranamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane ile veya elinizin altındaki sahip olduklarınızla (cariyelerinizle) yetinin. İşte bu, adaletten ayrılmamanız için daha uygundur. Ve kadınlara, mehirlerini seve seve verin. Fakat kendi istekleri ile ondan (mehirden) bir kısmını size bağış olarak verirlerse o taktirde onu afiyetle rahatça yiyin. Ve Allah´ın, (kullanımı konusunda) sizi kaim kıldığı (vekil kıldığı) mallarınızı sefihlere vermeyiniz ve onun içinden (o mallarla) onları rızıklandırınız (besleyiniz) ve giydiriniz ve onlara güzel söz söyleyiniz. Ve yetimleri nikâh çağına gelinceye kadar deneyin. Bundan sonra eğer kendilerinde bir rüşd (yeterlilik) hissederseniz, o taktirde mallarını onlara teslim edin. Ve büyürler (geri alırlar) diye, onları (malları) israf etmeyin ve acele ile yemeyin. Ve (vâsi) zengin bir kimse ise, o taktirde iffetli olsun (yetimlerin mallarını yemekten kaçınsın). Ve (vâsi) fakir bir kimse ise, o taktirde örfe uygun olarak yesin. Nihayet onlara mallarını geri vereceğiniz zaman, onlara karşı şahit tutun. Hesap görücü olarak Allah yeter. Ana-baba ve yakın akrabaların geriye bıraktığından (mirasından) erkekler için bir pay vardır. Ve kadınlar için de, ana-baba ve yakın akrabaların geriye bıraktığından (mirasından) bir pay vardır. Ondan (bırakılanlardan) az veya çok farz kılınmış bir paydır. Ve miras taksiminde, (miras düşmeyen uzak) akrabalar, yetimler ve yoksullar orada hazır bulunursa, o taktirde onları, ondan (mirastan) rızıklandırınız ve onlara güzel söz söyleyiniz. Ve onlar sakınsınlar ki, eğer arkalarında güçsüz olmalarından korktukları çocuklar bıraksalardı, onlar için (onlara haksızlık yapılmasından) korkarlardı. Artık Allah´a karşı takva sahibi olsunlar. Ve adaletli (dürüst) söz söylesinler. Muhakkak ki yetimlerin mallarını zulümle (haksızlıkla) yiyenler, karınlarına sadece ateş yerler. Ve onlar, yakında alevli ateşe atılacaklar. Allah size, çocuklarınızın (mirası) hakkında şöyle tavsiye ediyor. Erkeğe, kadının payının iki katı, fakat, eğer kadınlar ikiden fazla iseler, o zaman terekenin (mirasın) üçte ikisi onlarındır ve eğer o (kadın) bir tek ise, o zaman yarısı onundur. Eğer ölenin çocuğu varsa, onun anne ve babasının herbiri için, bıraktığı mirasın altıda biri pay vardır.Fakat onun çocuğu yoksa ve yalnız ana-baba mirasçı oluyorsa, o taktirde, üçte biri annesinindir (geriye kalan babanındır). Fakat eğer ölenin kardeşi de varsa, o zaman , altıda biri annesinindir.Bunlar, borcu ödenip ve de vasiyeti yerine getirildikten sonradır. Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. (Belirlenen bu paylar) Allah´tan bir farzdır. Muhakkak ki Allah, Alîm´dir, Hakîm´dir. Ve eğer eşlerinizin (kadınlarınızın) çocukları yoksa, onların bıraktıklarının yarısı sizindir. Fakat eğer onların (kadınların) çocukları varsa o zaman dörtte biri sizindir. (Bunlar) yapılan vasiyet veya (üzerindeki) borç ödendikten sonradır. Ve eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır (kadınlarındır), fakat eğer çocuğunuz varsa o taktirde bıraktığınızın sekizde biri onlarındır (kadınlarındır). Bu da yaptığınız vasiyet veya borç (ödendikten) sonradır. Ve eğer miras bırakan erkek veya kadının evlâdı ve ana-babası olmayıp, erkek veya kızkardeşi varsa, bu taktirde ikisinden herbiri için altıda biridir. Fakat eğer bundan daha fazla iseler, o zaman onlar üçte bire ortaktırlar. Bunlar (kimseyi ) darlığa düşürmeden yapılan vasiyet ve de borç ödendikten sonradır. (İşte bunlar), (size) Allah tarafından vasiyettir. Ve Allah Alîm´dir, Halîm´dir. İşte bunlar, Allah´ın hudutlarıdır ve kim Allah´a ve O´nun Resûl´üne itaat ederse, (Allah) onu altından nehirler akan, içinde ebedî kalacakları cennetlere koyar ve bu, “Fevzul Azim” dir (en büyük kurtuluştur). Ve kim Allah´a ve O´nun Resulune isyan eder ve O´nun sınırlarını aşarsa, onu, içinde ebedî kalacakları ateşe koyar. Ve onun için “alçaltıcı azap “ vardır. Ve kadınlarınızdan fuhuş yapmış olanlara ( onların aleyhine) sizden dört şahit isteyin. Eğer şahitlik ederlerse o taktirde, artık onlara ölüm gelinceye kadar veya onlar için, Allah bir yol gösterinceye kadar evlerin içinde tutun. Ve içinizden onu (fuhşu) yapanların ikisine de artık ezâ ediniz. Fakat, eğer tövbe eder ve ıslâh olurlarsa, o zaman ikisinden de (eziyet etmekten) vazgeçin. Muhakkak ki Allah tövbeleri kabul edendir, Rahîm ´dir. Fakat Allah´ın kabul edeceği tövbe, cahillik ile bir kötülük yapıp sonra, hemen tövbe edenler içindir ki, işte onlar, Allah´ın, tövbelerini kabul ettiği kimselerdir. Ve Allah Alîm´dir, Hakîm´dir. Ve onlardan birine (kendilerine) ölüm gelinceye kadar seyyiat işleyenlerden (kötülük yapanlardan), “Gerçekten ben, şimdi tövbe ettim." diyen birinin tövbesi, tövbe değildir. Ve kâfir olarak ölenlerin tövbesi de (tövbe değildir). İşte onlar, onlar için “elim azab” hazırladık. Ey îmân edenler(Allah!a ölmeden önce ulaşmayı dileyenler)! (Eşi vefat eden ve yakınınız olan) kadınlara zorla (kerhen) varis olmanız size helâl değildir. Ve onlara verdiklerinizin (mehrin) bir kısmını (onlardan) almak için , onları sıkıştırmayın, açıkça fuhuş yapmaları hariç. Ve onlarla iyi geçinin. Fakat eğer onlardan hoşlanmadınızsa, o taktirde umulur ki, sizin hoşlanmadığınız bir şey hakkında Allah pek çok hayır kılar. Ve eğer bir eşin yerine başka bir eş almak isterseniz ve onlardan birine kantarlarca mal (mehir) vermiş olsanız dahi, artık ondan (verdiğinizden) bir şeyi geri almayın. Onu (verdiğinizi), iftira ederek ve apaçık günah işleyerek mi alacaksınız? Ve onu nasıl alırsınız ki, birbirinizle kaynaşmıştınız ve onlar sizden kesin bir misak almışlardı. Ve babalarınızın nikahladığı (evlendiği) kadınlarla nikâhlanmayın. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki o, bir fuhuştur ve iğrenç bir şeydir. Ve, kötü bir yoldur. Size (şunlarla evlenmeniz) haram kılındı. Analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşin kızları, kızkardeş kızları, sizi emzirmiş olan (süt) anneleriniz, süt anneden kızkardeşleriniz, kadınlarınızın anneleri, kendileriyle birleştiğiniz kadınlarınızdan olup, evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Fakat eğer onlarla henüz birleşmemişseniz, o taktirde (onlarla evlenmenizde) sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve sizin sulbünüzden gelen oğullarınızın eşleri (kadınları) ve iki kızkardeşi bir arada (nikâh altında) toplamanız. Geçmişte olanlar hariç. Muhakkak ki, Allah Gafûr´dur, Rahîm´dir. Ve, evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna. (İşte bunlar) Allah´ın size yazdıklarıdır (farz kıldığı hükümlerdir). Ve bunların dışında olanlar, iffetli olmak ve zina yapmamak şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helâl kılındı. Artık onlardan faydalanmak isterseniz o taktirde farz olan mehirlerini onlara verin. Ve bu farzdan sonra, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah Alîm´dir, Hakîm´dir. Ve içinizden kimin, mü´min ve hür kadınlarla nikah yapmaya (evlenmeye) gücü yetmezse, o zaman ellerinizin altında bulunan genç mü´min cariyelerinizden (alıp) evlensin. Allah sizin îmânınızı daha iyi bilir. Siz birbirinizdensiniz (aynı soydan gelmesiniz). Öyle ise iffetli yaşamaları, zina etmemeleri ve gizli dost tutmamaları şartıyla sahiplerinin izniyle mehirlerini marufla (örf ve adete uygun olarak) vererek onları nikâhlayın. Fakat, evli olduğu halde fuhuş yaparlarsa o taktirde hür kadınlara uygulanan azabın (cezanın) yarısı kendilerine uygulanır. İşte bu (cariye ile nikâhlanma izni) içinizden (zina etme) sıkıntısına düşmekten korkanlar içindir. Ve sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Ve Allah Gafur´dur, Rahîm´dir. Allah size beyan etmek (açıklamak) ve sizi, sizden öncekilerin kanununa ulaştırmak ve tövbelerinizi kabul etmek ister. Ve Allah Alîm´dir (en iyi bilendir), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibi). Ve Allah sizin tövbenizi kabul etmek ister, şehvetlerine uyanlar ise, sizin büyük bir meyille (şehvete) meyletmenizi isterler. Allah sizden (tövbelerinizi kabul ederek yükünüzü) hafifletmeyi diler. Ve insan zayıf yaratıldı. Ey îmân edenler(amenu olanlar)! Birbirinizin mallarını bâtılla (haksızlıkla) yemeyin, ancak sizin rızanızla yaptığınız ticaret hariç. Ve kendinizi(ve birbirinizi) öldürmeyin (intihar etmeyin). Muhakkak ki Allah, size karşı Rahîm´dir. Ve kim bunu düşmanlık ve zulümle yaparsa, o taktirde biz onu yakında ateşe yaslayacağız Ve işte bu, Allah için kolaydır. Eğer yasaklandığınız büyük günahlardan kaçınırsanız, sizin günahlarınızı örteriz ve sizi (şerefli bir makama) ikram olunacağınız bir yere koyarız. Ve Allah´ın bazınızı, bazınıza üstün kıldığı şeyleri temenni etmeyin (istemeyin). Erkekler için, kazandıklarından bir nasip vardır ve kadınlar için de, kazandıklarından bir nasip vardır. Ve Allah´tan, O´nun fazlından isteyin. Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi bilendir. Ve ana- babanın ve yakın akrabaların bıraktıklarından, herkesi mirascı kıldık. Ve artık, yeminlerinizin bağlandığı kimselere de paylarını verin. Muhakkak ki Allah herşeye şahittir. Erkekler, mallarından (kadınlar için mehir ve nafaka olarak) harcamaları sebebiyle ve Allah´ın, onların bir kısmını, diğerlerine üstün kılmasından dolayı, kadınların üzerinde daha çok kâimdirler (koruyup gözetici, idare edicidirler). Bu bakımdan salih amel (nefs tezkiyesi) yapan kadınlar itaatkârdırlar, Allah´ın (onların haklarını ve iffetlerini) korumasıyla, onlar da gaybde (kocalarını yokluğunda hem kendilerini, hem kocalarının mal ve şerefini) koruyucudurlar. İtaatsizliklerinden (baş kaldırmalarından) korktuğunuz (kadınlara) ise (önce) nasihat ediniz.Ve (sonra da) yataklarında yalnız bırakınız.Ve ( hâlâ itaat etmezlerse) onlara vurunuz. Bundan sonra eğer size itaat ederlerse, artık onların aleyhine başka bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah Âli´dir (yücedir), Kebîr´dir (büyüktür). Ve eğer ikisinin (karı-kocanın) arasının açılmasından korkarsanız, o taktirde erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. İkisi de (karı-koca) arayı düzeltmeyi isterlerse, Allah onların aralarının düzelmesinde onları başarılı kılar (muvaffak eder). Muhakkak ki Allah Alîm´dir (en iyi bilendir), Habîr´dir (haberdar olandır). Ve Allah´a kul olun. O´na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ve ana-babaya , akrabaya, yetimlere, miskinlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa (eşlere), yolda kalmışa ve elinizin altında sahip olduklarınıza (köleye, cariyeye, işçilere) ihsanla davranın. Muhakkak ki Allah, kibirli olan ve övünen kimseleri sevmez. Onlar ki, cimrilik ederler ve insanlara cimriliği emrederler. Ve Allah´ın kendilerine fazlından verdiği şeyi gizlerler. Ve, kâfirler için “alçaltıcı azap” hazırladık. Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş için infâk ederler , Allah´a ve ahiret gününe (insan ruhunun hayatta iken Allah´a ulaştığı sonraki güne) inanmazlar. ve kim şeytanı kendisine yakın arkadaş edinirse, işte bu kötü bir arkadaşlıktır. Ve ne olurdu onlar, Allah´a ve ahiret gününe (ruhun ölümden evvel Allah´a ulaşma gününe) îmân etselerdi ve Allah´ın kendilerine verdiği rızıktan (Allah için) infak etselerdi (harcasalardı). Ve Allah onları en iyi bilendir. Muhakkak ki Allah, zerre kadar zulmetmez. Ve eğer bir iyilik (hasene) yaparsanız, onu kat kat arttırır. Ve kendi katından “büyük ecir “ (karşılık) verir. Artık her ümmetten bir şahit (resûl) getirdiğimiz zaman ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdiğimiz zaman (halleri) nasıl olacak? Kâfîrler ve resûle asi olanlar (karşı gelen kimseler), o izin günü (kıyâmet günü) kendilerinin yerle bir olmalarını temenni ederler. Ve (inkâr ettikleri hiçbir) sözü, Allah´tan gizleyemezler. Ey âmenû olanlar, sarhoş iken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken, yolcu olmanız hariç, gusul abdesti alıncaya kadar, namaza yaklaşmayın! Eğer hasta iseniz veya yolculukta iseniz veya sizden biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş fakat su bulamamışsanız, o taktirde temiz toprağa teyemmüm edin, sonra onu yüzlerinize ve ellerinize mesh edin (sürün). Muhakkak ki Allah, günahları affeden, mağfiret edendir. Kendilerine Kitap´tan nasip verilenleri görmedin mi? Dalâleti satın alıyorlar ve sizin de yoldan (Allah´ın yolundan) sapmanızı (dalâlete düşmenizi) istiyorlar. Ve sizin düşmanlarınızı en iyi Allah bilir. Ve, dost olarak Allah kâfidir. Ve, yardımcı olarak Allah kâfidir. Yahudilerden, (Tevrat´taki) kelimelerin konuldukları yerleri değiştirip tahrif edenler (mânâlarını bozanlar) ve, dillerini eğip bükerek ve dîni yererek: "İşittik ve isyan ettik. İşit, işitmez olası ve “râinâ” (bize bak : yahudu dilinde ahmak)" diyorlar .Ve eğer onlar, "İşittik ve itaat ettik, işit ve bize bak." deselerdi, elbette kendileri için daha hayırlı ve daha sağlam (daha iyi) olurdu küfürleri sebebiyle onları lânetledi. Artık onların pek azı hariç, îmân etmezler. Ey kendilerine kitap verilenler! Yanınızdakini (Tevrat´ı ve İncil´i) tasdik edici olarak indirdiğimize, “yüzleri silmemizden, böylece onları arkalarına çevirmemizden önce veya ashab-ı sebt´i ( “cumartesi günü yasağı”nı çiğneyenleri) lânetlediğimiz gibi onları da lânetlememizden önce” îmân edin. Ve Allah´ın emri yapılmıştır (yerine gelmiştir). Muhakkak ki Allah, O´na şirk koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındaki şeyleri dilediği kimse için bağışlar. Ve kim Allah´a şirk koşarsa, o taktirde büyük bir günah işleyerek iftira etmiştir. Kendi nefslerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil)., ancak Allah, dilediği kişinin nefsini tezkiye eder. Ve onlar, hurma çekirdeğinin ince ipliği kadar (bile) zulüm olunmazlar. Bak, Allah´a nasıl yalanla iftira ediyorlar ve (bu) ona apaçık bir günah olarak kâfidir. Kitaptan kendilerine pay verilen kimseleri görmedin mi? Cibte (kâhinlere, putlara) ve tâguta (insan ve cin şeytanlara) inanıyorlar ve inkâr eden kimseler için de, "Bunlar îmân eden kimselerden daha doğru bir yoldadır." diyorlar. İşte onlar, Allah´ın lânetledikleridir ve Allah kimi lânetlerse, artık onun için asla bir yardımcı bulamazsın. Yoksa onların, mülkden bir nasibi mi var? Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek bile vermezlerdi. Yoksa onlar, Allah´ın fazlından (ni´metinden) insanlara verdiği şeylere haset mi ediyorlar (çekemiyorlar mı)? Oysa Biz, Hz.İbrâhîm ailesine(soyuna) kitap ve hikmet vermiştik.Ve onlara “büyük mülk “verdik. Artık onlardan kimi O´na îmân etti ve onlardan kimi de O´ndan yüz çevirdi ve (îmân etmeyenlere) alevli ateş olarak cehennem kâfidir. Muhakkak ki âyetlerimizi inkâr eden kimseleri yakında ateşe atacağız. Onların derilerinin her yanışında, azabı tatmaları için onları(derilerini) başka deriler ile değiştireceğiz. Muhakkak ki Allah Azîz´dir, Hakîm´dir. Ve âmenû olan ve (nefslerini) ıslâh edici amel işleyenleri, altından nehirler akan cennetlere koyacağız. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Onlar için orada temiz eşler vardır. Ve onları güzel bir gölgeye koyacağız. Muhakkak ki Allah, emanetleri sahibine teslim etmenizi ve insanlar arasında hakemlik yaptığınız zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Muhakkak ki Allah, onunla size ne güzel öğüt veriyor. Ve muhakkak ki Allah, iyi işiten ve en iyi görendir. Ey amenu olanlar (îmân edenler)! Allah´a ve Resûl´e, ve sizden olan idarecilere (emir verme yetkisinin sahiplerine) itaat edin. Bundan sonra eğer bir hususta ihtilâfa düşerseniz, o taktirde Allah´a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, onu Allah´a ve Resûl´üne götürün. Bu daha hayırlıdır ve tevîl (yorum) bakımından en güzelidir. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere inandığını zanneden kimseleri görmedin mi? O´nu (şeytanı) inkâr etmekle emrolundukları halde tagutun önünde muhakeme olunmayı istiyorlar. Ve şeytan, onları uzak bir dalâletle saptırmak (dalâlete düşürmek) istiyor. Ve onlara: "Allah´ın indirdiğine (Kur´ân´a) ve Resûl´e gelin." denildiği zaman, münafıkların senden yüz çevirerek ayrıldıklarını görürsün. Bundan sonra onlara, elleriyle işlediklerinden dolayı bir musîbet geldiği zaman halleri nasıl olur. Sonra sana gelince; "Biz sadece iyilik etmek ve aralarını birleştirmek istedik." diye Allah´a yemin ederler. İşte onlar, Allah´ın kalplerinde olanı bildiği kişilerdir. Artık onlardan yüz çevir, onlara vaaz et (nasihat et) ve onlara kendileri hakkında belagatli (güzel) söz söyle. Ve Biz, (hiç) bir resulu, Allah´ın izniyle kendilerine itaat edilmesinden başka birşey için göndermedik.Ve onlar nefslerine zulmettikleri zaman, eğer sana gelselerdi, böylece Allah´tan mağfiret dileselerdi ve Resûl de onlar için mağfiret dileseydi, mutlaka Allah´ı, (iki tarafın da) tövbelerini (onların tövbesini ve Resûlün mağfiret talebini) kabul eden ve rahmet edici olarak bulurlardı. Artık hayır, Rabbine andolsun ki, aralarında çekiştikleri şey hakkında, seni hakem tayin edip, sonra da senin verdiğin hükümden dolayı “içlerinde bir sıkıntı duymaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça” îmân etmiş olmazlar. Ve eğer onlara: "Nefslerinizi öldürün." veya "Yurtlarınızdan çıkın." diye yazsaydık (farz kılsaydık) muhakkak ki, onlardan pek azı hariç, bunu yapmazlardı. Ve eğer onlar, kendilerine öğütleneni yapsalardı mutlaka bu kendileri için daha hayırlı ve sebatı bakımından ((imanları) daha sağlam olurdu. Ve o zaman Biz onlara, mutlaka katımızdan “büyük ecir” verirdik. Ve onları mutlaka Sıratı Mustakîm´e (Allah´a ulaştıran yola) iletirdik. Ve kim, Allah´a ve Resûl´e itaat ederse, o taktirde işte onlar, Allah´ın kendilerine ni´met verdiği nebîlerle (peygamberlerle) ve sıddîklerle ve şehitlerle ve salihlerle beraberdirler. Ve işte onlar ne güzel arkadaştır. İşte bu fazl (büyük ihsan) Allah´tandır. Ve Allah, “en iyi bilen olarak” kâfidir. Ey âmenu olanlar (ölmeden önce ruhunu Allah´a ulaştırmayı dileyenler)! Silahlarınızı alın. Artık bölük bölük veya toplu olarak savaşa çıkın. Ve muhakkak ki sizden bazıları mutlaka yavaş davranır (savaşa çıkmakta gecikir), sonra da eğer size bir musîbet isabet ederse: "Allah beni ni´metlendirdi de, o zaman ben onlarla beraber şehit olmadım." derdi. Ve eğer gerçekten Allah´tan size bir fazl (zafer) isabet ederse, sanki sizinle onun arasında bir görüşme olmamış gibi mutlaka; “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım, böylece büyük bir fevz (ganimet) kazansaydım." der. Öyleyse dünya hayatını, ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda savaşsınlar. Ve kim Allah yolunda savaşırken öldürülse veya gâlip gelse, o taktirde Biz ona, “büyük ecir” vereceğiz. Ve size ne oluyor ki Allah´ın yolunda ve, "Ey Rabbimiz! Halkı zâlim olan bu kasabadan bizi çıkar ve katından bir velî ve katından bize bir yardımcı kıl (gönder)." diyen zayıf ve aciz erkekler, kadınlar ve çocuklar için savaşmıyorsunuz? Âmenû olanlar, Allah´ın yolunda savaşırlar ve kâfir olanlar ise tagutun yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Muhakkak ki şeytanın hilesi zayıftır. Kendilerine: "Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı kılın ve zekâtı verin." denilen kimseleri görmedin mi? Halbuki onların üzerine savaş yazıldığı (farz kılındığı) zaman, onlardan bir kısmı , (düşmanları olan) insanlardan, Allah´tan korkar gibi veya daha da çok korkarlar ve: "Rabbimiz niçin üzerimize savaşı farz kıldın, bizi yakın bir zaman kadar tehir etseydin (geciktirseydin) olmaz mıydı?" dediler. De ki: "Dünya metaı (menfaati) azdır ve ahiret ise takva sahibi olan kimseler için daha hayırlıdır. Ve siz, kıl kadar (hurma çekirdeğindeki lif kadar bile) zulmedilmezsiniz." Nerede olursanız olun, ölüm size ulaşır. Hatta sağlam kalelerde olsanız bile. Eğer onlara bir iyilik isabet ederse: "Bu Allah´tandır." derler.Ve eğer onlara bir kötülük isabet ederse: "Bu sendendir." derler. De ki: "Hepsi Allah´ın katındandır." Artık bu topluluğa ne oluyor ki söz anlamaya yanaşmıyorlar? Sana iyilikten (hasenatdan) ne isabet ederse, işte o Allah´tandır.Ve sana kötülükten (seyyiattan) ne isabet ederse, o taktire o, kendi nefsindendir (Derecat kaybedecek bir şey yapmandan dolayıdır) .Ve seni, insanlara Resûl olarak gönderdik ve şahit olarak Allah yeter. Kim Resûl´e itaat ederse, böylece Allah´a itaat etmiş olur. Ve kim yüz çevirirse, o taktirde Biz seni, onların üzerine muhafız olarak göndermedik. Ve "kabul (baş üstüne)" derler. Sonra senin yanından ayrıldıkları zaman onlardan bir grup, senin söylediğinden başka birşeyi geceleyin gizlice kurarlar ve Allah, onların gece neler kurduklarını yazıyor. Artık sen onlardan yüz çevir ve Allah´a tevekkül et (güven) ve Allah, vekil olarak kâfidir. Onlar hâlâ Kur´ân´ı tedebbür etmezler (düşünmezler) mi? Ve eğer Allah´tan başkasının katından olsaydı, onun içinde mutlaka pekçok ihtilâf bulurlardı. Ve onlara emniyet veya korku haberi geldiği zaman onu açıklarlar (yayarlar). Ve eğer, onu (o haberi) Resûl´e ve kendilerinden olan ulûl emre iletselerdi (herkese açıklamasalardı), onlardan, onun (o haberin) iç yüzünü araştıranlar mutlaka (gerçeği) bilirlerdi.Ve Allah´ın fazlı ve rahmeti üzerinize olmasaydı, pek azınız hariç mutlaka şeytana uyardınız. Öyleyse Allah´ın yolunda cihad et.Sen kendi nefsinden başkası ile sorumlu tutulmazsın. Ve mü´minleri teşvik et. Umulur ki Allah, o kâfirlerin kuvvet ve saldırısını (üzerinizden) çeker . Ve Allah, güç olarak daha güçlü ve cezası daha şiddetlidir. Kim güzel bir şefaatle(iyilik yapılmasına) yardım ederse, ondan (o iyilikten) onun bir nasibi olur. Ve kim kötü bir şefaatle (günah işlenmesine) yardım ederse onun da ondan (o şerrden) bir payı olur. Ve Allah, herşeye mukayyet olandır( gözetendir). Ve bir selâmla selâmlandığınız zaman, o taktirde siz, ondan daha güzeli ile selâm verin veya onu (aynen) iade edin. Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi hesap edendir. Allah ki, O´ndan başka ilâh yoktur.Sizi, hakkında şüphe olmayan kıyâmet gününde mutlaka bir araya toplayacaktır. Ve Allah´tan daha doğru sözlü kim vardır? Öyleyse size ne oluyor ki, münafıklar hakkında iki grup oldunuz. Ve Allah, onları kazandıkları (negatif dereceler) sebebiyle tersine çevirdi (küfre döndürdü). Allah´ın dalâlete düşürdüğü kimseyi hidayete erdirmek mi istiyorsunuz? Ve Allah, kimi dalâlete düşürürse artık sen onun için asla bir yol bulamazsın. Onlar, kendileri gibi inkar etmenizi (kâfir olmanızı) ve böylece onlarla bir (aynı seviyede) olmanızı istediler. Artık Allah´ın yolunda hicret edinceye kadar onlardan dost edinmeyin. Bundan sonra eğer yüz çevirirlerse o taktirde onları nerede bulursanız yakalayın ve onları öldürün. Ve, onlardan dost ve yardımcı edinmeyin. Sizinle aralarında anlaşma bulunan bir kavme sığınanlar veya, sizinle savaşmaktan veya kendi kavimleri ile savaşmaktan göğüsleri daralmış olarak size gelenler hariç (onları öldürmeyin). Ve şâyet Allah dileseydi, elbette onları sizin üzerinize musallat ederdi, o zaman sizinle mutlaka savaşırlardı. O halde eğer sizden uzak durur (geri çekilir), artık sizinle savaşmazlarsa ve size barış teklif ederlerse ise, o taktirde Allah, onların üzerine (saldırmanız için) size bir yol kılmadı. Sizden ve kendi kavimlerinden emin olmak isteyen başkalarını da bulacaksınız.( Fakat) fitneye her çağırılışlarında, ona geri döndüler. Şâyet bundan sonra sizden uzak durmazlar, barış teklif etmezler, ellerini sizden çekmezlerse, o taktirde onları nerede bulursanız yakalayın ve öldürün. Ve işte size, onların üzerine (saldırmanız için) apaçık yetki verdik. Ve bir mü´minin, bir mü´mini öldürmesi, “hata ile olması hariç” olamaz (caiz değildir) ve kim bir mü´mini bir hata sonucu öldürürse, o zaman bir mü´min köle azad etmesi ve ölenin ailesine bir diyet teslim edilmiş olması gerekir, ancak onların, (o diyeti) sadaka olarak bağışlamaları hariç. Fakat o (hata ile öldüren) eğer, size düşman bir kavimden olup ve o mü´minse, o taktirde, bir mü´min köle azad etmesi gerekir. Ve eğer sizinle arasında anlaşma bulunan bir kavimden ise o zaman ölenin ailesine teslim edilmiş bir diyet ve bir mü´min köle azad etmesi gerekir. Fakat (bunları) yapmaya imkân bulamayan kimse ise, o taktirde tövbesinin Allah tarafından kabulu için, ardarda iki ay oruç tutsun .Ve Allah, en iyi bilendir, en iyi hüküm verendir. Ve kim, bir mü´mini taammüden (kastederek) öldürürse, o takdirde onun cezası, içinde ebediyyen kalacağı cehennemdir ve Allah ona gazab etmiş ve ona lânet etmiştir. Ve (Allah), onun için “büyük azap” hazırlamıştır. Ey âmenu olanlar! Allah´ın yolunda (savaşmak üzere) sefere çıktığınız zaman artık (mü´mini kâfirden ayırt etmek için) iyice araştırıp açığa çıkarın. Ve size selâm verip (teslim olan) kimseye, dünya hayatının geçici metaını (çıkarını) isteyerek: "Sen mü´min değilsin." demeyin. Oysa Allah´ın katında ganimet çoktur. Daha önce siz de öyle idiniz, o zaman Allah (lutufta bulunup) sizin üzerinize ni´met verdi. O halde iyice araştırıp açığa çıkarın. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır. Özür sahibi olmayan mü´minlerden (savaşa gitmeyip) oturanlar ile Allah´ın yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir (eşit) değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından, oturanların üstünde faziletli kıldı ve Allah hepsine “Husna”yı vaadetti. Ve Allah mücahitleri, oturup kalanlar üzerine “büyük ecir” ile üstün kıldı. (Mücahitler için) O´ndan (Allah tarafından) dereceler, mağfiret ve rahmet vardır. Ve Allah, Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli edendir). Muhakkak ki melekler, kendi nesflerine zulmedenleri öldürürken : "Siz nerede (ne işte) idiniz?" dediler. (Onlar da): "Biz yeryüzünde zayıf (güçsüz) kimselerdik." dediler. (Melekler): "Allah´ın arzı (yeryüzü) geniş değil miydi? Öyleyse orada hicret etseydiniz!" dediler. İşte onlar, onların varacağı yer cehennemdir ve (o) kötü bir varış yeridir. Ancak erkeklerden, kadınlardan ve çocuklardan, hiçbir çareye gücü yetmeyen, (hicret için) bir yola ulaşamayan, zayıf (güçsüz) olanlar hariç. İşte onları, Allah´ın affetmesi umulur. Ve Allah affedendir, mağfiret edendir. Ve kim, Allah yolunda hicret (göç) ederse, yeryüzünde göç edilecek birçok geniş yer bulur. Ve kim, Allah ve O´nun elçisine hicret etmek için evinden çıkar, sonra da kendisine ölüm yetişirse, artık onun ecri (mükafatı) Allah´a ait olmuştur. Ve Allah, Gafur´dur, Rahîm´dir. Ve yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size kötülük edeceklerinden korkarsanız, o taktirde namazdan kısaltmanızda, size bir günah yoktur. Muhakkak ki kâfirler, sizin için apaçık düşmandır. Ve, sen onların arasında olduğun zaman, onlara namazı ikame ettiğin (kıldırdığın) taktirde, öyle ki onların bir kısmı seninle beraber ayakta (namaza) dursun ve silâhlarını da alsınlar, böylece diğerleri secde ettikleri zaman, sizin arkanızda olsunlar. Ve namaz kılmamış olan grup da gelsin, bu şekilde seninle beraber namazlarını kılsınlar, koruma tedbirlerini ve silâhlarını da alsınlar. Kâfirler silâhlarınızdan ve mühimmatınızdan (savaş techizatınızdan) gaflette olmanızı ve böylece sizin üzerinize “tek bir hamle ile baskın yapmayı ” isterler. Ve yağmur sebebiyle size bir güçlük oldu ise veya hasta olduysanız , silâhlarınızı çıkarmanızda size bir günah yoktur. Ve korunma tedbirlerinizi de alın. Muhakkak ki Allah kâfirler için “alçaltıcı azap” hazırlamıştır. Böylece namazı bitirdiğiniz zaman, artık ayaktayken, otururken ve yan üstü iken (yatarken), (devamlı) Allah´ı zikredin! Daha sonra güvenliğe kavuştuğunuz zaman, namazı erkânıyla kılın. Muhakkak ki namaz, mü´minlerin üzerine, “vakitleri belirlenmiş bir farz “ olmuştur. Ve (düşmanınız olan) kavmi aramakta gevşeklik göstermeyin. Ayrıca eğer siz acı çekiyorsanız mutlaka onlar da, sizin acı çektiğiniz gibi acı çekiyorlar . Ve siz onların ümit etmedikleri şeyleri Allah´tan ümit ediyorsunuz. Ve Allah, en iyi bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Muhakkak ki insanlar arasında Allah´ın sana gösterdiği şekilde hükmetmen için Biz, sana Kitab´ı hak olarak indirdik. Ve ihanet edenlere taraftar olma. Ve Allah´tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah, Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (Rahim esması ile tecelli edendir). Ve kendilerine ihanet edenlerden yana mücâdele etme. Muhakkak ki Allah, ihanette ısrar eden günahkârları sevmez. Onlar insanlardan gizlerler ama Allah´tan gizleyemezler. Onlar, Allah´ın razı olmayacağı sözlerle geceleyin gizlice düzen kurarlarken O (Allah), onlarla beraberdir. Allah, onların yaptıkları şeyi (amellerini) kuşatandır. İşte siz böylesiniz. Dünya hayatında onlardan yana mücâdele ettiniz. Fakat, kıyâmet günü onlardan yana kim Allah ile mücâdele edecek veya kim onlara vekil olacak? Ve kim kötülük yapar veya nefsine zulmeder, sonra da Allah´tan mağfiret dilerse, Allah´ı mağfiret edici ve rahmet edici olarak bulur. Ve kim bir günah kazanırsa o taktirde onu, sadece kendi nefsine (negatif derece olarak) kazanır. Ve Allah Alîm´dir (en iyi bilendir), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Ve kim hata yaparak veya bir suç işleyerek günah kazanır sonra onu bir suçsuzun üzerine atarsa, o taktirde o, iftirayı ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur. Ve eğer Allah´ın fazlı ve rahmeti senin üzerine olmasaydı, onlardan bir grup mutlaka seni saptırmaya kastedecekti. Ve onlar kendilerinden başkasını saptıramazlar. Ve sana hiçbir şeyle zarar veremezler. Ve Allah, sana Kitab´ı ve hikmeti indirdi ve sana bilmediğin şeyleri öğretti. Ve, Allah´ın senin üzerindeki fazlı çok büyüktür. Onların gizli konuşmalarının çoğunda hayır yoktur. Ancak “sadaka vermeyi veya iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi” emreden kimsenin konuşması hariç. Ve kim Allah rızasını istemek için bunları yaparsa, o taktirde ona “büyük mükâfat” vereceğiz. Ve kim kendisine hidayet beyan edildikten (açıkladıktan) sonra resûle muhalefet ederse ve mü´minlerin yolunun dışında bir yola tâbî olursa, onu döndüğü yola çeviririz ve onu cehenneme yaslarız. Ve o ne kötü varış yeri. Muhakkak ki Allah, kendisine şirk koşulmasını affetmez. Bunun dışındaki şeyleri ise, dilediği kimse için mağfiret eder. Ve kim Allah´a şirk koşarsa, o taktirde o, uzak bir dalâletle sapmıştır. Onlar, ancak O´ndan (Allah´tan) başka dişilere (dişi olarak isimlendirdikleri putlara) taparlar. Ve ancak isyankâr şeytanı çağırırlar. Allah, ona (şeytana) lânet etti. Ve (şeytan) şöyle dedi: "Ben mutlaka, Senin kullarından belli bir nasib edineceğim." Ve onları mutlaka dalâlette bırakacağım. Ve onları, mutlaka emaniyyeye (kuruntuya) düşüreceğim ve mutlaka onlara emredeceğim. Böylece onlar, mutlaka davarların kulaklarını kesecekler ve onlara emredeceğim, öyle ki mutlaka, Allah´ın yarattığını değiştirecekler. Ve kim, Allah´tan başka, şeytanı dost edinirse artık o, apaçık bir hüsranla hüsrana uğramıştır. (Şeytan) onlara vaad eder ve onları emaniyyeye (kuruntuya) düşürür. Ve şeytan, onlara aldatmaktan başka bir şey vaadetmez. İşte onların barınacakları yer cehennemdir. Ve ondan kaçacak bir yer bulamazlar. Ve onlar ki, âmenu olup, nefsi ıslâh edici (nefsi tezkiye edici) salih amel işlediler, işte onları, altlarından nehirler akan cennetlere koyacağız, orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah´ın vaadi haktır (gerçektir). Ve Allah´tan daha doğru sözlü kim vardır? Sizin emaniyyenizle ve kitap ehlinin emaniyyesi ile değil, kim kötülük yaparsa (sadece) onunla cezalandırılır. Ve kendisi için Allah´tan başka bir velî ve bir yardımcı bulamaz. Ve, erkeklerden veya kadınlardan mu´min olarak, kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa o taktirde, işte onlar, cennete girerler ve onlara hurma çekirdeğinin lifi kadar (zerre kadar) bile zulmedilmez. Ve, hanif olarak Hz. İbrahim´in dinine tâbi olmuş ve vechini (fizik vücudunu) Allah´a teslim ederek muhsin olan kimseden, dînen daha ahsen kim vardır. Ve Allah, Hz.İbrâhîm´i dost edindi. Ve, göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah´ındır. Ve Allah, (ilmiyle ve rahmetiyle) herşeyi kuşatandır. Ve kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, onlar için yazılmış (farz kılınmış) olduğu halde, onlara vermediğiniz haklar ve kendilerini nikâhlamak istediğiniz yetim kızlar ve çocuklardan aciz olanlar hakkında ve yetimlere adaletle davranmanız konusunda Kitab´ta size tilavet edilmekte olanlarla (âyetlerle) size fetva veriyor. Ve hayır olarak ne yaparsanız, o taktirde muhakkak ki Allah , onu en iyi bilendir. Ve şâyet bir kadın kocasının ilgisizliğinden veya ondan yüz çevirmesinden korkarsa, artık ikisinin arasında sulh (anlaşma) yapılarak ıslah edilmesinde (uzlaşmasında) onların ikisine de bir günah yoktur ve sulh (anlaşma) daha hayırlıdır. Nefsler cimriliğe (kıskançlığa ve hırsa) hazır kılınmıştır (meyilli yaratılmıştır). Ve eğer ihsanla davranır ve takva sahibi olursanız, o taktirde, muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır. Ve, kadınlar arasında adaleti sağlamaya gayret etseniz bile asla güç yetiremezsiniz o halde birine tamamen meyledip (ilgi gösterip), böylece diğerini muallakta (boşta) gibi terketmeyin. Ve eğer arayı düzeltir ve takva sahibi olursanız, o taktirde muhakkak ki Allah, Gafur´dur ve Rahîm´dir. Ve eğer ayrılırlarsa, Allah kendi genişliğinden (bol nimetinden rızık ve ihsanı ile) hepsini gani kılar (muhtaç etmez). Ve Allah, Vâsi´dir (rahmeti keremi geniştir), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Ve, göklerde ve yeryüzünde olanlar (herşey) Allah´ındır ve andolsun ki Biz, sizden önce kitap verilenlere de, sizlere de “Allah´a karşı takva sahibi olmalarını" vasiyet ettik (farz kıldık). Ve eğer siz inkar ederseniz bile, muhakkak ki göklerde ve yeryüzünde olanlar (herşey) Allah´ındır. Ve Allah, Ganî´dir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur), Hamîd´dir (övgü ve hamde lâyık olandır). Ve, göklerde ve yeryüzünde olanlar (herşey) Allah´ındır. Ve Allah, vekil olarak yeter. Eğer O (Allah) dilerse ey insanlar, sizi giderir (helâk eder) ve başkalarını getirir! Ve Allah buna kaadir´dir. Kişi (sadece) dünya sevabını istemiş olsa (dünya malını, ganimeti almak için savaşsa) bile, dünya sevabı da, (eğer Allah´ın rızasını da dilerse) ahiret sevabı da Allah´ın katındadır. Ve Allah, Semî´dir (en iyi işitendir), Basîr´dir (en iyi görendir). Ey âmenû olanlar! Kendinize, anne ve babanıza ve yakınlarınıza bile olsa, zengin veya fakir de olsalar, Allah için adaleti yerine getiren şahitler olun.Çünkü Allah, ikisine de daha yakındır. Adaletli davranmak için, artık hevânıza (nefsinize) uymayın .Ve eğer dilinizi eğip bükerseniz (sözü değiştirirseniz) veya (haktan, adaletten) yüz çevirirseniz o taktirde muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır. Ey âmenû olanlar! Allah´a ve O´nun Resûl´üne ve Resûl´üne indirdiği Kitab´a ve daha önce indirdiği Kitab´a îmân edin. Ve kim, Allah´ı, meleklerini, kitaplarını, resûllerini ve yevmil âhiri (sonraki ahir gününü) inkâr ederse, o taktirde uzak bir dalaletle sapmış olur. Muhakkak ki onlar âmenû oldular, sonra inkar ettiler. Sonra yine âmenû oldular sonra inkar ettiler. Daha sonra da küfürlerini artırdılar. Allah, onları mağrifet edecek değildir ve onları yola (Allah´a ulaştıran Sıratı Mustakîm´e) hidayet edecek değildir. Münafıklara, onlar için” elîm azap” olduğunu müjdele. Onlar ki mü´minlerden başka kâfirleri dost edinirler. İzzeti onların yanında mı arıyorlar? Oysa muhakkak ki izzet, tamamen Allah´a aittir. Ve O (Allah), Kitab´ta (Kur´an´da) size şöyle indirmişti: “Allah´ın âyetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğiniz zaman artık, ondan başka bir söze dalıncaya kadar, onlarla beraber oturmayın. Aksi taktirde (eğer onlarla beraber oturursanız) mutlaka siz de onlar gibi olursunuz. Muhakkak ki Allah, münafıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacak olandır. Onlar sizi gözlüyorlar öyle ki, size Allah´tan bir fetih (zafer) olunca, "Biz sizinle beraber olmadık mı?" dediler. Ve şayet kâfirlerin zaferden bir nasibi oldu ise (o zaman da) “Biz sizin üzerinize siper olmadık mı? Ve size mü´minlerden (gelecek olana) mâni olmadık mı?" dediler. Artık Allah, kıyâmet günü sizin aranızda hükmedecektir. Ve Allah kâfirlere, mü´minlere karşı asla bir yol açacak değildir. Muhakkak ki münafıklar, Allah´a hile yaparlar. Oysa O (Allah), onlara hile yapandır. Ve onlar, namaza kalktıkları zaman, üşenerek kalkarlar, insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allah´ı pek az zikrederler. Onlar, bunların (küfürle îmânın) arasında bocalayıp duranlardır. Ne bunlarla ve ne de onlarla olurlar. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa, artık sen onun için asla bir yol bulamazsın (onları asla Allah´a ulaştıracak olan Sıratı Mustakîm´e ulaştıramazsın). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce ruhunu Allah´a ulaştırmayı dileyenler)! Mü´minlerden başkasını, kâfirleri dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah´a apaçık bir delil kılmak mı istiyorsunuz? Muhakkak ki münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar. Ve onlar için asla bir yardımcı bulamazsın. Tövbe edenler ve nefsini ıslâh edenler (nefs tezkiyesi yapanlar), Allah´a sarılanlar ve dînlerini Allah için halis kılanlar hariç. İşte onlar, mü´minlerle beraberdirler. Ve Allah, yakında mü´minlere “büyük ecir (mükâfat)” verecektir. Eğer siz şükrederseniz ve âmenû olursanız (yaşarken Allah´a ulaşmayı dilerseniz ve mürşidinize ulaşıp tâbî olursanız, böylece kalbinizin içine îmân yazılıp mü´min olursanız), Allah size azap etmez. Ve Allah Şâkir´dir (şükrün karşılığını verendir), Alîm´dir (en iyi bilendir). Allah fena sözün açıkça söylenmesini sevmez, kendisine zulüm yapılan kişinin (söylemesi) hariç.Ve Allah en iyi işitendir, en iyi bilendir. Şayet bir hayrı açıklarsanız ya da gizlerseniz veya bir kötülüğü affederseniz, o zaman muhakkak ki Allah da affedicidir, (her şeye) kaadirdir. Muhakkak ki onlar, Allah´ı ve onun resûllerini inkâr ederler ve, Allah ile O´nun resûlleri arasında ayırım yapmak isterler. Ve, "Bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz." derler. Ve de, bunların (küfürle îmânın) arasında bir yol ittihaz etmek isterler. İşte onlar, onlar gerçek kâfirlerdir. Ve Biz, kâfirler için “alçaltıcı azap” hazırladık. Ve onlar, Allah´a ve O´nun resûllerine îmân ettiler ve onların arasından birini (diğerinden) ayırmazlar. İşte onlar ki, onlara ecirleri yakında verilecektir. Ve Allah Gafur´dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm´dir (Rahim esması ile tecelli edendir,merhamet edendir). Kitap ehli senden, kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Oysa Hz.Musa´dan, bundan daha da büyüğünü istemişler, “ O halde, bize Allah´ı açıkça göster." demişlerdi. Bunun üzerine, zulümlerinden dolayı onları yıldırım yakaladı (helâk etti). Ardından kendilerine belgeler (açık mucizeler) geldikten sonra da buzağıyı (ilâh) edindiler. Buna rağmen, onları bundan (bu suçlarından dolayı) affettik ve Hz.Musa´ya “apaçık sultan (güç ve delil)” verdik. Ve onların misaklarından dolayı Tur´u (Tur dağını) onların üstüne yükselttik (kaldırdık). Ve onlara: "Bu kapıdan secde ederek girin." dedik. Ve onlara: "Cumartesi gününde hudutları aşmayın." dedik ve, onlardan “çok kuvvetli misak (kesin söz)” aldık. Bu, onların misaklarını nakzetmeleri (bozmaları) ve Allah´ın âyetlerini inkâr etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve onların "kalplerimiz örtülü" sözleri sebebiyledir. Hayır (tam aksi), Allah, küfürlerinden dolayı onların (kalplerinin) üzerini mühürledi, böylece onların pek azı hariç îmân etmezler (edemezler). Ve, onların inkârları ve Hz. Meryem´e olan sözleri “çok büyük iftira”dır. Ve onların, “Muhakkak ki, Allah´ın resûlü Meryem´in oğlu İsa Mesih´i biz öldürdük." sözleri (çok büyük iftiradır). Ve, onu öldürmediler ve onu asmadılar. Fakat (öldürülen adam) onlara, ( Meryem´in oğlu İsa Mesih´e) benzer olarak gösterildi. Ve muhakkak ki onun hakkında ihtilafa (anlaşmazlığa) düşenler, ondan (bu hususda) mutlaka şüphe içindeler. Onların, onunla ilgili olarak, zanna tâbî olmaktan başka bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Ve onu kesinlikle öldürmediler (öldüremediler). Hayır, Allah onu, kendisine yükseltti. Ve Allah Azîz´dir (üstündür, güçlüdür), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Ve ancak, kitap ehlinden olanlar (onu tekzip eden Yahudiler ve “Allah´ın oğlu” diyen Nasraniler), O´na ölümünden önce mutlaka îmân edecekler. Ve o, kıyâmet günü onların üzerine şahit olacak. Artık Yahudilerin yaptıkları zulümlerden ve birçok kişiyi Allah´ın yolundan men etmeleri (alıkoymaları) sebebiyle, kendileri için helâl kılınmış olan temiz ve güzel şeyleri onlara haram kıldık. Ve (bu) ondan (ribâdan) nehyedilmiş oldukları halde ribâ(faiz) almaları ve insanların mallarını haksızlıkla yemeleri sebebiyledir. Ve, onlardan kâfir olanlar için “ elîm azap” hazırladık. Fakat, onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve mü´minler, sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. Ve namazı ikame edenler, zekâtı verenler, Allah´a ve ahiret gününe inananlar; işte onlara “büyük ecir” vereceğiz. Muhakkak ki Biz, Hz. Nuh´a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve Hz.İbrâhîm´e, Hz.İsmail´e, Hz.İshak´a, Hz.Yâkub ve torunlarına, Hz.İsa´ya, Hz.Eyub´a, Hz.Yunus´a, Hz.Harun´a ve Hz.Süleyman´a da vahyettik. Ve Hz.Davud´a Zebur´u verdik. Ve daha önce sana kıssa etmiş olduğumuz (bahsettiğimiz) resûllere ve sana bahsetmediğimiz resûllere de (vahyettik). Ve Allah, Hz. Musa ile kelimelerle (hitap ederek) konuştu. (Onlar) müjdeleyici ve uyarıcı resullerdir ki, insanların, resûllerden sonra Allah´a karşı (bizi uyaran ve müjdeleyen bir resûl gelmedi diye) hüccetleri (delilleri) olmasın. Ve Allah, Azîz´dir, Hakîm´dir. Öyle ki, Allah sana indirdiği şeyi (Kur´an´ı), kendi ilmi ile indirdiğine şahitlik eder. Ve, melekler de şahitlik ederler. Ve Allah şahit olarak kâfidir. Muhakkak ki inkar edenler ve Allah´ın yolundan alıkoyanlar (saptırmış olanlar), (mürşitlerine ulaşmadıkları için) uzak bir dalâletle sapmışlardır. Muhakkak ki inkar edenleri ve zulmedenleri (başkalarını da mürşide ulaşmaktan men edip saptıranları), Allah mağfiret edecek değildir ve yola (Allah´a ulaştıran Sıratı Mustakîm´e) hidayet edecek değildir. Ancak cehennem yoluna (hidayet eder,ulaştırır), onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Ve bu, Allah için kolaydır. Ey insanlar, resûl size Rabbinizden hak ile gelmişti! Öyleyse âmenû olun (ölmeden önce ruhunuzu Allah´a ulaştırmayı dileyin), (bu) sizin için hayırlıdır. Ve şayet inkâr etseniz bile yeryüzünde ve göklerde olanlar (herşey) muhakkak ki Allah´ındır. Ve Allah Alîm´dir (en iyi bilendir), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Ey kitab ehli! Dîniniz hakkında haddi aşmayın! Allah´a karşı haktan (doğrudan, gerçekten) başka bir şey söylemeyin. Mesih İsa, Meryem´in oğludur ve sadece Allah´ın resûlü ve O´nun kelimesidir. Onu Meryem´e ilka etti ve o, Kendisinden (Allah´tan) bir ruhtur. Öyleyse Allah´a ve O´nun resûllerine îmân edin! Ve "Üçtür." demeyin (baba Allah, oğul Allah ve Ruh´ûl Kudüs diye üç Allah vardır demeyin), vazgeçin, sizin için hayırlıdır. Allah sadece tek ilâhtır. O´nu, “çocuk sahibi olmaktan” tenzih edin. Göklerde ve yeryüzünde olanlar (herşey) O´nundur. Ve vekil olarak Allah yeter. Mesih, Allah´a kul olmaktan asla çekinmez ve mukarrebin (Allah´a yakın) olan melekler de (Allah´a kul olmaktan çekinmezler). Ve kim , O´na kul olmaktan çekinir ve kibirlenirse, elbette onların hepsini (Allah) kendi huzurunda toplayacak. Fakat âmenû olan (ölmeden önce ruhunu Allah´a ulaştırmayı dileyen) ve ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yapanlara ise, onların ecirleri (mükâfatları), onlara ödenir ve (Allah), onlara kendi fazlından daha da artırır. Ve, (kulluk etmekten) çekinen ve kibirlenen kimselere ise, “elîm azap” ile azap edilir. Ve onlar, kendileri için Allah´tan başka bir dost ve bir yardımcı bulamazlar. Ey insanlar Rabbinizden size bir burhan (kesin delil) gelmiştir! Ve size, apaçık bir nur indirdik. Böylece Allah´a âmenû olanları (ölmeden önce ruhunu Allah´a ulaştırmayı dileyenleri) ve O´na (Allah´a) sarılanları ise, (Allah) kendinden bir rahmetin ve fazlın içine koyacak ve onları, kendisine ulaştıran “Sıratı Mustakîm”e hidayet edecektir (ulaştıracaktır). Senden fetva istiyorlar. De ki: Allah, kelâle (babası ve çocuğu olmayan kişi) hakkında şöyle fetva veriyor, Eğer kişinin (erkeğin) ölümünde, onun çocuğu yoksa ve kızkardeşi varsa, o taktirde bıraktığının yarısı onundur. Ve eğer onun (ölen kızkardeşin) oğlu yoksa, o (erkek kardeş), ona (kız kardeşe) varis olur. Fakat, eğer iki kızkardeşi varsa, o taktirde bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Ve, eğer kadın ve erkek birçok kardeşlerse, o zaman “iki kızkardeş payı” kadarı erkeğindir. Allah, şaşırırsınız diye size beyan ediyor (açıklıyor). Allah herşeyi en iyi bilendir. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)! (Yaptığınız) akidleri yerine getirin. Ve, ihramda iken av´ı (avlanmayı) helâl saymamakla beraber size okunacak olanların dışında kalan, dört ayaklı hayvanlar sizin için helâl kılınmıştır. Muhakkak ki Allah dilediği şeye hükmeder. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşıp teslim olmayı dileyenler)! Allah´ın (koyduğu) şeriat hükümlerine, Haram ay´a, (hediye olarak Kâbe´ye gönderilen) kurbanlıklara, gerdanlıklı (boyunları bağlı) kurbanlık develere, Rabb´lerinden bir fazl ve (O´nun) rızasını isteyerek, Beyt-el Haram´a gelenlerin güvenliğine saygısızlık etmeyin.Ve, ihramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Sizi Mescid-il Haram´dan alıkoymalarından (çevirmelerinden) dolayı bir kavme beslediğiniz kin, sakın sizi haddi aşmaya sevk etmesin. Birr ve takvâ üzerine yardımlaşın. Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın. Allah´a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah ikâbı (azâbı) şiddetli olandır. Ölmüş hayvan, kan, domuz eti ve Allah´dan başkasının adına boğazlanan (kesilen), boğularak, vurularak, yüksek bir yerden yuvarlanarak veya boynuzlanarak ölen ve de yırtıcı hayvan tarafından parçalanıp yenen hayvan (ölmeden kesilmesi hariç) ve putlar adına boğazlanan hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. İşte bunlar fısktır. Bugün kâfirler sizi dininizden döndüremedikleri için yeise kapıldılar. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Bugün sizin dininizi kemâle erdirdim. Ve üzerinizdeki nimetimi tamamladım. Sizin için din olarak İslâm´dan razı oldum. Artık kim açlık tehlikesiyle, günaha meyl etmeksizin zarurette (yemek zorunda) kalırsa, muhakkak ki Allah gafûrdur, rahîmdir. Sana kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki; “Sizin için temiz ve iyi şeyler helâl kılındı. Allah´ın size öğrettiğinionlara öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını artık yiyin ve üzerine de Allah´ın adını anın. Ve Allah´a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir. Bugün size iyi ve temiz şeyler helâl kılındı. Ve kendilerine kitap verilenlerin yemeği, size helâl, sizin yemeğiniz de onlara helâldir. Ve mü´minlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce kendilerine kitap verilenlerden iffetli kadınlar, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın namuslu bir biçimde mehirlerini verdiğiniz taktirde, sizlere helâldir. Ve kim imânı inkâr ederse artık onun ameli boşa gitmiştir. Ve o âhirette hüsrana uğrayanlardandır. Ey âmenû olanlar (Allah´a yaşarken ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinize ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın ve başlarınıza meshedin ve ayaklarınızı da topuklarınıza kadar yıkayın. Eğer cünüp iseniz o taktirde iyice yıkanıp temizlenin (boy abdesti alın). Eğer hasta veya yolcu iseniz veya biriniz tuvaletten gelmişse veya kadınlara dokunmuş (temas etmiş) ise, eğer su bulamazsanız, o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin. Ve de ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh edin, (sürün). Allah size güçlük çıkarmak istemez, sizi temizlemek ve sizin üzerinizdeki nimetini tamamlamak ister. Umulur ki böylece siz şükredersiniz. Allah´ın, sizin üzerinizdeki nimetini ve: “İşittik ve itaat ettik” dediğiniz zaman, onunla sizi bağladığı misakınıhatırlayın. Allah´a karşı takvâ sahibi olun, muhakkak ki O, göğüslerde (sinelerde) olanı en iyi bilir. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah için kavvâmîn olun (hakkı ayakta tutun)! Adâletli şâhidler olun! Ve bir topluluğa karşı duyduğunuz kin, sizi adaletten saptırmasın. Adil davranın! O Takvâya en yakın olandır. Allah´a karşı takvâ sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır. Allah, âmenû olup, ıslah edici ameller (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi)yapanlara vaad etti, onlar için mağfiret ve “Ecrun Âzim (en büyük mükâfat)” vardır. Ve inkar edip âyetlerimizi yalanlayanlar,işte onlar alevli ateş (cehennem) halkıdır. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler)! Allah´ın sizin üzerinizdeki nimetini hatırlayın; bir kavim size ellerini uzatmaya kalktığı zaman (Allah) onların ellerini sizden çekmişti. Ve Allah´a karşı takvâ sahibi olun (Ruhunuzu, vechinizi (fizik vücudunuzu) ve nefsinizi ve iradenizi Allah´a teslim edin)! Mü´minler artık Allah´a tevekkül etsinler (güvensinler). Ve andolsun ki Allah, İsrailoğullarından misâk almıştı. Ve onlardan on iki nâzır görevlendirdik. Ve Allâhu Teâla: “Eğer namazı mutlaka ikâme ederseniz, zekât verirseniz ve Resûl´lerime iman edip onlara yardım ederseniz ve Allah´a (Allah için) güzel bir borç verirseniz, muhakkak ki ben sizinle beraberim ve de mutlaka sizin günahlarınızı örterim ve sizi, mutlaka altından ırmaklar akan cennetlere koyarım.” dedi. Artık, bundan sonra sizden kim inkâr ederse mutlaka sevvâ edilmiş (Allah´a ulaştırmak üzere dizayn edilmiş ) yoldan sapmış olur. Misaklarını bozmaları sebebiyle biz de onları lânetledik, kalplerini de (kapkaranlık) yaptık. Onlar, kelimeleri yerlerinden tahrif ederler (değiştirirler). Nasihat olundukları şeylerden nasiplerini almayı unuttular. Onlardan pek azı hariç, devamlı onların hâinliklerine maruz kalırsın.Yine de onları affet ve hoşgör.Muhakkak ki Allah muhsinleri sever. Ve muhakkak ki biz “nasârâyız” diyenlerden mîsâklarını aldık, gene de uyarıldıkları hususlardan (kendilerine hatırlatılan şeyden) bir pay almayı (nasiplerini) unuttular.Bu yüzden kıyamet gününe kadar aralarına düşmanlık, kin ve nefret saldık. Allah yakında, onlara yapmış olduklarını haber verecek. Ey kitap ehli! (Kitap sahipleri), Kitap´tan çoğunu gizlemiş olduğunuz ve çoğundan vazgeçtiğiniz şeyleri, size beyan eden bir Resûl´ümüz gelmiştir. Size Allah´tan bir nur ve apaçık bir kitap gelmiştir. Allah (c.c.), rızasına tâbî olan kişiyi onunla (Resûlü ile) teslim yollarına hidayet eder. Kendi izniyle onları karanlıktan aydınlığa (zulmetten nura) çıkarıp Sırât-ı Mustakîm´e hidâyet eder (ulaştırır). Andolsun ki “ Muhakkak ki Allah, Meryem oğlu Mesih´tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. De ki; “Öyle ise Allah, Meryem oğlu Mesih´i, annesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini helâk etmek isterse, Allah´dan bir şeyi (önlemeye) kimin gücü yeter? ” Göklerde, yerde ve ikisinin arasında bulunan herşeyin mülkü Allah´ındır. O, dilediğini yaratır. Allah (c.c.), herşeye kaadirdir. Ve, Yahudiler ve Hristiyanlar; “Biz Allah´ın oğulları ve O´nun sevdikleriyiz.” dediler. De ki; “O halde niçin Allah size günahlarınızdan dolayı azap ediyor?” Hayır, siz O´nun yarattıklarından bir beşersiniz (insansınız), O, dilediğini mağfiret eder, dilediğine de azap eder. Göklerin, yerin ve ikisinin arasında bulunan her şeyin mülkü Allah´ındır. Ve varış O´nadır (ulaşılacak makam O´nun Zat´ıdır). Ey Kitap ehli! Resûllerin (peygamberlerin) fetret devrinde (aralarının kesildiği zamanda), sizlere gerçekleri açıklayan Resûl´ümüz (elçimiz) gelmişti. "Bize bir müjdeleyici ve de uyarıcı gelmedi" dersiniz diye (dememeniz için). Oysa size "müjdeleyici ve uyarıcı" bir Resûl gelmişti. Allah herşeye kadîrdir. Ve Hz. Musâ kavmine şöyle demişti; "Ey kavmim! Allah´ın sizin üzerinizdeki nimetini, içinizden peygamberler kıldığını ve sizi hükümdarlar yaptığını ve, âlemlerden hiç birine vermediği şeyi size verdiğini hatırlayın! Ey kavmim! Allah´ın sizin için farz kıldığı kutsal yere girin ve (düşmandan kaçıp) arkanıza dönmeyin.İşte o zaman hüsrana uğrayanların haline dönersiniz. Dediler ki, "Ey Mûsâ! Şüphesiz orada zorba bir kavim var. Muhakkak ki biz, onlar oradan çıkıncaya kadar asla oraya girmeyiz. Eğer oradan çıkarlarsa, o zaman elbette biz oraya gireriz." Allah´ın kendilerine nimet verdiği, korkanların arasından iki adam şöyle dedi; “Onların üzerlerine kapıdan girin, böylece oradan (kapıdan) girdiğiniz zaman muhakkak ki siz gâlip gelirsiniz. Eğer mü´minseniz, artık Allah´a tevekkül edin (Allah´a güvenin).” (Onlar); “Ey Mûsâ, muhakkak ki biz onlar orada olduğu sürece ebediyen, asla oraya girmeyiz. Artık Sen ve Rabbin gidin, böylece ikiniz savaşın, biz mutlaka burada otururuz” dediler. (Hz. Mûsa) Dedi ki; “Ey Rabb´im! Muhakkak ki ben, kendimden ve kardeşimden başkasına sahip değilim. Artık fâsık kavimle bizim aramızı ayır.” Allah (cc.) buyurdu ki; "Artık muhakkak ki orası onlara kırk yıl haram kılınmıştır (yasaklanmıştır). Onlar yeryüzünde şaşkın dolaşacaklar. Sen artık fâsık kavim için üzülme!" Ve onlara Adem´in iki oğlunun haberini (kıssasını, aralarında geçen olayı) hakkıyla oku, Allah´a yaklaştıracak kurban sunmuşlardı, (Kurban) ikisinin birinden kabul edilir ve diğerinden ise kabul edilmez. (Kurbanı kabul edilmeyen) “Seni mutlaka öldüreceğim” dedi. O da, “Allah sadece takvâ sahiplerinden kabul eder.” dedi. Gerçekten, eğer sen, beni öldürmek için elini bana uzatırsan, ben seni öldürmek için elimi sana uzatacak değilim. Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabb´i olan Allah´tan korkarım. Gerçekten ben, benim günahım ile kendi günahını yüklenmeni, böylece ateş halkından olmanı dilerim.Ve zâlimlerin cezası, işte budur. Bunun üzerine nefsi, onu, kardeşini öldürmeye kandırdı (kolay ve zevkli gösterdi). Böylece onu öldürdü, sonra hüsrana uğrayanlardan oldu. Sonra, Allah, ona, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. "Yazıklar olsun bana, bu karga gibi olup böylece kardeşimin cesedini gömmekten aciz mi oldum?" dedi Sonra da pişman olanlardan oldu. İşte bundan dolayı (Tevrat´ta) İsrailoğullarına şöyle yazdık; Kim bir kişiyi, bir kişi karşılığında olmaksızın veya yeryüzünde bir fesata karşılık olmaksızın öldürürse, muhakkakki o bütün insanları öldürmüş gibidir. Kim de (bir kişinin hayatını kurtarmak suretiyle) yaşatırsa bütün insanları yaşatmış gibi olur. Ve andolsun ki Resûl´lerimiz onlara apaçık deliller ile geldi. Sonra da, şüphesiz onlardan birçoğu,bundan sonra gerçekten yeryüzünde aşırı giden müsrifler oldular. Allah ve O´nun Resûlu ile harp edenlerin ve yeryüzünde fesat ve bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları ya da ellerinin ve ayaklarının çapraz kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onların dünyadaki rezilliğidir. Ve ahirette ise, onlara “büyük azap” vardır. Onları sizin (yenerek) ele geçirmenizden önce tövbe edenler hariç. Artık Allah´ın Gafûr (mağfiret eden) olduğunu, Rahîm (rahmet nuru gönderen) olduğunu biliniz! Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı, teslim olmayı dileyenler); Allah´a karşı takvâ sahibi olun ve O´na ulaştıracak vesileyi isteyin. Ve O´nun yolunda cihad edin. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. Muhakkak ki o kâfir olanlar, eğer yeryüzünde olanların hepsi, ve onunla birlikte bir misli daha onların olsa, kıyamet gününün azabından kurtulmak için onları fedâ edecek olsalar (fidye olarak verseler), onlardan kabul edilmez. Ve onlar için “acı azap” vardır. Ateşten çıkmak isterler ve onlar oradan çıkacak değillerdir. Ve, onlar için “daimi azap” vardır. Ve, hırsızlık yapan erkek ve kadının yaptıklarına karşılık olmak üzere, Allah´tan bir ceza olarak ellerini kesin. Ve Allah Azîz´dir, Hakîm ´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Artık kim, yaptığı zulümden sonra tövbe ederse ve ıslah olursa, o taktirde, muhakkak ki Allah onun tövbesini kabul eder. Muhakkak ki Allah, Gafûr´dur, Rahîm´dir. Göklerin ve yerin mülkünün Allah´ın olduğunu bilmiyor musun? Dilediğine azap eder ve dilediğini mağfiret eder. Ve Allah herşeye kadirdir. Ey Resûl! Ağızlarıyla iman ettik deyip, kalpleri iman etmeyenlerden küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve yahudilerden dinleyenlerin bir kısmı, sana gelmeyen başka bir kavme yalan söylemek için dinleyenlerdir. Kelimeleri sonradan yerlerinden kaydırıp, değiştirirler ve: “Eğer size bu verilirse o zaman onu alın, eğer (böyle) verilmezse o taktirde kaçının.” derler. Ve Allâh, kimin fitne içinde kalmasını dilerse, artık sen, onun için Allâh´tan birşeye asla mani olacak değilsin. İşte onlar öyle kimselerdir ki Allâh, onların kalplerini temizlemeyi dilemez. Onlar için, dünyada bir rezillik vardır, ahirette de onlara “büyük azap” vardır. Yalan söylemek için dinleyenler, çok haram yiyenler, sonra da (Tevrat´ın hükmüne razı olmayıp) eğer sana gelirlerse, o taktirde onların arasında hüküm ver veya onlardan yüz çevir. Ve eğer, onlardan yüz çevirecek olursan artık sana asla (hiç) birşeyle zarar veremezler. Ve şayet, aralarında hükmedecek olursan, o taktirde adalet ile hükmet. Muhakkak ki Allâh muksıtîn (âdil) olanları sever. Ve içinde Allâh´ın hükümleri bulunan Tevrat onların yanında iken,seni nasıl hakem yapıyorlar. Sonra da bundan (verdiğin hükümden) dönüyorlar. Ve işte onlar mümin değillerdir. Muhakkak ki Tevrat´ı Biz indirdik, onda hidâyet ve nur vardır. Kendileri (Hakk´a) teslim olmuş peygamberler, yahudilere, onunla hükmeder. Rabbaniler (kendilerini Rabb´lerine adamış olanlar) ve Ahbar olanlar da (zahidler, yahudi âlimler, hahamlar) Allâh´ın Kitab´ından korumakla görevli oldukları ile hüküm verirler ve onlar, onun üzerine şahidler oldular. Artık insanlardan korkmayın, Ben´den korkun ve Benim âyetlerimi az bir değere satmayın. Ve kim, Allâh´ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar kâfirlerdir. Onun içinde (Tevrat´ta) onlara, cana can ile, göze göz ile, buruna burun ile, kulağa kulak ile, dişe diş ile ve yaralamalara karşı kısas olduğunu yazıp farz kıldık. Kim onu bağışlar da (kısas hakkından vazgeçerse) artık o kendisi için (günahlarına) kefâret olur. Ve kim, Allâh´ın indirdiğiyle hükmetmezse, o taktirde işte onlar, onlar zâlimlerdir. Onların izleri üzerine, Tevrat´tan ellerinde bulunanı tasdik edici olarak Hz. Meryem´in oğlu İsâ´yı gönderdik. Ve ona, içinde bir hidâyet ve bir nur olan, Tevrat´tan ellerinde bulunanı tasdik eden ve müttekîler (takvâ sahipleri) için, hidâyete erdirici ve vaaz edici (öğüt verici) olan İncil´i verdik. Ve İncil sahipleri, Allâh´ın onda (İncil´de) indirdiği (ahkâm) ile hükmetsinler. Ve kim, Allâh´ın indirdiği ile hükmetmezse, o taktirde işte onlar fâsıklardır. Ve, (Ey Muhammed) sana ellerindeki kitapları tasdik edici (doğrulayıcı) ve onu koruyucu olarak bu Kitab´ı hakk ile indirdik. Artık onların aralarında Allah´ın indirdiğiyle hükmet ve sana Hakk´tan gelenden ayrılıp da onların hevalarına uyma. Sizden hepiniz için (tek) bir şeriat, ve açık bir yol belirlemiştik. Ve Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet yapardı. Ancak bu sizi, verdikleri ile denemek içindir. O halde hayırlarda yarışın! Sizin hepinizin dönüşü Allah´adır. O zaman hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri,size haber verecek. Ve, onların aralarında Allah´ın indirdiğiyle hükmet, onların hevâlarına uyma. Allah´ın sana indirdiği şeylerin bir kısmından seni fitneye düşürmelerinden sakın. Bundan sonra eğer (Hakk´tan) yüz çevirirlerse, o taktirde bil ki artık Allah, bazı günahları sebebiyle, onları bir musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların çoğu gerçekten fâsıklardır. Onlar hâlâ cahiliyyet devrine ait hükmü mü istiyorlar? Ve yakîn sahibi olan bir kavim için, Allâh´tan daha güzel kim hüküm verir. Ey amenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler), Yahudî ve Hristiyanları dostlar edinmeyin! Onlar birbirinin dostlarıdır. Ve sizden kim onlara dönerse (onları dost edinirse) artık o, mutlaka onlardandır. Muhakkak ki Allah, zâlimler kavmini hidayete erdirmez. Böylece, kalplerinde maraz (hastalık) bulunanların (yahudi ve hristiyanları dost edinip), “olaylar (tersine) dönerse, bize bir musibet isabet etmesinden korkuyoruz.” diyerek onların aralarında koşuştuklarını görürsün. Oysa ki Allâh´ın katından bir fetih veya bir emir getirmesi umulur ki, böylece onlar da kendi içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar. Ve amenû olanlar (Allâh´a teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler); "Kendilerinin mutlaka sizinle beraber olduğuna, Allâh´a kasem ederek var güçleriyle yemin edenler bunlar mı?" derler. Onların amelleri boşa gitti, böylece hüsrana uğrayan kimseler oldular. Ey âmenû olanlar (Allâh´a ulaşmayi dileyenler) ! Sizden kim dininden dönerse, o zaman Allâh onun yerine (başka) bir kavim getirecektir öyle ki, (Allâh) onları sever ve onlar da O´nu (Allâh´ı) severler. Mü´minlere karşı daha alçak gönüllü, kâfirlere karşı daha izzetlidirler (başları dik, vakarlı, şereflidirler). Allâh´ın yolunda cihad ederler. Hiçbir kınayanın kınamasından korkmazlar.İşte bu, Allâh´ın fazlıdır, onu dilediğine (lütfedip)verir. Allâh Vâsi´dir (fazlı ve lütfu geniştir), Alîm´dir (herşeyi en iyi bilendir). Sizin velîniz (dostunuz) sadece Allâh ve O´nun Resûlü ve amenû olup namazı kılan, zekatı veren kimselerdir ve onlar rükû edenlerdir. Ve, Allâh´a ve O´nun Resûlüne ve âmenû olanlara dönen kimseler, artık muhakkak ki Allâh´ın taraftarlarıdır, onlar gâlip olanlardır. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayi dileyenler)! Sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanlardan, dininizi alay ve oyun (konusu) edinenleri ve de kâfirleri velîler (dostlar) edinmeyin. Ve eğer mü´minlerseniz, Allah´a karşı takva sahibi olun. Ve namaza çağırdığınız (ezan okuduğunuz) zaman, onu oyun ve alay konusu edindiler. Bu, onların akıl etmeyen (aklını kullanmayan) bir kavim olmaları sebebiyledir. Onlara şöyle söyle: “Ey Kitap ehli! Bizi, sadece Allâh´a, bize indirilene ve daha önce indirilene iman etmemizden dolayı mı çekemiyorsunuz? Ve muhakkak ki sizin çoğunuz fâsıklarsınız.” De ki; "Bundan daha şerli olup, Allâh´ın katında kesinleşmiş olan cezayı, size haber vereyim mi? Onlar, Allâh´ın lanetlediği ve gadap duyduğu ve onlardan maymunlar, domuzlar yaptığı ve tâguta kul ettiği kimselerdir. İşte onlar, mekânı en kötü olanlar ve sevvâ edilmiş yoldan en çok sapanlardır. Ve (onlar) size geldikleri zaman: "İman ettik." dediler. Oysa onlar, küfürle girip, küfürle çıkmışlardır. Ve Allâh, onların gizlediklerini çok iyi bilir. Ve onlardan bir çoğunun günahda, düşmanlıkta ve haram yemekte birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yaptıkları şey ne kötü. Rabbanîler ve Hahamlar onları günah olan sözlerinden ve haram yemekten men etmeli değiller miydi? Yaptıkları şey ne kötü. Yahudî´ler: "Allâh´ın eli bağlıdır (Allâh cimridir)" dediler. Onların elleri bağlandı.Ve bu sözlerinden dolayı lânetlendiler. Hayır, bilâkis! O´nun iki eli de açıktır. Nasıl isterse öyle infak eder (verir). Ve Rabb´inden sana indirilen şey (ilahî buyruklar), mutlaka onlardan birçoğunun azgınlığını ve küfrünü arttırır. Ve biz onların arasına kıyamete kadar sürecek düşmanlık ve kin ilka ettik (ulaştırdık). Her ne zaman harb için bir ateş yaktılarsa, Allâh onu söndürdü.Ve onlar yeryüzünde fesat çıkarmak için çalışırlar. Ve de Allâh , fesat çıkaranları (bozgunculuk yapanları) sevmez. Eğer Kitap Ehli, âmenû olup (Allah´a ulaşmayı dileyip), takvâ sahibi olsalardı, elbette onların günahlarını örterdik ve onları mutlaka Naîm cennetlerine koyardık. Ve eğer Kitap Ehli, Tevrat ve İncil´i ve Rabb´lerinden kendilerine indirileni, gereği gibi uygulasalardı (yerine getirselerdi),mutlaka onlar, hem üstlerinden hem de ayaklarının altından (nice nimetler) yerlerdi. Onlardan bir kısmı (evliyalık mertebesine ulaşmış, henüz daimi zikre ulaşmamış) muktesid olan bir ümmettir. Ve (fakat) onlardan bir çoğunun yaptıkları şey ne kötü. Ey Resûl! Rabb´inden sana indirileni tebliğ et (duyur). Eğer bunu yapmazsan, o taktirde O´nun Risaletini (sana gönderdiğini) tebliğ etmemiş (duyurmamış) olursun. Ve Allâh seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allâh, kâfirler kavmini hidâyete erdirmez. De ki; "Ey Ehli Kitap! Tevrat´ı, İncil´i ve size Rabb´iniz tarafından indirileni, yerine getirip uygulamadıkça siz birşey (bir din) üzerinde değilsiniz. Ve sana Rabb´inden indirilen, mutlaka onların bir çoğunun azgınlık ve küfrünü artırır. Artık senkâfirler topluluğuna üzülme. Muhakkak ki, âmenû olanlar (Allâh´a ulaşmayı dileyenler), ve Yahudiler, Sâbiiler ve Nasrânilerden (Hristiyanlardan) kim Allâh´a ve âhir güne iman eder ve nefsini ıslah edici ameller (nefs tezkiyesi ) yaparsa onlara artık korku yoktur ve onlar mahzun da olmazlar. Andolsun ki Biz, İsrailoğulları´ndan mîsak aldık ve onlara resûller gönderdik. Onlara her resûl gelişinde,nefislerinin hevâlarına uymadığından dolayı, bir kısmını yalanladılar ve bir kısmını da öldürdüler. Ve, yaptıklarının bir fitne olmayacağını sandılar böylece kör ve sağır (hakkı görmez ve işitmez) oldular. Sonra, Allâh onların tövbesini kabul etti. Sonra yine onlardan bir çoğu kör ve sağır oldular. Ve Allâh, onların yaptıklarını en iyi görendir. Andolsun ki; “Muhakkak ki Allah, O, Meryem oğlu Mesih´tir.” diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih (Hz. İsa, onlara) şöyle demişti; “Ey İsrailoğulları! Benim Rabbim ve sizin Rabbiniz olan Allâh´a kul olun. Muhakkak ki, kim Allâh´a şirk (eş, ortak) koşarsa, o taktirde Allâh ona cenneti haram etmiştir ve onun varacağı yer ateştir. Ve zâlimler için bir yardımcı yoktur.” Andolsun ki, "Allâh üçün, üçüncüsüdür (üç ilâh´tan biridir)." diyenler kâfir olmuşlardır. Ve tek bir ilâhdan başka bir ilâh yoktur.Ve eğer bu söyledikleri sözlerden vazgeçmezlerse, onlardan (bu sözlerinde ısrar edip) kâfir olanlara, mutlaka “elîm azap” dokunacaktır. Hâlâ, Allâh´a tövbe edip, O´ndan mağfiret dilemiyorlar mı? Ve Allâh Gafûr´dur, Rahîm´dir. Meryem oğlu Mesih (Hz. İsa) sadece bir Resûldür. Ondan önce de resûller (elçiler) gelip geçmiştir.Ve onun annesi sıddîktır (çok doğru ve iffetlidir). İkisi de (diğer insanlar gibi) yemek yerlerdi. Bak, onlara âyetleri nasıl açıklayıp beyan ediyoruz. Sonra da bak, nasıl (Allâh´dan) döndürülüyorlar. De ki; "Allâh´tan başka, size zarar ve fayda (yarar) vermeye gücü yetmeyen (malik olmayan) şeylere mi kul oluyorsunuz?" Ve Allâh, O, en iyi işitendir, en iyi bilendir. De ki; "Ey Kitap Ehli! Dininizde haksız yere (taşkınlık yapıp) haddi aşmayın. Ve daha önce dalâlete düşmüş ve birçoklarını da dalâlete düşürmüş ve de sevvâ edilmiş yoldan sapmış olan bir kavmin hevâlarına uymayın. İsrailoğulları´ndan inkâr edenler, Hz. Dâvut (a.s) ve Meryem oğlu Îsâ´nın diliyle lânetlendiler. Bu, onların isyan etmeleri, taşkınlık yapıp haddi aşmaları sebebiyledir. Yaptıkları kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye (mani olmaya) çalışmıyorlardı. Yaptıkları şey ne kötü... Onlardan bir çoğunun kâfirlere döndüğünü (dost olduğunu) görürsün. Nefislerinin, onlar için takdim ettiği ise “Allâh´ın onlara öfkelenmesi” ki ne kötü şey. Ve onlar azâb içinde devamlı kalacak olanlardır. Ve eğer Allâh´a ve Nebî´ye (Peygamber´e) ve ona indirilene iman etselerdi, onları dostlar edinmezlerdi. Fakat onlardan birçoğu fâsıklardır. Âmenû olanlara karşı, insanlardan en şiddetli düşman olarak mutlaka Yahudileri ve (Allâh´a) şirk koşanları (müşrikleri) bulursun. Dostluk bakımından âmenû olanlara en yakın olarak da: “muhakkak ki biz nasrâniyiz." diyenleri bulursun. Bu, onların arasında keşişler ve ruhbanların bulunması ve onların kibirlenmemesi (büyüklenmemesi) sebebiyledir. Ve Resûl´e indirileni (Kur´ân´ı) işittikleri zaman, Hakk´tan olan şeylere ârif olduklarından dolayı, onların gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. “Rabb´imiz, biz imân ettik (âmenu olduk), artık bizi şâhidlerle beraber yaz...” derler. Ve, Rabb´imizin bizi, sâlihler kavmi ile beraber (cennete) dahil etmesini isterken, niçin biz, Allâh´a ve Hak´tan bize gelene (Kur´ân´a ve Resûl´e) iman etmeyelim?" Böylece onlara, söylediklerinden dolayı Allâh, altlarından ırmaklar akan ve içlerinde devamlı kalacakları cennetler ihsan etti. Ve işte bu, muhsinlerin mükâfatıdır. Ve, kâfirler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar, Ashâb-ı Cahîmdir (cehennem ehlidir). Ey âmenû olanlar! Allâh´ın size helâl kıldığı güzel ve temiz şeyleri haram etmeyin. Aşırı gitmeyin. Muhakkak ki Allâh haddi aşanları sevmez. Allâh´ın size verdiği temiz, helâl rızıklardan yiyin ve kendisine iman ettiğiniz Allâh´a karşı takvâ sahibi olun. Allâh sizi, yeminlerinizdeki boş sözlerden dolayı sorumlu tutmaz. Fakat, akid yaptığınız yeminlerden dolayı sorumlu tutar. Artık onun kefâreti (cezası), ev halkınıza yedirdiklerinizin ortalamasından on yoksulu yedirmeniz veya onları giydirmeniz ya da bir köle azad etmenizdir. Fakat kim bunları bulamazsa, o taktirde üç gün oruç tutsun.İşte bu, yeminlerinizi bozduğunuz zaman onların (yeminlerinizin) kefâretidir. Ve yeminlerinizi koruyun (onları bozmaktan sakının). Allâh (c.c.) âyetlerini size işte böyle açıklıyor, umulur ki böylece siz şükredersiniz. Ey âmenû olanlar! Ancak şarap, kumar, (tapınmak için konulan) dikili taşlar (putlar) ve fal okları, şeytanın işlerinden pis şeylerdir. Artık bunlardan kaçının. Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. Oysa ki şeytan, şarap ve kumar ile aranıza düşmanlık ve kin sokmak ve, sizi Allâh´ı zikretmekten ve namaz kılmaktan alıkoymak ister. Siz artık (bunlara) son verdiniz mi? Ve, Allâh´a itaat edin ve Resul´e itaat edin ve (onlara karşı gelmekten) sakının. Eğer bundan sonra yüz çevirirseniz bilin ki Resul´ümüze düşen, sadece açık bir tebliğdir (duyurmadır). Amenû olanlar ve sâlih amel yapanlar (ıslâh edici amel, nefs tezkiyesi yapanlar) üzerine, takvâ (1. tâkva) sahibi olmadıkları zaman yediklerinden dolayı bir günah yoktur. Amenû olun ve amilûs sâlihat yapın! Sonra da takvâ sahibi olun (3. takvâya ulaşın)! Amenû olun sonra da takvâ sahibi olun (4. takvâya ulaşın) ve ahsen olun! Allâh muhsinleri (ahsen olanları, 4. takvâya ulaşanları) sever. Ey âmenû olanlar! Allâh sizi, gıyabında kendisinden kimin korktuğunu bilmesi (bilinip belli olması için) için ellerinizin ve mızraklarınızın erişeceği av türünden bir şeyle sizi mutlaka imtihan eder. Artık, kim bundan sonra yasak sınırını aşarsa, o taktirde onun için “elîm azap” vardır. Ey iman edenler! Siz ihramda iken av hayvanını öldürmeyin. Ve sizden kim kasten (bilerek) onu öldürürse, o zaman kendisine öldürdüğünün dengi bir hayvanın cezası vardır ki, (bunun öldürülen hayvanın dengi olduğuna dair) içinizden, adîl iki kimse takdir edip karar verir. Kâbe´ye ulaşacak (Kâbe´ye götürülüp orada kesilecek) bir kurban veya yoksulları yedirme şeklinde bir kefâret, ya da buna denk bir oruçtur ki bu, böylece o yaptığı işin vebâlini tatması içindir. Allâh, geçmiştekileri (işlenen bu tür cürümleri) bağışladı. Kim dönüp de (bir daha) böyle yaparsa, o taktirde Allâh ondan intikam alır. Allâh Azîz´dir, intikam sahibidir. Sizin için ve yolcular için, deniz avı ve onun yenmesi bir metâ olarak (fayda sağlamak üzere) helâl kılındı. Ve kara avı ise, ihramda olduğunuz süre içersinde size haram kılındı (yasaklandı). Ve huzurunda haşrolunacağınız Allâh´a karşı takvâ sahibi olun. Allâh, Beyt-i Haram olan Kâbe´yi, Haram ayını, hac kurbanını ve gerdanlıklı (boynuna kurban nişanesi asılı) kurbanlıkları, insanların yaşamlarını ayakta tutmak için yaptı (sebep kıldı). İşte bu, “Allâh´ın, göklerde ve yerlerde olanı bildiğini ve Allâh´ın herşeyi en iyi bilen olduğunu” bilmeniz içindir. Allah´ın cezasının şiddetli olduğunu ve Allah´ın Gafûr (mağfiret eden), Rahîm (rahmet nurunu gönderen ve merhametli) olduğunu biliniz! Resûl´ün üzerinde tebliğden (bildirmekten) başka bir sorumluluk yoktur. Ve Allâh, açıkladığınızı da gizlediğinizi de bilir. De ki; "Habîsin (haram, murdar ve fesadın...) çokluğu senin hoşuna gitse bile, habîs (haram ve kötü olan) ile tayyîb (helâl ve temiz olan) bir değildir. Ey Ulûl Elbâb! Artık Allâh´a karşı takvâ sahibi olun! Umulur ki böylece siz felâha erersiniz. Ey âmenu olanlar (yaşarken Allâh´a teslim olmayı, ulaşmayı dileyenler)! açıklandığında sizi üzecek şeylerden sormayın. Eğer, Kur´ân indirilirken ondan sorarsanız, size açıklanır. Allâh, onlardan (bu kuralı bilmeden önce sorduğunuz şeylerden) dolayı sizi affetti. Allâh Gafûr´dur, Halîm´dir. Sizden önce de bir kavim onu sormuştu. Sonra onunla kâfir oldular. Allâh, ´´bahîre, sâibe, vasîle ve hâm” diye bir şey yapmamıştır(meşru kılmamıştır). Ama o kâfirler (inkâr edenler), Allâh´a karşı yalan iftirada bulunuyorlar (uyduruyorlar). Onların çoğu aklını kullanmıyor. Ve onlara: “Allah´ın indirdiğine (Kur´ân´a) ve Resûl´e (itaate) gelin.” denildiğinde; “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey (din) bize yeter (kâfi)” derler. Ya onların babaları (bu gerçeklere ait) bir şey bilmiyorlarsa ve hidayete ermemişlerse de mi...? Ey âmenû olanlar! Nefsleriniz, üzerinizedir (nefsinizin sorumluluğu üzerinize borçtur). Siz hidayette iseniz, dalâletteki bir kimse size bir zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allâh´adır. O zaman yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. Ey âmenû olanlar! Sizden birinize ölüm hali gelince vasiyet sırasında sizin içinizden iki adîl kişi, aranızda şahitlik etsin.Veya yeryüzünde yolculuk ederken size ölüm olayı isabet ederse, sizden olmayan iki kişiyi şâhid tutun. Eğer şüpheye düşerseniz,onları namazdan sonra alıkoyun. O zaman Allâh´a şöyle yemin etsinler; ´´Yakınımız bile olsa, yeminimizi bir bedel ile değiştirmeyeceğiz ve Allâh´ın şehâdetini gizlemeyeceğiz. Aksi takdirde biz, mutlaka günahkâr kimselerden oluruz.´´ Eğer o iki kişinin bir günaha müstehak olduğunun (sonradan) farkına varılırsa, o taktirde onlara daha yakın olan hak sahiplerinden diğer iki kişi onların yerine geçer sonra Allâh´a şöyle yemin ederler; “Bizim şahidliğimiz onların şahidliğinden mutlaka daha doğrudur, haktır ve biz haddi aşmadık. Aksi takdirde, o zaman biz mutlaka zâlimlerden oluruz.” Bu (şekildeki yemin), şehâdet ile yüzyüze gelmelerinde (şahitlere mirasçıların güvenmemesinden) veya yeminlerinden sonra yeminlerin reddedilmesinden korkmalarından daha iyidir. Ve Allâh´a karşı takvâ sahibi olun ve dinleyin. Ve Allâh, fâsıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez. Allâh´ın, Resûl´leri bir araya toplayacağı, sonra “Size ne cevap verildi?” diye buyuracağı gün, (onlar); “Bizim bir bilgimiz yok. Muhakkak ki Sen,gaybdekileri en iyi bilen Sen´sin!”derler. Allâh (cc.) şöyle buyurmuştu; "Ey Meryem oğlu Îsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhûl Kudüs ile desteklemiştim de beşikte iken de yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab´ı, Hikmet´i, Tevrat´ı ve İncil´i öğretmiştim. Ben´im iznimle nemli topraktan kuş şeklinde heykel (suret) yapmıştın, sonra onun içine üflemiştin, böylece Ben´im iznimle bir kuş olmuştu. Ve, doğuştan kör olanı ve alaca tenliyi yine Ben´im iznimle iyileştiriyordun. Ben´im iznimle ölüleri (diriltip, kabirden) çıkartıyordun. Ve onlara apaçık belgeler getirdiğin zaman İsrailoğullarının saldırısını senden savmıştım (seni kurtarmıştım). O zaman onlardan kâfir olanlar (küfürde olanlar); "Bu ancak, sadece apaçık bir sihirdir." demişlerdi. Ve havarîlere; "Bana ve Resûl´üme iman edin." diye vahyettiğim zaman, onlar da "İman ettik ve bizim (Hakk´a) teslim olduğumuza şahid ol." demişlerdi. Havârîler; "Ey Meryem oğlu İsâ! Rabb´in gökten bize bir mâide (sofra) indirebilir mi?" demişlerdi. (Bunun üzerine Hz. İsâ); "Eğer mü´minlerseniz Allâh´a karşı takvâ sahibi olun." dedi. (Onlar); “Ondan yemek istiyoruz ve de kalblerimizin tatmin olmasını istiyoruz ve senin gerçekten bize doğru söylemiş olduğunu bilelim ve onun üzerine şâhidlerden olalım” dediler. Meryem oğlu Îsâ; "Allâh´ım, Rabb´imiz! Bizim üzerimize semâdan bir sofra indir ki bizim için bayram, bizden öncekiler ve bizden sonrakiler için senden bir mucize (delil) olsun. Ve bizi rızıklandır. Ve Sen rızık verenlerin en hayırlısısın." dedi. Allâh (cc.) buyurdu ki; "Muhakkak ki Ben, onu sizin üzerinize indireceğim, fakat ondan sonra sizden kim inkâr ederse, o taktirde Ben mutlaka onu, âlemlerden hiçbirini azaplandırmadığım bir azapla azaplandırırım." Ve Allâh (cc.): Ey Meryem oğlu Îsa! Sen mi insanlara ; “Beni ve annemi, Allâh´tan başka iki ilâh edinin diye söyledin?" dediğinde , Hz. İsa; ´´Sen “Subhansın (seni tesbih ve tenzih ederim, Sen yücesin)”, benim için hak (gerçek) olmayan bir şeyi söylemek bana yakışmaz. Eğer ben onu söylemiş olsaydım o taktirde, muhakkak Sen onu bilirdin, nefsimde olanları da Sen bilirsin, ben ise Sen´in zatında olanları bilemem." Muhakkak ki Sen, gayb´tekileri (görünmeyenleri,bilinmeyenleri) en iyi bilen Sensin. Onlara, bana emrettiğin: “Benim de Rabb´im, sizin de Rabb´iniz olan Allâh´a kul olmaları”ndan başka birşey söylemedim. Onların arasında bulunduğum sürece, onların üzerlerine şâhid oldum. Fakat beni vefat ettirince (aralarından alınca) onların üzerine gözetleyici Sen oldun. Ve Sen herşeye şâhidsin. Eğer onlara azap edersen, artık muhakkak ki onlar, Senin kullarındır. Ve eğer onları bağışlarsan, o taktirde muhakkak ki Sen, Sen Azîz´sin (üstünsün) Hakîm´sin (hüküm ve hikmet sahibisin). Allâh Tealâ şöyle buyurdu; "Bugün sâdıklara, sadâkatlarının kendilerine fayda vereceği bir gündür. Onlar için altlarından ırmaklar akan, içinde ebedî olarak kalacakları cennetler vardır. Allâh onlardan râzı olmuş, onlar da Allâh´tan râzı olmuşlardır. İşte bu, “Fevzül - Azîm” dir (en büyük fevzdir). Göklerin, yerin ve onlarda bulunanların mülkü Allâh´ındır. Ve O, herşeye kâdirdir. Hamd semaları ve arzı yaratan, zulmeti ve nuru var eden Allah´a mahsustur. Sonra da kâfirler, Rab´lerine (başka şeyleri) eş (denk, adl) tutuyorlar. Sizi topraktan yaratan, sonra bir ecel (zaman dilimi) tayin eden O´dur. Ve ecel-i müsemma (mekânı ve zamanı belirlenmiş ecel) Allah´ın katındadır. Sonra da siz, şüphe ediyorsunuz. Göklerde ve arzda Allah O´dur. (O Allah, göklerde ve yerdedir.) Sizin sırrınızı (gizlediğinizi) ve açıkladığınızı ve kazanacağınız şeyi bilir. Ve onların Rabbinin âyetlerinden bir âyet gelmemiştir ki; ondan yüz çevirmiş olmasınlar. Böylece onlara hak geldiği zaman, onu yalanlamışlardı. Fakat alay etmiş oldukları şeyin haberleri yakında onlara gelecek. Sizi yerleştirmediğimiz bir şekilde, yeryüzünde yerleştirdiğimiz nice kavimleri, kendilerinden önce nasıl helâk ettiğimizi görmüyorlar mı? Onlara semadan bol bol yağmur gönderdik. Altlarından nehirler akıttık. Fakat günahları sebebiyle onları helâk ettik. Onlardan sonra da başka nesiller yarattık. Ve eğer sana kâğıtlarda yazılı olarak indirseydik, böylece ona elleri ile dokunsalar bile kâfir olan kimseler, mutlaka: “Bu ancak apaçık bir sihirdir.” derdi. Ve: “Ona bir melek indirilseydi, olmaz mıydı?” dediler. Şâyet bir melek indirseydik, mutlaka iş, olup bitirilirdi. Sonra (onlara) mühlet verilmez. Ve şâyet onu melek yapsaydık, onu mutlaka erkek olarak (erkek suretinde) yapardık. Şüphe ettikleri şeyi, mutlaka onlara (gene) şüphe ettirirdik. Ve andolsun ki; senden önceki resûllerle de alay edilmişti. Böylece alay etmiş oldukları şey, onlardan alay edenleri kuşattı. De ki: “Yeryüzünde dolaşın. Sonra bakın, yalanlayanların akıbeti nasıl oldu.” De ki : “Semalarda ve yeryüzünde olan şeyler kimin?” “Hepsi Allah´ındır!” de. Allahû Tealâ, kendi üzerine rahmeti yazdı. Hakkında şüphe olmayan kıyâmet gününde, sizleri mutlaka toplayacak. O kimseler ki; nefslerini hüsrana düşürdüler, onlar mü´min değildirler. Gecede ve gündüzde bulunan herşey O´nundur. O, en iyi işitendir, en iyi bilendir. De ki: “Semaları ve arzı yaratan Allah´tan başka bir velî (dost) edinir miyim? Ve doyuran (yediren) ve Kendisi doyurulmayan (yedirilmeyen) O´dur.” “Muhakkak ki ben, teslim olanların ilki olmakla ve müşriklerden olmamakla emrolundum.” de. De ki: “Muhakkak ki ben, eğer Rabbime isyan edersem, büyük günün azâbından korkarım.” O gün (izin günü), kim ondan (azaptan) uzaklaştırılırsa,o taktirde ona (Allah), rahmet etmiştir. Ve işte bu, apaçıkbir fevzdir (kurtuluştur). Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, o taktirde onu, O´ndan başka giderecek yoktur. Sana bir hayır dokundurursa, artık O, herşeye kaadirdir. O, kullarının üstünde kahhardır (yegâne gâlip), ve O, hakîmdir (hikmet sahibi), herşeyden haberdardır (habîrdir). “Hangi şey şahit olarak en büyüktür?” de. “Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur´ân bana, O´nunla, sizi ve kime ulaşırsa onu, uyarmam için vahyolundu. Siz, muhakkak Allah ile beraber başka ilâhların olduğuna gerçekten şahitlik ediyor musunuz? Ben şahitlik yapmam.”de.“O, sadece tek bir ilâhtır. Muhakkak ki ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım.” de. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, onu kendi oğullarını tanır gibi tanırlar. Artık mü´min olmayanlar, nefslerini hüsrana düşürdüler. Allah´a karşı yalanla iftira eden veya onun âyetlerini yalanlayan kimselerden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki O, zalimleri felâha ulaştırmaz (kurtuluşa eremezler). Ve o gün hepsini haşredeceğiz sonra ortak koşanlara: “Zanda bulunmuş olduğunuz ortaklarınız nerede?” diyeceğiz. Sonra onların: “Vallahi Rabbimiz, biz müşrikler olmadık.” demekten başka onların fitnesi olmayacak. Bak! Kendilerine karşı nasıl yalan söylediler. İftira etmiş oldukları şey, onlardan sapıp gitti (uzaklaştı). Ve onlardan kim seni dinlerse, onu anlamalarına karşı (anlamamaları için) kalplerinin üzerine ekinnet koyduk ve kulaklarında vakra (ağırlık) vardır.Ve onlar bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Hatta sana geldikleri zaman, seninle tartışırlar (mücâdele ederler). Kâfir olanlar: “Bu ancak evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.” derler. Ve onlar, ondan (Allah´a ulaşmaktan, hidayetten) nehyederler (men ederler, yasaklarlar) ve onlar da (kendileri de) ondan (hidayetten) uzak dururlar (yüz çevirirler). Kendilerinden başkasını helâk etmezler ve farkında olmazlar (şuurunda değiller). Ateşin üzerinde durduruldukları zaman görsen. O zaman: “Keşke biz geri döndürülseydik, Rabbimizin âyetlerini yalanlamazdık mü´minlerden olurduk.” dediler. Hayır, daha önce gizlemiş oldukları şeyler onlara açıklandı.Ve şayet geri döndürülselerdi, men edildikleri şeylere mutlaka geri dönerlerdi. Ve muhakkak ki; onlar gerçekten yalancıdırlar. Ve bizim hayatımız, dünya (hayatından) başka bir şey değildir. Ve: “Biz beas edilecek (yeniden, tekrar diriltilecek) değiliz.” dediler. Ve Rab´lerinin huzurunda durduruldukları zaman görsen.(Allahû Tealâ) “Bu hak değil mi?” dedi. “Evet, Rabbimize andolsun.” dediler. Allahû Tealâ: “O halde inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın.” dedi. Allah´a mülâki olmayı (ölmeden evvel, dünya hayatını yaşarken ruhunu Allah´a ulaştırmayı) yalanlayan kimseler hüsrana düştüler. O saat aniden onlara gelince, sırtlarında yüklerini taşıyarak: “Orada (dünyada) aşırı gittiğimiz şeyler üzerine (günahlar sebebiyle) bize yazıklar olsun.” dediler. Yüklendikleri şey ne kötü, (öyle) değil mi? Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu, takva sahipleri için elbette daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmez misiniz? Onların söylediklerinin mutlaka seni mahzun ettiğini biliyorduk. Fakat muhakkak ki; onlar seni yalanlamıyorlar. Lâkin zalimler, Allah´ın âyetleri ile cihad ediyorlar. Ve andolsun ki; senden önceki resûller de yalanlandı. Fakat onlara yardımımız gelinceye kadar yalanlandıkları şeylere ve uğradıkları eziyetlere sabrettiler. Ve Allah´ın kelimelerini değiştirecek yoktur. Ve andolsun, gönderilmiş resûllerin haberlerinden (bir kısmı) sana geldi. Onların yüz çevirmeleri, sana zor gelirse o zaman, gücün yeterse yerin dibine bir tünel açılmasını veya semaya bir merdiven kurulmasını iste. Böylece onlara bir âyet (mucize) getir. Allah dileseydi, elbette hepsini hidayet üzerinde toplardı. Artık sakın cahillerden olma! (Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem´î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah´a döndürülür.) Ve “Ona Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse, olmaz mı?” dediler. “Muhakkak ki; Allah, bir mucize (âyet) indirmeye kaadirdir.” de. Ve lâkin onların çoğu bilmezler. Ve yeryüzünde yürüyen hayvanlardan ve iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa (4 ayaklı) hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki; sizin gibi ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonra Rab´lerine haşrolunacaklar (olunurlar). Âyetlerimizi yalanlayanlar, karanlıklar içinde sağırdırlar, dilsizdirler. Allah (dilediğini) kimi dilerse onu dalâlette bırakır. Ve kimi dilerse onu, Sıratı Mustakîm (Allah´a ulaştıran yol) üzerinde kılar. (Ya Muhammed müşriklere) de ki: “Siz kendinizi gördünüz mü? (halinizi gördünüz mü, aczinizi anladınız mı? Allah´ın âyetlerini inkâr edenler karanlıkta kalmış sağır ve dilsizlerdir.) Eğer Allah´ın azabı size gelse veya o saat (kıyâmet vakti) size gelse, eğer siz sadıksanız (doğru sözlü iseniz), Allah´tan başkasına mı dua edersiniz?” Hayır (bilakis), sadece O´na dua edersiniz (yalvarırsınız). Artık O dilerse, ona dua ettiğiniz şeyi giderir ve şirk (ortak) koştuğunuz şeyleri unutursunuz. Andolsun ki; Biz senden önce ümmetlere de (resûller) gönderdik.O zaman onları da sıkıntıya ve darlığa uğrattık, böylece yalvarırlar diye. Böylece onlara darlığımız geldiği zaman yalvarsalardı olmaz mıydı? Fakat onların kalpleri kasiyet bağladı (katılaştı). Şeytan, onlara yapmış oldukları şeyleri süsledi (güzel gösterdi). Hatırlatıldıkları (onunla uyarıldıkları) şeyleri unuttukları zaman, verilen şeylerle ferahlayıncaya (sevininceye) kadar herşeyin kapısını onlara açtık. Ansızın onları yakaladığımız (aldığımız) zaman, artık onlar ümitlerini kestiler. Böylece zulmeden (zalim) kavmin arkası kesildi. Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allah´adır. (Âlemlerin Rabbi Allah´a hamdolsun.) (Ya Muhammed müşriklere) de ki: “Gördünüz mü? (aczinizi anladınız mı?) Şâyet Allah sizin işitme hassanızı ve görme özelliğinizi alsa ve sizin kalplerinizi mühürlese, Allah´tan başka hangi ilâh onları size (geri) getirir?” Bak, âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz! Sonra onlar yüz çeviriyorlar. (Ya Muhammed müşriklere) de ki: “Siz (herbiriniz) kendinizi gördünüz mü? (halinizi, acizliğinizi anladınız mı?) Eğer Allah´ın azabı ansızın veya açıkça gelse, zalimler kavminden başkası mı helâk edilir?” Biz resûlleri “uyarıcılar ve müjdeleyiciler” olmaktan başka (bir şey için) göndermeyiz. Artık kim âmenû olur (Allah´a ulaşmayı dilerse) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparsa) artık onlara korku yoktur, onlar mahzun da olmazlar. Ve âyetlerimizi yalanlayan kimselere, fasık olmalarından dolayı azap dokunacaktır. De ki: “Ben size Allah´ın hazineleri yanımdadır demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum. Size, muhakkak ki ben bir meleğim demiyorum. Ancak bana vahyedilene tâbî olurum.” “Basiretle gören ve görmeyen bir olur mu, hâlâ tefekkür etmiyor musunuz?” de. Ve Rab´lerine haşrolunmaktan korkan kimseleri, onunla uyar. Onların, O´ndan (Allah´tan) başka bir dostu ve şefaat edeni yoktur. Böylece onlar takva sahibi olurlar. Ve sabah akşam, Rab´lerinin Zat´ını dileyerek dua edenleri kovma.Onların hesabından senin üzerine, senin hesabından onların üzerine bir şey yoktur. Artık onları kovarsan, o zaman sen zalimlerden olursun. Ve “Aramızdan, Allah´ın ni´metlendirdikleri bunlar mı?” derler diye, onları birbirleri ile işte böyle imtihan ettik. Allah, şakirleri (şükredenleri) en iyi bilir, öyle değil mi? Âyetlerimize inanan kimseler sana geldiği zaman, onlara şöyle de: “Selâm üzerinize olsun. Rabbiniz, kendi üzerine “rahmeti” yazdı. Öyle ki;sizden, kim cahillikle bir kötülük yapar, sonra onu yaptıktan sonra tövbe eder (mürşidin önünde) ve ıslâh olursa (nefs tezkiyesi yaparsa), o taktirde muhakkak ki O (Allah), Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm(rahmet nurunu gönderen)´dir.” Ve işte böylece âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz, mücrimlerin (suçluların) yolu belli olsun diye. De ki: “Muhakkak ki ben, dua ettiğiniz Allah´tan başka şeylere kul olmaktan men edildim.” De ki: “Sizin heveslerinize (nefsinizin afetlerinin dileklerine) uymam, eğer uyarsam (öyle olursa), dalâlette olmuş olurum ve hidayete erenlerden olmam.” De ki: “Muhakkak ki ben, Rabbimden bir beyyine (delil) üzerindeyim, ve siz onu yalanladınız. Acele ettiğiniz şey benim yanımda değil. Hüküm ancak Allah´ındır. O, hakkı anlatır. Ve O (hakkı bâtıldan), fasıl fasıl ayıranların en hayırlısıdır.” De ki: “Eğer acele ettiğiniz o şey gerçekten, benim yanımda olsaydı, benimle sizin aranızda iş elbette yerine getirilmiş olurdu. Ve Allah, zalimleri en iyi bilir.” Ve gaybın anahtarları, onun yanındadır. Onu O´ndan başkası bilmez.Ve denizde ve karada ne varsa bilir. O bilmeksizin, bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıkları içinde hiçbir yaş ve kuru bir dane yoktur ki, “Kitab-ı Mübîn”de bulunmasın. Ve geceleyin sizi vefat ettiren (uykuya sokan), gündüzleri ne kazandığınızı bilen, sonra “ecel-i müsemmanın” (belirlenmiş zamanın, ömrün) tamamlanması için gündüzün içinde sizi tekrar dirilten O´dur. Sizin dönüşünüz sonra O´nadır. Sonra, yapmış olduklarınızı size haber verecek. Ve O, kullarının üstünde kahhardır (kuvvet ve güç sahibidir).Ve üzerinize muhafaza edici (koruyucu) gönderir. Sizden birinize ölüm gelince, onu elçilerimiz vefat ettirir. Onlar (bunu yaparken) kusur etmezler. Sonra Allah´a döndürülürler. Onların mevlâsı Hakk´tır. Hüküm onun değil mi? Ve O, hesap görenlerin en hızlısıdır. “Sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarır?” de. Gizlice ona yalvararak: “Eğer bizi bundan kurtarırsan biz mutlaka şükredenlerden oluruz.” diye dua edersiniz. De ki: “Ondan ve bütün sıkıntılardan sizi Allah kurtarır. Sonra siz (O´na) ortak koşuyorsunuz.” De ki: “O, sizin üstünüzden veya ayaklarınızın altından üzerinize bir azap göndermeye veya sizi bölük bölük birbirinize katıp (düşman edip), sizin bir kısmınızın şiddetini, bir kısmınıza tattırmaya kaadirdir.” Bak, âyetlerimizi nasıl açıklıyoruz. Böylece onlar fıkıh ederler. Ve o hak olduğu halde, senin kavmin onu yalanladı. "Ben sizin üzerinize vekil değilim.” de. Her haber için kararlaştırılmış bir zaman vardır. Ve yakında bileceksiniz. Âyetlerimiz hakkında (alaylı) konuşmaya dalanları gördüğün zaman, ondan başka bir söze geçinceye kadar artık onlardan yüz çevir. Ama şeytan sana unutturursa, hatırladıktan sonra artık o zalimler topluluğuyla beraber oturma. Ve takva sahibi olan kimselere, onların hesabından bir şey (sorumluluk) yoktur. Lâkin hatırlatmalıdır (zikretmeleri gerektiği söylenmelidir). Böylece onlar, takva sahibi olurlar. Kendilerinin dînini bir oyun ve bir eğlence edinenleri bırak. Ve onları dünya hayatı aldattı. Ve de kazandıklarından (kazandıkları nâkıs derecelerden) dolayı nefsin helâk olacağını, onunla hatırlat. Onun için Allah´tan başka bir dost ve bir şefaatçi yoktur. O, bütün fidyeleri verse de ondan alınmaz (kabul edilmez). İşte onlar kazandıklarından dolayı helâk olmuş kimselerdir. İnkâr etmiş oldukları şeylerden dolayı, onlar için kaynar sudan bir içecek ve elîm bir azap vardır. De ki: “Bize fayda ve zarar vermeyen Allah´tan başka şeylere mi dua edelim? Bizi Allah´ın hidayete erdirmesinden sonra, yeryüzünde şeytanların kandırıp, şaşkın bıraktığı arkadaşlarının “bize hidayete gel” diye çağırdığı kimse gibi topuklarımızın üzerinde geriye mi döndürülelim?” De ki: “Muhakkak ki; Allah´a ulaşmak, o, hidayettir ve biz âlemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.” Ve namazı ikame etmek (ile de emrolunduk). Ve ona karşı takva sahibi olun. Ve Zat´ına haşrolunacağınız, O´dur. Ve semaları ve arzı (yeryüzünü) hak ile yaratan O´dur. Ve “Ol!” dediği gün (herşey) olur. O´nun sözü haktır, mülk O´nundur. O gün sur´a üfürülür (sur´a üfürüldüğü gün hükümranlık O´nundur). Bilineni (görüneni) ve bilinmeyeni (gaybı) bilen O´dur. Ve O, hüküm sahibidir, haberdar olandır. Ve İbrâhîm, babası Azer´e şöyle demişti: “Sen putları ilâhlar mı ediniyorsun? Muhakkak ki ben, seni ve kavmini apaçık dalâlette görüyorum.” Ve böylece Biz, İbrâhîm´e onun mûkınîn (yakîn hasıl edenlerden) olması için yerin ve göklerin (semaların) melekûtunu gösteriyoruz (gösteriyorduk). Gece onun üzerini örtünce, (gece olunca) bir yıldız gördü. “Bu benim Rabbim” dedi. Fakat kaybolunca, “Kaybolup gidenleri sevmem.” dedi. Ay´ı doğarken görünce: “Benim Rabbim bu.” dedi. Fakat kaybolunca: “Eğer Rabbim beni hidayete erdirmezse, mutlaka dalâletteki kavimden olurum.” dedi. Güneşi doğarken görünce: “Bu benim Rabbim, bu daha büyük.” dedi. Fakat kaybolup gidince: “Ey kavmim ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden uzağım.” dedi. Muhakkak ki ben, hanif olarak yüzümü, yeri ve semaları yaratan Allah´ın Zat´ına döndürdüm.Ve ben, müşriklerden değilim. Ve kavmi onunla tartıştı. “(Rabbim) beni hidayete erdirmişken, Allah hakkında benimle tartışıyor musunuz? Ona ortak koştuklarınızdan, Rabbimin bir şeyi dilemesi hariç ben korkmam. Rabbim ilmiyle herşeyi kuşatmıştır. Hâlâ tezekkür etmez misiniz?” dedi. Ve size hakkında bir delil (sultan) indirilmeyen şeylerle ona şirk koşmaktan, siz korkmadığınız halde, ben sizin ortak koştuğunuz şeylerden (putlardan) nasıl korkarım. Şâyet biliyorsanız, artık iki gruptan hangisi emniyette olmayı daha çok hakediyor? Âmenû olan kimseler ve îmânlarını zulümle karıştırmayanlar, işte onlar (korkudan) emindirler. Ve onlar hidayete erenlerdir. Ve işte bunlar, İbrâhîm´e, kavmine karşı verdiğimiz delillerimizdir. Dilediğimiz kimselerin derecelerini artırırız. Muhakkak ki; senin Rabbin hakîm (hükmün ve hikmetin sahibi)dir, alîmdir (en iyi bilendir). Ve ona İshak (A.S) ve Yâkub (A.S)´ı bağışladık. Hepsini hidayete erdirdik. Ve daha önce Nuh (A.S)´ı hidayete erdirdik ve onun zürriyetinden Davud (A.S), Süleyman (A.S) , Eyyub (A.S), Yusuf (A.S), Musa(A.S) ve Harun (A.S)´ı da hidayete erdirdik. Ve işte böylece, muhsinleri mükâfatlandırırız. Ve Zekeriya (A.S), Yahya (A.S), İsa (A.S) ve İlyas (A.S); hepsi salihlerdendir. Ve İsmail (A.S) ve İlyesea (A.S) ve Yunus (A.S) ve Lut (A.S), hepsini âlemlere üstün kıldık. Ve onların babalarından, zürriyetlerinden (nesillerinden) ve kardeşlerinden onları seçtik. Ve onları Sıratı Mustakîm´e (Allah´a ruhu ulaştıran yola) hidayet ettik (ulaştırdık). İşte bu Allah´ın hidayetidir. Kullarından dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve eğer şirk koşsalardı, elbette yapmış oldukları şeyler heba olurdu (boşa giderdi). İşte onlar, kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiğimiz kimselerdir. Onlar eğer, onu inkâr ederlerse artık, onu inkâr etmeyecek bir kavmi ona vekil ederdik. İşte onlar, Allah´ın hidayete erdirdiği kimselerdir. Öyleyse onların hidayetine tâbî ol! “Ben, ona karşılık sizden bir ücret istemiyorum. O ancak âlemler için bir zikirdir.” de. “Ve Allah, beşere bir şey indirmedi.” dedikleri zaman O´nun kadrini hakkıyla takdir edemediler. “İnsanlar için hidayet edici ve bir nur olan Hz. Musa´nın getirdiği kitabı kim indirdi?” de. Onu kâğıtlara (yazıp) açıklıyorsunuz, çoğunu gizliyorsunuz. Babalarınızın ve sizin bilmediğiniz şeyler size öğretildi. “Allah” de, sonra onları daldıkları şeylerde bırak oynasınlar. Bu (Kur´ân-ı Kerim), elleri arasındakini tasdik eden ve ahirete ve ona inanan, şehirlerin anası (olan Mekke´de) ve onun etrafında olan kimseleri uyarman için indirdiğimiz mübarek bir Kitap´tır. Onlar, namazlarını muhafaza ederler (devam ederler). Allah´a yalanla iftira eden veya kendisine hiçbir şey vahyolunmamışken “Bana da vahyolundu.” diyenden ve “Ben de Allah´ın indirdiği şeylerin benzerini indireceğim.”diyenden daha zalim kim vardır? Zalimleri, ölümün şiddet halinde iken ve ölüm melekleri ellerini uzatıp: “Nefslerinizi çıkarın. Bugün, Allah´a karşı hak olmayan şeyler söylediğiniz ve O´nun âyetlerine karşı kibirlendiğiniz için alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.” dedikleri zaman görsen. Ve andolsun ki; sizi ilk defa yarattığımız gibi Bize tek tek (tek başına) geldiniz ve size ne verdiysek (neyin sahibi yaptıysak, ne lütfettiysek) arkanızda bıraktınız (terkettiniz). Sizinle ortak olduğunu zannettiğiniz şefaatçilerinizi sizinle beraber görmüyoruz. Andolsun, sizinle aranızdaki bağları koparılmış, haklarında zanda bulunmuş olduğunuz şeyler, sizden uzaklaşıp gitmiştir. Muhakkak ki Allah, (taneyi) tohumu ve çekirdeği yarıp çıkarandır. Ölüden canlıyı çıkarır ve canlıdan ölüyü çıkarandır. İşte bu, Allah´tır. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz? Sabahı (fecr vaktini) yarıp çıkarandır. Ve geceyi dinlenme (sukûn) vakti ve güneşi ve ayı (hareketlerini çok ince hesaplarla dizayn ederek) zamanı hesaplama ünitesi (hesap vasıtası) kıldı. İşte bu, azîz ve alîm olanın (Allah´ın) takdiridir. Ve kara ve denizin karanlıklarında (nefsin afetlerinin karanlığında) onunla yolunuzu bulmanız (hidayete ermeniz) için yıldızları (nebîler, resûller, mürşidler) kılan O´dur. Bilen bir kavim için, âyetleri detayları ile açıkladık. Sizi bir tek nefsten (Âdem (A.S)´dan) yaratan ve böylece (sizin için) kararlı bir kalma yeri (fizik vücudumuz için yeryüzü: dünya), bir de emanet kalma yeri (nefsimiz için cennet ve cehenneme gitmeden önce geçici olarak beklenilen yer; berzah âlemi) dizayn eden O´dur. Fıkıh eden bir toplum için, âyetleri ayrı ayrı detayları ile açıkladık. Ve semadan suyu indiren O´dur. Böylece herşeyin nebatını (bitkisini) onunla (su ile) çıkarttık. Ve de ondan yeşillikler çıkarttık. Ondan da üst üste taneler (başaklar) ve hurma ağacının tomurcuklarından, sarkan hurma salkımları ve birbirine benzeyen ve benzemeyen üzüm bağları, zeytin ve nardan oluşan bahçeler çıkartırız. Onun meyvesine (ürününe), meyve verdiği zaman ve olgunlaştığı zaman bak. Mü´min olan kavim için, bunlarda elbette âyetler (deliller) vardır. Cinleri Allah´a ortak kıldılar. Onları da O (Allah) yarattı. İlimleri olmaksızın, “O´nun oğulları ve kızları var” yalanını uydurdular. O Sübhan´dır (herşeyden münezzehtir), vasıflandırdıkları şeylerden yücedir.O Sübhan´dır (herşeyden münezzehtir) vasıflandırdıkları şeylerden yücedir. Gökleri ve yeryüzünü örneksiz olarak yaratandır. O´nun nasıl oğlu olur ki, eşi olmamıştır. Ve herşeyi, O yarattı. Ve O, herşeyi bilendir. Rabbiniz, işte bu Allah´tır. O´ndan başka ilâh yoktur. Herşeyi yaratandır. Artık O´na kul olun! Ve O, herşeye vekildir. Görme hassaları onu idrak edemez. Ve O, görme hassalarını idrak eder. Ve O, lâtiftir, herşeyden haberdardır. Rabbinizden size basiretler (kalp gözlerinize görme yeteneği) gelmiştir. Artık kim bu basiretle (kalp gözüyle) görürse onun lehinedir (kendi nefsi içindir). Kimin de kalp gözü kör kalırsa, o taktirde onun aleyhinedir. Ve ben, sizin üzerinize muhafız değilim. Ve işte böyle âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz. Ve “Sen ders (bu ilmi) almışsın.” desinler diye ve onu, bilen bir kavme beyan etmemiz için. Rabbinden sana vahyolunana tâbî ol. O´ndan başka ilâh yoktur. Ve müşriklerden yüz çevir. Şâyet Allah dileseydi, şirk koşmazlardı. Seni onların üzerine muhafız yapmadık. Sen, onlara vekil de değilsin. Allah´tan başkasına dua edenlere sövmeyin, aksi halde ilimleri olmadan, haddi aşarak Allah´a söverler. İşte böyle bütün ümmetlere amellerini süsledik. Sonra dönüşleri Rab´lerinedir. O zaman, yapmış oldukları şeyleri, onlara haber verecek. Ve eğer onlara bir âyet (mucize) gelirse, ona mutlaka inanacaklarına dair, Allah´a en kuvvetli yeminleri ile yemin ettiler. “Muhakkak ki; âyetler (mucizeler) ancak Allah´ın katındadır (İndi İlâhi´dedir)” de. Ve (âyet) geldiği zaman onların inanmayacaklarının siz farkında değilsiniz. Ve onların fuad hassalarını (nefsin kalbinin idrak hassalarını) ve basiretlerini (nefsin kalp gözünün görme hassalarını) evvelce O´na inanmadıkları (mü´min olmadıkları) ilk zamanki hallerine çeviririz. Onları, azgınlıkları içinde şaşkın bırakırız. Ve eğer Biz, gerçekten onlara melekler indirseydik, ölüler de onlarla konuşsaydı, herşeyi onların karşısında toplasaydık, Allah´ın dilemesi hariç inanacak değillerdi. Ve lâkin onların çoğu cahillik ediyorlar. Ve böylece peygamberlerin hepsine, insan ve cin şeytanları düşman kıldık. Onlar, birbirlerine aldatarak güzel (süslü) sözler vahyederler (fısıldarlar). Ve eğer Rabbin dileseydi, onu yapamazlardı. Artık onları ve iftira ettikleri şeyleri terket (bırak). Ve ahirete inanmayanların gönülleri ona (onlara; insan ve cin şeytanlara) meyletsin ve ondan razı olsunlar. Ve onlar, kazandıkları şeyleri kazanmaya devam etsinler. Artık Allah´tan başka bir hakem mi arayayım? Size Kitab´ı açıklanmış(tafsilatlı) olarak indiren O´dur. Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, O´nun, senin Rabbinden hak ile indirildiğini biliyorlar. O halde sakın sen, şüphe edenlerden olma! Ve Rabbinin sözü sadakatle ve adaletle tamamlandı. O´nun kelimelerini değiştirecek kimse yoktur. O, en iyi işiten ve en iyi bilendir. Ve yeryüzünde bulunanların çoğuna itaat edersen, seni Allah´ın yolundan saptırırlar. Onlar, ancak zanna tâbî olurlar. Ve onlar, ancak yalan uydururlar. Muhakkak ki senin Rabbin, Kendi yolundan sapanı en iyi bilendir. Ve O, hidayete erenleri de en iyi bilendir. Eğer siz, O´nun (Allah´ın) âyetlerine inananlarsanız; o zaman üzerine Allah´ın ismi anılan şeylerden yeyiniz. Size ne oluyor ki; üzerine Allah´ın ismi anılan şeylerden yemiyorsunuz? Darda kalıp, ona mecbur olduğunuz şeyler hariç; size haram kıldığı şeyleri size ayrı ayrı açıklamıştı. Muhakkak ki; onların çoğu, bir ilimleri olmaksızın, kendi hevesleri ile (başkalarını) dalâlette bırakıyorlar. Muhakkak ki; senin Rabbin, o haddi aşanları en iyi bilendir. Ve günahın açıkta olanını da, gizli olanını da terkedin. Muhakkak ki; günah işleyenler (kazananlar), kazandıklarından dolayı yakında cezalandırılacaklar. Ve üzerine Allah´ın ismi anılmayan şeylerden yemeyin. Ve muhakkak ki; o fısktır. Ve şeytanlar, mutlaka sizinle mücâdele etmeleri için dostlarına vahyederler. Ve şâyet onlara itaat ederseniz (uyarsanız), mutlaka siz müşrikler olursunuz. Ölü (Allah´a ulaşmayı dilememiş) iken (ona on iki ihsan vererek) dirilttiğimiz ve insanlar arasında onunla yürüyeceği nur verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde olup, ondan çıkamayacak kimse gibi midir? Böylece kâfirlere, yapmış oldukları şeyler süslü gösterildi. Ve işte böylece, her kasabada (şehirde) onun mücrimlerini (günah işleyenlerini), orada sahtekârlık (hile) yapmaları için liderler yaptık. Kendilerinden başkasını aldatmazlar ve farkında değiller. Onlara bir âyet geldiği zaman: “Allah´ın resûllerine verilen şeyin aynısı bize de verilmedikçe (verilinceye kadar) asla inanmayız.” dediler. Risaletini kime vereceğini Allah, en iyi bilendir. Cürüm işleyen (günah işleyen) kimselere, yapmış oldukları hile(ler) sebebiyle yakında Allah´ın huzurunda bir zillet (küçüklük, aşağılık) ve şiddetli azap isabet edecektir (gelecektir). Öyleyse Allah kimi Kendisine ulaştırmayı dilerse onun göğsünü yarar ve (Allah´a) teslime (İslâm´a) açar. Kimi dalâlette bırakmayı dilerse, onun göğsünü semada yükseliyormuş gibi daralmış, sıkıntılı yapar. Böylece Allah, mü´min olmayanların üzerine pislik (azap, darlık, güçlük) verir. Ve bu, senin Rabbine istikametlenmiş (yönlendirilmiş) yoldur. (Allah´a götüren yoldur). Tezekkür eden bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıkladık. Rab´lerinin katında onlar için selâm yurdu (teslim yurdu) vardır. Yapmış olduklarından dolayı, O (Allah), onların dostudur. Ve onların hepsini biraraya topladığı gün (Allahû Tealâ şöyle buyuracaktır): “Ey cin topluluğu! İnsanlarla sayınızı artırdınız (tagutların arasına insanları da kattınız).” Onlara dost olan insanlardan bir kısmı şöyle dedi: “Rabbimiz, biz birbirimizden faydalandık ve Senin bize takdir ettiğin zamanın bitiş noktasına (sonuna) eriştik.” (Allahû Tealâ): “Allah´ın dilediği şey (cehennemin yok olma zamanı gelmesi hali) hariç; sizin barınacağınız yer ateştir, orada ebedî kalacak olanlarsınız.” buyurdu. Muhakkak ki senin Rabbin, hüküm sahibi ve en iyi bilendir. Ve işte böylece kazanmış olduklarından (günahlarından) dolayı zalimlerin bir kısmını, bir kısmına çeviririz (musallat ederiz). Ey insan ve cin topluluğu! Size âyetlerimi anlatan ve bugününüze ulaşacağınız konusunda sizi uyaran içinizden resûller (elçiler) gelmedi mi? “Kendi nefslerimize şahit olduk.” dediler. Dünya hayatı onları aldattı. Ve kendilerinin kâfir olduğuna, kendileri şahit oldular. İşte bu, senin Rabbinin, ülke halkı gaflet içindeyken (uyarılmadan), ülkeleri zulümle helâk edici olmamasındandır. Ve herkes için yaptıklarından dolayı dereceler vardır. Ve senin Rabbin, onların yaptıkları şeylerden gâfil değildir. Ve senin Rabbin ganidir (zengindir, hiçbir şeye ihtiyacı yoktur) rahmet sahibidir. Dilerse sizi giderir (yok eder), sizi başka bir kavmin zürriyetinden (neslinden) yarattığı gibi, sizden sonra da yerinize dilediğini getirir (halef yapar). Muhakkak ki; size vaadedilen (vaadolunduğunuz) şey mutlaka gelecektir. Ve siz, aciz bırakacak değilsiniz (önleyemezsiniz). De ki: “Ey kavmim, yapacağınız şeyi yapın! Muhakkak ki; ben de yapıyorum. Artık bu yurdun sonunun kimin olacağını yakında bileceksiniz. Çünkü zalimler felâha eremezler.” O´nun (Allah´ın) yaratıp, çoğalttığı ekinlerden ve hayvanlardan Allah için pay ayırdılar. Ve böylece kendi zanlarınca: “Bu Allah için ve bu da ortaklarımız için.” dediler. Fakat ortakları için olan; Allah´a ulaşmaz ama Allah için olan; o, onların ortaklarına ulaşır. Hükmettikleri şey ne kötü. Ve böylece onların ortakları, müşriklerin çoğuna, onları helâk etmek için ve onlara kendilerinin dînini karıştırmaları için, evlâtlarını öldürmeyi güzel gösterdiler (süslediler). Allah dileseydi onu yapamazlardı. Artık onları ve uydurdukları şeyleri terket. Onlar, kendi zanları ile: “Bizim dilediğimiz kimseler hariç bu hayvanlar ve ekinler haramdır, onları yemeyin!” dediler. (Bir kısım) hayvanların sırtı(na binmek) haram kılındı. Ve bir kısım hayvanların da (onlara iftira ederek), üzerlerine Allah´ın ismini anmıyorlar (onları besmele ile kesmiyorlar). (Allah) iftira etmiş olduklarından dolayı onları yakında cezalandıracak. Ve şöyle dediler: “Bu hayvanların karnında olanlar, yalnız erkeklerimize aittir. Eşlerimize (hanımlarımıza) haramdır. Şâyet ölü olursa, o taktirde (erkek ve kadınlar onu yemekte), onlar ortaktırlar.” (Allah bu) vasıflandırmalarından dolayı onları yakında cezalandıracak. Muhakkak ki O; hüküm sahibidir, en iyi bilendir. Ve bir ilmi olmaksızın akılsızca (aptalca) evlâdını öldürenlerhüsrana uğramışlardır. Ve Allah´a iftira ederek, Allah´ın onları rızıklandırdığı şey(ler)i haram kılan kimseler, dalâlette kalmışlardır ve hidayete ermiş değillerdir. Ve asmalı ve asmasız bahçeleri, hurmaları, yenilen çeşitli ekinleri,birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinleri ve narları yaratan O´dur.Ürün verdiği zaman, onun ürününden yeyin. Onun hasad edildiği gün, onun hakkını verin. İsraf (ziyan) etmeyin. Muhakkak ki; O, müsrifleri (israf edenleri) sevmez. Hayvanlardan yük taşıyanlar ve kesim hayvanı olanlar var. Allah´ın sizi rızıklandırdığı şeylerden (kesim hayvanlarından) yeyin. Şeytanın adımlarına tâbî olmayın. Muhakkak ki; o, size apaçık düşmandır. Eşli (biri dişi, biri erkek) olarak sekiz adet (yük ve kesim hayvanı yarattı âyet-142); koyundan iki, keçiden iki. De ki: “İki erkek mi veya iki dişi mi? Ya da iki dişinin rahimlerinin ihata ettiğini mi haram kıldı? Eğer siz sadıklarsanız, bana bir ilimle haber veriniz.” Ve deveden iki, sığırdan iki. De ki: “İki erkek mi veya iki dişi mi? (Ya da) iki dişinin rahimlerinin ihata ettiğini mi haram kıldı? Veya Allah´ın bununla size vasiyet ettiğine (farz kıldığına) şahit mi oldunuz?” Bir ilimleri olmaksızın insanları saptırmak için Allah´a karşı yalan söyleyen (iftira eden)den daha zalim kimdir? Muhakkak ki Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez. De ki: “Bana vahyolunan şey(ler)de, yenilen yiyecek üzerinde, ölü olan veya akıtılmış kan veya domuz eti ki; o, muhakkak murdardır, veya fısk ile Allah´tan başkası için boğazlanandan başka, haram kılınmış bir şey bulamıyorum.” Artık kim darda kalırsa, haddi aşması (meyletmesi) ve hakka tecavüz etmesi hariç; o taktirde, senin Rabbin muhakkak ki; Gafur´dur (mağfiret edendir) ve Rahîm (rahmet nuru gönderen) dir. Ve yahudi olanlara; tırnaklı hayvanların hepsi ve inekten ve koyundan ikisinin de sırtında taşıdığı veya bağırsaklarında olan veya kemiğe karışmış olanları hariç, iç yağını haram kıldık.İşte böyle onları azgınlıkları sebebiyle cezalandırdık. Muhakkak ki biz, gerçekten sadıklarız. Artık seni yalanlarlarsa, o zaman de ki: “Sizin Rabbiniz geniş bir rahmetin sahibidir ve O´nun azabı, mücrimler (suçlular) kavminden geri çevrilemez.” Şirk koşanlar şöyle söyleyecekler: “Şâyet Allah dileseydi, biz ve babalarımız şirk koşmazdık ve hiçbir şeyi haram etmezdik.” Onlardan öncekiler de azabımızı tadıncaya kadar işte böyle yalanladılar. De ki: “Sizin yanınızda ilimden bir şey var mı? Öyleyse (varsa) onu bize çıkarın. Siz ancak zanna tâbî oluyorsunuz. Ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.” De ki: “Artık en kuvvetli delil, Allah´ındır. Öyleyse eğer O (Allah) dileseydi, elbette sizin hepinizi hidayete erdirirdi.” “Allah´ın bunu haram kıldığına şahitlik eden şahitlerinizi getirin.” de. Artık şâyet onlar şahitlik ederlerse, onlarla beraber sen şahitlik etme. Ahirete inanmayan ve âyetlerimizi yalanlayan kimselerin heveslerine tâbî olma. Ve onlar, Rab´lerine eş tutuyorlar (ortak koşuyorlar). De ki: “Gelin, Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım; O´na bir şeyi ortak koşmayın. Anne, babaya ihsanla davranın. Yokluk (fakirlik) sebebiyle çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de yalnız Biz rızıklandırırız. Kötülüğün açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haklı olmanız hariç kimseyi öldürmeyin ki; onu Allah haram kıldı. İşte bunları size vasiyet (emir) etti. Böylece siz, akıl edersiniz.” Yetimin malına, o en kuvvetli çağına gelinceye kadar, en güzel şekliyle olmadıkça yaklaşmayın. Ölçü ve tartıyı adaletle yerine getirin. Kimseyi gücünün dışında (bir şey ile) sorumlu tutmayız. Söylediğiniz zaman, yakınınız olsa bile, artık adaletle söyleyin. Allah´ın ahdini yerine getirin (ifa edin). Böylece tezekkür edersiniz diye, (Allah) işte böyle, size onunla vasiyet (emir) etti. Ve muhakkak ki; bu, Benim mustakîm olan yolumdur. Öyleyse ona tâbî olun. Ve (başka) yollara tâbî olmayın ki; o taktirde sizi, onun yolundan ayırır. İşte böyle size onunla vasiyet etti(emretti). Böylece siz takva sahibi olursunuz. Sonra Musa (A.S)´a, ahsen olanlara tamamlayıcı olarak, herşeyi açıklayan ve rahmet olan ve hidayete erdiren kitabı (Tevrat´ı) verdik. Böylece onlar, Rab´lerine mülâki olacaklarına inanırlar (îmân ederler). Ve indirdiğimiz bu kitap mübarektir. Öyleyse O´na tâbî olun. Ve takva sahibi olun. Böylece siz rahmet olunursunuz (rahmete ulaşırsınız). “Kitap, yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi. Ve biz onların okuduklarından gerçekten gâfildik.” dersiniz diye (dememeniz için). Veya “Eğer bize de bir kitap indirilseydi, elbette onlardan daha çok hidayete ererdik.” dersiniz. İşte size Rabbinizden hidayet (hidayete erdiren), beyyine (delil) ve rahmet gelmiştir. Öyleyse kim, Allah´ın âyetlerini yalanlayandan ve O´ndan yüz çeviren kimseden daha zalimdir? Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmiş olmalarından dolayı ağır (kötü) bir azapla cezalandıracağız. Onlar (illâ), onlara meleklerin gelmesini mi veya senin Rabbinin gelmesini mi veya senin Rabbinden bazı âyetlerin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinden bazı âyetlerin (mucizelerin) geldiği gün, daha önce îmân etmemişse (âmenû olmamışsa) veya îmânıyla bir hayır kazanmamışsa onun îmânı kendisine bir fayda vermez. De ki: “Bekleyin! Muhakkak ki; biz de bekleyenleriz.” Muhakkak ki; onlar, onların dînini tefrik ettiler (parça parça ayırdılar) ve grup grup oldular. Senin onlarla bir ilgin yok. Onların işi sadece Allah´a aittir. Sonra yapmış oldukları şeyleri, onlara haber verecek. Kim (Allah´ın huzuruna) bir hasene ile gelirse, artık onun on misli, onundur.Ve kim bir seyyie ile gelirse, o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar zulmolunmazlar. “Muhakkak ki; Rabbim, beni hanif olarak Sıratı Mustakîm´e, kıyâmete kadar ayakta kalacak olan Hz. İbrâhîm´in milletinin dînine hidayet etti.” de. Ve o, müşriklerden olmadı. “Muhakkak ki; benim namazım, kurbanım, ibadetlerim hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.” de. O´nun ortağı yoktur. Ve ben bununla emrolundum. Ve ben, müslümanların (teslim olanların) ilkiyim. “O herşeyin Rabbi iken, Allah´tan başka Rab mı isteyeyim?” de. Bütün nefsler, kendisine ait olandan başkasını kazanmaz. Ve bir günahkâr, başkasının günahını (yükünü) taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O zaman, hakkında ihtilâfa düştüğünüz şeyleri size haber verecek. Ve sizi yeryüzünün halifeleri yapan, size verdiği şeylerle sizi imtihan etmek için, bir kısmınızın derecelerini diğer bir kısmınızın üstüne yükselten O´dur. Muhakkak ki; senin Rabbin, cezası çabuk olandır. Ve muhakkak ki; O, mutlaka Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm (rahmet nuru gönderen)´dir. Elif, Lâm, Mim, Sâd. Sana indirilen Kitap, mü´minler için bir zikirdir (öğüttür) ve O´nunla onları uyarman içindir. Artık ondan dolayı, göğsünde artık bir darlık (sıkıntı) olmasın. Rabbinizden size indirilene tâbî olun. Ve ondan başka dostlar edinmeyin. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz. Ülkelerden nicesini (kaç tanesini) helâk ettik. Artık azabımız onlara geceleyin veya onlar öğle uykusu uyurken geldi. Azabımız onlara geldiği zaman, onların duaları (yalvarmaları): “Muhakkak ki; biz zalimler olduk.” demekten başka bir şey olmadı. O zaman kendilerine resûller gönderilen kimselere ve gönderilen resûllere muhakkak soracağız. Öyleyse onlara, mutlaka bir ilim ile anlatacağız. Biz gaibler (onların yaptıklarından habersiz) değildik. İzin günü (hesaplaşma günü) tartı (ölçü) haktır (gerçektir). Kimin (sevap) tartıları ağır gelirse, işte onlar, onlar felâha erenlerdir. Ve kimin (sevap) tartıları hafif gelirse, işte onlar, âyetlerimize zulmettiklerinden dolayı nefslerini hüsrana düşürmüş olanlardır. Andolsun ki, sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim kaynakları kıldık. Ne kadar az şükrediyorsunuz. Ve andolsun ki; sizi Biz yarattık. Sonra size suret (şekil) verdik. Sonra meleklere: “Âdem (A.S)´a secde edin.” dedik. İblis hariç, secde ettiler. O, secde edenlerden olmadı. (Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Sana (secde etmeyi) emrettiğim zaman, seni secde etmekten men eden nedir?” İblis: “Ben ondan hayırlıyım,beni ateşten ve onu nemli topraktan (balçıktan) yarattın.” dedi. (Allahû Tealâ): “Öyleyse oradan in! Artık orada senin kibirlenmen olmaz. Hemen oradan çık. Muhakkak ki, sen alçaklardansın.” buyurdu. (Şeytan): “Beas gününe (dirileceğimiz güne, kıyâmet gününe) kadar bana izin (mühlet) ver.” dedi. (Allahû Tealâ): “Muhakkak ki sen izin (mühlet) verilenlerdensin.” buyurdu. (İblis): “Bundan sonra, beni azdırman sebebiyle, mutlaka Senin Sıratı Mustakîmin´e onlara karşı (mani olmak için) oturacağım.” dedi. Sonra, elbette onlara, önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından geleceğim ve onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın. (Allahû Tealâ): “Kınanmış (hor görülmüş) ve kovulmuş olarak oradan çık!” dedi. “Elbette onlardan kim sana tâbî olursa, mutlaka sizin hepinizden cehennemi (tamamen) dolduracağım.” Ve ey Âdem! Sen ve zevcen cennette yerleşin (oturun) sonra da, dilediğiniz yerden yeyin. Ve bu ağaca yaklaşmayın. O zaman (yaklaşırsanız ikiniz) zalimlerden olursunuz. Şeytan, onların (o ikisinin) görünmesi ayıp olan ve kendilerinden örtülmüş (gizlenmiş) yerlerinin açığa çıkarılması için onlara vesvese verdi ve sonra da şöyle dedi: “Rabbiniz (ikinizin Rabbi) sadece iki melek olursunuz veya (orada) ebedî kalanlardan olursunuz, diye bu ağaçtan sizin ikinizi menetti (nehyetti).” Ve ikisine yemin etti: “Muhakkak ki ben, sizin ikinize nasihat edenlerdenim.” Böylece o ikisini aldatarak öncülük (önderlik) etti. Ağaçtan tadınca (meyvesini yeyince) ayıp yerleri kendilerine göründü (açığa çıktı). Ve Rab´leri (ikisinin Rabbi), ikisine şöyle seslendi: “Sizin ikinizi bu ağaçta nehyetmedim mi (yasaklamadım mı)? Ve sizin ikinize, muhakkak ki şeytan apaçık düşmandır.” demedim mi? İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz, biz nefslerimize zulmettik, şâyet Sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.” (Allahû Tealâ): “Birbirinize düşman olarak inin! Sizin için yeryüzünde bir süreye kadar kalma (yerleşme) ve geçinme vardır (size takdir edildi).” buyurdu. Allahû Tealâ: “Orada yaşarsınız ve orada ölürsünüz ve oradan çıkarılırsınız.” buyurdu. Ey Âdemoğulları! Sizlere ayıp yerlerinizi gizleyip örtecek elbise ve süslenecek şeyler (elbise) ve takva elbisesini indirdik. Bu daha hayırlıdır. İşte bu Allah´ın âyetlerindendir. Böylece onlar tezekkür ederler. Ey Âdemoğulları! Şeytan, sizin ebeveyninizi (anne ve babanızı), onların ayıp yerlerinin görünmesi için elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sakın sizleri de fitneye düşürmesin. Muhakkak ki; o ve onun kabilesi (topluluğu), sizin onları göremeyeceğiniz yerden sizi görürler. Muhakkak ki; Biz şeytanları mü´min olmayanlara dost kıldık. Kötü (çirkin) bir şey yaptıkları zaman: “Babalarımızı onun üzerinde bulduk (onlardan böyle gördük) ve Allah onu bize emretti.” dediler. (Onlara şöyle) de: “Muhakkak ki; Allah, fahşayı (kötülüğü, çirkinliği) emretmez. Allah´a bilmediğiniz bir şeyi mi söylüyorsunuz?” De ki: “Rabbim, adaletle davranmanızı ve bütün mescidlerde kendinizi (vechlerinizi) namaza ikame etmenizi emretti. Ve dînde ihlâsla O´na (Allah´a) dua edin. Sizi yarattığı gibi (O´na) dönersiniz.” Bir kısmı hidayete erdi ve bir kısmının üzerine dalâlet hak oldu. Muhakkak ki; onlar, Allah´tan başka şeytanları dostlar edindiler. Ve onlar kendilerinin hidayete erdiklerini zannediyorlar (hesap ediyorlar). Ey Âdemoğulları! Bütün mescidlerde ziynetlerinizi alınız. Yeyiniz ve içiniz. Ve israf etmeyiniz. Muhakkak ki O, müsrifleri sevmez. De ki: “Kulları için çıkardığı Allah´ın ziynetini ve rızıktan temiz (helâl) olanını kim haram etti. O, dünya hayatında âmenû olanlar içindir. Ve kıyâmet gününde de özellikle âmenû olanlara aittir.” Böylece bilen bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz. De ki: “Rabbim size, sadece fuhuşu (kötülüğü); açık ve gizlisini ve günahı ve haksız yere zulmetmeyi ve ona bir delil (sultan) indirilmemişken, Allah´a şirkkoşmanızı ve bilmediğiniz şeyleri Allah´a söylemenizi (maletmenizi) haram kıldı.” Bütün ümmetler için bir ecel (süre, zaman dilimi, müddet) vardır. Onların ecelleri geldiği zaman ne bir saat ileri, ne bir saat geri alınmaz Ey Âdemoğulları! Sizin içinizden, size âyetlerimi anlatan (kıssa eden) resûller geldiği zaman, bundan sonra kim takva sahibi olur ve nefsini ıslâh ederse (nefs tasfiyesi yaparsa), artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun da olmazlar. Ve âyetlerimizi yalanlayan kimseler ve onlara karşı kibirlenenler, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacaklardır). Allah´a karşı yalanla iftira edenden veya O´nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim (var)dır? Kitab´tan (Kur´ân-ı Kerim´den) kendilerine nasipleri erişecek olanlar, işte onlardır. Onlara resûllerimiz (elçi melekler, ölüm melekleri) geldiği zaman, onları vefat ettirirler(ken) (onlara) şöyle dediler: “Allah´tan başka dua etmiş olduğunuz şeyler nerede?” (Onlar da): “Bizden saptılar (gittiler).” dediler. Ve kendilerinin (nefslerinin) üzerine kâfir olduklarına, kendileri şahitlik ettiler. (Allahû Tealâ) buyurdu: “Sizden önce geçmiş olan, ateşte bulunan insan ve cin topluluğuna girin. Her ümmet, her girişte (dahil olduğu zaman) hepsi orada ard arda toplanınca (sapmalarına sebep olan) kardeşlerine lânet ettiler. Sonrakiler, öncekiler için: “Rabbimiz, bizi dalâlette bırakanlar işte bunlar, artık onlara ateşten iki kat azap ver.” dediler.Allahû Tealâ: “Hepiniz için iki kat (azap vardır). Fakat siz bilmezsiniz.” Ve onların evvelkileri, sonrakilere: “Sizin bizden bir üstünlüğünüz yok. Öyleyse kazanmış olduğunuz şeyler sebebiyle azabı tadın.” dediler. Muhakkak ki âyetlerimizi yalanlayanlar ve onlara kibirlenenler; onlara gök kapıları açılmaz (ruhlarını hayatta iken Allah´a ulaştıramazlar). Deve (veya urgan) iğne deliğinden geçmedikçe cennete giremezler. Mücrimleri (suçluları) işte böyle cezalandırırız. Onlar için cehennemde (ateşten) bir döşek ve üzerlerinde(ateşten) örtüler vardır. Ve zalimleri işte böyle cezalandırırız. Âmenû olanlar (hayatta iken Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel işleyenler (nefs tezkiyesi yapanlar), kimseyi gücünden başka bir şeyle sorumlu tutmayız. İşte onlar cennet ehlidirler, onlar orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır). Onların göğüslerinde, (nefsin kalbindeki) afetlerinden ne varsa çekip aldık. Onların altlarından nehirler akar. “Bizi buna hidayet eden Allah´a hamdolsun. Allah´ın, bizi hidayete erdirmesi olmasaydı, biz hidayete ermezdik. Andolsun ki Rabbimizin resûlleri hak ile gelmiştir.” dediler. “Yapmış olduklarınızdan dolayı varis kılındığınız cennet işte budur.” diye nida olunurlar. Ve cennet ehli, ateş (cehennem) ehline seslendi. “Biz, Rabbimizin bize vaadettiğini hak olarak bulduk. Siz de, Rabbimizin size vaadettiğini hak olarak buldunuz mu?” “Evet” dediler. O zaman onların arasından bir müezzin (münadi, seslenme görevi olan kişi) seslendi: “Allah´ın lâneti zalimlerin üzerine olsun.” Onlar, Allah´ın yolundan alıkoyarlar. Ve onun (o yolun) eğri olmasını isterler. Ve onlar ahireti (ruhun ölümden evvel Allah´a ulaşmasını) inkâr edenlerdir. Ve onların aralarında bir perde ve A´rafın (tepelerin) üstünde onların hepsini simalarından (yüzlerinden) tanıyan adamlar vardır. Henüz oraya (cennete) dahil olmamış ama ümit eden cennet ehline: “Selâmlanmak (selâm) sizin üzerinize olsun!” diye nida ettiler. Onların bakışları ateş (cehennem) ehlinin tarafına çevrilince: “Rabbimiz, bizi zalim kavim ile beraber kılma.” dediler. Ve onları yüzlerinden tanıyan A´raf ehli adamlar, onlara seslendiler, şöyle dediler: “Sizin topladıklarınız ve kibirlenmiş olduğunuz şeyler, size fayda vermedi.” (Cehennemliklere şöyle denir): “Allah´ın onlara rahmetle ulaşmayacağına yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı?” (Cennetliklere de şöyle denir): “Cennete girin! Size korku yoktur ve mahzun da olmayacaksınız.” Ve ateş (cehennem) ehli cennet ehline nida etti (seslendi): “Sudan veya Allah´ın sizi rızıklandırdığı şeylerden bize aktarın.” (Cennetlikler) şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah ikisini de kâfirlere haram etti.” Onlar, onların dînini oyun ve eğlence edinen ve dünya hayatının onları aldattığı kimselerdir. Böylece onlar bugünlerine ulaşacaklarını nasıl unuttularsa ve nasıl âyetlerimizi bile bile inkâr ettilerse, bugün de Biz onları unuturuz. Ve andolsun; onlara bir kitap getirdik ve âmenû olan bir kavim için onu rahmet ve hidayet(e erdiren) olarak bir ilim üzerine ayrı ayrı açıkladık. Onlar sadece onun tevîline (yorumuna) mı bakıyorlar. Onun tevîlinin geldiği gün, daha önce onu unutmuş olanlar: “Rabbimizin resûlleri hak ile gelmiştir. Artık bize şefaat edecek şefaatçiler var mı ki; bize şefaat etsinler. Veya (dünyaya) döndürülmüş olsaydık, yapmış olduklarımızdan başkasını yapardık.” derler. Nefslerini hüsrana uğrattılar. Ve uydurdukları şeyler kendilerinden ayrıldılar. Semaları ve arzı altı günde yaratan, muhakkak ki sizin Rabbiniz Allah´tır. Sonra arşa istiva etti. Gündüz, onu süratle talep eden (takip eden) gece ile örtülür. Ve güneş ve ay ve yıldızlar O´nun emrine musahhardır (boyun eğmişlerdir). Yaratma ve emir O´nun değil mi? Âlemlerin Rabbi mübarektir, şanı yücedir. Rabbinize yalvararak ve gizlice dua edin. Muhakkak ki O, haddi aşanları sevmez. Islâh olduktan sonra yeryüzünde fesat çıkarmayın. Allah´a korkarak ve umutla yalvarın. Şüphesiz ki Allah´ın rahmeti muhsinlere yakındır. Rahmetin önünde müjdeleyici olarak rüzgârları gönderen O´dur. Ağır bulutları yüklendiği zaman onu ölü bir beldeye sevkettik. Ve de ondan su indirdik. Bu şekilde onunla bütün ürünlerden çıkardık. İşte bunun gibi ölüleri çıkarırız. Böylece tezekkür edersiniz. Ve güzel belde (toprağı verimli ülke), Rabbinin izniyle nebatı çıkarır. Ve kötü (verimsiz, çorak) olan ise, faydasız, kıt bitkilerden başka bir şey çıkarmaz. İşte böylece şükreden bir kavme âyetlerimizi açıklıyoruz. Andolsun, Nuh´u kavmine gönderdik. O zaman şöyle dedi: “Ey kavmim, Allah´a kul olun! Sizin için O´ndan başka ilâh yoktur. Muhakkak ki; ben, o büyük günün azabının üzerinize olmasından korkuyorum.” Kavminin ileri gelenleri: “Muhakkak ki; biz seni apaçık bir dalâlet içinde görüyoruz.” dediler. Ey kavmim, ben dalâlette değilim! Ve fakat ben, âlemlerin Rabbinden bir resûlüm. Size Rabbimin risalelerini (gönderdiklerini) tebliğ ediyorum (ulaştırıyorum). Ve size nasihat ediyorum (öğüt veriyorum). Ve sizin bilmediğiniz şeyleri ben Allah´tan öğreniyorum (biliyorum). Sizi uyarması ve takva sahibi olmanız için, içinizden bir adama, Rabbinizden bir zikrin gelmesine mi şaşırdınız? Ve böylece rahmet olunursunuz. Fakat onu yalanladılar, bu yüzden onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ve âyetlerimizi yalanlayanları boğduk. Muhakkak ki; onlar âmâ (kör) bir kavim oldu(lar). Ve Ad (kavmine)´a onların kardeşi Hud (A.S) şöyle dedi: “Ey kavmim, Allah´a kul olun! Sizin için O´ndan başka ilâh yoktur. Hâlâ takva sahibi olmaz mısınız?” Onun kavminden, ileri gelenlerden inkâr edenler şöyle dedi: “Muhakkak ki; biz seni bir sefihliğin (aptallığın) içinde görüyoruz. Ve gerçekten biz, seni kesinlikle yalancılardan zannediyoruz.” (Hz. Hud) şöyle dedi: “Ey kavmim, ben akılsız (sefih) değilim! Ve fakat ben âlemlerin Rabbinden bir resûlüm.” Rabbimin risalelerini (gönderdiklerini) size tebliğ ediyorum (ulaştırıyorum). Ve ben, emin (inanılır, güvenilir) bir nasihat ediciyim. Ve sizi uyarması için sizden (içinizden) bir adama Rabbinizden bir zikir gelmesine mi şaşırdınız? Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını (onların yerine sizi getirdiğini) ve yaratılışta sizin gücünüzü arttırdığını (bedeninizi büyük ve kuvvetli yarattığını) hatırlayın. Artık Allah´ın üzerinizdekilerini (ni´metlerini) zikredin ki; böylece kurtuluşa erersiniz. Dediler ki: “Tek bir Allah´a kul olmamız için ve babalarımızın ibadet ettiği şeyleri terketmemiz için mi bize geldin? Eğer sen sadıklardan isen bize vaadettiğin şeyi (azabı) artık bize getir.” (Hud A.S) şöyle dedi: “Üzerinize Rabbinizden azap ve öfke vaki olmuştur (gelmiştir). Sizin ve babalarınızın onu isimlendirdiğiniz isimler hakkında mı benimle mücâdele ediyorsunuz? Allah ona bir delil indirmedi. Artık bekleyin! Muhakkak ki; ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” Bundan sonra (o vak´adan sonra) onu ve onunla beraber olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ve âyetlerimizi yalanlayan ve mü´min olmayan kimselerin kökünü kestik (neslini bitirdik). Semud (kavmine)´a, onların kardeşi Salih şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah´a kul olun. Sizin için O´ndan başka ilâh yoktur. Rabbinizden size bir mucize (delil, ispat vasıtası) gelmiştir. Bu Allah´ın dişi devesidir. Sizin için bir âyettir (mucizedir). Artık onu, Allah´ın arzında (serbest) bırakın yesin, ona kötülükle (kötü niyetle) dokunmayın, yoksa sizi elim bir azap alır (yakalar).” Ve Ad (kavmin)den sonra, sizi halifeler kıldığını (onların yerine sizleri getirdiğini) hatırlayın. Ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Onun ovalarında saraylar ediniyorsunuz ve dağlarda evler oyuyorsunuz. Artık Allah´ın ni´metlerini hatırlayın, yeryüzünde müfsidler (fesat çıkaranlar) olarak bozgunculuk yapmayın. Onun kavminden ileri gelenlerden kibirlenenler, onlardan îmân edenlerden güçsüz, zayıf gördüklerine şöyle dediler: “Salih´in şüphesiz onun Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz?” (Onlar): “Muhakkak ki; biz onunla gönderilen şeye inananlarız.” dediler. Kibirlenenler şöyle dedi: “Muhakkak biz, sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz.” Sonra (dişi) deveyi kestiler ve Rab´lerinin emrine isyan ettiler (haddi aştılar). Ve şöyle dediler: “Ya Salih, şâyet sen gönderilen resûllerden isen bize vaadettiğin (tehdit ettiğin) şeyi getir.” Bunun üzerine onları şiddetli bir sarsıntı aldı (yakaladı) ve kendi yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. O zaman (Salih A.S) onlardan yüz çevirdi (döndü) ve şöyle dedi: “Ey kavmim, andolsun ki; Rabbimin risaletini sizlere tebliğ ettim! Ve size nasihat ettim. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz.” Ve Lut (A.S) kavmine şöyle demişti: “Sizden önce geçmiş olan âlemlerden (hiç) birinin yapmadığı fuhşu (kötülüğü) mü getiriyorsunuz (yapıyorsunuz)?” Gerçekten siz, kadınlardan başka erkeklere de geliyorsunuz. Hayır, siz müsrif (haddi aşan) bir kavimsiniz. Ve kavminin cevabı: “Onları ülkemizden çıkarın, çünkü onlar çok temiz insanlar.” demekten başka (bir şey) olmadı. Böylece Biz, onun eşi (hanımı) hariç, onu ve ailesini kurtardık. O, geride kalanlardan oldu. Ve onların üzerine (taş) yağmuru yağdırdık. Bak, mücrimlerin (suçluların) akıbeti nasıl oldu. Kardeşleri Şuayb; Medyen (kavmine)´e şöyle dedi: “Ey kavmim Allah´a kul olun! O´ndan başka sizin ilâhınız yoktur. Rabbinizden size beyyine (bir mucize) gelmiştir. Artık ölçü ve tartıya vefa edin (tam ve doğru ödeyin). İnsanların eşyalarının değerini eksiltmeyin. Yeryüzünde, O´nun ıslâhından sonra fesat (bozgunculuk) çıkarmayın. Şâyet mü´minler iseniz, işte bu sizin için hayırlıdır.” Tehdit (vaad ederek) ederek her yola (üstüne) oturmayın. Ve O´na (Allah´a) âmenû olan kimseleri Allah´ın yolundan men etmeyin. Ve onda (Allah´ın yolunda) bir eğrilik istiyorsunuz. Ve hatırlayın! Siz az idiniz, sizi çoğalttı. Ve bakın, fesat çıkaranların sonları nasıl oldu. Ve eğer içinizden bir kısmınız (bir grup), onunla gönderildiğim şeye inanır ve bir kısmınız (diğer bir grup) inanmazsa, o taktirde Allah, aramızda hüküm verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Onun kavminden kibirlenenlerin ileri gelenleri şöyle dedi(ler): “Ya Şuayb, seni ve seninle beraber âmenû olanları (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka ülkemizden çıkaracağız! Ya da siz mutlaka bizim milletimize (dînimize) dönersiniz.” (Şuayb A.S): “Şâyet biz kerih görüyorsak da mı?” dedi. “Allah´ın, bizi ondan kurtarmasından sonra, sizin milletinize dönersek Allah´a yalanla iftira etmiş oluruz. Ve Rabbimizin dilemesi hariç bizim oraya geri dönmemiz olamaz. Rabbimiz ilmiyle herşeyi kuşatmıştır. Allah´a tevekkül ettik. Rabbimiz, kavmimiz ile bizim aramızı hak ile aç (ayır). Sen fethedenlerin (fatihlerin) en hayırlısısın.” Kavminden kâfir olanların ileri gelenleri şöyle dedi(ler): “Eğer, gerçekten Şuayb´a tâbî olursanız, o taktirde siz mutlaka hüsranda olanlardan (nefslerini hüsrana düşürenlerden) olursunuz.” Böylece şiddetli bir sarsıntı onları yakaladı. Bunun üzerine kendi yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Şuayb (A.S)´ı tekzib edenler (yalanlayanlar), sanki orada hiç var olmamış gibiydi. Şuayb (A.S)´ı yalanlayanlar, onlar hüsranda oldular (nefslerini hüsrana düşürdüler). (Şuayb A.S) böylece onlardan yüz çevirdi (döndü) ve şöyle dedi: “Andolsun ki; Rabbimin risalelerini (gönderdiklerini) size tebliğ ettim (ulaştırdım). Ve size nasihat ettim. Artık kâfir bir kavme nasıl (niçin) üzüleyim?” Ve Biz hangi ülkeye bir peygamber gönderdiysek, onun halkını darlık ve sıkıntıya uğratmadığımız ülke yoktur ki; böylece onlar yalvarıp, yakarırlar. Sonra seyyiatin yerini hasenatla değiştirdik. Ne zaman ki çoğaldılar ve şöyle dediler. “Babalarımıza da şiddetli darlık ve ferahlık dokunmuştu. (Allah´tan bilmediler, ders almadılar). Bunun üzerine onları farkına varmadan (şuurunda değilken) aniden aldık.” O ülkenin halkı eğer âmenû olsalardı ve takva sahibi olsalardı elbette onlara semadan ve yerden bereketler (bolluk) açardık. Fakat onlar yalanladılar. Böylece kazandıklarından dolayı onları aldık (cezalandırdık). Yoksa o ülkelerin halkı şiddetli azabımızın onlara, onlar gece vakti uyurken gelmesinden (gelmemesinden) emin miydiler? Ve o ülkelerin halkı şiddetli azabımızın onlara, onlar oynarlarken (oyalanırlarken) kuşluk vakti gelmesinden (gelmeyeceğinden) emin miydiler? Allah´ın hilesinden emin miydiler? Hüsranda olan kavim, ancak onlar, Allah´ın hilesinden (Allah´ın kendilerine azap vermeyeceğinden) emin olamaz. Ve de onun (o ülkenin) halkından sonra, yeryüzüne varis olanları hidayete erdirmez mi? Eğer dileseydik günahları sebebiyle onlara (musibetler) isabet ettirirdik. Ve kalplerinin üstünü tabederdik (açılamaz damga vururduk) de artık onlar işitmezlerdi. Sana haberlerini anlattığımız (durumlarından bahsettiğimiz) ülkeler işte bunlar. Andolsun ki; onlara, onların resûlleri beyyineler (ispat vesikaları ve mucizelerle) geldi. Artık daha önce tekzip ettikleri (yalanladıkları) şeyden dolayı îmân etmediler. Böylece Allah kâfirlerin kalplerini tabeder. Onların çoğunu ahdlerini yerine getirir (ahdlerine vefa eder) bulmadık. Ve onların çoğunu gerçekten fasıklar olarak bulduk. Bir zaman sonra da, onlardan sonra (onların arkasından), firavuna ve onun (kavminin) ileri gelenlerine Musa (A.S)´ı âyetlerimizle, (mucizelerimizle) gönderdik (görevlendirdik). Fakat ona zulmettiler. Bak fesat çıkaranların akibeti nasıl oldu. Ve Musa (A.S): “Ey firavun! Muhakkak ki; ben bir resûlüm, âlemlerin Rabbinden (O´nun tarafından görevlendirilmiş).” dedi. Hak olan (doğru olan) Allah´a karşı Hakk´tan başka bir şey söylemememdir. Size Rabbinizden beyyine (açık delil, mucize) ile geldim (gelmiştim). Artık İsrailoğullarını benimle beraber gönder. (Firavun şöyle) dedi: “Eğer bir âyet (mucize) getirdinse, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen onu getir.” Bunun üzerine (Musa A.S) asasını atınca o (asa) açıkça bir yılan (ejderha) oldu. Ve elini (göğsünden) çekip çıkardığı zaman bakanlar, onun (elinin) beyaz olduğunu (gördüler). Firavun kavminden ileri gelenler: “Bu gerçekten âlim (çok iyi bilen) bir sihirbazdır.” dediler. (Firavun, Musa (A.S) hakkında kavminin ileri gelenlerine sordu:) “Sizi topraklarınızdan (arzınızdan) çıkarmak istiyor. O halde ne dersiniz (ne yapılmasını istersiniz)?” “Onu ve kardeşini geri bırak (beklet)! Ve şehirlere toplayıcılar yolla.” dediler. En iyi sihir bilenlerin hepsini sana getirsinler. Ve sihirbazlar firavuna geldiler. “Eğer gâlip gelenler biz olursak muhakkak bize bir ecir (mükâfat) vardır.” dediler. (Firavun) şöyle dedi: “Evet ve siz mutlaka en yakın olanlardan (olacaksınız).” “Ya Musa, sen mi (önce) atacaksın (ve de) yoksa biz mi atacağız (atanlar olacağız)?” dediler. (Musa A.S): “Atın!” dedi. (Sihirbazlar) attıkları zaman insanların gözlerini büyülediler ve onları korkuttular ve büyük bir sihirle geldiler. Ve Musa (A.S)´ya asasını atmasını vahyettik. Attığı zaman o, (onların) uydurdukları (sihirle yaptıkları) şeyleri yuttu. Böylece hak (gerçek) vuku buldu (ortaya çıktı). Ve onların yapmış oldukları şeyler bâtıl oldu (yok oldu). Böylece orada yenildiler ve zelil olarak geri döndüler. Ve sihirbazlar atılarak secde ettiler (edenler oldular). “Âlemlerin Rabbine biz îmân ettik.” dediler. Musa (A.S)´ın ve Harun (A.S)´ın Rabbine. Firavun şöyle dedi: “Benim size izin vermemden önce ona îmân (mı) ettiniz? Muhakkak ki bu, şehirde onun halkını oradan çıkarmanız için kurduğunuz bir hiledir (tuzaktır). Artık yakında bileceksiniz (öğreneceksiniz).” Mutlaka ellerinizi ve ayaklarınızı karşılıklı (çapraz) keseceğim. Sonra mutlaka (hepsini) hepinizi asacağım. “Muhakkak biz, Rabbimize dönmüş kimseleriz (dönenleriz).” dediler. Rabbimizin âyetleri bize geldiği zaman, O´na îmân ettik diye bizden intikam alıyorsun. Rabbim, bize sabır yağdır ve bizi teslim olmuş (ruhumuz, fizik vücudumuz, nefsimiz ve irademiz) olarak öldür (vefat ettir). Ve firavunun kavminden ileri gelenler şöyle dedi: “Musa (A.S)´ı ve onun kavmini, yeryüzünde fesat çıkarsınlar ve seni ve ilâhlarını terketsinler diye bırakacak mısın?” (Firavun): “Onların oğullarını keseceğiz (öldüreceğiz) ve kadınlarını sağ (canlı) bırakacağız.” Ve muhakkak ki; biz onların üstünde kahharız (onlara güç kullanacak, tutup yakalayacak kuvvetteyiz).” dedi. Musa (A.S) kavmine şöyle dedi: “Allah´tan yardım isteyin ve sabredin! Şüphesiz yeryüzü Allah´ındır. Kullarından dilediğini ona varis kılar. Ve sonuç (zafer) takva sahiplerinindir.” Şöyle dediler: “Sen, bize gelmeden önce de ve bize getirdiğin şeyden sonra da bize eziyet edildi, (Hz. Musa da) dedi ki: “Umulur ki; Rabbiniz sizin düşmanınızı helâk eder (yok eder) ve yeryüzünde sizleri halifeler yapar (onların yerine hakim kılar). Böylece nasıl amel edeceğinize (davranacağınıza) bakar.” Ve andolsun ki; firavunun ailesini yıllarca ürünlerden kıtlığa uğrattık. Böylece onlar tezekkür etsinler (diye). Artık onlara bir hasene geldiği zaman: “Bu bizim(hakkımız)dır.” dediler. Ve onlara bir kötülük isabet edince (onu) Musa (A.S) ve beraberindekilerin uğursuzluğu sayıyorlar. Fakat onların uğursuzluğu Allah tarafından değil mi? Ve lâkin onların çoğu bilmiyorlar. Ve şöyle dediler: “Onunla bizi büyülemek için bize âyetlerden (mucizelerden) ne getirsen gene de biz sana inanacak değiliz.” Bundan sonra, onların üzerine ayrı ayrı (zaman zaman) mucizeler, tufan, çekirge (afeti), bit (afeti), kurbağa (afeti) ve kan gönderdik. Buna rağmen kibirlendiler ve mücrim (günahkâr ve suçlu) bir kavim oldular. Ve azap üzerlerine geldiği (vuku bulduğu) zaman: “Ya Musa (Allah´ın) seni sahip kıldığı ahd (nübüvvet ahdi) sebebiyle bizim için Rabbine dua et. Eğer bizden azabı kaldırırsan, biz sana mutlaka inanırız ve mutlaka İsrailoğullarını seninle beraber göndeririz.” dediler. Böylece onlar, o ecele (sona) ulaşana kadar onlardan azabı kaldırdığımız (açtığımız) zaman, onlar sözlerini nakzediyorlar (sözlerinden dönüyorlar). Âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyle, böylece onlardan intikam aldık ve onları denizde boğduk. Ve zayıf bırakılmış kavmi, arzın bereketlendirdiğimiz doğusuna ve batısına varis kıldık. Ve İsrailoğullarına sabırlarından dolayı Rabbinizin güzel sözü tamamlandı. Firavunun ve onun kavminin yapmış olduklarını ve kurdukları çardakları (köşkleri, binaları) harap ettik. Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik kendilerinin olan (yalnız onlara ait) putlara devamlı tapan bir kavimle karşılaştılar. Şöyle dediler: “Ey Musa! Onların ilâhları gibi bize de ilâh yap.” Musa (A.S): “Muhakkak ki siz, cahillik eden bir kavimsiniz.” dedi. Muhakkak ki; bunlar onların içinde bulundukları şey (dîn sebebiyle) helâk olmuştur. Ve yapmış oldukları şey bâtıldır (boştur). “O, sizi âlemlere üstün kılmışken, size Allah´tan başka bir ilâh mı isteyeyim?” dedi. Ve sizi kötü azaba maruz bırakan firavun ailesinden kurtarmıştık. Oğullarınızı öldürüyorlar, kadınlarınızı sağ bırakıyorlar. Ve bunda Rabbinizden büyük bir imtihan var. Musa (A.S)´a otuz gece vaad ettik ve onu on ile tamamladık. Böylece onun Rabbinin kararlaştırdığı zaman, kırk geceye tamamlandı. Ve Musa (A.S), kardeşi Harun´a şöyle dedi: “Kavmimde bana halef ol (benim yerime geç) ve ıslâh et ve müfsidlerin (fesat çıkaranların) yoluna tâbî olma.” Musa (A.S), tayin ettiğimiz (belirlediğimiz) zamanda gelince, Rabbi onunla konuştu. (Musa A.S) şöyle dedi: “Rabbim, bana (Kendini) göster, Sana bakayım.” (Allahû Tealâ): “Beni asla göremezsin. Ve fakat dağa bak! O, mekânını kararlı tutabilirse (yerinde durabilirse); o zaman sen, Beni görürsün.” buyurdu. Rabbi, dağa tecelli ettiği zaman onu paramparça etti. Musa (A.S), bayılarak yere düştü. Sonra ayıldığı zaman: “Sen Sübhan´sın (Seni tenzih ederim). Sana tövbe ederim. Ben, mü´minlerin ilkiyim.” dedi. (Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Ey Musa! Muhakkak ki; Ben, risaletimle ve kelâmımla seni insanların üzerine seçtim. Artık sana verdiğim şeyleri al. Ve şükredenlerden ol.” Ve Biz, ona (Hz. Musa´ya) levhalarda herşeyden vaaz ederek (öğüt vererek) ve herşeyi tafsil ederek (kesin hükümle ayrı ayrı açıklayarak) yazdık. Artık onu kuvvetlice tut ve kavmine emret. Onu, en güzel şekilde alsınlar (uygulasınlar). Yakında size fasıklar yurdunu göstereceğim. Yeryüzünde haksız yere kibirlenen kimseleri, âyetlerimizden çevireceğim. Bütün âyetleri görseler, ona inanmazlar. Eğer rüşd yolunu görseler, onu yol edinmezler. Ve gayy yolunu görseler, onu yol edinirler. Bu; onların, âyetlerimizi yalanlamaları ve ondan gâfil olmaları sebebiyledir. Ve âyetlerimizi ve ahirete ulaşmayı (hayatta iken ruhun Allah´a ulaşmasını) inkâr eden kimselerin amelleri, heba oldu (boşa gitti). Onlar, yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılır (karşılık verilir)? Musa (A.S)´nın kavmi, ondan sonra (Musa A.S´ın Tur dağına gitmesinden sonra) ziynet eşyalarından, böğüren (ses çıkaran) bir buzağı heykeli (yapıp) onu (ilâh) edindiler. Onun, onlarla konuşmadığını ve onları yola hidayet etmediğini (hidayete erdirmediğini) görmüyorlar mı? Onu (ilâh) edindiler ve zalimler oldular. Ve ellerinin arasına düşürülünce (akılları başlarına gelince pişman oldular) dalâlete düşmüş olduklarını gördüler: “Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi mağfiret etmezse, mutlaka biz hüsrana düşenlerden oluruz.” dediler. Ve Musa (A.S), (Allahû Tealâ´nın huzurundan) üzüntülü ve öfkeli olarak döndüğü zaman (Allahû Tealâ, ona kavminin saptığını söylemişti: Taha-85). Onlara şöyle dedi: “Benden sonra (benim yokluğumda) bana ne kötü halef oldunuz. Rabbinizin emrine acele mi ettiniz (beklemediniz)?” Ve levhaları bıraktı. Kardeşinin başını tuttu. Onu kendine doğru çekiyor(ken), (Harun A.S) şöyle dedi: “Ey annem oğlu! Muhakkak ki; (bu) kavim, beni zayıf (güçsüz) buldu. Neredeyse beni öldürüyorlardı. Artık benimle (bana böyle yaparak), düşmanlarımın yüzlerini güldürme (sevindirme) ve beni, zalim kavim ile beraber kılma.” (Musa A.S) şöyle dedi: “Rabbim, beni ve kardeşimi mağfiret et ve bizi rahmetinin içine al (dahil et).Ve Sen, rahmet edenlerin en çok rahmet edenisin.” Muhakkak ki; buzağıyı (ilâh) edinen kimseler, Rab´lerinden bir gazaba ve dünya hayatında bir zillete uğrayacaklar. Ve işte böyle, iftira edenleri cezalandırırız. Ve seyyiat (derecat kaybettiren ameller) işleyenler, sonra da ondan (o seyyiatten) sonra (mürşid önünde) tövbe ettiler ve âmenû oldular (ise) muhakkak ki; senin Rabbin, ondan (âmenû olduktan) sonra elbette Gafur (günahları sevaba çeviren)dur ve Rahîm (rahmet gönderen)dir. Ve Musa (A.S)´nın öfkesi yatışınca levhaları aldı. Onun (levhaların bir) nüshasında hidayet (Hakk´a hidayet, Allah´a ulaşma) vardır. Ve o, Rab´lerinden korkan kimseler için bir rahmettir. Ve Musa (A.S), Bizim belirlediğimiz buluşma zamanımız için kavminden yetmiş adam seçti. Onları, şiddetli bir sarsıntı yakalayınca şöyle dedi: “Rabbim, şâyet dileseydin daha önce onları ve beni helâk ederdin. İçimizden sefihlerin yaptıklarından dolayı, bizi helâk mı edeceksin? O ancak Senin bir imtihanındır. Onunla dilediğini dalâlette bırakırsın ve dilediğini hidayete erdirirsin. Sen, bizim dostumuzsun. Artık bizi mağfiret et ve bize rahmet (merhamet) et. Sen, mağfiret edenlerin en hayırlısısın.” Bize bu dünyada ve ahirette (yevm´il âhirde, kıyâmet gününde, hayat gününde) haseneler (güzel ameller, derecat kazandıran ameller) yaz (pozitif derecelerimizi, negatif derecelerimizden daha çok kazandır). Gerçekten biz tövbe edip, Sana döndük. Allahû Tealâ, şöyle buyurdu: “Azabımı dilediğime isabet ettiririm. Ve rahmetim herşeyi kuşattı. Böylece onu (haseneyi) takva sahiplerine ve zekâtı veren kimselere yazacağım. Ve onlar ki; onlar, âyetlerimize îmân ederler (mü´minlerdir).” Onlar ki, yanlarındaki Tevrat´ta ve İncil´de yazılı buldukları ümmî, nebî, resûle tâbî olurlar. Onlara ma´ruf ile (irfanla) emreder, onları münkerden nehyeder ve onlara tayyib olanları (temiz ve güzel olan şeyleri), helâl kılar. Habis olanları (kötü ve pis şeyleri), onlara haram kılar. Ve onların, ağırlıklarını (günahlarını sevaba çevirip, günahlarının ağırlığını) kaldırır. Ve üzerlerindeki zincirleri, (ruhu vücuda bağlayan bağ ve fetih kapısının üzerindeki 7 baklalı altın zincir) kaldırır. Artık onlar, O´na îmân ettiler ve O´na saygı gösterdiler ve O´na yardım ettiler ve O´nunla beraber indirilen Nur´a (Kur´ân-ı Kerim´e) tâbî oldular. İşte onlar, onlar felâha (kurtuluşa, cennet mutluluğuna ve dünya mutluluğuna) erenlerdir. De ki: “Ey insanlar! Muhakkak ki; ben, sizin hepinize (gönderilen) Allah´ın resûlüyüm. O ki; semaların ve arzın mülkü, O´nundur. O´ndan başka ilâh yoktur. O, hayat verir (yaşatır) ve öldürür. Öyleyse Allah´a ve O´nun ümmî, nebî, resûlüne îmân edin ki; O, Allah´a ve O´nun kelimelerine (sözlerine) inanır (îmân eder). Ve O´na tâbî olun ki; böylece siz, hidayete eresiniz.” Ve Musa (A.S)´ın kavminden bir ümmet vardır. Hakk´a hidayet ederler (hidayete ulaştırırlar). Ve onunla (hak ile) adaletle hükmederler. Ve onları ümmet olarak on iki sıbt´a ayırdık. Kavmi ondan su istediği zaman, Musa (A.S)´a asasını taşa vurmasını vahyettik. Hemen ondan on iki pınar fışkırdı. Her grup insan, içeceği yeri bildi. Ve onların üzerini bulutla gölgeledik. Ve onlara, kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdığımız helâl şeylerden yeyin! Ve (onlar), bize zulmetmediler, fakat kendi nefslerine zulmettiler. Ve onlara: “Bu şehirde yerleşin ve ondan dilediğiniz yerden yeyin, af dilediğinizi söyleyin ve kapıdan secde ederek girin.” denilmişti. “Sizin hatalarınızı mağfiret edelim ve muhsinlere daha da arttıralım.” Böylece onlardan zulmedenler, sözü; onlara söylenenden başka bir sözle değiştirdiler. Bunun üzerine, yapmış oldukları zulümler sebebiyle, semadan onların üzerine bir azap gönderdik. Ve onlara (bir zamanlar) deniz kenarında olan beldeden sor. Balıkları onlara yasak uygulama günlerinde (cumartesi günü) akın akın geldiği zaman, (o gün) cumartesi gününde haddi aşıyorlar (yasağı uygulamıyorlar). Ve yasak uygulamama günü onlara (balıklar) gelmiyorlar. İşte böyle, fıska düşmüş olduklarından dolayı onları imtihan ediyorduk. Ve onlardan bir ümmet: “Allah´ın helâk edeceği (yok edeceği) veya şiddetli bir azapla azap edeceği bir kavme niçin öğüt veriyorsunuz?” dedikleri zaman şöyle dediler: “Rabbinize bir özür olsun ve böylece (bu öğütle) takva sahibi olurlar.” diye. Artık onunla öğüt verildikleri şeyi unuttukları zaman, kötülükten men (nehy) edenleri kurtardık. Ve zulüm edenleri, fıska düşmüş olduklarından dolayı kötü bir azapla aldık (yakaladık). Böylece onlar, ondan nehyedildikleri şeyde haddi aşınca, onlara: “Aşağılık maymunlar olun!” dedik. Ve senin Rabbin kıyâmet gününe kadar, onlara azabın en kötüsünü yapacak kişileri mutlaka göndereceğini bildirmişti. Muhakkak ki senin Rabbin ikabı (cezası) çabuk olandır. Ve gerçekten O, elbette Gafur ve Rahîm´dir. Ve yeryüzünde onları ümmetlere (topluluklara) ayırdık. Onlardan bir kısmı salihler ve bir kısmı bunlardan başkaları (salih olmayanlar)dır. Ve onları, hasenat (pozitif derece kazandıran ameller) ve seyyiat (negatif derece kazandıran ameller) ile imtihan ettik ki; böylece dönsünler (Allah´a). Artık onlardan sonra, sonraki nesil halef oldu (onların yerine geçti). Kitab´a varis oldular. Ve: “Yakında bize mağfiret edilecek (günahlarımız sevaba çevrilecek).” diyerek, bu değersiz dünya malını alırlar (aldılar). Ve onun gibi bir misli daha dünya malı onlara gelse, onu da alırlar. Allah´a karşı haktan başka bir şey söylememeleri için onlardan Kitab´ın misaki alınmadı mı? Ve O´nun içindekileri, onlar okudular (öğrendiler). Takva sahibi olanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmez misiniz? Onlar ki; Kitab´a sımsıkı sarılırlar ve namazı ikame ederler. Muhakkak ki Biz, salih olanların ecrini zayi etmeyiz. Ve dağı, bir gölge gibi onların üzerine çekip kaldırdığımız zaman onu, üzerlerine düşecek zannettiler. Size verdiğimiz şeyi, kuvvetle tutun ve onun içinde olanı (emir ve yasakları), hatırlayın (uygulayın). Böylece siz, takva sahibi olursunuz. Ve kıyâmet günü, gerçekten biz bundan gâfildik (gâfilleriz) dersiniz diye (dememeniz için), senin Rabbin, Âdemoğullarının sırtlarından onların zürriyetlerini aldığı zaman onları, nefsleri üzerine şahit tuttu. (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Ben, sizin Rabbiniz değil miyim?” Dediler ki: “Evet, (Sen, bizim Rabbimizsin), biz şahit olduk.” Veya fakat daha önce babalarımız da şirk koştu ve biz onlardan sonraki nesiliz. Hal böyle iken bâtılla amel edenlerin yaptıklarından dolayı mı bizi helâk edeceksin?” dersiniz diye. Ve işte böyle âyetlerimizi ayrı ayrı açıklıyoruz ki; böylece onlar, (Allah´a) dönsünler diye. Onlara, âyetlerimizi verdiğimiz kimsenin haberini oku (anlat). Sonra o, ondan (âyetlerden) ayrıldı, artık şeytan onu kendisine tâbî kıldı. Ve böylece o zarar görenlerden (azgınlardan) oldu. Ve şâyet dileseydik onu, onunla (âyetlerimizle) elbette yükseltirdik. Ve fakat o dünyaya meyletti ve hevasına (nefsinin afetlerine) tâbî oldu. Artık onun hali, köpeğin hali gibidir ki; onunla ilgilensen de solur, onu terketsen de (kendi haline bıraksan da) solur. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin hali işte böyledir. Artık bu kısası anlat, böylece onlar tefekkür ederler. Âyetlerimizi yalanlayan kavmin hali ne kötü. Ve (onlar) nefslerine zulmetmiş oldular. Allah kimi hidayete erdirirse (kendisine ulaştırırsa), artık o hidayete ermiştir. Ve kim dalâlette bırakılırsa, işte onlar, onlar artık hüsrana uğrayanlardır (nefslerini hüsrana düşürenlerdir). Ve andolsun ki; cehennemi, insanların ve cinlerin çoğuna hazırladık (yarattık). Onların kalpleri vardır, onunla fıkıh (idrak) etmezler. Onların gözleri vardır, onunla görmezler. Onların kulakları vardır, onunla işitmezler. Onlar hayvanlar gibidir. Hatta daha çok dalâlettedirler. İşte onlar, onlar gâfillerdir. En güzel isimler Allah´ındır, artık O´na onunla (esmaları ile) dua ediniz! Allah´ın isimlerini (mânâsını) saptıranları terket! Yapmış oldukları şeyden dolayı yakında cezalandırılacaklar. Ve yarattıklarımızdan bir ümmet vardır ki, Hakk´a (Allah´a) ulaştırırlar ve onunla adaletle hükmederler. Âyetlerimizi yalanlayanları, onların derecelerini, bilemeyecekleri bir yerden yavaş yavaş azaltacağız (böylece yavaş yavaş helâke yaklaştıracağız). Ve onlara mühlet veririm, benim tuzağım (hilem) metindir (çetindir, katlanması zordur). Ve onların sahibinde cinnetten (delilikten) yana bir şey olmadığını tefekkür etmezler mi? O ancak apaçık bir nezirdir. Onlar yerlerin, göklerin hükümranlığına (sünnetullaha, idaresine) ve Allah´ın yarattığı şeylere ve ecellerinin yaklaşmış olması ihtimaline bakmıyorlar mı? Ondan sonra artık hangi söze inanırlar (mü´min olurlar). Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi (hidayete erdiren) yoktur. Ve onları azgınlıkları (isyanları) içinde şaşkın (bir halde) terkeder (bırakır). Sana saati (kıyâmet) ne zaman olacağını (karar kılındığını) soruyorlar. De ki: “Onun ilmi ancak Rabbimin katındadır. Onun vaktini O´ndan başkası açıklayamaz. Yerlere ve göklere ağır geldi, o size ansızın gelir (ansızın olmaktan başka bir şekilde gelmez). Sen sanki ondan haberdarmışsın gibi soruyorlar. “Onun ilmi yalnızca Allah´ın katındadır.” de. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. De ki: “Allah´ın dilemesi hariç, ben kendime fayda veya zarar verecek güce malik değilim. Eğer ben gaybı bilseydim, hayrı mutlaka çoğaltırdım, bana bir kötülük dokunmazdı. Ben ancak mü´min olan kavim için bir nezir (uyaran) ve müjdeleyiciyim. Sizi bir nefsten yaratan ve onunla sükûn bulmanız için, ondan onun eşini yaratan O´dur. Böylece, onu (sarılıp) örtünce, hafif bir yük yüklendi (hamile kaldı). Artık onunla dolaştı. Ağırlaştığı zaman ikisinin Rabbi Allah´a (ikisi) dua ettiler: “Eğer bize bir salih (evlât) verirsen mutlaka şükredenlerden oluruz.” O ikisine salih bir (evlât) verdiğimiz zaman o ikisine (insanlardan bir çifte) verdiği şeylerle (hakkında) ona ortaklar kıldılar. Oysa Allahû Tealâ onların şirk koştuklarından yücedir (Âlî´dir). Onlar kendileri yaratılıyorken, bir şey yaratamayan şeyleri şirk mi koşuyorlar? Ve onlara bir yardıma güç yetiremezler. Ve onlar kendilerine (de) yardım edemezler. Ve eğer onları hidayete (Allah´a ulaşmaya) çağırırsanız size tâbî olmazlar. Onları davet mi ettiniz yoksa siz sessiz mi kaldınız? Sizin için birdir (sizin durumunuz aynıdır, farketmez). Muhakkak ki; Allah´tan başka dua ettikleriniz sizler gibi kullardır. Öyleyse onları çağırın. Eğer doğru sözlü iseniz böylece size (sizin duanıza) icabet etsinler (duanızı yerine getirsinler). Onların, onlarla yürüdükleri ayakları mı var? Veya onlarla tuttukları elleri mi var? Veya onlarla gördükleri gözleri mi var? Veya onlarla işittikleri kulakları mı var? Söyle (onlara) ortaklarını çağırsınlar, sonra bana tuzak kursunlar. Böylece göz açtırmayın (fırsat vermeyin). Muhakkak ki; Kitab´ı (Kur´ân-ı Kerim´i) indiren Allah benim dostumdur. Ve O, salihlere velîlik yapar (dosttur). O´ndan başka dua ettiğiniz şeyler (çağırdıklarınız) size yardım etmeye muktedir değillerdir (güç yettiremezler) ve kendilerine de yardım edemezler. Ve onları eğer hidayete (Allah´a ulaşmaya) çağırırsanız işitmezler. Ve onları sana bakar görürsün ve onlar görmezler. Affı ahzet (affı kendine usül edin) ve irfanla emret ve cahillerden yüz çevir. Ve fakat şeytandan sana bir dürtü gelirse, hemen Allah´a sığın. Muhakkak ki O; işitendir, bilendir. Muhakkak ki; takva sahibi kimseler şeytandan onlara gözü bürüyen bir vesvese dokunduğu zaman (Allah´ı) tezekkür ederler (Allah´la tezekkür ederler). İşte o zaman onlar, basar edenlerdir (kalp gözlerinin basar hassası ile görürler: Casiye-23). Ve onların (şeytanların) kardeşleri onları cehenneme sürüklerler. Sonra (bundan) vazgeçmezler. Ve onlara bir âyet getirmediğin zaman “Onu derleyip toplasaydın (bir âyet düzseydin) olmaz mıydı?” dediler. De ki: “Rabbimden bana ne vahyolunursa ben ancak ona tâbî olurum.” Bu, Rabbinizden basiretler (kalp gözlerinizin görmesini sağlayacak olan yardımlar)dır. Ve hidayete erdiren (Allah´a ulaştıran)dır. Ve mü´min olan (kalbine îmân yazılan) bir kavim için rahmettir. Kur´ân okunduğu zaman artık onu dinleyin! Ve susun ki; böylece rahmete kavuşturulursunuz. Ve sabah ve akşam vakitlerinde Rabbini kendi kendine, korkarak ve yalvararak, sözün sesli olmayanı ile zikret. Ve gâfillerden olma. Muhakkak ki Allah´ın katında olanlar (huzur namazı kılanlar), O´na ibadet etmekten kibirlenmezler. Ve O´nu tesbih ederler. Ve O´na secde ederler. Sana ganimetlerden sorarlar: “Ganimetler, Allah´ın ve Resûl´ündür.” de. Artık Allah´a karşı takva sahibi olun ve aranızdaki durumu (sahip olduğunuz hali) ıslâh edin (düzeltin)! Eğer mü´minlerseniz, Allah´a ve O´nun Resûl´üne itaat edin. Gerçek mü´minler onlardır ki; Allah zikredildiği zaman kalpleri titrer (cezbelenir). Ve onlara Allah´ın âyetleri okunduğu zaman onların îmânlarını arttırır ve Rab´lerine tevekkül ederler. Onlar namazlarını ikame ederler (kılarlar) ve rızık olarak verdiğimiz şeylerden infâk ederler. İşte onlar gerçek mü´minlerdir. Onların Rab´lerinin yanında dereceleri vardır. Ve onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) vardır ve kerim bir rızık vardır. (Bu durum) Rabbinin seni, hak ile evinden çıkardığı zaman mü´minlerden bir kısmının kesinlikle kerih görmeleri gibi. Onlar sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, (durum) açığa çıktıktan sonra (da) hak hususunda seninle tartışıyorlar. Ve Allah, iki taifeden birinin sizin olmasını, size vaadediyordu. Ve siz, silâhsız olanın (silâh sahibi olmayanın) sizin olmasını temenni ediyorsunuz. Ve Allah (da) O´nun (Kendi) sözleri ile hakkın gerçekleşmesini ve kâfirlerin arkasının (neslin devamının) kesilmesini istiyor. Mücrimler kerih görse de hakkın gerçekleşmesi ve bâtılın yok olması için. Rabbinizden yardım istediğiniz zaman böylece O, size icabet etti. Muhakkak ki Ben, birbirini izleyerek gelen bin melekle, size yardım edenim (yardım eden Benim). Ve Allah, (bu yardımı) sadece bir müjde ve onunla kalplerinizin tatmin (mutmain) olması için yaptı (başka bir şey için yapmadı). Allah´ın katından başka yardım (yeri) yoktur (yardım ancak Allah´ın katındandır). Muhakkak ki Allah, Azîz (üstün izzet sahibi) ve Hakîm´dir (hikmet sahibi, hüküm sahibi). O´nun (Allahû Tealâ) tarafından, emin olmanız için sizi bir uyuklama hali bürüyordu. Ve sizin, onunla temizlenmeniz ve şeytanın murdarlığını (vesvesesini) sizden gidermek ve kalplerinizi bağlamak ve onunla ayaklarınızı sağlamlaştırmak (sabit kılmak) için semadan su indiriyordu. Senin Rabbin meleklere vahyetmişti: “Muhakkak ki; Ben, sizinle beraberim. Artık âmenû olanlara (Allah´a ulaşmayı dileyenlere) sebat verin (destek olun). Kâfirlerin kalplerine korku vereceğim. Artık boyunlarının üzerine vurun. Ve onların bütün parmaklarına vurun.” Bu, onların Allah´a ve O´nun (Allah´ın) Resûl´üne karşı gelmeleri sebebi iledir. Ve kim Allah´a ve O´nun Resûl´üne karşı gelirse, (bu taktirde) bundan sonra muhakkak ki; Allah´ın ikabı (azabı) şiddetlidir. İşte böylece artık onu tadın! Ve muhakkak ki kâfirlere, ateşin azabı vardır. Ey âmenû olanlar! Kâfir olanlarla topluca karşılaştığınız zaman artık onlara arkanızı dönmeyin. Ve savaş için tekrar dönmek üzere veya bir gruba katılmak üzere dönmesi hariç, kim o gün onlara arkasını dönerse, artık Allah´tan bir gazaba uğramıştır (haketmiştir). Ve onun yeri cehennemdir. Ve ne kötü bir dönüş yeridir. Onları siz öldürmediniz ama onları Allah öldürdü. Ve attığın zaman da sen atmadın ama Allah attı. Ve Allah, mü´minleri Kendisinden ahsen belâ ile imtihan eder. Muhakkak ki Allah, işitendir ve bilendir. İşte böyle ve muhakkak ki Allah, kâfirlerin tuzağını (hilesini) bozandır. Şâyet fetih istiyorsanız, işte size fetih (kerim olan orduya) gelmiştir. Ve şâyet vazgeçerseniz (harbetmekten, karşı gelmekten), artık o (vazgeçmeniz), sizin için daha hayırlıdır. Ve şâyet siz (harbe, inkâra) dönerseniz, Biz de döneriz. Ve grubunuz (cemaatiniz) (sayıca) çok olsa bile size bir şey, bir fayda vermez. Ve muhakkak ki Allah, mü´minlerle beraberdir. Ey âmenû olanlar! Allah´a ve O´nun Resûl´üne itaat edin. Ve siz, (Kur´ân´ı) işitiyorken O´ndan yüz çevirmeyin. İşitmedikleri halde “işittik” diyenler gibi olmayın! Muhakkak ki; Allah katında, (yerde yürüyen) hayvanların en şerrlisi (kötüsü) akıl etmeyen sağır ve dilsizlerdir. Ve Allah, onların (akıl etmeyen sağır ve dilsizlerin) içinde hayır olduğunu bilse (görse) elbette onlara işittirirdi. Ve onlara işittirse bile (onlar), mutlaka dönerlerdi ve onlar yüz çevirenlerdir. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler), Allah ve Resûl´ü sizi, size hayat verecek şeylere davet ettiği zaman (davete) icabet edin! Ve Allah´ın kişi ile kalbi arasına girdiğini ve muhakkak sizin O´na haşrolunacağınızı bilin! (Hepinizin ruhu Allah´ta toplanacak ve Allah, ruhlarınıza meab olacak.) Ve sizden (içinizden), sadece zalim kimselere isabet etmeyen, onlara has (özel) olmayan (diğerlerine de isabet eden) fitneden sakının (takva sahibi olun). Allah´ın azabının çok şiddetli olduğunu biliniz. (Biliniz ki, muhakkak Allah´ın azabı çok şiddetlidir.) Ve siz; yeryüzünde az (sayıda) olduğunuzu, aciz, güçsüz olduğunuzu hatırlayın. İnsanların sizi yakalamasından korkuyordunuz. O zaman sizi barındırdı (yer sahibi yaptı) ve sizi yardımı ile destekledi ve sizi tayyib rızıkla (helâl, temiz rızıklardan) rızıklandırdı. Böylece (umulur ki) siz şükredersiniz. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler), Allah´a ve Resûl´üne ihanet etmeyin! Ve siz, kendi emanetlerinize de bile bile ihanet etmiş olursunuz. Ve biliniz ki; çocuklarınız ve mallarınız, sizin için sadece bir fitne (imtihan)dır. Ve Allah ki; O´nun katında, (muhakkak) azîm bir ecir (bedel, ücret) vardır. Ey âmenû olanlar, Allah´a karşı takva sahibi olursanız sizi furkan (hak ve bâtılı ayırma özelliği) sahibi kılar! Ve sizden (sizin) günahlarınızı örter ve size mağfiret eder (günahlarınızı sevaba çevirir). Ve Allah, büyük fazl sahibidir. Ve o inkâr edenler, seni tutuklamak ya da öldürmek veya sürgün etmek (çıkarmak) için tuzak kuruyorlardı. Ve onlar, bu tuzağı kuruyorlarken; Allah da tuzak kuruyordu. Ve Allah, tuzak kuranların (karşılık verenlerin) en hayırlısıdır. Ve âyetlerimiz onlara okunduğu zaman, “Biz işittik. Şâyet biz dileseydik, bunun gibisini elbette biz de söylerdik. Bu ise ancak evvelkilerin masalıdır.” dediler. Ve onlar: “Allah´ım şâyet bu (Kur´ân-ı Kerim), o hak olan (Kitap), Senin indinden ise o zaman üzerimize semadan taş yağdır veya bize acı azabı getir.” demişlerdi. Ve sen onların arasında iken; Allah, onları azaplandıracak değildir. Ve onlar mağfiret diliyorken (de) Allah, onları azaplandıran değildir. Ve onlar, Mecsid-i Haram´dan men ediyorlarken (engel oluyorlarken) ve onlar, O´nun (Allah´ın) dostları değilken; Allah, niçin onlara azap etmesin? O´nun dostları ancak takva sahibi olanlardır. Ve fakat, onların çoğu bilmezler. Ve onların salâtları (duaları, ibadetleri) beytin (Allah´ın evinin) yanında ıslık çalmak ve el çırpmadan başka birşey olmadı. Artık inkâr etmiş olduğunuz şeyler sebebiyle azabı tadın! Muhakkak ki kâfirler, Allah´ın yolundan alıkoymak (men etmek) için mallarını infâk ederler (verirler). Bu şekilde (devam ederek) onu (mallarını), infâk edecekler sonra (bu) onlara hasret (pişmanlık, üzüntü) olacak. Sonra da onlara gâlip olunacak (mağlup olacaklar). Ve kâfir olanlar, cehenneme haşrolunacaklar (toplanacaklar). (Bu), Allah´ın habis (pis) ile tayyibi (temiz) birbirinden ayırması ve habis olanları birbirinin üzerine koyup böylece hepsini yığarak, bu şekilde onların (murdar olanların) cehennemde olması (cehenneme atılması) içindir. İşte onlar, onlar hüsrana uğrayanlardır. Kâfir olan kimselere de ki: “Eğer vazgeçerseniz, geçmiş olanlar mağfiret edilir. Ve eğer geri dönerlerse (küfür ve düşmanlığa avdet ederlerse), o zaman evvelkilerin sünneti vuku bulmuş olur (önceki inkâr eden, isyan eden ümmetlere uygulanan İlâhî kanun uygulanır).” Ve hiçbir fitne kalmayıncaya ve bütün dîn Allah için oluncaya kadar, onlarla kıtalde bulunun (savaşın). Eğer onlar (küfürden) vazgeçerlerse o taktirde muhakkak ki Allah, yaptığınız şeyleri en iyi görendir. Ve şâyet dönerlerse, Allah´ın sizin mevlânız olduğunu bilin. Ne güzel mevlâ ve ne güzel yardımcıdır! Eğer Allah´a ve iki ordunun karşılaştığı gün, furkan günü (hak ve bâtılın ayrıldığı gün) kulumuza indirdiğimiz şeye inandıysanız, ganimet olarak bir şey aldığınız zaman artık onun beşte birinin muhakkak ki Allah´ın ve Resûl´ün ve yakınlarının ve yetimlerin ve miskinlerin ve yolculukta olanların olduğunu biliniz. Ve Allah, herşeye kaadirdir (gücü yetendir). Siz vadinin yakın kenarında (Medine tarafı) idiniz ve onlar (da) vadinin uzak tarafında (Mekke tarafı) idiler ve kervan, sizden daha aşağıda idi. Ve şâyet sözleşseydiniz, zaman konusunda mutlaka anlaşmazlığa düşerdiniz. Ve fakat yapılması gerekli olan bir işin (emrin) yapılması, Allah´ın vukua getirmesi; helâk olanın bir beyyineden helâk olması için yaşayanın bir beyyine üzerine yaşaması içindir. Ve muhakkak ki Allah, mutlaka işitendir, bilendir. Allah, sana uykuda onları az olarak gösteriyordu. Ve şâyet sana onları çok gösterseydi mutlaka tedirgin olurdunuz ve elbette emir hakkında nizaya (anlaşmazlığa) düşerdiniz. Ve fakat Allah, sizi (salim kıldı, selâmete çıkardı). Muhakkak ki Allah, göğüslerde olanı bilendir. Ve yapılması gerekli olan emrin yapılmasını, Allah´ın vukua getirmesi için karşılaştığınız zaman sizin gözlerinizde onları size az gösteriyordu. Ve onların gözlerinde de sizi azaltıyordu. Ve işler (emirler), Allah´a döndürülür. Ey âmenû olanlar! Bir toplulukla karşılaştığınız zaman artık sebat edin ve Allah´ı çok zikredin ki; böylece felâha eresiniz. Allah´a ve O´nun Resûl´üne itaat edin, niza etmeyin (anlaşmazlığa düşmeyin), yoksa zayıf düşersiniz ve kuvvetiniz (elinizden) gider. Sabredin. Muhakkak ki Allah, sabredenlerle beraberdir. Ve siz, diyarlarından (yurtlarından) kibirle (gururla, çalımla) ve insanlara gösteriş yaparak çıkan kimseler ve Allah´ın yolundan alıkoyanlar gibi olmayın. Ve Allah, yaptığımız şeyleri (ilmiyle, hakimiyetiyle, hükmüyle) kuşatandır. Ve şeytan, onlara amellerini süslemişti. Ve şöyle dedi: “Bugün insanlardan size gâlip olacak yoktur. Ve muhakkak ki ben, size müttefikim (yardımcıyım).” Fakat iki toplum, (birbirini) görünce iki topuğu üzerinde arkasına dönüp kaçtı ve “Ben, sizden uzağım. Gerçekten ben, sizin görmediğiniz şeyleri görüyorum. Muhakkak ki ben, Allah´tan korkarım.” dedi. Ve Allah, ikabı (azabı) şiddetli olandır. Münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunan kimseler şöyle diyorlardı: “Bunları, kendilerinin dîni aldattı.” Ve kim Allah´a tevekkül ederse o taktirde Allah, muhakkak ki Azîz (en üstün) ve Hakîm´dir (hüküm sahibi) dir. Ve kâfir olanları, vefat ettirilirken melekleri, onların yüzlerine ve arkalarına vururken ve “Yakıcı azabı tadın!” (derken) görseydin. İşte bu, ellerinizle takdim ettikleriniz (kendi yaptıklarınız) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, kullara zulmedici değildir. Firavun ailesinin ve onlardan öncekilerin adet haline getirdiği gibi Allah´ın âyetlerini inkâr ettiler. Böylece Allah, günahlarından dolayı onları aldı. Muhakkak ki Allah, kuvvetlidir ve azabı şiddetlidir. Bu, Allah´ın bir kavme ni´met olarak verdiğini (onunla ni´metlendirdiği şeyi), onlar kendilerinde olan şeyi değiştirinceye kadar (değiştirmedikçe) değiştirici olmadığından dolayıdır. Ve muhakkak ki Allah; en iyi işitendir, en iyi bilendir. (Onların, Bedir´de savaşan Kureyşlilerin) hali, âli firavunun (firavun ordusunun) ve onlardan önceki kimselerin hali gibidir. Rab´lerinin âyetlerini yalanladılar. Böylece günahları dolayısıyla onları helâk ettik. Firavun topluluğunu (ordusunu) boğduk. Ve (onların) hepsi zalimler (zulmeden kimseler) oldular. Allah katında (yürüyen) hayvanların en şerrlisi, muhakkak inkâr eden kimselerdir (kâfirlerdir). Artık onlar inanmazlar (mü´min olmazlar). Onlardan ahd aldığın kimseler, sonra ahdlerini her defasında bozarlar. Ve onlar, takva sahibi değildirler (olmazlar). Fakat onları, harpte yakaladığın zaman onları öyle yıldır (korkut ki); onların arkasındakiler, böylece tezekkür etsinler. Ve fakat bir kavmin, (ahde) ihanetinden kesinlikle korkarsan artık eşitlik üzerine ahdlerini iptal et (onlara at). Muhakkak ki Allah, hainleri (ihanet edenleri) sevmez. İnkâr edenler, sakın kurtulduklarını sanmasınlar. Muhakkak ki onlar, (Allah´ı) aciz bırakamazlar. Onlara karşı kuvvetiniz (gücünüz) ne kadar yeterse ve bağlanan (savaş için beslenen) atlardan (hazırlayın)! Onunla Allah´ın düşmanlarını ve sizin düşmanlarınızı ve onlardan başka diğerlerini korkutun. Siz onları bilmezsiniz, Allah onları bilir. Allah´ın yolunda her ne infâk ederseniz, size vefa edilir (ödenir) ve siz zulmedilmezsiniz (haksızlığa uğratılmazsınız). Ve eğer teslime (barışa) meylederlerse (yanaşırlarsa), o zaman (sen de) ona meylet (onların teklifini kabul et) ve Allah´a tevekkül et. Muhakkak ki O; en iyi işiten, en iyi bilendir. Ve eğer sana hile yapmak isterlerse, o taktirde muhakkak ki Allah, sana kâfidir. Yardımı ile seni ve mü´minleri destekleyen, O´dur. Ve onların kalplerinin arasını (sevgiyle) birleştirdi. Eğer yeryüzündeki şeylerin hepsini infâk etseydin (verseydin), onların kalplerinin arasını birleştiremezdin. Ve lâkin Allah, onların arasını birleştirdi. Muhakkak ki O; Azîz´dir, Hakîm´dir. Ey Peygamber! Allah, sana ve mü´minlerden sana tâbî olanlara kâfidir. Ey Peygamber! Mü´minleri savaşa teşvik et (isteklerini arttır). Eğer sizden sabırlı olan 20 kişi olursa, 200 kişiye gâlip gelir. Ve şâyet sizden 100 kişi olursa, onların fıkıh (idrak) edemeyen bir kavim olmalarından dolayı, kâfir kimselerden 1000 kişiye gâlip gelir. Şimdi Allah, içinizde zayıflık olduğunu bildi ve sizden hafifletti. Bundan sonra eğer sabreden 100 kişi olursa, 200 kişiye gâlip gelir ve şâyet sizden 1000 kişi olursa, Allah´ın izniyle 2000 kişiye gâlip gelir. Ve Allah, sabredenlerle beraberdir. Bir nebî (peygamber) için yeryüzünde kesin zafer kazanıncaya kadar onun esirlerinin olması, olmaz (uygun değildir). Siz, dünya malını istiyorsunuz ve Allah, ahireti istiyor. Ve Allah; Azîz´dir, Hakîm´dir. Daha önce (geçmişte), Allah tarafından eğer yazılmış olmasaydı (Levh-i Mahfuz´da) sizin almış olduğunuz şeyler (fidye) konusunda mutlaka size büyük bir azap dokunurdu. Artık ganimet olarak aldığınız şeylerden helâl ve temiz olarak yeyiniz! Ve Allah´a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah; Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (rahmet nuru gönderendir). Ey Nebî (Peygamber)! Esirlerden elinizin altında bulunanlara de ki: “Eğer Allah, kalbinizde hayır olduğunu bilirse; size, sizden alınanlardan daha hayırlısı verilir ve size mağfiret eder. Ve Allah; Gafur´dur, Rahîm´dir.” Ve şâyet onlar, sana ihanet etmek isterlerse, bu şekilde daha önce de Allah´a ihanet etmişlerdi, o zaman onlardan (onlara karşı) sana imkânlar verdi. Ve Allah; Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm´dir (hikmet sahibidir). Muhakkak ki; âmenû olan ve hicret eden (göç eden kimseler) ve mallarıyla ve nefsleriyle (canlarıyla) Allah yolunda cihad edenler (savaşanlar), (onları) barındıran (himaye eden) ve yardım edenler, işte onlar birbirlerinin dostlarıdır. Onlar hicret edinceye kadar, onların velâyeti için, sizin üzerinizde bir şey (sorumluluk) yoktur. Ve eğer onlar dîn konusunda sizden yardım isterlerse, sizin ve onların arasında bir misak (durumu) olması hariç, o zaman yardım (etmek) üzerinizedir (üzerinize farzdır). Ve Allah, yapmakta olduğunuz şeyleri görendir. Kâfir olan kimseler birbirinin dostlarıdır. Onu yapmazsanız (birbirinizle dost olmazsanız) yeryüzünde fitne ve büyük fesat olur. Ve âmenû olanlar ve hicret (göç) eden kimseler ve Allah´ın yolunda cihad (savaş) eden kimseler ve barındıran (himaye eden) ve yardım eden kimseler, işte onlar, onlar gerçek mü´minlerdir. Onlar için mağfiret ve kerim rızık vardır. Ve bundan sonra âmenû olup hicret eden (göç) eden kimseler ve sizinle beraber cihad eden kimseler, işte onlar sizdendir. Allah´ın Kitab´ında rahim sahipleri (akrabalar), birbirlerine daha yakındır. Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi bilendir. Müşriklerden, ahd aldığınız kimselere Allah´tan ve O´nun resûlünden bir beraattir (bir ihtardır). Artık yeryüzünde dört ay dolaşın. Ve muhakkak ki siz, Allah´ı aciz bırakamayacağınızı ve Allah´ın kâfirleri alçaltıcı olduğunu biliniz. Ve büyük hac (Hacc´ul ekber) günü, Allah´tan ve O´nun resûlünden insanlara bir bildiridir (ilândır). Muhakkak ki; Allah ve O´nun resûlü, müşriklerden berîdir (uzaktır). Bundan sonra eğer tövbe ederseniz, artık o (tövbe etmeniz) sizin için daha hayırlıdır ve eğer yüz çevirirseniz, siz Allah´ı aciz bırakamayacağınızı biliniz. Ve kâfir kimseleri elîm bir azap ile uyar (ikaz et). Müşriklerden ahd aldığınız kimselerden, sonradan sizden bir şey eksiltmeyenler ve size karşı birisiyle (hiç kimseyle) yardımlaşmayanlar müstesna. O taktirde onlara, onların müddetine kadar ahdlerini tamamlayın. Muhakkak ki Allah, takva sahiplerini sever. Böylece haram aylar çıktığı zaman artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün ve onları yakalayın ve onları muhasara edin (kuşatın). Gözetleme yerlerinin hepsine oturun (onları gözaltında tutun). Bundan sonra eğer tövbe ederlerse ve namaz kılar ve zekât verirlerse o taktirde onların yolunu serbest bırakın. Muhakkak ki Allah; Gafur´dur, Rahîm´dir. Ve eğer müşriklerden birisi senden yardım isterse, o taktirde, Allah´ın kelâmını işitinceye kadar onu himaye et. Sonra onu emin olduğu yere ulaştır. İşte bu, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır. Allah´ın ve O´nun resûlünün yanında müşriklerin nasıl bir ahdi olur? Mescid-i Haram yanında ahd aldığınız kimseler müstesna. Artık sizin için ikâme ettikleri şeyde (ahdlerini tutarlarsa) siz de onlar için ikâme edin (ahdinizi yerine getirin). Muhakkak ki Allah; takva sahiplerini sever. Nasıl (ahdleri) olabilir ki? Eğer size karşı kuvvetlenirlerse (birbirlerine arka çıkarlarsa) sizin hakkınızda bir yakınlık (akrabalık) ve bir zimmet (ahdlerinizden dolayı sahip olduğunuz hakları) gözetmezler ve onların kalpleri direndiği halde sizi ağızlarıyla (sözleriyle) razı ederler ve onların çoğu fasıklardır. Allah´ın âyetlerini az bir bedele sattılar. Böylece O´nun (Allah´ın) yolundan (insanları) men ettiler (Sıratı Mustakîm´e insanların ulaşmasına mani oldular). Muhakkak ki; onların yapmış oldukları kötü (fena) bir şey (muhakkak ki; onlar, kötü bir şey yapmış oldular). Mü´minler hakkında bir yakınlık ve bir zimmet (ahdden doğan bir hak) gözetmezler. İşte onlar, onlar hakka tecavüz edenler (haddi aşanlar)dır. Bundan sonra eğer onlar, (resûlün önünde Allah´a ulaşmayı dileyerek) tövbe ederlerse ve namazı ikâme ederlerse (kılarlarsa) ve zekâtı verirlerse artık (onlar), sizin dînde kardeşlerinizdir. Ve bilen bir kavim (topluluk) için âyetleri ayrı ayrı açıklıyoruz. Ve ahdlerinden sonra şâyet yeminlerini bozarlarsa ve dîniniz hakkında dil uzatırlarsa o taktirde küfrün önderleri ile savaşın. Çünkü onların (muhakkak ki; onların), yeminleri yoktur. Böylece (umulur ki) vazgeçerler. Yeminlerini bozan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Ve (onlar) resûlü (yurdundan) çıkarmaya kalkıştılar (karar verdiler) ve sizinle (savaşa) ilk defa başlayanlar onlardır. Onlardan korkuyor musunuz? (Halbuki) Allah, şâyet mü´minlerseniz, O´ndan korkmanız için daha çok hak sahibidir. Onlarla savaşın. Allah sizin ellerinizle onları azaplandırır ve onları alçaltır. Ve onlara karşı size yardım eder (zafere ulaştırır). Ve mü´minler kavminin göğüslerine şifa verir (iyileştirir, ferahlatır). Ve onların kalplerindeki öfkeyi giderir. Ve Allah, dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Ve Allah; Alîm´dir (bilen), Hakîm´dir (hikmet sahibi, hüküm sahibi). Yoksa siz Allah´ın, sizden savaşanları ve Allah´tan ve O´nun resûlünden ve mü´minlerden başkasını dost edinmeyenleri bilmesine rağmen, bırakılacağınızı mı sandınız? Ve Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır. Müşriklerin, Allah´ın mescidlerini imar etmeleri olmaz. Kendilerinin (nefslerinin) küfürlerine (inkârlarına, kâfirliklerine) şahitler iken. İşte onların amelleri heba olmuştur. Ve onlar, ateşte ebedî kalacak olanlardır. Allah´ın mescidlerini ancak, Allah´a ve ahiret gününe (ruhu ölmeden evvel Allah´a ulaştırma gününe) îmân eden ve namazı ikame eden ve zekât veren ve Allah´tan başkasından korkmayan kimseler imar eder. İşte onların böylece hidayete erenlerden olması umulur. Siz hac edenlere su verilmesini, Mescid-i Haram´ın imar edilmesini, Allah´a ve yevm´il âhire îmân eden ve Allah yolunda cihad eden kimse gibi (onunla bir) mi tuttunuz? (Onlar) Allah katında müsavi (eşit) değildir. Ve Allah, zalim kavmi hidayete erdirmez. Âmenû olan ve hicret (göç) eden kimselerin, malları ve canları ile Allah yolunda cihad eden kimselerin, Allah´ın katında en büyük dereceleri vardır. Ve işte onlar, onlar kurtuluşa erenlerdir. Rab´leri, kendinden (O´ndan) bir rahmet ile ve bir rıdvan (razı oluş ile) ve cennetler ile onları müjdeler. Onlar için, orada devamlı (daimî) ni´metler vardır. (Onlar), orada ebedî (sonsuz) kalıcıdırlar. Muhakkak o Allah ki; O´nun katında, ecrul azîm (büyük bir ecir, bedel) vardır. Ey âmenû olanlar! Îmâna karşı (îmânın üstüne), îmândan üstün tutarak şâyet küfrü severlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi dostlar edinmeyin. Ve sizden kim onlara dönerse işte onlar, onlar zalimlerdir. De ki: “Şâyet babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve zevceleriniz ve aşiretiniz ve kazandığınız mallarınız, kesada uğramasından (satışının durmasından) korktuğunuz ticaret ve razı olduğunuz (hoşunuza giden) evler, Allah´tan ve O´nun resûlünden ve O´nun (Allah´ın) yolunda cihad etmekten size daha sevgili ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Ve Allah, fasıklar kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez. Andolsun ki; Allah, size birçok savaş yerinde ve Huneyn günü yardım etti. Çokluğunuz hoşunuza gittiği halde (hoşunuza gitmesine rağmen) artık size bir fayda (bir şey) vermedi. Yeryüzünün genişliğine rağmen size dar geldi. Sonra arkanıza geri döndünüz. Sonra Allah, resûlünün ve mü´minlerin üzerine sekînetini indirdi. Ve sizin onu göremediğiniz bir ordu indirdi ve kâfirleri azaplandırdı. Ve işte bu, kâfirlerin cezasıdır. Daha sonra da bunun ardından Allah, dilediği kimsenin tövbesini kabul eder. Ve Allah, Gafur´dur (mağfiret edendir) ve Rahîm´dir (rahmet nurunu yollayandır). Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Müşrikler sadece bir necistir (pisliktir). Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram´a yaklaşmasınlar. Ve eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah şâyet dilerse (Kendi) fazlından sizi yakında zenginleştirecektir. Muhakkak ki Allah; Alîm´dir, Hakîm´dir. Kitap verilenlerden, Allah´a ve yevm´il âhire (Allah´a ulaşma gününe) inanmayan kimselerle ve Allah´ın ve O´nun Resûl´ünün haram ettiğini haram etmeyenlerle ve hak dîni, dîn edinmeyenlerle, onlar küçük düşüp, cizyeyi elleriyle verinceye kadar savaşın. Ve yahudiler: “Üzeyir Allah´ın oğludur.” dediler ve nasraniler: “Mesih Allah´ın oğludur.” dediler. Onların ağızlarıyla söylediği bu sözler, daha önce inkâr eden kimselerin sözlerine benziyor. Allah onları öldürsün. Nasıl da döndürülüyorlar. Onlar, ahbarları (dîn adamlarını) ve ruhbanları (rahipleri) ve Meryem oğlu Mesih´i Allah´tan başka Rab´ler edindiler. Tek bir ilâha kul olmalarından başka bir şeyle emrolunmadılar. O´ndan başka ilâh yoktur. (Onların) şirk koştukları şeylerden O (Allah), münezzehtir. (Onlar) ağızları ile Allah´ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlamaktan başka bir şey istemez. Resulünü müşrikler kerih görseler de, hidayetle ve hak dîn ile (bu dîni) bütün dînler üzerine izhar etmesi (hak dîn olduğunu ispat etmesi) için gönderen odur. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Muhakkak ki; ahbarlardan (yahud âlimlerden) ve ruhbanlardan (rahiplerden) çoğu, mutlaka insanların mallarını bâtılla (boş yere, haksız olarak) yerler ve Allah´ın yolundan engellerler (mani olurlar). Ve altın ve gümüşü biriktiren ve onu Allah yolunda infâk etmeyen kimseler; artık onlara elîm azabı haber ver. Cehennem ateşinde üzerlerinde (demir) kızdırıldığı gün, böylece onunla, onların alınları, yanları, sırtları dağlanır. Bu, kendiniz (nefsiniz) için biriktirdiğiniz şeylerdir. Böylece biriktirmiş olduğunuz şeyleri tadın! Muhakkak ki; Allah´ın kitabında (ifade edildiği üzere) ayların adedi, Allah´ın indinde semaların (göklerin) ve yerin yaratıldığı gün (zaman) 12´dir (12 olarak dizayn edilmiştir). Onlardan dördü haram (aylar)dır. Bu (dîn), kayyum olan dîndir. Artık onların içinde (o aylarda) nefslerinize zulmetmeyin. Onların hepinizle savaştığı gibi müşriklerin hepsiyle savaşın. Ve biliniz ki, muhakkak Allah, takva sahipleri ile beraberdir. (Haram ayları) terketmek (ertelemek) ancak küfürde artıştır. Kâfirler onunla saptırılır. Allah´ın haram ettiği şeyin (haram ayların) adedinin (müddetinin) uyması için onu (tehir edilen, ertelenen ayı) bir yıl helâl sayarlar ve onu (tehir edilen, ertelenen ayı) bir yıl haram sayarlar. Böylece Allah´ın haram ettiği şeyi helâl sayarlar. Onların kötü amelleri onlara süslendi (güzel gösterildi). Ve Allah, kâfir kavmi hidayete erdirmez. Ey âmenû olanlar (ölmeden evvel Allah´a ulaşmaya inananlar)! Sizene oldu? Size, “Allah´ın yolunda cihada çıkın (nefsinizle cihad ederek, ruhunuzu Allah´a ulaştırın) (düşmanlarınızla, kâfirlerle cihad edin).” denildiği zaman, siz (bulunduğunuz) yere meyledip kaldınız (ruhunuz Allah´a doğru yola çıkmadı) (İslâm ordusu içinde savaşa katılmadınız). Ahiretten (ruhunuzu Allah´a ulaştırmaktan) (vazgeçip) dünya hayatına mı razı oldunuz? Dünya hayatının metaı, (malı, faydası) ahiretten (ruhu Allah´a ulaştırmaktan) daha azdır. Sefere çıkmanız (Allah´a ulaşmak için ruhunuzu Sıratı Mustakîm´e ulaştırmanız) hariç, (savaşa gönüllü olarak katılmadığınız taktirde) size elîm bir azapla azap eder. Ve sizden başka bir kavimle (sizi) değiştirir. O´na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Ve Allah, herşeye kaadirdir. O´na sizin yardım etmeniz dışında (etmediğinizde) o zaman Allah, O´na (Resûl´e) yardım etmişti. Kâfir olanlar, O´nu (Mekke´den) çıkardığı (çıkmaya mecbur ettikleri) zaman iki (kişi)nin ikincisi idi. İkisi mağarada iken arkadaşına şöyle demişti: “Mahzun olma! Muhakkak ki; Allah, bizimle beraber.” O zaman Allah, O´nun üzerine sekînetini indirdi.Ve O´nu göremediğiniz bir ordu ile destekledi. Kâfirlerin sözünü sufli kıldı. Ve Allah´ın sözü; O, çok yücedir. Ve Allah; Azîz´dir (üstündür), Hakîm´dir (hüküm sahibi ve hikmet sahibidir). Hafif ve ağır (süvari ve piyade) olarak (sefere) çıkın ve mallarınızla ve canlarınızla (nefslerinizle) Allah yolunda cihad edin (savaşın). İşte bu, eğer bilmiş olsanız, sizin için daha hayırlıdır. Eğer yakın olan bir dünya malı (ganimet) ve rahat bir sefer olsaydı, elbette sana tâbî olurlardı ve lâkin meşakkatli (sefer) onlara uzak geldi. “Şâyet gücümüz yetseydi elbette sizinle beraber çıkardık” diye Allah´a yemin edeceklerdir. Kendilerini (nefslerini) helâk ediyorlar. Ve Allah, onların gerçekten yalancılar olduğunu bilir. Allah seni affetti, sadık olanlar sana belli oluncaya ve yalancıları bilinceye (öğreninceye) kadar niçin (beklemeyip) onlara izin verdin? Allah´a ve ahiret gününe (ölmeden evvel Allah´a ulaşma gününe) îmân eden kimseler, malları ve canları ile cihad etmek konusunda senden izin istemezler. Ve Allah, takva sahiplerini bilir. Senden sadece Allah´a ve ahiret gününe inanmayanlar ve kalpleri şüpheye düşmüş olanlar izin isterler. Artık onlar, kendi şüpheleri içinde tereddüt ederler (bocalarlar). Ve eğer çıkmak isteselerdi onun (savaş) için elbette bir hazırlık yaparlardı. Ve fakat Allah, onların durumunu kerih gördü. Böylece onları alıkoydu ve onlara: “Geri kalanlarla (oturanlarla) beraber oturun.” dendi. Eğer sizin aranızda (savaşa) çıksalardı, size kötülüğü arttırmalarından başka bir şey yapmazlardı. Sizin içinizde fitne çıkmasını isterler ve mutlaka sizin aranızda gayret gösterirler. Sizin aranızda onları dinleyecek olanlar var ve Allah zalimleri bilendir. Andolsun ki; daha önce de fitne çıkarmak istediler ve hak gelinceye kadar sana (birtakım) işler çevirdiler. Ve onlar, kârihûn (kerih görenler) olmalarına rağmen (istememelerine rağmen) Allah´ın emri zahir oldu (açığa çıktı, belli oldu). Ve onlardan biri: “Bana izin ver ve beni fitneye düşürme.” der. Onlar fitneye düşmüş değiller mi? Ve muhakkak ki; cehennem, kâfirleri mutlaka ihata edicidir (kuşatıcıdır). Eğer sana bir hasene isabet ederse (bu), onları üzer ve eğer sana bir musîbet isabet ederse: “Biz daha önce tedbirimizi almıştık.” derler ve sevinerek dönüp giderler. De ki: “Allah´ın bize yazdığı şeyden başkası, bize asla isabet etmez. O, bizim Mevlâ´mızdır.” Ve artık mü´minler, Allah´a tevekkül etsinler. De ki: “Bizim için iki güzelliğin birinden başkasını mı bekliyorsunuz? Ve biz (de) Allah´ın, O´nun katından veya bizim elimizle size bir azap isabet ettirmesini bekliyoruz. Artık siz (de) bekleyin! Muhakkak ki; biz de sizinle beraber bekleyenleriz. De ki: “Kerih görerek veya gönül rızası ile de infâk etseniz, sizden asla kabul edilmez. Çünkü siz fasık bir kavim oldunuz.” Ve onların infâklerinin, onlardan kabul edilmesine mani olan şey, ancak Allah´ı ve O´nun resûllerini inkâr etmeleri ve namaza üşenerek gelmeleri ve onların ancak kerih görerek infâk etmeleridir. Artık onların malları ve evlâtları (da) senin hoşuna gitmesin. Allah dünya hayatında onları, onunla (onlarla) azaplandırmayı ve onların nefslerinin (canlarının), kâfir olarak çıkmasını ister. Onlar, sizden olmadıkları halde mutlaka sizden olduklarına Allah´a yemin ederler. Onlar, korkak bir kavimdir (topluluktur). Eğer onlar, sığınacak bir yer veya mağara(lar) veya girilecek bir yer bulsalardı, mutlaka oraya yönelip, süratle koşarlardı (kaçarlardı). Ve onlardan, sadakalar konusunda seni ayıplayan kimseler vardır. Öyle ki eğer ondan (sadakadan, ganimetten) onlara verilirse razı olurlar ve ondan verilmezse, o zaman kızarlar. Ve eğer onlar, gerçekten Allah´ın ve O´nun resûlünün onlara verdiği şeye (ganimet payına) razı olsalardı: “Allah bize kâfidir, Allah ve O´nun resûlü bize yakında fazlından verecek. Muhakkak ki; biz Allah´a rağbet edenleriz.” derlerdi. Muhakkak ki; sadaka, Allah´tan bir farz olarak fakirler ve miskinler (yoksullar) ve memurlar (zekât toplayıcılar) içindir. Ve kalpleri (İslâm´a) ısındırılacak olanlara ve kölelere (harcamaya) ve borçlulara ve Allah yolunda (olanlara) ve yolculara aittir. Ve Allah, bilendir, hüküm sahibidir. Onlardan nebîye eza (eziyet) eden kimseler: “O bir kulak (gibi)dir, (her söyleneni dinler, inanır).” diyorlar. De ki: “O, sizin için hayrın kulağıdır (sözünüzü işitir, kabul eder; bilmemesinden değil, sizi tekzip etmemesinden dolayı hayrın kulağıdır). Ve Allah´a inanır ve mü´minlere inanır. Ve sizden âmenû olanlar için bir rahmettir. Allah´ın resûlüne eza edenlere (ona yakışıksız söz söyleyenlere, ayıplayanlara), onlara, elîm bir azap vardır. Sizi razı etmek için Allah´a yemin ederler ve eğer mü´minlerse (mü´min olsalardı), Allah ve resûlü, razı edilmeleri için daha çok hak sahibidir. Allah ve O´nun resûlüne karşı, kim haddi aşarsa, artık onun için mutlaka orada ebediyyen kalacağı cehennem ateşinin olduğunu bilmiyorlar mı? İşte bu, büyük rüsvalıktır (rezilliktir). Münafıklar, onların kalplerinde olan şeyi onlara haber veren bir surenin onlara indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: “Alay edin. Muhakkak ki Allah, çekindiğiniz (gizlediğiniz) şeyi açığa çıkarandır.” Ve eğer onlara sorarsan mutlaka: “Biz sadece lâfa dalmıştık ve eğleniyorduk.” diyecekler. De ki: “Siz, Allah ile O´nun âyetleri ve O´nun resûlü ile mi alay ediyordunuz?” Özür beyan etmeyin. Siz, îmânınızdan sonra inkâr etmiştiniz. Eğer sizden bir grubu affetsek de suçlu olmalarından dolayı bir (diğer) gruba da azap edeceğiz. Münafık erkekler ve münafık kadınlar, birbirlerindendir. Münkeri (kötülüğü) emrederler ve ma´ruftan (iyilikten) nehyederler (yasaklarlar) ve ellerini sıkarlar (cimrilik ederler). (Onlar), Allah´ı unuttular böylece (O da) onları unuttu. Muhakkak ki münafıklar, fasıklardır. Allah, münafık erkeklere ve münafık kadınlara ve kâfirlere, orada ebedî kalacakları cehennem ateşini vaadetti. O (cehennem), onlara yeter. Ve Allah, onlara lânet etti. Ve onlar için ikâme edilmiş olan (devamlı kılınan) bir azap vardır. Sizden önceki kimseler gibisiniz. Kuvvet olarak, mal ve evlât olarak daha çoktular, sizden daha kuvvetli idiler (oldular). Böylece nasipleri kadar faydalandılar (metalandılar), sizden önceki kimselerin kendi nasipleri kadar faydalandığı gibi siz de nasibiniz kadar faydalandınız. Ve (dünya metaına) dalanlar gibi siz de daldınız. İşte onlar, onların amelleri heba oldu (boşa gitti). İşte onlar, hüsrana uğrayanlardır. Onlardan öncekilerin; Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin ve İbrâhîm kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi gelmedi mi? Onlara (kendi) resûlleri, beyyineler (açık deliller) getirdi. Öyleyse Allah, onlara zulmetmedi. Ve lâkin onlar, kendilerine zulmettiler. Ve mü´min erkekler ve mü´min kadınlar, birbirlerinin dostlarıdır. Ma´ruf ile emreder ve münkerden nehyederler (yasaklarlar) ve namazı ikâme ederler ve zekâtı verirler. Allah ve O´nun resûlüne itaat ederler. İşte onlar, Allah, onlara rahmet edecek. Muhakkak ki Allah; Azîz´dir, Hakîm´dir. Allah, mü´min erkeklere ve mü´min kadınlara orada ebedî kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler vaadetti. Adn cennetlerinde güzel meskenler (vardır). Ve (bunların) en büyüğü, Allah´tan bir rızadır (Allah´ın razı olmasıdır). İşte o, fevz-ül azîmdir (en büyük kurtuluştur). Ey nebî (peygamber)! Münafıklarla ve kâfirlerle cihad et (savaş). Ve onlara sert (katı) davran. Ve onların barınacağı yer cehennemdir ve gidilen yer (dönüş yeri), ne kötü. Andolsun ki; “küfür” kelimesini söyledikleri halde, Allah´a söylemediklerine yemin ederler. Ve İslâmlıklarından sonra inkâr ettiler. Nail olamayacakları (yapamayacakları) ve intikam almak istedikleri şey sadece Allah´ın ve Resûl´ünün onları, fazlından zenginleştirmiş olması. Artık tövbe ederlerse onlar için hayırlı olur. Ve şâyet dönerlerse (îmândan geri), Allah onları elîm azapla dünyada ve ahirette azaplandırır. Ve onların, yeryüzünde bir dostu ve yardımcısı yoktur. Onlardan (bazı) kimseler: “Eğer (Allah), Kendi fazlından bize verirse, elbette mutlaka sadaka veririz ve mutlaka salihlerden oluruz.” diye, Allah´a ahd verdiler. Bundan sonra onlara (Allah), Kendi fazlından verince, onunla (verdiği şeyle) cimri oldular. Ve onlar, yüz çeviren kimseler olarak (ahdlerinden) döndüler. Böylece O´na (Allahû Tealâ´ya) vaadettikleri şeyi, Allah´a karşı yerine getirmediklerinden ve yalan söylemiş olduklarından dolayı, (onların bu yaptıklarının) sonucunda (Allah), onların kalplerine, onunla karşılaşacakları güne kadar nifak duygusu verdi. Allah´ın, onların sırlarını ve fısıldaşmalarını bildiğini bilmiyorlar mı? Ve muhakkak ki; Allah, gaybte olanları (gayb bilgilerini) çok iyi bilir. Onlar (o kimseler), mü´minlerden zengin olanları (zekâttan fazla olarak gönüllü teberruda bulunan kişileri) ve cehdlerinden (emek ve çabalarından) başka bir şey bulamayanları, sadaka konusunda ayıplıyorlar. Böylece onlarla alay ediyorlar. Allah da onlarla alay etti. Ve onlar için elîm azap vardır. Onlar için mağfiret dile veya onlar için mağfiret dileme. Eğer yetmiş kere mağfiret dilesen de Allah, onları asla mağfiret etmez. İşte bu, Allah´ı ve O´nun Resûl´ünü inkâr etmeleri sebebiyledir. Ve Allah, fasık kavmi hidayete erdirmez. Geri kalanlar (münafıklar), Allah´ın Resûl´üne muhalefet ederek (hilâfında olarak) kalıp oturmaları ile ferahladılar. Allah yolunda malları ve nefsleri (canları) ile cihad etmeyi kerih gördüler. Ve: “Sıcakta savaşa çıkmayın.” dediler. De ki: “Cehennem ateşi daha şiddetli sıcaktır.” Keşke idrak etmiş olsalardı. Artık kesbettikleri (kazandıkları) şeyler dolayısıyla ceza (bedel, karşılık) olarak az gülsünler ve çok ağlasınlar. Bundan sonra Allah, seni onlardan (geri kalan münafıklardan) bir grubun yanına döndürdüğü zaman senden (cihada) çıkmak için izin isterlerse o zaman onlara de ki: “Benimle beraber ebediyyen asla çıkamazsınız ve benimle beraber asla düşmanla savaşamazsınız. Çünkü siz, ilk defa oturmaya (geri kalmaya) razı oldunuz. Artık geri kalanlarla beraber oturun. Onlardan ölen bir kimsenin üzerine, namazı ebediyyen (hiçbir zaman) kılma ve onun kabri başında durma. Çünkü onlar, Allah´ı ve O´nun Resûl´ünü inkâr ettiler ve onlar fasık(lar) olarak öldüler. Ve onların malları ve evlâtları, senin hoşuna gitmesin (seni imrendirmesin). Allah dünya hayatında, onlarla (onların malları ve evlâtları ile) onlara azap etmek ister ve onların nefslerinin (canlarının) kâfir olarak çıkmasını ister. Ve Allah´a âmenû olmak (Allah´a ulaşmayı dilemek) ve O´nun Resûl´ü ile beraber cihad etmek (için) bir sure indirildiği zaman onlardan servet sahipleri senden izin istediler. Ve (şöyle) dediler: “Bizi bırak, kalanlarla (oturanlarla) beraber olalım.” Geri kalanlarla beraber olmaya razı oldular. Ve onların kalplerinin üzeri tabedildi (mühürlendi). Artık onlar fıkıh edemezler. Fakat Resûl ve âmenû olanlar, malları ve nefsleri (canları) ile onunla beraber cihad ettiler. Ve işte onlar; (bütün) hayırlar, onlarındır. Ve işte onlar; onlar, felâha (kurtuluşa) erenlerdir. Allah, onlar için altından nehirler akan cennetler hazırladı. Orada ebediyyen kalıcıdırlar. İşte bu “fevz-ül azîm” dir (en büyük kurtuluş, mükâfat). Ve bedevî Araplar´dan onlara izin verilmesi için özür beyan edenler ve Allah´a ve O´nun Resûl´üne yalan söyleyerek oturup, (geri) kalan kimseler geldiler. Onlardan kâfir olanlara elîm (acı) azap isabet edecek. Allah ve O´nun Resûl´ü için nasihat (öğüt) verdikleri (sadık kaldıkları) taktirde zayıf ve güçsüz olanların ve hasta olanların ve infâk edecek (verecek) bir şey bulamayanların da üzerinde bir günah yoktur. Muhsinlerin üzerine (aleyhlerinde) bir yol yoktur. Ve Allah; Gafur´dur (mağfiret eden), Rahîm´dir (rahmet nuru gönderendir). Onları taşıman (bindirip, sevketmen) için sana geldikleri zaman, senin: “Sizi üzerinde taşıyacak (bindirecek) bir şey bulamadım.”dediğin, infâk edecek bir şey bulamadıkları için hüzünlenerek, gözlerinden kanlı yaşlar akarak dönen kimselere de (bir günah) yoktur. Fakat zengin oldukları halde senden izin isteyip, geride kalanlarla beraber olmaya razı olan kimselere yol (günaha vesile) vardır. Ve Allah, onların kalplerinin üzerini tabetti (mühürledi). Artık onlar bilemezler. Onlara geri döndüğünüz zaman size mazeret (özür) beyan ederler. “Özür beyan etmeyin size asla inanmayız.” de. Allah, sizin haberlerinizi (durumunuzu) bana bildirmişti. Ve Allah ve O´nun Resûl´ü, sizin amellerinizi görecek. Sonra gaybı (görünmeyeni) ve görüneni bilene döndürüleceksiniz. Böylece yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek. Onlara döndüğünüz zaman onlardan yüz çevirirsiniz diye, size Allah´a karşı yemin edeceklerdir. Artık onlardan yüz çevirin! Çünkü onlar, murdardır ve kesbetmiş oldukları (kazanmış oldukları) şeyler sebebiyle barınacakları yer cehennemdir. Onlardan razı olmanız için size yemin ederler. Eğer siz onlardan razı olursanız (razı olsanız bile) muhakkak ki Allah, fasık kavimden razı olmaz. Bedevî Araplar, küfür (inkâr) ve nifak bakımından daha şiddetlidir. Allah´ın Resûl´üne indirdiği şeylerin sınırlarını bilmemeye daha yatkındırlar. Ve Allah; Alîm (en iyi bilen)´dir, Hakîm (hikmet sahibi, hüküm sahibi)´dir. Ve bedevî Araplar´dan, infâk ettiği şeyi zarar kabul eden kimseler vardır. Ve devrin değişmesini, size (başınıza) kötü devirlerin (felâketlerin) gelmesini beklerler. Kötü dönemler (felâketli olaylar) onların üzerine olsun! Ve Allah, en iyi işitendir, en iyi bilendir. Ve bedevî Araplar´dan Allah´a ve ahiret gününe (Allah´a ölmeden evvel ulaşma gününe) inananlar vardır. Ve infâk ettikleri şeyleri Allah´ın indinde ve Resul´ün dualarında bir (yakınlık) vesile kabul ederler. Muhakkak ki; o, onlar için bir yakınlık vesilesidir, (öyle) değil mi? Allah, onları rahmetinin içine dahil edecek. Muhakkak ki Allah; Gafur´dur (mağfiret edendir) ve Rahîm (rahmet nurunu gönderen)´dir. O sabikûn-el evvelîn (evvelki hayırlarda yarışanlardan salâh makamında iradesini Allah´a teslim ederek irşada memur ve mezun kılınanlar): Onların bir kısmı muhacirînden (Mekke´den Medine´ye göç edenlerden) bir kısmı ensardan (Medine´deki yardımcılardan) ve bir kısmı da onlara (ensar ve muhacirîne) ihsanla tâbî olanlardandı. (Sahâbe irşad makamına sahip oldukları için onlara tâbî olundu). Allah, onlardan razı ve onlar da O´ndan (Allah´tan) razıdır. Onlara Allah, altlarından ırmaklar akan cennetler hazırladı ve orada ebediyyen kalacaklardır. İşte bu, en büyük (azîm) mükâfattır. Ve sizin etrafınızda olan bedevî Araplar´dan, münafık olanlar ve şehir halkından nifak üzerinde olmaya alışmış olanlar var. Onları, sen bilmezsin. Onları, Biz biliriz. Onları, iki kere azaplandıracağız sonra (onlar), azîm (büyük) azaba döndürülecekler. Ve diğerleri (savaştan geri kalanların bir kısmı), günahlarını itiraf ettiler. Salih ameli, diğer kötü (amel)le karıştırdılar. Umulur ki; Allah, onların tövbelerini kabul eder, muhakkak ki; Allah, Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm (rahmet nuru gönderen)´dir. Onların mallarından sadaka olarak al ve onunla, onları temizle ve tezkiye et ve onlara dua et, muhakkak ki; senin duan onlar için bir sekînedir (sukûnettir). Ve Allah; Sem´î (en iyi işiten)dir, Alîm (en iyi bilen)dir. Allah´ın kullarından, tövbeleri kabul ettiğini ve sadakaları aldığını (kabul ettiğini) bilmiyorlar mı? Ve muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)´dir. De ki: “(İstediğinizi) yapın. Allah ve O´nun Resûl´ü ve mü´minler sizin amellerinizi görecek. Gaybı (görünmeyeni) ve müşahade edileni (görüneni) bilene, döndürüleceksiniz. O zaman, sizin yapmış olduğunuz şeyleri size haber verecek.” Ve diğerleri, Allah´ın emri için ertelenmiştir. Onları ya azaplandırır ya da onların tövbesini kabul eder. Ve Allah; Alîm´dir (en iyi bilen), Hakîm´dir (hüküm veren, hikmet sahibi). Ve onlar, zarar vermek, küfrü (kuvvetlendirmek) ve mü´minlerin arasını açmak ve daha önce Allah ve resûlüne karşı harbeden (savaşan) kişiyi beklemek (gözlemek) için bir mescid edindiler (mescidi dirar). Ve mutlaka: “Biz ancak iyilikler (güzellikler) isteriz.” diye yemin ederler. Ve Allah, onların kesinlikle yalancılar olduğuna şahitlik eder. Ebediyyen orada namaz kılma (ikâme etme). İlk günden takva üzerine tesis edilen (kurulan) mescid, orada namaz kılmak için elbette daha lâyıktır. Orada temizlenmeyi (kalbini temizlemeyi, arınmayı) seven adamlar vardır. Ve Allah, temizlenmiş (arınmış) olanları sever. Artık binasını Allah´tan takva ve rıza üzerine kuran mı, daha hayırlıdır, yoksa binasını kayan (düşen) bir çamur yığını kenarına kuran (tesis eden) kimse mi? Böylece cehennem ateşinin içine onunla beraber (kendisi de) göçer. Ve Allah, zalimler kavmini (topluluğunu) hidayete erdirmez. Onların yapmış oldukları bina, kalplerinde, kalpleri parçalanana kadar, bir nifak ve şüphe olarak devam edecek (zail olmayacak). Ve Allah; Alîm (en iyi bilen)´´dir, Hakîm (hüküm veren ve hikmet sahibi)´´dir. Allah muhakkak ki; Allah yolunda savaşan, böylece öldüren ve öldürülen mü´minlerden onlara verilecek cennet karşılığında, canlarını ve mallarını satın almıştır. (Bu), Tevrat´ta, İncil´de ve Kur´ân´da, O´nun (Allah´ın) üzerine hak olan vaaddir. Allah´tan daha çok ahdine vefa eden kimdir? O´nunla yaptığınız alışveriş ile sevinin! Ve işte o, en büyük fevz (mükâfat)dir. Tövbe edenleri, (Allah´a) kul olanları, hamdedenleri, oruç tutanları veya seyahat edenleri (Allah yolunda hicret edenleri, savaşmak için veya Allah´ın adını yüceltmek, dînini kuvvetlendirmek için, Allah yolunda hizmet için, ilim tahsil etmek için yurtlarından çıkanları, Allah´a ulaştırmak için ruhlarını yola çıkaranları, yeryüzünde ibretle gezip tefekkür edenleri); rükû ve secde edenleri, ma´rufla emredenleri, münkerden nehyedenleri (yasaklayanları), Allah´ın hudutlarını muhafaza edenleri ve mü´minleri müjdele! Bir nebînin ve âmenû olan kimselerin, müşrikler için, cehennem ehli oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra yakınları bile olsa mağfiret dilemeleri olmaz (uygun değildir). Ve İbrâhîm´in babası için mağfiret dilemesi olamaz (olmaz). Yalnız ona vaadettiği vaad hariç. Fakat onun (babasının), Allah´ın düşmanı olduğu, ona belli olduğu (beyan edildiği) zaman, ondan uzaklaştı. İbrâhîm muhakkak ki evvah (yüreği çok sızlayan)tır, halîm (çok merhametli)dir. Allah, bir kavmi hidayete erdirdikten sonra, takva sahibi olacakları şeyler onlara açıklanıncaya kadar (açıklanmadıkça) (o kavmi), dalâlete düşürecek (saptıracak) değildir. Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi bilendir. Semaların ve yerin mülkü muhakkak ki; Allah´ındır. Yaşatır (hayat verir) ve öldürür. Sizin için Allah´tan başka bir dost ve bir yardımcı yoktur. Andolsun ki; Allah, nebîye ve muhacirlere (hicret edenlere, göç edenlere) tövbeyi nasip etti. O zor zamanda kalpleri meyletmek (îmândan dönmek) üzere iken; ona tâbî olan ensara ve onlardan bir gruba tövbe etmeyi nasip etti. Sonra da onların tövbelerini kabul etti. Çünkü O (Allah); onlara Rauf´tur (çok şefkatli), Rahîm´dir (rahmet nuru gönderen). Ve geri bırakılan (âyet-106: gazadan geri kalıp, haklarındaki hüküm ertelenen) üç kişinin de (tövbeleri kabul edildi: âyet 117). Hatta yeryüzü geniş olmasına rağmen onlara dar gelmişti. Ve nefsleri de kendilerine dar geldi. Kendilerine Allah´tan başka bir melce (sığınak) olmadığını anladılar (kesin olarak idrak ettiler). Sonra (tövbeleri kabul edilerek) ruhlarını yeniden Allah´a ulaştırsınlar diye tövbelerini kabul etti. Muhakkak ki Allah, O; Tevvab´tır (tövbeleri kabul eden), Rahîm´dir (rahmet nurunu gönderen). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyen kimseler)! Allah´a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla beraber olun. Medine (şehir) halkı ve bedevî Araplar´dan onun çevresinde olanlar için Allah´ın Resûl´ünden geri kalmaları ve kendi nefslerini, onun nefsinden üstün tutmaları (rağbet etmeleri) olmaz. Çünkü böylece onlara, Allah yolunda (aşırı) bir susuzluk, bir yorgunluk (bitkinlik) ve şiddetli açlık isabet etmesi, küffarı (kâfirleri) öfkelendirecek bir yere ayak basarak (işgal ederek), düşmana karşı bir zafere nail olmaları yoktur ki; onunla, onlara salih amel yazılmış olmasın. Muhakkak ki Allah, muhsinlerin ecrini zayi etmez. Ve küçük ve büyük bir nafaka, infâk etmezler (vermezler) ve bir vadiyi geçmezler ki; Allah´ın, onların yaptıklarını en ahsen (en güzel) şekilde mükâfatlandırması için onların üzerine yazılmış olmasın. Mü´minlerin hepsinin birden sefere çıkması gerekmez (uygun olmaz). Böylece, her fırkadan bir grup sefere çıkmayıp, kendi kavimlerini, onlara geri döndükleri zaman, onları inzar etmeleri (uyarmaları) için, dîni çok iyi fıkıh etsinler! Böylece onlar hazer ederler (Allah´tan çekinirler). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Küffardan (kâfirlerden) size en yakın olanlarla savaşın ve sizde bir kuvvet (azîm) bulsunlar! Ve biliniz ki; Allah, muhakkak takva sahipleriyle beraberdir. Ve sure olarak bir şey indirildiği zaman onlardan birisi: “Bu hanginizin îmânını arttırdı?” der. Ama âmenû olan (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyen) kimseler; (var ya, bu sureler) onların îmânını arttırır ve onlar, birbirlerini müjdelerler (sevinirler). Ve fakat; kalplerinde hastalık (nifak, şüphe, inkâr) olanların ise böylece murdarlıklarına (inkârlarına, şüphelerine ve pisliklerine) murdarlık katar (daha da artırır). Ve onlar, kâfir olarak ölürler. Ve onlar, senede bir veya iki kere imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra tövbe etmiyorlar (Allah´a yönelmiyorlar) ve onlar zikir yapmıyorlar (Allah´ın ismini ardarda tekrar etmiyorlar). Ve sure olarak bir şey indirildiği zaman: “Sizi gören bir kimse var mı?” diye onlar birbirlerine bakarlar sonra giderler. Allah, onların kalplerini, fıkıh etmeyen bir kavim olmaları sebebiyle çevirdi. Andolsun ki; size, sizin içinizden azîz bir Resûl geldi. Sizin üzüldüğünüz şey, O´na ağır gelir (O´nu üzer). Size çok düşkün, mü´minlere şefkatli ve merhametlidir. Bundan sonra eğer onlar dönerlerse, o zaman onlara şöyle de: “Bana, Allah yeter (kâfidir), O´ndan başka ilâh yoktur. Ben, Allah´a tevekkül ettim (güvendim). Ve O, azîm arşın Rabbidir. Elif, Lâm, Râ. İşte bunlar, Hikmetli Kitab´ın âyetleridir. Onlardan bir adama; insanları uyarması, âmenû olanları (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler) müjdelemesi için vahyetmemiz insanlara acaip (garip) mi geldi? Muhakkak ki; onlar için Rab´lerinin yanında (katında) sıddîkler makamı vardır. Kâfirler şöyle der: “Muhakkak ki bu, mutlaka apaçık bir sihirbazdır.” Muhakkak ki sizin Rabbiniz Allah, semaları ve yeryüzünü 6 günde yaratandır. Sonra arşa istiva etti. İşleri düzenler ve O´nun izni olmadıktan sonra (olmadıkça) bir şefaatçi yoktur. İşte bu Allah, sizin Rabbinizdir. Artık O´na kul olun. Hâlâ tezekkür etmez misiniz? Hepinizin dönüşü O´nadır (dönüş yeriniz O´dur). Allah´ın vaadi haktır (gerçektir). Muhakkak ki O, ilk olarak (örneksiz) yaratmaya başlar. Ve sonra âmenû olanlar ve salih (nefs tezkiye edici) amel yapanlar, adaletle mükâfatını vermek için O´na iade olunur (döndürülür). Ve kâfir olanlar için inkâr etmiş olduklarından dolayı hamîmden (kaynar sudan) bir içecek ve elîm azap vardır. Güneş´i bir ziya, Ay´ı (kameri) bir nur kılan, O´dur. Ve senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için ona menziller tayin etti. Allah ne yarattı ise ancak böylece hak ile yarattı. Bilen bir kavim için âyetleri ayrı ayrı açıklar. Muhakkak ki gece ile gündüzün, peşpeşe (karşılıklı) gelmesinde ve Allah´ın semalarda ve yerde yarattığı şeylerde, takva sahibi bir kavim için âyetler (deliller) vardır. Muhakkak ki onlar, Bize ulaşmayı (hayatta iken ruhlarını Allah´a ulaştırmayı) dilemezler. Dünya hayatından razı olmuşlardır ve onunla doyuma ulaşmışlardır ve onlar âyetlerimizden gâfil olanlardır. İşte onların kazandıkları (dereceler) gereğince varacakları yer ateştir (cehennemdir). Muhakkak ki âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar, îmânlarından dolayı Rab´leri, onları hidayete erdirir. Onlar, altlarından ırmaklar akan naîm cennetlerindedirler. Onların orada duaları: “Allah´ım, Sen Sübhan´sın (Seni her türlü noksan sıfattan tenzih ederim). Ve onların orada hayatları (tehiyyatları, dilekleri) “Selâm”dır. Ve dualarının sonu, “Âlemlerin Rabbi Allah´a hamdetmek”tir. Ve eğer Allah onların hayrı acele istemeleri gibi insanlara şerr için acele etseydi, elbette onların ecelleri yerine getirilirdi (kaza edilirdi). Fakat (hayatta iken) Bize ulaşmayı dilemeyen kimseleri, isyanları içinde şaşkın bırakırız. Ve insana bir darlık (musîbet, sıkıntı) isabet ettiği (dokunduğu) zaman, yatarken, otururken veya ayaktayken Bize dua etti (eder). Fakat onun sıkıntısını ondan giderdiğimiz zaman ona isabet eden darlıkta (sıkıntıda) Bize dua etmemiş gibi döndü (döner). İşte böylece müsriflere, yapmış oldukları şeyler süslendi. Andolsun, sizden önceki devirlerde yaşayanları zulmettikleri zaman helâk ettik. Ve onlara resûlleri beyyineler (deliller) ile geldi. Ve onlar inanmadılar. Mücrim kavmi işte böyle cezalandırırız. Sonra nasıl amel ettiğinize bakmamız için, onların ardından sizi, yeryüzünde halifeler kıldık. Ve onlara âyetlerimiz, delillerle okunduğu zaman Bize ulaşmayı dilemeyen kimseler şöyle dedi: “Bize bundan başka bir Kur´ân getir veya O´nu değiştir.” De ki: “O´nu, kendi nefsimden (bir şey) ilka ederek benim değiştirmem olamaz. Ben ancak bana vahyolunan şeye tâbî olurum. Şâyet Rabbime asi olursam muhakkak ki ben, büyük günün azabından korkarım.” De ki: “Şâyet Allah dileseydi, O´nu size okumazdım ve O´nu size bildirmezdim. Halbuki O´ndan önce içinizde bir ömür sürdüm. Hâlâ akıl etmiyor musunuz?” Artık Allah´a karşı yalanla iftira edenden veya O´nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim (var)dır? Muhakkak ki O, mücrimleri (suçluları) felâha (kurtuluşa) erdirmez. Ve onlara fayda ve zarar vermeyen Allah´tan başka şeylere (putlara) kulluk (ibadet) ediyorlar. Ve “Bunlar, Allah´ın yanında bizim şefaatçilerimiz.” diyorlar. De ki: “Yeryüzünde ve semalarda bilmediği bir şeyi Allah´a haber mi veriyorsunuz?” O, Sübhan´dır (münezzehtir), onların ortak koştuğu şeylerden yücedir. Ve insanlar, tek bir ümmetten başka olmadı (tek bir ümmetti). Sonradan ihtilâfa (ayrılığa) düştüler. Rabbinden bir söz (kelime) geçmiş (verilmiş) olmasaydı, onların aralarında ihtilâfa düştükleri şey hakkında mutlaka hüküm verilirdi. Ve: “Rabbinden ona bir âyet (mucize, delil) indirilse olmaz mıydı?” derler. O zaman de ki: “Gayb, yalnız Allah´ındır (Allah´a mahsustur). Artık bekleyin. Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” Ve onlara bir sıkıntı, bir darlık isabet etmesinden sonra, insanlara bir rahmet tattırdığımız zaman, onların âyetlerimiz hakkında tuzakları olduğu zaman (alay ettikleri ve yalanladıkları zaman) de ki: “Allah, tuzak kurmakta daha hızlıdır.” Muhakkak ki elçilerimiz kurduğunuz şey(ler)i (ne kuruyorsanız) yazıyorlar. Karada ve denizde sizi seyrettiren (gezdiren) O´dur. Hatta siz gemi(ler)de idiniz ve güzel, hoş bir rüzgâr ile onlarla (içindekilerle) (denizde gemiler) seyrediyorlardı (yüzüyorlardı). Ve onunla ferahladılar (sevinçliydiler). Ona fırtınalı bir rüzgâr geldi ve onları her taraftan dalgalar sardı. Onlarla ihata edildiklerini (kuşatılıp çevrildiklerini) zannettiler. Dîni, ona mahsus (has) kılarak ihlâsla Allah´a dua ettiler: “Eğer bizi bundan kurtarırsan, biz mutlaka şükredenlerden oluruz.” Fakat onları kurtarınca, (o zaman) onlar yeryüzünde haksız yere azgınlık yaparlar. Ey insanlar! Sizin azgınlığınız size (kendinize)dir, dünya hayatının metaı (menfaati)dir, sonra dönüşünüz Bizedir. O zaman yapmış olduklarınızı size haber vereceğiz. Dünya hayatının durumu (örneği) sadece semadan indirdiğimiz, böylece yeryüzünde, insanların ve hayvanların yediği, arzın bitkileri ile karışan su gibidir. Hatta yeryüzü onun güzelliğini alıp güzelleştiği zaman onun sahibi, ona, kendilerinin kaadir (muktedir) olduğunu zannetti. Ona emrimiz gece veya gündüz geldi ve böylece onu hasat ettik (kökünden kopardık). Sanki dün hiç olmamış (zenginleşmemiş) gibi oldu. İşte böylece âyetleri tefekkür eden bir kavim için ayrı ayrı açıklıyoruz. Ve Allah, teslim (selâm) yurduna davet eder ve (teslim yurduna, Zat´ına ulaştırmayı) dilediği kimseyi, Sıratı Mustakîm´e ulaştırır. Onlar için Ahsenül hüsna (Allah´ın Zat´ına ulaşmak) ve ziyadesi (daha fazlası, Allah´ın cemalini görmek) vardır. Onların yüzlerini bir keder kaplamaz ve bir zillet (küçük düşme, hakirlik) yoktur. İşte onlar, cennet halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır. Seyyiat kazanan kimselerin seyyiatlerinin cezası, onun misli kadardır. Ve onları bir zillet kaplar. Ve onların Allah´a karşı bir koruyucusu yoktur. Onların yüzleri karanlık geceden bir parça ile kaplanmış gibidir. İşte onlar, ateş halkıdır. Onlar, orada devamlı kalanlardır (kalacak olanlardır). Ve o gün onların hepsini toplayacağız. Sonra şirk koşanlara şöyle diyeceğiz: “Siz ve şirk koştuklarınız yerlerinize.” Böylece onların aralarını açtık. Ve onların ortak koştukları: “Siz sadece bize ibadet (kulluk) etmiyordunuz.” dedi(ler). Artık şahit olarak bizim ve sizin (bizimle sizin) aranızda Allah kâfidir. Biz, sizin ibadetinizden gerçekten gâfildik (habersizdik). Her nefs (bütün nefsler), geçmişte olan şeylerle orada imtihan edilerek Allah´a döndürüldüler. Onların mevlâsı Hakk´tır. İftira etmiş oldukları şeyler onlardan uzaklaştı (saptı). De ki: “Semadan ve arzdan sizi kim rızıklandırıyor? Veya işitmenin (işitme duyusunun) ve görmenin (görme hassasının) meliki (sahibi) kimdir? Ve canlıyı (diriyi) cansızdan (ölüden) çıkaran ve cansızı (ölüyü) canlıdan (diriden) çıkaran kimdir? Ve işi (yaratıp, yöneten) düzenleyip idare eden kimdir?” O zaman: “Allah” diyecekler. Öyleyse: “Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız?” de. Öyleyse işte O, Allah´tır. Sizin Rabbiniz Hakk´tır. O halde Hakk´tan sonrası dalâletten başka nedir? Artık nasıl çevriliyorsunuz (Hakk´tan dalâlete döndürülüyorsunuz)? Böylece senin Rabbinin sözü fasık olan kimseler üzerine hak oldu. Muhakkak ki onlar, inanmazlar. De ki: “Sizin ortaklarınızdan (şirk koştuklarınızdan) örneksiz ilk defa yaratıp sonra onu geri döndürecek kim var?” De ki: “Örneksiz, ilk defa yaratıp sonra onu geri döndürecek Allah´tır. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz?” De ki: “Sizin ortaklarınızdan Hakk´a hidayet edecek (ulaştıracak) kimse var mı?” De ki: “Allah, Hakk´a hidayet eder (ulaştırır). Öyleyse Hakk´a hidayet eden (ulaştıran) mı tâbî olunmaya daha lâyıktır (daha çok hak sahibidir) yoksa hidayete erdirilmedikçe, kendisi hidayete eremeyen kimse mi?” Artık size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz? Onların çoğu zandan başka bir şeye tâbî olmaz. Şüphesiz zan, haktan bir şey kazandırmaz. Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını bilendir. Ve bu Ku´rân, Allah´tan başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ve lâkin, onların ellerinde olanı tasdik eder ve Kitab´ı tafsil eder (ayrıntılı olarak açıklar). O´nun hakkında şüphe yoktur, âlemlerin Rabbindendir. Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer doğru söyleyenlerseniz, o taktirde Allah´tan başka gücünüzün yettiği kimseleri çağırın ve onun gibi bir sure getirin!” Hayır onlara tevîl gelmedikçe (gelmediği için) ilmini kavrayamadıkları şeyi yalanladılar. Bunun gibi ondan öncekiler de yalanladılar. Artık bak, zalimlerin akıbeti (sonu) nasıl oldu. Ve onlardan, ona îmân eden kimseler ve onlardan ona îmân etmeyen kimseler var. Senin Rabbin fesat çıkaranları iyi bilir. Ve eğer seni yalanlarlarsa o zaman de ki: “Benim amelim bana ve sizin ameliniz size ait. Siz benim yaptığım şeylerden uzaksınız, ben de sizin yaptığınız şeylerden uzağım.” Onlardan seni dinleyen kimseler var. Fakat akıl etmiyorlarsa sağırlara sen mi duyuracaksın? Ve onlardan sana bakanlar var, fakat eğer onlar görmüyorlarsa (basar hassaları çalışmıyorsa) âmâları sen mi hidayete erdireceksin? Muhakkak ki Allah, insanlara (hiç)bir şeyle (asla) zulmetmez. Lâkin insanlar, kendi nefslerine zulmederler. Ve o gün (Allahû Tealâ), gündüzden bir saatten başka kalmamışlar (bir saat kalmışlar) gibi onları toplayacak (haşredecek). Birbirlerini tanıyacaklar (aralarında tanışacaklar). Allah´a mülâki olmayı (Allah´a ölmeden önce ulaşmayı) yalanlayanlar, hüsrandadır (nefslerini hüsrana düşürdüler). Ve hidayete eren kimse(ler) olmadılar (ruhlarını ölmeden evvel Allah´a ulaştıramadılar). Ama sana, onlara vaadettiğimizin bir kısmını göstersek veya seni vefat ettirsek de o zaman (sonunda) onların dönüşü, Bizedir. Sonra Allah, onların yaptığı şeylere de şahittir. Her ümmetin bir resûlü vardır. Onlara, resûlleri geldiği zaman onların aralarında adaletle hükmolundu. Onlara zulmedilmez. Ve: “Eğer siz, sözünüzde sadıklarsanız bu vaad, ne zaman?” derler. De ki: “Allah´ın dilediği şey hariç, ben nefsime (kendime) bir fayda veya bir zarar vermeye malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların eceli geldiği zaman artık bir saat tehir edilmez ve öne alınmaz.” De ki: “O´nun azabı şâyet gece veya gündüz size gelse (ne olur) düşündünüz mü (gördünüz mü)? Mücrimlerin (suçluların) O´ndan acele istediği nedir?” O, vuku bulduktan sonra mı şimdi mi O´na îmân edeceksiniz? Ve siz, onu acele istemiştiniz. Sonra zulmedenlere: “Ebedî (devamlı) azabı tadın!” denildi. Kazandıklarınızdan başkası ile mi cezalandırılacaksınız? Ve senden haber soracaklar: “O hak mıdır (gerçek midir)?” De ki: “Evet, Rabbime andolsun.” Muhakkak ki o, kesin olarak haktır (gerçektir) ve sizler aciz bırakanlar değilsiniz. Muhakkak ki; zulmeden her nefs, yeryüzünde ne varsa onun olsa, azabı gördüğü zaman pişmanlığını gizler ve mutlaka onu (onların hepsini) feda ederdi (verirdi). Ve onların arasında adaletle hükmedilmiştir. Ve onlara zulmedilmez. Göklerde ve yeryüzünde olanlar, muhakkak Allah´ın değil mi? Allah´ın vaadi mutlaka hak değil mi? Ve lâkin onların çoğu bilmezler. O, diriltir ve öldürür. Ve O´na döndürüleceksiniz. Ey insanlar! Size, Rabbinizden öğüt (vaaz) ve göğsünüzde olana (nefsinizin kalbindeki hastalıklara) şifa ve mü´minlere hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: “Allah´ın fazlı ve O´nun rahmeti ile artık ferahlasınlar (sevinsinler). O, onların topladıkları şeylerden (dünya mallarından) daha hayırlıdır.” De ki: “Allah´ın sizin için rızık olarak indirdiği şeyleri gördünüz mü? Sonra da onlardan (bir kısmını) haram ve (bir kısmını) helâl kıldınız.” De ki: “Allah size izin mi verdi, yoksa Allah´a iftira mı ediyorsunuz?” Kıyâmet günü, Allah´a yalanla iftira edenlerin zannı nedir? Muhakkak ki Allah, insanlara karşı elbette fazlın sahibidir. Ve lâkin onların çoğu şükretmezler. Ve bir iş ile meşgul olmanız, Kur´ân´dan bir şey okumanız ve yaptığınız bir amel yoktur ki, ona daldığınız zaman sizin üzerinize şahitler olmayalım. Yeryüzünde ve semada zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli kalmaz. Ve ondan daha büyüğü ve daha küçüğü yoktur ki, Kitab-ı Mübîn´de olmasın. Muhakkak ki Allah´ın evliyasına (dostlarına), korku yoktur. Onlar, mahzun da olmazlar, öyle değil mi? Onlar, âmenûdurlar (ölmeden evvel Allah´a ulaşmayı dileyenlerdir) ve takva sahibi olmuşlardır. Onlara, dünya hayatında ve ahirette müjdeler (mutluluklar) vardır. Allah´ın sözü değişmez. İşte O, fevz-ül azîmdir. Onların sözleri seni üzmesin. Muhakkak ki bütün izzet, Allah´ındır. O; işiten, bilendir. Semalarda ve yeryüzünde olan kimseler muhakkak Allah´ındır, öyle değil mi? Allah´tan başka ortaklara dua edenler (ibadet edenler) neye tâbî oluyorlar? Ancak zanna tâbî olurlar ve onlar sadece tahmin ederler (yalan uydururlar). Sizin için, içinde dinlenin diye gece kılan (vücuda getiren) ve basireti (görmeyi) sağlayan, gündüzü (aydınlık) kılan O´dur. Muhakkak ki bunda, işiten bir kavim için elbette âyetler vardır. “Allah çocuk edindi” dediler. O, ondan münezzehtir. O, Ganî´dir. Semalarda ve yeryüzünde olan şeyler O´nundur. Yanınızda buna dair bir delil olsa (yoktur). Allah´a bilmediğiniz bir şey mi söylüyorsunuz? De ki: “Muhakkak ki Allah´a yalanla iftira eden kimseler felâha (kurtuluşa) eremezler.” Dünyada bir meta (geçinme) vardır. Sonra onların dönüşleri Bizedir. Sonra da inkâr etmiş olmalarından (kâfir olmalarından) dolayı onlara şiddetli azap tattıracağız. Ve onlara Hz. Nuh´un haberini oku. Kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Benim (aranızda) durmam (bulunmam), Allah´ın âyetlerini zikretmem (hatırlatmam), size ağır geliyorsa, artık ben Allah´a tevekkül ettim (güveniyorum). Bundan sonra siz ve ortaklarınız, (yapacağınız) işinize karar verin. Sonra işleriniz size keder olmasın. Sonra da bana uygulayın (yerine getirin) ve beklemeyin.” Artık şâyet dönerseniz, sizden bir ücret de istemiyorum. Benim ücretim (varsa) yalnız Allah´a aittir. Ve ben teslim olanlardan olmakla emrolundum. Fakat onu yalanladılar. Sonra Biz, onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık. Ve onları, halifeler kıldık ve âyetlerimizi yalanlayan kimseleri, (suda) boğduk. Artık bak, uyarılanların sonu nasıl oldu. Sonra onun arkasından onların kavimlerine resûller gönderdik. Onlara beyyineler (açık deliller) getirdiler. Daha önce (hidayete erip sonradan) onu yalanladıklarından dolayı böylece (fıska düştükleri için) mü´min olmadılar. Haddi aşanların kalplerini işte böyle mühürleriz (tabederiz). Sonra onların arkasından Musa ve Harun´u âyetlerimizle firavun ve onun ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar kibirlendiler. Ve mücrim (suçlu) kavim oldular. Böylece onlara katımızdan hak geldiği zaman: “Muhakkak ki bu, apaçık bir sihirdir.” dediler. Musa (A.S) şöyle dedi: “Size hak geldiği zaman onun hakkında mı konuşuyorsunuz, bu bir sihir midir? Ve (oysa) sihirbazlar (sihir yapanlar) felâha ermez.” Dediler ki: “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyden bizi çevirmek için ve yeryüzünde büyüklük (üstünlük, saltanat) sizin olsun diye mi bize geldiniz? Ve biz siz ikinize îmân edecek (inanacak) değiliz.” Ve firavun: “Bütün bilgin (usta) sihirbazları bana getirin!” dedi. Böylece sihirbazlar geldiği zaman Musa (A.S) onlara: “Siz atacağınız şeyleri atın.” dedi. Onlar attıkları zaman Musa (A.S) şöyle dedi: “Sizin getirdiğiniz şey sihirdir. Muhakkak ki Allah, onu bâtıl (geçersiz) kılacaktır.” Allah, muhakkak ki fesat çıkaranların amelini ıslâh etmez. Ve mücrimler (suçlular) kerih görse de (istemese de) Allah hakkı gerçekleştirecektir. Bundan sonra, firavunun ve onun ileri gelenlerinin onları fitnelemesi (belâya uğratması) korkusuyla, Musa (A.S)´a, (kendi) kavminden, zürriyetinden (gençlerinden) başkası îmân etmedi. Ve muhakkak ki firavun, yeryüzünde üstündü (zorbaydı). Ve gerçekten o müsriflerdendi (haddi aşan azgınlardandı). Ve Musa (A.S) şöyle dedi: “Ey kavmim! Eğer siz, Allah´a âmenû olup (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler ve Allah´a), teslim olanlarsanız, artık O´na (Allah´a) tevekkül edin.” Bunun üzerine: “Biz Allah´a tevekkül ettik. Rabbimiz, bizi zalim kavme fitne (konusu) kılma.” dediler. Ve bizi, Senin rahmetinle kâfirler kavminden kurtar. Musa (A.S) ve kardeşine vahyettik: “İkinizin kavmi için Mısır´a evler yapın ve evlerinizi kıble kılın ve namazı ikame edin. Ve mü´minleri müjdele!” Ve Musa (A.S) şöyle dedi: “Rabbimiz, muhakkak ki Sen, firavun ve onun ileri gelenlerine dünya hayatında ziynet (süs eşyası) ve mallar verdin. Rabbimiz, (o mallar) onları Senin yolundan saptırsın! Rabbimiz, onların mallarını mahvet, onların kalplerini sıkıştır. Artık elîm azabı görünceye kadar onlar, mü´min olmazlar.” (Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “İkinizin duasına icabet edilmiştir (kabul edilmiştir). Artık ikiniz de (kendinizi dîne) ikame edin (Allah´a çağırmaya devam edin). Bilmeyen kimselerin Benden (uzaklaşan) yoluna tâbî olmayın.” dedi. Biz, İsrailoğullarını denizden geçirdik. Böylece firavun ve onun ordusu, azgınlıkla (zulümle), düşmanlıkla onları takip etti. (Sular), onu boğacak düzeye erişince, (firavun) o zaman: “İsrailoğullarının kendisine (O´na) inandığı ilâhtan başka (ilâh) olmadığına ben de îmân ettim. Ve ben (de), müslümanlardanım (teslim olanlardanım, İslâm´a girenlerdenim).” dedi. Şimdi (mi) (teslim oldun, öyle mi?) Ve sen, daha önce asi olmuştun. Ve sen, fesat çıkaranlardan idin. Böylece senden sonraki nesillere, bir delil (ibret) olman için, bugün seni bedeninle kurtaracağız. Ve insanların çoğu, elbette âyetlerimizden gâfillerdir. Ve andolsun ki; İsrailoğullarını güzel bir yere yerleştirdik. Ve onları tayyib (temiz, helâl) rızıktan rızıklandırdık. Bundan sonra onlara ilim gelinceye kadar ihtilâfa düşmediler. Muhakkak ki senin Rabbin, kıyâmet günü, hakkında ihtilâfa (anlaşmazlığa) düşmüş oldukları şeyde, onların aralarında hüküm verir. Bundan sonra eğer sana indirdiğimiz şey hakkında şüphe içinde olursan, o zaman senden önce kitabı okuyan kimselere sor. Andolsun ki; sana Rabbinden hak geldi. Öyleyse sakın şüphe edenlerden olma. Ve sakın Allah´ın âyetlerini yalanlayan kimselerden olma. O taktirde hüsrana uğrayanlardan olursun. Muhakkak ki onlar, Rabbinin sözünü üzerlerine hakettiler. Onlar, mü´min olmazlar. Ve eğer onlara bütün âyetler gelse bile, elîm azabı görene kadar (onlar mü´min olmazlar - âyet 96). Bundan sonra keşke bir ülke âmenû olsaydı da böylece onun (ülke halkının) îmânı, ona (ülke halkına) fayda verseydi, olmaz mıydı? Ancak Yunus´un kavmi âmenû olunca, onlardan dünya hayatında aşağılayıcı azabı kaldırdık ve onları belli bir zamana kadar metalandırdık (geçimlerini sağladık). Ve şâyet senin Rabbin dileseydi, yeryüzünde olan kimselerin hepsi elbette topluca îmân ederlerdi. Yoksa sen, insanları mü´min(ler) oluncaya kadar zorlayacak mısın? Ve Allah´ın izni olmaksızın, bir kimsenin (bir nefsin) mü´min olması (mümkün) olamaz. Ve (Allah), akıl etmeyen kimselerin üzerine ceza (azap, pislik) verir. De ki: “Semalarda ve yeryüzünde ne(ler) var bakın! Âmenû olmayan bir kavme, âyetler (deliller) ve uyarılar fayda vermez.” Yoksa onlardan önce geçmiş olan günlerin benzerinden başkasını mı bekliyorlar? “Artık bekleyin, muhakkak ki ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim.” de. Sonra Biz, resûllerimizi ve âmenû olan kimseleri böyle kurtarırız. Mü´minleri kurtarmamız üzerimize haktır. De ki: “Ey insanlar! Eğer benim dînimden (dînim hakkında) şüphe içinde oldunuzsa (olsanız da) ben, sizin Allah´tan başka taptıklarınıza tapmam. Ve lâkin sizi vefat ettirecek olan Allah´a kulluk ederim. Ve ben, mü´minlerden olmakla emrolundum.” Ve yüzünü hanif olarak dîne yönelt. Ve sakın müşriklerden olma! Allah´tan başka sana fayda ve zarar vermeyen şeylere dua etme. Bundan sonra eğer öyle yaparsan, o zaman sen mutlaka zalimlerden olursun. Ve eğer Allah, sana bir zarar (bir darlık) dokundurursa, artık onu, O´ndan (Allah´tan) başka giderecek kimse yoktur. Ve eğer sana (senin için) bir hayır isterse, o taktirde O´nun fazlını geri çevirecek kimse yoktur. O´nu kullarından dilediği kimseye isabet ettirir. Ve O; Gafûr´dur (mağfiret eden), Rahîm´dir (rahmet nurunun sahibi). De ki: “Ey insanlar, Rabbinizden size hak gelmiştir! Kim hidayete erdiyse, muhakkak ki kendi nefsi için hidayete erer. Ve kim dalâlette olduysa (kaldıysa) ancak kendi aleyhine (sorumluluğu kendi üzerinde) dalâlette olur. Ve ben, sizin üzerinize vekil değilim.” Ve sana vahyolunan şeye tâbî ol! Ve Allah, hükmedinceye (hüküm verene) kadar sabret! Ve O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Elif, lâm, râ. (Bu), âyetleri muhkem kılınmış (sağlamlaştırılmış), sonra Hakîm (hüküm sahibi, hikmet sahibi) ve Habîr (herşeyden haberdar) Olan´ın katından fasıl, fasıl açıklanmış bir Kitap´tır. (Bu kitap), Allah´tan başkasına kul olmamanız içindir. Muhakkak ki ben, O´ndan (O´nun tarafından) sizin için bir uyarıcı ve müjdeciyim. Ve Rabbinizden mağfiret istemeniz, sonra O´na tövbe etmeniz, belirlenmiş bir zamana kadar sizi güzel bir meta ile metalandırması (geçindirmesi) ve her fazl sahibine, fazlını vermesi içindir. Ve eğer (geri) dönerseniz o zaman ben, büyük günün azabının sizin üzerinize olmasından korkarım. Sizin dönüşünüz Allah´adır ve O, herşeye kaadirdir. Gerçekten onlar, O´ndan (Allah´tan) gizlenmek için, göğüslerini bükmüyorlar mı? Böylece elbiselerini perde (örtü) yapmıyorlar mı? (Allah, onların) gizledikleri şeyleri ve açıkladıkları şeyleri bilir. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir. Ve yeryüzünde yürüyen bir canlı yoktur ki; onun rızkı, Allah´ın üzerine (Allah´a ait) olmasın. Ve onun karar kıldığı (kaldığı) yeri ve onun emanet (geçici) durduğu yeri bilir. Hepsi Kitab-ı Mübîn´dedir. “Hanginiz en güzel ameli yapacak?” diye sizi imtihan etmek için 6 günde (6 yevmde) semaları ve yeryüzünü yaratan O´dur. Ve O´nun arşı su üzerinde idi. Eğer sen: “Muhakkak ki siz, ölümden sonra beas edileceksiniz (diriltileceksiniz).” dersen, kâfir olan(inkâr eden, örten) kimseler mutlaka (şöyle) derler: “Bu ancak apaçık bir sihirdir.” Ve eğer bir ümmete azabı, (onlardan) belli bir süre ertelesek (tehir etsek), mutlaka: “Onu tutan (men eden) nedir?” derler. Onlara azap geldiği gün, onlardan uzaklaştırılacak değil. (Öyle) değil mi? Onunla alay etmiş oldukları şey, onları kuşattı (ihata etti). Ve insana tarafımızdan bir rahmet tattırsak, sonra onu ondan çekip alsak, muhakkak ki o, tamamen ümitsiz bir nankör (kâfir) olur. Ve eğer ona darlık isabet ettikten sonra, ona ni´met tattırırsak, mutlaka: “Kötülükler benden gitti.” der. Muhakkak ki o, şımarık bir övünen (böbürlenen)dir. Sabredenler ve salih amel (nefsi tezkiye edici amel) yapanlar hariç. İşte onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve büyük ecir (mükâfat, bedel) vardır. Artık belki de sen, sana vahyolunanın bir kısmını terkedeceksin, onların: “Ona bir hazine indirilseydi veya onunla beraber bir melek gelseydi olmaz mıydı?” demeleri (üzerine) ve senin göğsünün (onunla) daralması sebebiyle. Sen ancak bir nezirsin (uyarıcısın) ve Allah, herşeye vekildir. Yoksa: “Onu uydurdu mu?” diyorlar. “Öyleyse onun gibi uydurulmuş olan 10 sure getirin. Ve eğer siz, doğru söyleyenlerseniz, Allah´tan başka gücünüzün yettiği kişileri de çağırın!” de. O zaman (eğer) size icabet edemezlerse o taktirde (O´nun) Allah´ın ilmi ile indirilmiş olduğunu ve O´ndan başka ilâh olmadığını bilin! Artık siz müslüman oldunuz mu (İslâm´a girdiniz mi)? Kim dünya hayatını ve onun ziynetini (süsünü) isterse (istedi ise) onların amellerini(n karşılığını) orada, onlara öderiz (veririz). Ve onlara, orada (karşılıkları) eksiltilmez. İşte onlar, onlar için ahirette ateşten başka bir şey yoktur. Ve orada (dünyada) yaptıkları şeyler, heba oldu (boşa gitti). Ve yapmış oldukları şeyler bâtıldır (geçersizdir). Artık O´nun (Allah) tarafından bir şahitin, onu okuduğu kimse mi Rabbinden kesin bir delil üzerinde oldu ki; ondan önce bir imam (rehber) ve bir rahmet olarak Musa (A.S)´ın kitabı var(dır)? İşte onlar, ona inanırlar. Ve bir topluluktan onu inkâr eden, böylece ona vaadedilen yeri, ateş olan kimse mi (Rabbinden kesin bir delil üzerinde oldu)? Bundan sonra ondan şüphe içinde olma. Çünkü o, senin Rabbinden bir haktır. Lâkin insanların çoğu mü´min olmazlar (inanmazlar). Ve kim, Allah´a yalanla iftira edenden, daha zalimdir? İşte onlar Rab´lerine arz edilirler. Ve şahitler: “İşte bunlar Rab´lerine yalan söyleyenler.” derler. Allah´ın lâneti zalimlerin üzerine değil mi? Onlar ki; Allah´ın yolundan (kişinin mürşidine ulaşmasına mani olarak ruhunun, vücudundan ayrılarak Allah´a ulaştıran Sıratı Mustakîm´e ulaşmasına engel oldukları için) saptırırlar. Ve onu (ruhun ölmeden Allah´a ulaşmasını) eğmek ve bükmek isterler (gerçek kavramından uzaklaştırmak isterler). Onlar, ahireti (ruhun ölmeden Allah´a ulaşmasını) inkâr edenlerdir. İşte onlar, yeryüzünde (Allah´ı) aciz bırakacak değiller. Ve onların Allah´tan başka dostları olmadı. Onlara azap kat kat arttırılır. Onlar işitmeye güç yetiremediler (sem´î hassaları çalışmadı). Ve onlar göremediler (basar hassaları çalışmadı). İşte onlar nefslerini hüsrana düşüren kimselerdir. Ve uydurmuş oldukları şeyler onlardan uzaklaştı (gitti). Kesinlikle ahirette en çok hüsrana uğrayacak olanlar muhakkak ki, onlardır. Muhakkak ki; âmenû olanlar (ölmeden evvel Allah´a ulaşmayı dileyenler), ıslâh edici amel (nefs tezkiyesi) yapanlar ve Rab´lerine huşû duyanlar (kalplerine ihbat konulanlar, razı ve itaatkâr olanlar), işte onlar, cennet ehlidir. Onlar, orada ebedî kalanlardır. İki toplumun durumu, âmâ ve sağır ile gören (basar hassası çalışan) ve işitenin (sem´î hassası çalışan) durumu (örneği) gibidir. İkisinin hali (seviyesi) eşit midir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? Ve andolsun ki; Nuh´u kendi kavmine gönderdik. Muhakkak ki ben, sizin için ifadesi açık ve kesin bir uyarıcıyım. Allah´tan başkasına kul olmamanız için (açıkça uyaran bir uyarıcıyım.) Muhakkak ki ben, elîm (acı) günün azabının sizin üzerinize olmasından korkuyorum. O zaman kavminden inkâr eden kimselerin ileri gelenleri (şöyle) dedi: “Biz seni, bizim gibi beşerden başka (olarak) görmüyoruz. Ve bizden aşağı (fakir, zayıf, aciz) olan basit görüş sahibi kimselerden başkasının da sana tâbî olduğunu görmüyoruz. Ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilâkis sizleri yalancı zannediyoruz.” Dedi ki: “Ey kavmim! Sizin reyiniz (görüşünüz) bu mu? Eğer ben, Rabbimden bir beyyine üzerinde isem ve bana Kendi katından bir rahmet verdi ise ve artık o, size gizli tutulduysa ve siz onu kerih görüyorken, sizi ona mecbur mu edelim (zorlayalım mı)?” Ve ey kavmim! Buna (tebliğ ettiğim şeylere) karşılık sizden mal olarak (bir şey) istemiyorum. Eğer ücretim (ecrim) varsa ancak Allah´a aittir. Ve ben âmenû olanları ((Allah´a ulaşmayı dileyenleri) tardedecek (uzaklaştıracak, kovacak) değilim. Muhakkak ki onlar, Rab´lerine mülâki olacaklar (ulaşacaklar). Ve lâkin ben, sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum. Ve ey kavmim! Eğer ben onları uzaklaştırırsam, Allah´a karşı bana kim yardım eder? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? Ve size: “Allah´ın hazineleri yanımdadır.” demiyorum. Ve gaybı bilmiyorum ve: “Muhakkak ki; ben bir meleğim.” demiyorum. Ve gözlerinizin hakir gördüğü kimselere (Allah´a ulaşmayı dileyenlere): “Allah asla bir hayır vermeyecek.” demiyorum. Onların nefslerindekileri Allah bilir. O taktirde (doğruyu söylemezsem) muhakkak ki; ben, elbette zalimlerden olurum. “Ya Nuh!” dediler. “Bizimle mücâdele etmiştin (çekişmiştin), hatta bizimle mücâdelede çok ileri gittin. Eğer sen sadıklardansan, o taktirde bize vaadettiğin şeyi getir.” Şöyle dedi: “Onu size ancak eğer dilerse Allah getirir. Ve siz, (Allah´ı) aciz bırakacak değilsiniz.” Ve eğer size nasihat etmek istersem (istesem de), şâyet Allah sizi azdırmak isterse, benim nasihatim size fayda vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O´na döndürüleceksiniz. Yoksa onu uydurdu mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uydurduysam, o zaman benim suçum bana ait. Ve ben, sizlerin işlediği suçlardan uzağım.” Ve Nuh´a: “Senin kavminden âmenû olmuş olanlar hariç, onlar asla mü´min olmayacak.” (diye) vahyedildi. Artık onların yapmış olduğu şeylerden dolayı sen, yeise kapılma. Vahyimizle ve Bizim gözetimimizde gemiyi inşa et (yap)! Zulmedenler hakkında Bana hitap etme. Onlar, muhakkak ki; boğulacak olanlardır. Ve o gemiyi yaparken, kavminin ileri gelenleri ona her uğradıklarında onunla alay ettiler. (Nuh (A.S) şöyle) dedi: “Eğer bizimle alay ediyorsanız sonra da muhakkak ki; biz, sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz.” Kendisine alçaltacak bir azap gelecek kimseleri artık yakında bileceksiniz. Ve onun üzerine, kalıcı azap nüfuz edecek. Ve emrimiz gelince, tennur kaynadı. “O zaman herşeyden, iki unsurdan oluşan (bir dişi ve bir erkek) bir çifti ve haklarında söz geçmiş olanlar (boğulacakların sözü: âyet-37) hariç, aileni ve âmenû olanları onun içine yükle.” dedik. Az kişiden başkası, onunla beraber âmenû olmadı. Ve ona binin. Onun yüzmesi ve demir atması (durması) Allah´ın adıyladır. Muhakkak ki benim Rabbim mutlaka Gafûr´dur (mağfiret eden), Rahîm´dir (rahmet nuru gönderen). Ve o (gemi) onlarla, dağ gibi dalgalar içinde yüzüyordu. Ve Nuh, ayrı bir yerde duran oğluna seslendi: “Ey oğulcuğum, bizimle beraber bin ve kâfirlerle beraber olma!” (Nuh (A.S)´ın oğlu şöyle) dedi: “Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım.” Nuh (A.S): “Bugün Allah´ın emrinden koruyan bir koruyucu yoktur. (Allah´ın) rahmet ettiği kimseler hariç.” dedi. Ve ikisinin arasına dalga(lar) girdi ve böylece boğulanlardan oldu. Ve: “Ey arz (yeryüzü), suyunu yut! Ey sema (suyunu) tut!” denildi. Ve su çekildi ve emir yerine getirildi. Ve (gemi), Cudi (dağı)nın üzerine yerleşti. Ve zalim kavme: “Uzak olsunlar.” denildi. Ve Nuh (A.S) Rabbine seslendi. “Sonra (şöyle)dedi: “Rabbim! Muhakkak ki oğlum benim ailemdendir. Ve muhakkak ki Senin vaadin haktır ve Sen, hüküm verenlerin en iyi hüküm verenisin.” (Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Ey Nuh! Muhakkak ki o, senin ailenden değildir. Muhakkak ki onun yaptığı salih olmayan bir ameldir. Öyleyse senin hakkında bir ilmin (bilgin) olmayan şeyi, Benden isteme. Muhakkak ki Ben, cahillerden olursun diye sana öğüt veriyorum.” (Nuh A.S): “Rabbim, muhakkak ki ben, onun hakkında benim bir ilmim (bilgim) olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve Senin, beni mağfiret etmen ve Senin, bana rahmet etmen olmazsa ben, hüsrana uğrayanlardan olurum.” dedi. (Şöyle) denildi: “Ey Nuh, sana ve seninle beraber olan ümmetlere (toplumlara) Bizden bir selâmetle, bereketlerle in! Ve (bazı) ümmetler (olacak ki), onları metalandıracağız (faydalandıracağız). Sonra onlara Bizden elîm (acı) azap dokunacak.” İşte bunlar, sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Sen ve senin kavmin, bundan önce onu bilmiyordunuz. Artık sabret, muhakkak ki (güzel) sonuç, takva sahiplerinindir. Ve Ad kavmine, onların kardeşi Hud (A.S) (şöyle) dedi: “Ey kavmim, Allah´a kul olun! Sizin, O´ndan (Allah´tan) başka İlâh´ınız yoktur. Siz ancak iftira edenlersiniz (uyduranlarsınız).” Ey kavmim, ona (onun karşılığında) sizden bir ecir (ücret) istemiyorum! Eğer ücretim varsa, ancak beni Yaratan´a aittir. Hâlâ akıl etmez misiniz? Ya kavmim! Rabbinizin mağfiretini isteyin. Sonra O´na tövbe edin (mürşidin önünde tövbe edip, zikre başlayın). Üzerinize sema(dan) bol yağmur (bol rahmet) göndersin. Ve sizin kuvvetinizi, kuvvet ile arttırsın. Ve mücrimler (suçlular) olarak yüz çevirmeyin. “Ya Hud! Bize bir delil (mucize) getirmedin ve biz, senin sözünden dolayı ilâhlarımızı terketmeyiz. Ve biz, sana inanmayız.” dediler. Biz ancak: “Bizim bazı ilâhlarımız, fena halde seni çarptı.” deriz. (Onlara şöyle) dedi: “Ben Allah´ı şahit tutuyorum. Ve sizin şirk koştuğunuz şeylerden benim muhakkak ki (kesinlikle), uzak (berî) olduğuma şahitlik edin!” O´ndan (Allah´tan) başka (putlarla), haydi hepiniz bana tuzak kurun. Sonra da bana mühlet vermeyin. Muhakkak ki ben, benim ve sizin Rabbiniz olan Allah´a tevekkül ettim. Yürüyen hiçbir canlı mahlûk (dabbe) yoktur ki; O (Allahû Tealâ), onun perçeminden tutmuş (O´nun kontrolü altında) olmasın. Muhakkak ki benim Rabbim, Sıratı Mustakîm üzeredir (Sıratı Mustakîm´in kontrolü Allah´tadır). Eğer hâlâ dönerseniz (yüz çevirirseniz) böylece ben, bana gönderileni (vahyi, kitabı); onu size tebliğ etmiş oldum. Ve Rabbim, sizden başka bir kavmi sizin yerinize getirir (halife kılar). Ve siz, ona (hiç) bir şeyle zarar veremezsiniz. Muhakkak ki benim Rabbim, herşeyi muhafaza edendir (en iyi koruyan). Ve emrimiz geldiği zaman, Bizden bir rahmet ile Hud (A.S)´ı ve âmenû olanları, onunla beraber kurtardık. Ve onları ağır (çok şiddetli) bir azaptan kurtardık. Ve işte Ad kavmi, Rab´lerinin âyetlerini bilerek inkâr ettiler ve O´nun resûllerine asi oldular (isyan ettiler). Ve azgın zorbaların hepsinin emrine tâbî oldular. Ve bu dünyada ve kıyâmet günü lânete tâbî tutuldular ve Ad kavmi Rab´lerini inkâr etmediler mi? Hud (A.S)´ın kavmi Ad (kavmi) (Allahû Tealâ´nın rahmetinden) uzak kaldı, öyle değil mi? Ve Semud kavmine, onların kardeşi Salih (A.S) şöyle dedi: “Ey kavmim! Allah´a kul olun. Sizin için O´ndan başka ilâh yoktur. Sizi arzdan yaratan ve orada, size imar ettiren O´dur. Öyleyse O´ndan mağfiret isteyin. Sonra O´na tövbe edin (Allah´a yönelin). Benim Rabbim muhakkak ki yakındır, (dualara) icabet edendir.” “Ya Salih, sen bundan önce aramızda, hakkında ümit beslenen bir kimse olmuştun!” dediler. “Babalarımızın taptığı şeylere, bizim tapmamızı sen bize nehy mi ediyorsun? Gerçekten, bizi O´na davet ettiğin şüphe verici şeyden, biz kesinlikle tereddüt içindeyiz.” dediler. Salih (A.S) şöyle dedi: “Ey kavmim! Eğer ben Rabbimden bir delil üzerinde isem ve bana Kendinden bir rahmet vermiş ise de görüşünüz (bu) mu? Şâyet ben, O´na asi olursam Allah´a karşı kim bana yardım eder? O taktirde benim hayırdan uzaklaşmamı artırmanızdan başka bir şey olmaz.” Ve ey kavmim! Bu Allah´ın (dişi) devesi, sizin için bir âyettir (mucize). Artık onu serbest bırakın. Allah´ın arzından yesin. Ve ona kötülükle dokunmayın. Aksi halde sizi, yakın bir azap yakalar. Buna rağmen onu kestiler. Bunun üzerine (Salih (A.S) şöyle) dedi: “Yurdunuzda üç gün (daha) faydalanın. Bu yalanlanması (tekzip edilmesi) olmayan bir vaaddir.” Bundan sonra emrimiz geldiği zaman Salih (A.S)´ı ve onun yanındaki âmenû olan kimseleri Bizden bir rahmetle kurtardık. Ve izin gününün zilletinden (de) kurtardık. Muhakkak ki senin Rabbin, O; Kaviyy´dir (güçlü), Azîz´dir (yüce). Ve zulmeden kimseleri bir sayha (çok kuvvetli korkunç ses) aldı (helâk etti). Böylece kendi yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Sanki orada hiç var olmamışlar (yaşamamışlar) gibi. Gerçekten Semud kavmi Rab´lerini inkâr etmediler mi? Semud kavmi (Allah´tan) uzak kaldı. Öyle değil mi? Ve andolsun elçilerimiz İbrâhîm (A.S)´a müjde ile geldiler: “Selâm” dediler. O (İbrâhîm A.S) da: “Selâm” dedi. Bunun üzerine, çok geçmeden kızarmış bir buzağı getirdi. (Kızarmış bir buzağı getirmesi gecikmedi.) Fakat onların ellerinin ona uzanmadığını görünce onları yadırgadı. Ve onlardan (dolayı) bir korku hissetti. (Onlar): “Korkma, muhakkak ki biz, Lut kavmine gönderildik.” dediler. Ve ayakta duran hanımı, bunun üzerine gülümsedi. O zaman onu, İshak ile ve İshak´ın arkasından Yâkub ile müjdeledik. “Hayret, ben ihtiyar (aciz) iken mi doğuracağım? Ve (işte) bu eşim de ihtiyar. Muhakkak ki bu, elbette şaşılacak bir şeydir.” dedi. (Melekler) dediler ki: “Allah´ın emrine mi şaşırıyorsun? Ey ev halkı, Allah´ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinize!” Muhakkak ki O, Hamîd (çok övülen, çok hamdedilen)dir, Mecîd´dir (şanı, yüce olan). Artık İbrâhîm (A.S)´dan korku gidip, ona müjde geldiği zaman Lut kavmi hakkında Bizimle mücâdele ediyor(du). Muhakkak ki İbrâhîm (A.S), cidden çok halim (yumuşak huylu), çok acıyan (yalvaran)dır, Allah´a yönelmiş bir kimsedir. Ey İbrâhîm, bundan vazgeç! Çünkü senin Rabbinin emri gelmiştir. Ve muhakkak ki onlara, geri çevrilemez bir azap gelecek (verilecek). Ve resûllerimiz Lut (A.S)´a geldiği zaman onlardan dolayı üzüldü ve içi daralıp, telâşlandı. Ve: “Bu, çok kötü (zorlu) bir gün.” dedi. Ve onun kavmi, koşarak onun yanına (ona) geldi. Ve daha önceden seyyiat (kötü şeyler) yapıyorlardı. “Ya kavmim, işte bunlar kızlarım! Onlar sizin için daha temizdir. Artık (Allah´tan sakının), Allah´a karşı takva sahibi olun ve misafirlerimin yanında beni rezil etmeyin. Sizin aranızda irşad eden bir adam yok mu?” dedi. “Andolsun ki; senin de bildiğin (gibi), kızların konusunda bir hakkımız (isteğimiz) yok. Ve muhakkak ki sen, bizim ne istediğimizi (maksadımızı) elbette biliyorsun.” dediler. (Lut (A.S) şöyle) dedi: “Keşke size karşı benim bir kuvvetim olsaydı veya ben, kuvvetli bir taraftara (muhkem bir yere) sığınsaydım.” (Resûller şöyle) dediler: “Ey Lut! Muhakkak ki biz, senin Rabbinin resûlleriyiz (elçileriyiz). Onlar sana asla ulaşamazlar. Hemen gecenin bir kısmında hanımın hariç, ailen ile gece çık, yürü. Sizin içinizden biriniz (hiç kimse) geri dönmesin (dönüp bakmasın). Çünkü; onlara isabet eden şey, ona da isabet edecek. Muhakkak ki onlara vaadedilen vakit, sabah vaktidir. Sabah vakti yakın değil mi?” Artık emrimiz geldiği zaman onu (o şehri) alt üst ettik (onu yükseltip alçalttık). Onların üzerine, istif edilmiş (dizilip hazırlanmış) siccilden (pişirilip sertleştirilmiş kerpiçten yapılmış) taşlar yağdırdık. Rabbinin katında damgalanmıştır (işaretlenmiştir). Ve o, zalimlerden uzak değildir. Ve Medyen kavmine, onların kardeşi Şuayb şöyle dedi: “Ey kavmim, Allah´a kul olun! Sizin için ondan başka ilâh yoktur. Ölçeği ve tartıyı eksiltmeyin. Gerçekten ben sizi hayırda (bollukta, refahta) görüyorum. Ve muhakkak ki ben, ihata eden (kuşatan) günün azabının üzerinize olmasından korkuyorum.” Ve ey kavmim, ölçeği ve tartıyı adaletle ölçün (yerine getirin)! İnsanların eşyalarını (haklarını) eksiltmeyin. Ve fesat çıkaranlar (olarak) yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer siz mü´minlerseniz Allah´ın bakiyesi (ticaretin bıraktığı kâr, helâl kazanç) sizin için daha hayırlıdır. Ve ben, sizin üzerinize muhafız (gözleyici) değilim. “Ya Şuayb! Babalarımızın ibadet ettiği şeyleri ve de mallarımız konusunda dilediğimizi yapmayı terketmemizi sana namazın mı emrediyor? Muhakkak ki sen, halimsin, reşidsin (rüşde erensin, irşad edensin).” dediler. (Şuayb şöyle ) dedi: “Eğer ben, Rabbimden bir delil üzerinde isem ve beni kendinden güzel bir rızıkla rızıklandırdı ise de görüşünüz (bu) mu? Sizi ondan men ettiğim şeyde size muhalefet etmek istemiyorum. Sadece gücümün yettiği kadar ıslâh etmek istiyorum. Benim başarım ancak Allah iledir. Ben, O´na tevekkül ettim ve O´na yöneldim.” Ey kavmim, bana karşı gelmeniz, Nuh (A.S)´ın kavmine veya Hud (A.S)´ın kavmine veya Salih (A.S)´ın kavmine isabet eden musîbetlerin bir benzerini, sakın size de isabet ettirmesin! Ve Lut (A.S)´ın kavmi, sizden uzak değildir. Ve Rabbinizin mağfiretini isteyin (dileyin). Sonra O´na (Resûl veya mürşid önünde) tövbe edin. Muhakkak ki benim Rabbim, rahmet eden (rahmet nuru gönderen) dir, Vedûd´dur (seven). Şöyle dediler: “Ya Şuayb, senin söylediklerinin çoğunu biz anlamadık! Ve gerçekten biz, seni içimizde zayıf görüyoruz. Ve senin rahtın (sana destek olan gurubun) olmasaydı mutlaka seni taşlardık. Ve sen, bize karşı üstün değilsin.” Ey kavmim! Benim rahtım (arkadaşlarım), sizin yanınızda Allah´tan daha mı üstün? Ve O´nu (Allah´ı) unutarak arkanıza attınız (önem vermediniz). Muhakkak ki benim Rabbim, yaptıklarınızı ihata eder (ilmi ile kuşatır). Ey kavmim, yapacağınız (yapabileceğiniz) şeyi yapın! Muhakkak ki ben de yapıyorum. Onu alçaltan azap kime gelir ve kim yalancıdır, yakında bileceksiniz. Ve gözleyin (bekleyin). Muhakkak ki ben de sizinle beraber bekliyorum. Ve emrimiz geldiği zaman Şuayb (A.S)´ı ve onunla beraber âmenû olanları, Bizden bir rahmetle kurtardık. Zalim kimseleri bir sayha (ses) aldı. Böylece kendi diyarlarında diz üstü çöküp kaldılar. Orada hiç yaşanmamış gibiydi. Medyen kavmi de, Semud kavminin (Allah´ın rahmetinden) uzak olduğu gibi (Allah´ın rahmetinden) uzaklaştırılmadı mı? Ve andolsun ki; Musa (A.S)´ı âyetlerimizle ve apaçık bir sultanla gönderdik. Firavun ve onun kavminin ileri gelenlerine (Musa (A.S)´ı gönderdik (âyet-96). Fakat onlar, firavunun emrine tâbî oldular. Ve firavunun emri (ise) irşad edici değildi. (Firavun), kıyâmet günü kavminin önüne geçerek böylece onları ateşe götürecek. Ve girilen yer (ne) kötü bir yerdir. Ve burada, kıyâmet gününde lânete tâbî tutuldular. Verilen bahşiş (ne) kötü bir bağıştır. İşte bu sana anlattığımız, beldelerin haberlerindendir. Onlardan ayakta kalanlar (izleri hâlâ duranlar) ve hasat olanlar (izleri silinmiş olanlar) vardır. Ve Biz, onlara zulmetmedik. Ve lâkin onlar, kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri geldiği zaman Allah´tan başka dua ettikleri ilâhlar, onlara bir fayda sağlamadı (vermedi). Ve onların helâklarını artırmaktan başka (bir şey) olmadı. Halkı zalim olan ülkeleri ahzettiği zaman senin Rabbinin yakalaması işte böyledir. Onun ahzı (yakalaması), muhakkak ki çok şiddetlidir, çok elîmdir. Muhakkak ki bunda, ahiret azabından korkan kimse için, elbette bir âyet (delil) vardır. İşte bu, insanların toplanma günüdür. Ve işte bu, şahadet günüdür. Ve Biz, onu (o günü), sayılı (belirli) bir vadeden(ecelden) başka ertelemeyiz. O gün gelince, O´nun izni olmaksızın kimse konuşamaz. O zaman onlardan bir kısmı şâkîdir (bedbaht), bir kısmı saiddir (mutlu). Şâkî olanlara gelince; artık onlar, ateştedir. Onlar, orada (yüksek sesle inleyerek ve) çok zor bir şekilde soluk soluğa, nefes alıp verirler. Onlar, semalar ve yeryüzü (cehennemin semaları ve arzı) durdukça orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır). Rabbinin dilediği şey (cehennemi yok etmeyi dilemesi) hariç. Muhakkak ki senin Rabbin, dilediği şeyi yapandır. Fakat mutlu olanlar, artık cennettedir. (Cennetlerin) semaları ve arzı durdukça, Rabbinin dilediği şey (cenneti yok etmeyi dilemesi) hariç, onlar orada ebedî kalanlardır (kalacaklardır). Artık sen, onların taptığı şeylerden şüphe içinde olma. Onlar, ancak babalarının önceden ibadet ettiği gibi ibadet ediyorlar (onların taptığı şeylere tapıyorlar). Ve muhakkak ki Biz, onların nasiplerini eksiltmeksizin öderiz (ödeyenleriz). Ve andolsun Musa (A.S)´a kitap verdik. Onun hakkında ihtilâfa (anlaşmazlığa) düştüler. Rabbinden bir söz (hesabın kıyâmet gününde görüleceği) geçmemiş olsaydı onların aralarında mutlaka hüküm verilmiş olurdu. Muhakkak ki onlar, mutlaka O´ndan (Kur´ân´dan) şüpheli bir tereddüt içindedirler. Ve muhakkak ki Rabbin, onların hepsinin amellerinin karşılığını mutlaka onlara öder. Muhakkak ki O, onların amellerinden (yaptığı şeylerden) haberdar olandır. Artık sen, sana tövbe ederek, tâbî olanlarla birlikte emrolunduğun gibi istikamet üzere ol. Ve azgınlık yapmayın (aşırı gitmeyin). Muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir. Ve zalim olan kimselere meyletmeyiniz. O taktirde size ateş dokunur. Sizin Allah´tan başka dostunuz yoktur. Sonra yardım olunmazsınız. Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın kısmında namazı ikame et. Muhakkak ki haseneler (kazanılan dereceler), seyyiati (kaybedilen dereceleri) giderir. İşte bu, zikredenler için bir öğüttür. Ve sabret, muhakkak ki Allah, muhsinlerin ecrini zayi etmez. Bu durumda, sizden önceki nesillerden bakiye sahiplerinden (asırlarca münkerden nehyedenler ve ma´rufla emredenler) onlardan kurtardıklarımızdan pek azı dışındakilerden de bir kısmı, yeryüzünde fesattan nehyetseler (men) olmaz mıydı? Zalim olanlar, onları şımartan şeylere (mal, mülk) tâbî oldular. Ve mücrimler (suçlular) oldular. Ve senin Rabbin, halkı ıslâh edici olan beldeleri zulüm ile helâk edici olmadı. Ve Rabbin, şâyet dileseydi insanları tek bir ümmet yapardı. Oysa ihtilâflar devam edecek. Rabbinin rahmet ettiği (Rahîm esmasıyla tecelli ederek rahmet nuru gönderdiği) kimseler (ihtilâfa düşmeyip Allah´a ulaşmayı dileyenler) hariç. Ve onları (insanları), bunun için (ihtilâfa düşenlerle düşmeyenleri ayırmak için) yarattı. Rabbinin (ihtilâfa düşenler yani Allah´a ulaşmayı dilemeyenler için) sözü tamamlandı: Cehennemi mutlaka tamamen insanlar ve cinlerle dolduracağım. Ve sana anlattığımız şeylerin hepsi, resûllerin haberlerindendir. Onlarla senin kalbindeki fuad hassasını (fiziğin ötesindeki idrak) sağlamlaştırırız. Ve bunda (bu haberlerde) sana hak, mü´minlere öğüt ve zikir geldi. Ve mü´min olmayanlara de ki: “Siz yapmakta olduğunuz şeyleri yapın (devam edin). Muhakkak ki biz (de) yapanlarız.” Ve bekleyin! Muhakkak ki biz de bekleyenleriz. Semaların (göklerin) ve arzın gaybı Allah´ındır. İşlerin hepsi O´na döndürülür. Öyleyse O´na kul olun ve tevekkül edin. Senin Rabbin, yaptığınız şeylerden gâfil (habersiz) değildir. Elif, Lâm, Râ. Bunlar, beyan edilmiş (açıklanmış) Kitab´ın âyetleridir. Muhakkak ki Biz, O´nu Arapça Kur´ân olarak indirdik. Böylece siz akıl edersiniz. Sana vahyettiğimiz bu Kur´ân ile en güzel kıssaları sana anlatıyoruz. Ve oysa sen, ondan önce elbette gâfillerdendin. Yusuf (A.S), babasına şöyle demişti: “Babacığım, gerçekten ben on bir yıldız, güneş ve ay gördüm. Onları bana secde eder (vaziyette, durumda) gördüm.” (Babası) şöyle dedi: “Ey oğulcuğum, rüyanı kardeşlerine anlatma! O zaman (anlattığın taktirde) sana tuzak kurarlar. Muhakkak ki; şeytan, insana apaçık düşmandır.” Ve işte böylece, Rabbin seni seçecek ve sözlerin (olayların) tevîlini (yorumunu) sana öğretecek. Sana ve Yakûb (A.S)´ın ailesine de, (tıpkı) daha önce ataların İbrâhîm (A.S) ve İshak (A.S)´a (ni´metini) tamamladığı gibi, ni´metini tamamlayacak. Muhakkak ki senin Rabbin, Alîm (en iyi bilen)dir, Hakîm (hüküm veren hikmet sahibi)dir. Andolsun ki; Yusuf ve kardeşlerinde, soranlar için âyetler (dersler) vardır. “Yusuf ve kardeşi, babamıza: “Gerçekten bizden daha sevgili.” demişlerdi. Ve biz bir grubuz. Muhakkak ki; babamız, gerçekten açık bir yanılgı içinde. Yusuf´u öldürün veya onu bir yere atın. Babanızın yüzü, size dost olsun (babanızın sevgisi size kalsın). Ve ondan sonra salihler topluluğu olun. İçlerinden bir sözcü şöyle dedi: “Yusuf´u öldürmeyin. Bir şey yapacaksanız onu, kuyunun dibine atın. Bir yolcu kafilesi, onu bulur.” "Ey babamız! Sana ne oldu? Yusuf (konusunda) bize emniyet etmiyorsun (güvenmiyorsun). Ve muhakkak ki; biz, onun iyiliğini isteyenleriz.” dediler. Yarın onu bizimle gönder. Bol bol yesin ve oynasın. Ve muhakkak ki; biz, onu gerçekten muhafaza edenleriz (koruyanlarız). (Babası) şöyle dedi: “Onunla gitmeniz muhakkak ki; gerçekten beni mahzun eder. Ve ben, siz ondan gâfilken, onu bir kurdun yemesinden korkarım.” “Ve biz gerçekten kuvvetli bir topluluk iken, eğer onu bir kurt yerse, o zaman biz mutlaka hüsrana düşen kimseler oluruz.” dediler. Böylece hep beraber, onu kuyunun dibine atmak için götürdükleri zaman Biz, ona (Yusuf´a): "Onlar, farkında değillerken onlara bu yaptıklarını anlatacağını…” vahyettik. Ve babalarına yatsı vakti ağlayarak geldiler. “Ey babamız! Biz, yarış yapmak için gittik ve Yusuf´u eşyamızın yanına bıraktık. O zaman (o esnada) onu kurt yedi. Biz doğru söylesek bile, sen bize inanacak değilsin.” dediler. Ve üzerinde yalancı kan bulunan gömleğini getirdiler. (Babası şöyle) dedi: “Hayır. Sizi, nefsiniz bir işe sevketti. Artık bundan sonrası (benim yapmam gereken şey) güzel (bir) sabırdır. Sizin anlattığınız şeye karşı istiane (yardım) istenecek olan (sadece) Allah´tır.” Ve bir yolcu kafilesi (kervan) geldi. Sonra da sucularını (kuyuya) gönderdiler. Böylece kovasını sarkıttı. “Müjde! Bu bir (erkek) çocuk.” dedi. Onu ticaret malı olarak sakladılar. Ve Allah, yaptıklarını (yapmakta olduklarını) en iyi bilendir. Ve onu (Yusuf´u), az bir fiyatla, birkaç dirheme sattılar. Çünkü; ona karşı zahidlerden idiler. Mısır´da onu satın alan kişi, hanımına şöyle dedi: “Onun yerleşeceği yeri, özenle hazırla (ona karşı kerim ol). Belki bize faydası olur veya (belki de) onu evlât ediniriz.” Ve işte böylece ona hadîslerin (olayların, sözlerin) tevîlini (yorumunu) öğretelim diye Yusuf´u yeryüzünde yerleştirdik. Ve Allah, emrinde gâlip olandır. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. Ve en kuvvetli çağına ulaştığı (bulûğa erdiği) zaman ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik. Muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. (Yusuf´un) evinde kaldığı kadın, ondan murat almak istedi. Kapıları sımsıkı kapatıp: “Hadi gel, senin için...” dedi. O (Yusuf da) şöyle dedi: “Allah´a sığınırım. O benim Rabbimdir. Benim yerleşme yerimi en güzel şekilde yaptı. Muhakkak ki; zalimler felâha (kurtuluşa) ermezler.” Ve andolsun ki; (kadın) onu arzuladı. Eğer Rabbinin delilini görmeseydi, o (Yusuf A.S) da onu arzulamıştı. İşte böylece onu kötülükten ve fuhuştan uzaklaştırırız. Muhakkak ki; o muhlis kullarımızdandır. Ve ikisi de kapıya koştular. (Kadın) onun gömleğini arkadan (çekerek) yırttı. Ve kapının yanında onun (kadının) efendisi ile karşılaştılar. Ve (kadın) şöyle dedi: "Senin ehline (ailene) kötülük yapmak isteyen kimsenin cezası zindana atılmak veya acı (bir) azaptan başka nedir?” (Yusuf şöyle) dedi: "O beni elde etmek istedi. Onun (kadının) ailesinden bir şahit, şahitlik etti. Eğer onun gömleği önden yırtılmış ise o taktirde, o (bayan) doğru söylemiştir ve o (erkek) yalancılardandır." Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, o taktirde o (kadın) yalan söyledi ve o (erkek) doğru söyleyenlerdendir. Böylece onun gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu gördüğü zaman, (kadının eşi) şöyle dedi: “Muhakkak ki o sizin tuzağınız. Sizin tuzağınız geçekten büyüktür.” Yusuf, sen bundan yüz çevir. Ve (sen) de (kadın) günahın için mağfiret dile. Muhakkak ki; sen, kasten günah işleyenlerden oldun. Şehirdeki kadınlar: “Azîzin (vezirin) hanımı, onun (emrinde) olan (kölesi) genç delikanlıyı elde etmek istiyor. Aşk onun kalbine işlemiş. Biz, gerçekten onu apaçık bir sapıklıkta görüyoruz.” dedi(ler). (Kadınların) onu çekiştirdiklerini işittiği zaman, onlara (davetçi) gönderdi. Ve onlara karşılıklı oturacak yer hazırladı. Onlardan herbirine (meyve soymaları için) bir bıçak verdi. Ve (Yusuf´a): “Onlara (kadınlara), çık!” dedi. Böylece onu gördükleri zaman ona hayran kaldılar ve ellerini kestiler. Ve: “Hâşâ! Allah için, bu bir beşer değil, ancak kerim (bir) melektir.” dediler. Şöyle dedi: “Hakkında beni kınadığınız kişi; işte bu!” Yemin ederim ki; onun nefsini elde etmek istedim (onun nefsinden murat almak istedim). Fakat o, şiddetle sakındı. Ve eğer ona emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşenlerden olacak. (Yusuf A.S) şöyle dedi: “Rabbim, zindan bana, beni ona davet ettikleri şeyden daha sevimli.” Onların (kadınların) tuzaklarından beni uzaklaştırmazsan (uzaklaştırman hariç) onlara meylederim ve cahillerden olurum. O zaman Rabbi ona icabet etti. Böylece onların hilesini ondan uzaklaştırdı. Muhakkkak ki O, en iyi işiten ve en iyi bilendir. Daha sonra delilleri gördükten sonra, belli bir süreye kadar onu mutlaka zindana atmaları, onlara uygun göründü. Ve onunla beraber iki genç erkek (de) zindana girdi. İkisinden biri şöyle dedi: “Muhakkak ki; ben kendimi (rüyamda) üzüm sıkarken görüyorum.” Ve diğeri (de) şöyle dedi: “Gerçekten ben (de) kendimi başımın üstünde ekmek taşırken görüyorum. Kuşlar ondan yiyorlar. Bize onun (onların) tevîlini (yorumunu) haber ver (anlat). Muhakkak ki; biz seni muhsinlerden görüyoruz." Yusuf (A.S) şöyle dedi: “Size, rızıklandırılacağınız bir yemek gelmez ki; o, size gelmeden önce ben, size onun tevîlini (yorumunu) yapmış, size haber vermiş olmayayım. İşte bu ikisi, Rabbimin öğrettiklerindendir. Gerçekten ben, Allah´a îmân etmeyen ve ahiretlerini (Allah´a ruhlarını ulaştırmayı) inkâr eden bir kavmin dînini terkettim.” Ve ben, atalarım İbrâhîm (A.S), İshak (A.S) ve Yâkub (A.S)´ın dînine tâbî oldum. Bizim, Allah´a bir şey ile şirk koşmamız olamaz. İşte bu, Allah´ın bize ve insanlara fazlındandır. Fakat insanların çoğu, şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Ayrı ayrı Rab´ler mi daha hayırlı yoksa Vahid (tek) olan, Kahhar (kahredici, hâkim ve gâlip) olan Allah mı? Sizin ondan başka taptıklarınız, Allah´ın kendilerine bir delil indirmediği, sadece siz ve babalarınızın onu isimlendirdiğiniz (putlardan) başka bir şey değildir. Hüküm ise ancak Allah´a aittir. Sizin O´ndan başkasına ibadet etmemenizi emretti. İşte bu kayyum (Âdem A.S)´tan kıyâmete kadar devam edecek olan) dîndir. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Bu durumda sizin ikinizden biri, bundan sonra efendisine şarap sunacak (sakiliğe devam edecek) fakat diğeri asılacak. Böylece kuşlar onun başından yiyecek. Hakkında ikinizin de tabirini (fetvasını) istediğiniz iş kesinleşmiştir (kaza edilmiştir). Ve ikisinden kurtulacağını bildiği kişiye: “Efendinin yanında beni an (zikret)." dedi. Fakat şeytan ona, efendisine onu anmayı unutturdu. Böylece birkaç sene zindanda kaldı. Ve Melik şöyle dedi: “Gerçekten ben, yedi (adet) zayıf ineğin, yedi (adet) semiz ineği yediğini görüyorum. Ve yedi yeşil başak ve diğerlerini de kurumuş görüyorum. Ey (kavmin) ileri gelenleri! Şâyet siz (rüya) tabir edenlerseniz, bana rüyamı yorumlayın." “Karmakarışık rüyalar, biz böyle rüyaların yorumunu bilenler değiliz.” dediler. O ikisinden kurtulmuş olanı (unuttuğunu) hatırladı ve (şöyle) dedi: "Ben, size bir süre sonra onun tevîlini (yorumunu) haber vereceğim. Hemen beni gönderin." Yusuf, ey sıddîk! Yedi (adet) semiz inek, onları yiyen yedi (adet) zayıf (inek) ve yedi (adet) yeşil sümbül (başak) ve kurumuş olan diğerleri hakkında bize yorum yap. Belki (umarım) ben insanlara dönerim. Böylece (seni ve rüyanın anlamını) onlar öğrenirler. “Yedi yıl eskisi gibi ekin ekin. Böylece (bunlardan) yediğiniz az bir kısmı hariç, hasat ettiklerinizi başağında bırakın.” dedi. Bir süre sonra, bunun arkasından zor 7 (kıtlık yılı) gelecek. Biriktirdiklerinizden az bir kısmı hariç daha önce onlar için sakladıklarınızı yiyecekler. Bundan sonra içinde insanlara bol mahsûl olan bir yıl gelecek ve o yıl da meyvelerin suyunu sıkacaklar. Ve Melik: “Onu bana getirin.” dedi. Böylece ona, resûl (ulak, haberci) geldiği zaman Yusuf (A.S): “Efendine dön ve ellerini kesen kadınların hali (durumu) nedir, ona sor.” dedi. Muhakkak ki; Rabbim onların hilelerini en iyi bilendir. (Melik): "Yusuf´u elde etmek istediğiniz zaman konuştuğunuz konu neydi?" dedi. Onlar (kadınlar) şöyle dediler: “Hâşâ, Allah için ondan bir kötülük görmedik." Azîzin karısı da: “Şimdi hak (gizli iken) ortaya çıktı. Ben, onun nefsinden murat almak istedim. Muhakkak ki; o sadıklardandır.” dedi. (Yusuf haberciye dedi ki:) "İşte bu, benim onun gıyabında (yokluğunda) ona (efendime) ihanet etmediğimi ve Allah´ın, ihanet edenlerin hilesini başarıya ulaştırmadığını bilmeleri içindir." Ve ben, nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Çünkü nefs, mutlaka sui olanı (şerri, kötülüğü) emreder. Rabbimin Rahîm esmasıyla tecelli ettiği (nefsler) hariç. Muhakkak ki Rabbim, mağfiret edendir (günahları sevaba çevirendir). Rahîm´dir (rahmet nurunu gönderen ve merhamet edendir). Ve melik şöyle dedi: “Onu bana getirin! Onu kendim için seçtim." Onunla konuşunca: “Muhakkak ki; sen, bugün bizim yanımızda mevki sahibisin, eminsin (güvenilir kişisin).” dedi. (Yusuf A.S) şöyle dedi: “ Beni bu yerin hazineleri üzerine sorumlu kıl! Muhakkak ki; ben iyi korurum, iyi bilirim.” Ve işte böylece Yusuf (A.S)´ı yeryüzünde yerleştirdik (mevki sahibi yaptık). Onun (yeryüzünün), dilediği yerine yerleşti. Dilediğimiz kimseye rahmetimizi göndeririz. Ve muhsinlerin ecrini (mükâfatını) zayi etmeyiz. Ve mutlaka âmenû olan (yaşarken Allah´a ulaşmayı dileyen) kimseler için ahiretin (ruhu hayatta iken Allah´a ulaştırmanın) ecri (mükâfatı) daha hayırlıdır. Ve onlar takva sahibi olmuşlardır. Ve Yusuf (A.S)´ın kardeşleri geldiler ve onun yanına girdiler. Onlar onu tanımadıkları halde o, onları hemen tanıdı. Ve onların zahiri yüklerini hazırlayınca şöyle dedi: “Sizin babanızdan olan diğer kardeşinizi bana getirin. Ölçüyü tam ifa ettiğimi görmüyor musunuz? Ben ikram edenlerin en hayırlısıyım." “Eğer onu bana getirmezseniz, o taktirde benim yanımda sizin için bir ölçek (zahire bile) yoktur. Ve bir daha yanıma gelmeyin (bana yaklaşmayın).” “Onu babasından istemeye çalışacağız. Ve biz bunu mutlaka yaparız.” dediler. Adamlarına (yardımcı gençlere) şöyle dedi: “Onların erzak bedellerini, yüklerinin içine koyun (geri verin). Umulur ki; onlar ailelerine geri döndükleri zaman onu farkederler, böylece geri gelirler." Böylece ailelerine döndükleri zaman (babalarına) şöyle dediler: “ Ey babamız! Bize ölçek (erzak verilmesi) yasak edildi. Artık kardeşimizi bizimle gönder ki; biz ölçekle (erzak) alalım. Muhakkak ki; biz onu gerçekten koruyanlarız." (Yâkub A.S) şöyle) dedi: “Ancak daha önce onun kardeşi için sizden emin olduğum gibi onun hakkında size güvenir miyim? Fakat Allah koruyucuların en hayırlısıdır ve O rahmet edenlerin en çok rahmet edenidir.” Ve yüklerini (metalarını) açtıkları zaman sermayelerini kendilerine iade edilmiş buldular ve şöyle dediler: “Ey babamız! Daha ne isteriz. Bunlar bizim sermayemiz. Bize geri verilmiş ve ailemize (gene) erzak getiririz ve kardeşimizi koruruz. Ve (erzakımızı) bir deve yükü (daha) arttırırız. İşte bu az bir miktardır.” (Yâkub A.S): “Sizin kuşatılmanız hariç onu mutlaka bana getireceğinize dair, Allah adına bir misak (kesin söz) verinceye kadar onu sizinle göndermem." dedi. Bunun üzerine ona misaklerini verdiler. O zaman şöyle dedi: “Allah bizim söylediklerimize vekildir.” Ve şöyle dedi: “Ey oğullarım! Bir tek kapıdan girmeyiniz. Ayrı kapılardan giriniz. Allah´tan olan bir şeyi sizden gideremem. Hüküm ancak Allah´a aittir. Ben, O´na tevekkül ettim. Artık tevekkül edenler de, O´na tevekkül etsinler." Ve babalarının onlara emrettiği yerden girdiler. Fakat bu, Allah´tan olan bir şeyi onlardan gidermedi (onlara bir fayda vermedi). Ancak (bu), Yâkub (A.S) nefsindeki bir dileği yerine getirmiş oldu. Muhakkak ki; o, Biz ona öğrettiğimiz için bir ilmin sahibi idi. Fakat insanların çoğu bilmez. “Yusuf (A.S)´ın huzuruna girdikleri zaman (öz) kardeşini yanına aldı. “Gerçekten ben senin kardeşinim, artık onların yaptıkları şeylere üzülme.” dedi. Artık onların yükünü hazırladığı zaman su kabını, kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra müezzin: “Ey kafile, muhakkak ki; siz gerçekten hırsızlarsınız!” diye seslendi. Onlara dönerek: “Kaybettiğiniz nedir?” dediler. “Melik´in su kabını kaybettik.” dediler. Kim onu getirirse (ona) bir deve yükü (erzak) var. Ve ben, ona kefilim. Allah´a andolsun ki; siz de biliyorsunuz biz burada fesat çıkarmak için gelmedik. Ve biz, hırsız değiliz (olmadık). “Eğer siz yalan söylüyorsanız, o taktirde onun cezası nedir?” dediler. “Onun cezası, o taktirde yükünde (kayıp eşya) bulunan kişinin kendisidir (kişinin kendisi ceza olarak bir yıl köle olur). Biz, zalimleri işte böyle cezalandırırız.” dediler. Böylece (aramaya) kardeşinin heybesinden önce onların ( diğer kardeşlerinin) heybeleri ile başladı. Sonra onu kardeşinin heybesinden çıkardı. Yusuf için işte böyle bir düzen hazırladık. Allah´ın dilemesi hariç Melik´in milletinde (kurallarında) kardeşini (tutmak, alıkoymak) olmazdı. Dilediğimiz kimsenin derecelerini yükseltiriz. Ve bütün ilim sahiplerinin üstünde daha iyi bilen vardır. Şöyle dediler: “Eğer o çalmışsa ondan önce onun kardeşi de çalmıştı.” Fakat Yusuf onu içinde gizledi, onlara açıklamadı. (İçinden dedi ki:) “Sizin durumunuz daha fena, Allah anlattıklarınızı çok iyi bilir.” “Ey azîz (vezir)! Gerçekten onun çok yaşlı, büyük bir babası var. O sebeple onun yerine bizden birisini al (tut). Muhakkak ki; biz seni muhsinlerden görüyoruz.” dediler. Eşyamızı yanında bulduğumuz kişiden başkasını almaktan (tutmaktan) Allah´a sığınırım. Eğer biz (bunu) yaparsak, o zaman elbette zalimlerden oluruz. Artık ondan ümitlerini kestikleri zaman bir kenara çekildiler. Onların en büyüğü gizlice konuşarak şöyle dedi: “Babamızın sizden, Allah adına misak aldığını ve daha önce Yusuf´a yaptığınız kusuru bilmiyor musunuz? Babam bana izin verinceye kadar veya Allah benim hakkımda hüküm verinceye kadar, artık buradan asla ayrılmayacağım. Ve o hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” Babanıza dönün ve şöyle söyleyin: “Ey babamız! Senin oğlun, gerçekten hırsızlık yaptı. Biz bildiğimizden başka bir şeye şahit olmadık (görmedik). Ve biz gaybı (nasıl olduğunu) da bilmiyorduk." Ve içinde bulunduğumuz şehir halkına ve aralarında döndüğümüz kervana sor. Muhakkak ki; biz gerçekten sadıklarız (doğru söyleyenleriz). Yâkub (A.S) şöyle dedi: "Hayır, sizin nefsiniz sizi bu işe teşvik etti.” Artık bundan sonrası güzel (bir) sabırdır. Umulur ki; Allah, onların hepsini bana getirir. Muhakkak ki; O Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm (hikmet ve hüküm sahibi) olandır. Ve onlardan yüz çevirdi ve: “Yusuf´a yazık oldu (vah yusuf)” dedi. Artık o üzüntüsünü sakladığı (kezim olduğu) halde hüzünden gözleri ağardı. (Oğulları) şöyle dediler: “Allah´a andolsun ki; hasta oluncaya veya helâk oluncaya kadar Yusuf´u anmaya devam ediyorsun.” (Yâkub A.S ) şöyle dedi: “Ben kederimi ve hüznümü sadece Allah´a arz ederim (şikâyet ederim). Ve sizin bilmediğiniz şey(ler)i ben Allah´tan (Allah´ın bildirmesi ile) bilirim." Ey oğullarım, gidin ve Yusuf´u ve onun kardeşini iyice araştırın! Allah´ın vereceği ferahlıktan umut kesmeyin. Muhakkak ki; kâfirler (onu inkâr edenler) kavminden başkası, Allah´ın vereceği ferahlıktan umut kesmez. Bundan sonra onun huzuruna girince şöyle dediler: “Ey azîz! Bize ve ailemize şiddetli darlık dokundu ve biz az sermaye ile geldik. Artık bize ölçeği tam olarak ver ve bize tasadduk et (sadaka ver). Muhakkak ki; Allah sadaka verenlerin mükâfatını verir." Yusuf (A.S): “Siz cahil iken Yusuf´a ve onun kardeşine yaptığınız şeyi bildiniz mi (hatırladınız mı)?” dedi. “Gerçekten sen misin? Mutlaka sen Yusuf´sun!” dediler. “Ben Yusuf´um ve bu benim kardeşim. Allah bizi ni´metlendirdi. Çünkü kim takva sahibi olur ve sabrederse, o taktirde, muhakkak ki; Allah muhsinlerin ecrini zayi etmez.” “Allah´a yemin olsun ki; Allah seni kesinlikle bize üstün kılmış. Ve biz, elbette (kasten günah işleyen) günahkârlar olduk.” dediler. “Bugün size kınama (suçlama) yoktur. Allah size mağfiret etsin. Ve O, Rahîm olanların en çok rahmet (merhamet) edenidir.” dedi. “Bu gömleğimi götürün, sonra da onu babamın yüzüne sürün. Görme hassası (geri) gelir. Ve ailenizin hepsini bana getirin.” Ve kafile (Mısır´dan) ayrıldığı zaman onların babası şöyle dedi: “Bana ´bunuyor´ demezseniz, gerçekten ben Yusuf´un rayihasını (kokusunu, Yusuf´tan gelen rüzgârın esintisini) duyuyorum.” “Allah´a yemin olsun” dediler. “Gerçekten sen eski dalâletinin (eski üzüntünün verdiği sapmanın) içindesin.” Böylece müjdeci geldiği zaman onu (Yusuf´un gömleğini), onun (babasının) yüzüne sürdü. Görme hassası hemen geri döndü. Yâkub (A.S): “Ben size demedim mi? Gerçekten, ben sizin bilmediğiniz şeyleri Allah´tan (vahiy olarak) biliyorum.” dedi. (Yusuf (A.S)´ın kardeşleri) şöyle dediler: “Ey babamız! Bizim günahlarımız için mağfiret dile. Gerçekten biz, bilerek günah işleyenlerden olduk." “Sizin için Rabbimden yakında mağfiret isteyeceğim. Muhakkak ki; O Gafûr´dur, Rahîm´dir.” dedi. Böylece Yusuf´un huzuruna girdikleri zaman, anne ve babasını kendi yanına aldı. Ve şöyle dedi: “Allah´ın dilemesiyle emin (güvende) olarak Mısır´a girin.” Ve anne babasını tahtın üstüne çıkarttı. Ona secde ederek eğildiler. Yusuf (A.S) şöyle dedi: “Ey babacığım! Bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Rabbim onu hakikat kıldı (gerçekleştirdi). Ve beni zindandan çıkardığı zaman bana en güzelini yaptı (Benim için en güzelini dizayn etti). Ve şeytan, benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra sizi çölden getirdi. Muhakkak ki; benim Rabbim, dilediğine lutuf sahibidir. Alîm (en iyi bilen) ve Hakîm (en iyi hüküm veren, hikmet sahibi) olan muhakkak ki; “O” dur.” “Rabbim bana mülk verdin. Ve olayların (sözlerin, rüyaların) tevîlini (yorumunu) bana öğrettin. Semaları ve yeryüzünü yaratan, Sen benim dünyada ve ahirette velîmsin (dostumsun). Beni müslüman (Allah´a teslim-i küllî ile teslim olan) olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat. İşte bu sana vahyettiğimiz gaybın haberlerindendir. Ve onlar, tuzak hazırlıyorken, işleri için karar verdikleri zaman, sen onların yanında değildin. Ve sen (onların mü´min olmalarını) çok istesen bile, insanların çoğu mü´min olmazlar. Ve sen onlardan bir ücret istemiyorsun. O ancak âlemlere bir zikirdir. Semalarda ve yeryüzünde nice âyet (delil) vardır. Ve onlar, ondan (o delilden) yüz çevirerek yanından geçerler. Ve onların çoğu, şirk koşmadan Allah´a inanmazlar. Bundan sonra Allah´ın azabından bir perdenin (herşeyi örtüp kaplayan bir azabın) gelmesinden veya onlar farkında olmadan o saatin (o vaktin) ansızın onlara gelmesinden (gelmeyeceğinden) emin mi oldular? De ki: “Benim ve bana tâbî olanların, basiret üzere (kalp gözüyle basar ederek, Allah´ı görerek) Allah´a davet ettiğimiz yol, işte bu yoldur. Allah´ı tenzih ederim. Ve ben, müşriklerden değilim.” Senden önce, kendilerine vahyettiğimiz şehirler halkının adamlarından başkasını göndermedik. Onlar yeryüzünde dolaşmazlar mı? Artık baksınlar! Onlardan öncekilerin akıbetleri (sonları) nasıl oldu? Ve takva sahipleri için ahiret yurdu mutlaka daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz? Resûller, umutlarını kestikleri zaman ve hatta yalanlandıklarını zannettikleri bir sırada, onlara yardımımız geldi. Böylece dilediğimiz kimse(ler) kurtarıldı. Azabımız mücrim kavimden geri döndürülmez. Andolsun ki; onların kıssalarında ulûl´ elbab için (sır sahipleri için) bir ibret vardır. Uydurulan bir söz değildir ve lâkin onların ellerindekini tasdik eder ve herşeyi ayrı ayrı açıklar. Mü´min kavim için bir hidayet ve rahmettir. Elif, lâm, mim, râ; bunlar Kitab´ın âyetleridir. Ve sana Rabbinden indirilen haktır. Fakat insanların çoğu inanmazlar (mü´min olmazlar). Görmekte olduğunuz semaları (gök katlarını) direksiz olarak yükselten Allah´tır. Sonra arşa istiva etti. Ve Güneş´i ve Ay´ı emri altına aldı. Hepsi belirlenmiş bir süreye kadar akıp gider. İşleri düzenleyip idare eder. Âyetleri ayrı ayrı açıklar ki; böylece Rabbinize mülâki olmaya (ölmeden evvel ruhunuzu Allah´a ulaştırmaya) yakîn hasıl edersiniz. Yeryüzünü uzatıp, yayan O´dur. Orada dağlar ve nehirler kıldı (yarattı, oluşturdu). Orada bütün ürünlerden ikili çiftler (zıt cinsli eşler) yarattı (oluşturdu). Geceyi, gündüze örter. Muhakkak ki; bunda tefekkür eden kavim için elbette âyetler (deliller) vardır. Yeryüzünde birbirine komşu kıtalar (kara parçaları) ve üzüm bağları, ekinler ve budaklı ve budaksız, hurma ağaçlarından bahçeler vardır. Aynı su (tek bir su) ile sulanır ve Biz onların bazısını bazısına, yenmesinde (tadına, lezzetine ve kokusuna göre) üstün kılarız. Akıl eden kavim için muhakkak ki bunda, âyetler vardır. Eğer acayip buluyorsan (şaşıyorsan) (bil ki;) asıl onların: “Biz toprak olduğumuz zaman mı, gerçekten, mutlaka yeniden mi halkedileceğiz (yaratılacağız)?" sözleri acayip (şaşılacak şey)dir. İşte onlar, Rab´lerini inkâr eden kimselerdir. Ve işte onlar, boyunlarında demir halkalar olanlardır ve işte onlar ateş ehlidir. Onlar orada ebedî kalanlardır. Ve onlardan önce birçok cezalar gelip geçmiş olduğu halde, senden haseneden önce seyyiati (iyilikten önce kötülüğü) acele istiyorlar. Ve muhakkak ki; senin Rabbin, insanlar için, onların zulümlerine karşı mağfiret sahibidir. Ve muhakkak ki; Rabbinin ikabı elbette çok şiddetlidir. Ve kâfirler derler ki: “O´nun üzerine Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?” Sen, sadece bir uyarıcısın ve bütün kavimler için hidayetçi vardır (zamanın her parçasında ve bütün kavimlerde). Allah bütün kadınların ne taşıdığını ve rahimlerinin neyi azalttığını ve neyi artırdığını bilir. O´nun katında herşey bir miktarla takdir edilmiştir. Görünen (şahit olunan) ve görünmeyeni (gaybı) bilir. Büyüktür, Âlî (yüce)dir. Sizden, sözü gizleyen kimse ile onu alenen (açıkça) söyleyen kimse ve o geceleyin gizlenip, gündüzleyin yoluna devam eden kimse müsavidir (eşittir). (O, hepsini bilir. âyet: 9) Onları (o kavimdekileri), önünden ve arkasından (önden arkaya doğru uzanan) takip edenler (devrin imamlarını koruyan muhafız melekler) vardır. Allah´ın emrinden olup, onları korurlar. Muhakkak ki; Allah, onlar nefslerinde olan şeyi (hidayette kalma konusundaki niyetlerini) bozmadıkça, bir kavimde olan şeyi bozmaz (devrin imamının ruhunu başlarının üzerinden almaz). Ve Allah, bir kavme ceza vermeyi dilediği zaman, artık onu reddedecek (mani olacak kimse) yoktur. Ve onlar için, ondan başka koruyan bir dost yoktur. Size şimşeği korku ve ümit için göster. (Yağmur) yüklü bulutları inşa eden (düzenleyen) O´ dur. Gök gürültüsü ve melekler, O´nu, hamd ile ve O´nun (Allah´ın) korkusundan tesbih ederler. Ve yıldırımları, O gönderir. Böylece onlar, Allah hakkında mücâdele ederlerken, dilediği kimseye onu isabet ettirir. Ve O, karşı koyulması mümkün olmayandır. Hakkın daveti O´nadır (Kendisinedir, Allah´adır). O´ndan başkasına davet ettikleri (şeyler), onlara bir şeyle icabet etmezler. Onlar ancak suya, onun ağzına, suyun ulaşması için avucunu açmış kimse gibidir. O (su), ona ulaşacak değildir. Ve kâfirlerin daveti, dalâletten (su nasıl onların ağızlarına ulaşamıyorsa, dalâlette olanlar da hidayete ulaşamaz) başka bir şey değildir. Yerdekiler ve göktekiler ve onların gölgeleri, sabah akşam, isteseler de istemeseler de Allah´a secde ederler. (Fizik vücutların gölgesi nefs ve ruhtur. Fizik vücutlar secde edince, nefsler de secde ederler. Ruh hasletleri ile isteyerek secde eder. Nefs, afetlerinden dolayı istemeyerek secde eder. Kişi Allah´a ulaşmayı dilemişse, nefs tezkiyesine ulaşınca; ağırlık Allah´ın nurlarına geçer. O zaman nefs de isteyerek secde eder.) “Semaların ve yeryüzünün Rabbi kimdir?” de. “Allah´tır” de. Artık ondan başka kendilerine bile fayda ve zararı olmayan dostlar mı edindiniz? “Gören ve görmeyen bir olur mu? Veya karanlıklar ile nur bir olur mu?” de. Yoksa onlar, onun yaratması gibi yaratan ortaklar kıldılar da, böylece bu yaratma onlara benzer mi göründü? De ki: “Allah, herşeyin yaratıcısıdır.” Ve O, tek Kahhar (kahreden), herşeye gücü yeten, en kuvvetli olandır. Semadan su indirdi. Böylece vadiler takdir edildiği kadar sel oldu aktı. Ve sel, üste çıkan köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya meta (eşya) yapmak isteyerek ateşte yakılan (eriyen) şeylerden (madenlerden) de, üzerlerinde onun gibi köpük oluşur. Allah, işte böylece hak ve bâtıla misal verir. Sonra köpük çözülüp, dağılarak gider. Fakat insanlara faydası olan şeyler, böylece yeryüzünde kalır. Allah, işte böyle misaller verir. Rab´lerine (Rabbinin emrine) icabet edenler için en güzeli vardır. Ve O´na icabet etmeyenler, yeryüzünde olanların hepsi ve bir o kadarı daha onların olsa, onu mutlaka fidye olarak verirlerdi. İşte onlar; onlar için hesabın kötüsü var. Ve onların barınacağı yer, cehennem; ne kötü bir döşektir. Öyleyse sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu bilen kimse, âmâ olan (görmeyen) kimse gibi midir? Fakat ulul´elbab (Allah´ın sırlarının ve daimî zikrin sahipleri), tezekkür eder. Onlar, Allah´ın ahdini ifa ederler (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah´a teslim ederler). Ve misaklerini (diğer teslimlerle birlikte iradelerini de Allah´a teslim edeceklerine dair misaklerini) bozmazlar. Ve onlar Allah´ın (ölümden evvel), Allah´a ulaştırılmasını emrettiği şeyi (ruhlarını), O´na (Allah´a) ulaştırırlar. Ve Rab´lerine karşı huşû duyarlar ve kötü hesaptan (cehenneme girmekten) korkarlar. Onlar, sabırla Rab´lerinin vechini (Zat´ını, Zat´a ulaşmayı ve Allah´ın Zat´ını görmeyi) dileyenler ve namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açıkça infâk edenlerdir. Ve seyyiati, hasenat ile (iyilikle) savan kimselerdir. İşte onlar için, bu dünyanın (güzel bir) akıbeti (sonucu) vardır. Adn cennetleri (vardır). Onların babalarından ve eşlerinden ve zürriyyetlerinden salâha ulaşan kimseler, ona (adn cennetlerine) girerler. Ve her kapıdan melekler, onların yanlarına girerler. Sabretmenizden dolayı size selâm olsun. Dar-ı dünyanın (dünya yurdunun) akıbeti (sonucu) ne güzel. Onlar, misaklerinden sonra (Allah´a ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini teslim edeceklerine dair ezelde Allah´a misak verdikten sonra) Allah´ın ahdini bozarlar (ruhlarını, vechlerini, nefslerini ve iradelerini Allah´a teslim etmezler). Ve Allah´ın, O´na (Allah´a) ulaştırılmasını emrettiği şeyi keserler (ruhlarını Allah´a ulaştırmazlar). Ve yeryüzünde fesat çıkarırlar (başka insanların da Sıratı Mustakîm´e ulaşmalarına mani oldukları için fesat çıkarırlar). Lânet onlar içindir. Ve yurdun kötüsü (cehennem) onlar içindir. Allah, dilediği kimseye rızkı genişletir ve daraltır. Onlar, dünya hayatı ile sevinirler (ferahlanırlar). Dünya hayatı, ahiret hayatı yanında (geçici) bir metadan başka bir şey değildir. Ve kâfirler: “Ona, Rabbinden bir âyet (mucize) indirilse olmaz mı?” derler. De ki: “Muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi dalâlette bırakır ve O´na yönelen kimseyi Kendine ulaştırır (hidayete erdirir).” Onlar, âmenûdurlar ve kalpleri, Allah´ı zikretmekle mutmain olmuştur. Kalpler ancak; Allah´ı zikretmekle mutmain olur, öyle değil mi? Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar ne mutlu onlara ve meabın (sığınağın) (en) güzeli onların. Böylece, ondan önce gelip geçmiş ümmetlerde olduğu gibi, seni de, sana vahyettiğimizi, onlara okuman için bir ümmetin içine gönderdik. Onlar, Rahmân´ı inkâr ediyorlar. De ki: “O benim Rabbimdir. Ben O´na tevekkül ettim ve O´ndan başka ilâh yoktur. Ve tövbem, dönüşüm (tövbesi kabul edilmiş olarak dönüşüm) O´nadır.” Eğer gerçekten onunla dağlar yürütülen veya onunla yer yarılan veya onunla ölüler konuşturulan bir Kur´an olsaydı bile, bütün işler (emirler) Allah´ındır (Allah´a aittir). Amenu olanlar hâlâ (onların iman etmelerinden) ümitlerini kesmediler mi? Allah dilemiş olsaydı insanların hepsini elbette hidayete erdirirdi. Kafir olan kimselere, yaptıklarından dolayı büyük bir musibetin (cezanın, felâketin) isabet etmesi veya yurtlarının (evlerinin) yakınına musibetler hulul etmesi, Allah´ın vaadi gelinceye kadar devam eder. Muhakkak ki Allah vaadinden dönmez. Andolsun ki; senden önceki resûllerle de alay edildi. Fakat Ben, kâfir olan (inkâr eden) kimselere mühlet verdim. Sonra onları yakaladım (helâk ettim). O zaman Benim ikabım nasıl oldu? Artık bütün nefslerin kazandıkları şeyler üzerinde kaim olan kimdir? Ve onlar, Allah´a ortaklar kıldılar. De ki: "Onları isimleri ile (davet etsinler, icabet edilmeyeceğini görsünler). Yoksa siz, O´na (Allah´a) yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Veya sözün zahir olanını mı?" Hayır, kâfirlere hileleri süslü gösterildi ve yoldan (Allah´ın yolundan) saptırıldılar. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur (bulunmaz). Onlar için dünya hayatında bir azap vardır ve ahiretin azabı daha da meşakkatlidir. Ve onların Allah´tan (Allah´ın azabından) koruyan bir koruyucusu yoktur. Muttakilere vaadolunan cennet, altından nehirler akan ve onun meyvesi ve gölgesi daimî olan (bahçe) gibidir. İşte bu, takva sahiplerinin sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir. Kendilerine kitap verilenler sana indirilene sevinirler. Gruplardan, onun bir kısmını inkâr edenlere şöyle de: “Ben, sadece Allah´a kul olmakla ve O´na şirk koşmamakla emrolundum. Ben, O´na davet ederim ve dönüşüm O´nadır (meabım, sığınağım, dönüş yerim O´dur). İşte böyle O´nu, Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana ilimden bunca şey geldikten sonra eğer onların heveslerine tâbî olursan, elbette senin için Allah´tan başka bir dost ve bir koruyucu yoktur. Andolsun, senden önce de resûller gönderdik. Onlara da eşler ve zürriyyet (çocuklar) kıldık. Bir resûl için, Allah´ın izni olmaksızın bir âyet getirmesi olmaz (mümkün değildir). Her zamanın, bir kitabı vardır. Allah, dilediği şeyi siler, yok eder (mahveder) ve (dilediği şeyi) sabit kılar ve ümmülkitap (ana kitap), O´nun indindedir (nezdindedir). Ve şâyet onlara vaadettiğimizin bir kısmını sana göstersek veya seni vefat ettirsek de; artık senin üzerine düşen, sadece tebliğidir. Hesap, Bizim üzerimizedir. Yeryüzüne gelip, onu etrafından (çevresinden) nasıl eksiltiyoruz onlar görmüyorlar mı? Ve Allah, hüküm verir. O´nun hükmünü bozacak kimse yoktur. Ve O, hesabı çabuk görendir. Onlardan öncekiler (de) tuzak kurmuşlardı. Oysa bütün tuzaklar, Allah´ındır (Allah´a aittir). Bütün nefslerin ne kazandığını O, bilir. Ve (bu) yurdun sonu kimindir, kâfirler yakında bilecekler. Ve kâfirler: “Sen, resûl olarak gönderilmiş değilsin.” derler. De ki: “Allah ve kitabın ilmi yanında olanlar, benimle sizin aranızda şahit olarak kâfidir.” Elif lâm râ. Rab´lerinin izni ile insanları karanlıklardan nura; Azîz, Hamîd olanın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz kitaptır. O Allah ki; semalarda ve yeryüzünde ne varsa O´nundur. Şiddetli azaptan dolayı kâfirlerin vay haline. Onlar, dünya hayatını ahiret hayatına tercih ederler. Ve Allah´ın yolundan alıkoyarlar. Ve onu eğriltmek isterler.İşte onlar, uzak bir dalâlet içindedirler. Hiçbir resûlümüz yoktur ki; Biz, onu kendi kavminin lisanıyla göndermiş olmayalım. Onlara (kendi lisanlarıyla) beyan etsin (açıklasın) diye. Öyleyse Allah, dilediğini (Allah´a ulaşmayı dilemeyenleri) dalâlette bırakır. Dilediğini (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) hidayete erdirir. Ve O, Azîz´dir, Hikmet Sahibi´dir. Andolsun ki; Biz Musa (A.S)´ı: “Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah´ın günlerini hatırlat (onlara Allah´ın günleri boyunca zikrettir).” diye âyetlerimizle (delillerimizle, mucizelerimizle) gönderdik. Muhakkak ki; bunda şükredip, sabredenlerin hepsi için âyetler (deliller) vardır. Ve Musa (A.S) kavmine şöyle demişti: “Allah´ın üzerinizdeki ni´metini hatırlayın! Sizi firavun ailesinden (hanedanından) kurtarmıştı. Sizi azabın en kötüsüne maruz bırakıyorlar ve oğullarınızı öldürüyorlar (boğazlıyorlar) ve kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunlarda Rabbinizden büyük bir imtihan vardır. Ve o zaman Rabbiniz size bildirmişti ki; eğer şükrederseniz (ni´metlerinizi) artırırız, eğer küfredenlerden olursanız muhakkak ki azabım şiddetlidir. Musa (A.S) şöyle dedi: “Eğer siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi, inkâr etseniz (bile) muhakkak ki; Allah Ganî (şükrünüze muhtaç değil)dir, Hamîd´dir. Sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad kavminin ve Semud kavminin ve onlardan sonra gelenlerin haberi size gelmedi mi? Onları, Allah´tan başkası bilemez. Onların resûlleri, onlara beyyinelerle (delillerle) geldiler. Fakat onlar, ellerini ağızlarına götürdüler (öfkelendiler). Ve şöyle dediler: “Gerçekten biz onunla gönderildiğiniz şeyi inkâr ettik. Ve muhakkak ki; biz, bizi kendisine (ona) davet ettiğiniz şeye karşı tereddüt ediyoruz, şüphe içindeyiz.” Onların resûlleri şöyle dedi: “Semaları ve arzı yaratan Allah hakkında mı şüphedesiniz? Sizi, günahlarınızı mağfiret etmek için davet ediyor ve sizi belli bir zamana kadar tehir ediyor (mühlet veriyor)”. Onlar da şöyle dediler: “Siz ancak bizim gibi bir beşersiniz. Babalarımızın ibadet etmiş olduğu şeylerden bizi alıkoymak (engellemek) istiyorsunuz. Öyleyse bize açıkça bir mucize getirin!” Onlara resûlleri şöyle dedi: “Biz de ancak sizin gibi beşeriz (insanız). Fakat Allah, kullarından dilediğini ni´metlendirir. Bizim, Allah´ın izni olmaksızın, bir sultan (mucize, delil) getirmemiz olamaz. Artık mü´minler Allah´a tevekkül etsinler.” Ve biz niçin Allah´a tevekkül etmeyelim? Bizi, yollarımıza hidayet etmiştir (ulaştırmıştır). Sizin bize yaptığınız eziyetlere elbette sabredeceğiz Artık tevekkül edenler, Allah´a tevekkül etsinler. Kâfirler, resûllerine dediler ki: “Sizi mutlaka arzımızdan (ülkemizden) çıkaracağız veya mutlaka bizim dînimize döneceksiniz.” Bunun üzerine onlara Rab´leri: “Mutlaka zalimleri helâk edeceğiz.” diye vahyetti. Sizi onlardan sonra mutlaka yeryüzünde yerleştireceğiz. İşte bu, makamımdan ve tehditimden (vaadimden) korkan kimse içindir. (Resûller) fetih istediler ve bütün zorba inatçılar kaybettiler. Onun arkasında cehennem vardır ve irinli sudan içirilir. Onu yutmaya çalışacak ve (fakat) onu boğazından kolayca geçiremeyecek. Bütün mekânlardan ona ölüm (öldürücü sebepler) gelecek ve (fakat) o ölemeyecek (ölmek istediği halde ölmesi mümkün olmayacak). Ve onun arkasından galiz (ağır) bir azap vardır. Rab´lerini inkâr edenlerin amellerinin durumu, şiddetli rüzgârın savurduğu kül gibidir. İktisab ettiklerinden (kazandıklarından) bir şeye kaadir olamazlar. İşte o “uzak dalâlet”tir. Allah´ın, semaları ve yeryüzünü hak ile yarattığını görmüyor musun? Eğer O, dilerse sizi yok eder ve yeni bir halketme (yaratma) ile (yeni bir toplum) getirir. Ve bu, Allah için büyük (güç bir iş) değildir. Hepsi Allah´ın huzuruna çıktılar. Ve zayıf (güçsüz) olanlar kibirlenenlere şöyle dediler: “Muhakkak ki; biz size tâbî olduk. Şimdi siz, Allah´ın azabından bir şeyi bizden giderebilir misiniz?” Onlar: “Eğer Allah, bizi hidayete erdirseydi elbette biz de sizi hidayete erdirirdik. Sabretsek de, sabretmesek de bizim için aynıdır. Bizim için kaçacak bir yer yoktur.” dediler. Şeytan, emir yerine getirildiği zaman şöyle dedi: “Muhakkak ki; Allah, size “hak olan vaadini” vaadetti. Ve ben de size vaadettim. Fakat ben, vaadimden döndüm. Ve ben, sizin üzerinizde bir güce (sultanlığa, yaptırım gücüne) sahip değilim. Sadece sizi davet ettim. Böylece siz, bana icabet ettiniz. Artık beni kınamayın! Kendinizi kınayın! Ve ben, sizin yardımcınız değilim. Siz de, benim yardımcım değilsiniz. Gerçekten ben, sizin beni ortak koşmanızı daha önce de inkâr ettim. Muhakkak ki; zalimlere acı azap vardır.” Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi ıslâh edici amel) yapanlar, altlarından nehirler akan cennetlere dahil edilirler (konulurlar). Orada Rab´lerinin izni ile ebedî kalırlar. Orada onların tahiyyeleri (temennileri) “selâm”dır. Allah nasıl örnek verdi, görmedin mi? Güzel bir söz, güzel bir ağaç gibidir. Onun aslı sabittir (kökü topraktadır). Ve onun dalları semadadır. O her zaman Rabbinin izni ile meyvesini verir. Ve Allah, insanlara örnek (darb-ı misal) verir. Böylece (umulur ki;) onlar tezekkür ederler. Habis (kötü, çirkin) sözün durumu, yerin üstünden kökü koparılmış, kararsız (dayanaksız) habis (kötü) ağaç gibidir. Allah âmenû olanları (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenleri) sabit sözle dünya ve ahiret hayatında sebat ettirir. Ve zalimleri dalâlette bırakır. Allah dilediği şeyi yapar. Allah´ın ni´metini küfürle değiştirenleri ve kendi kavimlerini helâk yurduna götürenleri görmedin mi? Cehennem; ona yaslanırlar. Karar kılınan yer ne kötü! Onun yolundan saptırmak için Allah´a eşler koştular. “Metalanın (refah içinde yaşayın)” de. Artık sizin dönüşünüz ateşedir. Âmenû olan (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyen) kullarıma söyle: “ Dostluk ve alışverişin olmadığı o günün gelmesinden önce namazı ikame etsinler! Onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve aleni (açık) olarak infâk etsinler!” Semaları ve arzı yaratan ve semadan suyu indiren, böylece onunla sizin için ürünlerden rızık çıkaran ve denizlerde emri ile akıp gitmesi için gemileri size musahhar kılan ve nehirleri de sizin emrinize veren Allah´tır. Ve ikisi de (adetleri üzere sünnetullah ile) devamlı hareket halinde olan güneşi ve ay´ı size musahhar kıldı. Geceyi ve gündüzü de size musahhar kıldı. Ve ondan istediğiniz herşeyden size verdi. Ve eğer Allah´ın ni´metini saysanız onu sayamazsınız. Muhakkak insan, gerçekten çok zalim ve çok nankördür (inkârcıdır). İbrâhîm (A.S) şöyle demişti: “Rabbim, bu beldeyi emin kıl. Beni ve oğullarımı, putlara tapmaktan içtinap ettir (uzaklaştır)." Rabbim gerçekten onlar (putlar), insanların çoğunu dalâlete düşürdüler. Artık kim bana tâbî olursa, bu sebeple o mutlaka bendendir. Ve kim bana asi olursa, o zaman muhakkak ki; Sen Gafur´sun, Rahîm´sin. Ey Rabbimiz! Ben, zürriyetimden bir kısmını ekin bitmeyen bir vadiye, Senin Beyt-i Haram´ının yanında iskân ettim (yerleştirdim). Ey Rabbimiz! Namazı ikame etsinler. Bir kısım insanların kalbini onlara meylettir. Ve onları ürünlerden rızıklandır. Böylece onlar şükrederler. Rabbimiz, muhakkak ki Sen, bizim gizlediğimiz şeyi de gizlemediğimiz (alenî olan) şeyi de bilirsin. Yeryüzünde ve sema(lar)da hiçbir şey, Allah´a gizli değildir. Hamd, ihtiyarlık halinde bana İsmail ve İshak´ı bağışlayan Allah´a mahsustur. Muhakkak ki; benim Rabbim, duayı mutlaka işitendir. Rabbim, beni ve zürriyetimi namazı ikame edenlerden kıl. Rabbimiz, duamı kabul buyur. Rabbimiz, hesap yapıldığı (görüldüğü) gün beni, annemi, babamı ve mü´minleri mağfiret et (günahlarımızı affet). Ve Allah´ı, zalimlerin yaptığı şeylerden gâfil sanma. Sadece onları, gözlerin dehşetten açılacağı güne tehir eder (erteler). Başlarını dik tutarak (gökyüzüne doğru devamlı bakarak) koşanlar! Onların bakışları, kendilerine dönemez. Veonların kalpleri heva ile (nefsin afetleriyle) doludur (nefsin afetlerinden ibarettir). Azabın onlara geleceği gün ile insanları uyar. O zaman zalimler şöyle diyecek: “Rabbimiz, bizi yakın bir süreye kadar tehir et (bize zaman ver). Senin davetine icabet edelim ve resûllere tâbî olalım.” Daha önce “sizin için bir zeval olmadığına” yemin eden siz değil misiniz? Ve siz, nefslerine zulmedenlerin meskenlerine (yerlerine) yerleştiniz ve onlara neler yaptığımız size açıklandı. Ve size örnekler verdik. Onlar tuzaklarını (hilelerini) kurmuşlardı. Ve onların tuzakları (hileleri) Allah´ın indindedir (Allah onların tuzaklarını bilir), onların tuzakları (hileleri), dağları yok edecek (güçte) olsa bile... Öyleyse Allah´ı sakın resûllerine karşı vaadini yerine getirmez sanma. Muhakkak ki; Allah, azîzdir, intikam sahibidir. O gün arz (yeryüzü) ve semalar, başka bir hale döndürülür (döndürülmüş olur). Ve onlar, Vahid (bir) ve Kahhar olan Allah´ın huzuruna çıkmış olurlar. Ve izin günü, mücrimleri kelepçelenmiş, birbirine zincirlerle bağlanmış görürsün. Onların gömlekleri katrandandır ve onların yüzlerini ateş sarar. (Bu azap), Allah´ın bütün nefslerin kazandığının karşılığını (ceza veya mükâfat) vermesi içindir. Muhakkak ki; Allah, hesabı çabuk görendir. Bu (Kur´ân-ı Kerim), O´nunla uyarılmaları ve O´nun (Allah´ın) tek bir İlâh olduğunun bilinmesi ve ulûl´elbabın (sırların sahiplerinin) tezekkür etmesi için insanlara bir açıklamadır. Elif, lâm, râ. İşte bunlar, Kitab´ın ve Kur´ân-ı Mübîn´in (açıkça beyan edilmiş Kur´ân´ın) âyetleridir. İhtimal ki; kâfirler “Keşke müslüman (teslim olanlar) olsaydık.” diye temenni edecekler. Onları terket (bırak). Yesinler ve metalansınlar (faydalansınlar) ve emel(ler) onları oyalasın (meşgul etsin). Fakat yakında bilecekler. Ve Biz hiçbir ülkeyi, onun malûm (bilinen) bir kitabı olmaksızın helâk etmedik. Hiçbir ümmet, ecelini evvele alamaz ve tehir edemez (geciktiremez, sonraya alamaz). Ve: “Ey kendisine zikir indirilen! Gerçekten sen, mutlaka mecnunsun (delisin).” dediler. Eğer sen sadıklardansan, bize melekleri getirmen gerekmez miydi? Biz hak ile olmaksızın melekleri indirmeyiz. O taktirde onlara mühlet de (zaman da) verilmez. Muhakkak ki; zikri (Kur´ân-ı Kerim´i) Biz indirdik. O´nun koruyucuları (da) mutlaka Biziz. Ve andolsun senden önce, evvelki toplumlara da (resûller) gönderdik. Onlara (hiç) bir resûl gelmedi ki; onunla alay etmiş olmasınlar. İşte böylece onu (alay etmeyi), mücrimlerin kalplerine sokarız. Evvelkilerin sünneti (adeti) gelip geçtiği halde onlar, ona (resûle) îmân etmezler. Ve onlara semadan bir kapı açsak, böylece oradan yükselseler (çıksalar) bile. Mutlaka: “Sadece gözlerimiz bağlandı (engellendi, gerçeği göremiyoruz). Hayır, biz büyülenmiş bir kavimiz.” demiş olacaklar. Andolsun ki; Biz semada burçlar kıldık. Ve bakanlar için onu süsledik. Ve Biz, onu taşlanmış (kovulmuş) şeytan(lar)ın hepsinden muhafaza ettik. Ancak kim duyma hırsızlığı yaptıysa (gaybî bilgileri çalmak istediyse), o zaman onu açıkça yakıcı bir ateş parçası takip etti. Ve yeryüzü; onu uzattık (yaydık) ve oraya büyük dağlar koyduk. Ve orada her şeyden (bütün bitkilerden) mevzun (birbiriyle orantılı) olarak bitkiler yetiştirdik. Sizin için de, sizin rızıklandırılanlar olmadığınız kimseler için de, maişetler (geçim kaynakları) kıldık. Hazinesi bizim yanımızda olmayan hiçbir şey yoktur. Malûm (bilinen) bir kaderi (takdir edilmiş miktarı) olmaksızın onu indirmeyiz. Ve Biz, rüzgârları (yağmur) yüklü olarak gönderdik. Böylece semadan su indirdik de, sizi onunla suladık. Ve onun (suyun) hazinelerini (denizleri, nehirleri, toprak altı ve toprak üstü su kaynaklarını, gölleri) oluşturan siz değilsiniz. Ve muhakkak ki; Biz, sadece Biz hayat veririz. Ve Biz öldürürüz. Ve varis olanlar da Biziz. Andolsun ki; sizden evvelkileri biliyoruz. Ve andolsun ki; sonrakileri de biliyoruz. Ve muhakkak ki; senin Rabbin, O, onları haşreder (huzurunda toplar). Muhakkak ki; O, Hakîm´dir, Alîm´dir. Andolsun ki; Biz insanı, “hamein mesnûn olan salsalinden” (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) yarattık. Ve cânn; onu, daha önce semûm´un ateşinden yarattık. Rabbin meleklere şöyle demişti: "Ben mutlaka, “hamein mesnûn olan salsalin”den (standart insan şekli verilmiş ve organik dönüşüme uğramış salsalinden) bir beşer (insan) halkedeceğim.” Artık onu dizayn edip, içine ruhumdan üflediğim zaman, hemen ona secde ederek yere kapanın! Böylece meleklerin hepsi birden, toplu olarak secde etti. İblis hariç. Secde edenlerle beraber olmaktan (direnerek) kaçındı. Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “Ey iblis! Sen niçin secde edenlerle beraber olmadın?” (İblis:) “Ben, hamein mesnun (standart bir şekil verilmiş, organik dönüşüme uğramış) olan salsalinden halkettiğin bir beşere secde etmem (eden olmam).” dedi. (Allahû Tealâ şöyle) buyurdu: “Hemen oradan çık! Muhakkak ki; sen bu sebeple kovuldun." Ve muhakkak ki; lânet, dîn gününe (karşılıkların, ceza veya mükâfatın verildiği güne) kadar senin üzerinedir. (İblis): “Rabbim, öyleyse bana beas gününe (diriltilecekleri güne) kadar zaman ver.” dedi. (Allahû Tealâ) şöyle buyurdu: “Öyleyse sen, gerçekten mühlet (süre) verilenlerdensin.” Malûm olan (bilinen) vaktin gününe kadar. (İblis şöyle) dedi: “Rabbim, beni azdırmandan dolayı, onlara mutlaka yeryüzünde (azgınlığı) süsleyeceğim ve mutlaka onların hepsini azdıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna. Allahû Tealâ şöyle buyurdu: “İşte bu, Bana yönlendirilmiş (Bana ulaştıran) yoldur.” Azgın olanlardan (iğvaya düşürdüklerinden) sana tâbî olan kimseler hariç, muhakkak ki; benim kullarım üzerinde senin bir sultanlığın (gücün) yoktur. Ve onların hepsine vaadedilen yer, elbette, mutlaka cehennemdir. Onun (cehennemin) 7 kapısı vardır. Her kapı için onlardan taksim edilmiş (bölünmüş) bir grup vardır. Muhakkak ki; takva sahipleri, cennetlerin içinde ve pınarlar başındadırlar. Emin olarak, selâm ile oraya (cennete) girin! Ve onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip çıkardık. Onlar, kardeş olarak karşılıklı tahtlar üzerindedirler. Onlara, orada bir yorgunluk dokunmaz. Ve onlar, oradan çıkarılacak değildirler. Kullarıma haber ver. Muhakkak ki; Ben Gafur´um (mağfiret edenim) ve Rahîm´im (rahmet edenim, rahmet nuru gönderenim). Ve muhakkak ki; Benim azabım; o, elîm (çok acı) bir azaptır. Ve onlara, İbrâhîm (A.S)´ın misafirlerinden haber ver. Onun yanına girdikleri zaman: “Selâm (olsun)” dediler. (İbrâhîm A.S) şöyle dedi: “Gerçekten biz sizden korkuyoruz.” (İbrâhîm (A.S)´ın misafirleri) şöyle dediler: “(Siz) korkmayın! Muhakkak ki; biz seni, bir âlim (erkek) çocuk ile müjdeliyoruz.” “Bana ihtiyarlık gelmişken mi beni müjdeliyorsunuz? Böyleyken ne ile müjdeliyorsunuz?” dedi. “Biz seni hak ile müjdeledik. Artık ´ümit kesenler´den olma.” dediler. "Dalâlette olanlardan başka, kim Rabbinin rahmetinden ümidini keser?" dedi. Şöyle dedi: “Ey elçiler! Bundan sonra sizin konuşacağınız konu nedir?” "Muhakkak ki; biz, mücrim (günahkâr) bir kavme gönderildik." dediler. Lut´un ailesi hariç, muhakkak ki; Biz onların hepsini mutlaka kurtaracağız. Onun hanımı (kadını) hariç. Çünkü onun mutlaka geride kalanlardan (helâk olacaklardan) olmasını takdir ettik. Böylece, gönderilmiş olan resûller (elçiler), Lut´un ailesine geldiği zaman... (Lut (A.S) şöyle) dedi: “Muhakkak ki; siz tanınmayan bir kavimsiniz (yabancı bir topluluksunuz).” “Hayır, biz, onların hakkında şüphe ettikleri şey ile sana geldik.” dediler. Ve biz sana hakkı getirdik. Ve muhakkak ki; biz sadıklarız (doğru söyleyenleriz). Hemen ailenle, gecenin bir kısmında yürüyerek yola çıkın! Onların arkasından, onları takip et. Sizden hiçbiriniz arkasına dönüp bakmasın. Ve emrolunacağınız yere gidin. Ve onların “arkası kesilmiş (nesli tükenmiş)” olarak sabahlayacakları (helâk olup yok olacakları) emrini, ona bildirdik. Ve şehir halkı, birbirini müjdeleyerek geldi. (Lut A.S) şöyle dedi: "Muhakkak ki; bunlar benim misafirlerimdir. Artık beni mahçup etmeyin(utandırmayın)." Allah´a karşı takva sahibi olun, sakının. Beni alçaltmayın (rezil etmeyin). Biz seni elâlemin (başkalarının) işine karışmaktan nehyetmedik (men etmedik) mi? Şöyle dedi: “Eğer düşündüğünüzü yapacaksanız işte bunlar, benim kızlarım.” Ömrüne andolsun ki; muhakkak ki, onlar sarhoşlukları içinde bocalıyorlardı. Böylece, müşrikleri (güneş doğduğu vakit orada bulunanları) bir sayha (korkunç bir ses dalgası) aldı, yakaladı. Böylece onun (o beldenin) üstünü altına getirdik. Onların üzerine siccîl´den (öldürücü) taşlar yağdırdık. İşte bunda, ibretle izleyenler için, elbette deliller vardır. Ve muhakkak ki o gerçekten, yol üzerinde mukîmdir (hâla durmaktadır). Muhakkak ki; bunda mü´minler (nefslerinin kalbine îmân yazılmış olanlar) için elbette deliller (ibretler) vardır. Eyke halkı da gerçekten zalim idiler. Bu sebeple onlardan da intikam aldık ve muhakkak ki; ikisi de (iki şehir de) gerçekten, açıkça bir rehberdir(gelecek nesillere ibrettir). Andolsun ki; Hicr halkı, gönderilen resûlleri yalanladı. Onlara âyetlerimizi (mucizelerimizi, delillerimizi) verdik. Fakat onlar, ondan yüz çevirdiler. Ve onlar, dağlardan (sağlamlığına) güvenilir evler (yontarak) oyuyorlardı. Böylece sabah vaktine erenleri (sabaha çıkanları), bir sayha (korkunç bir ses) yakaladı. Böylece, iktisab ettikleri (kazanmış oldukları) şeyler, onlara bir fayda vermedi. Biz semaları ve yeryüzünü ve o ikisinin arasındaki şeyleri, başka bir şey için yaratmadık. Ancak hak ile yarattık. Ve muhakkak ki; o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Artık onlardan güzellikle yüz çevir. Muhakkak ki; senin Rabbin, O; yaratan ve bilendir. Ve andolsun ki; sana mesânî(ikinci)den 7´yi (7´liyi, 7´li olarak) ve Kur´ân-ul Azîm´i verdik. Onlardan bir kısmına çifter çifter (bol bol) met´a olarak verdiğimiz şeylere gözlerini dikme. Onlar için mahzun olma. Mü´minlere (kalplerine îmân yazılmış olan kimselere) kanatlarını indir (mutevazi ol, himaye et). “Ve muhakkak ki; ben apaçık (uyaran, açıklayan, beyan eden) bir nezirim.” de. Muktesimlere (kısım kısım ayıranlara) indirdiğimiz gibi. Onlar, Kur´ân-ı Kerim´i parça parça kıldılar. Artık Rabbine andolsun ki; onların hepsine mutlaka soracağız. Yapmış oldukları şeylerden. Artık emrolunduğun şeyi açıkça bildir. Ve müşriklerden yüz çevir. Muhakkak ki; Biz, alay edenlere karşı sana kâfiyiz (yeteriz). Allah ile beraber başka ilâh kılanlar (kabul edenler), artık yakında bilecekler (öğrenecekler). Andolsun ki; Biz, onların söylediklerinden dolayı senin göğsünün daraldığını biliyoruz. Öyleyse Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve sana “yakîn” gelinceye (son yakîne, Hakk´ul yakîne, Allah´a köle olmaya ulaşıncaya) kadar Rabbine kul ol! Allah´ın emri geldi. Artık onda (onun muhtevasının gerçekleşmesinde) acele etmeyin. O´nu tenzih edin. Ve O, şirk koşulan şeylerden Yüce´dir. Kullarından dilediği üzerine kişi “Benden başka ilâh yoktur.” tarzında uyarmaları için melekleri, emrinden ruh ile beraber indirir. Öyleyse Bana karşı takva sahibi olun (ruhunuzu ölmeden evvel Bana ulaştırın). Semaları ve yeryüzünü hak ile yarattı. O, (onların) şirk koştukları şeylerden Yüce´dir. İnsanı bir nutfeden yarattı. Böyle olmasına rağmen o, apaçık hasım (düşman)dır. Ve hayvanlar; onları da O, yarattı. Sizin için onda, (soğuktan) koruyan şeyler ve menfaatler (faydalar) vardır. Ve de ondan (hayvanlardan) yersiniz. (Onları), akşamları otlaktan döndürdüğünüz zaman ve sabahları otlatmaya çıkardığınız zaman sizin için onda bir güzellik vardır. Ve kendinizin yorulmadan ulaşamayacağınız (ancak çok meşakkatle gidebileceğiniz) beldeye, ağır eşyalarınızı (onlarla) taşırsınız. Muhakkak ki sizin Rabbiniz, gerçekten Rauf´tur (çok şefkatli, çok merhametli) ve Rahîm´dir (rahmet nuru gönderen). Onlara binmeniz için ve de ziynet olarak (süs hayvanı olarak), atlar, katırlar ve merkepler ve daha bilmediğiniz şeyler yaratır. Ve sebîllerin (dergâhlardan Sıratı Mustakîm´e ulaşan bütün yolların yani mürşidlerin) tayini, Allah´ın üzerinedir. Ve ondan sapanlar vardır. Ve eğer O dileseydi, sizin hepinizi hidayete erdirirdi. Sizin için semadan su indiren, O´dur. İçecek şeyler ondandır (sudandır). Ve ağaçlar (ve otlar) ondan olur. Orada (hayvanlarınızı) otlatırsınız. Onunla sizin için; ekinler, zeytinler, hurmalıklar ve bağlar ve bütün ürünlerden (ürünleri, meyveleri) yetiştirir. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden kavim için elbette âyet (delil) vardır. Ve gece ve gündüz, Güneş ve Ay ve yıldızları sizin emrinize verdi. Onlar, O´nun (Allahû Tealâ´nın) emri ile size musahhar (emrinize amade, hazır) kılındılar. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için, elbette âyetler (deliller) vardır. Yeryüzünde sizin için ne yaratıp çoğalttıysa hepsinin renkleri çeşit çeşittir (muhteliftir). Muhakkak ki bunda, zikreden (tezekkür eden) bir kavim için elbette âyet (delil) vardır. Ondan taze et yemeniz için, denizi emrinize veren, O´dur. Ondan süs eşyası çıkarırsınız, onu takarsınız. Ve onun içinde, suları yararak giden gemileri görürsünüz. Ve (bunlar), O´nun fazlından istemeniz içindir. Ve böylece şükredersiniz. Ve sizinle sarsılır diye (sarsılmamanız için), yeryüzünde dağlar oluşturdu. Nehirler ve yollar (oluşturdu). Böylece yolunuzu bulursunuz (hidayete erersiniz). Ve alâmetler (işaretler) ve yıldızla (devrin imamıyla) onlar, yol bulurlar (hidayete ererler). Yaratan kimse, yaratmayan kimse gibi midir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? Ve şâyet, Allah´ın ni´metlerini adet adet (tane tane) sayarsanız, O´nu sayamazsınız. Muhakkak ki O, Gafûr´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (rahmet nurunu gönderendir). Ve Allah, gizlediklerinizi (sırlarınızı, sakladığınız şeyleri) ve açıkladığınız (alenî olan) şeyleri bilir. Allah´tan başkasına dua ettikleri şeyler, bir şey yaratamazlar. Onlar, kendileri yaratılmışlardır. Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ve ne zaman beas olunacaklarının (diriltileceklerinin) bilincinde değillerdir. Sizin ilâhınız, bir tek ilâhtır. Hâlâ ahirete (ruhu ölmeden evvel Allah´a ulaştırmaya) inanmayan kimselerin kalpleri, inkâr edicidir ve onlar, kibirlenen kimselerdir. Onların gizledikleri ve açıkladıkları (alenî olan) şeyleri, Allah´ın bildiğine şüphe yok. Muhakkak ki O, kibirlenenleri sevmez. Ve onlara “Rabbiniz ne indirdi?” denildiği zaman: “Evvelkilerin masallarını.” dediler. Kıyâmet günü, onların kendi günahlarının tamamını yüklendikten başka, ilimleri olmaksızın dalâlette kalmasına sebep oldukları kimselerin günahlarından (da) yüklenmeleri için. Yüklendikleri şey ne kadar kötü, öyle değil mi? Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı. Allah, onların binalarını temellerinden harap etti, yıktı. Böylece tavanları, üstlerinden üzerlerine çöktü. Onlara azap, farkında olmadıkları yerden geldi. Sonra kıyâmet günü (Allah), onları alçaltacak (rezil rüsva edecek). Ve onlara: “Ortaklarım nerede?” diyecek. “Onlar için ayrılıklara düştünüz.” Kendilerine ilim verilenler şöyle dedi: “Muhakkak ki rezillik ve azap, bugün kâfirlerin üstünedir.” Melekler, nefslerine zulmedenleri vefat ettirecekleri zaman onlar teslim olurken: “Biz, bir kötülük yapmadık.” dediler. Hayır, muhakkak ki Allah, yapmış olduğunuz kötü amelleri en iyi bilendir. Haydi, orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Kibirlenenlerin (büyüklük taslayanların) kaldığı yer ne kötüdür. Ve takva sahiplerine: “Rabbiniz ne indirdi?” denildi. “Hayır (güzellikler).” dediler. Ahsen olanlara (iradesini Allah´a teslim edenlere) bu dünyada haseneler (iyilikler, güzellikler, sevaplar, pozitif dereceler) vardır. Ve elbette ahiret yurdu daha hayırlıdır. Ve gerçekten muttakilerin (takva sahiplerinin) yurdu ne güzeldir. Onlar (muttakiler), altından nehirler akan Adn cennetlerine girerler. Orada, onların diledikleri herşey vardır. İşte Allah, (ahsen olan) muttakileri (bihakkın takvanın sahiplerini) böyle mükâfatlandırır. Melekler, onları tayyib (en güzel, en iyi) bir şekilde vefat ettirirler. Onlara: “Selâm üzerinize olsun. Yapmış olduğunuz (güzel, hayırlı) ameller sebebiyle cennete girin.” derler. Onlar sadece meleklerin gelmesini mi yoksa Rabbinin emrinin gelmesini mi bekliyorlar? Onlardan öncekiler de böyle yaptılar. Ve Allah, onlara zulmetmedi. Fakat onlar, kendi nefslerine zulmediyorlardı. Böylece yaptıkları kötü ameller, onlara isabet etti (ulaştı). Alay etmiş oldukları şey, onları kuşattı. Şirk koşanlar: “Eğer Allah dileseydi, biz O´ndan başka bir şeye kul olmazdık. Ve babalarımız da (kul) olmazdı. Ve O´ndan (O´nun emrinden) başka bir şeyi haram kılmazdık.” dediler. Onlardan öncekiler de böyle yaptı. Artık resûllerin üzerinde apaçık tebliğden başka (bir sorumluluk) var mı? Ve andolsun ki Biz, bütün ümmetlerin (milletlerin, kavimlerin) içinde resûl beas ettik (hayata getirdik, vazifeli kıldık). (Allah´a ulaşmayı dileyerek) Allah´a kul olsunlar ve taguttan (insan ve cin şeytanlardan) içtinap etsinler (sakınıp kurtulsunlar) diye. Onlardan bir kısmını, (Resûlün daveti üzerine Allah´a ulaşmayı dileyenleri) Allah hidayete erdirdi ve bir kısmının (dilemeyenlerin) üzerine dalâlet hak oldu. Artık yeryüzünde gezin. Böylece yalanlayanların akıbetinin, nasıl olduğuna bakın (görün). Sen, onların hidayete ermesini çok istemene rağmen muhakkak ki Allah, dalâlette bıraktığı kimseyi (onlar Allah´a ulaşmayı dilemedikçe) hidayete erdirmez. Ve onlar için bir yardımcı da yoktur. Ve “Kim ölürse Allah, onu beas etmez (yeniden diriltmez).” diye en kuvvetli yeminleri ile Allah´a kasem ettiler. Hayır, (öyle değil). Bu, O´nun (Allah´ın) üzerinde hak bir vaaddir. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. (Bu diriltme) hakkında ihtilâfa düştükleri şeyin, onlara beyan edilmesi (açıklanması) için ve inkâr edenlerin (kâfirlerin), kendilerinin şüphesiz (kesinlikle) yalancı olduklarını bilmeleri içindir. Bir şeyin (olmasını) istediğimiz zaman Bizim sözümüz, ona sadece: “Ol!” dememizdir. O, hemen olur. Ve zulme maruz kaldıktan sonra, Allah için (Allah yolunda) hicret edenleri, dünya hayatında mutlaka hasenelerle (güzellikler, iyilikler, güzel bir yurt) yerleştirmemiz içindir. Ve ahiret mükâfatı, elbette daha büyüktür, şâyet bilmiş olsalardı. Onlar, (kendilerine yapılan zulümlere) sabrettiler. Ve onlar, Rab´lerine tevekkül ederler. Ve Biz, senden önce, kendilerine vahyettiğimiz ricalden (erkeklerden) başkasını (resûl olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o taktirde zikir ehline sorun! Beyyinelerle (ispat vasıtaları ile) ve semavî kitaplarla (resûller gönderdik) onlara indirilenleri, insanlara beyan etmen (açıklaman) için sana da zikri (Kur´ân-ı Kerim´i) indirdik. Umulur ki böylece onlar, tefekkür ederler. Kötülükler için tuzak kuranlar, Allah´ın onları yerin dibine geçirmesinden (geçirmeyeceğinden) veya azabın, farkına varamayacakları bir yerden gelmesinden (gelmeyeceğinden) emin mi oldular? Veya onlar dönüp dolaşırlarken, Allah´ın onları yakalamasından (yakalamamasından) emin mi oldular? Ve onlar, (Allah´ı) aciz bırakamazlar. Veya onları korkuyorlarken yakalar. Buna rağmen muhakkak ki senin Rabbin, elbette Rauf´tur (çok şefkatlidir), Rahîm´dir (rahmet nuru gönderendir, merhametlidir). Onlar, Allah´ın yarattığı herşeyi (elektronları) görmediler mi? Onun gölgeleri (karşıt elektronları), tâbî olarak (elektronlara), sağdan (sağ spinli) ve soldan (sol spinli), Allah´a secde ederek dönerler. Semalarda olanlar ve yeryüzünde olan dabbelerin (yürüyen canlıların) hepsi ve melekler, Allah´a secde ederler. Ve onlar, kibirlenmezler. Onlar, onların üstlerindeki (emrinde oldukları) Rab´lerinden korkarlar. Ve emrolundukları şeyleri yaparlar. Ve Allah, şöyle dedi: “İki ilâh edinmeyin! O, sadece tek bir ilâhtır. O halde sadece Benden korkun!” Ve semalarda ve yeryüzünde olanlar, O´nundur. Ve dîn, daima O´na aittir. (Öyleyse) hâlâ Allah´tan başkasından mı korkuyorsunuz? Sizin olan ne kadar ni´met varsa hepsi Allah´tandır. Sonra da size bir sıkıntı dokunsa, o zaman O´na yalvarırsınız. Sonra O, sizden zararı (sıkıntıları) giderince o zaman da sizden bir grup, Rab´lerine şirk (ortak) koşarlar. Onlara verdiğimiz şeylere nankörlük etsinler! Haydi faydalanın (meta´lanın). Artık yakında bileceksiniz. Onları rızıklandırdığımız şeylerden, bilmediklerine bir pay (nasip) ayırıyorlar. Allah´a yemin olsun ki; iftira etmiş olduğunuz şeylerden mutlaka sorgulanacaksınız. Ve Allah´a, kızlar isnat ediyorlar. O, Sübhan´dır (Allah çocuk edinmekten münezzehtir). Ve beğendikleri (tercih ettikleri; erkek çocuklar) ise kendilerinin (onların) oluyor. Onlardan birisi, bir kız çocuk ile müjdelendiği zaman öfkeli olarak, yüzü siyahlaşıp gölgelenir. Müjdelendiği şeyin kötülüğünden (dolayı) kavminden gizlenir. Onu zelillikle tutsun mu yoksa onu toprağa mı gömsün? Verdikleri hüküm ne kötü (öyle) değil mi? (Haberin) kötü telâkki edilmesi, ahirete (hayattayken Allah´a ulaşmaya) inanmayanlara aittir. Ve âlâ (yüce olma) durumu, Allah´a aittir. Ve O; Azîz´dir, Hakîm´dir. Ve eğer Allah, insanları zulümleri sebebiyle sorgulayıp (derhal) cezalandırsaydı, onun (yeryüzünün) üzerinde yürüyen canlılardan bir canlı bırakmazdı. Ve fakat onları, belirli bir zamana kadar tehir eder (erteler). Artık onların ecelleri geldiği zaman ne bir saat tehir edilir (ertelenir) ne de (bir saat) evvele alınır. Ve onlar, kerih gördükleri (beğenmedikleri) şeyleri (kızları) Allah´a isnat ederler (has kılarlar). Ve onların dilleri, en güzelin “onlara ait olduğu” yalanını söyler. Ateşin (cehennemin), onların olduğuna şüphe yok. Ve muhakkak ki onlar, ifratta olanlar (aşırı davrananlar)dır. Allah´a yemin olsun ki; senden önceki ümmetlere (resûller) göndermiştik. Fakat şeytan, onlara amellerini süslü gösterdi. Artık o gün, onların dostu, o (şeytan) olacaktır. Onlar için elîm azap vardır. Ve Kitab´ı sana, “hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi” onlara beyan etmenden (açıklamandan) ve âmenû olan (Allah´a ulaşmayı dileyerek mü´min olan) bir kavme hidayet ve rahmet olmasından başka bir şey için indirmedik. Ve Allah, semadan suyu indirdi. Böylece onunla, ölümünden sonra arza (yeryüzüne) hayat verdi. Muhakkak ki bunda, işiten bir kavim için elbette bir âyet (delil) vardır. Ve muhakkak ki hayvanlarda, sizin için elbette bir ibret vardır. Size, onların karnında, fers (sindirilmiş gıda) ile kan arasından oluşan, tadanlar için boğazdan kolayca geçen halis (saf) süt içiriyoruz. Hurma ve üzümden, şeker (hurma şerbeti, üzüm suyu, şıra) ve güzel bir rızık edinirsiniz. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için elbette bir âyet vardır. Ve senin Rabbin, balarısına, dağlardan, ağaçlardan ve onların (insanların) kurdukları çardaklardan, evler (kovanlar) edinmelerini vahyetti. Sonra meyvelerin (çiçeklerin) hepsinden yeyin! Rabbinin emre amade kılınmış yollarında sülûk edin (uçun, dolaşın). Onun karnından muhtelif (çeşitli) renklerde içecek (bal) çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için elbette bir âyet (delil) vardır. Ve Allah, sizi yarattı. Sonra sizi vefat ettirecek. Ve sizden kim, ömrünün en rezil devresine geri (hidayetten dalâlete) döndürülürse bu, bir şey konusunda ilim sahibi olduktan (hidayeti öğrendikten) sonra bilemediği (idrak edemediği) içindir. Muhakkak ki Allah, en iyi bilendir, kaadir olandır (herşeye gücü yetendir). Üstün kılınan kimseler, ellerinin altında bulunanlara rızıklarını veren (verici) değiller (çünkü rızkı veren sadece Allah´tır). Oysa onlar, rızıkları konusunda eşittirler. Onlar, Allah´ın ni´metini bilerek mi inkâr ediyorlar? Ve Allah, sizin için sizin nefsinizden zevceler (eşler) ve sizin için zevcelerinizden oğullar ve torunlar kıldı. Ve sizi tayyib (helâl, temiz) rızıklarla rızıklandırdı. Hâlâ bâtıla mı inanıyorlar? Ve onlar, Allah´ın ni´metini inkâr mı ediyorlar? Ve onlar (müşrikler), semalardan ve yeryüzünden onlara rızık olarak bir şey vermeye malik olmayan, Allah´tan başka şeylere (putlara) tapıyorlar. Ve (onlar, o putlar ki; hiçbir şeye) muktedir değildirler (güçleri yetmez). Artık onları (putları), Allah´ın emsali (benzeri) tutmayın! Muhakkak ki Allah, bilir ve siz bilmezsiniz. Allah şöyle bir misal verdi: Bir şeye muktedir olmayan (gücü yetmeyen), köle olan bir kul ve tarafımızdan güzel bir rızık ile rızıklandırdığımız böylece ondan gizli ve aşikâr infâk eden kimse; onlar, eşit (müsavi) olabilir mi? Hamd, Allah´a mahsustur (Allah içindir). Hayır, onların çoğu bilmezler. Allah, iki adamı örnek verdi. İkisinden birisi dilsiz, bir şeye muktedir değil (gücü yetmez). Ve o, Mevlâsı´na (Efendisi´ne) yüktür. Onu nereye yönlendirse (gönderse), bir hayır (fayda) getiremez (sağlayamaz). O, adaletle emreden (irşad makamının sahibi olan) ve Sıratı Mustakîm üzerinde olan kimse ile eşit (müsavi) olabilir mi? Ve semaların ve yeryüzünün gaybı Allah´a aittir. O saatin (kıyâmetin) emri ancak göz kırpmak kadar veya ondan daha hızlıdır. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadir (gücü yeten)´dir. Ve Allah, sizi bir şey bilmiyor halde annelerinizin karnından çıkardı. Ve sizi, işitme hassası, görme hassası ve idrak etme hassası (sahibi) kıldı. Umulur ki; böylece şükredersiniz. Onlar, göklerin boşluğunda emre amade olan kuşları görmediler mi? Onları, Allah´tan başkası (boşlukta) tutamaz. Muhakkak ki bunda, mü´min olan bir kavim için elbette âyetler vardır. Ve Allah, sizin için evlerinizden sekînet (huzur) yeri kıldı. Ve sizin için hayvanların derilerinden, yolculuk (göç) ettiğiniz gün(ler)de ve ikâmet ettiğiniz (konakladığınız) gün(ler)de hafif olan (taşınabilen) evler (çadırlar) ve onların yünlerinden, tüylerinden ve kıllarından çeşitli mal ve bir zamana kadar geçim vasıtası kıldı (yaptı). Ve Allah, yarattığı şeylerden sizin için gölgelikler kıldı. Ve sizin için dağlardan (yağmurdan, rüzgârdan) barınılacak yerler ve sıcaktan koruyan giysiler (gömlekler) ve sizi şiddetli (darbelerden) koruyan gömlekler (zırhlar) kıldı. Sizin üzerinizdeki ni´metini işte böyle tamamlıyor. Umulur ki; böylece teslim olursunuz. Artık yüz çevirirlerse, bundan sonra sana düşen, sadece açık bir tebliğdir. Onlar, Allah´ın ni´metini biliyorlar, sonra onu inkâr ediyorlar.Ve onların çoğu kâfirlerdir. Ve o gün, bütün ümmetlerden birer şahit göndeririz. Sonra kâfirlere cehennemden çıkmaları için izin verilmez. Ve onlardan, (Allah´tan) rıza talepleri kabul edilmez. (Cehennemden ayrılmalarına izin verilmeyen) zalimler, azabı gördükleri zaman artık onlardan (azap) hafifletilmez. Ve onlara, nazar edilmez (yüzüne bakılmaz). (Allah´a) şirk (ortak) koşanlar, şirk (ortak) koştukları şeyleri (putları) gördükleri zaman: “Rabbimiz! İşte bunlar, senden başka dua etmiş olduğumuz ortaklarımız.” dediler. O zaman onlar da (putlar da): “Muhakkak ki siz, gerçekten yalan söyleyenlersiniz.” diye onlara söz attılar (söylediler). İzin günü onlar (putlar), Allah´a teslimiyetlerini arz ettiler. Ve iftira etmiş oldukları şeyler (putlar, yalancı ilâhlar), onlardan uzaklaşıp saptı(lar). İnkâr edenlere (kâfirlere) ve Allah´ın yolundan men edenlere, fesat çıkarmış olduklarından dolayı azap üstüne azabı arttırdık. Ve o gün, bütün ümmetlerin içinde, onların üzerine, onların kendilerinden bir şahit beas ederiz (vazifeli kılarız). Ve seni de onların üzerine şahit olarak getirdik. Ve sana, herşeyi beyan eden (açıklayan), hidayete erdiren ve rahmet olan Kitab´ı, müslümanlara (Allah´a teslim olanlara) müjde olarak indirdik. Muhakkak ki Allah, adaletli olmayı ve ihsanı ve akrabalara vermeyi emreder. Ve fuhuştan, münkerden (Allah´ın yasakladığı şeylerden) ve azgınlıktan (hakka tecavüzden) sizi nehyeder. Böylece umulur ki siz, tezekkür edersiniz diye size öğüt veriyor. (Allah ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi ve iradenizi teslim etme konusunda) sizinle ahdleştiği zaman Allah´ın ahdini ifa edin (yerine getirin). Onu, sağlamlaştırdıktan (hidayete erdikten ve nefsinizi tezkiye ettikten) sonra yeminleri bozmayın (ruhunuzu Allah´a ulaştırdıktan ve nefsinizi tezkiye ettikten sonra dalâlete düşmeyin). Ve siz, Allah´ı üzerinize kefil kılmıştınız (Allahû Tealâ, sizi hidayete erdirerek, ruhunuzu Kendisine ulaştırarak verdiği sözü, kefaletini yerine getirmişti). Muhakkak ki Allah, sizin ne yaptığınızı bilir. İpini kuvvetle büktükten sonra çözüp açan kadın gibi (hidayete erdikten sonra dalâlete düşen kişi gibi) olmayın. (Yeminlerini, misaklerini ve ahdlerini yok sayan) bir ümmetin sayısının (yeminlerini, misaklerini ve ahdlerini yerine getiren) diğer bir ümmetten daha çok olmasına dayanarak, yeminlerinizi aranızda hile (konusu) ediniyorsunuz. Oysa Allah, sizi onunla (yeminlerinizi yerine getirme konusunda) imtihan ediyor. Ve kıyâmet günü, hakkında ihtilâf etmiş olduğunuz şeyi (hidayete ermeyi) mutlaka size açıklayacak (beyan edecek). Ve eğer Allah dileseydi, elbette sizi tek bir ümmet kılardı. Fakat O, dilediğini (doğuştan bütün insanlar dalâlette olduğundan Allah´a ulaşmayı dilemeyeni, Allah Kendisine ulaştırmaz, böylece onu) dalâlette bırakır. Ve dilediğini (Allah´a ulaşmayı dileyeni) hidayete erdirir (verdiği söz gereğince, kefaleti sebebiyle Kendisine ulaştırır). Ve elbette yaptıklarınızdan (yapmış olduğunuz amellerinizden) sorgulanacaksınız. Yeminlerinizi aranızda hile (konusu) edinmeyin (kılmayın). Öyle yaptığınız taktirde, yere sağlam bastıktan (hidayete erdikten) sonra ayak kayar (dalâlete düşersiniz). Ve kötülüğü (kişinin yoldan çıktıktan sonra yaşayacağı huzursuzlukları) tadarsınız. Allah´ın yolundan yüz çevirdiğinizden dolayı sizin için büyük azap vardır. Ve Allah´ın ahdini, az bir bedelle satmayın. Oysa o (ahd), Allah´ın indinde (katında) sizin için daha hayırlıdır, bilseniz (bilmiş olsaydınız). Sizin yanınızda olan şeyler biter. Allah´ın indinde (katında) olan şeyler bakidir (tükenmez). Ve sabredenleri, yapmış oldukları amellerin ecirlerini (bedellerini), mutlaka daha güzeli ile mükâfatlandıracağız (karşılığını vereceğiz). Mü´min olan kadın ve erkekten kim salih (nefsini tezkiye ve tasfiye edici) amel işlerse, o taktirde ona mutlaka tayyib (temiz, helâl) bir hayat yaşatırız. Ve onları, mutlaka yapmış oldukları amellerin ecirlerinden (bedellerinden), daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız. Öyleyse Kur´ân-ı Kerim´i okuduğun zaman recmedilmiş (taşlanmış) şeytandan hemen Allah´a sığın. Çünkü onun, âmenû olanlar ve Rab´lerine tevekkül edenler üzerinde bir sultanlığı (yaptırım gücü) yoktur. Onun (şeytanın) sultanlığı (yaptırım gücü) sadece ona (şeytana) yönelenlerin ve onunla (şeytanla), (Allah´a ulaşmayı dilemedikleri için) Allah´a şirk koşanların üzerindedir (onları etkiler). Biz, bir âyeti değiştirerek (onun) yerine başka bir âyet getirdiğimiz zaman: “Allah neyi indireceğini bildiğine göre sen sadece bir müfterisin (iftira edensin).” dediler. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. De ki: “O´nu (Kur´ân-ı Kerim´i), Rabbinden hak ile âmenû olanları sebat ettirmek için ve müslümanlara (teslim olanlara), hidayet ve müjde olarak Ruh´ûl Kudüs (Cebrail A.S) indirdi.” Ve andolsun ki Biz, onların: “Fakat O´nu (Kur´ân-ı Kerim´i), ona şüphesiz bir beşer (insan) öğretiyor.” dediğini biliyoruz. Ona isnad ettikleri kişinin lisanı acemidir (Arapça değildir). Bu (Kur´ân-ı Kerim) lisanı ise apaçık Arapça´dır. Muhakkak ki Allah, Allah´ın âyetlerine inanmayanları (îmân etmeyenleri) hidayete erdirmez (onların ruhunu Kendisine ulaştırmaz). Ve onlar için elîm azap vardır. Sadece Allah´ın âyetlerine inanmayanlar, yalanla iftira ederler. İşte onlar; onlar, yalancılardır. Kalbi îmânla mutmain olmuş olduğu halde zorlanan kimse hariç, fakat kim îmânından (hidayete erdikten) sonra Allah´ı inkâr ederse ve kim küfre göğüs açarsa (irşad makamından şüphe edip fıska düşerse, kişinin küfrü talebi sebebiyle, Allahû Tealâ, onun göğsünü küfre açar, şerheder), artık Allah´tan bir gazap onların üzerinedir ve onlar için azîm azap vardır. İşte bu, onların dünya hayatını, ahiret hayatına göre daha çok sevmeleri ve Allah´ın, kâfir kavmi hidayete erdirmemesi sebebiyledir. İşte onlar, Allah´ın kalplerini, işitme hassalarını ve görme hassalarını tabettiği (mühürlediği) kimselerdir. Ve işte onlar; onlar, gâfillerdir. Onların, ahirette hüsrana düşenler olduğuna şüphe yoktur. Daha sonra da muhakkak ki senin Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret (göç) edenlere sonra da cihad edip sabredenlere, şüphesiz (bütün) bunlardan sonra, elbette Gafûr (mağfiret eden)´dur ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)´dir. O gün, bütün nefsler gelir. Herkes (hayat filmini görerek, kaybettiği ve kazandığı dereceler açısından) kendi nefsi ile mücâdele eder. Ve herkese amelleri (yaptıkları) ödenir. Ve onlara zulmedilmez (haksız olarak negatif derece yazılmaz). Ve Allah, (korkudan) emin ve mutmain (huzurlu, tatmin olmuş) olan bir şehri (halkını) misal verdi. Onun rızkı, heryerden bol bol geliyordu. Fakat o (şehir halkı), Allah´ın ni´metlendirmesine nankörlük etti. Bundan sonra Allah, onlara yapmış olduklarından dolayı açlık ve korku libasını tattırdı. Ve andolsun ki; onlara, kendilerinden (kendi içlerinden) bir resûl geldi. Fakat onu yalanladılar. Böylece azap onları yakaladı. Ve onlar zalimlerdir. Öyleyse Allah´ın sizi rızıklandırdığı helâl ve tayyib (güzel, temiz) olan şeylerden yeyin! Ve eğer siz, yalnız O´na kul olduysanız, Allah´ın ni´met(ler)ine şükredin! Size sadece ölüyü, kanı, domuz etini ve Allah´tan başkası adına kurban edileni haram kıldı. Artık kim zarurette (yemek zorunda) kalırsa, haddi aşmadığı ve hakka tecavüz etmediği taktirde muhakkak ki Allah, Gafûr´dur (mağfiret edendir, affedendir), Rahîm (rahmet nuru gönderen)´dir. Allah´a yalanla iftira etmek için dillerinizin vasıflandırması ile “bu helâldir, bu haramdır” diye yalan söylemeyin. Muhakkak ki Allah´a yalanla iftira edenler, felâha (kurtuluşa) eremezler. Ve onlar için elîm azap ve (dünya üzerinde) az bir meta vardır. Ve daha önce sana anlattığımız şeyleri, yahudilere haram kıldık. Biz, onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendilerine zulmediyorlardı. Sonra muhakkak ki senin Rabbin, cahillikle kötülük yapıp, sonra bunun arkasından tövbe edip ıslâh olanlar (nefslerini tezkiye edenler) için, ondan sonra mutlaka Gafûr´dur (mağfiret edendir) ve Rahîm (rahmet nuru gönderen)´dir. Muhakkak ki İbrâhîm (A.S), Allah´a hanif (tek Allah´a inanan) olarak kanitin olan (yönelen) bir ümmet idi. Ve o, müşriklerden olmadı. O´nun (Allah´ın) ni´metlerine şükredici idi. (Allah), onu seçti. Ve onu Sıratı Mustakîm´e (Allah´a ulaştıran yola) hidayet etti (ulaştırdı). Ve ona dünyada (hakettiği) haseneler (pozitif dereceler) verdik. Muhakkak ki o, ahirette elbette salihlerdendi. Sonra da sana "hanif (vahdet, tevhid ve teslimi esas alan) olarak İbrâhîm (A.S)´ın dînine tâbî olmayı" vahyettik. Ve o, müşriklerden olmadı. Sadece onun hakkında ihtilâfa düşenlerin üzerine cumartesi (balık avlama yasak) kılındı. Ve muhakkak ki senin Rabbin, kıyâmet günü, onların arasında hakkında ihtilâf etmiş oldukları şeyde elbette hüküm verecek. Rabbinin yoluna (Allah´a ulaştıran yola, Sıratı Mustakîm´e) hikmetle ve güzel (pozitif dereceler kazandıracak) öğütle davet et. Onlarla en güzel şekilde mücâdele et. Muhakkak ki senin Rabbin, O´nun yolundan (Sıratı Mustakîm´den) sapanları (dalâlete düşenleri) ve hidayete erenleri bilir. Ve şâyet siz, ikab edecekseniz (ceza verecekseniz), o taktirde onların sizi onunla cezalandırdıklarının misliyle cezalandırın! Ve eğer gerçekten sabrederseniz elbette o (sabırları), sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret! Senin sabrın sadece Allah iledir (Allah´ın tasarrufu iledir). Onların yüzünden mahzun olma ve onların kurdukları tuzaklar sebebiyle sıkılma (sıkıntı içinde olma). Muhakkak ki Allah, takva sahipleri ile beraberdir. Ve onlar, muhsinlerdir. Âyetlerimizi göstermek için, kulunu geceleyin Mescid-i Haram´dan, etrafını mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa´ya yürüten Allah, Sübhan´dır (bütün noksanlıklardan münezzehtir). Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi görendir. Ve Musa (A.S)´a kitap verdik. Ve O´nu, “Benden (Allah´tan) başkasını vekil edinmeyin (tevekkül etmeyin).” diye İsrailoğullarına hidayetçi kıldık. (Ey) Nuh (A.S) ile beraber taşıdıklarımızın zürriyyeti (onların soyundan olanlar)! Muhakkak ki O (Nuh A.S), çok şükreden bir kul idi. İsrailoğullarına kitapta (Tevrat´ta), “Yeryüzünde iki kere fesat çıkaracaksınız.” diye bildirdik. Ve gerçekten, büyük bir üstünlükle gâlip geleceksiniz. Artık ikisinden birincisinin vadesi (zamanı) geldiği zaman, (çok çetin) kuvvet sahibi kullarımızı sizin üzerinize gönderdik. Böylece evlerin aralarına girip (sizi) aradılar ve vaadedilen, yapılmış oldu. Sonra sizi, onlara karşı tekrar (yeniden zafere) döndürdük. Mallarla ve oğullarla, size imdat (yardım) ettik. Ve sizi, nefer (cemaat) olarak daha çok kıldık. Eğer ahsen davranırsanız, kendi nefsiniz için en iyisi olur. Eğer kötü davranırsanız, artık (o da) ona (nefsinize) aittir. Böylece sonrakinin (ikinci fesadınızın) vadesi geldiği zaman yüzünüzü karartsınlar ve mescide ilk defa girdikleri gibi girsinler. Ve üstünlük sağladığınız şeyleri mahvedip, helâk etsinler (yok etsinler). Rabbinizin size rahmet (merhamet) etmesi umulur. Ve şâyet siz (fesada) dönerseniz, Biz de (cezalandırmaya) döneriz. Ve cehennemi, kâfirler için kuşatıcı kıldık. Muhakkak ki Bu Kur´ân, en kuvvetli olanı hidayete erdirir (Allah´a ulaştırır). Ve amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller) yapan mü´minlere, onlar için büyük ecir olduğunu müjdeler. Ve onlar, muhakkak ki ahirete (Allah´a mülâki olmaya ve kıyâmet gününe) inanmayan (kalplerinde îmân yazmayan) kimselerdir. Onlar için elîm azap hazırladık. İnsan, (sanki) onun duası hayırmış (gibi) şerre dua eder. İnsan, çok aceleci olmuştur. Senelerin adedini ve hesabını bilmeniz için geceyi ve gündüzü iki âyet (vasıta, alâmet) kıldık. Gecenin âyetini (belirtisini) (gecenin içindekileri) görünmez kıldık. Rabbinizden fazl istemeniz için gündüzün âyetini (belirtisini) (gündüzün içindekileri) görünür kıldık. Ve herşeyi detaylı olarak tafsil ettik (açıkladık). Bütün insanların kuşunu (kazandıkları ve kaybettikleri dereceleri) boynunda bağladık (boynuna astık). Ve kıyâmet günü ona, neşredilmiş kitabı (üç boyutlu olarak boşlukta oynayan hayat filmini) çıkarırız. Kitabını oku (hayat filmini izle)! Bugün hasib (hesap görücü) olarak (hayat filmindeki) nefsin(in cennete veya cehenneme gideceğini gösteren negatif ve pozitif derecelerinin neticeleri) sana kâfi oldu. Kim hidayete erdiyse, sadece kendi nefsi için (nefsini tezkiye ettiği için) hidayete erer. Öyleyse kim dalâlette ise sorumluluğu sadece kendi üzerinde olarak dalâlette kalır. Yük taşıyan (günahı yüklenen) bir kimse, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve Biz, bir resûl göndermedikçe azap edici olmadık. Bir ülkeyi helâk etmek istediğimiz zaman onun (o ülkenin) mutrafilerine (refah içinde olan ileri gelenlerine, zenginlerine) emrettik. Buna rağmen orada fesat çıkardılar. Böylece (Allah´ın) söz(ü) üzerlerine hak oldu. Ve onu (o ülkeyi ve halkını) helâk ederek, yok ettik (dumura uğrattık). Nuh (A.S)´tan sonra asırlarca nice nesiller helâk ettik. Ve senin Rabbin, kullarının günahlarını gören ve (onlardan) haberdar olarak kâfidir. Kim acele (bu dünyada acil) olarak isterse, istediğimiz kimseye, dilediğimiz şeyi ona orada acele verdik. Sonra onu cehennem ehli kıldık. Zemmedilmiş (ayıplanmış) ve (rahmetten) kovulmuş olarak, ona (cehenneme) atılır. Kim mü´min olarak ahireti istedi ise ve onun (ahiret) için, onun gerektirdiği şekilde çalıştı ise işte onların çalışması, böylece meşkur (şükrün, karşılığını hakeden) oldu. Bunları herkese (dünyayı isteyene de ahireti isteyene de) veririz. Ve bunlar, Rabbinin atâ (ihsan)larındandır. Rabbinin atâları (ihsanları) mahzur (sınırlı, kısıtlı, men edilmiş) değildir. Bak, nasıl onların bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Muhakkak ki ahiret, dereceler bakımından daha büyüktür ve üstünlük bakımından da daha büyüktür. Allah ile beraber başka bir ilâh kılma! O zaman zemmedilmiş (kınanmış) ve hor görülmüş olarak kalırsın. Rabbin, ondan başkasına kul olmamanızı ve anne ve babaya ihsanla davranmanızı kaza etti (taktir etti, hükmetti). Eğer ikisinden birisi veya her ikisi senin yanında yaşlanırlarsa onlara (ikisine) “öf” deme. Ve onları (ikisini) azarlama ve onlara kerim (güzel, yumuşak) söz söyle! Ve onlara (ikisine), merhamet ederek ve tevazu ile kanat ger! Ve “Rabbim, onların beni yetiştirdiği gibi ikisine de merhamet et!” de. Rabbiniz, nefslerinizde olanı (niyetinizi) daha iyi bilir. Eğer salihler olursanız, o taktirde muhakkak ki O, evvab olanlar (O´na yönelip, tövbe ederek ulaşanlar) için mağfiret edici olur. Akrabaya, miskinlere (çalışamayacak durumda olan ihtiyarlara) ve yolda olanlara hakkını ver! Ve savurarak, israf etme! Muhakkak ki israf edenler (gereksiz yere savuranlar, haksızlık ve fesat çıkarmak için kullananlar), şeytanların kardeşleri oldular. Ve şeytan, Rabbine (karşı) çok nankör oldu. Rabbinden ümit ettiğin rahmeti isterken, onlardan (mecbur kalarak) yüz çevirirsen (bir şey veremezsen), o zaman onlara yumuşak söz söyle! Ve boynuna elini bağlama (cimrilik yapma) ve hepsini açıp saçma (israf etme)! Aksi halde kınanmış ve malı tükenmiş olarak kalırsın. Muhakkak ki Rabbin, dilediğine rızkı genişletir ve (ölçüsünü) taktir eder (daraltır). O, mutlaka kullarını gören ve (onlardan) haberdar olandır. Yoksulluk korkusu ile evlâtlarınızı öldürmeyin! Onları ve sizleri sadece Biz rızıklandırırız. Muhakkak ki onların öldürülmesi, (kasıtla işlenen) büyük suç oldu. Ve zinaya yaklaşmayın! Çünkü o, fuhuş (hayasızlık) ve kötü bir yoldur. Allah´ın haram kıldığı bir nefsi (kişiyi), haksız yere öldürmeyin! Kim mazlum olarak (haksız yere) öldürülürse, o taktirde onun velîsini sultan (hak sahibi) kıldık. Artık öldürmede haddi aşmasın. Çünkü o, yardım görmüş olandır. En kuvvetli çağına (bulûğa) erişinceye kadar, yetimin malına en güzel şekilde olmadıkça yaklaşmayın! Ve ahdi ifa ediniz (yerine getiriniz)! Muhakkak ki ahd, mes´ul (sorumlu) kılar. Ve ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam ifa edin (yerine getirin)! Doğru olarak ve adaletle (doğru ölçü ile) tartın! İşte bu, daha hayırlı ve tevîl (yorum) bakımından daha güzeldir. Ve (hakkında) ilmin olmayan bir şeyin ardına düşme (karışma) (açıklamaya çalışma)! Muhakkak ki işitme, görme ve idrak, onların hepsi, ondan (takfu´dan) mesul (sorumlu) oldu (mesuldürler). Ve yeryüzünde azametle (gururla) yürüme! Muhakkak ki sen, yeryüzünü asla tahrik edemezsin (hareket ettiremezsin). Ve asla dağların boyuna erişemezsin (dağ kadar yüksek olamazsın). İşte bütün bu seyyiatler (derecat kaybettirici şeyler), Rabbinin indinde (katında) mekruh (kerih) oldu. İşte bunlar, Rabbinin sana hikmetten vahyettiği şeylerdendir. Allah ile beraber başka ilâh kılma (edinme)! Yoksa kınanmış ve kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. Rabbiniz, oğulları size mi seçti ve meleklerden kadınlar (kızlar) mı edindi? Muhakkak ki siz, gerçekten büyük söz söylüyorsunuz. Ve andolsun ki Biz, tezekkür (idrak) etsinler diye, bu Kur´ân´da tekrar tekrar (hakikatleri) açıkladık. Oysa bu (açıklamalar), nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı. De ki: “Eğer onların söyledikleri gibi onunla beraber (başka) ilâhlar olsaydı, o zaman onlar da (başka ilâhlar da) mutlaka arşın sahibine (ulaşmak için) bir yol ibtiga ederlerdi (ararlardı).” O (Allah), onların söylediklerinden Sübhan´dır (münezzehtir) ve Üstün´dür, Yüce´dir, Büyük´tür. 7 kat gökler ve yeryüzü ve onlarda bulunanlar, O´nu (Allah´ı) tesbih ederler. O´nu hamd ile tesbih etmeyen bir şey yoktur. Ve fakat onların tesbihlerini siz fıkıh edemezsiniz (anlayamazsınız, idrak edemezsiniz). Muhakkak ki O; Hakîm´dir, Gafûr´dur (mağfiret edendir). Sen Kur´ân´ı kıraat ettiğin (okuduğun) zaman, seninle ahirete (ölmeden evvel Allah´a ulaşmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar arasına hicab-ı mesture kıldık (gözlerinin üzerine, seni peygamber olarak görmelerini engelleyen bir perde koyduk). O´nu (Kur´ân´ı), fıkıh (idrak) etmelerine karşı, (fıkıh edemesinler diye) kalplerinin üzerine ekinnet ve onların kulaklarına vakra (işitme engeli) kıldık. Ve sen, Kur´ân´da Rabbinin tekliğini zikrettiğin zaman nefretle arkalarına döndüler. Onların dinledikleri şeyi ve seni dinliyorlarken, zalimlerin “Büyülenmiş bir adama tâbî oluyorsunuz.” diyerek fısıldaştıklarını Biz çok iyi biliyoruz. Bak, senin için nasıl misaller getirdiler (sana büyülenmiş, mecnun, deli, şair dediler) ve böylece dalâlette kaldılar. Artık yola (Sıratı Mustakîm´e) ulaşmaya güçleri yetmez. Ve “Biz, kemik ve kırıntı (ufalanmış toprak) olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz, mutlaka yeni bir yaratılışla mı beas edileceğiz (diriltileceğiz)?” dediler. De ki: “Taş veya demir olun (olsanız bile)!” “Veya gönlünüzde büyüyen (daha büyük ve çok kuvvetli, güçlü olarak hayal ettiğiniz) başka bir yaratılış olsun. O zaman da bizi, kim (hayata) geri çevirecek?” diyecekler. “Sizi ilk defa yaratan.” de! Bunun üzerine sana başlarını (alaylı bir tarzda) sallayarak: “O, ne zaman?” diyecekler. De ki: “(Onun) yakın olması muhtemeldir.” (Allah´ın) sizi çağıracağı gün, hemen O´nun hamdi ile (O´na hamd ile) icabet edeceksiniz. Ve ancak (kabirde) pek az kaldığınızı zannedeceksiniz. Ve kullarıma de ki: “En güzeli (sözü) söylesinler!” Muhakkak ki şeytan, onların aralarını bozar (fesat çıkarır). Muhakkak ki o, insana apaçık düşmandır. Rabbiniz, sizi iyi bilir. Dilerse size rahmet eder (Rahîm esması ile tecelli eder) veya dilerse size azap eder. Ve seni, onlara vekil olarak göndermedik. Ve Rabbin, semalarda (7 kat göklerde) ve yeryüzünde olan kimseleri iyi bilir. Andolsun ki bir kısım nebîleri, diğerlerine üstün kıldık. Ve Davut (A.S)´a Zebur´u verdik. (Onlara) de ki: “O´ndan (Allah´tan) başka (ilâh edinerek) zanda bulunduklarınızı çağırın.” Oysa onlar, sizden bir darlığı giderme ve onu değiştirme gücüne malik (sahip) değillerdir. İşte o çağırdıkları (da), kendi Rab´lerine “onların hangisi daha yakındır” diye (O´na en yakın) vesileyi ararlar ve O´nun rahmetini ümit ederler, O´nun azabından korkarlar. Muhakkak ki Rabbinin azabı, hazer edilendir (korkulandır). Eğer bir şehir (helâk olacaksa), kıyâmet gününden önce onun helâk edicisi ancak Biziz. Veya onun (şehir halkının) şiddetli azap edicisi Biziz. İşte bu, Kitap´ta yazılıdır. Bizim âyet (mucize) göndermemize mani olan şey, ancak evvelkilerin onu (mucizeleri) yalanlamış olmalarıdır. Semud kavmine (gözle) görünen (bir mucize olarak) dişi deve verdik. Sonra ona zulmettiler. Ve Biz, âyetleri (mucizeleri), korkutmaktan başka bir şey için göndermeyiz. Rabbinin, insanları muhakkak (rahmeti ve ilmiyle) ihata ettiğini (kapladığını) sana söylemiştik. Sana (kalp gözü ile) gösterdiğimiz o rüyeti ve Kur´ân-ı Kerim´deki lânetlenmiş ağacı (zakkum ağacı), insanlara sadece fitne (imtihan) kıldık. Ve Biz, onları korkutuyoruz. Fakat (bu) onların büyük azgınlıklarından (büyük günahlarından) başka bir şeyi arttırmıyor. Ve meleklere: “Âdem (A.S)´a secde edin!” dediğimiz zaman iblis hariç hemen secde ettiler. (İblis): “Ben, senin topraktan yarattığın kimseye mi secde edeyim?” dedi. (İblis) dedi ki: “Senin görüşüne göre, benim üzerime (benden daha) mükerrem (ikram edilmiş, şerefli) kıldığın kimse bu mu? Eğer beni kıyâmet gününe (kadar) tehir edersen (ertelersen), onun zürriyetinden (neslinden) pek azı hariç, mutlaka bana (kendime) tâbî kılacağım.” (Allahû Tealâ şöyle buyurdu): “Git! Artık onlardan kim sana tâbî olursa, o zaman muhakkak ki sizin cezanız, eksiksiz bir ceza olarak cehennemdir.” “Ve onlardan güç yetirdiklerini, sesinle aldat. Atlıların ve yayalarınla onları bağırarak yönlendir (cehenneme sevket). Evlâtlarında ve mallarında onlara ortak ol. Ve onlara (yalan şeyler) vaadet.” Şeytanın vaadettikleri gurur (aldatma)dan başka bir şey değildir. Muhakkak ki Benim kullarımın üzerinde, senin bir sultanlığın (yaptırım gücün) yoktur. Ve senin Rabbin, vekil olarak kâfidir (yeter). Sizin Rabbiniz ki; O, onun fazlından (nasip) arayasınız diye denizde gemileri sizin için sevkeder (yüzdürür). Çünkü O, size rahmet edicidir. Ve size, denizde bir darlık (tehlike) dokunduğu zaman, sadece o hariç, dua ettikleriniz sapıp gider. Fakat sizi, karaya çıkarınca (kurtarınca) yüz çevirirsiniz. Ve insan çok nankördür. Öyleyse sizi, kara tarafında yere geçirmesinden (geçirmeyeceğinden) veya sizin üzerinize, taş yağdıran bir fırtına göndermesinden (göndermeyeceğinden) emin mi oldunuz? Sonra sizin için bir vekil (koruyucu) bulamazsınız. Başka bir sefer sizi oraya (geri) döndürmesinden böylece sizin üzerinize kâsif (şiddetli, deviren) bir fırtına gönderip, inkârlarınızdan dolayı sizi (denizde) boğmasından emin mi oldunuz? Sonra Bize karşı (boğulmamanız) için (sizi koruyacak) bir yardımcı bulamazsınız. Ve andolsun ki; Âdemoğlunu kerem sahibi (şerefli) kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Ve onları helâl şeylerden rızıklandırdık. Ve onları yarattıklarımızın çoğundan fazilet (açısından) üstün kıldık. O gün bütün insanları, (Allah´ın tayin ettiği) imamları ile çağırırız. O zaman kitabı sağdan verilen kimseler, böylece kitaplarını okurlar. Ve (onlara) zerre kadar zulmedilmez (haksızlığa uğratılmaz). Ve burada (bu dünyada), kim kör ise artık o ahirette de kördür. Ve yoldan daha çok sapmıştır. Ve neredeyse sana vahyettiğimiz şeyden başkası ile Bize iftira etmen için gerçekten seni fitneye düşürüyorlardı. Ve o taktirde seni mutlaka dost edinirlerdi. Ve seni sebat ettirmeseydik, andolsun ki sen, onlara biraz meylederdin. O taktirde, elbette hayatın ve ölümün di´fasını (sıkıntılarını, üzüntülerini, acılarını) kat kat sana tattırırdık. Sonra senin için Bize karşı bir yardımcı bulunmazdı. Neredeyse gerçekten, seni dünyada bulunduğun yerden çıkarmak için tedirgin ediyorlardı (edeceklerdi). Ve eğer öyle olsaydı, onlar da senden sonra sadece az bir süre kalabilirlerdi. Senden önce de gönderdiğimiz resûllerimizin sünneti (sünnetullah: Allah´ın kanunu) budur. Ve sünnetimizde (kanunumuzda) bir değişiklik bulamazsın. Güneşin dönmesinden, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecrin Kur´ân´ını (fecr vakti okunan Kur´ân´ı) ikame et (yerine getir)! Çünkü fecrin Kur´ân´ı şahitlidir. Gecenin bir kısmında uyan ve sana özel nafile (ilâve) olarak O´nunla (Kur´ân´la) teheccüd namazı kıl! Rabbinin seni Makam-ı Mahmut´a beas etmesi (ulaştırması) yakındır. Ve de ki: “Rabbim beni sıdk ile dahil et ve beni sıdk ile çıkar. Ve bana senin katından (gizli ilminden) bir yardımcı sultan kıl.” De ki: “Hak geldi, bâtıl zail oldu (yok oldu). Muhakkak ki bâtıl yok olacaktır (yok olmaya mahkûmdur).” Kur´ân´dan indirdiğimiz şeyler, mü´minler için şifadır ve rahmettir. Ve zalimlerin sadece hüsranını (kaybettiği dereceleri) arttırır. Ve insanı ni´metlendirdiğimiz zaman yüz çevirir ve yan çizerek uzaklaşır. Ve ona bir şerr dokunduğu zaman yeise düşer. De ki: “Herkes kendi şekline (hüviyetine, karakterine) göre amel eder.” Öyleyse kimin daha çok hidayet yolunda olduğunu en iyi Rabbiniz bilir. Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi. Ve eğer Biz dileseydik, sana vahyettiklerimizi mutlaka giderirdik (silip yok ederdik). Sonra onu (yok etmememiz için) Bize karşı sana (seni müdafaa edecek) bir vekil bulamazsın. (Bu) sadece Rabbinden bir rahmettir. Muhakkak ki O´nun (Rabbinin), senin üzerindeki fazlı büyüktür. De ki: “Eğer ins ve cin (insanlar ve cinler) bu Kur´ân´ın bir benzerini getirmek için içtima etseler (biraraya gelseler); onların bir kısmı, bir kısmına yardımcı olsa bile onun bir benzerini getiremezler.” Ve andolsun ki Biz, bu Kur´ân´da bütün meselelerden (misallerden) açıklama yaptık. Buna rağmen insanların çoğu sadece inkâr ederek direndi. Ve dediler ki: “Sen, bize yerden bir memba (pınar) çıkarmadıkça (fışkırtmadıkça) sana asla inanmayız.” Veya senin, hurma ve üzüm bağlarından bir bahçen olsun. Öyle ki onun aralarından, fışkırarak akan nehirler akıt (çıkar). Veya iddia ettiğin gibi semayı parça parça üzerimize düşürürsün. Veya Allah´ı ve melekleri açıkça (karşımıza) getirirsin. Veya senin altından bir evin olsun veya semaya yüksel. Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe senin yükselişine (miracına) asla inanmayız. De ki: “Benim Rabbim, Sübhan´dır (O, noksan sıfatlardan münezzehtir). Ben, insan resûlden başka bir şey miyim?” Onlara hidayet geldiği zaman insanların inanmalarına, “Allah, insan resûl mü gönderdi?” demelerinden başka bir şey mani olmadı. De ki: “Eğer yeryüzünde mutmain olarak yürüyenler melekler olsaydı, elbette onlara semadan melek resûl indirirdik.” De ki: “Benimle sizin aranızda, Allah şahit olarak yeter.” Muhakkak ki O, kullarından haberdar olandır, (onları) görendir. Ve Allah, kimi (Kendisine) ulaştırırsa, artık o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah´a ulaşmayı dilemezse), o taktirde onlar için O´ndan (Allah´tan) başka dostlar bulamazsın. Ve kıyâmet günü onları kör, dilsiz ve sağır olarak yüzüstü (sürünerek) haşrederiz (edeceğiz, toplayacağız). Onların me´vası (kalacakları yer) cehennemdir. Ve Biz, onlara (ateşin) her sönmeye yüz tutuşunda (alevli ateşi) arttırdık (arttıracağız). İşte bu, onların âyetlerimizi inkâr etmelerinden ve “Biz kemik ve toz haline gelmiş (toprak) olduğumuz zaman mı? Biz mi gerçekten yeni (bir) yaratılışla mutlaka beas edileceğiz (diriltileceğiz)?” demeleri sebebiyle onların cezasıdır. Ve onlar; Allah´ın, semaları ve yeryüzünü yarattığını ve onların bir mislini daha yaratmaya kaadir (muktedir) olduğunu görmüyorlar mı? Onlar için, onda (hakkında) şüphe olmayan bir ecel kıldı (belli bir süre taktir etti). Buna rağmen zulmedenler, sadece inkâr ederek direndiler. De ki: “Eğer siz, Rabbimin rahmet hazineleri(ne) malik (sahip) olsaydınız, o zaman infâk (harcanıp tükenecek) korkusu ile (onu) mutlaka (elinizde) tutardınız.” İnsan çok cimridir. Andolsun Biz, Musa (A.S)´a apaçık 9 âyet (mucize) verdik. Bunları benî İsraile (İsrailoğullarına) sor. Onlara (Musa A.S) gelmişti. O zaman firavun şöyle demişti: “Ey Musa! Ben, sana mutlaka sihir yapıldığına kesin şekilde inanıyorum.” ““Andolsun bunları (9 mucizeyi), görünür bir şekilde, semaların ve arzın Rabbinden başkasının indirmediğini sen biliyordun. Ve ey firavun! Muhakkak ki ben, senin helâk olacağına kesin şekilde inanıyorum.” dedi. Bundan sonra onları arzdan (bulundukları yerden) çıkarmak istedi. Bunun üzerine Biz, onu ve beraberindekilerin hepsini boğduk. Ondan sonra benî İsraile, “Arzda (orada) iskân olun (yerleşin)!” dedik. Ahiretin vadesi (vaadi) gelince sizi biraraya getireceğiz. Ve Hakk´ı (Kur´ân´ı), O´nu, Biz indirdik. Ve Hakk ile indi. Seni, müjdeleyici ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik. Ve Kur´ân-ı Kerim; onu kısımlara (sure sure ve âyet âyet) ayırdık. İnsanlara, onu muksin olarak (uzun sürede) okuman için tenzîlen (kısımlara ayırıp, uzun sürede okunabilecek şekilde), bir indirişle indirdik. De ki: “O´na inanılsın veya inanılmasın, O´ndan önce kendilerine ilim verilen kimseler, onlara (Kur´ân´ın secde âyetleri) okunduğu zaman, secde ederek çeneleri (alınları) üstüne kapanırlar.” Ve derler ki: “Rabbimiz, Sübhan´dır (herşeyden münezzehtir). Eğer Rabbimiz vaadettiyse, (o) mutlaka ifa edilmiştir.” Ve çeneleri (alınları) üstüne kapanırlar. Ve huşûları artarak ağlarlar. De ki: “Allah diye çağırın veya Rahmân diye çağırın. Nasıl çağırırsanız hepsi O´nun Esmaül Hüsnası´dır (Allah´ın en güzel isimleridir).” Namazında (sesini) yükseltme ve onu (sesini) alçaltma. Bu ikisi arasında bir yol tut. Ve de ki: “Hamd, çocuk edinmeyen Allah´a mahsustur ve O´nun mülkte ortağı olmamıştır (yoktur). Ve (O, zillete düşmez) O´nun, Kendisini zilletten (kurtaracak) bir dosta (ihtiyacı) yoktur.” O´nu tekbir ile (üstün kılarak) yücelt (büyüklüğünü ifade et). Allah´a hamdolsun ki O, kuluna Kitab´ı (Kur´ân-ı Kerim´i) indirdi. Ve O´nda, bir eğrilik kılmadı. (Kur´ân-ı Kerim), kayyum (kıyâmete kadar devam edecek) olarak, katından şiddetli azapla uyarmak ve salih amel yapan mü´minlere en güzel ecrin onların olduğunu müjdelemek için (indirildi). Orada ebedî olarak kalıcıdırlar (kalacaklardır). Ve (Kur´ân-ı Kerim), “Allah, bir çocuk edindi.” diyenleri uyarır. Onların ve babalarının (atalarının), ona (buna; Allah´ın evlât edinmeyeceğine) dair bir ilimleri yoktur. Onların ağızlarından çıkan kelimeler (sözler) çok büyük! Onlar, (söylerlerse) ancak yalan söylüyorlar. Bu durumda eğer onlar, (Kur´ân-ı Kerim´deki) bu sözlere inanmazlarsa, onların arkalarından üzülerek neredeyse kendini helâk edeceksin. Muhakkak ki Biz, yeryüzünde olan şeyleri, onların hangisi daha güzel amel edecek diye imtihan etmemiz için, ona (arza) ziynet kıldık. Ve muhakkak ki onun (arzın) üzerinde olan şeyleri, kuru toprak yapacak olan elbette Biziz. Yoksa sen, Ashabel Kehf ve Rakîm´in, bizim acayip âyetlerimizden biri olduğunu mu sandın? Gençler mağaraya sığındıkları zaman şöyle dediler: “Rabbimiz, bize Senin katından bir rahmet ver. Ve bize emrimizden (bizim içimizden, senin emirlerinden bize ait olan rahmet ve salâvâtı ulaştıracak kişiyi) mürşidi tayin et.” Böylece mağarada kulakları üzerine (kalplerinin zikrini duyabilmeleri için yan üstü) senelerce yatırdık (uyuttuk). Sonra ne kadar süre kaldıklarını, iki topluluktan hangisinin daha iyi hesap edeceğini bilmemiz (belirtmemiz) için onları beas ettik (dirilttik, uyandırdık). Biz, sana onların haberlerini gerçek olarak kıssa ediyoruz. Muhakkak ki onlar, Rab´lerine âmenû olmuş gençlerdi. Ve onlara hidayeti artırdık. Onların kalpleri üzerine rabıta kurduk (kalplerini Bize bağladık). Ayağa kalktıkları zaman (kalkınca) şöyle dediler: “Bizim Rabbimiz, semaların ve arzın Rabbidir. O´ndan başkasına ilâh olarak asla dua etmeyiz. Öyle yaparsak, andolsun ki haddi aşarak yanlış söylemiş olurduk.” İşte bu bizim kavmimizdir. Onlara açıkça bir delil (sultan) gelmemesine rağmen Allah´tan başkasını ilâhlar edindiler. Öyleyse Allah´a yalanla iftira edenden daha zalim kim vardır? Ve siz, Allah´tan başkasına kul olmayarak onlardan ayrıldığınız zaman artık bir mağaraya sığının! Rabbiniz size rahmetini neşretsin (ulaştırsın). Ve size, refik (destek) olarak işlerinizi kolaylaştırsın. Ve güneşin doğduğu zaman mağaralarının sağ tarafından geldiğini ve battığı zaman sol taraftan onların yanlarından geçtiğini görürsün. Ve onlar, onun (mağaranın) geniş sahası içinde bulunuyorlardı. İşte bu, Allah´ın âyetlerinden (mucizelerinden)dir. Allah, kimi Kendisine ulaştırırsa, işte o hidayete ermiştir. Ve kimi dalâlette bırakırsa (kim Allah´a ulaşmayı dilemezse) artık onun için velî mürşid (irşad eden evliya) bulunmaz. Ve onlar, uykuda oldukları halde sen onları uyanık sanırsın. Ve onları sağa ve sola doğru çeviririz. Onların köpeği, ön ayaklarını (mağaranın) giriş kısmına uzatmış vaziyettedir. Eğer sen, onlara muttali olsaydın (yakından görseydin), mutlaka onlardan kaçarak (geri) dönerdin. Ve mutlaka sen, onlardan korkuyla dolardın (çok korkardın). Ve böylece aralarında sorsunlar diye onları dirilttik (uyandırdık). Onlardan konuşan biri şöyle dedi: “Ne kadar kaldınız?” “Günün bir kısmı veya bir gün (kadar).” dediler. (Diğerleri de): “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir.” dediler. Artık sizden birisini, sizin bu gümüş paranızla şehre gönderin. Böylece en temiz yiyecek hangisi, baksın (da) ondan size bir rızık getirsin. Ve tedbirli (dikkatli) olsun. Sakın sizi bir kimseye sezdirmesin (varlığınızı hiç kimseye hissettirmesin). Muhakkak ki onlar, eğer size karşı gâlip gelirlerse, sizi taşlarlar veya sizi kendi dînlerine döndürürler. O zaman asla ebediyyen kurtuluşa eremezsiniz. Ve böylece “Allah´ın vaadinin hak olduğunu ve o saat (kıyâmet) hakkında şüphe olmadığını” bilsinler diye onları (şehir halkına) bildirdik. Aralarında onların durumu hakkında niza ediyorlar (çekişiyorlar)dı. “Onların üzerine binalar inşa edin.” dediler. Onların Rabbi, onları en iyi bilir. Onların işlerinde gâlip olanlar (sözü geçenler): “Onların üzerine mutlaka mescid yapacağız.” dedi. Ve gaybı taşlayarak (bilmeden tahminde bulunarak) diyecekler ki: “(Onların sayısı) üçtür, dördüncü onların köpeğidir.” “Beştir, altıncı onların köpeğidir.” diyecekler. Ve “Yedidir, sekizinci onların köpeğidir.” diyecekler. De ki: “Onların adedini en iyi Allah bilir. Pek azı hariç, onlar bilmezler.” Onlar hakkında, zahir olandan (bilinenden) başka tartışma (mücâdele etme)! Onlar hakkında, onlardan birisine soru sorma (açıklama isteme)! Bir şey hakkında “Ben, bunu yarın mutlaka yapacağım deme.” Ancak Allah´ın dilemesiyle (yapacağım de). Ve unuttuğun zaman Rabbini zikret ve de ki: “Rabbimin beni (Allah´a) bundan daha yakın (daha üstün) bir irşad seviyesine ulaştırmasını umarım.” Onlar, mağaralarında 9 fazlasıyla 300 yıl kaldılar. De ki: “Ne kadar kaldıklarını en iyi Allah bilir.” Semaların ve arzın gaybı, O´na (Allah´a) aittir. Onu (gaybı) en iyi işitir, en iyi görür. Onların, O´ndan başka dostları yoktur. Hükmüne kimseyi ortak etmez. Sana, Rabbinin Kitab´ından, vahyolunanı oku! O´nun kelimesini değiştirecek yoktur. Ve O´ndan (Allah´tan) başka yönelinecek bulamazsın (yönelinecek yoktur). Sabah akşam, O´nun Vechi´ni (Zat´ını) isteyerek Rabbine dua edenlerle beraber nefsini sabırlı tut. Dünya hayatının ziynetini dileyerek gözünü onlardan çevirme! Kalbini zikrimizden gâfil kıldığımız ve hevasına (heveslerine) tâbî olan kimselere isteyerek, işinde haddi aşmış olanlara itaat etme! De ki: “Hak Rabbinizdendir.” Bundan sonra artık dileyen inansın ve dileyen inkâr etsin. Muhakkak ki Biz, zalimler için kenarları, onları (kâfirleri) ihata eden (saran, kaplayan) bir ateş hazırladık. Ve eğer onlar yağmur isterlerse (ateşe karşı), erimiş maden gibi koyu ve kaynar, yüzleri kavuran bir su yağdırılır. Ne kötü bir içecek ve ne kötü bir dost (yardımcı). Muhakkak ki âmenû olanlar (ölmeden önce ruhunu Allah´a ulaştırmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, Biz kesinlikle en güzel amel işleyen kimselerin ecrini (karşılığını) zayi etmeyiz. İşte onlara (onlar için) adn cennetleri vardır. Onların altından nehirler akar. Orada altın (dan) bileziklerle süslenirler. İnce ipek ve atlastan yeşil elbiseler giyerler. Orada tahtlar üzerine yaslanırlar. Ne güzel bir sevap ve ne güzel bir destek. Onlara, iki adamın durumunu örnek ver. İkisinden birisine üzüm bağından iki bahçe kıldık (yaptık). Ve ikisini de hurmalıklarla kuşattık (çevirdik). Ve ikisinin arasında ekinler bitirdik. İki bahçenin ikisi de meyvelerini verdi. Ve ondan bir şey eksik kalmadı. İkisinin arasından bir nehir akıttık. Ve onun serveti (de) vardı. Bu sebeple arkadaşı ile konuşurken ona: “Benim senden daha çok malım var ve (ailemdeki) fertler bakımından senden daha üstünüm.” dedi. Ve o, nefsine zulmederek bahçesine girdi. Şöyle dedi: “Bunun (bu bağın) ebediyyen helâk olacağını zannetmiyorum.” Ve ben, (kıyâmet) saatinin kaim olacağını (vukû bulacağını) zannetmiyorum. Ve eğer Rabbime döndürülürsem mutlaka ondan daha hayırlısına dönüşmüş olanı bulurum. Onunla konuşan (sohbet eden) arkadaşı, ona dedi ki: “Seni, (önce) topraktan, sonra bir nutfeden (bir damla sudan) yaratan sonra da seni bir adam hüviyetine sevva (dizayn) edeni (Allah´ı), sen inkâr mı ediyorsun?” Fakat O, Allah ki; benim Rabbimdir. Ve ben, Rabbime hiçbir şey ile şirk koşmam. Beni mal ve evlât (bakımından) daha az (yetersiz) görsen bile, sen bahçene girdiğin zaman: “(Bu bağ), Allah´ın dilediği (bağ)dır. Allah´tan başka kuvvet yoktur.” deseydin olmaz mıydı?” Belki Rabbim, bana senin bahçenden daha hayırlısını verir. Ve onun (senin bahçenin) üzerine semadan (husbân) felâketler gönderir. Böylece kaygan bir toprak haline gelir. Veya onun (bahçenin) suyu, yerin içine çekilir. Artık onu elde etmeye asla gücün yetmez (sen muktedir olamazsın). Onun (o kimsenin) ürünleri ihata edildi (mahvedildi). Ve çardakları, (bahçenin) üzerine yıkılmış haldeydi. Orada sarfettiği (emek ve para) için ellerini (avuçlarını) ovuşturuyor ve “Keşke ben, Rabbime (hiç)bir şeyle şirk koşmasaydım.” diyor(du). Ve Allah´tan başka ona yardım edecek kimseler yoktu. Ve o, yardım alan (yardım edilen) olmadı. İşte burada velâyet (yardım, dostluk) Allah´a ait bir haktır. O (Allah), sevap (mükâfat) açısından da akıbet (sonuç) açısından da hayırlıdır. Onlara dünya hayatını örnek ver ki; o, semadan indirdiğimiz su gibidir. Yeryüzünün nebatları (bitkileri), onunla karıştı (yeşerdi, büyüdü). Sonra da kuruyup, ufalandı ki rüzgâr, onu savurur. Ve Allah, herşeye muktedir olandır (gücü yetendir). Mal ve çocuklar dünya hayatının ziynetidir (süsüdür). Bâki (kalıcı) olan salih ameller (nefsi ıslâh edici ameller), sevap olarak ve emel (ümit) olarak, Rabbinin katında daha hayırlıdır. Ve o gün dağları yürüteceğiz. Ve (o gün) yeryüzünü bariz (açık ve net) olarak görürsün. Ve onları, (huzurumuzda) haşredip toplamak suretiyle (insanlardan) onlardan (hiç) birini bırakmayacağız. Saf saf Rabbine arz olundular (sunulacaklar). Andolsun ki siz, Bize, ilk yarattığımız gibi geldiniz (geleceksiniz). Hayır, size vaadedileni yapmayacağımız zannında bulundunuz. Ve kitap (hayat filmi ortaya) kondu. O zaman mücrimleri görürsün. Onun (kitabın) içindekilerden korkarlar ve “Bize yazıklar olsun. Bu kitap, nasıl ki (nasıl bir kitap ki), küçük ve büyük hiçbir şeyi sayıp hesap etmeden bırakmıyor.” derler. Ve yaptıkları şeyleri (hayat filmlerinde) hazır buldular. Ve senin Rabbin, (hiç) kimseye zulmetmez. Ve meleklere, “Âdem´e secde edin.” demiştik. İblis hariç, hemen secde ettiler. O cinlerdendi. Böylece Rabbinin emrini (yapmayarak) fıska düştü. Hâlâ onu ve onun zürriyyetini (neslini), onlar sizin düşmanınız (olduğu halde), Benim yerime dostlar mı ediniyorsunuz? Zalimler için ne kötü bir bedel (cehennem). Ben, onları (iblis ve zürriyyetini) semaların ve arzın yaratılışına ve onların (kendilerinin de) yaratılışına şahit tutmadım. Ve Ben, dalâlette bırakanları yardımcı edinmedim. O gün (kıyâmet günü Allahû Tealâ) şöyle diyecek: “Benim ortaklarım olduğu, zannında bulunduğunuz şeyleri çağırın!” Böylece onları davet ettiler (edecekler). Fakat onlara (kâfirlere), icabet etmediler (etmeyecekler). Ve onların aralarına helâk edici (bir engel) kıldık (kılacağız). Ve mücrimler, ateşi (cehennemi) gördü. O zaman içine düşeceklerini zannettiler (idrak ettiler). Ve ondan uzaklaşacak (kaçacak) bir yer bulamadılar. Ve andolsun ki; bu Kur´ân-ı Kerim´de, insanlara bütün meseleleri (misalleri) açıkladık. Ve insan, konuların çoğunda cidalleşen (kavga eden)dir. Ve insanları, onlara hidayet geldiği (hidayete davet edildikleri) zaman Rab´lerinin mağfiretini dilemekten ve mü´min olmaktan men eden (alıkoyan) şey, sadece evvelkilerin sünnetinin, onların başına gelmemesi veya azapla karşı karşıya kalmamalarıdır. Biz, resûlleri sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kâfirler (ise) hakkı bâtılla iptal etmek için mücâdele ederler. Âyetlerimi ve uyarıldıkları şeyleri alay (konusu) ederler. Rabbinin âyetleri zikredildiği (hatırlatıldığı) zaman ondan yüz çeviren ve elleriyle takdim ettiklerini (günahlarını) unutan kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, onların kalplerinin üzerine (fıkıh etmeyi engelleyen) ekinnet kıldık. Ve onların kulaklarında (işitmeyi engelleyen) vakra vardır. Sen, onları hidayete davet etsen de bundan sonra onlar, ebediyyen asla hidayete eremezler. Senin Rabbin, mağfiret ve rahmet sahibidir. Eğer onları muaheze etseydi (sorgulasaydı) elbette onlara azap için acele ederdi. Hayır, onlara, vaadedilmiş bir zaman vardır. Onlar, O´ndan (Allah´tan) başka sığınacak bir yer asla bulamazlar. Ve işte o ülkeler (halkı), zulmettikleri zaman onları helâk ettik. Ve onların helâk edilmesi için bir zaman kıldık (tayin ettik). Ve Musa, genç arkadaşına: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar (yoluma) devam edeceğim veya senelerce (uzun süre) gideceğim.” demişti. Böylece ikisinin (iki denizin) birleştiği yere ulaştıkları zaman ikisi de balığı unuttu. O zaman (balık), denizin içine doğru kendi yolunu tuttu. (Buluşma yerini) geçtikten sonra (Musa A.S) genç arkadaşına (şöyle) dedi: “Sabah kahvaltımızı getir. Andolsun ki bu yorgunluğa, yolculuğumuz sebebiyle maruz kaldık.” (Genç şöyle) dedi: “Gördün mü kayaya sığındığımız zaman ben gerçekten balığı unuttum. Onu hatırlamamı, bana şeytandan başkası unutturmadı. Ve o (balık), acayip bir şekilde denizin içine doğru kendi yolunu tuttu.” (Musa A.S): “Bizim aradığımız şey, işte bu.” dedi. Böylece kendi izlerini takip ederek geri döndüler. Böylece katımızdan, kendisine rahmet verdiğimiz ve ledun (gizli) ilmimizden öğrettiğimiz kullarımızdan bir kul buldular. Musa (A.S) ona şöyle dedi: “Rüşde ulaşmak üzere, sana öğretilen (ilmi ledun) den bana öğretmen için, sana tâbî olabilir miyim?” (Hızır A.S): “Muhakkak ki sen, benim maiyetimde (iken vuku bulacak olaylara) sabretmeye asla güç yetiremezsin.” dedi. Ve haberdar edilmediğin cihetle, ihata edemediğin şeye nasıl sabredeceksin? (Musa A.S): “İnşaallah (Allah dilerse), beni sabırlı bulacaksın. Ve sana emirlerde asi olmayacağım.” dedi. (Hızır A.S): “Bana tâbî olduğun taktirde, sana anlatmadığım konularda (anlatmadıkça) bana bir şey sorma.” dedi. Böylece ikisi (yola) çıktılar. Gemiye bindikleri zaman onu deldi. (Musa A.S): “Onun ehlini (gemide bulunanları), boğmak için mi onu deldin? Andolsun ki sen, (vebali) büyük bir iş yaptın.” dedi. (Hızır A.S şöyle) dedi: “Muhakkak ki sen, benimle beraber sabırlı olmaya asla güç yetiremezsin, demedim mi?” (Musa A.S): “Unutmam sebebiyle beni muaheze etme (azarlama), (bana verdiğin) emirlerinde, bana zorluk çıkarma.” dedi. Böylece bir (erkek) çocuğa rastlayıncaya kadar gittiler. (Hızır A.S), onu (çocuğu) öldürdü. (Musa A.S): “Sen, temiz (masum) bir kişiyi (başka) bir nefse karşılık olmaksızın mı öldürdün? Andolsun ki sen, kötü (şeriate uymayan) bir şey yaptın.” dedi. (Hızır A.S şöyle) dedi: “Sana, ´muhakkak ki sen, benimle beraber sabırlı olmaya asla güç yetiremezsin.´ demedim mi?” (Musa A.S) şöyle dedi: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme! (Benimle arkadaşlık etmemen için) benim tarafımdan (kabul edilebilir) bir özüre ulaşmış oldun.” Böylece ikisi yola çıktılar. Bir kasabanın halkına geldikleri zaman onun (şehrin) halkından, yemek istediler. Fakat onları (ikisini), misafir etmekten (şehirdekiler) çekindiler. Orada yıkılmak üzere bir duvar buldular. (Hızır A.S), hemen onu düzeltti. (Musa A.S) dedi ki: “Eğer sen dileseydin, elbette onun (bu hizmetin) için bir ücret alırdın.” (Hızır A.S) şöyle dedi: “Bu, benimle senin aranda ayrılıktır. Sabırlı olmaya güç yetiremediğin şey(ler)in tevîlini (yorumunu) sana haber vereceğim.” Lâkin gemi, denizde çalışan fakirlerindi. Onu kusurlu yapmak istedim. Onların arkasında, bütün gemileri gasbederek (zorla) alan bir melik (kral) vardı. Fakat çocuğa (çocuk meselesine) gelince, onun anne ve babası mü´minlerdi. Onları azgınlık ve küfre (inkâra) sürüklemesinden korktuk. Böylece onların Rabbinin, onu (öldürülen genci) ondan daha hayırlı, temiz ve merhamete daha yakın olanla değiştirmesini istedik. Ve duvar ise şehirde iki yetim (erkek) çocuğa aitti. Onun altında, onlara ait bir define vardı. Ve onların babası salih (bir kimse) idi. Bu sebeple Rabbin, o ikisinin gençlik çağına erişmesini ve Rabbinden bir rahmet olarak, defineyi çıkarmalarını istedi. Ve ben, onu kendi emrim ile (kendi isteğimle) yapmadım (Allah´ın emriyle yaptım). İşte bu, sabırlı olmaya güç yetiremediğin şeylerin (olayların) yorumudur. Ve sana “Zülkarneyn”den sorarlar. De ki: “Ondan bahsederek size tilâvet edeceğim (açıklayacağım).” Muhakkak ki Biz, onu yeryüzünde kuvvetlendirdik (destekledik). Ve ona sebep olan herşeyden verdik. Böylece bir sebebe tâbî oldu (yola koyuldu). Güneşin grup ettiği yere ulaştığı zaman, onu (güneşi) bulanık bir pınarda batarken buldu. Ve onun (o pınarın) yanında bir kavim (topluluk) buldu. (Ona şöyle) dedik: “Ya Zülkarneyn! Dilersen onlara azap edersin, dilersen onlara karşı güzel davranış ittihaz edersin.” (Zülkarneyn): “Fakat kim zulmederse ona azap edeceğiz. Sonra kendi Rabbine reddedilir (geri gönderilir). Böylece ona dehşetli bir azapla azap edilir.” dedi. Fakat kim âmenû olursa (ölmeden evvel Allah´a ulaşmayı dilerse) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, bundan sonra onun mükâfatı güzeldir (cennettir ve dünya saadetidir). Ve ona, emrimizden kolay olanı söyleyeceğiz (uygulayacağız). Sonra bir sebebe tâbî oldu (yola koyuldu). Güneşin doğduğu yere ulaştığı zaman onu (güneşi), ondan (güneşten) korunacak bir örtü yapmadığımız bir kavmin üzerine doğarken buldu. İşte böylece Biz, onun yanında oluşan şeyleri (olayları), haberdar olarak, (ilmimizle) ihata ettik. Sonra (başka) bir sebebe tâbî oldu (yola koyuldu). İki sed arasına ulaştığı zaman o ikisinden (o iki kavimden) başka, (neredeyse hiç) söz anlamayan bir kavim buldu. “Ey Zülkarneyn! Muhakkak ki yecüc ve mecüc, yeryüzünde fesat çıkaranlardır. Bu sebeple, onlarla bizim aramıza bir set yapman için, sana harç verelim mi?” dediler. (Zülkarneyn): “Bu konuda Rabbimin beni kuvvetlendirdiği (desteklediği) şeyler daha hayırlıdır. Şimdi (siz) bana kuvvet ile yardım edin. Onlarla sizin aranıza çok sağlam bir engel yapayım.” dedi. “Bana demir parçaları getirin. İki dağın arası aynı seviye olunca üfleyin (körükleyin).” dedi. Onu ateş haline koyunca, “Bana erimiş bakır getirin, onun üzerine dökeceğim.” dedi. Artık ona zahir olmaya (onu aşmaya) güçleri yetmez ve onu delmeye muktedir olamazlar. (Zülkarneyn): “Bu, Rabbimden bir rahmettir. Ama Rabbimin vaadi geldiği zaman, onu kırıp ufalar (yerle bir eder). Ve Rabbimin vaadi haktır.” dedi. Ve izin günü onları, birbirlerine karışmış halde bıraktık. Ve sur´a üfürüldü. O zaman onların hepsini topladık. Ve izin günü cehennemi, kâfirlere çok şiddetli birarz edişle, arz ettik (gösterdik). Onlar, gözleri “Beni zikretmekten” perdeli olanlardır. Ve onlar, (Beni) işitmeye muktedir olamadılar. Yoksa kâfirler, kullarımın Benden başka dostlar edineceklerini mi zannettiler? Muhakkak ki Biz, cehennemi kâfirlere bir ikram (kalacak yer) olarak hazırladık. De ki: “Ameller açısından en çok hüsrana uğrayanları size haber vereyim mi?” Onlar, dünya hayatında amelleri (çalışmaları) sapmış (kaybettikleri dereceler, kazandıkları derecelerden daha fazla) olanlardır. Ve onlar, güzel ameller işlediklerini zannediyorlar. İşte onlar, Rab´lerinin âyetlerini ve O´na mülâki olmayı (ölmeden evvel ruhun Allah´a ulaşmasını) inkâr ettiler. Böylece onların amelleri heba oldu (boşa gitti). Artık onlar için kıyâmet günü mizan tutmayız. (Âyetlerimi) örtmeleri (inkâr etmeleri) ve âyetlerimi ve resûllerimi alay konusu edinmeleri sebebiyle, onların cezası işte bu cehennemdir. Âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar; onların ikramı, firdevs cennetleridir. Onlar, orada ebediyyen kalanlar (kalacaklar)dır. Oradan ayrılmayı istemezler. De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.” De ki: “Ben sizin gibi sadece bir beşerim. Bana sizin ilâhınızın tek bir ilâh olduğu vahyolunuyor. O taktirde kim Rabbine mülâki olmayı (ölmeden evvel Allah´a ulaşmayı) dilerse, o zaman salih amel (nefs tezkiyesi) yapsın ve Rabbinin ibadetine başka birini (bir şeyi) ortak koşmasın.” Kâf, Hâ, Yâ, Ayn, Sâd. (Bu sure), senin Rabbinin, kulu Zekeriya (A.S)´a rahmetinin zikridir (kıssasıdır). O, gizlice seslenerek, Rabbine nida etmişti. (Zekeriya A.S): “Rabbim, gerçekten ben (zayıfladım) ve benim kemiklerim (de) zayıfladı ve başım (saçlarım) ağardı. Ve Rabbim, ben Sana dua ederek şâkî olmadım.” dedi. Ve gerçekten ben, arkamdan (benden sonra) vali olanlar (benim soyumdan gelenler benim gibi davranmazlar diye) korktum. Ve benim kadınım (artık) akir oldu. Bu sebeple bana, Senin katından bir velî (dost, yardımcı, evlât) bağışla. Bana ve Yâkub (A.S)´ın ailesine varis olsun. Ve Rabbim, onu (Senden) razı (olan) kıl. Ey Zekeriya! Gerçekten Biz seni, ismi Yahya olan bir oğlan çocuk ile müjdeliyoruz. Onunla (o isimle) daha önce bir kimseyi isimlendirmedik. (Zekeriya (A.S) şöyle) dedi: “Rabbim, benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve benim kadınım (artık) akir (kısır) oldu. Ben (de) yaşlanarak ihtiyarlığa ulaştım.” (Melek): “İşte böyle.” dedi. Senin Rabbin: “O, bana (benim için) kolaydır. Daha önce sen bir şey değilken seni, Ben yaratmıştım.” buyurdu. (Zekeriya A.S): “Rabbim, bana bir delil (işaret) kıl (ver).” dedi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “Senin delilin (işaretin), insanlarla üç gece normal (sağlıklı) olduğun halde konuşamamandır.” Bundan sonra mihraptan kavmine (kavminin karşısına) çıktı. Böylece onlara, (Allah´ı) sabah akşam tesbih etmelerini vahyetti (konuşmadan, iç sesi ile duyurdu). Ey Yahya! Kitab´ı kuvvetle (dikkatle) al (kendine mal et). Ve Biz, ona sabi iken (küçük yaşta) hikmet verdik. Ve katımızdan ona, sevgi ve zekât (nefs tezkiyesi) (verdik). Ve o, takva sahibi oldu. Anne ve babasına karşı birr sahibiydi. Ve o, asi, cebbar değildi. Ve doğduğu günde de ve öleceği günde de ve canlı olarak beas edileceği (yeniden diriltileceği) günde de ona selâm olsun. Kitap´ta Hz. Meryem´i zikret. Ailesinden ayrılıp, şark (doğu) tarafında bir yere çekilmişti. Sonra da onlardan (ayıran) bir perde çekti. O zaman ona Ruhumuz´u (Ruh´ûl Kudüs) gönderdik. Ona normal bir beşer suretinde (hüviyetinde) temessül etti (göründü). (Hz. Meryem şöyle) dedi: “Muhakkak ki ben, eğer sen takva sahibi isen (bana bir zararın dokunmaz). Senden Rahmân´a sığınırım.” “Ben sadece sana zeki (temiz) bir erkek çocuk bağışlamak için senin Rabbinin bir resûlüyüm.” dedi. (Hz. Meryem dedi ki): “Bana bir beşer dokunmamış (olduğuna göre) benim nasıl bir oğlum olabilir? Ve ben, azgın (iffetsiz) olmadım.” (Ruh´ûl Kudûs): “İşte böyle” dedi. Senin Rabbin: “O, Bana kolaydır ve onu, insanlara bir âyet (mucize) ve Bizden bir rahmet kılacağız.” buyurdu. Ve emir kaza edilmiştir (yerine getirilmiştir). Böylece ona hamile kaldı. Bundan sonra onunla uzak bir mekâna (yere) çekildi. Doğum sancısı onu, bir hurma ağacının gövdesine (sığınmaya) mecbur etti. “Keşke ben bundan önce ölseydim, unutularak unutulmuşların (arasına karışsaydım).” dedi. O zaman onun (Hz. Meryem´in) alt yanından, ona “mahzun olma (üzülme)” diye bir nida (geldi): “Rabbin, senin alt yanından bir su yolu kıldı (oluşturdu).” Ve hurma ağacının gövdesini üzerine silkele. Taze hurmalar senin üzerine düşsün, (orada) toplansın. Artık ye ve iç, gözün aydın olsun! Bundan sonra eğer beşerden bir kimseyi görürsen, o zaman (ona şöyle) söyle: “Muhakkak ki ben, Rahmân´a (konuşmama) orucu nezrettim (adadım). Bu sebeple bugün bir insanla asla konuşmayacağım.” Böylece onu taşıyarak kavmine getirdi. (Kavmindekiler) dediler ki: “Ey Meryem! Andolsun ki sen, acayip (kötü) bir şey yaptın.” Ey Harun´un (kız)kardeşi! Senin baban kötü bir adam değildi. Ve senin annen de azgın (iffetsiz) değildi. Bunun üzerine, onu (çocuğu) işaret etti. (Onlar) dediler ki: “Beşikte olan bir sabi (bebek) ile biz nasıl konuşuruz?” (Bebek) şöyle dedi: “Muhakkak ki ben, Allah´ın kuluyum. Bana kitap verdi ve beni nebî (peygamber) kıldı.” Ve beni nerede bulunursam bulunayım (bulunduğum heryerde) mübarek kıldı. Ve hayatta kaldığım sürece namazı ve zekâtı bana vasiyet etti (emretti). Ve anneme karşı birr sahibi olmayı (emretti). Ve beni, cebbar (zorba) şâkî kılmadı (yapmadı). Ve doğduğum gün ve öleceğim gün ve canlı olarak beas edileceğim (diriltileceğim) gün selâm benim üzerimedir (banadır). İşte bu Meryemoğlu İsa. (O), Hakk´ın sözü´dür ki; O´nun hakkında şüphe ediyorlar. Allah´ın bir (erkek) çocuk edinmesi olamaz. O, Sübhan´dır (herşeyden münezzehtir). Bir işin olmasına karar verdiği zaman, o taktirde sadece ona “Ol!” der ve o, hemen olur. Ve muhakkak ki Allah, benim Rabbim ve sizin (de) Rabbinizdir. O halde, O´na kul olun! İşte bu Sıratı Mustakîm´dir. Bundan sonra hizipler (gruplar) kendi aralarında ihtilâf ettiler. Büyük gün müşahede edildiği (şahit olunduğu) zaman vay o kâfirlerin haline! Bize gelecekleri gün, onlara (neler neler) işittirilir ve (neler neler) gösterilir. Lâkin zalimler, bugün (hâlâ) apaçık bir dalâlet içindeler. Ve emrin yerine getirileceği hasret günüyle onları uyar. Ve onlar, gaflet içindeler ve onlar, mü´min değillerdir. Muhakkak ki Biz, yeryüzüne ve onun üzerinde olan kimselere Biz, varis olacağız. Ve onlar, Biz´e döndürülecekler. Kitap´ta İbrâhîm (A.S)´ı zikret! Muhakkak ki O, sadık (çok sadaka veren, sadakatli, her zaman doğruyu söyleyen) bir Nebî idi. İbrâhîm (A.S), babasına dedi ki: “Ey babacığım! İşitmeyen ve görmeyen ve sana hiçbir (şekilde bir) şeyle faydası olmayanlara niçin tapıyorsun?” Ey babacığım, muhakkak ki bana, sana gelmeyen bir ilim gelmiştir! Öyleyse bana tâbî ol. Seni, Sıratı Seviye´ye (düzgün, seviyeli, Allah´a ulaştıran yola) hidayet edeyim (ulaştırayım). Ey babacığım, şeytana kul olma! Muhakkak ki şeytan, Rahmân´a asi oldu. Ey babacığım, muhakkak ki ben, sana Rahmân´dan azap dokunmasından korkuyorum! O durumda, şeytana velî (dost) olursun. (İbrâhîm (A.S)´ın babası şöyle) dedi: “Ey İbrâhîm! Sen, benim ilâhlarıma rağbet etmiyor musun (kıymet vermiyor musun)? Eğer sen, (bundan) vazgeçmezsen mutlaka seni taşlarım ve uzun müddet benden uzaklaş.” “Sana (senin üzerine) selâm olsun.” dedi. Senin için Rabbimden mağfiret dileyeceğim. Çünkü O, bana (çok) lütufkârdır. Ve ben, sizden ve Allah´tan başka dua ettiğiniz şeylerden ayrılıyorum. Ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki (inşaallah), (bu) dualarla ben, Rabbime şâkî olmam. Böylece onlardan ve onların Allah´tan başka kul olduğu şeylerden, ayrıldığı zaman ona, İshak ve Yâkub´u hibe ettik (o istemeden bahşettik). Ve hepsini, Nebî (Peygamber) kıldık. Ve onlara, rahmetimizden bahşettik (karşılıksız verdik). Ve onları (Hz. İbrâhîm ve oğullarını), (bütün) dillerde, lisanlarda sadık ve âlî (üstün, yüce) kıldık. Kitap´ta Musa (A.S)´ı da zikret. Muhakkak ki O, muhlis ve Nebî (Peygamber) Resûl idi. Ve Tur´un sağ tarafından ona seslendik. Ve onu, söyleşmek (vahyetmek) için yaklaştırdık. Ve ona, rahmetimizden kardeşi Harun (A.S)´ı Nebî (Peygamber) olarak bahşettik. Ve Kitap´ta İsmail (A.S)´ı (da) zikret. Çünkü O, vaadine sadıktı ve O, Nebî Resûl´dü. Ve o, ehline (halkına ve ailesine) namazı ve zekâtı emrediyordu. Ve o, Rabbinin katında razı olunmuşlardandı. Ve Kitap´ta İdris (A.S)´ı (da) zikret. Muhakkak ki O, sadık bir Nebî (Peygamber) idi. Ve onu, yüce bir mekâna (makama, cennete) yükselttik. İşte onlar, Allah´ın kendilerine ni´met verdiği nebîlerdendir. Âdem (A.S)´ın zürriyyetinden (neslinden) ve Nuh (A.S)´la beraber taşıdıklarımızdan ve İbrâhîm ve İsmail (A.S)´ın zürriyyetinden ve Bizim hidayete erdirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendir. Onlara, Rahmân´ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak ve secde ederek yere kapanırlardı. Bundan sonra onların arkasından gelen nesil, namazı ihmal (zayi) ettiler. Ve şehvetlere (nefsin arzularına) tâbî oldular. Artık yakında gayy (cehennemde en alt bölüm) ile karşılaşacaklar. Tövbe edenler, âmenû olanlar ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte onlar, cennete girecekler. Ve onlara, hiçbir şeyle zulmedilmez. Adn cennetleri ki onları, Rahmân, kullarına gıyaben vaadetti. Muhakkak ki o (adn cennetleri), O´nun (Allah´ın) vaadidir, yerine gelecektir. Orada boş söz işitilmez, sadece “selâm.” Ve orada, onların sabah ve akşam rızıkları vardır. Kullarımızdan takva sahibi olanları, varis kıldığımız cennet işte budur. Ve biz (resûl melekler), Rabbinin emri olmaksızın inmeyiz. Bizim önümüzde, arkamızda ve bunların arasında olanlar, O´nundur. Ve senin Rabbin, (seni) unutmuş değildir. Semaların, yeryüzünün ve ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Öyleyse O´na kul ol! O´nun kulluğunda sabırlı ol! O´nun İsmi´yle isimlendirilen (bir kimse) biliyor musun? Ve insan: “Ben, öldükten sonra mı diri (canlı) olarak mutlaka çıkarılacağım?” der. Ve insan, daha önce o bir şey değilken; Bizim, onu nasıl yarattığımızı düşünmez mi? Rabbine andolsun ki, sonra da onları ve şeytanları, mutlaka haşredeceğiz (toplayacağız). Sonra onları, cehennemin etrafında diz üstü çökmüş olarak hazır kılacağız. Sonra bütün gruplardan onların hangisi, Rahmân´a karşı daha çok asi (azgın) olduysa, onları mutlaka ayıracağız. Sonra ona (cehenneme) maruz kalmayı en çok hakedenleri, elbette en iyi Biz biliriz. Ve sizden biriniz (bile hariç olmamak üzere hepiniz), illâ (muhakkak) ona (cehenneme) varacaksınız. (Bu), senin Rabbinin üzerine (aldığı) kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra takva sahiplerini kurtaracağız. Ve zalimleri, diz üstü çökmüş olarak bırakacağız. Ve âyetlerimiz, onlara beyan edilerek okunduğu zaman, kâfirler âmenû olanlara (şöyle) dediler: “İki gruptan hangisi, makam bakımından daha hayırlı ve meclis bakımından daha güzel?” Onlardan önce, mal ve görünüş bakımından daha güzel nice nesiller helâk ettik. De ki: “Kim dalâlette ise o zaman onlar ya vaadolundukları azabı veya o saati (kıyâmeti) görene kadar Rahmân, ona zamanı uzatarak mühlet verir.” Böylece kimin mekân bakımından daha şerrli ve yardım bakımından daha zayıf olduğunu yakında bilecekler. Ve Allah, hidayette (hidayete ermiş) olanların hidayetini arttırır. Bâki olan salih ameller, Rabbinin indinde sevap bakımından daha hayırlıdır ve dönüş (karşılığı olan mükâfat) bakımından (da) daha hayırlıdır. Öyleyse (hâlâ) âyetlerimizi inkâr ederek: “Bana mutlaka mal ve evlât verilecektir.” diyeni gördün mü? O, gayba muttali mi oldu (o, gaybı görüp bildi mi, vakıf mı oldu)? Yoksa Rahmân´ın indinde (huzurunda) bir ahd mi aldı? Hayır, öyle değil! Onun söylediklerini yazacağız. Ve ona, azabı uzattıkça uzatacağız. Ve onun söylediği şeylere, Biz varis olacağız. Ve o, Bize fert olarak (tek başına, mal ve evlâdı olmaksızın) gelecek. Ve onlar (putperestler), kendilerine izzet (şeref) olsun diye Allah´tan başka ilâhlar edindiler. Hayır, öyle değil! (Putlar), onların ibadetlerini inkâr edecekler. Ve onlara, hasım (karşı) olacaklar. Onları, kışkırttıkça kışkırtan (tahrik eden) şeytanları, kâfirlerin üzerine nasıl gönderdiğimizi görmüyor musun? Artık onlar için acele etme. Biz, sadece onlara (günlerini) saydıkça sayıyoruz. O gün muttakileri (takva sahiplerini), Rahmân´ın huzurunda izzet ve ikramla haşredeceğiz (toplayacağız). Ve mücrimleri (suçluları), susamış olarak cehenneme sevkedeceğiz. Rahmân´ın indinde, ahd ittihaz edenlerden (Allah´tan ahd alanlardan) başkası şefaate malik olamaz. “Rahmân, bir çocuk ittihaz etti (edindi).” dediler. Andolsun ki siz, çok kötü bir şey yaptınız (söylediniz). Bundan neredeyse semalar (gökyüzü) parçalanacak ve yeryüzü yarılacak ve dağlar çökerek yıkılacaktı. Rahmân´a bir çocuk isnat etmeleri (sebebiyle). Ve Rahmân´a çocuk edinmek yakışmaz (olamaz). Semalarda ve yeryüzünde olan kimselerin hepsi, mutlaka Rahmân´a kul olarak gelecek. Andolsun ki onları, tek tek adetlendirerek tespit etti (saydı). Ve kıyâmet günü, onların hepsi O´na, ferdî olarak (tek başına) gelecek. Muhakkak ki âmenû olanları ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, Rahmân, muhabbet duyulanlar (sevilenler) kılacak. Böylece Biz, O´nu (Kur´ân-ı Kerim´i) senin lisanınla kolaylaştırdık. O´nunla, takva sahiplerini müjdelemen ve inatçı kavmi uyarman için. Ve onlardan önce nice nesiller helâk ettik. Onlardan birini görüyor musun? Veya onların ufacık bir sesini duyuyor musun? Tâ, Hâ. Kur´ân´ı sana meşakkat (güçlük) olsun diye indirmedik. Huşû sahiplerine zikir (öğüt) olsun diye. Arzı ve yüksek semaları yaratan tarafından indirilmiştir. Rahmân arşın üzerine istiva etti. Semalarda ve arzda ve ikisinin arasında ve de nemli toprağın altında olanlar, O´nundur. Ve sen, sözü açıklasan da (açıklamasan da) muhakkak ki O, gizliyi ve daha gizliyi (ve en gizliyi) bilir. Allah ki, O´ndan başka İlâh yoktur. En güzel isimler, O´nundur. Sana Musa (A.S)´ın haberi geldi mi? Bir ateş gördüğü zaman ailesine şöyle demişti: “Durup bekleyin! Muhakkak ki ben, bir ateş gördüm. Belki ondan, size bir kor (nur) getiririm veya ateşin üzerinde (nurun yanında) hidayeti bulurum.” Böylece oraya (ateşin (nurun) yanına) geldiği zaman “Ya Musa!” diye nida olundu. Muhakkak ki Ben, Ben senin Rabbinim. Şimdi pabuçlarını çıkar. Şüphesiz sen, mukaddes vadi Tuva´dasın. Ve Ben, seni seçtim. Öyleyse vahyolunan şeyi dinle! Muhakkak ki Ben, Ben Allah´ım. Benden başka İlâh yoktur. Öyleyse Bana kul ol ve Beni zikretmek için namazı ikame et! Muhakkak ki o saat (kıyâmet saati), gelecektir. Bütün nefslere (herkese), çalışmalarının karşılığının (ceza veya mükâfatlarının) verilmesi için neredeyse onu, Kendimden bile gizleyeceğim. Öyleyse ona (kıyâmet saatine), inanmayanlar ve hevesine (nefsinin afetlerine) tâbî olanlar, sakın seni ondan (kıyâmet gününe îmân etmekten) alıkoymasın. O taktirde sen (de) helâk olursun. O sağ elindeki nedir, ey Musa? “O benim asamdır, ben ona dayanırım (yaslanırım). Ve onunla koyunlarımın üzerine yaprak silkelerim. Benim için onda, daha başka menfaatler (faydalar) da vardır.” dedi. (Allahû Tealâ): “Ey Musa, onu at!” dedi. Böylece onu attı. O zaman o, hızla hareket eden (koşan) bir yılan olmuştu. “Onu al ve korkma! Onu ilk suretine (durumuna) döndüreceğiz.” dedi. Elini, (koynunun) yan tarafına koy (sok). Başka bir âyet (mucize) olarak, kusursuz (lekesiz) ve beyaz (nurlu) olarak çıkar. Büyük âyetlerimizden (mucizelerimizden) birini, sana göstermemiz içindir. Firavuna git! Çünkü o, azdı. (Musa A.S): “Rabbim benim göğsümü şerhet (yar, aç).” dedi. Ve bana işimi kolaylaştır. Ve dilimden düğümü (peltekliği) çöz. Sözlerimi idrak etsinler. Ve ailemden bana bir yardımcı kıl. Kardeşim Harun. Onunla, gücümü artır (beni güçlendir). Ve onu, işimde bana ortak kıl. Seni, çok tesbih etmemiz için. Ve Seni, çok zikredelim. Muhakkak ki Sen, bizi görensin. (Allahû Tealâ): “Ey Musa! Sana istediğin verilmiştir.” dedi. Ve andolsun ki seni, bir kere daha ni´metlendirdik (ni´metlendirmiştik). Vahyedilecek şeyi annene vahyetmiştik. (Onu sandığa koymasını, sonra onu denize (Nil Nehri´ne) bırakmasını (vahyetmiştik). Böylece deniz, onu sahile atsın, Benim ve onun düşmanı, onu alsın. Ve gözümün önünde (korumam altında) yetiştirilmen için sana, Kendimden muhabbet (sevgi) verdim. Kızkardeşin (seni izleyerek) yürüyordu. (Seni saraya aldıkları zaman onlara şöyle) diyordu: “Size, ona kefil olacak (emzirip, bakacak) birisine delil olayım mı (bulmanızda yardım edeyim mi)? Böylece seni, annene döndürdük. Onun, gözü aydın olsun ve mahzun olmasın diye. Ve birisini öldürmüştün. O zaman (da) seni, gamdan (üzüntüden) kurtarmıştık. Ve seni, sınavlarla imtihan ettik. Böylece Medyen halkı içinde senelerce kaldın. Sonra kaderin gereği (takdir edilen zamanda buraya) geldin ya Musa! Ve Ben, seni (nebî olarak) Kendime seçip, yetiştirdim. Sen ve kardeşin, âyetlerimle (mucizelerimle) gidin ve Benim zikrimi (Beni zikretmeyi) ihmal etmeyin (daimî zikirde olun). Firavuna ikiniz gidin. Muhakkak ki o, azdı. O zaman ona, yumuşak söz söyleyin. Böylece o, tezekkür eder (anlar) veya huşû duyar. (O ikisi): “Rabbimiz gerçekten biz, onun bize (karşı) ifrata (aşırı) gitmesinden veya azgın davranmasından korkuyoruz.” dediler. (Allahû Tealâ): “İkiniz (de) korkmayın! Muhakkak ki Ben, sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.” dedi. O halde ikiniz ona gidin ve ona şöyle söyleyin: “Muhakkak ki biz, senin Rabbinin iki resûlüyüz. İsrailoğulları´nı artık bizimle beraber gönder ve onlara azap etme! Sana Rabbinden âyet (mucize) getirdik. Ve hidayete tâbî olanlara selâm olsun.” Muhakkak ki yalanlayanların ve yüz çevirenlerin üzerine azap olduğu bize vahyolundu. (Firavun şöyle) dedi: “Öyleyse ikinizin Rabbi kimdir, ya Musa?” (Hz. Musa): “Bizim Rabbimiz, herşeye yaradılışını lütfeden (ihsan eden) sonra da hidayete erdirendir.” dedi. (Firavun): “Öyleyse evvelki nesillerin durumu nedir?” dedi. “Onun ilmi, Rabbimin yanında bir kitap (Ümmülkitap)´tadır. Benim Rabbim yanlış yapmaz ve unutmaz.” dedi. Yeryüzünü size döşek (beşik) yapan, orada sizin için yollar açan ve semadan su indiren O´dur. Sonra da onunla, farklı farklı bitkilerden çiftler çıkardık. Yeyin ve hayvanlarınızı otlatın! Muhakkak ki bunda, akıl sahipleri için elbette âyetler (deliller) vardır. Sizi, ondan yarattık. Ve sizi, oraya (geri) döndüreceğiz. Ve sizi, oradan bir kere daha çıkaracağız. Ve andolsun ki; âyetlerimizin (mucizelerimizin) hepsini, ona gösterdik. Buna rağmen yalanladı ve (yalanında) direndi. “Sen bizi, sihrin ile yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin ya Musa?” dedi. Öyleyse biz de sana mutlaka onun gibi bir sihir getireceğiz. Şimdi (sen), seninle bizim aramızda bir zaman (buluşma zamanı) (ve) bizim ve senin, ihtilâf etmeyeceğimiz uygun bir yer tayin et (seç). (Musa A.S): “Sizin (bizimle) buluşma zamanınız, ziynet (bayram) günü ve insanların toplandığı, duhan (kuşluk) vakti olsun.” dedi. Böylece firavun döndü (gitti). Arkasından hilelerini topladıktan sonra geldi. Musa (A.S) onlara şöyle dedi: “Size yazıklar olsun! Allah´a yalanla iftira etmeyin yoksa sizi azapla yok eder ve (O´na) iftira eden(ler) heba olmuştur.” Böylece işlerini (hilelerini), kendi aralarında görüştüler (tartıştılar) ve gizlice konuştular. “Bu ikisi gerçekten iki sihirbazdır. Sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve üstün olan tarikatınızı (yolunuzu, dîninizi), yok etmek istiyorlar.” dediler. (Firavun şöyle dedi): “Artık hilelerinizi (sihirlerinizi) toplayın. Sonra saf saf (sırayla) gelin. Ve o gün üstün gelen, felâha (kurtuluşa, zafere) ulaşmış olur.” “Ya Musa, (asanı) sen mi atarsın yoksa önce atan biz mi olalım?” dediler. (Musa A.S): “Hayır, (siz) atın!” dedi. Böylece (onları attıkları) zaman onların ipleri ve asaları, kendisine, onların sihirlerinden dolayı “hızla hareket ediyor” gibi göründü. Bu sebeple Musa (A.S), kendinde bir korku hissetti. “Korkma! Muhakkak ki sen, sen üstünsün.” dedik. Ve sağ elindekini (asanı) at, onların yaptığı şeyleri yutacak. Onların yaptıkları sadece sihirbaz hilesidir ve sihirbazlar, nereden gelirse gelsinler, felâha (kurtuluşa) eremezler. Bunun üzerine sihirbazlar secde ederek yere kapandılar. Biz: “Harun ve Musa´nın Rabbine îmân ettik.” dediler. (Firavun): “Size izin vermemden önce ona îmân mı ettiniz? Muhakkak ki o, gerçekten size sihir öğreten, sizin büyüğünüzdür (ustanızdır). Bu durumda mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim. Ve sizi mutlaka hurma ağacına asacağım. Ve böylece hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcı (imiş) gerçekten bileceksiniz.” dedi. “Bize gelen mucizeler karşısında asla seni tercih etmeyiz (üstün tutmayız). Çünkü bizi, O yarattı. Bu durumda sen, yapacağını yap. Fakat sen, ancak bu dünya hayatında yaparsın.” dediler. Muhakkak ki biz, hatalarımızı ve ona karşı sihirden bize zorla (istemeyerek) yaptırdığın şeylerden (dolayı) bizi, mağfiret etsin (affetsin ve günahlarımızı sevaba çevirsin) diye Rabbimize îmân ettik. Ve Allah, daha hayırlıdır ve daha bâkidir (kalıcıdır). Muhakkak ki kim Rabbine suçlu olarak gelirse, o taktirde mutlaka cehennem onun içindir. Orada ne ölür, ne yaşar. Ve kim salih ameller (nefs tezkiyesi) yapmışsa ve O´na (Allah´a) mü´min olarak gelirse o zaman işte onlar, onlar için yüksek dereceler vardır. İçinde ebedî kalacakları, altından nehirler akan adn cennetleri vardır. Ve işte bu, tezkiye olanların (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yapanların) mükâfatıdır. Ve andolsun ki Biz, Musa (A.S)´a vahyettik ki: “Kullarımla gece (yola) çıkıp yürü! Sonra da (asanla) vurarak onlar için kuru bir yol aç! (Firavunun size) yetişmesinden korkma ve (suda boğulmaktan da) endişe etme!” Böylece firavun ordusuyla onları takip etti. Bunun üzerine deniz, onların üzerine öyle bir kapanışla kapandı ki, onları (tamamen) örterek kapladı (onları suda boğdu). Ve firavun, kavmini dalâlette bıraktı ve (kavmini) hidayetten men etti. Ey benî İsrail! Sizi düşmanınızdan kurtarmıştık. Ve Tur´un sağ tarafında sizinle (buluşmak üzere) vaadleştik ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Sizi rızıklandırdığımız temiz şeylerden yeyin. Ve onda (yediğiniz şeylerde) azgınlık (nankörlük) etmeyin. Aksi halde size gazabım iner. Ve kimin üzerine gazabım inerse, artık o heva olmuştur (nefsinin hevasına tâbî olup dalâlete düşmüştür). Ve muhakkak ki Ben, (mürşidin önünde 12 ihsanla) tövbe edenler ve (ikinci defa) âmenû (kalbine îmân yazıldığı için îmânı artan mü´min) olanlar ve salih amel (zikir) yapanlar (nefsi ıslâh edici amel işleyenler) için mutlaka Gaffar´ım (onların günahlarını sevaba çevirenim). Sonra onlar, (Benim tarafımdan) hidayete erdirilir (ölmeden önce ruhları Allah´a ulaştırılır). Ey Musa! Seni, kavminden (ayırıp) sana acele ettiren nedir? (Musa A.S): “Onlar, onlar benim izim üzerindeler (benim arkamdan geliyorlar). Ve Rabbim ben, Senin rızan için (Sana gelmekte) acele ettim.” dedi. (Allahû Tealâ): “Muhakkak ki Biz, böylece senin kavmini, senden sonra imtihan etmiştik. Ve Samiri, onları dalâlete düşürdü.” dedi. Bunun üzerine Musa (A.S), esefle (üzülerek) gadapla (öfkeyle) kavmine döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz size, güzel bir vaadle vaadetmedi mi? Buna rağmen ahd süresi size uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizin gazabının üzerinize inmesini mi istediniz? Bu sebeple mi vaadimi (sizden aldığım vaadi) yerine getirmediniz?” dedi. “Sana vaadettiğimizden kendi isteğimizle dönmedik. Ve lâkin bize, o kavmin ziynetleri (altın süs eşyaları) yüklenmişti. Bu yüzden onları (eritmek üzere ateşe) attık. Sonra Samiri de attı.” dediler. Böylece onlar için (ortaya) böğüren bir buzağı heykeli çıkardı. Ve onlara (Samiri ve taraftarları): “Bu, sizin ilâhınız ve Musa´nın da ilâhı, fakat o unuttu.” dediler. Onlara sözle cevap vermediğini ve onlara zarar veya fayda vermeye malik olmadığını görmüyorlar mı? Ve andolsun ki Harun (A.S) daha önce, onlara şöyle dedi: “Ey kavmim, siz onunla sadece imtihan edildiniz! Ve muhakkak ki Rahmân, sizin Rabbinizdir. Artık bana tâbî olun ve emrime itaat edin.” “Musa bize dönünceye kadar, ona kendimizi vakfetmekten (ibadet etmekten) asla vazgeçmeyeceğiz.” dediler. (Musa A.S): “Ey Harun! Onların dalâlete düştüğünü gördüğün zaman (onları uyarmaktan) seni ne men etti?” dedi. Niçin bana tâbî olmadın? Yoksa emrime isyan mı ettin? (Harun A.S): “Ey annemin oğlu! Sakalımı ve başımı (saçımı) tutma (çekme). Gerçekten ben, senin, “İsrailoğulları arasında fırkalar oluşturdun (ikilik, düşmanlık çıkardın) ve sözümü tutmadın (emrimi yerine getirmedin)” demenden korktum.” dedi. “Öyleyse ey Samiri! Senin (onlara) hitabın ne idi (onlara ne söyledin)?” dedi. (Samiri): “Ben, onların görmediği şeyi gördüm. Resûl´ün (Cebrail A.S´ın) izinden (ayağının bastığı yerdeki topraktan) bir avuç aldım. Sonra da onu (erimiş madenin içine) attım. Ve böylece (bu), nefsime (bana) güzel göründü.” dedi. (Musa A.S): “Artık git! Senin için (söz konusu olan), bütün hayatın boyunca “(bana) dokunmayın” demendir. Muhakkak ki senin için asla vazgeçilmeyecek bir vaad (ceza) vardır. Ve ona, ısrarla kendini vakfettiğin (taptığın) ilâhına bak! Onu mutlaka yakacağız. Sonra da elbette onu, toz haline getirerek (küllerini) savurup denize atacağız.” dedi. Sizin İlâhınız sadece Allah´tır ki, O´ndan başka İlâh yoktur. İlim (ilmi) ile herşeyi kaplamıştır (kuşatmıştır). İşte böylece geçmiş olan haberleri sana anlatıyoruz. Ve sana katımızdan Zikri (Kur´ân´ı) verdik. Kim ondan yüz çevirirse, o zaman muhakkak ki o, kıyâmet günü (ağır) bir yük (kaybettiği dereceleri) yüklenir. Onlar, onda (o yükün getireceği azabın içinde) ebedî kalacak olanlardır. Ve kıyâmet günü yüklendikleri, onlar için ne kötü (yük)tür. O gün ki, sur´a üfürülür. Ve mücrimleri, o izin günü morarmış olarak haşredeceğiz (toplayacağız). Onlar aralarında: “(Dünyada) sadece 10 (gün) kaldınız.” diye gizlice konuşacaklar. Onların söyledikleri şeyleri Biz, daha iyi biliriz. Yol bakımından onlara emsal olan “sadece bir gün kaldınız” diyecek. Ve sana dağ(lar)dan soruyorlar. O zaman onlara de ki: “Rabbim onları savurup atacak.” Böylece onu (dağların yerini) boş bir düzlük olarak bırakacaktır. Orada (dağların yerinde) bir eğrilik ya da bir engebe (alçaklık yükseklik) görmezsin. İzin günü, kendisinde eğrilik olmayan davetçiye tâbî olurlar. Rahmân´a karşı sesler kısılır. O zaman hems (hafif fısıltı)dan başka bir şey (ses) işitmezsin. İzin günü, Rahmân´ın kendisine izin verdiği ve sözünden razı olduğu (tasarruf rızasının sahibi) kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez. (Allah), onların önündeki(leri) ve arkasındaki(leri) (onların geçmişini ve geleceğini) bilir ve onu, ilim ile ihata edemezler (bilemezler). Hayy ve Kayyum olan (Allah)´a vechler (herkes), boyun eğdi. Ve zulüm yüklenenler heba (cehennemlik) oldular. Ve mü´min (kalbine îmân yazılmış) olarak salih (nefsi ıslâh edici) amel işleyen kimseler, artık zulümden (kendilerine) haksızlık yapılmasından ve (kazandıkları derecelerin) azaltılmasından korkmasınlar. Ve böylece Kur´ân´ı Arapça olarak indirdik ve O´nda, vaadedilenleri açıkladık. Böylece takva sahibi olurlar veya onlar için bir zikir (ibret) olur. İşte Hakk ve Melik olan Allah, Yüce´dir. Ve Kur´ân´ın tamamlanması hususunda O´nun vahyi, sana kada edilmeden (tamamlanmadan) önce acele etme. Ve “Rabbim, benim ilmimi artır.” de. Ve andolsun ki Âdem (A.S)´a ahd verdik, fakat o unuttu. Ve onu, azîmli bulmadık. Ve meleklere: “Âdem (A.S)´a secde edin!” demiştik. İblis hariç, hemen secde ettiler. O (iblis), direndi (secde etmedi). Bunun üzerine, (Âdem A.S´a şöyle) dedik: “Ey Âdem! Muhakkak ki bu (şeytan), senin için ve zevcen (eşin) için düşmandır. Sonra sakının (dikkat edin ki) sizin ikinizi (de) cennetten çıkarmasın. O zaman şâkî olursunuz. Muhakkak ki senin için orada (cennette) acıkmak ve çıplak kalmak yoktur. Ve muhakkak ki sen, orada susamazsın ve (sıcaktan) yanmazsın. Böylece şeytan, ona vesvese verdi. Dedi ki: “Ey Âdem! Sana, ebedîlik ağacına ve sona ermeyecek bir saltanata, delâlet edeyim mi (ulaşmanı sağlayayım mı)?” Bunun üzerine ikisi de ondan (o ağaçtan) yediler. O zaman ikisinin de edep yerleri kendilerine açıldı. Cennet yapraklarından üzerlerine örtmeye başladılar. Ve Âdem, Rabbine asi oldu, böylece azdı. Sonra Rabbi, onu seçti. Böylece onun tövbesini kabul etti ve onu hidayete erdirdi. (Allahû Tealâ şöyle) dedi: “İkiniz oradan (aşağı) inin! Hepiniz (şeytan ve siz), birbirinize düşman olarak. Bundan sonra Benden size mutlaka hidayet gelecek. O zaman kim hidayetime tâbî olursa artık o, dalâlette kalmaz ve şâkî olmaz.” Ve kim Benim zikrimden yüz çevirirse, o taktirde mutlaka onun için sıkıntılı bir geçim (hayat) vardır. Ve kıyâmet günü onu, kör olarak haşredeceğiz. (Kıyâmet günü şöyle) dedi: “Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben (daha önce) görüyordum.” (Allahû Tealâ): “İşte böyle, âyetlerimiz sana geldi fakat sen onları unuttun. Ve aynı şekilde (senin yaptığın gibi), o gün (de) sen unutulursun.” dedi. İsraf edenleri (haddi aşanları) ve Rabbinin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve bâkidir (devamlıdır). Onlar hâlâ hidayete ermediler mi? Onlardan önce nice nesilleri helâk etmemize (rağmen) ki şimdi onlar, onların meskenlerinde dolaşıyorlar. İşte bunda nehy sahipleri (Allah´ın yasaklarına riayet edenler) için mutlaka âyetler (ibretler) vardır. Ve eğer Rabbinden, daha önce (söylenmiş) bir kelime (söz) ve belirlenmiş bir müddet olmasaydı, (onlara) mutlaka bir (ceza) lâzımgelirdi. O halde söylenen şeylere sabret! Ve Rabbini, güneşin tulûundan (doğuşundan) önce, güneşin gurubundan (batışından) önce ve gecenin bir kısmında hamd ile tesbih et. Ve gündüz boyunca da tesbih et. Umulur ki böylece rızaya ulaşırsın. Ve onlardan bazılarına, onları imtihan etmemiz için, (onlarla) metalandırdığımız (faydalandırdığımız) dünya hayatının ziynetlerine gözlerini dikme (imrenme). Ve Rabbinin rızkı daha hayırlıdır ve bâkidir (devamlıdır). Ve ehline (ailene ve etrafındakilere) namazı emret ve onun üzerinde (namazda) sabırlı ol. Senden rızık istemiyoruz. Seni, Biz rızıklandırırız. Akibet (en güzel sonuç) takva sahiplerinindir. “Bize Rabbinden bir âyet getirse olmaz mı? Evvelki sahifelerde beyyineler (ispat vasıtaları, deliller) onlara gelmedi mi?” dediler. Ondan önce gerçekten Biz onları, azapla helâk etmiş olsaydık, muhakkak şöyle derlerdi: “Rabbimiz, bize resûl gönderseydin olmaz mıydı? Böylece biz de zelil (rezil) ve rüsva olmadan önce senin âyetlerine tâbî olsaydık.” De ki: “Herkes beklemekte, öyleyse siz de bekleyin! Artık kim Sıratı Seviyye (Sıratı Mustakîm) ehlidir (üzerindedir) ve kim hidayete ermiştir, yakında bileceksiniz.” İnsanlar için hesap vakti yaklaştı. Ve onlar, gaflet içinde yüz çevirenlerdir. Rabbinden, yeni bir zikir (uyarı) gelmeyegörsün. Onu, ancak oynayarak (alay ederek) dinlerler. Onların kalpleri, (Allah´ın söylediklerine) önem vermemekte. Ve zulmedenler, gizlice (şöyle) fısıldaştılar: “Bu (Hz. Muhammed S.A.V), sizin gibi bir beşer olmaktan başka bir şey mi? Yoksa siz, görerek (göz göre göre) sihre mi kapılıyorsunuz?” (O şöyle) dedi: “Benim Rabbim, semadaki ve yerdeki sözü bilir. Ve O, (en iyi) işiten, (en iyi) bilendir.” “Hayır, karışık rüyalardır. Hayır, belki onu uydurdu. Hayır, belki de o bir şairdir. Öyleyse evvelkilere gönderildiği gibi bize (de) âyet (mucize) getirsin.” dediler. Onlardan önce helâk ettiğimiz ülkelerden (hiç)biri îmân etmediler. Öyleyse onlar mı îmân edecekler? Ve senden önce, vahyettiğimiz rical (erkekler)den başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline (daimî zikrin sahiplerine) sorun. Ve Biz, onları (vahyettiğimiz ricalleri) yemek yemeyen bir beden (vücut) kılmadık. Ve onlar, halidin (ebedî, ölümsüz) değillerdir. Sonra onlara olan vaade, sadık kaldık. Böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ve müsrifleri (haddi aşanları) helâk ettik. Andolsun ki; içinde, sizi zikreden (sizden bahseden) bir kitap indirdik. Hâlâ akıl etmez misiniz? Ve Biz, zalim olan nice ülkeleri kırdık (döktük, yok ettik). Ve ondan sonra başka kavimler inşa ettik (yarattık). Böylece (şiddetli) azabımızı hissettikleri zaman onlar, ondan kaçarlar. Kaçmayın ve orada şımartıldığınız (her isteğinizin yerine getirildiği) şeye (yere) ve meskenlerinize geri dönün ki (orada), sorgulanacaksınız. “Yazıklar olsun bize! Muhakkak ki biz, zalimler olmuştuk.” dediler. Böylece onların bu davaları (şikâyetleri); Biz onları, biçilmiş ekin (gibi) sönmüş hale getirinceye (ölünceye) kadar bitmedi. Biz; yeri, göğü ve ikisinin arasındaki şeyleri, oyun (eğlence) olsun diye yaratmadık. Eğer Biz, eğlence edinmek isteseydik, (bunu) yapacak olsaydık mutlaka onu, Kendi katımızdan edinirdik. Hayır, Biz, hakkı bâtılın üzerine atarız. Böylece onu mahveder. O zaman o (bâtıl), zail olmuştur. Vasfettiğiniz (Allah´a isnat ettiğiniz) şeylerden dolayı size yazıklar olsun. Semalardaki (göklerdeki) ve arzdaki (yerdeki) bütün kişiler, O´nundur. Ve O´nun katında olan kişiler (huzur namazını kılanlar), O´na ibadet etmekten kibirlenmezler ve onlar yorulmazlar. Onlar, gece ve gündüz ara vermeden (Allah´ı) tesbih ederler (daimî zikrin sahibidirler). Yoksa onlar, arzdan (yerden) ilâhlar mı edindiler? Onları (o ilâhlar mı) diriltecek? Eğer ikisinde de (semada ve arzda), Allah´tan başka ilâhlar olsaydı, ikisi de (yer de, gök de) mutlaka fesada uğrardı. Arşın Rabbi Allah, onların vasıflandırdığı (isnat ettikleri) şeylerden münezzehtir. O (Allah), yaptığı şeylerden mesul (sorumlu) değildir. Ve onlar, (yaptıklarından) mesuldür (sorgulanırlar). Yoksa O´ndan (Allah´tan) başka ilâhlar mı edindiler? “Haydi burhanınızı (kesin delilinizi) getirin. (İşte) bu, benimle beraber olanların ve benden öncekilerin zikridir (kitabıdır).” de. Fakat onların çoğu, hakkı bilmezler. Bu sebeple onlar, yüz çevirenlerdir. Ve senden önce: “Benden başka ilâh yoktur.” diye (kendisine) vahyetmediğimiz bir resûl göndermedik. Öyleyse (sadece) Bana kul olun! Ve: “Rahmân evlât edindi.” dediler. O, Sübhan´dır (münezzehtir). Hayır, (onlar, kendilerine) ikram edilmiş kullardır. Onlar, söz ile O´nun (Allah´ın önüne) geçmezler. Ve onlar, O´nun (Allah´ın) emriyle amel ederler. Onların önünde ve arkasında olan şeyleri (muhafız melekleri) bilir. Ve onlar, (Allah´ın) rızasına ermiş olanlardan başkasına şefaat etmezler. Ve onlar, O´nun (Allah´ın) haşyetinden korkanlardır. Ve onlardan kim: “Muhakkak ki ben, O´ndan başka bir ilâhım.” derse, işte o zaman onu cehennem ile cezalandırırız. Zalimleri işte böyle cezalandırırız. İnkâr edenler (kâfirler), semaların ve arzın bitişik olduğunu görmediler mi? Sonra Biz, o ikisini (birbirinden) ayırdık. Ve her canlı şeyi sudan yarattık. Hâlâ inanmazlar mı? Ve arzda (yeryüzünde), onları sarsar diye (sarsmaması için) dağlar kıldık. Ve orada geniş yollar oluşturduk. Umulur ki (böylece) onlar, hidayete ererler (ulaşırlar). Ve semayı (gökleri) muhafaza edilmiş bir tavan kıldık. Ve onlar, O´nun âyetlerinden yüz çevirenlerdir. Geceyi ve gündüzü, Güneş´i ve Ay´ı yaratan O´dur. Hepsi feleklerinde (yörüngelerinde) yüzerler. Ve senden önce bir beşeri, ebedî (ölümsüz) kılmadık. Öyleyse sen ölürsen, o zaman onlar, ebedî mi olacaklar (ölmeyecekler mi)? Bütün nefsler, ölümü tadıcıdır. Sizi, hayır ve şerr fitneleri ile imtihan ederiz. Ve Bize döndürüleceksiniz. Ve inkâr edenler (kâfirler), seni gördükleri zaman: “Sizin ilâhlarınızı zikreden (onlar hakkında konuşan) bu mu?” diyerek, seni sadece alay konusu edinirler. Ve onlar, Rahmân´ın Zikri´ni (Kitabı´nı) inkâr edenlerdir. İnsan aceleci olarak yaratıldı. Size âyetlerimi göstereceğim. Artık Benden acele istemeyin. “Eğer siz doğru söyleyenlerseniz, bu vaad ne zaman (yerine getirilecek)?” derler. İnkâr edenler, (cehennem) ateşini yüzlerinden ve sırtlarından gideremeyecekleri ve yardım olunmayacakları zamanı keşke bilselerdi. Hayır, onlara (azap) ansızın gelecek. Böylece onları dehşette bırakacak. Artık onu reddetmeye (geri çevirmeye) güçleri yetmeyecek. Ve de onlara bakılmayacak. Andolsun ki senden önce (de) resûllerle alay edildi. Sonra alay etmiş oldukları şey, alay edenleri kuşattı. “Sizi, gündüz ve gece Rahmân´dan (Allah´ın azabından) kim korur?” de. Hayır, onlar Rab´lerinin zikrinden yüz çevirenlerdir. Yoksa onların, Bizden men eden (azabımızdan onları koruyan) ilâhları mı var? Onların, kendilerine dahi yardım etmeye güçleri yetmez. Ve onlara, Bizim tarafımızdan sahip çıkılmaz. Hayır, onlara da uzun gelen bir ömür boyunca onları ve babalarını, Biz metalandırdık (faydalandırdık). Arza gelip, onu etrafından nasıl eksilttiğimizi hâlâ görmüyorlar mı? Öyleyse gâlip gelenler (üstün olanlar) onlar mı? De ki: “Ben, sizi sadece vahiy ile uyarıyorum.” Ve sağırlar, uyarıldıkları zaman (uyarıldıkları) şeye daveti işitmezler. Ve eğer, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunursa, mutlaka: “Bize yazıklar olsun, gerçekten biz, zalimler olduk.” derler. Ve Biz, kıyâmet günü adalet mizanlarını koyarız. O zaman, kimseye hiçbir şeyle zulmedilmez. Ve hardal tanesi kadar bir ağırlık olsa, onu getiririz (hayat filminde gösteririz). Ve Bize, hesap görücüler kâfidir. Ve andolsun ki Biz, Musa (A.S)´a ve Harun (A.S)´a, takva sahipleri için Furkan´ı (Tevrat´ı), bir Işık (Nur) ve Zikir olarak verdik. Onlar, gaybte (görmedikleri halde) Rab´lerine huşû duyarlar. Ve onlar, o saatten (kıyâmet saatinden) korkanlardır. Ve bu, Bizim indirdiğimiz Mübarek Bir Zikir´dir. Siz, hâlâ O´nu inkâr edenler misiniz? Ve andolsun ki daha önce İbrâhîm (A.S)´a rüşdünü (irşad yetkisini) verdik. Ve Biz, onu (irşada ehil olduğunu) bilenlerdik. (İbrâhîm A.S), babasına ve kavmine şöyle demişti: “Sizin ibadet ettiğiniz bu heykeller nedir?” “Babalarımızı ona (onlara) ibadet ediyor bulduk.” dediler. (İbrâhîm A.S): “Andolsun ki siz ve babalarınız, apaçık dalâlettesiniz.” dedi. “Sen, bize hakkı mı getirdin yoksa sen (bizimle) oyun mu oynuyorsun?” dediler. “Hayır sizin Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir ve onları yaratandır. Ve ben, buna şahit olanlardanım.” dedi. Allah´a yemin olsun, siz arkanızı döndükten (gittikten) sonra ben mutlaka sizin putlarınıza hile yapacağım. Sonra onları (putları) cüz cüz (parça parça) yaptı. Onların büyük olanı hariç. Umulur ki böylece onlar, ona rücu ederler (dönerler). “Bizim ilâhlarımıza bunu kim yaptı? Muhakkak ki o, gerçekten zalimlerdendir.” dediler. “Ona (kendisine), İbrâhîm denen gencin, onları zikrettiğini (putlardan bahsettiğini) işittik.” dediler. “Öyleyse onu, insanların gözü önüne getirin! Böylece onlar şahit olurlar.” dediler. “Ey İbrâhîm! Bizim ilâhlarımıza bunu sen mi yaptın?” dediler. (İbrâhîm A.S) şöyle dedi: “Hayır, bunu onların büyüğü yaptı. Haydi eğer onlar konuşuyorlarsa (konuşabiliyorlarsa) onlara sorun!” Bunun üzerine kendilerine geldiler, sonra da (kendileri için); “Muhakkak ki siz; siz zalimlersiniz.” dediler. Sonra onların başları öne eğildi. (Hz. İbrâhîm´e): “Andolsun ki sen, bunların konuşmadığını (konuşamadığını) biliyordun.” (dediler). (İbrâhîm A.S): “Hâlâ size bir faydası ve zararı olmayan, Allah´tan başka şeylere mi tapıyorsunuz?” dedi. Size ve Allah´tan başka taptığınız şeylere yazıklar olsun. Hâlâ akıl etmiyor musunuz? “Eğer yapabilirseniz, onu (İbrâhîm A.S´ı) yakın! Ve ilâhlarınıza yardım edin.” dediler. “Ey ateş! İbrâhîm (A.S)´a (karşı) soğuk ve selâmet (zararsız) ol.” dedik. Ve ona tuzak kurmak istediler. Fakat Biz, onları daha çok hüsrana düşürdük. Âlemler içinde bereketli kıldığımız arz´a, onu ve Hz. Lut´u (ulaştırıp) kurtardık. Ve ona, İshak (A.S)´ı ve nafileten (ilâveten) Yâkub (A.S)´ı vehbî (armağan) olarak verdik. Ve hepsini salihler kıldık. Ve onları, emrimizle hidayete erdiren (ölmeden önce ruhları Allah´a ulaştıran) imamlar kıldık. Ve onlara, hayırlar işlemeyi, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kul oldular. Ve Lut (A.S)´a hikmet ve ilim verdik. Ve habaîs (kötülükler, ahlâksızlıklar) işleyen ülkeden onu kurtardık. Muhakkak ki onlar, fasık olan kötü bir kavimdi. Ve onu rahmetimizin içine dahil ettik. Muhakkak ki o, salihlerdendir. Ve Nuh (A.S), daha önce nida etmişti (seslenmiş, dua etmişti). Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul ettik). Böylece onu ve ehlini (ailesini) büyük bir üzüntüden kurtardık. Ve âyetlerimizi yalanlayan bir kavme karşı ona yardım ettik. Muhakkak ki onlar, kötü bir kavim oldu. Böylece onların hepsini boğduk. Davut (A.S) ve Süleyman (A.S), bir kavmin koyunlarının gece (çobansız olarak) içinde yayılıp otladığı ekinler hakkında hüküm veriyorlardı. Ve Biz, onların hükmüne şahittik. Böylece onu (bu hükmü), Süleyman (A.S)´a anlattık. Ve hepsine hikmet ve ilim verdik. Davut (A.S)´la beraber tesbih eden (etsinler diye) dağları ve kuşları musahhar (emrine amade) kıldık. Ve (bunları) yapan, Biziz. Sizin için ona, şiddetli çarpışmalarınızda sizi korusun diye elbise (zırh) yapmayı öğrettik. Öyleyse siz şükredenler(den) misiniz? Ve fırtınalı rüzgâr, Hz. Süleyman içindi. (Rüzgâr), bereketli kıldığımız oradaki yerlere onun emriyle giderdi. Ve Biz, herşeyi bileniz (biliriz). Ve şeytanlardan, onun için denize dalanlar ve bundan başka işler yapanlar (da) vardı. Ve onları (onun emrinde) muhafaza eden, Bizdik. Ve Hz. Eyüp, Rabbine (şöyle) nida etmişti: “Muhakkak ki, bana bir zarar isabet etti (hastalık geldi). Ve Sen, rahmet edenlerin en çok rahmet edenisin.” Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul ettik). Böylece zarar veren şeyi giderdik (hastalığı iyileştirdik). Kullara bir zikir (öğüt) ve katımızdan bir rahmet olsun diye. Ona ehlini (ailesini) ve onlarla beraber bir mislini daha verdik. Ve Hz. İsmail ve Hz. İdris ve Hz. Zelkifli; hepsi sabredenlerdendir. Ve onları, rahmetimizin içine dahil ettik. Muhakkak ki onlar, salihlerdendir. Ve Zennûn (Yunus A.S), gadaba gelerek (öfkelenerek) gitmişti. Böylece ona muktedir olamayacağımızı (hükmedemeyeceğimizi) zannetti. Sonra karanlıklar içinde (şöyle) nida etti: “Senden başka İlâh yoktur. Sen Sübhan´sın (herşeyden münezzehsin). Muhakkak ki ben, zalimlerden oldum.” Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul ettik). Ve onu, gamdan (üzüntüden, kederden) kurtardık. Ve Biz, mü´minleri işte böyle kurtarırız. Ve Hz. Zekeriya, Rabbine (şöyle) nida etmişti: “Rabbim, beni tek başıma bırakma ve Sen, varislerin en hayırlısısın.” Bunun üzerine ona icabet ettik (duasını kabul ettik). Ve ona, Yahya (A.S)´ı hibe (armağan) ettik. Ve onun için, zevcesini de ıslâh ettik (çocuğu olabilecek duruma getirdik). Muhakkak ki onlar, hayırlarda yarışırlardı. Ve Bize, rağbet ederek ve korkarak dua ederlerdi. Ve onlar, Bize huşû duyanlardı. Ve o (Hz. Meryem), ırzını korudu. O zaman Biz, ruhumuzdan onun içine üfledik. Onu ve oğlunu, âlemlere âyet (ibret) kıldık. Muhakkak ki bu sizin ümmetiniz (topluluğunuz, dîniniz), tek bir ümmettir (dîndir). Ve Ben, sizin Rabbinizim. Öyleyse Bana kul olun! Ve emirlerini (uygulamalarını), kendi aralarında böldüler (fırkalara ayrıldılar). Hepsi Bize dönecek olanlardır. O halde kim mü´min olarak salihat (nefs tezkiyesi) yaparsa, bundan sonra onun gayretleri (kazandığı dereceler) örtülmez (eksilmez, yok olmaz). Ve muhakkak ki Biz, onu yazanlarız. Ve helâk ettiğimiz bir kasaba halkının, oraya dönmesi (yeniden hayata getirilmesi) haramdır (imkânsızdır). Nihayet yecüc ve mecüc, (sedleri) açıldığı zaman tepelerin hepsinden saldırırlar. Ve hak vaad yaklaştı. İşte o zaman kâfir olanların gözleri (korku ile) büyür. (Derler ki): “Bize yazıklar olsun. Biz bundan gaflet içindeydik. Meğer biz zalimler olmuşuz (kendimize zulmetmişiz).” Muhakkak ki siz ve sizin Allah´tan başka taptıklarınız, cehennem yakıtısınız (odunusunuz). Siz, ona girecek olanlarsınız. Eğer onlar gerçekten ilâhlar olsaydılar, oraya (cehenneme) girmeyeceklerdi. Ve hepsi orada ebediyyen kalacak olanlardır. Onlar, orada (ızdırap ile) inlerler. Ve onlar, orada (bir şey) işitmezler. Muhakkak ki Bizden kendilerine hüsna (güzellikler) ulaşanlar (yazılanlar), işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılanlardır. Onun (cehennemin) uğultusunu işitmezler. Ve onlar, istedikleri şeyler içinde ebedî kalacak olanlardır. O en büyük dehşet (korku), onları mahzun etmez. Ve melekler, onları karşılar (ve derler ki): “Bu, sizin vaadolunduğunuz gününüzdür.” O gün, kitapların yazılı sayfalarını dürer gibi semayı düreceğiz. Onu ilk defa halketmeye başladığımız gibi (eski durumuna) iade edeceğiz (geri döndüreceğiz). Bizim üzerimizde bir vaaddir. Muhakkak ki (bunu) yapacak olan, Biziz. Andolsun ki; zikirden (Tevrat´tan) sonra Zebur´da, arza salih kullarımızın varis olacağını, yazdık. Muhakkak ki abidler (Allah´a kul olanlar) kavmi için bunda, elbette tebliğ (açıklamalar) vardır. Seni Biz, sadece âlemlere rahmet olarak gönderdik. De ki: “Bana, sizin ilâhınızın sadece tek bir ilâh olduğu vahyedildi.” Öyleyse siz müslümanlar mısınız (Allah´a teslim olanlar) mısınız? Bundan sonra dönerlerse, o zaman de ki: “Size müsavi olarak (herkese eşit şekilde), (Allah´ın emirlerini) bildirdim (ilân ettim). Vaadolunduğunuz şey (azap) uzak mı yoksa yakın mı (eğer) ben bilseydim (bilmiyorum).” Muhakkak ki O, sözün cehrî olanını (açıkça söylenenini) ve ketmettiklerinizi (gizlediklerinizi) bilir. Eğer bilsem (bilmiyorum), belki de o (erteleme), sizin için bir imtihandır. Ve belli bir zamana kadar bir meta (faydalanma)dır. Dedi ki: “Rabbim hak ile hüküm ver. Ve bizim Rabbimiz, sizin (yanlış) vasıflandırmalarınıza rağmen yardım istenilen Rahmân (Allah)´dır.” Ey insanlar! Rabbinize karşı takva sahibi olun. O saatin (kıyâmetin) zelzelesi (şiddetli sarsıntısı), muhakkak ki çok büyük bir şeydir. Onu (kıyâmeti) gördüğünüz gün, emziren kadınların hepsi, emzirdiğini unutup bırakır (ilgilenmez). Yük (bebek) taşıyan kadınların hepsi, taşıdığı yükü (bebeğini) düşürür. Ve insanları, sarhoş olmadıkları halde sarhoş görürsün. Ve lâkin Allah´ın azabı (çok) şiddetlidir. Ve insanlardan öyle kimseler vardır ki; ilmi olmaksızın, Allah hakkında mücâdele eder ve bütün azgın şeytanlara tâbî olur(lar). Onun (şeytanın) üzerine yazıldı ki; kim, ona (şeytana) dönerse, o taktirde onu mutlaka dalâlete düşürür ve onu cehennem azabına götürür. Ey insanlar! Eğer beas edilmekten (tekrar diriltilmekten) şüphe içinde iseniz... Oysa muhakkak ki Biz sizi, size beyan edelim (açıklayalım) diye (önce) topraktan (inorganik ve organik maddelerden), sonra bir nutfeden (bir damladan), sonra bir alakadan (rahim duvarına bir noktadan bağlı duran embriyodan), sonra şekillendirilmiş ve şekillendirilmemiş (bir çiğnemlik et görünümünde) mudgadan yarattık. Ve (sizi), dilediğimiz süreye kadar rahimlerde tutarız. Sonra sizi, ergenlik çağına ulaşmak üzere bebek olarak çıkarırız. Ve sizden bir kısmınız vefat ettirilir. Ve sizden bir kısmınız, sonradan ilimden bir şey bilemez hale gelsin diye ömrünün ihtiyarlık çağına döndürülür. Ve arzı (yeryüzünü) kurumuş görürsün. Fakat ona su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır ve bütün güzel çiftlerden bitkiler yetiştirir. Muhakkak ki Allah, işte O, Hakk´tır. Ve muhakkak ki O, ölüleri diriltir ve muhakkak ki O, herşeye kaadirdir. Ve onda (vuku bulacağında) şüphe olmayan o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Ve muhakkak ki Allah, kabirlerde olan kimseleri beas edecektir (diriltecektir). Ve insanlardan (öyle) kimseler vardır ki; bir ilme, bir hidayetçiye ve nurlu (aydınlatıcı) bir kitaba sahip olmaksızın Allah hakkında mücâdele eder. Allah´ın yolundan saptırmak için onu (Allah´ın dînindeki esasları) eğip büker (değiştirir). Onun için dünyada rezillik vardır. Ve ona kıyâmet günü yakıcı bir azap tattıracağız. İşte bu, senin ellerinle takdim edilen şeyler (yaptığın zulümler) sebebiyledir. Ve muhakkak ki Allah, abidler (Allah´a kul olanlar) için zulmedici değildir. İnsanlardan (öyle) kimseler vardır ki, Allah´a az (gönülsüz) ibadet eder. Ona bir hayır isabet etse onunla tatmin olur. Ve bir fitne isabet etse yüz geri döner. (Onlar), dünyada ve ahirette hüsrandadır. İşte o, apaçık hüsrandır. Kendilerine zarar ve fayda vermeyen, Allah´tan başka şeylere dua ederler. İşte bu, uzak bir dalâlettir. Gerçekten, zararı yararından daha yakın (daha fazla) olana dua ederler. (Onların taptıkları şeyler), ne kötü dost (yardımcı) ve ne kötü arkadaştır. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, altından nehirler akan cennete dahil edecektir. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar. Kim Allah´ın, ona dünyada ve ahirette asla yardım etmeyeceğini zannediyorsa, o zaman semaya (gökyüzüne) bir sebep uzatsın. Sonra da onu (o sebebi, irtibatı) kessin. O taktirde baksın, O´nun hilesi, onun öfkelendiği şeyi (başına gelen musîbeti) giderir mi? Ve işte böylece Biz, onu apaçık âyetler (halinde) indirdik. Ve muhakkak ki Allah, dilediği kimseyi hidayete erdirir (Kendisine ulaştırır). Gerçekten âmenû olan (Allah´a ulaşmayı dileyen) kimseler ile haduların (yahudilerin), sabiinlerin (yıldızlara tapanların), hristiyanların, mecusilerin (ateşe tapanların) ve şirk koşanların (putlara tapanların); (onların) arasını Allah, kıyâmet günü mutlaka (cennet ve cehennem ehli olarak) ayıracaktır. Muhakkak ki Allah, herşeye şahittir. Göklerde ve yeryüzünde olan kimseler, Güneş, Ay ve yıldızlar, dağlar, ağaçlar ve (yürüyen) hayvanlar ve insanlardan çoğu; görmüyor musun (görmedin mi) ki Allah´a secde ediyorlar. (İnsanların) çoğunun üzerine azap hak oldu ve Allah, kimi zayıf düşürürse (alçaltırsa) artık ona ikram eden yoktur. Muhakkak ki Allah, dilediğini yapar. Bu ikisi (mü´minler ve kâfirler), Rab´leri hakkında mücâdele eden iki hasımdır. O inkâr edenler ki onlar için ateşten elbiseler biçilmiştir. Onların başlarının üzerinden kaynar su dökülecek. Onunla, onların karınlarındakiler (iç organları) ve ciltleri (derileri) eritilecek. Ve onlar için demirden kamçılar vardır. Izdıraptan dolayı oradan her çıkmak istediklerinde, oraya (geri) iade edilirler. Ve (kendilerine): “Yakıcı azabı tadın!” (denir). Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) ve salih amel işleyenleri (nefs tezkiyesi yapanları) altından nehirler akan cennetlere dahil eder. (Onlar), orada altın bileziklerle ve incilerle süslenirler. Orada onların libası (elbiseleri) ipektendir. (Onlar), sözün güzeline (Allahû Tealâ´ya ulaşmayı dilemeye) yöneltildiler ve Sıratı Hamîd´e (İslâm´ın 7 safhasından birincisinin yoluna) hidayet olundular (ulaştırıldılar). Muhakkak ki kâfir olanlara ve Allah´ın yolundan alıkoyanlara ve yerlilere de dışarıdan gelenlere de eşit kıldığımız Mescid-i Haram´dan men edenlere ve orada zulüm ile (Hakk yolundan) saptırmak isteyen kimselere elîm azaptan tattıracağız. Hz. İbrâhîm´e Beyt´in mekânını (Kâbe´nin yerini) indirdiğimiz (gösterdiğimiz) zaman: “Bana hiçbir şeyi ortak koşma! Ve Beytim´i (Evim´i) tavaf edenler, kaim olanlar (ayakta duranlar), rükû edenler ve secde edenler için temiz tut.” (dedik). Ve insanların arasında haccı ilân et ki, yaya olarak ve develer üzerinde uzak dağ yollarının hepsinden sana gelsinler. Kendilerinin menfaatlerine (faydalandıkları şeylere) şahit olsunlar. Ve onları, rızıklandırdığı hayvanların üzerine belli günlerde Allah´ın İsmi´ni ansınlar (kurban kessinler). Böylece ondan yeyiniz ve muhtaç fakir(ler)i doyurunuz! Sonra kirlerini gidersinler (ihrama girsinler). Ve nezirlerini (adaklarını) ifa etsinler (yerine getirsinler). Ve Beyt-i Atik´i (ilk ev Kâbe´yi) tavaf etsinler. İşte böyle, kim Allah´ın haramlarına (yasaklarına) hürmet ederse, o zaman bu, Rabbinin katında kendisi için hayırlıdır. Ve size okunanlar (yasak olduğu bildirilen hayvanlar) hariç, hayvanlar size helâl kılındı. Artık putların pisliğinden ve yalan sözden içtinap edin (kaçının). Hanifler (tek Allah´a teslim olan kullar), onunla (putlarla), O´na şirk koşmayanlardır. Ve kim Allah´a şirk koşarsa o taktirde sanki o, gökyüzünden düşmüş de böylece onu, kuş kapmış gibi veya rüzgâr, onu uzak bir mekâna (yere) atmış gibidir. Ve işte kim, Allah´ın şiarlarına (emirlerine, farzlarına) hürmetle uyarsa bunun sebebi muhakkak ki onların kalplerinin takva sahibi olmasındandır. Onda, sizin için belli bir süreye (kesilme zamanına) kadar menfaatler (sütünde, yününde faydalar) vardır. Sonra onun yeri, Beyt-i Atik (Kâbe)´dir. Ve Biz, bütün ümmetler için (kurban konusunda aynı) usulleri tayin ettik ki onlara, (Allah´ın) rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine Allah´ın İsmi´ni zikretsinler (Allah´ın İsmi ile kurbanları kessinler). O halde, sizin İlâhınız Tek Bir İlâh´tır. Öyleyse O´na teslim olun! Ve muhbitleri müjdele. Onlar, Allah´ı zikrettikleri zaman kalpleri titreyenlerdir (Allah´tan gelen bir cereyanla kalpleri ve vücutları sarsılanlardır). Onlara isabet edenlere (musîbetlere) sabredenlerdir ve salâtı (namazı) ikame edenlerdir. Ve onlar, onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler. Bedeneleri (deve ve sığır cinsi hayvanları), sizin için Allah´ın şiarlarından (emirlerinden, farzlarından) kıldık. Onda (onların kurban edilmesinde) sizin için hayır vardır. Onların (kurbanlarının) üzerine saf dururken (ayaktayken tekbir getirin), (kurban kesilirken) Allah´ın İsmi´ni zikredin (besmele ile kesin). Yanları üzerine düşünce (kesilince), artık ondan yeyin ve isteyeni de istemeyeni de doyurun. İşte böylece onu, size musahhar kıldık (boyun eğdirdik). Umulur ki, böylece siz şükredersiniz. Onun (kurbanların), etleri ve kanları asla Allah´a ulaşmaz. Fakat sizden O´na, takva (Allah´a teslim olma) ulaşır. İşte böylece size, onu musahhar kıldı. Sizi hidayete erdirdiği şey üzerine (hidayete erdirmesi sebebiyle) Allah´ı tekbir etmeniz için. Ve muhsinleri (Allah´a fizik vücutlarını teslim edenleri) müjdele! Muhakkak ki Allah, âmenû olanlardan (Allah´a ulaşmayı dileyenlerden) (belâları) defeder (uzaklaştırır). Muhakkak ki Allah, hain ve kâfirlerin hiçbirini sevmez. Zulme uğramaları sebebiyle savaşanlara (savaşmaları için) izin verildi. Ve şüphesiz Allah, onlara yardıma muhakkak ki kaadirdir. Onlar, sadece “Rabbimiz Allah´tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Ve eğer, Allah´ın insanları birbiriyle defetmesi olmasaydı, (rahiplerin) mabetleri, (hristiyanların) kiliseleri, (yahudilerin) havraları ve içinde Allah´ın isminin çok zikredildiği (müslümanların) mescidleri mutlaka harap olup yıkılırdı. O´na (Allah´a) yardım edene, Allah mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, elbette Kaviyy´dir (kuvvetli, güçlü) Azîz´dir (yüce). Yeryüzünde onlara imkânlar verseydik, namazı ikame ederler (kılarlar), zekâtı verirler, maruf ile emrederler ve münkerden nehyederlerdi (yasaklarlardı). Bütün işlerin akıbeti (sonucu), Allah´a aittir (hüküm ve takdir Allah´ındır). Ve eğer seni yalanlıyorlarsa (bil ki), onlardan önce Nuh kavmi, Adn kavmi ve Semud kavmi de (peygamberlerini) yalanlamışlardı. Ve İbrâhîm (A.S)´ın kavmi de ve Lut (A.S)´ın kavmi de (yalanlamıştı). Ve Medyen halkı da (yalanladı) ve Musa (A.S) da yalanlandı. Fakat kâfirlere, mühlet (zaman) verdim. Sonra (da) onları aldım. O zaman benim cezalandırmam nasıl oldu? Böylece (halkı) zalim olan nice ülkeler gibi onu da helâk ettik. Artık o (ülke), çatıları yıkılmış, kuyuları ve yüksek sarayları terkedilmiş (bir halde)dir. Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki onların, onunla akıl ettikleri kalpleri ve onunla işittikleri kulakları olsun. Fakat baş gözleri kör olmaz. Lâkin sinelerdeki kalpler kör olur. Ve azabı senden acele istiyorlar. Ve Allah, asla vaadinden dönmez. Ve Rabbinin katındaki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir. (Halkı) zalim olan nice ülkeler gibi, ona mühlet verdim. Sonra onu aldım (yakaladım). Ve dönüş, Banadır. De ki: “Ey insanlar, sizin için ben sadece bir nezirim (uyarıcıyım)!” Âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye eden ameller) yapanlar; onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim bir rızık vardır. Ve âyetlerimiz hakkında onları aciz bırakma gayretinde olanlar, işte onlar, ashabı cehîm (cehennem ehli)dir. Senden önce gönderdiğimiz (hiç)bir resûl ve nebî yoktur ki; (bir şey) temenni ettiği (dilediği) zaman şeytan, onun temenni ettiği şeye, (yalan) ilka etmemiş (ulaştırmamış) olsun. Fakat Allah, şeytanın ilka ettiği şeyi nesheder (kaldırır, yok eder). Sonra Allah, âyetlerini muhkem kılar (sağlamlaştırır). Ve Allah, Alîm´dir, Hakîm´dir (ilim ve hikmet sahibidir). Kalplerinde maraz (hastalık) olan ve kalpleri kasiyet bağlamış (kararmış ve sertleşmiş) olanlara, şeytanın ilka ettiği (ulaştırdığı) şeyi fitne (imtihan) kılmak içindir. Ve muhakkak ki zalimler, elbette uzak bir ayrılık içindedirler (Sıratı Mustakîm´den uzaklaşmışlardır, ayrılmışlardır). Ve kendilerine ilim verilenlerin, onun (irşad makamının, Velî Resûl´ün, Nebî Resûl´ün) söylediklerinin Rabbinden bir hak olduğunu bilmeleri, O´na îmân etmeleri, onların kalplerinin O´nu (Allah´ı) idrak etmesi (kalplerinden ekinnetin alınıp yerine ihbat sistemi konarak kalplerin mutmain olması) içindir. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) mutlaka Sıratı Mustakîm´e hidayet edendir. Ve o saat (kıyâmet saati), ansızın onlara gelinceye veya akîm (hedefine ulaşılamamış) günün (ölüm gününün) azabı onlara gelinceye kadar, kâfirlerin ondan şüphesi zail olmaz (yok olmaz). Mülk, izin günü Allah´ındır. Onların arasında hüküm verecektir. Böylece âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih (nefsi tezkiye edici) amel (salâh makamına ulaştıracak amel) yapanlar, naim cennetlerindedirler. Ve âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar, işte onlar; onlar için alçaltıcı azap vardır. Ve Allah yolunda hicret edip sonra da öldürülen veya ölen kimseleri Allah, mutlaka güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Ve muhakkak ki Allah, rızık verenlerin mutlaka en hayırlısıdır. (Allah), onları mutlaka razı olacakları bir yere dahil edecektir. Ve şüphesiz ki Allah, mutlaka en iyi bilendir, Halim´dir. Ve işte böyle, kim maruz kaldığı şey kadarı ile ikab eder (karşılık, ceza verir), sonra da ona azgınlık yapılırsa (haklarına tecavüz edilirse) Allah ona mutlaka yardım eder. Muhakkak ki Allah, af ve mağfiret edicidir (günahları sevaba çevirendir). İşte böyle, çünkü geceyi gündüzün içine ve gündüzü gecenin içine sokar (katar). Ve muhakkak ki Allah, en iyi işiten, en iyi görendir. İşte böyle, çünkü O, “Hakk”tır. Ve Muhakkak ki O´ndan (Allah´tan) başka dua ettiğiniz (taptığınız) şeyler, onlar bâtıldır. Muhakkak ki Allah, O, Âli (yüce)´dir, Kebir´dir (büyüktür). Allah´ın semadan su indirdiğini ve böylece yeryüzünün yeşerdiğini görmedin mi? Muhakkak ki Allah, Lâtif´tir (lütûf sahibidir), Habîr´dir (herşeyden haberdardır). Semalarda ve yeryüzünde olan herşey, O´nundur. Muhakkak ki Allah, O, mutlaka Ganî´dir (mustağni, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır), Hamîd (hamdedilen)´dir. Allah´ın yeryüzündeki herşeyi size musahhar (emrinize amade) kıldığını görmedin mi? Ve gemiler, denizde onun emri ile akıp gider. Ve Allah´ın izni olmadıkça semanın, arz üzerine (yeryüzüne) düşmesini önler (semayı arzın üzerine düşmemesi için tutar). Muhakkak ki Allah, insanlara Rauf´tur, Rahîm´dir. Ve size hayat veren, sonra sizi öldürecek olan, sonra da sizi diriltecek olan, O´dur. Muhakkak ki insan, gerçekten nankördür. Ve Biz, bütün ümmetler için mensek (tek bir şeriat) tayin ettik. Onlar, onunla (o şeriatle) amel ederler (etsinler). Öyleyse emrim konusunda seninle niza etmesinler (çekişmesinler). Sen, Rabbine davet et. Muhakkak ki sen, mutlaka mustakîm (Allah´a doğru istikametlenmiş) olan hidayet üzeresin. Ve eğer seninle mücâdele ederlerse o taktirde (onlara): “Allah yaptıklarınızı çok iyi bilir.” de. Allah, kıyâmet günü, hakkında ihtilâf etmiş olduğunuz şeyler konusunda sizin aranızda hükmedecek. Allah´ın semalarda ve arzda olan şeyleri mutlaka bildiğini bilmiyor musun? Muhakkak ki bunlar, Kitap´tadır. Muhakkak ki bunlar, Allah için kolaydır. Ve (onlar), kendilerine bir sultan (delil, yaptırım gücü) indirilmeyen Allah´tan başka şeylere tapıyorlar. Ve onların, ona (taptıkları şeylere) ait ilimleri yoktur. Ve zalimler için yardımcı da yoktur. Onlara açıklanmış âyetlerimiz okunduğu zaman münkeri (inkârı, reddi), inkâr edenlerin yüzlerinden tanırsın (farkedersin). Neredeyse, âyetlerimizi onlara okuyanlara saldıracaklar. De ki: “Size bundan daha şerrlisini haber vereyim mi?” Allah´ın kâfirlere vaadettiği o (şey), ateştir. Ne kötü masir (gidilecek yer)dir. Ey insanlar! (Size), bir örnek verildi. Öyleyse onu dinleyin. Muhakkak ki Allah´tan başka taptıklarınız, bir sinek dahi yaratamazlar, onun için (onu yaratmak için) biraraya gelip toplansalar bile. Ve eğer sinek, onlardan bir şey kapıp kaçsa, onu ondan (sinekten) alamazlar. Talip (isteyen) de talep edilen (istenen) de aciz. Allah´ın kadrini de (kudretini de) hakkıyla takdir edemediler. Muhakkak ki Allah, mutlaka Kaviyy´dir (kuvvetli), Azîz´dir (yüce). Allah, meleklerden ve insanlardan resûller seçer. Muhakkak ki Allah, en iyi işitendir, en iyi görendir. O, onların önündekileri ve arkalarındakini (muhafız melekleri) bilir. Ve emirler Allah´a döndürülür. Ey âmenû olanlar! Rükû edin ve secde edin. Ve Rabbinize kulluk edin. Ve hayır işleyin. Umulur ki böylece siz felâha eresiniz. Ve Allah´da hakkıyla cihad edin. O, sizi seçti. Dînde sizin için bir zorluk kılmadı ki; o, babanız İbrâhîm (A.S)´ın dînidir. O, sizi daha önce de “müslümanlar” (Allah´a teslim olanlar) olarak isimlendirdi. Bunda da (Kur´ân-ı Kerim´de de), resûl size şahit olsun ve siz de insanlara şahitler olasınız diye. Öyleyse namazı ikame edin (kılın), zekâtı verin, Allah´a sarılın (Allah´ın Zat´ında yok olun). O, sizin Mevlâ´nız. (O), ne güzel Mevlâ (dost) ve ne güzel yardımcı. Mü´minler felâha ermiştir. Onlar, namazlarında huşû duyanlardır. Ve onlar, boş şeylerden yüz çevirenlerdir. Ve onlar, zekâtı verenlerdir. Ve onlar, iffetlerini (ırzlarını) koruyanlardır. Zevcelerine veya ellerinin altında sahip olduklarına (cariyelerine karşı davranışları) hariç. O taktirde muhakkak ki onlar, levmedilmiş (kınanmış) değildirler. Artık kim bunun ötesinde bir şey isterse o taktirde onlar, haddi aşanlardır. Ve onlar, emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir (uyanlar, sadık olanlardır). Ve onlar, salâvâtlarını (namazlarını) muhafaza edenler (devam ettirenler)dir. İşte onlar, varis olanlardır (mirasın sahipleridir). Onlar, firdevs cennetine varis olacaklardır. Onlar, orada ebedî kalacaklardır. Ve andolsun ki Biz, insanı balçığın (nemli organik ve inorganik toprağın) özünden yarattık. Sonra onu, mekin (sağlam) bir yerde karar kılmış (yerleşmiş) bir nutfe kıldık. Sonra da nutfeden (bir noktadan rahim duvarına bağlı) bir alaka yarattık. Sonra alakadan bir çiğnem et (görünümünde) bir mudga yarattık. Bundan sonra mudgadan kemikleri yarattık. Daha sonra kemiklere et giydirdik (üzerini et ile kapladık). Daha sonra da onu, başka bir yaratışla inşa ettik (şekillendirdik). İşte böyle Allah, Mübarek´tir, En Güzel Yaratıcı´dır. Sonra muhakkak ki siz, mutlaka meyid olacaksınız (öleceksiniz). Muhakkak ki siz, kıyâmet günü diriltileceksiniz. Ve andolsun ki Biz, sizin üzerinizde 7 yol yarattık ve Biz, yaratmaktan gâfil değiliz. Ve Biz, semadan takdir edilmiş miktarda su indirdik. Böylece onu(nla) yeryüzünde (göller, nehirler, denizler) oluşturduk. Ve muhakkak ki Biz, onu elbette (buharlaştırarak) gidermeye kaadiriz. Böylece onunla, sizin için hurma ve üzüm bahçeleri inşa ettik (oluşturduk). Orada sizin için onların pekçok meyveleri vardır ve onlardan yersiniz. Ve Turi Sina´da yetişen bir ağaç vardır ki, yağ çıkarır. Ve (o), yiyenler için bir katıktır. Ve muhakkak ki hayvanlarda, sizin için ibret vardır. Onların karınlarındaki şeyden size içiririz. Ve onda, sizin için çok menfaatler (faydalar) vardır ve ondan yersiniz. Ve onların (hayvanların) üzerinde ve gemilerin üzerinde taşınırsınız. Ve andolsun ki Nuh (A.S)´ı kendi kavmine gönderdik. O zaman (onlara): “Ey kavmim! Allah´a kul olun. Sizin için O´ndan başka İlâh yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah´a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” dedi. Onun kavminden kâfir olanların ileri gelenleri: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Size üstün gelmek (hükmetmek) istiyor. Ve eğer Allah dileseydi mutlaka melekler indirirdi. Atalarımızdan bunun hakkında bir şey işitmedik.” dediler. O ancak cinnet getirmiş bir adamdır. O halde, onu belli bir süre bekleyin (gözetim altında tutun)! (Nuh A.S) dedi ki: “Rabbim, beni yalanladıkları için bana yardım et.” Böylece ona, gözümüzün önünde (Bizim denetimimizde) ve vahyimizle bir gemi yapmasını vahyettik. Böylece emrimiz geldiği ve tennur kaynadığı zaman hemen ona (gemiye) her çiftten ikişer tane ve ehlini bindir. Onlardan, haklarında bir söz (hüküm) geçenler hariç. Ve zulmedenler hakkında Bana hitap etme (onlar için bir şey, bir af isteme). Muhakkak ki onlar, boğulacak olanlardır (boğulmalarına daha önce hükmedilmiş olanlardır). Böylece sen ve seninle beraber olan kimseler, gemiye bindiğiniz zaman: “Zalim kavimden bizi kurtaran Allah´a hamdolsun.” de. Ve de ki: “Rabbim, beni mübarek bir inişle indir. Ve Sen, indirenlerin en hayırlısısın.” Elbette bunda âyetler vardır. Ve muhakkak ki Biz, imtihan edenleriz. Sonra da onların arkasından başka bir nesil yarattık. Böylece Biz, onlara, onların içinde, onlardan resûl gönderdik, Allah´a kul olsunlar, diye. Sizin, O´ndan başka İlâhınız yoktur. Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız (Allah´a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)? Ve onun kavminden kâfirlerin ileri gelenleri, ahirete mülâki olmayı (Allah´a mülâki olmayı) yalanlayanlar ve dünya hayatında kendilerine refah verdiğimiz kimseler: “Bu, sizin gibi beşerden (insandan) başka bir şey değil. Sizin yediğiniz şeylerden yiyor, sizin içtiğiniz şeylerden içiyor.” dediler. Ve eğer siz, sizin gibi bir beşere itaat ederseniz muhakkak ki siz, o zaman mutlaka hüsrana düşenler olursunuz. Öldüğünüz ve toprak olduğunuz, kemik (haline) geldiğiniz zaman sizin, mutlaka (topraktan) çıkarılacağınızı mı size vaadediyor? Yazık, yazık size vaadedilen şeye. O (hayat), sadece dünya hayatıdır. Ölürüz ve yaşarız. Ve Biz, beas edilecek (yeniden dirilecek) değiliz. O (Resûl), ancak Allah´a yalanla iftira eden bir adamdır. Ve biz, O´na inananlar değiliz. (Resûl): “Rabbim, beni yalanlamaları sebebiyle bana yardım et.” dedi. (Allah): “Az (kısa zamanda) onlar mutlaka nadim (pişman) olacaklar.” dedi. Böylece hak ile (hakettikleri) bir sayha onları aldı (yakaladı). Onları gusa kıldık (zerreler haline getirdik). Artık zalim kavim, (Allah´ın rahmetinden) uzak olsun. Sonra onların arkasından başka nesiller yarattık. (Hiç)bir ümmet, ecelini (süresini) erkene alamaz ve tehir edemez. Sonra Biz, resûllerimizi ardarda (arası kesilmeksizin) gönderdik. Her ümmete resûlü geldiği zaman, her defasında onu yalanladılar. Biz de onları birbiri arkasından (helâk ettik). Ve onları efsane kıldık. Artık mü´min olmayan kavim (Allah´ın rahmetinden) uzak olsun. Sonra Hz. Musa´yı ve kardeşi Hz. Harun´u, âyetlerimizle ve apaçık sultanla (Tevrat´la) gönderdik. (Hz. Musa´yı ve Hz. Harun´u), firavun ve onun ileri gelenlerine (gönderdik). Fakat onlar, kibirlendiler (büyüklendiler). Ve âlîn (mağrur, zorba) bir kavim oldular. Sonra dediler ki: “Bizim gibi iki beşere (Hz. Musa ve Hz. Harun´a), îmân mı edelim? Ve onların ikisinin (Musa ve Harun A.S´ın) kavmi, bize kul (köle) olmasına rağmen.” Böylece ikisini de yalanladılar. Ve helâk edilenlerden oldular. Ve andolsun, Hz. Musa´ya kitap verdik ki böylece onlar, hidayete ersinler. Ve Hz. Meryem oğlunu (Hz. İsa´yı) ve onun annesini âyet (mucize) kıldık. Ve akan suyu olan ve barınmaya müsait yüksek bir tepeye, ikisini yerleştirdik. Ey resûller! Tayyib (temiz, helâl ni´metlerden) yeyiniz. Ve salih (nefsi tezkiye edici) amel yapınız. Muhakkak ki Ben, yaptığınız şeyleri en iyi bilenim. Ve muhakkak ki bu sizin ümmetiniz, tek bir ümmettir. Ve Ben, sizin Rabbinizim. Öyleyse Bana karşı takva sahibi olun (Bana ulaşmayı dileyin). Fakat onlar, (dînin) emirlerini kendi aralarında kısımlara (fırkalara) ayırarak böldüler. Grupların hepsi, kendilerindeki (kabul ettikleri) ile ferahlanırlar. Artık onları, kendi dalâletleri içinde belli bir süreye kadar terket. Mal ve oğullarla onları desteklediğimizi mi sanıyorlar? Onlara hayırları çabuklaştırdığımızı (mı sanıyorlar)? Hayır, onlar farkında değillerdir. Muhakkak ki onlar, Rab´lerinin haşyetinden korkanlardır. Ve onlar, Rab´lerinin âyetlerine îmân ederler. Ve onlar, Rab´lerine şirk koşmazlar. Ve onlar vereceklerini verirler. Onlar, Rab´lerine geri dönenler (ulaşanlar) olduğundan onların kalpleri titrer. İşte onlar hayırlarda yarışırlar. Ve onlar, onda (hayırlarda) öne geçenlerdir. Ve (hiç) kimseyi gücünün (kapasitesinin, yapabileceğinin) dışında (ötesinde) mükellef (sorumlu) tutmayız. Nezdimizde, hakkı söyleyen bir kitap (hayat filmi) vardır. Ve onlar zulmedilmezler. Hayır, onların kalpleri bundan dolayı gaflette (dalâlette)dir. Ve onların bundan başka yaptıkları amelleri (de) vardır. Onlar, onu yapanlardır. Onların refahta olanlarını azapla aldığımız zaman (o zaman) onlar, yalvarıp bağırarak yardım isterler. O gün yalvarıp bağırarak yardım istemeyin. Muhakkak ki Bizim tarafımızdan, size yardım edilmez. Âyetlerimiz size tilâvet edilmişti (okunmuştu). O zaman siz, topuklarınız üzerinde geri dönüp kaçmıştınız. (Siz), ona (âyetlerime) kibirlenenlerdiniz. Gece toplanarak (âyetlerim hakkında) saçma sapan konuşuyordunuz. Onlar hâlâ sözü düşünmediler mi (mânâsına varmadılar mı, anlamadılar mı)? Yoksa onlara, atalarına gelmemiş olan (bir şey) mi geldi? Yoksa onlar, resûllerini tanımadılar mı (kabul etmediler mi)? Bu durumda onlar, onu (resûlü) inkâr edenlerdir. Yoksa onda bir delilik olduğunu mu söylüyorlar? Hayır (o), onlara hak ile geldi. Ve onların çoğu hakkı kerih görenlerdir. Ve Hakk, onların hevalarına tâbî olsaydı semalar, yeryüzü ve onların içinde olanlar mutlaka fesada uğrardı. Hayır, onlara zikirlerini getirdik. Fakat onlar, zikirlerinden yüz çevirenlerdir. Yoksa onlardan harc (ücret) mi istiyorsun? Oysa Rabbinin harcı (ücreti) daha hayırlıdır. Ve O, rızıklandıranların en hayırlısıdır. Ve muhakkak ki; sen, mutlaka onları Sıratı Mustakîm´e davet ediyorsun. Ve muhakkak ki ahirete (Allah´a hayatta iken ulaşmaya) inanmayanlar, mutlaka yoldan (Sıratı Mustakîm´den) sapanlar (dalâlette olanlar)dır. Ve eğer onlara rahmet (merhamet) edip, onlara zarar (sıkıntı, kıtlık) veren şeyi giderseydik, mutlaka şaşkın bir halde azgınlıklarında devam ederlerdi. Ve andolsun ki onları, azaba aldık (azaba uğrattık). Fakat onlar, Rab´lerine boyun eğmediler ve yalvarıp dua etmediler. Nihayet onların üzerine şiddetli azap kapısını açınca, o zaman onlar ümitsizlik içinde (ümitsizliğe düşenler) oldular. Ve sizin için işitme hassası, görme hassası ve fuad hassası (idrak hassası) inşa eden (yaratan) O´dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz. Ve sizi, arzda (yeryüzünde) yaratıp çoğaltan, yayan O´dur. Ve O´na haşrolunacaksınız (döndürüleceksiniz). Ve hayat veren ve öldüren, O´dur. Ve gece ve gündüzün ihtilâfı (karşılıklı dönüşümü), O´na aittir (O´nun hükmüdür). Hâlâ akıl etmez misiniz? Hayır, onlar, evvelkilerin söylediklerinin aynısını söylediler. “Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten, mutlaka biz beas mı edileceğiz (yeniden mi diriltileceğiz)?” dediler. Andolsun ki bu, bize vaadedildi ve daha önce de babalarımıza. Bu ancak evvelkilerin efsaneleridir. De ki: “Arzın (yeryüzünün) ve onun içindekilerin kimin olduğunu eğer biliyorsanız (söyleyin).” “Allah´ındır.” diyecekler. De ki: “Hâlâ tezekkür etmeyecek misiniz (akıl etmeyecek misiniz)?” De ki: “Yedi kat göklerin Rabbi ve arşil azîmin Rabbi kimdir?” “Allah´ındır.” diyecekler. De ki: “Hâlâ takva sahibi olmayacak mısınız?” De ki: “Şâyet biliyorsanız (söyleyin) herşeyin mülkü (yönetimi, idaresi) elinde olan ve koruyan (himaye eden) ve Kendisi korunmaya ihtiyacı olmayan kimdir?” “Allah´ındır (Allah´tır).” diyecekler. De ki: “Öyleyse nasıl aldatılıyorsunuz?” Hayır, onlara hakkı getirdik. Ve muhakkak ki onlar, gerçekten tekzip edenlerdir (yalanlayanlardır). Allah çocuk edinmemiştir. Ve O´nunla beraber (başka) bir ilâh (hiç) olmamıştır. Öyle olsaydı bütün ilâhlar mutlaka (kendi) yarattığını giderirdi (yok ederdi). Ve mutlaka onların bir kısmı bir kısmına üstün olurdu. Allah, onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir. (Allah), gaybı (görünmeyeni) ve görüneni bilendir. Ve onların şirk koştukları şeylerden çok yücedir. De ki: “Rabbim, eğer vaadolunan şeyi bana gösterecek isen.” Rabbim, öyleyse beni zalimler kavmi içinde bırakma. Ve muhakkak ki Biz, onlara vaadettiğimiz şeyi sana göstermeye elbette kaadir olanlarız. Seyyiati (kötülüğü), en güzel olanla yok et. Biz, (onların) vasıflandırdıklarını en iyi biliriz. Ve “Şeytanların kışkırtmalarından (vesveselerinden) sana sığınırım.” de. Ve Rabbim, (şeytanların) benim yanımda bulunmalarından sana sığınırım. Onların birine ölüm geldiği zaman: “Rabbim, beni geri döndür.” dedi. “Böylece (geri gönderdiğin taktirde) terkettiğim salih amelleri (nefsi tezkiye edici ameli) işlerim.” Hayır, muhakkak ki onun söylediği söz, sadece (boş) bir kelimedir. Ve beas edilecekleri güne kadar onların arkasında berzah (engel) vardır. İzin günü sur´a üfürüldüğü zaman, artık onların aralarında bir neseb (soy bağı) yoktur. Ve (birbirlerine hal hatır) sormazlar. O zaman kimin mizanı (sevap tartıları) ağır gelirse işte onlar, felâha erenlerdir. Ve kimin mizanı (sevap tartıları), hafif gelirse işte onlar, nefslerini hüsrana düşürenlerdir. Onlar, cehennemde ebediyyen kalacak olanlardır. Onların (ızdıraptan) ekşimiş olan yüzlerini ateş yalar. Âyetlerim size okunurken; onları tekzip edenler (yalanlayanlar), siz değil miydiniz? Dediler ki: “Ey Rabbimiz! Şâkîliğimiz (azgınlığımız), bize gâlip geldi ve biz, dalâlette olan bir kavim idik.” Rabbimiz, bizi oradan (cehennemden) çıkar. Bundan sonra dönersek; o zaman biz, mutlaka zalimler oluruz. Dedi ki: “Orada (cehennemde) kalın ve bana (bir şey) söylemeyin!” Muhakkak ki kullarımdan bir grup şöyle der: “Rabbimiz, biz âmenû olduk (ölmeden önce Sana ulaşmayı diledik). Artık bize mağfiret et ve bize rahmet et (Rahîm esma´n ile tecelli et). Ve Sen, Rahîm olanların en hayırlısısın.” Böylece onları alay konusu edindiniz. Öyle ki (bu), size Benim zikrimi unutturdu. Ve siz, onlara gülüyordunuz. Muhakkak ki Ben, onlar sabırlarından dolayı kurtuluşa erenler olduğundan, bugün onlara mükâfatlarını verdim. Dedi ki: “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” “Bir gün veya günün bir kısmı kadar kaldık. O zaman (onu), sayanlara sor.” dediler. Dedi ki: “Ancak az bir zaman kaldınız. Siz bilmiş olsaydınız.” Öyleyse Bizim, sizi abes olarak (boş yere) yarattığımızı ve Bize döndürülmeyeceğinizi mi zannettiniz? İşte Hakk Melik olan Allah, çok yüce´dir. O´ndan başka İlâh yoktur. (O), kerim arş´ın Rabbidir. Ve kim, bir burhanı (delili) olmamasına rağmen, Allah ile beraber başka bir ilâha taparsa, artık onun hesabı sadece Rabbinin katındadır. Muhakkak ki kâfirler, felâha (kurtuluşa) eremezler. Ve de ki: “Rabbim, mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir) ve rahmet et (Rahîm esması ile tecelli et). Ve Sen, Rahîm olanların en hayırlısısın.” (Bu), Bizim indirdiğimiz ve (bazı âyetlerini) farz kıldığımız bir suredir. Ve onun içinde delillerle açıklanmış âyetler indirdik. Umulur ki, böylece tezekkür edersiniz. Zaniye (zina yapan kadın) ve zani (zina yapan erkek); o zaman ikisinden herbirine yüz celde (yalnız cilde tesir edecek sopa) vurun. Eğer Allah´ın dînini (uygulama) konusunda, Allah´a ve ahiret gününe inanıyorsanız; onlara merhamet sizi tutmasın (size mani olmasın). Ve onların (ikisinin) azabına, mü´minlerden bir grup şahit olsun. Zani (zina yapan erkek), zaniyeden (zina yapan kadından) veya müşrik olan kadından başkasını nikâhlayamaz. Ve zaniyeyi de, zani veya müşrik olan erkekten başkası nikâhlayamaz. Ve bu, mü´minlere haram kılınmıştır. Ve muhsinlere (iffetli kadınlara), (zina suçu, iftira) atan sonra da dört şahit getiremeyenlere, o taktirde seksen celde (yalnız cilde tesir edecek sopa) vurun. Ve onların şehadetini (şahitliğini) ebediyyen kabul etmeyin. Ve işte onlar, onlar fasıklardır. Bundan sonra tövbe edip ıslâh olanlar (düzelenler) hariç. Muhakkak ki Allah, Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli edendir). Ve zevcelerine (eşlerine) zina (iftirası) atanlar, kendilerinden başka şahitleri yoksa o zaman onların herbirinin şahitliği; kendisinin, muhakkak sadıklardan (doğru söyleyenlerden) olduğuna dair, dört defa Allah´a şahitlik (yemin) etmesidir. Ve (yeminin) beşincisi, eğer yalan söyleyenlerden ise Allah´ın lânetinin kendi üzerine olmasıdır. Ve (zevcenin, kadın eşin), Allah´a dört defa onun (zevcin, erkek eşin) mutlaka yalancılardan olduğuna dair şahitlik (yemin) etmesi, ondan (kadından) azabı (cezayı) kaldırır. Ve (yeminin) beşincisi eğer o (eşi), sadıklardan (doğru söyleyenlerden) ise Allah´ın gadabının (azabının) kendi üzerine olmasıdır. Ve eğer sizin üzerinize Allah´ın fazlı ve rahmeti olmasaydı (cezaya uğrardınız). Ve muhakkak ki; Allah, tövbeleri kabul eden ve Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Muhakkak ki (Hz. Ayşe hakkında) ifk (iftira) ile gelenler, sizden bir gruptur. Sizin için onun bir şerr olduğunu zannetmeyin. Hayır, o sizin için hayırdır. Onlardan herbirinin günahtan kazandıkları (cezalar) vardır. Ve onun büyüğünü yönetene (uydurup, yayana) büyük azap vardır. Mü´min erkekler ve mü´min kadınlar, onu (bu iftirayı) işittikleri zaman kendi içlerinde hayır zanda bulunsalardı ve “bu apaçık iftiradır” deselerdi olmaz mıydı (demeleri gerekmez miydi)? Ona dört şahit getirmeli değiller miydi? Öyleyse şahitleri getiremediklerine göre bu taktirde işte onlar, onlar Allah´ın katında yalancıdırlar. Eğer dünya ve ahirette Allah´ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı, içine daldığınız şeyden (iftiradan, dedikodudan) dolayı size mutlaka büyük azap dokunurdu. Onu (iftirayı) dillerinizle anlatıyordunuz (soruyordunuz) ve hakkında sizin bilginiz olmayan bir şeyi ağızlarınızla söylüyordunuz. Ve o, Allah´ın katında büyük (bir suç) olduğu halde siz, onu önemsiz sandınız. Ve onu işittiğiniz zaman: “Bizim bunu konuşmamız olmaz (bize yakışmaz), sen Sübhan´sın (Allah´ım Sana sığınırız). Bu büyük bir bühtan (uydurulmuş bir iftira)dır.” deseydiniz olmaz mıydı (demeniz gerekmez miydi)? Eğer mü´min iseniz ebediyyen onun gibi bir olaya dönmenize karşı (dönmemenizi) Allah size vaazediyor (emrediyor). Ve Allah, size âyetlerini açıklıyor. Ve Allah, Alîm´dir (en iyi bilendir) Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Muhakkak ki âmenû olanlar arasında fahişeliğin (çirkin olayların, iftiranın, kötülüğün) yayılmasını sevenlere, dünya ve ahirette elîm azap vardır. Ve Allah, bilir ve siz bilmezsiniz. Ve eğer Allah´ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (size azap ederdi). Ve muhakkak ki Allah, Rauf´tur (çok merhametli, çok şefkatlidir) Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli edendir). Ey âmenû olanlar, şeytanın adımlarına tâbî olmayın! Ve kim şeytanın adımlarına tâbî olursa o taktirde (şeytanın adımlarına uyduğu taktirde) muhakkak ki o (şeytan), fuhşu (her çeşit kötülüğü) ve münkeri (inkârı ve Allah´ın yasak ettiklerini) emreder. Ve eğer Allah´ın rahmeti ve fazlı sizin üzerinize olmasaydı (nefsinizin kalbine yerleşmeseydi), içinizden hiçbiri ebediyyen nefsini tezkiye edemezdi. Lâkin Allah, dilediğinin nefsini tezkiye eder. Ve Allah, Sem´î´dir (en iyi işitendir) Alîm´dir (en iyi bilendir). Ve sizden (içinizden) fazilet ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, miskinlere, Allah yolunda hicret edenlere vermeye karşı (vermemeye) yemin etmesinler. Ve artık affetsinler ve hoşgörsünler. Allah´ın sizi affetmesini sevmez misiniz? Ve Allah, Gafur´dur (mağfiret edendir) Rahîm´dir (rahmet nuru gönderendir). Muhakkak ki gâfil (kendisinin haberi olmaksızın) muhsin (iffetli) kadınlara ve mü´min kadınlara (iftira) atanlar, dünya ve ahirette lânetlenmiştir. Ve onlara azîm azap vardır. O gün onlara, onların dilleri, elleri ve ayakları (hayat filmleri) yapmış olduklarına şahitlik edecek. İzin günü Allah onlara dînlerini (negatif ve pozitif derecelerin karşılığını) hakkıyla ödeyecektir. Ve Allah´ın, Hakk Mübin (hakkı açıklayan, yerine getiren) olduğunu bilecekler. Kötü kadınlar, kötü erkekler içindir. Kötü erkekler, kötü kadınlar içindir. Temiz kadınlar, temiz erkekler içindir. Temiz erkekler, temiz kadınlar içindir. İşte onlar, (kendileri haklarında) söylenenlerden berî (uzak) olanlardır. Onlar için mağfiret (günahların sevaba çevrilmesi) ve kerim (Allah´tan ikram edilen) rızık vardır. Ey âmenû olanlar! Evlerinizden başka evlere, izin isteyip ev halkına selâm vermedikçe (içeri) girmeyin. Bu, sizin için hayırdır. Umulur ki; böylece tezekkür edersiniz. Eğer orada kimseyi bulamazsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyin. Ve eğer size “geri dönün” denirse o taktirde geri dönün. O, sizin için daha temizdir (uygundur). Ve Allah, yaptığınız şeyleri en iyi bilendir. Meskûn olmayan (oturulmayan), içinde faydanız olan evlere girmenizde size bir vebal yoktur. Ve Allah, sizin açıkladığınız ve gizlediğiniz şeyleri bilir. Mü´min erkeklere söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar), ırzlarını korusunlar. Bu, onlar için daha temizdir. Muhakkak ki Allah, yaptıkları şeylerden haberdardır. Ve mü´min kadınlara söyle, bakışlarını indirsinler (haramdan sakınsınlar) ve ırzlarını korusunlar. Zahir olan kısımlar (görünen el, yüz ve ayaklar) hariç, ziynetlerini açmasınlar. Ve başörtülerini yakalarının üzerine koysunlar (örtsünler). Ve ziynetlerini, kocaları veya babaları veya kocalarının babaları veya oğulları veya kocalarının oğulları veya erkek kardeşleri veya erkek kardeşlerinin oğulları veya kız kardeşlerinin oğulları veya kadınlar veya ellerinin altında sahip oldukları (cariyeler) veya erkeklerden, kadına ihtiyaç duymayan hizmetliler veya kadının avret yerlerinin farkına varmayan çocuklar hariç, açmasınlar. Ve gizledikleri ziynetleri bilinsin diye ayaklarını vurmasınlar. Ey mü´minler, hepiniz Allah´a tövbe edin! Umulur ki, böylece felâha eresiniz. Ve sizden eşi olmayan erkekleri ve kölelerinizden salih olanları ve eşi olmayan kadınlarınızı nikâhlayınız (evlendiriniz). Eğer onlar fakir iseler Allah onları fazlından gani (zengin) kılar. Ve Allah, Vâsi´dir (ihsanı, ni´meti çok olandır), Alîm´dir (en iyi bilendir). Ve nikâha (imkân) bulamayanlar, Allah onları fazlından gani (zengin) kılıncaya kadar iffetlerini korusunlar! Ellerinizin altında malik olduklarınızdan (kölelerinizden, cariyelerinizden) yazılı antlaşma (mukatebe yapmak: para kazanıp, bedelini ödeyerek azad olmak) isteyenlere, eğer onlarda hayır olduğunu bilirseniz, o zaman yazılı antlaşma (mukatebe) yapınız. Ve Allah´ın size verdiği mallardan onlara veriniz. Genç cariyelerinizi, eğer namuslarını korumak (iffetli kalmak) isterlerse, dünya hayatının malını isteyerek fuhşa (zinaya) zorlamayınız. Kim onları fuhşa (zinaya) zorlarsa, o taktirde muhakkak ki Allah, onların zorlanmalarından sonra Gafur´dur (mağfiret edendir) Rahîm´dir (rahmet esmasıyla tecelli edendir). Ve andolsun ki size, açıklanmış âyetler ve sizden önce geçmiş (nesillerden) örnek(ler) ve muttakiler (takva sahipleri) için öğütler (emirler) indirdik. Allah, göklerin ve yerin nuru´dur. O´nun nuru, içinde misbah (lâmba) bulunan kandil (ışık saçan bir kaynak) gibidir. Misbah, sırça (cam) içindedir. Sırça (cam), inci gibi (parlayan) yıldız gibidir. Doğuda ve batıda bulunmayan mübarek bir ağacın yağından yakılır. Onun yağı, ona ateş değmese de kendi kendine ışık verir. Nur üzerine nurdur. Allah dilediğini nuruna hidayet eder (ulaştırır). Ve Allah, insanlara örnekler verir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir. Allah´ın, içinde İsmi´nin yükseltilmesine ve zikredilmesine izin verdiği evlerin içinde (Allah´ın nuru) vardır. Orada O´nu, sabah akşam tesbih ederler. Ticaretin ve alışverişin, onları Allah´ın zikrinden, namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten alıkoymadığı adamlar ki (onlar), kalplerin ve gözlerin (dehşetten) döneceği günden korkarlar. Allah, onlara yaptıklarının karşılığını en güzel şekilde vermek için onlara fazlından arttırır. Ve Allah, dilediği kimseyi hesapsız rızıklandırır. Ve kâfirlerin amelleri düz arazideki serap gibidir. Susamış olan, onu su zannetti. Ona ulaştığı zaman, bir şey bulamadı. Ve yanında (karşısında) Allah´ı buldu. Böylece (Allah), onun hesabını ona tam olarak ödedi. Ve Allah, hesabı seri (çabuk) görendir. Veya derin denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü, dalga üstüne dalga kaplar. Onun üzerinde de bulutlar vardır. Karanlık üstüne karanlıktır, elini çıkarttığı zaman neredeyse onu göremez. Ve Allah, kime nur kılmamışsa (vermemişse) artık onun için bir nur yoktur. Semalarda ve arzda olanların ve saflar halindeki kuşların, Allah´ı tesbih ettiğini görmedin mi? Hepsi, namazlarını (dualarını) ve tesbihlerini bilmişlerdir. Ve Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. Ve semaların ve arzın mülkü Allah´ındır. Ve dönüş Allah´adır. Allah´ın bulutları sevkettiğini, sonra onların aralarını birleştirdiğini, sonra da onları küme haline getirdiğini görmüyor musun? Böylece onların arasından yağmur çıkardığını görürsün.Ve semadan, içinde dolu bulunan dağlar (dolu kümeler) indirir. Böylece onu dilediğine isabet ettirir. Ve onu dilediğinden çevirir (uzaklaştırır). Onun şimşeğinin parıltısı, neredeyse görmeyi giderir (gözleri kör gibi yapar). Allah, geceyi ve gündüzü (birbirine) çevirir. Muhakkak ki bunda basiret sahipleri için elbette ibret vardır. Ve Allah, bütün hayvanları sudan yarattı. Onların bir kısmı karnı üzerinde, bir kısmı iki ayağı üzerinde, bir kısmı da dört ayağı üzerinde yürür. Allah dilediği şeyi yaratır. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir. Andolsun biz, açıklayıcı âyetler indirdik. Allah, dilediğini Sıratı Mustakîm´e ulaştırır. Ve: “Allah´a ve resûle îmân ettik ve itaat ettik.” derler. Sonra da onların bir kısmı bundan sonra döner. Ve işte onlar, mü´min değillerdir. Ve onların aralarında hüküm vermesi için Allah ve resûlüne davet olundukları zaman onların bir kısmı yüz çevirenlerdir. Ve eğer hak onların ise (hak sahibi iseler) ona hemen (itaat ederek) gelirler. Onların kalplerinde hastalık mı var yoksa şüphe mi ediyorlar veya Allah´ın ve O´nun Resûl´ünün, onlara karşı taraf tutacağından (haksızlık edeceğinden) mı korkuyorlar? Hayır, işte onlar, onlar zalimlerdir. Onların aralarında hüküm vermesi için Allah´a ve resûlüne davet edildikleri zaman mü´minlerin sözü “işittik ve itaat ettik” demeleridir. Ve işte onlar, onlar felâha erenlerdir. Ve kim Allah´a ve resûlüne itaat ederse ve Allah´a huşû duyar ve O´na karşı takva sahibi olursa o taktirde işte onlar, onlar kurtuluşa erenlerdir. Ve eğer sen onlara emretseydin (münafıklar), mutlaka (savaşa) çıkacaklarına dair, Allah´a en kuvvetli yeminleri ile yemin ederler. De ki: “Yemin etmeyin! (Bu), bilinen (takdir edilen) bir itaattir. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” De ki: “Allah´a ve resûle itaat edin. Bundan sonra eğer dönerseniz (itaat etmezseniz), ona (resûle) düşen (sorumluluk) sadece ona yükletilen (tebliğ)dir.” Ve sizin üzerinize düşen (sorumluluk), size yükletilendir. Ve eğer ona itaat ederseniz, hidayete erersiniz. Resûlün üzerinde açıkça tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur. Allah, sizden âmenû olanlara ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyenlere, kendilerinden öncekileri yeryüzünde halife kıldığı gibi mutlaka onları da halife kılacağını ve onlara, onlar için razı olduğu dînlerini mutlaka sağlamlaştıracağını ve korkularından sonra (korkularını) mutlaka güvenliğe çevireceğini vaadetti. Bana kul olurlar, hiçbir şeyle (Bana) şirk koşmazlar. Bundan sonra kim inkâr ederse, işte onlar, onlar fasıklardır. Ve namazı ikame edin. Ve zekâtı verin. Ve resûle itaat edin ki böylece rahmet olunasınız. Sakın kâfirleri, yeryüzünde (Allah´ı) aciz bırakıcı zannetme. Ve onların barınacağı yer ateştir. Ve dönüş yerleri mutlaka kötü (bir yer)dir. Ey âmenû olanlar! Ellerinizin altında sahip olduklarınız (köleleriniz, cariyeleriniz) ve sizden bulûğa ermemiş olanlar, üç vakitte yanınıza girmek için sizden izin istesinler. Fecr (sabah) namazından önce, elbiselerinizi çıkarttığınız öğle vaktinde ve yatsı namazından sonra. Bu üçü, avret vaktidir (sizden sakınmaları gereken zamandır). Bu (zamanların dışında), birbirinizi dolaşmanızda sizin ve onların üzerine bir günah yoktur. İşte böylece Allah, size âyetleri açıklıyor. Ve Allah, Alîm´dir (en iyi bilendir), Hakîm´dir (hikmet sahibidir). Ve içinizden (sizden olan) çocuklar, bulûğ çağına erdiği zaman onlardan öncekilerin izin istediği gibi bundan sonra izin istesinler. İşte böylece Allah, size âyetlerini beyan ediyor (açıklıyor). Ve Allah, Alîm´dir (en iyi bilendir), Hakîm´dir (hikmet sahibidir). Ve kadınlardan nikâh (evlenme) ümidi olmayan yaşlı kadınların, ziynetlerini açmaksızın dış giysilerini çıkarmalarında, bundan sonra onlara vebal (günah) yoktur. Ve iffetli olmayı istemeleri onlar için daha hayırlıdır. Ve Allah, Sem´î´dir (en iyi işitendir), Alîm´dir (en iyi bilendir). Âmâ (kör) olana bir güçlük yoktur. Ve sakat olana, hasta olana bir güçlük yoktur. Ve size de evlerinizde veya babalarınızın evlerinde veya annelerinizin evlerinde veya erkek kardeşlerinizin evlerinde veya kız kardeşlerinizin evlerinde veya amcalarınızın evlerinde veya halalarınızın evlerinde veya dayılarınızın evlerinde veya teyzelerinizin evlerinde veya anahtarlarına sahip olduğunuz (yerlerde) veya arkadaşlarınızda yemek yemenizde bir güçlük yoktur. Topluca veya ayrı ayrı yemeniz de size günah değildir. Evlere girdiğiniz zaman birbirinize Allah´ın katından mübarek ve tayyib bir selâm ile selâm verin! İşte böylece Allah, size âyetlerini açıklıyor. Umulur ki böylece siz akıl edersiniz. Ancak Allah´a ve O´nun Resûl´üne îmân etmiş olan mü´minler, bir iş için onunla beraber toplandıkları zaman ondan izin istemedikçe gitmezler. Muhakkak ki senden izin isteyenler, işte onlar, Allah´a ve O´nun Resûl´üne îmân edenlerdir. Öyleyse onlar bazı işleri için senden izin istedikleri zaman onlardan dilediğin kimseye izin ver. Ve onlar için Allah´tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah, Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (rahîm esması ile tecelli edendir). Resûlün çağırmasını, aranızda, birbirinizi çağırmanızla eşit tutmayın! Sizden, (birbirini) siper ederek gizlice çıkanları Allah biliyordu. Bundan sonra O´nun emrine karşı gelenler, onlara bir fitne veya elîm azap isabet etmesinden hazer etsinler (sakınsınlar). Muhakkak ki göklerde ve yeryüzünde olanlar Allah´ın değil mi? O, sizin üzerinizde olduğunuz şeyi (kalplerinizde olanı) biliyordu. Ve böylece, O´na döndürüldükleri gün, onlara yaptıkları şeyleri haber verecek. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir. Âlemlere uyarıcı olması için kuluna Furkan´ı indiren (Allah), mübarek´tir. O (Allah) ki; göklerin ve yeryüzünün mülkü, O´nundur. Ve O, çocuk edinmemiştir. Mülkte, O´nun şeriki (ortağı) olmamıştır. Ve herşeyi, O yarattı sonra da onların kaderini takdir etti. Ve hiçbir şey yaratamayan ve kendileri yaratılmış olan, kendilerine fayda ve zarar vermeye malik olmayan, O´ndan (Allah´tan) başka ilâhlar edindiler. Ve (onlar), öldürmeye, hayat vermeye ve nuşura (yeniden diriltmeye) malik değillerdir. Ve kâfirler: “Bu (Kur´ân), sadece onun uydurduğu bir yalandır. Ona bu konuda diğer kavimler de yardım etti.” dediler. Böylece onlar, bâtılla ve zulümle gelmiş oldular. Ve “O (Kur´ân), O´nun (önceden) yazdırdığı ve sabah akşam ona okunan evvelkilerin efsaneleridir.” dediler. De ki: “O´nu, göklerin ve yeryüzünün sırrını bilen indirdi. Muhakkak ki O, Gafur´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli edendir).” Ve dediler ki: “Bu nasıl resûl ki, yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilseydi olmaz mıydı? Böylece onunla beraber uyarıcı olurdu.” Veya ona, (gökten) bir hazine atılsaydı (verilseydi) veya ondan (ürünlerinden) yiyeceği bir bahçesi olsaydı. Ve zalimler: “Siz ancak, sihir yapılmış (büyülenmiş) bir adama tâbî oluyorsunuz.” dediler. Bak! Sana nasıl örnekler verdiler (sana ne kötü şeyler yakıştırdılar). Böylece dalâlette kaldılar. Artık sebîle (Allah´ın yoluna ulaşmaya) güçleri yetmez. (Allah) mübarek´tir ki O, eğer dilerse sana bunlardan daha hayırlı (daha güzel) olan, altından nehirler akan bahçeler verir ve senin için köşkler yapar. Hayır, onlar o saati (kıyâmeti) yalanladılar. Ve Biz, o saati tekzip edenlere (yalanlayanlara), alevli ateş (cehennem) hazırladık. (Cehennem), onları uzaktan gördüğü zaman onun öfkesini ve uğultusunu işittiler. Ve birbirine bağlanmış olarak oradan, dar sıkışık bir yere atıldıkları zaman orada helâk (yok) olmayı istediler. Bugün helâk (yok) olmayı bir defa istemeyin, defalarca isteyin. De ki: “Bu mu daha hayırlıdır, yoksa muttakilere (takva sahiplerine) vaadedilen, onlar için bir ceza (mükâfat) ve dönüş yeri olan ebedî cennet mi?” Orada onlar için, diledikleri herşey ebedî olarak vardır. (Bu), Rabbinin üzerine olan (yüklendiği, aldığı) ve ondan istenen bir vaaddir. Ve o gün, onları ve Allah´tan başka taptıkları şeyleri haşredecek (toplayacak) sonra da onlara şöyle diyecek: “Bu kullarımı, siz mi dalâlete düşürdünüz yoksa onlar mı dalâlet yolunda kaldılar?” (Putlar) dediler ki: “Sen Sübhan´sın (münezzehsin), Senden başka dostlar edinmemiz bize yakışmaz. Fakat Sen, onları ve onların babalarını metalandırdın. (Bu sebeple) öyle ki zikri unuttular ve helâkı hakeden bir kavim oldular.” İşte böylece (Allah´tan başka taptıklarınız), söylediklerinizden dolayı sizi yalanladılar. Artık (azabı) uzaklaştırmaya ve yardım almaya muktedir olamazsınız. Ve sizden kim zulmederse ona büyük azap tattırırız. Ve senden önce (de), gerçekten yemek yiyen ve çarşılarda dolaşan resûllerden başka (farklı bir) resûl göndermedik. Ve sizin bir kısmınızı bir kısmınıza “sabrediyor musunuz” diye fitne (imtihan) kıldık. Ve Rabbin, en iyi görendir. Ve Bize mülâki olmayı (ulaşmayı) dilemeyenler: “Bize de melekler indirilmesi veya Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?” dediler. Andolsun ki onlar, kendi nefslerinde kibirlendiler ve büyük taşkınlık ederek haddi aştılar. O gün melekleri görecekler, izin günü mücrimlere müjde yoktur. Ve (melekler onlara): “(Size müjde) yasak edilerek haram kılınmıştır.” diyecekler. Ve onların yaptığı amellerin önüne geçtik (amellerini boşa çıkardık). Böylece onu (onların amellerini), savrulmuş toz zerresi kıldık (değersiz kıldık). İzin günü cennet ehlinin kalacağı yer, en hayırlı ve en güzel dinlenme yeridir. Ve semanın bulutlarla yarıldığı gün, melekler sıra ile indirildi. Mülk, izin günü Rahmân için haktır ve o gün kâfirler için zor bir gündür. Ve o gün, zalim ellerini ısırır: “Keşke resûlle beraber (Allah´a giden) bir yol ittihaz etseydim.” der. Yazıklar olsun, keşke ben filanı (o kişiyi) dost edinmeseydim. Andolsun ki; bana zikir (Kur´ân´daki ilim) geldikten sonra beni zikirden saptırdı ve şeytan, insana yardımı engelleyendir. Ve resûl: “Ey Rabbim! Muhakkak ki benim kavmim, bu Kur´ân´dan ayrıldı (Kur´ân´ı terketti).” dedi. Ve işte böylece nebîlerin hepsine mücrimlerden düşman kıldık. Ve senin Rabbin, hidayete erdiren ve yardımcı olarak kâfidir. Ve kâfirler: “Kur´ân ona, bir defada bütün (toplu) olarak indirilmeli değil miydi?” dediler. İşte bu, O´nu (Kur´ân´ı) senin idrakine tesbit etmemiz (sabitlememiz) içindir. Ve O´nu, kısım kısım tertipleyerek beyan ettik (okuduk). Ve sana hak ile ve en güzel (ahsen) tefsir ile ulaştırdığımızdan (meselelerden) başka bir meseleyi sana getirmediler. Cehenneme yüzleri üstü haşredilenler (toplananlar), işte onlar, gideceği mekânı şerrli olanlar ve sebîlden sapanlar (dalâlette kalanlar)dır. Ve andolsun ki Musa (A.S)´a Kitab´ı (Tevrat´ı) verdik. Ve onunla beraber kardeşi Harun´u, (ona) vezir (yardımcı) kıldık. Bundan sonra “Âyetlerimizi yalanlayan kavme gidin!” dedik. Sonra da onları helâk ederek, yok ettik. Ve Nuh (A.S)´ın kavmi, resûlleri tekzip ettiği (yalanladığı) zaman onları (suda) boğduk. Ve onları, insanlara âyet (ibret) kıldık. Ve zalimler için elîm azap hazırladık. Ve Ad ve Semud kavmini ve Ress ashabını (Hz. Şuayb´ın kavmini) ve bunların arasındaki (sürede yaşayan) birçok nesilleri (helâk ettik). Ve onların hepsine, misaller verdik ve hepsini mahvederek, helâk ettik. Ve andolsun ki onlar, felâket yağmuru yağdırılmış olan kasabaya geldiler. Onu görmediler mi? Hayır, onlar yeniden dirilmeyi ümit etmiyorlardı. Ve seni gördükleri zaman: “Allah´ın resûl olarak gönderdiği bu mu?” (diyerek), seni ancak alay konusu edinirler. “Ona sabretmemiş olsaydık, gerçekten, neredeyse bizi ilâhlarımızdan saptırıyordu.” Azabı gördükleri zaman kimin yoldan daha çok saptığını öğrenecekler. Hevasını ilâh edinen kişiyi gördün mü? Yoksa sen mi ona vekil olacaksın? Yoksa onların çoğunun, işittiğini veya (böylece) akıl ettiğini mi sanıyorsun? Onlar sadece hayvanlar gibidir. Hayır, onlar sebîlden (yoldan) daha çok sapanlardır. Görmedin mi Rabbin gölgeyi nasıl uzattı? Eğer dileseydi elbette onu, sakin (sabit) kılardı. Sonra da Güneş´i ona (gölgeye) delil (yol gösteren) kıldı. Sonra da onu yavaş yavaş kısaltarak, Bize (Kendimize) çektik. Ve geceyi, size libas (örtü) yapan ve uykuyu dinlenme zamanı kılan, O´dur. Ve gündüzü (de) yayılma (çalışma) zamanı yaptı. Ve rüzgârı, müjdeleyici olarak rahmetinin önünde gönderen, O´dur. Ve Biz, semadan tertemiz su indirdik. (Bu), onunla ölü beldeyi canlandırmamız ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan çoğunu sulamamız içindir. Ve andolsun ki tezekkür etmeleri için onu (suyu, rahmet, fazl ve salâvâtı), onların aralarında paylaştırdık (açıkladık). Fakat insanların çoğu sadece inkâr ederek, direndiler. Eğer dileseydik, elbette bütün kasabalara da nezir (uyarıcı) gönderirdik. Artık kâfirlere itaat etme ve O´nunla (Bu Kur´ân ile), onlarla büyük cihadla savaş! Ve iki denizi serbest bırakan O´dur; biri lezzetli ve tatlı, diğeri tuzlu ve acı. İkisinin arasına berzah (engel) kıldı. (Böylece onları) engelleyerek (birbirine karışmalarına) mani oldu. Ve sudan beşeri (insanı) yaratan, O´dur. Sonra ona neseb ve sıhriyyet kıldı (verdi). Ve senin Rabbin Kaadir´dir (herşeye gücü yeten). Ve onlara fayda ve zarar vermeyen Allah´tan başka şeylere tapıyorlar. Ve kâfir, Rabbine (karşı) zahir oldu (şeytana arka çıktı). Ve Biz, seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. De ki: “Ben sizden onun için (tebliğ için) dileyen kimsenin, Rabbine ulaştıran bir yol edinmesinden başka bir ecir (karşılık) istemiyorum.” Ve ölümsüz olup, daima hayy (hayatta) olana (Allah´a) tevekkül et (güven ve O´nu vekil tayin et). Ve O´nu, hamd ile tesbih et. Ve kullarının günahlarından haberdar olması, O´na kâfidir. Gökleri ve arzı (yeryüzünü) ve ikisi arasındakileri altı günde yaratan O´dur. Sonra Rahmân arşı istiva etti. Öyleyse onu, bundan haberdar olana (Cebrail A.S´a) sor. Ve onlara “Rahmân´a secde edin!” dendiği zaman: “Rahmân nedir? Senin bize emrettiğin şeye mi secde edeceğiz?” dediler. Ve (bu emir sadece) onların nefretlerini artırdı. Gökte burçlar kılan O (Allah), mübarek´tir (şanı yüce). Ve orada Ay´ı, aydınlatıcı bir kandil kıldı. Ve tezekkür etmek veya şükretmek isteyenler için gece ve gündüzü karşılıklı ardarda kılan (birbirini takip ettiren), O´dur. Ve Rahmân´ın kulları yeryüzünde tevazuyla yürür. Ve onlara cahiller hitap ettiği (lâf attığı) zaman “selâm” derler. Ve onlar, geceyi Rab´lerine secde ve kıyam ederek (ayakta durarak) geçirirler. Ve onlar: “Rabbimiz cehennem azabını bizden uzaklaştır. Muhakkak ki onun azabı daimî helâk edicidir.” derler. Muhakkak ki o, kötü bir karargâh, kötü bir ikâmet yeridir. Ve onlar, infâk ettikleri zaman israf etmezler ve kısmazlar (cimrilik etmezler). Ve bu ikisi arasında orta bir yol tutarlar. Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah´ın (öldürülmesini) haram kıldığı kişiyi haklı olmadıkça öldürmezler ve zina yapmazlar. Ve kim bunları yaparsa günah cezasıyla karşılaşır. Kıyâmet günü onun azabı kat kat artar. Ve orada alçaltılmış olarak ebediyyen kalır. Ancak kim (mürşidi önünde) tövbe eder (böylece kalbine îmân yazılıp, îmânı artan) mü´min olur ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, o taktirde işte onların, Allah seyyiatlerini (günahlarını) hasenata (sevaba) çevirir. Ve Allah, Gafur´dur (günahları sevaba çevirendir), Rahîm´dir (rahmet gönderendir). Ve kim (mürşidi önünde) tövbe eder ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, o taktirde muhakkak ki o, tövbesi kabul edilmiş olarak Allah´a ulaşır (hayattayken ruhu Allah´a ulaşır). Ve onlar yalancı şahitlik yapmazlar. Ve boş sözle karşılaştıkları zaman vakarla (kerim olarak) geçip giderler. Ve onlara, Rab´lerinin âyetleri hatırlatıldığı zaman onlara (âyetlere) karşı kör ve sağır olmazlar. Ve onlar: “Rabbimiz, eşlerimizden ve zürriyyetimizden bize göz aydınlığı bağışla ve bizi muttakilere (takva sahiplerine) imam kıl.” derler. İşte onlar, sabırlarından dolayı, (cennette) yüksek makamlarla mükâfatlandırılırlar. Ve orada tahiyyet (selâmet dilekleriyle) ve selâmla karşılanırlar. Orada ebedî kalıcılardır. Ne güzel bir karargâh ve ne güzel ikâmet yeridir. (Onlara): “Rabbim, dualarınız olmasa size değer vermez. Oysa siz yalanlamıştınız. Fakat (azap) kaçınılmaz olacak.” de. Tâ, Sin, Mim. Bunlar, Kitab-ı Mübin´in âyetleri´dir. Onlar mü´min olmuyorlar diye, neredeyse kendini helâk edeceksin. Eğer dileseydik gökten onlara âyet indirirdik. Böylece onların boyunlarını gölgelerdi de (hükmü altına alırdı da) ona itaat ederlerdi. Ve Rahmân´dan hiçbir yeni zikir (emir) gelmez ki, ondan yüz çevirmiş olmasınlar. Böylece onlar yalanladılar. Fakat alay etmiş oldukları şeyin haberleri onlara yakında gelecek. Onlar yeryüzünü görmediler mi? Orada çeşit çeşit çiftlerin hepsinden, nicelerini (nice bitkiler) yetiştirdik. Muhakkak ki bunda elbette âyet vardır. Ve (fakat) onların çoğu mü´min olmadılar. Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Ve Rabbin, Musa (A.S)´a zalimler kavmine gitmesi (için) nida etmişti. Firavun kavmi (hâlâ) takva sahibi olmuyorlar mı? (Musa A.S): “Rabbim, muhakkak ki ben, beni tekzip etmelerinden (yalanlamalarından) korkuyorum.” dedi. Ve göğsüm daralıyor ve dilim dönmüyor. Bunun için Harun´a gönder. Ve onlara göre ben, günahkârım. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum. (Allahû Tealâ): “Hayır, haydi âyetlerimizle (ikiniz birden) gidin! Muhakkak ki Biz, sizinle beraber işitenleriz.” dedi. Haydi, firavuna (ikiniz) gidin ve böylece ona: “Muhakkak ki biz, âlemlerin Rabbinin resûlleriyiz.” deyin. Benî İsrail´i (İsrailoğulları´nı) bizimle beraber gönder! “Seni biz çocukken, içimizde himaye edip yetiştirmedik mi? Ve ömrünün birçok yılında içimizde kalmadın mı?” dedi. Ve sen, yapacağın işi yaptın (cinayet işledin). Ve sen, kâfirlerdensin. Musa (A.S): “Onu yaptığım zaman ben, dalâlette olanlardandım.” dedi. O zaman sizden korktuğumdan dolayı kaçtım. Fakat Rabbim, bana hikmet bağışladı. Ve beni, mürselinlerden (gönderilen elçilerden) kıldı. Ve bu bana lütufta bulunduğun ni´met, Benî İsrail´i (İsrailoğulları´nı) senin köle yapmandır. (Firavun): “Âlemlerin Rabbi nedir (ne demektir)?” dedi. (Musa A.S): “Eğer yakîn (hasıl ederek) inananlarsanız; (O), göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir.” dedi. (Firavun) etrafındakilere: “İşitmiyor musunuz?” dedi. (Musa A.S): “Sizin ve sizden evvelki atalarınızın da Rabbidir.” dedi. (Firavun): “Muhakkak ki size gönderilmiş olan resûlünüz mutlaka mecnundur (delidir).” dedi. (Musa A.S): “Eğer akletmiş olsanız, şarkın ve garbın (doğunun ve batının) ve ikisi arasındakilerin de Rabbidir.” dedi. (Firavun): “Eğer gerçekten benden başka bir ilâh edinirsen, seni mutlaka zindana atılanlardan kılarım.” (Musa A.S): “Sana apaçık bir şey getirsem de mi?” dedi. (Firavun): “Öyleyse sen, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen, onu getir.” dedi. Bunun üzerine Musa (A.S) asasını attı. O zaman o, apaçık (gerçek) bir yılan oldu. Ve elini çıkardı. İşte o zaman onu seyredenler için o, bembeyaz (nurlu) oldu. (Firavun), etrafındaki ileri gelenlere: “Muhakkak ki bu, gerçekten bilgin bir sihirbazdır.” dedi. Sizi sihri ile yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Bu taktirde ne emredersiniz? “Onu ve kardeşini beklet. Ve şehirlere toplayıcılar gönder!” dediler. Bilgin (alîm) sihirbazların hepsini sana getirsinler. Böylece sihirbazlar, bilinen bir günün belli bir vaktinde biraraya getirildiler. Ve insanlara: “Siz toplandınız mı?” denildi. Eğer onlar gâlip gelirlerse o zaman biz, sihirbazlara tâbî oluruz. Sihirbazlar, firavuna geldikleri zaman: “Eğer biz gâlip gelirsek, gerçekten bize mutlaka bir ecir (mükâfat) var mı?” dediler. (Firavun): “Evet, muhakkak ki siz o zaman, (bana) yakınlardan olacaksınız.” dedi. (Musa (A.S) onlara): “Atacağınız şeyi atın.” dedi. Böylece iplerini ve asalarını attılar. Ve “Firavunun izzeti için muhakkak ki gâlip gelenler elbette bizleriz.” dediler. Sonra Musa (A.S) asasını attı. İşte o zaman, o (Musa (A.S)´ın asası) onların uydurdukları şeyleri yutuyordu. Sihirbazlar hemen secde ederek yere kapandılar. “Âlemlerin Rabbine îmân ettik.” dediler. Musa (A.S) ve Harun (A.S)´ın Rabbine (îmân ettik). (Firavun): “Benim size izin vermemden evvel, siz O´na îmân ettiniz. Muhakkak ki O, size sihri öğreten büyüğünüz (ustanız). Artık yakında elbette bileceksiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı mutlaka çaprazlama kestireceğim. Ve sizin hepinizi mutlaka astıracağım.” dedi. “Önemli değil. Muhakkak ki biz, Rabbimize dönücüleriz (dönecek olanlarız).” dediler. Muhakkak ki biz, mü´minlerin ilki olduk diye Rabbimizin, hatalarımızı mağfiret etmesini umuyoruz (istiyoruz). Ve Musa (A.S)´a “Kullarım ile gece yola çık. Muhakkak ki siz, takip edilecek olanlarsınız.” diye vahyettik. Bunun üzerine firavun, şehirlere toplayıcılar gönderdi. Ve muhakkak ki bunlar, gerçekten (sayıları) az olan küçük bir grup. Ve muhakkak ki onlar, gerçekten bizi çok öfkelendiren (bize karşı çok öfke duyan) (bir toplum). Ve muhakkak ki biz, gerçekten sakınılan (korkulan) bir topluluğuz. Böylece Biz, onları (firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan çıkardık. Ve hazinelerden ve kerim (ikram edilmiş, yüksek) makamlardan (çıkardık). İşte böylece onlara (onların ülkesine), İsrailoğulları´nı varis kıldık. Böylece doğuya doğru (Kızıldeniz´e doğru), onların peşine düştüler. İki topluluk birbirini gördüğü zaman, Musa (A.S)´ın ashabı, “Gerçekten bize yetiştiler.” dediler. (Musa A.S): “Hayır, muhakkak ki Rabbim benimle beraber, O, beni hidayete (kurtuluşa) ulaştıracaktır.” dedi. O zaman Musa (A.S)´a: “Asanı denize vur.” diye vahyettik. Hemen deniz infilâk etti (patlayarak yarıldı ve ikiye ayrıldı). Böylece her parça büyük ve yüksek dağ gibi oldu. Ve diğerlerini (de) oraya yaklaştırdık. Ve Musa (A.S)´ı ve onunla beraber olanların hepsini kurtardık. Sonra diğerlerini (denizde) boğduk. Muhakkak ki bunda gerçekten âyet (ibret) vardır. (Fakat) onların çoğu mü´min olmadılar. Ve muhakkak ki senin Rabbin, işte O, elbette Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Ve onlara İbrâhîm (A.S)´ın haberini tilâvet et (oku)! Babasına ve onun kavmine: “Taptığınız şey nedir?” demişti. “Biz putlara tapıyoruz. Böylece onlara devamlı ibadet edeceğiz.” dediler. (İbrâhîm A.S): “Dua ettiğiniz zaman sizi işitiyorlar mı?” dedi. Yoksa size fayda veya zarar veriyorlar mı? “Hayır, babalarımızı böyle yapıyor (ibadet ediyor) bulduk.” dediler. (İbrâhîm A.S): “Öyleyse taptığınız şeylerin ne olduğunu gördünüz mü?” dedi. Siz ve sizin, geçmişteki babalarınızın (taptığı şeyleri). Muhakkak ki onlar, benim için düşmandır ama âlemlerin Rabbi hariç. Beni yaratan da hidayete erdiren de O´dur. Ve beni yediren ve içiren, O´dur. Ve hastalandığım zaman bana şifa veren, O´dur. Ve beni öldürecek, sonra (da) beni diriltecek olan, O´dur. Ve dîn günü, benim hatalarımı mağfiret etmesini umduğum da O´dur. Rabbim bana hikmet bağışla ve beni salihlere dahil et. Ve beni, sonrakilerin lisanlarında sadık kıl (sonraki nesiller arasında benim anılmamı sağla). Ve beni, ni´metlendirilmiş cennetlerinin varislerinden kıl. Ve babamı mağfiret et, muhakkak ki o dalâlette kalanlardan oldu. Ve beas günü (yeniden dirilme günü, kıyâmet günü) beni mahzun etme. Çocukların ve malın fayda vermediği gün (beni utandırma). Allah´a selîm (selâmete ermiş) kalple gelenler hariç. Ve cennet, takva sahiplerine yaklaştırıldı. Ve cehennem azgınlara (azgınlar için) bariz olarak gösterildi. Ve onlara: “Tapmakta olduğunuz şeyler nerede?” denildi. Allah´tan başka (ilâhlarınız) size yardım ediyorlar mı (edebiliyorlar mı) veya kendilerine yardım edebiliyorlar mı? Onlar (putperestler) ve azgınlar, oraya (cehenneme) yüzüstü (burunları yere sürtünerek) atılırlar. Ve iblisin ordularının hepsi. Onlar (taptıkları şeyler ve onlara tapanlar) orada hasım olarak (düşmanca çekişerek) dediler ki… Allah´a yemin olsun ki, biz mutlaka apaçık bir dalâlet içindeydik. Âlemlerin Rabbi ile sizi (putları) bir tutuyorduk. Ve bizi mücrimlerden (hidayete mani olanlardan) başkası dalâlette bırakmadı. Artık bizim için bir şefaatçi yoktur. Ve (bizim için) sadık bir dost yoktur. Bizim için keşke bir kere daha (dünyaya dönüş) olsaydı, o zaman biz mü´minlerden olurduk. Muhakkak ki bunda elbette bir âyet (ibret) vardır. Fakat onların çoğu (buna rağmen) mü´min olmadılar. Ve muhakkak ki senin Rabbin, O, Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Nuh´un kavmi, mürselinleri (resûlleri) tekzip ettiler (yalanladılar). Onların kardeşi Nuh (A.S) onlara: “Takva sahibi olmuyor musunuz?” demişti. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm. Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin. Ve ona (tebliğe) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir. Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin. “Sana en basit insanlar tâbî olduğuna göre, biz (de) mi sana inanalım?” dediler. “Onların yapmış oldukları şey hakkında benim ilmim (bilgim) yoktur.” dedi. Onların hesabı, sadece Rabbime aittir, keşke farkında olsanız. Ve ben mü´minleri tardedici (kovacak) değilim. Ben sadece apaçık bir nezirim (uyarıcıyım). Dediler ki: “Ey Nuh! Eğer sen, gerçekten (bizi uyarmaktan) vazgeçmezsen, sen mutlaka taşlananlardan olacaksın.” Nuh (A.S): “Rabbim, muhakkak ki kavmim beni tekzip etti (yalanladı).” dedi. Bu durumda benimle onların arasını öyle bir açışla aç ki (ve böylece) beni ve mü´minlerden benimle beraber olanları kurtar. Böylece onu ve onunla beraber olanları, dolu bir gemi içinde kurtardık. Sonra Biz, (onların) arkasında kalanları (gemiye binmeyenleri) boğduk. Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü´min olmadılar (Allah´a ulaşmayı dilemediler). Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Ad kavmi, mürselini (gönderilen resûlleri) tekzip etti (yalanladı). Onların kardeşi Hud (A.S) onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah´a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm. Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun). Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir. Bütün yüksek tepelere, âyet (eserler) bina ederek abesle mi iştigal (boşuna mı uğraşıyorsunuz) ediyorsunuz? Ve (bu dünyada) ebedî kalacağınızı umarak, yapıtlar ediniyorsunuz. Ve yakaladığınız zaman cebirle (zorbalıkla) yakaladınız (zulmettiniz). Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun). Ve bildiğiniz (sizlere öğrettiği) şeylerle size yardım eden (Allah´a) karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin). Size hayvanlar ve oğullarla yardım etti. Ve bahçelerle ve pınarlarla… Muhakkak ki ben, azîm günün (kıyâmet gününün) azabının sizin üzerinize olmasından korkarım. “Sen, bize vaazetsen de veya vaazedenlerden olmasan da bizim için eşittir.” dediler. Bu ancak evvelkilerin hulûkundan (yaratmalarından, uydurmalarından) başka bir şey değildir. Ve biz azaplandırılacak değiliz. Böylece onu tekzip ettiler (yalanladılar). Biz de bu sebeple onları helâk ettik. Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu, mü´min olmadılar (Allah´a ulaşmayı dilemediler). Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Semud (kavmi) de mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı). Onların kardeşi Salih (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah´a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm. Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun). Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir. Siz, burada bulunduğunuz yerde emin olarak bırakılacak mısınız? Bahçelerde ve pınarlarda… Ve ekinler, çiçekleri açılmış hurmalıklar… Ve dağlardan maharetle evler oyuyorsunuz (yontuyorsunuz). Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin) ve bana itaat edin (bana tâbî olun). Ve müsriflerin (haddi aşanların) emrine itaat etmeyin. Onlar (müsrifler), yeryüzünde fesat çıkarırlar ve ıslâh etmezler. “Sen, sadece büyülenenlerdensin.” dediler. Sen, bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Öyleyse eğer sen, sadıklardan isen bize bir âyet (mucize) getir. (Salih A.S): “İşte bu dişi deve. Su içme hakkı onun. Bilinen (belirlenen) gün(ler)de de su içme hakkı sizin.” dedi. Ve ona kötülükle dokunmayın. (Dokunursanız) o zaman büyük günün azabı sizi alır (yakalar). Buna rağmen onu kestiler. Sonra da pişman oldular. Böylece onları azap aldı (yakaladı). Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü´min olmadılar (Allah´a ulaşmayı dilemediler). Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Lut (A.S)´ın kavmi (de) mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı). Onların kardeşi Lut (A.S) da onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah´a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm. Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun). Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir. Siz âlemlerden (insanlardan) erkeklere mi gidiyorsunuz (yaklaşıyorsunuz)? Ve Rabbinizin sizin için yarattığı zevcelerinizi (eşleriniz olan kadınlarınızı) bırakıyorsunuz. Hayır, siz azgın (haddi aşan) bir kavimsiniz. “Ey Lut! Eğer gerçekten sen, (bizi uyarmaktan) vazgeçmezsen, sen mutlaka (yurdundan) ihraç edilenlerden (çıkarılanlardan, kovulanlardan) olacaksın.” dediler. “Muhakkak ki ben, sizin amellerinize şiddetle buğzedenlerdenim (kızanlardan, tiksinenlerdenim).” dedi. Rabbim, beni ve ehlimi (ailemi ve bana tâbî olanları), onların yaptıklarından kurtar. Bunun üzerine Biz de onu ve ehlini (ailesini ve ona tâbî olanları), hepsini kurtardık. Geride kalanların içinde bir ihtiyar kadın (Lut (A.S)´ın hanımı) hariç. Sonra diğerlerini dumura uğrattık (nesillerini sona erdirdik). Ve onların üzerine yağmur yağdırdık. İşte bu uyarılanların yağmuru, çok kötü idi. Muhakkak ki bunda mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu mü´min olmadılar (Allah´a ulaşmayı dilemediler). Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz´dir (yüce) Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Eyke halkı (da) mürselini (resûlleri) tekzip etti (yalanladı). Şuayb (A.S) onlara: “Siz takva sahibi olmayacak mısınız (Allah´a ulaşmayı dilemeyecek misiniz)?” demişti. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm. Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin). Ve bana itaat edin (bana tâbî olun). Ve ona (tebliğime) karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim sadece âlemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü ifa edin (mizanınızı eksiye düşürmeyin). Ve muhsirinden (nefslerini hüsrana düşürenlerden, kaybettiği dereceler kazandığı derecelerden fazla olanlardan) olmayın. İstikamet üzere olanların (Allah´a ulaşmayı dileyenlerin) kıstası (ölçüsü) ile (kaybettiğiniz derecelerden daha fazla derece kazanın) tartın. İnsanların şeylerinden kısmayın (Allah´a ulaşmayı dilemelerine mani olarak, kazandıkları derecelerin, kaybettiği derecelerden az olmasına sebebiyet vermeyin). Ve (buna sebep olarak) yeryüzünde fesat çıkararak bozgunculuk yapmayın. Ve sizi ve evvelki toplumları yaratana karşı takva sahibi olun (Allah´a ulaşmayı dileyin). “Sen sadece büyülenmişlerdensin.” dediler. Ve sen, bizim gibi bir insandan başka bir şey değilsin. Ve biz, seni mutlaka yalancılardan zannediyoruz. Öyleyse eğer sen, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen üzerimize gökyüzünden bir parça düşür. (Şuayb A.S): “Rabbim, sizin yaptıklarınızı çok iyi bilir.” dedi. Böylece onu tekzip ettiler (yalanladılar). Bunun üzerine, “gölge günün azabı” onları aldı (yakaladı). Muhakkak ki o, azîm günün (büyük bir günün) azabıydı. Muhakkak ki bunda, mutlaka bir âyet (ibret) vardır. Ve onların çoğu, mü´min olmadılar (Allah´a ulaşmayı dilemediler). Ve muhakkak ki senin Rabbin, elbette O, Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Ve muhakkak ki O (Kur´ân), gerçekten âlemlerin Rabbinden indirilmiştir. O´nu, Ruh´ûl Emin (Cebrail A.S) indirdi. Nezirlerden (uyaranlardan) olman için senin kalbine. Apaçık bir Arap lisanı ile. Ve muhakkak ki O, evvelkilerin (kitaplarının) sayfalarında mutlaka vardır. Ve Benî İsrail´in ulemasının (âlimlerinin) O´nu bilmesi, onlar için bir delil olmadı mı? Ve eğer Biz, O´nu bir kısım a´cemine (Arap olmayan bir gruba) indirseydik. Böylece onlara, O´nu okusaydı (gene de) O´na îmân etmezlerdi (mü´min olmazlar, Allah´a ulaşmayı dilemezlerdi). Biz O´nu, mücrimlerin kalplerine işte böyle soktuk (işledik). Onlar elîm azabı görmedikçe O´na îmân etmezler (mü´min olmazlar, Allah´a ulaşmayı dilemezlerdi). Böylece o (azap), onlara ansızın gelir ve onlar farkında olmazlar. “O zaman biz, bekletilenler (mühlet verilenler) olur muyuz?” dediler. Yoksa onlar azabımızı acele mi istiyorlar? İşte gördün mü? Onları senelerce metalandırsak bile. Sonra vaadolundukları şey (azap) onlara geldi. Onların metalandırıldıkları şeyler, onlara fayda vermez (onları müstağni kılmaz). Ve hiçbir kasabayı, nezirler olmadıkça (ona nezirler göndermedikçe) helâk etmedik. Hatırla ki Biz, zalimler (zulmedenler) olmadık. Ve O´nu (Kur´ân´ı), şeytanlar indirmedi. Ve (bu), onlara yakışmaz (onların harcı değildir) ve onlar, (buna) muktedir olamazlar. Muhakkak ki onlar, (vahyi) işitmekten kesin olarak azledilmiş (men edilmiş) olanlardır. Öyleyse Allah ile beraber diğer bir ilâha dua etme. O taktirde azap edilenlerden olursun. Ve en yakının olan aşiretini uyar. Ve mü´minlerden, sana tâbî olan kimselere kanatlarını ger. Eğer onlar, sana asi olurlarsa (isyan ederlerse), o zaman: “Muhakkak ki ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım.” de. Ve Azîz (yüce) ve Rahîm olan (Rahîm esmasıyla tecelli eden) (Allah´a) tevekkül et (O´nu vekil et ve güven). O, sen kıyam ettiğin zaman seni görür. Ve secde edenler arasında senin dönmeni (de görür). Muhakkak ki O; O, Sem´î´dir (en iyi işten) Alîm´dir (en iyi bilen). Şeytanlar kimlere iner size haber vereyim mi? (İftira eden) yalancı günahkârların hepsine inerler. Onlar, (şeytanlara) kulak verirler (dinlerler) ve onların çoğu yalancıdırlar. Ve (Allah´a karşı olan) şairler; onlara (sadece) azgınlar tâbî olurlar. Bütün vadilerde onların (hayal peşinde) koştuklarını görmedin mi? Ve muhakkak ki onlar yapmadıkları şeyleri söylerler. Âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar ve Allah´ı çok zikredenler ve kendine zulüm yapıldıktan sonra (Allah tarafından) yardım edilenler hariç zulmedenler, yakında hangi dönüş yerine (cehenneme) döneceklerini (ulaştırılacaklarını) bilecekler. Tâ, Sîn. Bunlar, apaçık bir Kitap olan Kur´ân´ın Âyetleri´dir. Mü´minler için hidayete erdirici ve müjdeleyicidir. Onlar, namazı ikame ederler, zekâtı verirler ve onlar ki, onlar ahirete yakîn (sahibi) olarak inanırlar. Muhakkak ki ahirete (ruhun Allah´a ulaşması) inanmayanlara, onların amellerini süsledik. Böylece onlar, (şaşkın bir halde) bocalarlar. İşte onlar ki, onlar için azabın kötüsü vardır. Ve onlar ki, onlar ahirette en çok hüsrana uğrayanlardır. Muhakkak ki, (Bu) Kur´ân, sana mutlaka Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) ve Alîm Olan´ın katından (gizli ilminden) ilka ediliyor (ulaştırılıyor). Musa (A.S), ehline (ailesine): "Gerçekten ben bir ateş farkettim. Size ondan bir haber veya bir (parça) kor halinde ateş getireceğim, böylece siz ısınasınız diye." demişti. Böylece oraya gittiği zaman ona nida edildi: "Ateşin (nur´un) içinde (yanında) ve etrafında bulunanlar mübarek kılındı. Ve âlemlerin Rabbi Allah Sübhan´dır (herşeyden münezzeh)." Ey Musa! Muhakkak ki Ben, Azîz (yüce), Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) olan Allah´ım. "Ve asanı at!" Bunun üzerine (asasını atınca) onun yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına bakmadan geri dönüp kaçtı. "Ya Musa! Korkma, muhakkak ki Ben(im), Benim yanımda (huzurumda) resûller korkmazlar." Ancak zulmedenler hariç. Ama kim kötülüğü işledikten sonra iyiliğe (mürşidine tâbî olup günahlarını sevaba) çevirirse, o zaman muhakkak ki Ben, Gafûr´um (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren) Rahîm´im (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Ve elini koynuna sok. Onu kusursuz beyaz olarak çıkar. Bu (âyet, mucize) firavuna ve onun kavmine (ait) dokuz âyet içindedir. Muhakkak ki onlar, fasık bir kavim oldular. Âyetlerimiz onlara görünür olduğu zaman; "Bu apaçık bir sihirdir." dediler. Ve onu, yakîn (kesin) olarak bildikleri (inandıkları) halde, nefslerine zulmederek ve büyüklenerek bile bile inkâr ettiler. Öyleyse müfsitlerin (fesatçıların) akıbetlerinin nasıl olduğuna bak! Ve andolsun ki Davut (A.S)´a ve Süleyman (A.S)´a ilim verdik. Ve (onlar): "Mü´min kullarının çoğundan bizi üstün kılan Allah´a hamdolsun." dediler. Ve Süleyman (A.S), Davut (A.S)´a varis oldu. Ve: "Ey insanlar! Kuş dili bize öğretildi. Bize herşeyden verildi. Muhakkak ki bu, apaçık bir fazldır." dedi. Ve Süleyman (A.S) için cinlerden, insanlardan ve kuşlardan ordular toplandı. Sonra da onlar düzenlendi. Karınca vadisine geldikleri zaman bir karınca şöyle dedi: "Ey karıncalar, yuvalarınıza giriniz! Süleyman (A.S) ve onun orduları, farkında olmadan sakın sizi ezmesin." Bunun üzerine (Süleyman A.S), onun sözüne gülerek tebessüm etti. Ve: "Rabbim, bana, anne ve babama en´am buyurduğun ni´metlere şükretmekte ve Senin razı olduğun salih amel (nefs tezkiyesi) yapmakta beni başarılı kıl. Ve beni, rahmetinle salih kullarının arasına dahil et." dedi. Ve kuşları yokladı (teftiş etti). Sonra: "Hüdhüd´ü niçin ben göremiyorum, yoksa o kaybolanlardan mı oldu?" dedi. Ona mutlaka şiddetli azap edeceğim veya onu mutlaka boğazlayacağım (keseceğim). Ya da bana kesin olarak apaçık bir delil getirsin. Çok geçmeden geldi. Ve: "Senin ihata edemediğin bir şeyi, ben ihata ettim (öğrendim). Seba´dan sana yakîn (kesin) bir haber getirdim." dedi. Gerçekten ben, onlara melik olan (hükümdarlık yapan) bir hanım buldum. Ona, herşeyden verilmiş ve onun büyük bir arşı (tahtı) var. Onu ve kavmini Allah´ın yerine güneşe secde ederken buldum. Ve şeytan, onlara yaptıklarını süslemiş ve böylece (Allah´ın) sebîlinden (yolundan) men etmiş. Bu sebeple onlar hidayette değiller. Göklerde ve yerde saklı olanı (meydana) çıkaran ve sizin sakladığınızı da açıkladığınızı da bilen Allah´a, nasıl secde etmezler? O Allah ki, arşıl azîm´in Rabbidir. O´ndan başka İlâh yoktur. (Süleyman A.S): "Sen doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mısın (yalancılardan mı oldun) bakacağız." dedi. Bu yazımı (mektubumu) götür, böylece onlara (onu) at (ulaştır). Sonra onlardan (geri) dön, neye dönecekler (ne cevap verecekler) bak! (Sebe Melikesi): "Ey ileri gelenler! Gerçekten bana kerim (kıymetli) bir yazı (mektup) bırakıldı." dedi. Muhakkak ki o Süleyman (A.S)´dan. Ve gerçekten o, Rahmân ve Rahîm olan Allah´ın adı´yla (başlıyor). Bana karşı büyüklük taslamayın. Ve bana teslim olmak üzere gelin. (Sebe Melikesi): "Ey ileri gelenler! İşimde bana fetva verin (reyinizi bildirin). Siz şahitlik etmedikçe (yanımda bulunup fetva vermedikçe) ben kat´i (kesin) emir verecek değilim." dedi. "Biz kuvvetli ve çok büyük savaş gücü sahibiyiz. Ve emir senindir. Öyleyse sen bak (karar ver), ne emir vereceksin?" dediler. (Sebe Melikesi): "Muhakkak ki melikler (hükümdarlar), bir ülkeye girdikleri zaman, onu ifsad ederler (bozguna uğratırlar) ve onun halkının izzet sahibi olanlarını zillete düşürürler. Ve işte onlar böyle yaparlar." dedi. Ve muhakkak ki ben onlara hediye ile resûller göndereceğim. Böylece bakalım resûller (elçiler) ne ile dönecekler? Bunun üzerine (resûller hediyelerle) Süleyman (A.S)´a geldikleri zaman (Süleyman A.S): "Bana mal ile yardım mı ediyorsunuz? Allah´ın bana verdiği şeyler, size verdiği şeylerden daha hayırlı. Hayır, siz hediyenizle seviniyorsunuz (övünüyorsunuz)." dedi. Onlara (geri) dön. Bundan sonra mutlaka onların karşı koyamayacakları ordularla onlara geliriz. Ve mutlaka onları küçük düşürerek, zilletle oradan çıkarırız. (Süleyman A.S): "Ey ileri gelenler! Onlar teslim olmak üzere bana gelmeden önce, onun tahtını hanginiz bana getirir?" dedi. Cinlerden ifrit: "Sen, makamından kalkmadan önce onu sana getiririm. Muhakkak ki ben, ona (onu gerçekleştirebileceğime) kuvvetle eminim." dedi. Kitaptan ilmi olan kişi (Hızır A.S): "Ben onu, sen gözünü açıp kapamadan önce sana getiririm." dedi. (Süleyman A.S) böylece onun yanında (önünde) durduğunu görünce: "Bu Rabbimin bir fazlıdır (lütfudur), ben şükredecek miyim yoksa küfür (nankörlük) mü edeceğim diye beni imtihan etmek için." dedi. Ve kim şükrederse sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse o taktirde muhakkak ki benim Rabbim Gani´dir, Kerim´dir. (Süleyman A.S): "Onun tahtının şeklini değiştirin. Bakalım hidayete erecek mi, yoksa hidayete ermeyenlerden mi olacak?" dedi. Böylece geldiği zaman ona: "Senin tahtın bunun gibi miydi (böyle miydi)?" denildi. (Sebe Melikesi): "Sanki o." dedi. Ve (Süleyman A.S): "İlim bize ondan önce verildi. Ve biz müslümanlar, (Allah´a teslim olanlar) olduk." Ve Allah´tan başka taptığı şeyler ona mani oldu. Muhakkak ki o, kâfirler kavmindendi. Ona: "Köşke gir." denildi. Onu gördüğü zaman derin su zannetti ve ayaklarını açtı (eteklerini çekti). (Süleyman A.S): "Muhakkak ki o, parlak, billur camdan bir köşktür." dedi. (Sebe Melikesi): "Rabbim, muhakkak ki ben, nefsime zulmettim ve Süleyman (A.S)´la beraber alemlerin Rabbi olan Allah´a teslim oldum." dedi. Ve andolsun ki, Semud kavmine "Allah´a kul olsunlar" diye onların kardeşi Salih (A.S)´ı gönderdik. Fakat onlar o zaman hasım olan (çekişen) iki grup oldular. (Salih A.S) dedi ki: "Ey kavmim! Niçin hasenattan önce seyyiat için acele ediyorsunuz? Allah´tan mağfiret dileseniz olmaz mı? Böylece rahmet olunasınız diye." "Sen ve seninle beraber olanlar, bize uğursuzluk getirdiniz." dediler. (Salih A.S): "Sizin uğursuzluğunuz Allah´ın katındadır. Hayır, siz fitneye düşmüş bir kavimsiniz." dedi. Ve şehirde dokuz kişilik bir grup vardı ki; yeryüzünde fesat çıkarıyorlar ve ıslâh etmiyorlardı. Allah´a kasem (yemin) ederek dediler ki: "Biz geceleyin mutlaka ona ve ailesine baskın düzenleyelim (onları öldürelim). Sonra da onun dostlarına (muhakkak ki) onun ailesinin helâk edilmesine şahit olmadık ve gerçekten biz sadıklarız (doğru söyleyenleriz). Ve hile düzenlediler. Ve Biz de (onlara) hile düzenledik, fakat onlar farkına varmadılar. Bundan sonra onların hilelerinin sonunun nasıl olduğuna bak ki, onları ve onların kavminin tamamını nasıl yok ettik. İşte onların zulümleri sebebiyle çökmüş olan evleri! Muhakkak ki bilen kavim için bunda, mutlaka bir âyet (delil) vardır. Ve âmenû olan (Allah´a ulaşmayı dileyen) ve (bu sebeple) takva sahibi olanları kurtardık. Ve Lut (A.S), kavmine şöyle demişti: "Siz gördüğünüz halde fahişeliğe (kötülüğe) mi geliyorsunuz?" Siz, gerçekten kadınlar yerine erkeklere mi şehvetle geliyorsunuz? Hayır, siz cahil bir kavimsiniz. Fakat onun kavminin cevabı: "Lut´un ailesini ülkenizden çıkarın, çünkü onlar temiz kalmak isteyen insanlar." demekten başka bir şey olmadı. Böylece onu ve ailesini, hanımı hariç (olmak üzere) kurtardık. Onu geride kalanlardan taktir ettik. Ve onların üzerine yağmur yağdırdık. Öyle bir yağmur ki, uyarılanların yağmuru çok kötü oldu. De ki: "Hamd, Allah´a aittir (Allah içindir, Allah´adır). Ve selâm, onun seçtiği kullarının üzerinedir. Allah mı, yoksa onların şirk koştuğu şeyler mi hayırlıdır?" Veya semaları ve yeryüzünü yaratan ve sizin için gökten su indiren mi? Böylece onunla güzel bahçeler yetiştirdik. Onun ağaçlarını dahi yetiştirmeniz sizin için (mümkün) olamaz. Allah ile beraber bir (başka) ilâh mı? Hayır, onlar (Allah´a başka bir ilâhı) denk tutan bir kavim. Yoksa arzı karar yeri kılan ve onun aralarında (yeryüzünde) nehirler kılan (akıtan) ve orada (sabit) dağlar kılan ve iki deniz arasında perde kılan mı? Allah ile beraber bir (başka) ilâh mı? Hayır, onların çoğu bilmezler. Yoksa darda kalan kişi, ona dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü gideren ve sizi yeryüzünde halifeler kılan mı? Allah ile beraber bir (başka) ilâh mı? Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz? Yoksa sizi, denizin ve karanın karanlığından hidayete erdiren mi? Rahmetinin önünde müjdeleyici olarak rüzgârlar gönderen mi? Allah ile beraber bir (başka) ilâh mı? Yüce Allah, onların şirk koştuğu şeylerden yücedir (münezzehtir). Yoksa ilk defa yaratan sonra da onu (geri) döndürecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran mı? Allah ile beraber bir (başka) ilâh mı? (Onlara) de ki: "Eğer siz doğru söyleyenlerseniz, delillerinizi getirin." De ki: "Göklerde ve yeryüzünde gaybı, Allah´tan başka kimse bilemez. Ve ne zaman beas edileceklerinin bilincinde (şuurunda) olamazlar." Hayır, ahiret hakkında onların ilimleri tamamlandı (bilgiler tamamen onlara verildi). Aksine onlar, (hâlâ) ondan (ahiretten) şüphe içindeler. Hayır, onlar, ona (ahiret delillerine) karşı kördürler (onları anlayacak basiretleri yoktur). Ve kâfirler (şöyle) dediler: "Babalarımız ve biz toprak olduktan sonra mı? Gerçekten biz, mutlaka (topraktan) çıkarılacak mıyız?" Andolsun ki bu, bize ve daha önce de babalarımıza vaadedilmişti. Ancak bunlar (sadece) evvelkilerin (efsaneleridir). (Onlara) de ki: "Yeryüzünde dolaşın! Böylece bakın, mücrimlerin (suçluların) akıbeti (sonu) nasıl oldu?" Ve artık onlara üzülme (onlar için mahzun olma)! Ve onların kurduğu tuzaklardan (onların yaptığı hilelerden) bir sıkıntı içinde olma! Ve (onlar): "Eğer sadıklarsanız (doğru söyleyenlerseniz), bu vaad ne zaman?" derler. De ki: "Belki de acele istediklerinizin bir kısmı sizi takip ediyordur (belki yakında size ulaşacaktır)." Ve muhakkak ki senin Rabbin, insanlara karşı fazl (lütuf) sahibidir. Ve lâkin onların çoğu şükretmiyorlar. Ve muhakkak ki senin Rabbin, şüphesiz onların göğüslerinde gizli olanı da açıkladıklarını da bilir. Ve gökte ve yeryüzünde gaib (gizli) ne varsa Kitab-ı Mübîn (Levh-i Mahfuz)´de vardır. Muhakkak ki bu Kur´ân, İsrailoğulları´na çoğunda ihtilâf ettikleri şeylerin (gerçeklerini) anlatıyor. Ve muhakkak ki O, mü´minler için mutlaka Hidayet ve Rahmet´tir. Muhakkak ki senin Rabbin, onların arasında kendi hükmünü verecek. Ve O; Azîz´dir (yüce), Alîm´dir (en iyi bilen). Öyleyse sen, Allah´a tevekkül et. Muhakkak ki sen, apaçık (bir şekilde) hak üzeresin. Muhakkak ki sen, ölülere işittiremezsin ve arkasını dönüp kaçan sağırlara da (Allah´ın) davetini işittiremezsin. Ve sen, körleri dalâletlerinden (çevirip) hidayete erdirecek değilsin. Sen, ancak âyetlerimize inananlara işittirebilirsin. İşte onlar, teslim olanlardır. Ve onların üzerine (Allah´ın Kitap´ta söylediği) söz vuku bulunca, onlara arzdan dabbe çıkardık (çıkarırız). İnsanların (Kitap´taki) âyetlerimize yakîn hasıl etmediklerini söyleyecek. Ve o gün, bütün ümmetlerden, âyetlerimizi tekzip edenleri (yalanlayanları) grup grup haşredeceğiz (toplayacağız). Böylece onlar (72 fırka) biraraya getirilir. Onlar geldikleri zaman (Allah onlara): "Onu ilmen ihata edemediniz de mi âyetlerimi tekzip ettiniz (yalanladınız)? Yoksa yapmış olduğunuz nedir (başka bir sebep mi var)?" dedi. Ve zulümleri sebebiyle onların üzerine (Allah´ın) sözü vaki oldu (yerine geldi). Artık onlar konuşamaz. Dinlensinler diye nasıl geceyi (karanlık), gündüzü (aydınlık) kıldığımızı görmediler mi? Muhakkak ki bunda inanan kavim için âyetler (ibretler, deliller) vardır. Ve sur´a üfürüldüğü gün, Allah´ın dilediği kimseler hariç, semalarda ve yeryüzünde olanlar dehşete kapıldı (kapılırlar). Ve herkes boyunları bükük olarak ona (Allah´a) geldiler (gelirler). Ve dağı görürsün, onu hareketsiz sanırsın. O, bulut gibi hareket eder. Herşeyi sağlam yapan Allah´ın yaratmasıdır. Muhakkak ki O, yaptıklarınızdan haberdardır. Kim hasenat ile (kazandığı dereceler, kaybettiği derecelerden fazla olarak) geldiyse, işte o zaman onun için ondan daha hayırlısı (cennet) vardır. Ve onlar, izin günü dehşetten (cehenneme gitmeyeceklerinden) emin olanlardır. Ve kim seyyiat ile (kaybettiği dereceler, kazandığı derecelerden fazla olarak) geldiyse, işte o zaman onlar, yüzüstü ateşe atıldı (atılır). Yapmış olduklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz? Ben sadece "Rabbe (Allah´a) kul olmak" ile emrolundum. Bu belde ki, O (Allah), onu hürmete lâyık kıldı. Ve herşey O´nundur (Allah´ındır). Ve ben "teslim olanlardan olmakla" emrolundum. Ve "Kur´ân´ı okumakla (emrolundum). Kim hidayete ererse, o taktirde sadece kendi nefsi için hidayete erer. Ve kim dalâlette kaldıysa, o zaman Ben sadece inzar edenlerdenim (uyaranlardanım)." de. Ve de ki: "Hamd Allah´adır. Size âyetlerini gösterecek, böylece onları tanıyacaksınız." Ve senin Rabbin, yaptıklarınızdan gâfil değildir. Tâ, Sîn, Mîm. Bunlar, Kitab-ı Mübîn´in (Açıklayan Kitab´ın) Âyetleri´dir. Musa (A.S) ve firavunun haber(ler)inden, mü´min bir kavim için hak ile (gerçek olarak) sana okuyacağız. Firavun, gerçekten yeryüzünde (Mısır´da hükümdardı) ve halkını gruplara ayırdı. Onların bir kısmını (yahudileri) güçsüz bırakıyor, onların oğullarını boğazlatıyor, kızlarını (kadınlarını) canlı bırakıyor(du). Muhakkak ki o, fesat çıkaranlardandı. Ve Biz, yeryüzünde güçsüz olanları ni´metlendirmek ve onları imamlar kılmak ve varisler yapmak istiyoruz (istiyorduk). Ve onları, yeryüzünde (orada) yerleştirip, kuvvetli kılmak ve firavuna, Haman´a ve ikisinin ordusuna, onlardan (İsrailoğulları´ndan) hazar ettikleri (çekindikleri) şeyi göstermek (istedik). Ve Musa (A.S)´ın annesine şöyle vahyettik: "Onu emzirmesini ve onun için korktuğu zaman onu nehre atmasını (bırakmasını). Ve sen korkma, mahzun olma (üzülme). Muhakkak ki Biz, onu sana döndüreceğiz. Ve onu mürselinlerden (resûllerden) kılacağız." Böylece firavun ailesi onu, onlara düşman ve başlarına dert olarak bulup aldı. Muhakkak ki firavun, Haman ve o ikisinin ordusu, kasten suç işleyenlerdi. Ve hanımı firavuna şöyle dedi: "Bana ve sana göz aydın olsun, onu öldürmeyin belki bize faydası olur veya onu evlât ediniriz." Ve onlar, (gerçeğin) farkında değillerdi. Ve Musa (A.S)´ın annesi gönlü boş olarak sabahladı. Mü´minlerden olması için onun kalbini Bize bağlamasaydık (rabıta kurmasaydık), az daha (durumu) açıklayacaktı. Ve (Musa (A.S)´ın annesi) onun ablasına: "Onu takip et." dedi. Böylece onlar farkında değilken, onu uzaktan gözetledi. Ve daha önce ona (başka) süt annelerini haram kıldık (süt emmemesini sağladık). (Onun ablası, firavunun ailesine): "Ona kefil olacak (bakımını üstlenecek) bir aileye sizi ulaştırmak için delâlet (yardım) edeyim mi? Ve onlar, onu (bebeği) iyi yetiştirir." Böylece onu annesine geri verdik, gözü aydın olsun ve mahzun olmasın ve Allah´ın vaadinin hak olduğunu bilsin diye. Ve lâkin onların çoğu bilmezler. Ve erginlik çağına erişip kemâle erdiği zaman, ona hikmet ve ilim verdik. Ve muhsinleri, Biz işte böyle mükâfatlandırırız. Ve (Hz. Musa, kendisine hikmet verilmeden önce) şehir halkı gaflette olduğu bir zamanda (kimse farkında olmadan) şehre girdi. Orada dövüşen iki adam buldu. Biri kendi tarafından, diğeri ona düşman taraftan. O zaman onun (Musa (A.S)´ın) tarafından olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine Musa (A.S) onu yumrukladı (öldürdü). Böylece (ölüm) kaza değildi (hüküm yerine geldi). Musa (A.S) : "Bu şeytanın işidir. Muhakkak ki o, apaçık dalalette bırakan bir düşmandır." dedi. "Rabbim, ben nefsime zulmettim, artık beni mağfiret et." dedi. Böylece onu mağfiret etti. Muhakkak ki O; Gafûr´dur (mağfiret eden), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). (Musa A.S): "Rabbim beni ni´metlendirdiğin şeyler sebebiyle, bundan sonra ben asla mücrimlere arka çıkmayacağım (yardımcı olmayacağım). Böylece şehirde (etrafı) gözleyerek sabahladı. Fakat dün yardım isteyen kişi ondan (tekrar) yardım istediği zaman (Musa A.S) ona: "Muhakkak ki sen, apaçık azgınsın." dedi. Böylece ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak istediği zaman: "Ey Musa! Dün öldürdüğün kişi gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Eğer (öldürmek) istiyorsan, o taktirde sen yeryüzünde sadece bir zorba olursun. Ve sen, barıştıranlardan olmak istemiyorsun." dedi. Ve şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi: "Ey Musa! (Kavmin) ileri gelenleri mutlaka seni öldürme emrini vermek için konuşuyorlar. Öyleyse hemen (şehirden) çık. Muhakkak ki ben, sana öğüt verenlerdenim." dedi. Böylece oradan korkuyla (etrafını) gözleyerek çıktı: "Rabbim, beni (bu) zalimler kavminden kurtar." dedi. Ve (Musa A.S), Medyen (şehri) tarafına döndüğü zaman "Rabbimin beni sevva edilmiş yola hidayet etmesini (ulaştırmasını) umarım." dedi. Ve Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu ve onlardan başka, (hayvanlarını suya gitmekten) engelleyen iki kadın buldu. Onlara: "Sizin haliniz (derdiniz) nedir?" dedi. (O iki kadın): "Çobanlar (sürüleriyle) çekilmedikçe biz (hayvanlarımızı) sulayamayız. Ve bizim babamız çok ihtiyar." dediler. Böylece ikisinin (sürüsünü) suladı, sonra gölgeye döndü ve "Rabbim muhakkak ki ben, bana hayır olarak indirdiğin herşeye fakirim (muhtacım)." dedi. İkisinden biri, haya ederek (utanarak) ona geldi: "Muhakkak ki babam, bizim (sürümüzü) sulamandan dolayı bir ecirle mükâfatlandırmak için seni davet ediyor." dedi. Ve (Musa A.S), ona geldiği zaman hikâyesini anlattı. (İhtiyar adam): "Korkma! (Artık) sen, zalimler kavminden kurtuldun." dedi. İki kızdan biri: "Ey babacığım! Onu ücretle tut. Muhakkak ki o, ücretle tuttuklarından daha hayırlı, sağlam ve emindir." dedi. (Yaşlı adam): "Gerçekten ben, işte bu iki kızımdan birini sana nikâhlamak istiyorum, bana ücretle sekiz yıl çalışmana karşılık. Eğer on yılı tamamlarsan o da senden (bir lütuftur). Ve ben, seni mecbur etmek istemem. İnşaallah beni salihlerden bulacaksın." (Musa A.S): "Bu seninle benim aramdadır. İki süreden hangisini kada edersem (yerine getirirsem), artık bana bir düşmanlık oluşmasın. Ve Allah, konuştuklarımıza vekildir." dedi. Böylece Musa (A.S), süresini tamamladığı zaman ailesi ile (yürüyerek) yola çıktı. Tur dağı tarafında bir ateş farketti. Ailesine: "Durup bekleyin. Gerçekten ben bir ateş gördüm. Belki size oradan bir haber veya alevli bir ateş getiririm. Böylece siz ısınasınız diye." dedi. Böylece oraya geldiği zaman vadinin sağ tarafından, mübarek yerdeki ağaçtan nida edildi: "Ey Musa! Muhakkak ki Ben, âlemlerin Rabbi Allah´ım." "Ve asanı at!" Bunun üzerine (asasını atınca), onun yılan gibi hareket ettiğini gördü. Arkasına bakmadan dönüp kaçtı. "Ey Musa, (geri) dön! Ve korkma, muhakkak ki sen emniyette olanlardansın!" Elini koynuna sok, onu kusursuz beyaz olarak çıkar. Korkudan (emin ol), kanatlarını (kollarını) kendine çek. Bu ikisi, senin Rabbinden, firavuna ve onun (kavminin) ileri gelenlerine iki burhandır (delildir). Muhakkak ki onlar, fasık bir kavimdir. (Musa A.S): "Rabbim, ben gerçekten onlardan birisini öldürdüm. Bu sebeple beni öldürmelerinden korkuyorum." dedi. Ve kardeşim Harun ki o, lisan bakımından benden daha fasihtir. Ve onu, beni tasdik edici ve yardımcı olarak benimle beraber gönder. Ben, gerçekten beni tekzip etmelerinden (yalanlamalarından) korkuyorum. (Allahû Tealâ): "Kardeşinle senin gücünü arttıracağız ve ikinizi sultan kılacağız. Ve böylece onlar, âyetlerimize (mucizelerimize) ulaşamayacaklar (onlara karşı koyamayacaklar). Siz ikiniz ve size tâbî olanlar, gâlip olanlarsınız." dedi. Böylece Musa (A.S), apaçık âyetlerimizi getirdiği zaman: "Bu, uydurulmuş sihirden başka bir şey değil ve biz evvelki atalarımızdan bunu duymadık." dediler. Ve Musa (A.S): "Rabbim, kimin kendi katından hidayet ile geldiğini ve dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını daha iyi bilir. Muhakkak ki zalimler, felâha (kurtuluşa) ermezler." dedi. Ve firavun: "Ey ileri gelenler! Ben, sizin için benden başka bir ilâh bilmiyorum. Benim için ıslak toprak üzerine ateş yak (tuğla pişir). Böylece bana (yüksek) bir kule yap. Belki ben Musa´nın ilâhına muttali olurum. Ve ben, onun mutlaka yalancılardan olduğunu zannediyorum." dedi. Ve o ve onun orduları, yeryüzünde haksız yere kibirlendiler. Ve kendilerinin, bize rücu ettirilmeyeceklerini (döndürülmeyeceklerini) zannettiler. Sonra onu ve onun ordularını, yakalayıp denize attık. Bunun üzerine zalimlerin akıbetinin nasıl olduğuna bak! Ve Biz, onları ateşe davet eden imamlar (önderler) kıldık. Ve kıyâmet günü onlara yardım olunmaz. Ve bu dünyada arkalarından lâneti onlara ulaştırdık. Ve kıyâmet günü onlar, (Allah´ın rahmetinden) uzaklaştırılmış olanlardandır. Ve andolsun ki evvelki nesilleri helâk ettikten sonra Musa (A.S)´a, insanlar için basiretleri açılsın (kalp gözleri görmeye başlasın) ve hidayet rehberi ve rahmet olsun (Rahîm esması tecelli etsin) diye Kitab´ı (Tevrat´ı) verdik. Umulur ki böylece onlar, tezekkür ederler. Ve sen (ey Muhammed)! Musa´ya emri kada ettiğimiz zaman, garb tarafında değildin. Ve sen, şahitlerden (olayı görenlerden) de değildin. Ve lâkin (birçok) nesiller inşa ettik (oluşturduk). Onların ömürleri uzun oldu. Sen Medyen halkı arasında olmadığın (halde), onlara (sahâbeye) âyetlerimizi okuyorsun. Fakat (o haberleri sana) gönderen, Biziz. Ve Biz, (Hz. Musa´ya) nida ettiğimiz zaman, sen Tur Dağı´nın yanında değildin. Fakat Rabbinden bir rahmet olarak, senden önce kendilerine bir nezir (uyarıcı, peygamber) gelmemiş olan bir kavmi inzar etmen (uyarman) içindir. Umulur ki böylece onlar tezekkür ederler. Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle onlara bir musîbet isabet ederse: "Rabbimiz keşke bize bir resûl gönderseydin böylece biz, Senin âyetlerine tâbî olur ve mü´minlerden olurduk." diyecek olmasalardı (seni Nebî-Resûl olarak göndermezdik). Böylece onlara katımızdan hak geldiği zaman: "Musa´ya verilenler (mucizeler) gibi ona da verilseydi olmaz mıydı?" dediler. Musa´ya verilenleri daha önce inkâr etmediler mi? "İki büyü birbirini güçlendirdi (destekledi). Ve muhakkak ki biz hepsini inkâr edenleriz." dediler. (Onlara) de ki: "Eğer siz, sadıklardan (doğru söyleyenlerden) iseniz Allah´ın katından, o ikisinden daha çok hidayete erdiren bir kitap getirin, ona tâbî olayım." Bundan sonra eğer sana icabet etmezlerse (senin hidayete erdirme davetine uymazlarsa), bil ki onlar heveslerine tâbîdirler. Allah´tan bir hidayetçi olmaksızın (hidayetçiye değil de) kendi heveslerine tâbî olandan daha çok dalâlette kim vardır? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez. Ve andolsun ki, tezekkür etsinler diye sözü (âyetlerimizi) ardarda onlara ulaştırdık. Ondan önce kendilerine kitap verdiklerimiz, O´na (Kur´ân-ı Kerim´e) îmân ederler. Ve onlara (Kur´ân) okunduğu zaman: "O´na îmân ettik, muhakkak ki O, Rabbimizden haktır. Biz, ondan önce de muhakkak ki (Allah´a) teslim olanlardık." dediler. İşte onlardır ki; onlara sabırları sebebiyle ecirleri (sevapları) iki kat verilir. Ve onlar, seyyiati (kötülüğü) hasenat (iyilik) ile savarlar. Ve onlara verdiğimiz (manevî) rızıktan infâk ederler. Ve onlar, boş lâf işittikleri zaman yüz çevirdiler ve: "Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz sizedir. Selâm sizin üzerinize olsun. Biz cahillerle (beraber olmak) istemeyiz (ilgilenmeyiz)." dediler. Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah´a ulaştıramazsın). Fakat Allah, dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir. Ve: "Eğer seninle beraber hidayete tâbî olursak (Allah´a ulaşmayı dilersek), yerimizden atılırız (yurdumuzdan kovuluruz)." dediler. Onları, katımızdan rızık olarak her çeşit üründen toplanıp, onlara getirildiği haram kılınan (hürmet edilen yerde, haremde) yerde emin olarak yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu (Allah tarafından olduğunu) bilmezler. Ve azarak, maişetlerine şükretmeyen nice ülkeyi helâk ettik. İşte bunlar, onların meskenleri, onlardan sonra (çok) az bir süre hariç, iskân edilmedi (oturulmadı). Ve Biz, onların varisleri, Biziz. Ve senin Rabbin, ülkelere, onların ana şehirlerine, onlara âyetlerimizi okuyan bir resûl göndermedikçe helâk edici olmadı. Ve Biz, onun halkı zalim olmadıkça (zulmetmedikçe) ülkeleri helâk edici olmadık. Ve size verilmiş olan herşey aslında dünya hayatının meta´ıdır (malıdır) ve ziynetidir (süsüdür). Ve Allah´ın katında olanlar daha hayırlı ve daha bakîdir (kalıcıdır). Hâlâ akıl etmez misiniz? Öyleyse güzel vaadde bulunduğumuz ve böylece ona kavuşan kimse, dünya hayatının meta´ı (malı) ile metalandırdığımız, sonra kıyâmet günü (hesaba çekilmek üzere) hazır bulundurulanlardan olan kimse gibi midir? Ve o gün onlara (Allah) nida edecek: "Zanda bulunduğunuz Benim ortaklarım nerede?" diyecek. Üzerlerine azap sözü hak olanlar: "Rabbimiz, azdırdıklarımız işte bunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan berî olduğumuzu (kurtulduğumuzu) Sana arz ederiz. Onlar, bize tapmıyorlardı (nefslerine uyuyorlardı)." dediler. Ve onlara: "Ortaklarınızı çağırın!" dendi. Bunun üzerine onlar çağırdılar. Fakat onlara icabet etmediler ve azabı gördüler. Keşke onlar, hidayete ermiş olsalardı. Ve o gün Allah, onlara nida edecek: "O zaman (hayattayken) mürsellere (resûllere), ne cevap verdiniz?" diyecek. İzin günü artık onlara haberler (amel defterleri, rakamlı kitap) kapanmıştır. Bundan sonra onlara sorulmaz (sorgulanmazlar). Artık (mürşidin önünde) tövbe eden ve (ikinci defa) âmenû olup, salih amel (nefs tezkiyesi) yapanın, bu sebeple felâha erenlerden olması umulur. Ve Rabbin, dilediğini yaratır ve seçer. Ve seçim hakkı onlara ait değildir. Allah Sübhan´dır (münezzehtir) ve (onların) şirk koştukları şeylerden yücedir. Ve senin Rabbin, onların sinelerinde gizli olan şeyi ve alenî olan (gizlemedikleri) şeyi bilir. Ve O Allah´tır ki; O´ndan başka İlâh yoktur. Evvelde ve ahirde (dünyada ve ahirette) hamd, O´na aittir. Ve hüküm, O´nundur. Ve O´na döndürüleceksiniz. De ki: "Gördünüz mü (düşündünüz mü)? Eğer Allah geceyi sizin üzerinizde kıyâmet gününe kadar devamlı kılsaydı, Allah´tan başka size ışığı getirecek İlâh kimdir? Hâlâ işitmeyecek misiniz? De ki: "Gördünüz mü (düşündünüz mü?) Eğer Allah, gündüzü sizin üzerinizde kıyâmete kadar devamlı kılsaydı, Allah´tan başka size, içinde sükûn bulduğunuz (dinlendiğiniz) geceyi getirecek İlâh kimdir? Hâlâ görmeyecek misiniz?" Ve rahmetinden (olmak üzere) sizin için, içinde sükûn bulasınız (dinlenesiniz) diye ve O´nun fazlından isteyesiniz diye geceyi ve gündüzü kıldı (yarattı). Ve umulur ki siz böylece şükredersiniz. Ve o gün (Allah) onlara nida edecek (seslenecek): "Zanda bulunduğunuz ortaklarım nerede?" diyecek. Ve bütün ümmetlerden bir şahit çekip çıkardık (seçtik). Sonra da: "Burhanlarınızı (delillerinizi) getirin." dedik. Böylece hakkın Allah´a ait olduğunu bildiler (anladılar). Ve uydurmuş oldukları şeyler onlardan sapıp uzaklaştı. Karun, Musa (A.S)´ın kavmindendi. Sonra onlara karşı azdı. Ona hazineler verdik. Öyle ki gerçekten onun anahtarlarını mutlaka kuvvetli bir topluluk zor taşıyordu. Kavmi ona "Sevinme (gururlanma), muhakkak ki Allah şımaranları (gururlananları) sevmez." demişti. Ve Allah´ın sana verdiği şeylerin içinde bulunan ahiret yurdunu iste. Ve dünyadan nasibini (de) unutma. Allahû Tealâ´nın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et (karşılıksız ver). Ve yeryüzünde fesat isteme (çıkartma). Muhakkak ki Allah, müfsidleri (fesat çıkaranları) sevmez. (Karun): "O (servet) ancak bendeki ilim sebebiyle bana verildi." dedi. Ondan önce, "Allah´ın ondan daha kuvvetli (güçlü) olan ve ondan daha çok şey toplayan nesilleri (zenginleri) helâk etmiş olduğunu" bilmiyor mu? Ve mücrimlere günahlarından sorulmaz. Böylece ziyneti ile (büyük bir ihtişam ile) kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: "Keşke Karun´a verilenler kadar bizim de olsaydı. Muhakkak ki o gerçekten en büyük hazzın sahibidir." dediler. Ve ilim verilenler: "Size yazıklar olsun! Âmenû olan ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için Allah´ın sevabı daha hayırlıdır. Buna (hayırlı sevaba), sabredenlerden başkası mülâki olmaz (kavuşturulmaz)." dediler. Sonra, onu ve onun sarayını yere geçirdik. Onun Allah´tan başka yardım edecek bir (dost) grubu yoktu ve yardım edilenlerden olmadı. Ve dün onun yerinde olmayı temenni edenler, sabahlayınca "Vay! Öyleyse Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletir ve daraltır (takdir eder). Eğer Allah bizi ni´metlendirmiş olmasaydı, mutlaka bizi de yere geçirirdi. Vay! Demek ki kâfirler, felâha ermez." dediler. İşte bu ahiret yurdu ki onu, yeryüzünde üstün olmak ve fesat çıkarmak istemeyenlere tahsis ederiz. Akıbet (güzel sonuç) müttekilerindir (takva sahiplerinindir). Kim hasenat ile (pozitif dereceler ile) gelirse o taktirde ona, ondan daha hayırlısı vardır. Ve kim seyyiat ile (negatif dereceler ile) gelirse, işte o zaman kötü amel yapanlar "yaptıklarından başkası (fazlası) ile cezalandırılmazlar. (Derecat kaybedenlerin cezası kazandıkları dereceler kaybettikleri derecelerden çıkarıldıktan sonra kalan dereceşer kadardır.) Muhakkak ki Kur´ân´ı sana farz kılan, elbette seni dönülecek yere döndürecek olandır. De ki: "Kimin hidayet ile geldiğini ve kimin apaçık dalâlette olduğunu, Rabbim daha iyi bilir." Ve Rabbin tarafından sadece bir rahmet olarak, bu kitabın sana ilka edileceğini (ulaştırılacağını) sen ümit etmezdin. Öyleyse sakın kâfirlere yardımcı olma! Ve Sana indirildikten sonra, Allah´ın âyetlerinden sakın seni alıkoymasınlar. Ve Rabbine davet et (Allah´a ulaşmaya çağır). Ve sakın müşriklerden olma! Ve Allah ile beraber başka bir İlâh´a dua etme (ibadet etme). O´ndan başka İlâh yoktur. O´nun Zat´ı hariç herşey helâk olucudur. Hüküm O´nundur. Ve O´na döndürüleceksiniz. Elif, Lâm, Mîm. İnsanlar, "amenna (îmân ettik)" demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Ve andolsun ki onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah sadıkları da (doğru söyleyenleri de) tekzip edenleri de (yalancıları da) mutlaka bilir. Yoksa seyyiat işleyenler (kötülük yapanlar), Bizim imtihanımızı geçeceklerini mi sandılar? Hüküm verdikleri şey ne kötü! Kim Allah´a mülâki olmayı (hayattayken Allah´a ulaşmayı) dilerse, o taktirde muhakkak ki Allah´ın tayin ettiği zaman mutlaka gelecektir (ruhu mutlaka hayattayken Allah´a ulaşacaktır). Ve O; en iyi işiten, en iyi bilendir. Ve kim cihad ederse, o taktirde sadece kendi nefsi için cihad eder. Muhakkak ki Allah, âlemlerden müstağnidir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur). Ve âmenû olanlar (hayattayken Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, onların seyyiatlerini (günahlarını) mutlaka örteceğiz ve onları mutlaka yaptıklarının daha ahseni (güzeli) ile mükâfatlandıracağız. Ve Biz insana, anne ve babasına güzel davranmasını vasiyet ettik (emrettik). Ve eğer onlar, hakkında bilgin olmayan bir şey ile Bana şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse o taktirde, o ikisine itaat etme. Dönüşünüz, Banadır. O zaman yapmış olduklarınızı size haber vereceğim. Ve âmenû olanları (salâh makamına ulaşanları) ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapanları, mutlaka salihlerin arasına dahil edeceğiz. Ve insanlardan, “biz Allah´a îmân ettik” diyenlere Allah yolunda eziyet edildiği zaman, insanlara Allah´ın azabıymış gibi fitne çıkardılar. Eğer Rabbinden yardım gelirse, muhakkak: “Biz sizinle gerçekten beraberdik.” derler. Allah, âlemlerin sinesinde olanları en iyi bilen değil mi? Ve muhakkak ki Allah, âmenû olanları ve münafıkları mutlaka bilir. Ve inkâr edenler, âmenû olanlara: "Bizim yolumuza tâbî olun. Sizin hatalarınızı (günahlarınızı) yüklenelim." dediler. Onlar, diğerlerinin hatalarından bir şey yüklenecek değiller. Muhakkak ki onlar, yalancılardır. Ve (yalancılar) kendi yükleri (günahları) ile beraber, onların yüklerini (günahlarını) da mutlaka yüklenecekler. Kıyâmet günü onlar, uydurdukları şeylerden mutlaka sorgulanacaklar. Ve andolsun ki Biz, Nuh (A.S)´ı kavmine (Resûl olarak) gönderdik. Böylece onların arasında 1000 seneden 50 yıl eksik olarak (950 yıl) kaldı. Sonra onları (Nuh (A.S)´ın kavmini) tufan aldı. Ve onlar zalimlerdi. Böylece onu ve gemi halkını kurtardık. Ve onu, âlemlere âyet (ibret) kıldık. Ve İbrâhîm (A.S), kavmine: "Allah´a kul olun ve O´na karşı takva sahibi olun. Eğer siz biliyorsanız, bu sizin için daha hayırlıdır." demişti. Fakat siz, Allah´tan başka putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Muhakkak ki sizin, Allah´tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye malik değillerdir. Öyleyse rızkı, Allah´ın katından isteyin ve O´na kul olun ve O´na şükredin. O´na döndürüleceksiniz. Ve eğer tekzip ederseniz (yalanlarsanız), sizden önceki ümmetler de tekzip etmiştiler. Resûllerin üzerine apaçık tebliğden başka bir (sorumluluk) yoktur. Allah´ın ilk yaratışını görmüyorlar mı? Sonra onu geri iade edecek. Muhakkak ki bu, Allah için kolaydır. "Yeryüzünde dolaşın ve böylece ilk yaratılışın nasıl olduğuna bakın. Sonra Allah, ahiretin yaratılışını inşa edecek (gerçekleştirecek). Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir." de. (Allah), dilediği kişiye azap eder ve dilediği kişiye rahmet eder (Rahîm esmasıyla tecelli eder). Ve O´na, (halden hale çevrilip) döndürüleceksiniz. Ve siz, (Allah´ı) yerde ve gökte aciz bırakacak değilsiniz. Sizin Allah´tan başka velîniz (dostunuz) ve yardımcınız yoktur. Allah´ın âyetlerini ve O´na (Allah´a) mülâki olmayı (ruhlarını hayatta iken Allah´a ulaştırmayı) inkâr edenler; işte onlar, rahmetimden ümidi kestiler. Ve işte onlar ki; onlar için elîm azap vardır. Buna rağmen onun kavminin (İbrâhîm (A.S)´a) cevabı: "Onu öldürün veya yakın!" demekten başka bir şey olmadı. Bunun üzerine Allah, onu ateşten kurtardı. Bunda muhakkak ki mü´min kavim için elbette âyetler (ibretler) vardır. Ve (İbrâhîm A.S): “Muhakkak ki siz, dünya hayatında aranızda sevgi oluşan Allah´tan başka putlar edindiniz. Sonra kıyâmet günü, bir kısmınız bir kısmınızı inkâr edecek ve bir kısmınız da bir kısmınızı lânetleyecek. Sizin dönüş yeriniz ateştir. Ve sizin için bir yardımcı yoktur.” dedi. Bundan sonra Lut (A.S), O´na (İbrâhîm (A.S)´a) îmân etti (tâbî oldu) ve dedi ki: "Muhakkak ki ben, Rabbime hicret edecek olanım (ruhumu yaşarken Allah´a ulaştıracağım). Muhakkak ki O; Azîz´dir (çok yüce), Hakîm´dir (hüküm sahibi)." Ve Biz O´na İshak´ı, Yâkub´u vehbî olarak verdik. O´nun zürriyetine peygamberlik ve kitap verdik. Dünyada O´nun ücretini verdik. O, ahirette şüphesiz salihlerden olacaktır. Ve Lut (A.S), kavmine şöyle demişti: "Muhakkak ki siz, mutlaka sizden önce geçmiş olan âlemlerden hiçbirinin yapmadığı kötülüğe (fahişeliğe) geliyorsunuz." Gerçekten siz erkeklere gelecek, yol kesecek ve toplantılarınızda hayasızlık mı yapacaksınız? Bunun üzerine onun kavminin cevabı: "Eğer sadıklardansan, bize Allah´ın azabını getir." demekten başka bir şey olmadı. (İbrâhîm A.S): "Rabbim, müfsidler kavmine karşı bana yardım et." dedi. Ve Bizim resûllerimiz İbrâhîm´e müjde ile geldikleri zaman, dediler ki: "Muhakkak ki biz, bu ülkenin halkını helâk edeceğiz. Çünkü bu belde halkı zalim oldular." (İbrâhîm A.S): "Orada Lut (A.S) var." dedi. (Resûller): "Orada kim var, biz daha iyi biliriz. O´nu ve O´nun hanımı hariç, ailesini mutlaka kurtaracağız. (O´nun hanımı) geride kalanlardan olacak." dediler. Ve resûllerimiz Lut (A.S)´a geldiği zaman üzüldü, telâşlandı ve onlarla içi daraldı. (Resûller): "Korkma ve mahzun olma (üzülme). Muhakkak ki biz, seni ve hanımın hariç, aileni mutlaka kurtaracağız. (Senin hanımın) geride kalanlardan olacak." dediler. Muhakkak ki biz, fısk yapmış oldukları şey (ahlâksızlık) sebebiyle bu beldenin halkı üzerine semadan ricz (azap) indirecek olanlarız. Ve andolsun ki Biz, akıl edecek kavim için, ondan (indirdiğimiz riczten) açıkça âyet (delil) bıraktık.. Ve Medyen (halkına), onların kardeşi Şuayb´ı (gönderdik). O zaman onlara: "Ey kavmim! Allah´a kul olun ve ahiret gününü (Allah´a ulaşma gününü) dileyin. Yeryüzünde fesat çıkaranlar olarak azgınlık etmeyin (Allah´a ulaşmaya mani olmayın)." dedi. Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı. Böylece kendi diyarlarında diz üstü çökmüş olarak sabahladılar (helâk oldular). Ve Ad ve Semud kavmi, size beyan edildi (gösterildi). Onların meskenlerinden (bahsedilerek) ve şeytan onlara amellerini süsledi. Böylece onları (Allah´ın) yolundan alıkoydu. Ve onlar görebilenlerdi (görerek inkâr edenlerdi). Ve andolsun ki Karun, firavun ve Haman´a, Musa (A.S) beyyinelerle (açık delillerle) geldi. Fakat onlar, yeryüzünde kibirlendiler. Ve onlar, (azabımızdan) kurtulanlar olmadılar. Bunun üzerine hepsini günahlarıyla yakaladık. Böylece onların bir kısmının üzerine kasırga gönderdik. Ve bir kısmını sayha (şiddetli ses dalgası) yakaladı, bir kısmını yerin dibine geçirdik ve bir kısmını da (suda) boğduk. Allah, onlara zulmedici olmadı. Allah´tan başka dostlar edinenlerin durumu, (kendisine) ev edinen örümceğin hali gibidir. Ve muhakkak ki evlerin en dayanıksızı örümceğin yuvasıdır. Keşke onlar bilselerdi. Muhakkak ki Allah, onların, O´ndan (Kendinden) başka taptıkları şeyleri bilir. Ve O; Azîz´dir (çok yüce) Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibi). Ve işte bu örnekleri insanlar için veriyoruz. Ve onu, âlimlerden başkası akıl (idrak) edemez. Allah, semaları ve arzı hak ile halketti. Muhakkak ki bunda, mü´minler için mutlaka deliller vardır. Kitaptan sana vahyedilen şeyi oku ve salâtı ikâme et (namazı kıl). Muhakkak ki salât (namaz), fuhuştan ve münkerden nehyeder (men eder). Ve Allah´ı zikretmek mutlaka en büyüktür. Ve Allah, yaptığınız şeyleri bilir. Ve kitap ehli ile onlardan zulmedenler hariç, en güzel olandan başka bir şekilde mücâdele etmeyin. Ve "Biz, bize indirilene ve size indirilene îmân ettik. Bizim İlâhımız ve sizin İlâhınız birdir (aynıdır). Ve biz, O´na teslim olanlarız." deyin. Ve işte böylece sana Kitab´ı indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz O´na inanırlar. Ve bunlardan O´na (Kur´ân-ı Kerim´e) inananlar, kâfirler hariç, âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler. Ve sen, bundan önce kitap okumadın. Ve sen, O´nu elinle de yazmıyorsun. Öyle olsaydı, bâtılda olanlar (boş konuşanlar) elbette şüphe ederlerdi. Hayır O (Kur´ân-ı Kerim), ilim verilenlerin sînelerinde beyan olunan âyetlerdir. Ve zalimler hariç, onlar âyetlerimizi bile bile inkâr etmezler. Ve: "Ona Rabbinden âyetler (mucizeler) indirilseydi olmaz mıydı?" dediler. De ki: "Muhakkak ki âyetler (mucizeler), ancak Allah´ın katındadır. Ve ben, sadece apaçık bir nezirim (uyarıcıyım)." Onlara okunmakta olan Kitab´ı, sana nasıl indirdiğimiz kendilerine kâfi gelmedi mi? Muhakkak ki mü´min olan bir kavim için bunda elbette rahmet ve zikir vardır. De ki: "Sizinle benim aramda şahit olarak Allah, kâfidir. Göklerde ve yerde ne varsa bilir." Bâtıla inananlar ve Allah´ı inkâr edenler, işte onlar hüsranda olanlardır. Ve azabı senden acele istiyorlar. Eğer zamanı belirlenmiş olmasaydı, azap onlara mutlaka (hemen) gelirdi. Ve (azap), onlara mutlaka ansızın ve onlar farkında değilken gelecek. Azabı senden acele istiyorlar. Muhakkak ki cehennem, kâfirleri mutlaka ihata edicidir (kuşatıcıdır). O gün azap, üstlerinden ve ayaklarının altından onları kaplayacak. Ve (Allah), "Yapmış olduğunuz şeyleri (cezasını) tadın!" diyecek. Ey âmenû olan (Bana ulaşmayı dileyen) kullarım, muhakkak ki Benim arzım geniştir. Öyleyse yalnız Bana kul olun! Bütün nefsler ölümü tadıcıdır. Sonra Bize döndürüleceksiniz. Ve onlar ki âmenû oldular (Allah´a ulaşmayı dilediler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işlediler. Onları mutlaka, altından nehirler akan cennette köşklere yerleştireceğiz. Orada ebediyyen kalıcıdırlar. Salih (nefsi ıslâh edici) amel işleyenlerin ecri (mükâfatı) ne güzel! Onlar, sabrın sahipleri ve Rab´lerine tevekkül edenlerdir. Ve hayvanlardan niceleri vardır ki kendi rızkını taşımaz. Allah, onları rızıklandırır ve sizi de. Ve O; en iyi işitendir, en iyi bilendir. Ve muhakkak ki eğer sen onlara, "Gökleri ve yerleri kim yarattı, Güneş ve Ay´ı kim (size) musahhar (emre amade) kıldı?" diye sorarsan mutlaka, "Allah" derler. O halde nasıl (haktan bâtıla) döndürülüyorlar? Allah, kullarından dilediğinin rızkını genişletir. Ve onun için taktir eder (daraltır). Muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi bilendir. Ve eğer onlara: "Semadan suyu indiren ve böylece onunla arza ölümünden sonra hayat veren kimdir?" diye sorarsan mutlaka, "Allah" derler. De ki: "Hamd, Allah´a aittir." Hayır, onların çoğu akıl etmezler. Ve bu dünya hayatı, oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Muhakkak ki ahiret yurdu, elbette o gerçek hayattır. Keşke bilselerdi. Gemiye bindikleri zaman, dîni O´na halis kılarak Allah´a dua ederler. Fakat, onları karaya çıkarıp kurtardığımız zaman, onlar hemen şirk koşarlar. Onlara verdiğimiz şeyleri inkâr etsinler (nankörlük etsinler) ve metalansınlar (faydalansınlar) diye. Ama yakında bilecekler. Onun etrafındaki insanlar (zorla) kapılıp götürülürken (esir alınıp) malları alınırken, onu (Mekke´yi) haram (hürmet edilen, kargaşadan yasaklanan) ve emin bir yer kıldığımızı görmediler mi? Hâlâ bâtıla mı inanıyorlar ve Allah´ın ni´metini inkâr mı ediyor? Ve Allah´a yalanla iftira edenden veya kendisine hak geldiği zaman onu tekzip edenden (yalanlayandan) daha zalim kim vardır? Kâfirler için barınacak yer cehennemde değil mi? Ve Bizim uğrumuzda (nefsleri ile ve Allah´ın düşmanları ile) cihad edenleri, mutlaka Bizim yollarımıza (Sıratı Mustakîmler´e) hidayet ederiz (ulaştırırız). Ve muhakkak ki Allah, mutlaka muhsinlerle beraberdir. Elif, Lâm, Mîm. Rumlar´a gâlip gelindi (Rumlar mağlûp oldular). Ve onlar, yakın bir yerde, yenilmelerinden sonra gâlip gelecekler. Birkaç (3 ile 9) sene içinde. Bundan önce de sonra da emir, Allah´ındır. O gün mü´minler, ferahlayacaklar (sevinecekler). Allah´ın yardımı ile Allah, dilediğine yardım eder. Ve O; Azîz´dir (yüce, üstün), Rahîm´dir (Rahîm esması ile tecelli eden). (Bu), Allah´ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. Onlar, dünya hayatının zahirini (görünen kısmını) bilirler. Ve onlar, ahiretten gâfil olanlardır. Onlar, kendi nefsleri hakkında tefekkür etmiyorlar mı (düşünmüyorlar mı)? Allah gökleri ve yeri ve ikisinin arasındaki şeyleri ancak hak ile ve belirlenmiş bir süre ile yarattı. Ve muhakkak ki insanların çoğu, Rab´lerine mülâki olmayı (hayatta iken ruhlarını Allah´a ulaştırmayı) inkar edenlerdir. Onlar, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki onlardan öncekilerin akıbetinin nasıl olduğuna baksınlar? Kuvvet bakımından onlardan daha güçlüydüler ve yeri (toprağı) altüst etmişlerdi. Onların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onların resûlleri onlara zulmetmiyordu ve lakin onlar kendi nefslerine zulmediyorlardı. Sonra fenalık yapanların akıbetleri, Allah´ın âyetlerini tekzip etmeleri (yalanlamaları) ve onunla alay etmiş olmaları sebebiyle çok kötü oldu. Allah, ilk olarak yaratmaya başlar sonra onu geri çevirir (eski haline iade eder). Sonra O´na döndürülürsünüz. Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulduğu (koptuğu) gün, mücrimler cennetten ümitlerini keserler. (Ve (şirk koştukları) ortaklarından şefaatçileri olmaz. Ve (onlar o gün) ortaklarını inkâr edenlerdir. Ve o saatin vuku bulduğu (kıyâmetin koptuğu) gün, izin günü onlar fırkalara ayrılırlar. Fakat âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar, onlar bahçelerde (ni´met verilip) sevindirilirler. Ve onlar ki (kâfirlerdir), âyetlerimizi inkâr ve tekzip ettiler (yalanladılar) ve ahirete ulaşmayı (hayattayken ruhu Allah´a ulaştırmayı tekzip ettiler). İşte onlar, azap içinde hazır bulundurulanlardır. Öyleyse akşam ve sabah vaktinde Allah´ı tesbih edin (münezzeh kılın)! Ve göklerde ve yerde hamd, O´na mahsustur. İkindide ve öğle vaktinde (O´na hamdedin)! O, ölüden diriyi çıkarır ve diriden ölüyü çıkarır. Ve arzı (toprağı), ölümünden sonra diriltir. Ve işte (tıpkı) bunun gibi (topraktan) çıkarılacaksınız. Ve O´nun âyetlerinden (mucizelerinden)dir ki, sizi topraktan yarattı. Sonra siz, beşer (insan) haline gelince (çoğalıp yeryüzünde) yayılırsınız. Ve O´nun âyetlerinden olarak sizin için nefslerinizden zevceler yaratmıştır ki, onunla sukûn bulasınız. Ve sizin aranızda sevgi ve rahmet (merhamet) kıldı (oluşturdu). Muhakkak ki bunda, tefekkür eden (düşünen) bir kavimiçin mutlaka âyetler (deliller) vardır. Ve O´nun âyetlerindendir ki, gökleri ve yeri yaratmıştır ve lisanlarınız ve renkleriniz (birbirinden) farklıdır. Muhakkak ki bunda, âlimler için mutlaka âyetler (deliller) vardır. Ve O´nun âyetlerindendir ki, siz gece uyursunuz ve gündüz O´nun fazlından istersiniz. Muhakkak ki bunda, işiten bir kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır. Ve O´nun âyetlerindendir ki, korku ve ümit olarak size şimşeği gösterir. Ve gökten su indirir, böylece onunla, ölümünden sonra arzı (toprağı) diriltir. Muhakkak ki bunda, akıl eden bir kavim için mutlaka âyetler (deliller) vardır. Ve O´nun âyetlerindendir ki, gök ve yer O´nun emri ile (dengede) durur. Sonra sizi bir tek davetle çağırdığı zaman yerden (kabirden) çıkacaksınız. Ve göklerde ve yerde bulunan herkes, O´nundur. Hepsi O´na kanitindir. Ve O, O´dur ki ilk yaratışı başlatır ve sonra onu iade eder (eski haline döndürür). Bu, O´nun için çok kolaydır. Göklerde ve yerde yücelik sıfatı, O´nundur (O´na aittir). Ve O; Azîz´dir (çok yüce), Hakîm´dir (hikmet ve hüküm sahibi). (Allah), size kendi nefslerinizden örnek verdi. Sizi rızıklandırdığımız şeylerde, sizin sağ elinizin (altında bulunan) sahip olduğunuz (kölelerinizden) ortaklarınız var mı ki (o putlar da Allah´a ortak olsun), böylece onlarla eşit olasınız, onları birbirinizi saydığınız gıbı sayasınız. Akıl eden bir kavim için ayetleri işte böyle açıklıyoruz. Hayır, zalimler ilim sahibi olmaksızın heveslerine tâbî oldular. Bundan sonra Allah´ın dalâlette bıraktığını kim hidayete erdirebilir? Ve onların yardımcıları da yoktur. Artık hanif olarak kendini (vechini) dîn için ikame et, Allah´ın hanif fıtratıyla ki; Allah, insanları onun üzerine (hanif fıtratıyla) yaratmıştır. Allah´ın yaratmasında değişme olmaz. Kayyum olan (kaim olacak, ezelden ebede kadar yaşayacak) dîn budur. Fakat insanların çoğu bilmez. O´na (Allah´a) yönelin (Allah´a ulaşmayı dileyin) ve takva sahibi olun. Ve namazı ikame edin (namaz kılın). Ve (böylece) müşriklerden olmayın. (O müşriklerden olmayın ki) onlar, dînlerinde fırkalara ayrıldılar ve grup grup oldular. Bütün gruplar, kendilerinde olanla ferahlanırlar. Ve insanlara bir zarar dokunduğu zaman Rab´lerine dua ederek, O´na yönelirler. Sonra onlara kendisinden rahmet tattırdığı (Rahîm esması ile hidayete erdirdiği) zaman onlardan bir kısmı Rab´lerine şirk (ortak) koşarlar (hidayetteyken dalâlete düşerler). Onlara verdiklerimizi inkâr etsinler. Böylece metalansınlar (faydalansınlar). Yakında bilecekler. Yoksa onlara bir sultan (delil, kitap) indirdik de böylece o (kitap onlara), O´na (Allah´a) şirk koşmalarını mı söylüyor? Ve insanlara rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlarlar (şımarırlar). Ve eğer, elleri ile takdim ettiklerinden dolayı onlara bir kötülük isabet ederse o zaman onlar, ümitsizliğe düşerler. Ve onlar, Allah´ın dilediğine rızkı genişlettiğini ve (dilediğine) takdir ettiğini (daralttığını) görmediler mi? Muhakkak ki bunda, mü´min bir kavim için âyetler (ibretler) vardır. Öyleyse akrabalara, miskinlere ve yolculara haklarını ver. Bu, Allah´ın vechi´ni (Allah´a ulaşmayı) dileyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar, onlar felâha erenlerdir. Ve insanların mallarında artış olsun diye faizden (faiz olarak) verdiğiniz şey (Allah´a ulaşmayı dilemeden yaptığınız zikir), o taktirde Allah´ın katında artmaz (nefsinizin kalbindeki nurları oluşturmaz ve arttırmaz). Allah´ın vechini (Allah´a ulaşmayı) dileyerek verdiğiniz zakat (yaptığınız (zikir)ler); işte böylece kat kat (nefsinizin kalbindeki burları) artıranlar onlardır. O Allah ki sizi yarattı. Sonra sizi rızıklandırdı (dünyada rızık verdi ve nefsinizin kalbini nurlarla doldurdu). Sonra sizi öldürecek, sonra da sizi diriltecek. Sizin ortaklarınızdan (putlarınızdan), bunlardan birini yapacak var mı? Allah Sübhan´dır (herşeyden münezzeh). Ve şirk koştukları şeylerden yücedir. İnsanların elleriyle kazandıkları sebebiyle karada ve denizde fesat zuhur etti (ortaya çıktı), yaptıklarının bir kısmının onlara tattırılması için. Umulur ki böylece onlar, (Allah´a) dönerler (yönelirler). De ki: "Yeryüzünde dolaşın. Böylece daha öncekilerin akıbetinin (sonlarının) nasıl olduğuna bakın. Onların çoğu müşrik idiler." Öyleyse Allah´ın onu geri döndürmeyeceği o gün (kıyâmet günü) gelmeden önce vechini, kayyum (ezelden ebede kadar devam edecek) olan dîn için ikame et (kıyamda tut). İzin günü onlar bölük bölük ayrılırlar. Kim inkâr ederse küfrü (inkârı), kendi aleyhinedir. Ve kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa onlar, böylece kendi nefsleri için hazırlık yaparlar. (İşte bu) âmenû olanları (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanları, Kendi fazlından mükâfatlandırmak içindir. Muhakkak ki O (Allah), kâfirleri sevmez. Ve O´nun (Allah´ın) âyetlerindendir ki, rüzgârları müjdeleyici olarak gönderir. Ve rahmetinden size tattırır. Ve emri ile gemileri yüzdürür. Ve O´nun fazlından istersiniz ve böylece siz şükredersiniz. Ve andolsun ki, senden önce onların kavmine resûller gönderdik. Böylece onlara beyyineler (kesin deliller) getirdiler. Bunun üzerine mücrimlerden intikam aldık. Mü´minlere yardım, Bizim üzerimize hak oldu. O Allah´tır ki, rüzgârları gönderir, böylece bulutları hareket ettirir. Sonra semada onu dilediği gibi yayar. Ve onu kısımlara ayırır, bundan sonra onun arasından yağmurun çıktığını görürsün. Böylece kullarından dilediğine onu (yağmuru) isabet ettirdiği zaman onlar sevinirler. Ve onlar, onun (yağmurun) onlara indirilmesinden önce gerçekten ümitlerini kesenlerdi. Öyleyse Allah´ın rahmetinin eserlerine bak. Ölümünden sonra arzı (yeryüzünü) nasıl diriltiyor? Muhakkak ki (O), ölüleri işte böyle gerçekten diriltendir ve O, herşeye kaadirdir. Ve eğer Biz, rüzgârı göndersek, böylece onu (ekinleri) sararmış görseler (bile) bundan sonra mutlaka inkâra devam ederler. Öyleyse muhakkak ki sen ölülere duyuramazsın, arkalarına dönüp gittikleri zaman sağırlara da daveti duyuramazsın. Ve sen, körleri dalâletlerinden kurtarıp hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak âyetlerimize îmân edenlere duyurursun. İşte onlar teslim olanlardır. O Allah ki, sizi güçsüz (zayıf) bir şeyden (nutfeden) yarattı. Sonra zayıflığın ardından (sizi) kuvvetli kıldı. Sonra (sizi), kuvvetin ardından zayıf ve ihtiyar kıldı. O (Allah), dilediğini yaratır. Ve O; Âlim´dir (en iyi bilen), Kaadir´dir (herşeye gücü yeten). Ve o saatin geldiği (kıyâmetin koptuğu) gün, mücrimler bir saatten fazla (mezarda) kalmadıklarına yemin ederler. İşte böyle döndürülüyorlardı (ölümden hayata döndürülüyorlardı). Ve ilim ve îmân verilenler: "Andolsun ki Allah´ın Kitabı´ndaki beas (yeniden diriliş) gününe kadar (mezarda) kaldınız." dediler. İşte bu beas (yeniden diriliş) günüdür. Lâkin siz bilmiyordunuz. O zaman izin günü (kıyâmet günü), zalimlere mazeretleri (özürleri) fayda vermeyecek. Ve onlardan (Allah´ı) razı etmeleri de istenmez. Ve andolsun ki, bu Kur´ân´da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Ve eğer onlara bir âyet getirsen, kâfirler mutlaka: "Siz sadece bâtılla uğraşan kimselersiniz." derler. Allah, bilmeyenlerin kalplerini işte böyle tabeder (mühürler). Öyleyse sabret, muhakkak ki Allah´ın vaadi haktır. Ve yakîn hasıl etmemiş olanlar (kesin bilgi sahibi olmayanlar), sakın seni hafifliğe sürüklemesinler. Elif, Lâm, Mim. Bunlar, hakîm (hikmet ve hükümle dolu) olan Kitab´ın Âyetleri´dir. Muhsinler için hidayet (e erdirici) ve rahmettir. Onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar) ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahirete (Allah´a ulaşmaya) yakîn hasıl ederler (kesinlikle inanırlar). İşte onlar, Rab´lerinden bir hidayet üzerindedirler. Ve işte onlar; onlar felâha erenlerdir. Ve insanlardan bir kısmı boş sözleri satın alırlar, ilimleri olmaksızın Allah´ın yolundan saptırmak için. Ve onu eğlence (alay konusu) edinirler. İşte onlar için muhin (aşağılayıcı) bir azap vardır. Ve ona âyetlerimiz okunduğu zaman onu işitmemiş gibi kibirlenerek döner (gider), onun kulaklarında vakra (işitme engeli) varmış gibi. Öyleyse onu elîm azapla müjdele (ikaz et, uyar). Muhakkak ki âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar için naîm cennetleri vardır. (Onlar) orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah´ın vaadi haktır. Ve O; Azîz´dir (yüce), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibi). Gökleri, gördüğünüz gibi direksiz olarak yarattı ve sizi sarsar (sarsmasın) diye sabit ve yüksek dağlar oluşturdu. Orada her çeşit yürüyen hayvandan üretip yaydı. Ve gökten su indirdik, böylece orada her kerim (ikram edilmiş) bitkiden çift yetiştirdik. Bu, Allah´ın yaratmasıdır. Öyleyse O´ndan başkaları ne yarattı, bana gösterin! Hayır, zalimler, apaçık dalâlet içindedirler. Ve andolsun ki Lokman´a hikmet verdik ki, Allah´a şükretsin. Ve kim şükrederse, o taktirde sadece kendi nefsi için şükreder. Ve kim küfrederse (inkâr ederse), o taktirde muhakkak ki Allah; Gani´dir (kimsenin şükrüne ihtiyacı yoktur), Hamid´dir (hamdedilen). Ve Lokman, oğluna vaazederek (öğüt vererek) şöyle demişti: "Ey yavrum, Allah´a şirk koşma! Muhakkak ki şirk, azîm (çok büyük) bir zulümdür." Ve Biz, insana anne ve babasına (bakmasını) vasiyet ettik (farz kıldık). Onu, annesi zorluk üzerine zorlukla taşıdı. Ve onun sütten kesilmesi iki yıldır. (Hem) Bana (hem) anne ve babana şükret! Dönüş, Bana´dır. Ve bilgin olmayan bir şey hakkında, şirk koşman için seninle mücâdele ederlerse, ikisine de itaat etme! Ve dünyada onlara güzellikle sahip ol. Bana yönelenlerin (ruhunu Allah´´a ulaştırmayı dileyenlerin) yoluna tâbî ol. Sonra dönüşünüz Banadır. O zaman yaptığınız şeyleri size haber vereceğim. Ey yavrum! Muhakkak ki o (amelin), bir hardal tanesi kadar dahi olsa ve o, bir kaya içinde veya göklerde veya yerde bile olsa, Allah onu, (kıyâmet günü hayat filminde karşına) getirir. Muhakkak ki Allah; Lâtif´tir (lütuf sahibi), Habîr´dir (haberdar olan). Ey yavrum, namazı ikame et (namaz kıl)! Ma´ruf ile (irfanla, iyilikle) emret ve münkerden (kötülükten) nehyet (münkeri yasakla, mani ol). Ve sana isabet eden şeylere (musîbetlere) sabret. Muhakkak ki bu, azmedilen (mutlaka yapılması gereken) işlerdendir. Ve insanlardan (kibirlenerek) yüz çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Muhakkak ki Allah, çalımla yürüyenlerin ve çok övünenlerin hiçbirini sevmez. Ve yürüyüşünde mütevazi (alçakgönüllü) ol ve sesini alçalt (alçak sesle konuş). Muhakkak ki seslerin en çirkini, elbette hamirin (merkebin) sesidir. Göklerde ve yerlerdeki herşeyi, Allah´ın size musahhar (emrinize amade) kıldığını görmediniz mi? Ve sizin üzerinizdeki görünen ve görünmeyen (açık ve gizli) ni´metlerini tamamladı. Ve insanlardan bir kısmı (hâlâ) ilmi, bir hidayete erdiricisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın, Allah hakkında mücâdele ederler. Ve onlara "Allah´ın indirdiği şeye (Kitaba) tâbî olun!" denildiği zaman: "Hayır, babalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye (putlara) tâbî oluruz." dediler. Ve şeytan onları, alevli ateşin (cehennemin) azabına çağırıyor olsa da mı? Ve kim muhsin olarak vechini Allah´a teslim ederse, o taktirde sağlam bir kulba tutunmuş olur. Ve işlerin sonucu Allah´a (ulaşır). Ve kim inkâr ederse, onun küfrü seni mahzun etmesin (üzmesin)! Onların dönüşü, Bize´dir. Böylece yaptıkları şeyleri (amelleri) onlara haber vereceğiz. Muhakkak ki Allah, sinelerde olanı en iyi bilendir. Onları biraz metalandırırız (geçindiririz). Sonra onları ağır bir azaba maruz bırakırız. Ve eğer onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorarsan, mutlaka "Allah" derler. "Hamd Allah´a aittir." de. Hayır, onların çoğu bilmezler. Göklerde ve yerde olanlar, Allah´ındır. Muhakkak ki O; Gani´dir (hiçbir şeye ihtiyacı yoktur), Hamîd´dir (hamdedilen). Ve eğer arzda (yeryüzünde) bulunan ağaçlar kalem olsaydı ve denizler (mürekkep olsaydı) ve ondan sonra, onun yedi katı daha deniz eklenseydi, Allah´ın kelimeleri tükenmezdi. Muhakkak ki Allah; Azîz´dir (çok yüce), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibi). Sizin yaratılmanız ve beas edilmeniz (yeniden diriltilmeniz), ancak tek bir nefsin yaratılması (beas edilmesi) gibidir. Muhakkak ki Allah; Sem´î´dir (en iyi işiten), Basîr´dir (en iyi gören). Allah´ın geceyi gündüzün içine ve gündüzü gecenin içine soktuğunu görmedin mi? Güneş´i ve Ay´ı musahhar (emre amade) kıldı. Hepsi belirli bir süreye kadar (yörüngesinde) seyreder. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır. İşte bu, Allah´ın hak olması sebebiyledir. Ve O´ndan başka taptıkları şeyler mutlaka bâtıldır. Muhakkak ki Allah; Âli´dir (yüce), Kebir´dir (büyük). Gemilerin denizde Allah´ın ni´metiyle (yüzerek) seyrettiğini görmedin mi? Âyetlerinden size göstermek için. Muhakkak ki bunda, çok sabredenlerin ve şükredenlerin hepsi için elbette âyetler (deliller, ibretler) vardır. Ve karanlık gölgeler gibi dalgalar onları sardığı zaman, dîni ona halis kılarak Allah´a yalvarırlar. Böylece onları karaya (çıkarıp) kurtardığımız zaman, bundan sonra onların bir kısmı mutedil davranırlar (aşırı gitmezler). Çok gaddar ve çok nankör olanlardan başkası ayetlerimizi ısrarla (bilerek) inkâr etmez. Ey insanlar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Ve o günden korkun ki; baba, oğluna karşılık veremez (yardım edemez). Ve oğul da babasına bir şeyle karşılık veremez. Muhakkak ki Allah´ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sakın sizi aldatmasın. Gurur (tagut), Allah´a karşı sakın sizi kandırmasın. Muhakkak ki o saatin (kıyâmetin) ilmi, Allah´ın katındadır. Ve yağmuru, (O) indirir ve rahimlerde olan şeyi (O) bilir. Kimse yarın ne kazanacağını bilemez (idrak edemez). Ve kimse arzın neresinde öleceğini bilemez (idrak edemez). Muhakkak ki Allah, Alîm´dir (en iyi bilen), Habîr´dir (haberdar olan). Elif, Lâm, Mîm. Hakkında şüphe olmayan Kitab´ın indirilişi, âlemlerin Rabbindendir. Yoksa "O´nu uydurdu" mu diyorlar? Hayır! O, Rabbinden bir haktır. Senden önce kendilerine nezir (peygamber) gelmemiş olan kavmi uyarman içindir. Umulur ki böylece onlar, hidayete ererler. O Allah ki; gökleri, yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde halketti (yarattı). Sonra arşa istiva etti (arşı sevva etti, dizayn etti, vechi arşta karar kıldı). Sizin O´ndan başka dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Hâlâ tezekkür etmez misiniz? Gökten arza kadar emri (Allah´tan gelen ve Allah´a dönen herşeyi) tedbir eder (düzenler). Sonra bir günde O´na yükselir ki, (o bir günün) süresi, sizin (dünya ölçülerine göre) saymanızla 1000 senedir. İşte O, gaybı (görünmeyeni) ve görüneni bilen Azîz´dir (yüce), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Ki O, herşeyin yaratılışını en güzel yapan ve insanı yaratmaya, ilk defa tînden (nemli topraktan) başlayandır. Sonra onun neslini, basit bir suyun özünden (nutfeden) kıldı (yarattı). Sonra (Allah), onu dizayn etti ve onun içine (vechin, fizik vücudun içine) ruhundan üfürdü ve sizler için sem´î (işitme hassası), basar (görme hassası) ve fuad (idrak etme hassası) kıldı. Ne kadar az şükrediyorsunuz. Ve dediler ki: "Biz yerde (toprağın içinde) (toprağa) karıştığımız zaman biz mutlaka yeni bir yaratılış içinde mi olacağız?" Hayır, onlar, Rab´lerine mülâki olmayı (ulaşmayı) inkâr edenlerdir. De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği, sizi vefat ettirecek (öldürecek). Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz." Ve keşke mücrimleri, Rab´lerinin huzurunda başlarını eğerek: "Rabbimiz, biz gördük ve işittik. (Bundan sonra) bizi (dünyaya) geri döndür, salih amel yapalım. Muhakkak ki biz, mukinun (yakîn hasıl edenler) olduk." (derken) görseydin. Ve eğer dileseydik, bütün nefslere kendi hidayetlerini elbette verirdik (herkesi hidayete erdirirdik). Fakat Benim: "Mutlaka cehennemi, tamamen cinlerden ve insanlardan dolduracağım." sözü(m) hak oldu. Öyleyse bu "likâe" (Allah´a ulaşma) gününüzü, unutmanızdan dolayı (azabı) tadın. Muhakkak ki Biz de sizi unuttuk. Ve yaptıklarınız sebebiyle ebedî azabı tadın. Fakat Bizim âyetlerimize îmân edenler (âmenû olanlar) onlardır ki, (âyetlerimiz) zikredildiği zaman (hemen) secde ederek yere kapanırlar. Ve Rab´lerini hamd ile tesbih ederler ve onlar kibirlenmezler. Yanlarını yataktan uzaklaştırırlar (yan üstü yatarken kalkarlar). Rab´lerine korku ve ümitle dua ederler. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler (verirler). Artık hiçbir nefs (hiç kimse), yapmış olduklarına mükâfat olarak, onlar için gözaydınlığından nelerin saklı olduğunu bilmez. Öyleyse mü´min olan kimse, fasık olan kimse gibi midir? Onlar müsavi (eşit) olmazlar. Fakat âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dilemiş olanlar) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar, işte onlar için yapmış olduklarından dolayı ikram olarak meva cennetleri vardır. Ve fakat fasık olanlar, onların mevası (barınağı) ateştir. Oradan her çıkmak istediklerinde oraya iade edilirler (geri döndürülürler). Ve onlara: "Ateşin azabını tadın! Ki onu tekzip etmiştiniz (yalanlamıştınız)." denir. Ve Biz, mutlaka büyük azaptan önce, daha yakın olan azaptan onlara elbette tattıracağız. Umulur ki, böylece onlar (Allah´a ulaşmayı dileyerek, Allah´a) dönerler. Ve Rabbinin âyetleri zikredildikten (hatırlatıldıktan) sonra ondan yüz çeviren kimseden daha zalim kim vardır? Muhakkak ki Biz, mücrimlerden intikam alacak olanlarız. Ve andolsun ki Musa (A.S)´a kitap verdik. Bundan sonra sen, O´na (Allah´a) mülâki olmaktan (hayattayken ruhunu Allah´a ulaştırmaktan) şüphe içinde olma. Ve O´nu (Tevrat´ı) İsrailoğulları için hidayet rehberi (Allah´a ulaştırıcı) kıldık. Ve onlardan, emrimizle hidayete erdiren imamlar kıldık ve sabır sahibi oldukları ve âyetlerimize (Hakk´ul yakîn seviyesinde) yakîn hasıl etmiş oldukları için. Muhakkak ki senin Rabbin; O, kıyâmet günü ihtilâf etmiş oldukları şey konusunda onların arasını (haklıyı haksızdan) ayırır (hüküm verir). Onları hidayete erdirmedi mi? Onlardan önceki nesillerden nicelerini helâk ettik (etmiş olmamız). Onların (evvelce) meskûn oldukları yerlerde (yurtlarında) dolaşıyorlar. Muhakkak ki bunda, elbette âyetler (deliller, ibretler) vardır. Hâlâ işitmeyecekler mi? Onlar, suyu kurak araziye nasıl sevkediyoruz görmediler mi? Böylece oradan ekinler çıkarırız, ondan hayvanları. Ve onlar yerler. Hâlâ görmüyorlar mı? Ve eğer siz sadık(lar)sanız, "Bu fetih ne zaman?" derler. De ki: "Fetih günü, kâfir olanlara (Allah´a ulaşmayı dilemeyenlere) îmânları bir fayda vermez ve onlara süre verilmez." Öyleyse artık onlardan yüz çevir ve bekle! Muhakkak ki onlar (da) bekleyenlerdir. Ey Nebî (Peygamber), Allah´a karşı takva sahibi ol! Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme! Muhakkak ki Allah; Alîm´dir (en iyi bilen), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibi). Ve sana Rabbinden vahyedilene tâbî ol. Muhakkak ki Allah, yaptığınız şeylerden haberdardır. Ve Allah´a tevekkül et. Ve Allah, vekil olarak yeter. Allah bir adama göğsünde iki kalp kılmadı (yaratmadı). Zihar yaptığınız (sen bana benim annemin sırtı gibisin diyerek boşamak istediğiniz) zevcelerinizi sizin anneleriniz kılmadı. Ve evlâtlıklarınızı, sizin oğullarınız kılmadı. İşte bunlar sizin ağızlarınızdaki sözlerdir. Ve Allah hakkı söyler. Ve O, (Kendine ulaştıran) yola hidayet eder. Onları (evlâtlıklarınızı) babalarının namı ile çağırın. Bu, Allah´ın katında daha adaletlidir. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, o zaman onlar, dînde sizin kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Ve hata ettiğiniz şeylerden dolayı sizin için günah yoktur. Fakat kalplerinizin taammüden (kasten) yaptırdığı şeylerden (günah vardır). Ve Allah Gafûr´dur (günahları sevaba çeviren), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Nebî (Peygamber), mü´minler için kendi nefslerinden daha evlâdır (yakındır). Ve O´nun (Nebî´nin) zevceleri, onların anneleridir. Ve rahim sahipleri (akrabalar), onlar birbirlerine, Allah´ın Kitab´ında, mü´minlere ve muhacirlere yakın olduklarından daha yakındır. Ancak dostlarınıza iyilik yapmanız hariç. İşte bunlar, Kitab´ta satır satır yazılıdır. O zaman ki; Biz, nebîlerden onların misaklerini almıştık. Ve senden ve Hz. Nuh´tan ve Hz. İbrâhîm´den ve Hz. Musa´dan ve Meryemoğlu Hz. İsa´dan ve onlardan ağır bir misak aldık. Sadıklara sadakatlerini sorması içindir. Ve kâfirlere elîm bir azap hazırladı. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Allah´ın sizin üzerinizdeki ni´metini hatırlayın. Size (üzerinize) ordular gelmişti. O zaman, onların üzerine, rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular gönderdik. Ve Allah, yaptığınız şeyleri görendir. Onlar, sizin yukarınızdan ve aşağınızdan üzerinize geldiği ve gözlerin yıldığı ve kalplerin hançereye ulaştığı (yüreklerin ağza geldiği) zaman, Allah´a karşı zanlarda bulunuyordunuz. Orada mü´minler imtihan edildiler. Şiddetli sarsıntı ile sarsıldılar. Ve münafıklar ve kalplerinde maraz (hastalık, şüphe) bulunanlar: "Allah ve resûlü gururdan (aldatmaktan) başka bir şey vaadetmedi." diyorlardı. Ve onlardan bir taife (topluluk): "Ey Yesrib (Medine) halkı, sizin için (burada) duracak yer yok! Artık dönün." dedi. Onlardan (diğer) bir grup, peygamberden: "Muhakkak ki evlerimiz muhafazasızdır (korumasızdır)." diyerek izin istiyorlardı. Ve evleri korumasız değildi, sadece (savaştan) kaçmak istiyorlardı. Ve eğer onların üzerine, onun (şehrin) her tarafından girilseydi ve sonra da fitne (çıkarmaları) istenseydi, mutlaka ona (fitneye, karışıklığa) gelirlerdi (fitne çıkarırlardı). Pek azı hariç, orada kalmazlardı. Ve andolsun ki onlar, daha önce geri dönüp kaçmayacaklarına dair Allah´a ahd vermişlerdi. Ve Allah´ın ahdi bir mesuliyettir (sorumluluktur). De ki: "Eğer ölümden veya öldürülmekten kaçarsanız firar (kaçış), size bir fayda sağlamaz. O zaman az bir süre hariç, metalandırılmazsınız." De ki: "Eğer Allah sizin için bir kötülük dilese, sizi Allah´tan kim korur (koruyabilir)? Veya sizin için rahmet dilese..." Onlar Allah´tan başka kendilerine dost ve yardımcı bulamazlar. Sizden muavvik olanları (Peygamber Efendimiz (S.A.V)´e yardıma mani olanları) ve kardeşlerine: "Bize gelin." diyenleri, Allah kesinlikle biliyordu. Ve onlar, pek azı hariç, savaşa gelmezler. Size karşı cimridirler. Fakat korku gelince, ölümden dolayı üstüne baygınlık çökmüş kimse gibi gözleri dönmüş olarak sana baktıklarını görürsün. Hayra karşı, keskin dilleri ile (yaralayıcı sözlerle) sizi incitirler. İşte onlar mü´min değildirler. Bu sebeple Allah, onların amellerini heba etti (yok etti). Ve işte bu, Allah´a göre çok kolay oldu. Onlar (münafıklar), birliklerin (düşman birliklerinin) gitmediğini sanıyorlar. Eğer birlikler gelseler, Arapların arasında olup (arasına karışıp), sizin haberlerinizi sormak isterlerdi. Ve şâyet sizin aranızda olsalardı, pek azı hariç, savaşmazlardı. Andolsun ki, sizin için ve Allah´a ve ahiret gününe (Allah´a ulaşma gününe) ulaşmayı dileyen ve Allah´ı çok zikredenler için, Allah´ın Resûl´ünde güzel bir örnek vardır. Ve mü´minler, (düşman) birliklerini gördükleri zaman: "Bu (zafer), Allah´ın ve O´nun Resûl´ünün vaadettiği şey. Allah ve O´nun Resûl´ü doğru söyledi." dediler. Ve bu, onların sadece îmânlarını ve teslimiyetlerini arttırdı. Mü´minlerden bir kısım erkekler, Allah´a yaptıkları ahde (savaşta şehit oluncaya kadar sebat edeceklerine dair verdikleri söze) sadık kaldılar. Böylece onlardan bir kısmı verdiği sözü yerine getirdi (şehit oldu), bir kısmı da (şehit olmayı) bekliyorlar. Ve onlar, (ahdlerinden) bir şey değiştirmediler. (Bu), Allah´ın sadıkları sadakatlerinden dolayı mükâfatlandırması ve münafıklara azap etmesi veya dilerse tövbelerini kabul etmesi içindir. Muhakkak ki Allah, Gafûr´dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren), Rahîm´dir (rahmet eden, Rahîm esmasıyla tecelli eden). Ve Allah, kâfirleri öfkeleriyle geri çevirdi, bir hayra nail olamadılar (gâlip gelemediler). Ve Allah, savaşta mü´minlere (onları gâlip kılarak) kâfi geldi. Ve Allah; Kaviyy´dir (kuvvetli), Azîz´dir (yüce, gâlip). Ve kitap ehlinden onlara arka çıkanları (yardım edenleri) kalelerinden indirdi. Ve onların kalplerine korku düşürdü. Bir kısmını öldürüyordunuz ve bir kısmını esir alıyordunuz. Ve sizi onların topraklarına, diyarlarına (ülkelerine), mallarına ve ayak basmadığınız arazilerine varis kıldı. Ve Allah herşeye kaadirdir. Ey Nebî (Peygamber)! Zevcelerine de ki: "Eğer dünya hayatını ve onun ziynetini istiyorsanız, o zaman gelin sizi metalandırayım (mehrinizi vereyim). Ve sizi güzel bir bırakışla boşayayım." Ve eğer siz, Allah´ı ve O´nun Resûl´ünü ve ahiret yurdunu istiyorsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, aranızdan muhsin kadınlar için büyük ecir (mükâfat) hazırladı. Ey Peygamber Hanımları! İçinizden kim açıkça bir fuhuşla (kötülükle), gelirse (yaparsa), ona azap iki kat artırılır. Ve bu, Allah´a göre kolaydır. Ve sizden kim, Allah ve O´nun Resûl´üne kanitin olursa (huşû ile bağlanırsa) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa ona, ecrini iki kat veririz. Ve onun için Biz, kerim rızık hazırladık. Ey Peygamber Hanımları! Siz (diğer) kadınlardan biri gibi değilsiniz. Eğer takva sahibi iseniz artık sözü yumuşak söylemeyin (erkeklerle çekici bir şekilde konuşmayın). O taktirde kalbinde maraz (nifak, fitne, şehvet) bulunan kimse tamah eder (arzu duyar). Ve maruf (ciddî) söz söyleyin. Ve evlerinizde karar kılın (oturun). Evvelki cahiliyye zamanındaki gibi (ziynetlerinizi) açmayın. Namazı ikame edin ve zekâtı verin. Allah ve O´nun Resûl´üne itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sadece sizden günahları gidermek ve sizi tertemiz temizlemek istiyor. Ve evlerinizde Allah´ın âyetlerinden okunanları ve hikmeti zikredin. Muhakkak ki Allah; Lâtif´tir (lütuf sahibi), Habîr´dir (herşeyden haberdar). Gerçekten İslâm olan (Allah´a teslim olan) erkekler ve İslâm olan kadınlar ve mü´min erkekler ve mü´min kadınlar, kanitin olan erkekler ve kanitin olan kadınlar, sadık erkekler ve sadık kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, (Rabbine) huşû duyan erkekler ve huşû duyan kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve ırzlarını koruyan kadınlar ve Allah´ı çok zikreden erkekler ve (çok) zikreden kadınlar! Allah, onlar için mağfiret ve azîm bir ecir (mükâfat) hazırladı. Ve mü´min erkek ve mü´min kadının, Allah ve O´nun Resûl´ü, onlar için bir işin olmasına hükmettiği (karar verdiği) zaman, kendi işlerinde seçim hakkı olamaz. Ve kim, Allah ve O´nun Resûl´üne asi olursa (itaat etmezse), o taktirde apaçık bir dalâlet ile sapmış olur. Ve Allah´ın, onu ni´metlendirdiği ve senin de kendisini ni´metlendirdiğin kişiye: “Zevceni (kendine) tut (boşama) ve Allah´a karşı takva sahibi ol.” demiştin. Allah´ın açıklayacağı şeyi nefsinde saklıyordun. Ve insanlardan korkuyordun (çekiniyordun). Allah, (Kendisinden) korkman (çekinmen) için daha çok hak sahibidir. Sonra Zeyd, ondan alâkasını kesince onu, seninle evlendirdik ki, evlâtlıklarının kendileriyle ilişkilerini kestikleri (boşadıkları) kadınların evlenmelerinde, mü´minlerin üzerinde bir zorluk olmasın diye. (Böylece) Allah´ın emri yerine getirilmiş oldu. Nebî için, Allah´ın O´na farz kıldığı şeyi (yerine getirmesinde) O´na bir güçlük yoktur. Daha önce gelip geçenler için de Allah´ın sünneti buydu. Allah´ın emri, taktir edilmiş bir kader idi (yerine getirildi). Onlar (nebîler, peygamberler), Allah´ın risaletini tebliğ ederler ve O´na huşû duyarlar ve Allah´tan başka hiç kimseden korkmazlar. Ve Allah, hesap görücü olarak kâfidir. Muhammed (A.S), sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası olmamıştır (değildir). Fakat Allah´ın Resûl´ü ve Nebîler´in (Peygamberler´in) Hatemi´dir (Sonuncusu). Allah, herşeyi en iyi bilendir. Ey âmenû olanlar! Allah´ı çok zikirle (günün yarısından fazla) zikredin. Ve O´nu, sabah akşam tesbih edin. Sizi (nefsinizin kalbini), karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için, üzerinize salâvât (vasıtasıyla nur) gönderen, O ve O´nun melekleridir ki O, mü´minlere Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). O´na (Allah´a) kavuştukları gün onların tehiyyeti (mükâfatı) "selâm"dır. Ve onlara kerim (ikram edilen) bir ecir (mükâfat) hazırlanmıştır. Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, seni şahit, müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. Ve O´nun (Allah´ın) izni ile Allah´a davet eden ve nurlandırıcı sirac (kandil) olarak (gönderdik). Ve mü´minleri müjdele! Muhakkak ki onlar için Allah´tan büyük fazl vardır. Ve kâfirlere ve münafıklara itaat etme ve (onların) eziyetlerine aldırma ve Allah´a tevekkül et. Ve Allah, vekil olarak (sana) yeter. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Mü´min kadınları nikâh ettiğiniz, sonra da onları temas etmeden önce boşadığınız zaman artık sizin için onun iddetini sayacağınız bir müddeti yoktur. Böylece onları metalandırın (mehirlerini verin) ve onları güzel bir bırakışla boşayın. Ey Nebî (Peygamber)! Muhakkak ki Biz, ecirlerini (mehirlerini) verdiğin zevcelerini ve elinin (altında) malik olduğun, Allah´ın ganimet olarak sana verdiği (cariyelerini) helâl kıldık. Ve seninle beraber hicret eden amcanın kızları, halanın kızları, dayının kızları, teyzenin kızları ve nefsini Nebî (Peygamber) için hibe eden ve Nebî´nin (Peygamber´in) de onu almak istediği mü´min kadınları, (diğer) mü´minler hariç, sana özel olarak (helâl kıldık). Onlara (diğer mü´minlere) zevceleri ve ellerinin (altında) malik oldukları (cariyeleri) konusunda neyi farz kıldık, Biz biliriz. (Bu), senin üzerine bir zorluk olmaması içindir. Ve Allah, Gafûr´dur (mağfiret eden), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Onlardan dilediğini ertelersin, dilediğini yanına alırsın. Ve azlettiklerinden (bıraktıklarından) istediğini (tekrar) yanına almanda bundan sonra sana günah yoktur. Bu, onların gözlerinin aydın olması (sevinmeleri), onların hüzünlenmemesi ve bu onların hepsinin senin verdiğin şeylerden razı olmaları için en uygundur. Ve Allah, kalplerinizde olanları bilir. Allah, Alîm´dir (en iyi bilen), Halîm´dir. Bundan sonra sana (başka) kadınlar ve zevcelerinden birini, güzelliği hoşuna gitse bile (başka bir hanımla) değiştirmen helâl değildir. Elinin (altında) sahip oldukların (cariyeler) hariç. Ve Allah, herşeyi murakebe (denetleyen) edendir. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler), size izin verilmedikçe Nebî´nin evlerine girmeyin! (Girmişseniz oyalanıp) yemeğin pişmesini beklemeyin. Fakat davet edildiğiniz zaman girin. Yemeğinizi yeyince hemen dağılın ve sohbet etmek istemeyin, söze dalmayın (izinsiz konuşmayın). İşte bu durum gerçekten Nebî´ye eziyet oluyordu. Fakat sizden hayâ ediyordu (utanıyordu). Allah, haktan hayâ duymaz (gerçeği açıklamaktan çekinmez). Onlardan (Peygamber Hanımları´ndan) bir şey sorduğunuz zaman perde arkasından sorun. Bu, sizin ve onların kalpleri için daha temizdir. Allah´ın Resûl´üne eziyet etmeniz ve bundan sonra O´nun zevcelerini nikâh etmeniz ebediyyen (helâl) olmaz. Muhakkak ki bu, Allah´ın katında çok büyük (günahtır). Bir şeyi açıklasanız da veya gizleseniz de muhakkak ki Allah, herşeyi en iyi bilendir. (Peygamber Eşleri´nin); babalarına, oğullarına, kardeşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerinin oğullarına, kadınlara ve ellerinin (altında) malik oldukları (cariyelere) görünmeleri hususunda, onların üzerine günah yoktur. Allah´a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, herşeye şahittir. Muhakkak ki Allah ve melekleri, Nebî´ye (Peygamber´e) salat ederler. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler), siz (de) O´na salat edin! Ve (O´na) teslim olarak salat edin! Muhakkak ki Allah ve Resûl´üne eziyet edenlere, onlara Allah, dünya ve ahirette lânet etti. Ve onlar için muhin (alçaltıcı) bir azap hazırladı. Ve mü´min erkek ve mü´min kadınlara iktisap etmedikleri (haketmedikleri, bir suç işlemedikleri) halde eziyet edenler bu durumda buhtan (iftira) ve apaçık günah yüklenmiş oldular. Ey Nebî (Peygamber)! Zevcelerine, kızlarına ve mü´minlerin kadınlarına (mü´min kadınlara) söyle, cilbablarına sarınsınlar (örtünsünler). Bu, onların (cariye olmadıklarının, hür ve iffetli kadın olduklarının) bilinmesi ve onlara eziyet edilmemesi için daha uygundur. Ve Allah, Gafûr´dur (mağfiret eden), Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden). Eğer münafıklar ve kalplerinde maraz (hastalık) bulunanlar ve şehirde yalan ve kötü haber yayanlar vazgeçmezlerse, elbette seni mutlaka onlara saldırtırız. Sonra az bir (zaman) hariç, orada sana komşu olamazlar (orada kalamazlar). Melunlar (lânete uğramış olanlar) nerede bulunursa yakalanırlar. Ve şiddetle (öldürüldükçe) öldürülürler. Daha önce geçmiş olanlar hakkında (da), Allah´ın sünneti (kanunu) budur. Ve Allah´ın sünnetinde asla bir değişiklik bulamazsın. İnsanlar sana o saati (kıyâmeti) soruyorlar. De ki: "Onun ilmi sadece Allah´ın indindedir." Ve sana bildirilmedi. Belki de o saat yaklaşmış olabilir. Muhakkak ki Allah, kâfirleri lânetledi. Onlar için alevli ateşi (cehennemi) hazırladı. Orada ebediyyen kalıcılardır (kalacak olanlardır). (Orada) bir dost ve bir yardımcı bulamazlar. Onların yüzlerinin, ateşin içinde (bir taraftan bir tarafa) çevrileceği gün: "Keşke biz Allah´a ve Resûl´e itaat etseydik." diyecekler. Ve cehennemde olanlar derler ki: "Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi´nden) saptık." Rabbimiz, onlara iki kat azap ver ve onları büyük bir lânetle lânetle. Ey âmenû olanlar, Musa (A.S)´a eziyet edenler gibi olmayın! Ve Allah, onu (Musa (A.S)´ı), onların söyledikleri şeylerden berî kıldı (temize çıkardı). Ve o, Allah´ın katında vecihti (yüzü aktı, şerefliydi). Ey âmenû olanlar, Allah´a karşı takva sahibi olun ve sedîd (doğru) söz söyleyin! (Böylece) sizin için amellerinizi ıslâh etsin (salih amele çevirsin). Günahlarınızı mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve kim, Allah´a ve O´nun Resûl´üne itaat ederse, o taktirde fevzül azîm (en büyük mükâfat) ile kurtulmuş olur. Muhakkak ki Biz, emaneti göklere, arza ve dağlara arz ettik (sunduk, teklif ettik). Onu yüklenmekten çekindiler ve ondan korktular. Ve insan onu yüklendi. Muhakkak ki o (nefs), çok zalimdir, çok cahildir. (Bu), Allah´ın münafık erkekleri ve münafık kadınları, müşrik erkekleri ve müşrik kadınları azaplandırması ve mü´min erkeklerin ve mü´min kadınların tövbelerini kabul etmesi içindir. Allah Gafûr´dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren), Rahîm´dir (Rahîm esması ile tecelli eden). Hamd, göklerde ve yerde olan varlıklar kendisine ait olan Allah´a aittir. Ve hamd, ahirette de O´na aittir. Ve O, Hakîm´dir (hikmet ve hüküm sahibi), Habîr´dir (herşeyden haberdar olan). (O, Allah) yere gireni ve ondan çıkanı, semadan ineni ve oraya yükseleni bilir. Ve O; Rahîm´dir (rahmet nuru gönderendir), Gafûr´dur (mağfiret eden, günahları sevaba çeviren). Ve kâfirler: "O saat (kıyâmet) bize gelmeyecek." dediler. De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbim, mutlaka onu size getirecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar (bir şey bile) O´ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü dahi hariç olmamak üzere Kitab-ı Mübın (Apaçık Kitab)´ın içindedir." (Kıyâmetin kopması) âmenû olanları (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları mükâfatlandırmak içindir. İşte onlar ki; onlar için mağfiret ve kerim rızık vardır. Ve âyetlerimizi aciz bırakmak konusunda çalışanlar, işte onlar ki; onlar için elîm azaptan iğrenç bir azap vardır. Ve kendilerine ilim verilenler, sana Rabbinden indirilenin hak olduğunu ve onun Azîz (ve) Hamîd Olan´ın (Allah´ın) yoluna (Allah´a ulaştıran Sıratı Mustakîm´e) hidayet ettiğini (ulaştırdığını) görüyorlar. Ve kâfirler dediler ki: "Siz tamamen parça parça olduğunuz (öldükten sonra vücudunuz çürüdüğü zaman) sizin mutlaka yeniden halkedileceğinizi (yaratılacağınızı) haber veren bir adamı size gösterelim mi?" Allah´a yalanla iftira mı etti? Yoksa onda cinnet (delilik) mi var? Hayır, onlar, ahirete inanmayanlar, azapta ve uzak bir dalâlet içindedirler. Yerin ve göklerin önlerinde ve arkalarında olan (kesimlerini) hâlâ görmüyorlar mı? Eğer dilersek, onları yerin dibine geçiririz veya gökten onların üzerine parçalar düşürürüz. Muhakkak ki bunda, münib olan (Allah´a yönelen ve O´na ulaşmayı dileyerek böylece O´na) kul olan herkes için ayet (ibret) vardır. Ve andolsun ki Davut (A.S)´a, Bizden bir fazilet verdik (nefsini tasfiye ettik). Ey dağlar, onunla beraber bana yönelin ve ey kuşlar (siz de)! Ve Biz de ona demiri yumuşattık. (Bedeni örten) uzun (geniş) zırhlar yap. Ve onu örgü (iç içe halkalar) şeklinde dizayn et. Ve salih amel (zikirle nefs tezkiyesi) yapın! Muhakkak ki Ben, yaptıklarınızı görenim. Ve sabah gidişi ile bir aylık, akşam gelişi ile bir aylık mesafeyi kateden rüzgâr, Süleyman içindi (onun emrine vermiştik). Erimiş bakırı, kaynağından onun için akıttık. Ve cinlerden, Rabbinin izniyle onun elinin altında (emrinde) çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden çıkarsa, ona alevli ateşin azabını tattırırız (tattırdık). Ona dilediği şeyleri, mihraplar (mescidler, saraylar, yüksek binalar), heykeller, havuz gibi büyük çanaklar, sabit kazanlar yapıyorlar(dı). Ey Davut ailesi, şükrederek çalışın! Ve kullarımdan, çok şükredenler azdır. Onun ölümüne hükmettiğimiz zaman ölümünün ortaya çıkmasına, sadece bastonunu yiyen bir ağaç kurdu delil (sebep) oldu. Ancak yere kapandığı zaman, (ölümü) cinlere belli oldu (cinler, onun öldüğünü o zaman anladılar). Eğer gaybı bilmiş olsalardı, muhîn (alçaltıcı) azabın içinde kalmazlardı. Andolsun ki Sebe (halkı) için meskûn oldukları yerlerde, sağda ve soldaki iki bahçe âyettir (ibrettir). Rabbinizin rızkından yeyin ve O´na şükredin! (O), güzel bir belde. Ve (Allah), mağfiret eden bir Rab. Fakat onlar yüz çevirdiler. Bunun üzerine onlara "arim" selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini, acı meyveli ağaçlara, meyvesiz ağaçlara ve az miktarda sidr ağacını havi olan iki bahçeye tebdil ettik (dönüştürdük). İşte böylece inkârlarından dolayı onları cezalandırdık. Biz, kâfirlerden başkasını cezalandırır mıyız? Ve onlarla bereketli kıldığımız ülkeler arasında, arka arkaya (birbirine yakın) beldeler kıldık. Ve orada seyir (yolculuk) yapılacak yollar taktir ettik. Orada geceleri ve gündüzleri emin olarak dolaşın (yolculuk yapın) (dedik). Fakat onlar: "Rabbimiz, seferlerimizin arasını uzak kıl." dediler. Ve kendilerine zulmettiler. Böylece onları (nesilden nesile anlatılan) "hadîs" kıldık Ve onları tamamen parça parça dağıttık. Muhakkak ki bunda, çok sabredenlerin ve çok şükredenlerin hepsi için elbette ayetler (ibretler) vardır. Ve andolsun ki iblis, onlar üzerindeki zannını (hedefini) yerine getirdi. Böylece mü´minleri oluşturan bir fırka (Allah´a ulaşmayı dileyenler) hariç, hepsi ona (şeytana) tâbî oldular. Ve onun (iblisin) onlar üzerinde bir sultanlığı (nüfuzu, tesiri) yoktu. Ahirete (hayatta iken ruhunu Allah´a ulaştırmaya) inanan kişi ile ondan (Allah´a ulaşmaktan) şüphe içinde olanları bilmemiz için (iblisle onları imtihan ettik). Ve senin Rabbin herşeyi hıfzedendir. Allah´tan başka zeam ettiklerinizi (değer verdiklerinizi, ilâh saydıklarınızı) çağırın! Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şeye (güce) malik değildirler. Onların, o ikisinde (göklerde ve yerde) bir ortaklığı yoktur. Ve O´nun (Allah´ın) onlardan bir yardımcısı yoktur. Ve O´nun huzurunda, kendisine izin verdiği kimseden başkasının şefaati bir fayda vermez. Onların kalplerinden korku giderilince: "Rabbiniz ne buyurdu?" dediler. (Onlar da) "Hakkı buyurdu." dediler. Ve O; Âli´dir (çok yüce), Kebir´dir (çok büyük). De ki: "Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kim?" "Allah" de. Ve muhakkak ki biz veya siz, mutlaka ya hidayet üzerindeyiz veya apaçık dalâlet üzerinde. De ki: "Bizim yaptığımız cürümlerden (suçlardan) siz sorgulanmazsınız. Ve biz (de) sizin yaptıklarınızdan sorgulanmayız." De ki: "Rabbimiz bizi birarada toplayacak. Sonra hak ile bizim aramızı açacak (hüküm verecek)." Ve O; Fettah´tır (hak ile hükmeden) ve Âlim´dir (en iyi bilen). De ki: "Ortaklığa ilhak (dahil) ettiğiniz ortakları (Allah´a şirk koştuğunuz putları) bana gösterin. Olamaz, hayır (onlar Allah´a ortak olamazlar). O Allah ki; Azîz´dir (üstün, yüce), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibi). Ve Biz, seni (kâinattaki) insanların hepsi için müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olmandan başka bir şey için göndermedik. Fakat insanların çoğu bilmezler. Ve: "Eğer sadıklar (doğru söyleyenler) iseniz bu vaad (kıyâmet) ne zaman?" derler. De ki: "Sizin için (belirlenen) günün zamanından, bir saat (dahi) tehir ve takdim edemezsiniz (geciktiremezsiniz veya öne alamazsınız)." Ve kâfirler: "Bu Kur´ân´a ve elleri arasındakine (İncil´e) asla inanmayız." dediler. Rab´lerinin huzurunda zalimleri tevkif edildikleri (tutuklandıkları) zaman görsen. Birbirlerine lâf atarlar. Zaafa uğratılanlar (hakir görülenler), kibirlenenlere: "Eğer siz olmasaydınız, biz muhakkak mü´minler olurduk." derler. Kibirlenenler, zaafa uğratılanlara: "Sizlere hidayet geldikten sonra, hidayetten sizleri biz mi engelledik? Hayır, siz (kendiniz) mücrimlerdiniz (suçlulardınız)." dedi(ler). Ve zaafa uğratılanlar (hakir görülenler), kibirlenenlere: "Hayır, (işiniz) gece ve gündüz hile idi. Bize Allah´ı inkâr etmemizi ve O´na putları eşler koşmamızı emrediyordunuz." dediler. Azabı gördükleri zaman pişmanlıklarını saklarlar (için için pişman olurlar). İnkar edenlerin boyunlarına halkalar (zincirler) geçirdik. Onlar yaptıklarından başka bir şeyle mi cezalandırılırlar? Ve Bizim nezir göndermediğimiz hiçbir yer yoktur. Her karyenin (ülkenin) refah içinde olanları (ileri gelenleri): "Muhakkak ki biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edenleriz." demekten başka bir şey söylemediler. Ve: "Biz, mal ve evlât olarak daha çoğuz. Ve biz, azap edilecek olanlar değiliz." dediler. De ki: "Muhakkak ki benim Rabbim, dilediği kimseye rızkı genişletir ve taktir eder (daraltır). Ve lâkin insanların çoğu bilmezler." Ve sizin mallarınız ve evlâtlarınız katımızda sizi, Bize yaklaştıracak yüksek değere sahip değildir. Âmenû olan ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. İşte onlar, onlar için amelleri sebebiyle kat kat mükâfat vardır. Ve onlar, yüksek makamlarda emin (emniyette) olanlardır. Ve âyetlerimizi aciz (hükümsüz) bırakmak için çalışanlar, işte onlar azap içinde (azabın daha kötüsü için) hazır bulunanlardır. De ki: "Muhakkak ki benim Rabbim, kullarından dilediği kimseye rızkı genişletir ve taktir eder (daraltır). Ve bir şey infâk ettiğiniz (verdiğiniz) zaman (o taktirde) O, onun karşılığını verir. Ve O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Ve o gün onların hepsini haşredecek (birarada toplayacak). Sonra meleklerine şöyle buyuracak: "Size tapmış olanlar bunlar mı?" (Melekler) dediler ki: "Sen Sübhan´sın (herşeyden münezzeh, çok yüce). Bizim velîmiz onlar değil, Sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Onların çoğu, onlara (cinlerin söylediklerine) inananlardır." Artık o gün bir kısmınız diğerlerine fayda ve zarar vermeye malik olamaz (gücü yetmez). Zulmedenlere: "Tekzip etmiş (yalanlamış) olduğunuz ateşin azabını tadın." diyeceğiz. Ve onlara âyetlerimiz açıkça okunduğu zaman: "Bu ancak, babalarınızın tapmış olduğu şeylerden sizi men etmek isteyen bir adamdan başkası değildir." dediler. Ve dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir iftiradan başka bir şey değil." Ve kâfirler hak için, onlara (hak) geldiği zaman: "Bu, ancak apaçık bir sihirdir." dediler. Ve Biz, onlara tedris edecekleri (okuyup çalışacakları) kitaplardan vermedik. Ve senden önce onlara bir nezir (de) (uyarıcı peygamber) göndermedik. Ve onlardan öncekiler (de) tekzip ettiler (yalanladılar). Ve onlara verdiğimiz şeylerin onda birine (bile) erişmediler. Buna rağmen resûllerimizi tekzip ettiler (yalanladılar). Bundan sonra inkârım (cezam) nasıl oldu? De ki: "Size sadece tek bir şey vaazediyorum. Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalkın. Sonra tefekkür edin." Sizin sahibinizde (arkadaşınızda) cinnet (delilik) yoktur. O, ancak sizin için önünüzdeki (gelecek olan) şiddetli azaba (karşı) bir nezirdir (uyarıcı). De ki: "Ben sizden bir ecir (ücret) istemedim. Öyleyse o (ecriniz) sizin olsun. Benim ecrim sadece Allah´a aittir. Ve O, herşeye şahittir." De ki: "Muhakkak ki benim Rabbim hakkı kazefe eder (tecelli ettirir). Bütün gaybleri (tamamiyle) bilendir." De ki: "Hak geldi, bâtıl (bir şey) zuhur ettiremez ve geri getiremez." De ki: "Eğer dalâlette olursam, o zaman sadece kendi nefsim üzerine (sebebiyle) olurum. Eğer hidayete erersem, o taktirde bu Rabbimin bana vahyi sebebiyledir. Muhakkak ki O; en iyi işiten ve en yakın olandır." Ve onları dehşete kapıldıkları zaman görsen. Artık kaçış (kurtuluş) yoktur. Ve onlar, (cehenneme) yakın bir yerden yakalandılar. Ve "O´na îmân ettik." dediler. (Hidayete) uzak bir yerden (dalâletten) onlar (îmânı) nasıl elde ederler? Ve daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden (dalâletten) gayba (lâf) atıyorlardı. Ve onlarla, onların istedikleri şeylerin arası ayrıldı, daha önce de (onlardan öncekilerin istedikleri) şeylere yapıldığı gibi. Muhakkak ki onlar, endişe veren bir şüphe içindeydiler. Hamd; gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlara sahip melekleri, resûller (elçiler) kılan Allah´a aittir. Yaratmada dilediğini arttırır. Muhakkak ki Allah, herşeye kaadirdir. Allah, rahmetinden insanlar için ne açarsa (genişletirse), o taktirde onu tutacak yoktur. Ve neyi tutarsa, artık O´ndan sonra onu gönderecek (serbest bırakacak) da yoktur. Ve O; Azîz´dir (üstün, yüce), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibi). Ey insanlar! Allah´ın üzerinizdeki ni´metini zikredin. Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran, Allah´tan başka bir Halîk (bir Yaratıcı) var mı? O´ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse nasıl (îmândan) döndürülüyorsunuz? Ve eğer seni tekzip ediyorlarsa (yalanlıyorlarsa), senden önceki resûller (de) yalanlanmıştı. Emirler (bütün işler), Allah´a döndürülür. Ey insanlar! Muhakkak ki Allah´ın vaadi haktır. Öyleyse dünya hayatı sizi sakın aldatmasın. Aldatıcılar da sizi Allah ile (affına güvendirerek) aldatmasınlar. Muhakkak ki şeytan, sizin düşmanınızdır. Öyleyse onu düşman edinin. O, kendi hizbini (taraftarlarını) sadece alevli ateş (cehennem) ehlinden olmaları için çağırır. Kâfir olanlar; onlar için şiddetli azap vardır. Ve âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlar; onlar için mağfiret ve büyük mükâfat vardır. Fakat kötü ameli, kendisine süslenen (güzel gösterilen), böylece onu güzel gören kişi mi? İşte muhakkak ki Allah, dilediği kişiyi dalâlette bırakır ve dilediği kişiyi hidayete erdirir. Artık onlar için nefsin, hasret duymasın (hüzünlenmesin). Muhakkak ki Allah, onların yaptıklarını en iyi bilendir. Ve o Allah ki, rüzgârı gönderir, böylece bulutları hareket ettirir. Sonra da onu ölü beldeye sevkederiz. Böylelikle arzı, ölümünden sonra onunla (yağmurla) diriltiriz. Nuşur (yeniden dirilip yayılma), işte bunun gibidir. Kim izzet istediyse, işte izzet tamamen Allah´a aittir. Güzel kelimeler (sözler), O´na erişir. Onu, salih amel (nefs tezkiyesi) yükseltir. Kötülüklerle tuzak kuranlar; onlar için şiddetli azap vardır. Ve onların tuzakları boşa gider. Ve Allah sizi topraktan yarattı. Sonra bir nutfeden. Sonra (da) sizi çiftler kıldı. O´nun ilmi olmaksızın bir kadın yüklenemez (hamile kalamaz) ve doğum yapamaz. Ömür verilen bir kimsenin ömrü kitapta olanın dışında uzatılmaz veya onun ömründen eksiltilmez. Muhakkak ki bu, Allah için çok kolaydır. Ve iki deniz müsavi (eşit) olamaz. Bu lezzetli, tatlıdır. Susuzluğu gideren, içimi kolay olandır. Ve bu (diğeri) tuzludur, acıdır. Hepsinden taze et yersiniz. Ve giyeceğiniz (takacağınız) süs eşyası (inci, mercan) çıkarırsınız. Ve onun fazlından istemeniz için onda (suyu) yarıp giden gemiler görürsünüz. Umulur ki böylece şükredersiniz. (Allah), geceyi gündüzün içine, gündüzü gecenin içine sokar. Güneş´i ve Ay´ı emri altına almıştır. Hepsi belirlenmiş bir zamana kadar akar (yörüngelerinde dönerler). İşte bu Allah, sizin Rabbinizdir. Mülk, O´nundur. O´ndan (Allah´tan) başka taptıklarınız, bir kıtmire (hurma çekirdeğinin zarına) bile malik değildir. Eğer onlara dua ederseniz sizi, dualarınızı işitmezler. Şâyet işitmiş olsalar (bile) size icabet edemezler. Kıyâmet günü sizin şirkinizi inkâr edecekler. Ve sana bunun (bu haberin) mislini (benzerini) verecek (kimse, şey) bulunmaz (Allah´tan başkası haber veremez). Ey insanlar! Sizler, Allah´a muhtaç fakirlersiniz. Ve Allah ki, O; Gani´dir (zengin, ihtiyacı olmayan), Hamîd´dir (hamdedilen). Eğer dilerse sizi giderir (yok eder) ve (sizin yerinize) yeni bir halk getirir. Ve bu, Allah´a (Allah için) azîz (güç) değildir. Ve yük taşıyan birisi (bir günahkâr) başka birinin yükünü (günahını) yüklenmez. Eğer ağır yüklü kimse, onu (günahlarını) yüklenmeye (başkasını) çağırsa bile ondan hiçbir şey yükletilmez, onun yakını olsa dahi. Sen ancak gaybte Rabbine huşû duyanları ve namazı ikame edenleri uyarırsın. Ve kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse), o taktirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah´adır (Nefs tezkiyesi ile ruh Allah´a döner, ulaşır). Ve âmâ (kör) olanla basiret sahibi olan (gören) müsavi (eşit) olmaz. Ve zulmet (karanlık) ve nur (aydınlık) da (eşit olmaz). Ve gölge ve sıcaklık da (eşit olmaz). Ve hayy (diri) olanlar ve ölüler eşit olmaz. Muhakkak ki Allah, dilediğine işittirir. Ve sen, kabirlerde (mezarlarda) olanlara işittirici değilsin. Sen sadece bir nezirsin (uyarıcısın). Muhakkak ki Biz seni, hak ile müjdeleyici ve nezir (uyarıcı) olarak gönderdik. İçinden bir nezir gelip geçmiş olmayan hiçbir ümmet yoktur. Ve eğer seni tekzip ediyorlarsa (yalanlıyorlarsa), o taktirde (bil ki) onlardan öncekiler de (resûllerini) yalanlamışlardı. Onların resûlleri, onlara beyyineler (mucizeler, açık deliller) ve zuburi (sayfalar) ve nurlandırıcı kitap getirdiler. Sonra inkâr edenleri yakaladım. Bundan sonra inkârım (inkâr edilmem) nasıl oldu? Allah´ın suyu, semadan indirdiğini görmedin mi? Böylece onunla çeşitli renklerde ürünler (meyveler) çıkardık. Ve dağlardan beyaz, kırmızı, çeşitli renklerde ve kara ve kapkara (koyu siyah) yollar (kıldık). Ve bunun gibi insanlardan, davarlardan, yürüyen hayvanlardan da çeşitli renkte olanlar vardır. Ancak kullarından ulema (âlimler), Allah´a karşı huşû duyar. Muhakkak ki Allah; Azîz´dir (üstün, yüce), Gafûr´dur (mağfiret eden). Muhakkak ki Allah´ın Kitabı´nı okuyanlar, namazı ikame edenler, onları rızıklandırdığımız şeylerden gizli ve açık infâk edenler, asla kesilmeyecek (devam edecek) bir ticaret (kazanç) ümit ederler. Onların ecirleri (mükâfatları) onlara vefa edilir (ödenir). Ve (Allah), onlara fazlından artırır. Muhakkak ki O; Gafûr´dur (mağfiret eden), Şekûr´dur (şükredilen). Ve sana kitaptan vahyettiğimiz, onların ellerindekini tasdik edici olarak haktır. Muhakkak ki Allah, kullarından mutlaka haberdar olandır, (onları) görendir. Sonra kullarımızdan seçtiklerimizi kitaba varis kıldık. Böylece onlardan bir kısmı nefsine zulmedicidir, onlardan bir kısmı muktesittir. Onlardan bir kısmı da Allah´ın izniyle hayırlarda yarışanlardır. İşte o ki o, büyük fazldır. (Onlar), adn cennetlerine girerler. Orada altından bilezikler ve inciler takarlar. Ve orada onların elbiseleri ipektir. "Ve bizden hüznü gideren Allah´a hamdolsun, muhakkak ki Rabbimiz, gerçekten Gafûr´dur (mağfiret eden), Şekûr´dur (şükredilen)." dediler (derler). Ki O, bizi fazlından kalınacak (ikâmet edilecek) bir yurda yerleştirdi. Orada bize bir yorgunluk dokunmaz ve orada bize (açlık ve meşakkatten dolayı) bir bıkkınlık ve usanç dokunmaz. Ve inkâr edenler (Allah´a ulaşmayı dilemeyenler). Onlar için cehennem ateşi vardır. Onlar için karar verilmez ki böylece (bu karar gereğince) ölsünler ve onun azabı, onlardan hafifletilmez. İşte Biz, bütün inkâr edenleri böyle cezalandırırız. Ve onlar, orada feryat ederler: “Rabbimiz bizi (buradan) çıkar, yapmış olduklarımızdan başka (amel) salih amel yapalım.” Size orada (dünyada), tezekkür etmek isteyen kimsenin, tezekkür etmesine yetecek kadar bir ömür vermedik mi? Size nezir gelmedi mi? O halde (azabı) tadın. Artık zalimler için bir yardımcı yoktur. Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Muhakkak ki O, sinelerde olanı en iyi bilendir. Sizi yeryüzünde halifeler kılan O´dur. Artık kim inkâr ederse, o zaman onun küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlere küfürleri, Rab´lerinin huzurunda, gazaptan başka bir şey artırmaz ve kâfirlere küfürleri, hasardan (ziyandan) başka bir şey artırmaz. De ki: “Allah´tan başka taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana gösterin! Yerden (topraktan) ne halkettiler (yarattılar). Veya onların göklerde ortakları mı var? Yoksa onlara kitap mı verdik de onlar, ondan (o kitaptan) bir beyyine (delil) üzerindeler mi (üzerinde mi oldular)? Hayır, zalimler sadece birbirlerine aldatıcı şeyler vaadederler.” Muhakkak ki Allah, gökleri ve yeri, zail olurlar diye (zail olmaması için) tutuyor. Gerçekten ikisi de zail olurlarsa (yok olurlarsa), ondan sonra, o ikisini (gökleri ve yeri) O´ndan (Allah´tan) başka tutacak (yoktur). Muhakkak ki O; Halîm´dir, Gafûr´dur (günahları sevaba çeviren). Ve Allah´a en kuvvetli yeminleri ile kasem ettiler. Eğer gerçekten onlara nezir gelirse, mutlaka en çok hidayete eren ümmetlerden biri olacaklarına. Fakat (bu), onlara nezir (uyarıcı) geldiği zaman onların nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı. Yeryüzünde kibirlendiler ve kötü hile düzenlediler . Oysa kötü hileler, sahibinden başkasına isabet etmez (ulaşmaz). Öyleyse onlar, evvelkilerin sünnetinden başkasını mı gözlüyorlar (bekliyorlar)? Halbuki Allah´ın sünnetinde asla bir tebdil (değişiklik) bulamazsın. Ve Allah´ın sünnetinde asla bir tahvil (değişme) bulamazsın. Yeryüzünde dolaşıp, onlardan öncekilerin akıbeti (sonu) nasıl oldu bakmadılar mı? Ve onlardan daha çok kuvvetliydiler. Göklerde ve yerde Allah´ı aciz bırakacak (hiç)bir şey yoktur. Muhakkak ki O, en iyi bilendir, (herşeye) kaadirdir. Ve eğer Allah insanları, kazandıkları şeyler sebebiyle muaheze etseydi (sorgulasaydı), onun üstünde (yeryüzünde) dabbe (yürüyen bir canlı) bırakmazdı. Ve lâkin belirlenmiş bir zamana kadar onları tehir eder (erteler). Fakat onların ecelleri geldiği zaman (hesaba çeker). Muhakkak ki Allah, kullarını görendir. Yâ, Sîn. Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) Kur´ân´a andolsun. Muhakkak ki sen, gerçekten gönderilen resûllerdensin. Sıratı Mustakîm üzerinde(sin). Azîz ve Rahîm olan Allah tarafından indirilmiştir. Babaları uyarılmamış bir kavmi, uyarman içindir. Çünkü onlar gâfillerdir. Andolsun ki (Allah´ın) söz(ü) onların çoğunun üzerine hak oldu. Artık onlar âmenû olmazlar (Allah´a ulaşmayı dilemezler). Muhakkak ki Biz, onların boyunlarına, çenelerine kadar halkalar (zincirler) kıldık (geçirdik). Bu sebeple onlar, başları yukarı kaldırılmış olanlardır. Ve onların önlerine ve arkalarına set kılarak (çekerek) böylece onları perdeledik. Artık onlar görmezler. Ve onları uyarsan da uyarmasan da onlar için eşittir. Onlar âmenû olmazlar (Allah´a ulaşmayı dilemezler). Sen sadece zikre tâbî olanı ve gaybte Rahmân´a huşû duyanı uyarırsın. Öyleyse onu mağfiret ile (günahların sevaba çevrilmesiyle) ve "kerim ecir" ile müjdele. Muhakkak ki Biz, ölüleri diriltiriz. Ve takdim ettiklerini ve onların eserlerini yazarız. Ve herşeyi İmam-ı Mübin´de (apaçık bir rehber´de) saydık (tespit ettik). Ve onlara, o şehrin halkını misal ver. Onlara resûller gelmişti. Onlara iki (resûl) göndermiştik. Fakat ikisini de tekzip ettiler (yalanladılar). Bunun üzerine (onları) üçüncü (resûl) ile azîz kıldık (destekledik). O zaman onlar: "Muhakkak ki biz, size gönderilmiş resûlleriz." dediler. Dediler ki: "Siz, bizim gibi beşerden başka bir şey değilsiniz. Ve Rahmân bir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." (Resûller) dediler ki: "Bizim, gerçekten size gönderilmiş resûller olduğumuzu Rabbimiz biliyor." Ve bizim üzerimizde açıkça tebliğden (bildirmekten) başka bir şey (sorumluluk) yoktur. "Muhakkak ki biz, sizinle uğursuzluğa uğradık. Eğer siz gerçekten vazgeçmezseniz (son vermezseniz), sizi mutlaka taşlayacağız. Ve mutlaka bizden size elîm bir azap dokunacak." dediler. "Uğursuzluğunuz sizinle beraberdir (kendinizdendir). Size zikir hatırlatılınca mı (uğursuzluğa uğruyorsunuz)? Hayır, siz müsrif (haddi aşan) bir kavimsiniz." dediler. Ve şehrin en uzak yerinden bir adam koşarak geldi. "Ey kavmim, (size) gönderilmiş olan resûllere tâbî olun!" dedi. (Tebliğlerine karşılık) sizden ücret istemeyen (bu) kişilere tâbî olun. Ve onlar, mehdilerdir (hidayete ermiş ve hidayete erdirenlerdir). Ve ben, niçin beni Yaratan´a kul olmayayım ki; siz, O´na döndürüleceksiniz. Ben, O´ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer Rahmân bana bir zarar dilerse, onların şefaati bana bir (şey) fayda vermez (sağlamaz). Ve onlar beni kurtaramazlar. Eğer öyle olsaydı (putlara tapsaydım) muhakkak ki ben, mutlaka apaçık dalâlette olurdum. Muhakkak ki ben, sizin Rabbinize îmân ettim. Öyleyse beni işitin. (Ona): "Cennete gir!" denildi. "Keşke kavmim bilseydi." dedi. Bu sebeple, Rabbimin bana mağfiret ettiğini ve ikram edilenlerden kıldığını (bilselerdi). Ve onun arkasından, onun kavmi üzerine gökten bir ordu indirmedik, indiriciler de olmadık. (Onların cezası) sadece bir sayha (şiddetli ses dalgası) oldu. O zaman onlar sönenler oldular. O kullara yazıklar olsun! Onlara hiçbir resûl gelmedi ki, onunla alay etmiş olmasınlar (hepsiyle alay ettiler). Ondan önceki nice nesillerden (kimleri) helâk ettiğimizi, onların (helâk edilenlerin) kendilerine dönmediklerini görmediler mi? Ve ancak herkes toplandığı zaman (onlar da) huzurumuzda hazır bulundurulacak olanlardır. Ve ölü toprak onlara bir âyettir (mucizedir). Onu dirilttik ve ondan habbeler (taneler) çıkarttık. Böylece ondan yerler. Ve orada, hurma ve üzüm bahçeleri kıldık (yaptık). Ve orada, pınarlar fışkırttık. Onun ürünlerinden (meyvelerinden) ve elleriyle yaptıklarından yesinler diye. Hâlâ şükretmezler mi? Arzın yetiştirdiği herşeyden, onların nefslerinden ve bilmedikleri şeylerden çiftler (eşler) yaratan, O (Allah), Sübhan´dır (herşeyden münezzeh). Ve gece onlar için bir âyettir (ibrettir). Ondan gündüzü sıyırırız (çekip alırız). O zaman onlar karanlıkta kalanlardır. Ve Güneş, onun için istikrarlı kılınan (yörüngesinde) akar gider. İşte bu azîz ve alîm olan (en iyi bilen) Allah´ın takdiridir. Ve Ay, kurumuş hurma salkımı dalı gibi bir şekil (bedir şeklinden hilâl) haline dönünceye kadar ona menziller takdir ettik. Güneş´in Ay´a yetişmesi ve gecenin gündüzü geçmesi mümkün olamaz. Ve hepsi feleklerinde (yörüngelerinde) yüzerler (seyrederler). Ve onların zürriyetlerini (nesillerini) dolu gemilerde taşımamız onlar için bir âyettir. Ve onlar için, onun gibi (gemiler gibi) binecekleri şeyler yarattık. Ve dilersek onları boğarız, o zaman onlara yardım edilmez ve onlar kurtarılmaz. Bizden bir rahmet ve belli bir zamana kadar metalanmaları (faydalanmaları) hariç. Ve onlara: "Önünüzde ve arkanızda olan şeylerden sakının. Umulur ki böylece rahmet olunursunuz." denilmişti. Ve Rab´lerinin âyetlerinden hiçbir âyet gelmez ki, ondan yüz çevirenler olmasınlar. Ve onlara "Allah´ın sizi rızıklandırdığı şeylerden infâk edin (verin)." denildiği zaman kâfirler, âmenû olanlara: "Allah´ın dileseydi, doyuracağı kişiyi biz mi doyuracağız? Siz ancak apaçık bir dalâlet içindesiniz." dediler. "Ve eğer siz doğru söyleyenlerseniz, bu vaad ne zaman?" derler. Onlar tartışırken, onları alacak (yakalayacak) olan tek bir sayhadan (şiddetli ses dalgasından) başka bir şey gözlemiyorlar (beklemiyorlar). Artık vasiyet etmeye güçleri yetmez. Ve ailelerine dönemezler. Ve sur´a üfürülmüştür. İşte o zaman onlar, mezarlarından Rab´lerine koşarlar (uçarlar, yükselirler). "Eyvahlar olsun bize, mezarlarımızdan bizi kim beas etti (kaldırdı)? Bu, Rahmân´ın vaadettiği şeydir. Ve resûller doğru söylemişler." dediler. Sadece tek bir sayha (şiddetli ses dalgası)! İşte o zaman onlar, hepsi huzurumuzda hazır bulunanlardır. İşte o gün (hiç)bir kimseye, (hiç)bir şeyle zulmedilmez. Ve amellerinizden başka bir şey ile cezalandırılmazsınız. Muhakkak ki cennet ehli, o gün zevkli bir meşguliyet içinde olanlardır. Onlar ve eşleri, gölgeliklerde tahtlar üzerinde yaslanmış olanlardır. Orada onlar için meyveler ve istedikleri (her)şey vardır. Rahîm olan Rab´ten "selâm" sözü (vardır). Ve ey mücrimler (suçlular)! Bugün ayrılın (bir kenara çekilin). Ey Âdemoğulları! Ben, sizlerden şeytana kul olmayacağınıza dair ahd almadım mı? Muhakkak ki o (şeytan), size apaçık bir düşmandır. Ve Ben, sizden Bana kul olmanıza (dair ahd almadım mı?) Bu da Sıratı Mustakîm (üzerinde bulunmak)tır. Ve andolsun ki sizden birçoklarını dalâlette bıraktı. Hâlâ akıl etmez misiniz? Size vaadedilmiş olan cehennem (işte) budur. İnkâr etmeniz sebebiyle bugün ona (cehenneme) yaslanın (girin). Bugün onların ağızlarını mühürleriz. Kazanmış olduklarını (yaptıklarını) Bize, onların elleri anlatır, ayakları şahitlik eder. Ve eğer dileseydik, elbette gözlerini mahvederdik (kör ederdik). O zaman yolda (sağa sola) koşuştururlardı. Bundan sonra nasıl görürler? Ve eğer dileseydik, elbette onları mekânlarında (bulundukları yerde) değiştirirdik. O zaman ileri gitmeye ve geri dönmeye güçleri yetmezdi. Ve kimin ömrünü uzatırsak, onun yaratılışını tersine çeviririz (kuvvetini gideririz). Hâlâ akıl etmezler mi? Ve Biz, O´na (Peygamber´e) şiir öğretmedik. Ve (bu), O´na yakışmaz. O (O´na indirilen), sadece zikir ve apaçık Kur´ân´dır. (Kur´ân´ın indirilmesi), hayy olanları inzar etmek (uyarmak) ve (azap) sözünün kâfirlerin üzerine hak olması içindir. Ellerimizle (kudretimizle) yaptığımız şeylerden onlar için hayvanları nasıl halkettiğimizi görmediler mi? Onlar, böylece onlara (hayvanlara) malik olurlar. Ve Biz onları (hayvanları), onlara zelil (itaatkâr) yaptık. Böylece onlardan, kendilerinin binekleri oldu (onlara binerler) ve onlardan (etlerinden) yerler. Ve onlarda, kendileri için (birçok) menfaatler (yararlar) ve içecek şeyler (süt) vardır. Hâlâ şükretmezler mi? Ve yardım olunacaklarını ümit ederek, Allah´tan başka ilâhlar edindiler. (O ilâhlar), onlara yardım etmeye muktedir değildirler. Ve kendileri, onlar (o ilâhlar) için, (onlara yardıma) hazır askerlerdir. Artık onların sözleri seni mahzun etmesin. Muhakkak ki Biz, sakladıklarını da açıkladıklarını da biliriz. İnsan, onu bir nutfeden nasıl yarattığımızı görmedi mi? Sonra da Bize (karşı) apaçık hasım (düşman) oldu. Ve kendi yaratılışını unutup Bize misal getirdi: "Kemiklerimiz çürüyüp dağılmış haldeyken kim onlara can verecek?" dedi. De ki: "Onu ilk defa inşa eden (Yaratan), ona hayat verecek. Ve O, bütün yaratışları En İyi Bilen´dir." Yeşil ağaçtan sizin için ateş (oksijen) kılan (çıkaran), O´dur. Böylece siz, ondan yakarsınız. Gökleri ve yerleri yaratan, onların bir eşini daha yaratmaya kaadir değil midir? Evet O, (yegâne) Yaratıcı ve En İyi Bilen´dir. O (Allah), bir şey irade ettiği (dilediği) zaman O´nun emri, sadece ona: "Ol!" demektir. O, hemen olur. İşte O, Sübhan´dır. Herşeyin melekûtu (mülkü ve hükümdarlığı) O´nun elindedir. Ve O´na döndürüleceksiniz. Ve saf bağlayarak (huşû ile Allah´ın huzurunda) saf halinde bulunanlara andolsun. Toplayıp sevkedenlere (sağ ve sol kanat velîlerine). Zikrederek (Kur´ân) tilâvet edenlere (okuyanlara) (andolsun). Muhakkak ki sizin İlâhınız, mutlaka Tek´tir. Göklerin, yerin ve ikisi arasında olanların Rabbidir. Ve doğuların (da) Rabbidir. Muhakkak ki Biz; dünya semasını, yıldızları ziynet kılarak süsledik. Ve marid (azgın ve asi) şeytanların hepsinden muhafaza ederek. Melei A´lâ´ya kulak verip dinleyemezler ve her taraftan atılırlar (kovulurlar). Kovulmuş olarak, onlar için kesilmeyen sürekli azap vardır. Ancak kim bir söz kapıp kaçarsa, o taktirde kayıp giden yakıcı bir alev onu takip eder (ona ulaşır, yok eder). Hayır, onlardan fetva iste (sor): "Onlar mı yaratılış bakımından daha kuvvetli, yoksa Bizim (diğer) yarattıklarımız mı?" Muhakkak ki Biz, onları yapışkan nemli topraktan yarattık. Evet, sen hayret ettin ve onlar (ise) alay ediyorlar. Ve (onlara) hatırlatılınca (anlatılınca) tezekkür etmezler (dinleyip hükme varamazlar). Ve bir âyet (mucize) gördükleri zaman alay ederler. Ve: "Bu sadece apaçık bir sihirdir." dediler (derler). Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz, mutlaka beas edilenler (diriltilenler) mi olacağız? Ve evvelki babalarımız (atalarımız) da mı? "Evet ve siz (yeniden yaratıldığınız zaman) hor ve hakir olacaklarsınız." de. İşte o, sadece tek bir çığlıktır. Onlar işte o zaman (diriltilince) bakacaklar (görecekler). "Ve eyvahlar olsun bize, (işte) bu dîn günüdür." dediler. (İşte) bu tekzip etmiş (yalanlamış) olduğunuz fasıl (haklıyı haksızdan ayırma, hüküm verme) günüdür. Zulmedenleri ve onların eşlerini (zevcelerini) haşredin (biraraya toplayın)! Ve onların tapmış oldukları şeyleri (de). Allah´tan başka (taptıkları). Artık onları cahîm (cehennem) yoluna hidayet edin (ulaştırın). Artık onları tevkif edin (tutuklayın). Muhakkak ki onlar, mesuldürler (sorumludurlar). Size ne oldu ki yardımlaşmıyorsunuz. Hayır, onlar bugün teslim olanlardır. Ve karşılıklı yönelip birbirlerine (hesap) sorarlar. "Gerçekten siz bize, sağ taraftan (Allah taraftarıymış gibi) geliyordunuz." dediler (derler). "Hayır, siz mü´min olmamıştınız (Allah´a ulaşmayı dilememiştiniz)." dediler (derler). Ve bizim, sizin üzerinizde bir sultanlığımız, hükümranlığımız olmadı (yoktu). Hayır siz azgın bir kavim olmuştunuz. Artık Rabbimizin (azap) sözü üzerimize hak oldu. Muhakkak ki biz, onu (azabı) mutlaka tadacak olanlarız. Evet, sizi biz azdırdık. Gerçekten biz azgınlar olmuştuk. İşte muhakkak ki onlar, izin günü azapta ortak olanlardır. Gerçekten Biz, mücrimlere (suçlulara) işte böyle yaparız. Onlara: "Allah´tan başka İlâh yoktur." denildiği zaman, onlar mutlaka kibirleniyorlardı. Ve onlar: "Mecnun (deli) bir şair için, gerçekten biz, ilâhlarımızı terkedenler mi olacağız?" diyorlar(dı). Hayır, o hakkı getirdi. Ve mürselleri (gönderilmiş olan resûlleri) tasdik etti. Muhakkak ki siz, elîm azabı mutlaka tadacak olanlarsınız. Ve yapmış olduklarınızdan başka bir şeyle cezalandırılmazsınız. Allah´ın muhlis (halis) kulları hariç. İşte onlar; onlar için malûm (bilinen) bir rızık vardır. Ve meyveler, onlar ikram olunanlardır. Naîm cennetlerinde. Karşılıklı tahtlar üzerinde. Onların etrafında akan sudan (doldurulmuş) kadehler dolaştırılır. Berrak, içenler için lezzetli. Onun içinde aklı gideren bir şey yoktur. Ve onlar, ondan (o maiden) sarhoş olmazlar. Ve onların yanında, bakışlarını saklayan (sadece onlara çeviren) güzel gözlü kadınlar vardır. Onlar muhafaza edilmiş (el değmemiş) yumurta gibidir. Bundan sonra, karşılıklı yönelip birbirlerine sorarlar. Onlardan konuşan birisi: "Gerçekten benim bir yakınım vardı." dedi (der). "Sen gerçekten (tekrar dirilmeyi) tasdik edenlerden misin?" dedi. Öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Gerçekten biz mutlaka cezalandırılacak olanlar mıyız? "Siz muttali olanlar mısınız (onun halini yakînen bilenler misiniz)?" dedi. O zaman (onun haline) muttali oldu. Ve böylece onu ateşin ortasında gördü. "Allah´a yemin olsun ki, sen az daha beni de gerçekten helâk edecektin?" dedi. Ve eğer Rabbimin ni´meti olmasaydı, mutlaka ben de (cehennemde yanmak üzere) hazır bulundurulanlardan olurdum. Artık biz (bir daha) ölecek değiliz, öyle değil mi? Bizim ilk ölümümüz hariç. Ve biz azap görecek olanlar (da) değiliz. Muhakkak ki bu gerçekten fevzül azîmdir (en büyük kurtuluştur). Artık amel edenler, bunun (fevzül azîm hedefine ulaşmak) için çalışsınlar. Nüzul (Allah´tan indirilen karşılık) olarak bu mu yoksa zakkum ağacı mı daha hayırlı? Muhakkak ki Biz, onu (zakkum ağacını) zalimler için fitne (imtihan) kıldık. Muhakkak ki o (zakkum ağacı), cahîmin (cehennemin) dibinde çıkan bir ağaçtır. Onun meyveleri şeytanların başları gibidir. Muhakkak ki onlar, mutlaka ondan (zakkum ağacından) yiyecek, böylece onunla karınlarını dolduracak (doyuracak) olanlardır. Sonra da muhakkak ki onlar için onun üstüne, mutlaka hamim (kaynar su) karıştırılmış (içecek) vardır. Sonra muhakkak ki onların mercileri (dönüşleri), kesinlikle cehennemedir. Muhakkak ki onlar, babalarını (atalarını) dalâlette buldular. Onlar, onların (babalarının) izleri üzerinde koşuyorlar(dı). Andolsun ki, onlardan önce, evvelkilerin çoğu (da) dalâlette idiler. Ve andolsun ki, onlara nezirler (uyarıcılar) gönderdik. O zaman uyarılanların akıbetleri nasıl oldu, bak! Ancak Allah´ın muhlis kulları hariç. Ve andolsun ki Nuh (A.S), Bize nida etti. İşte duasına icabet edilenler gerçekten ne güzel (ne güzel bir durumdadırlar). Ve O´nu (Hz. Nuh´u) ve O´nun ailesini kerbil azîmden (büyük üzüntüden) kurtardık. Ve O´nun (Nuh A.S´ın) zürriyetini (kıyâmete kadar) bâki kalanlardan kıldık. Ve sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık. Âlemler içinde Nuh (A.S)´a selâm olsun. Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki o, Bizim mü´min (Allah´a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır. Sonra diğerlerini (suda) boğduk. Ve muhakkak ki, onun dîninden olanlardan (önemli biri de) İbrâhîm (A.S)´dır. O, Rabbine selîm bir kalp ile gelmişti. Babasına ve kavmine: "Nedir bu sizin taptıklarınız?" demişti. İftira ederek mi (Allah´a karşı yalan söyleyerek mi) Allah´tan başka ilâhlar istiyorsunuz? Âlemlerin Rabbi hakkında sizin zannınız nedir? Sonra yıldızlara nazar ederek baktı. Bunun üzerine "Ben gerçekten hastayım." dedi. Bunun üzerine ona arkalarını dönüp gittiler. Onların ilâhları ile ilgilendi ve: "Yani (siz yemek) yemiyor musunuz?" dedi. Yoksa siz konuşmuyor musunuz? Sağ eliyle vurarak onları devirdi (kırdı). Bunun üzerine hızlı hızlı koşarak karşısına dikildiler. (İbrâhîm A.S): "Siz yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?" dedi. Ve (oysaki) sizi de, yaptığınız şeyleri de Allah yarattı. "Onun için yüksek binalar (mancınık) inşa edin. Sonra da onu alevlerle yanan ateşin içine atın!" dediler. Sonra ona tuzak hazırlamak istediler. Bunun üzerine onları esfelîn (en çok sefil olanlar) kıldık. "Ve muhakkak ki ben, Rabbime ulaşan olacağım. O, beni hidayete erdirecek." dedi. Rabbim, bana salihlerden (evlâtlar) bağışla. Böylece onu, halim bir oğulla müjdeledik. Böylece onunla beraber çalışma çağına eriştiği zaman dedi ki: "Ey oğulcuğum! Gerçekten ben, uykuda seni boğazladığımı gördüm. Haydi bak (bir düşün). Bu konudaki görüşün nedir?" (İsmail A.S): "Ey babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın" dedi. Böylece ikisi de (Allah´a) teslim olunca, (İbrâhîm A.S) onu alnı üzerine yatırdı. Ve ona "Ey İbrâhîm!" diye nida ettik (seslendik). Sen rüyaya sadık kaldın (yerine getirdin). Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki bu, kesin olarak apaçık bir imtihandır. Ve ona büyük bir kurbanı fidye (oğluna karşı bedel olarak) verdik. Sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık. İbrâhîm (A.S)´a selâm olsun. Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki o, Bizim mü´min (Allah´a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır. Ve Biz, onu salihlerden bir Nebî (Peygamber) olan İshak ile müjdeledik. Ve O´na (Hz. İbrâhîm´e) ve İshak´a bereket verdik (mübarek kıldık). Ve ikisinin zürriyetinden muhsin olan (da), nefsine apaçık zulmeden (de) var. Ve andolsun ki Musa (A.S)´ı ve Harun (A.S)´ı ni´metlendirdik. Ve ikisini ve onların kavimlerini kerbil azîmden (büyük üzüntüden) kurtardık. Ve onlara yardım ettik. Böylece gâlip gelenler onlar oldu. Ve ikisine (hakikati) açıklayan kitabı verdik. Ve ikisini (de) Sıratı Mustakîm´e hidayet ettik (ulaştırdık). Ve sonrakiler arasında ikisine (şerefli bir anı) bıraktık. Musa (A.S)´a ve Harun (A.S)´a selâm olsun. Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki ikisi (de) Bizim mü´min (Allah´a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır. Ve muhakkak ki İlyas (A.S), mutlaka gönderilen (resûl)lerdendir. (İlyas A.S) kavmine: "Siz takva sahibi olmayacak mısınız?" demişti. Siz (bir put olan) Ba´le mi tapıyorsunuz? Ve Yaratıcılar´ın En Güzeli´ni (Allah´ı) terk mi ediyorsunuz (vaz mı geçiyorsunuz)? Allah, sizin ve evvelki babalarınızın (atalarınızın) Rabbidir. Fakat onu yalanladılar. Bu sebeple muhakkak ki onlar, gerçekten (cehennemde) hazır bulundurulacak olanlardır. Allah´ın muhlis kulları hariç. Ve sonrakiler arasında ona (şerefli bir anı) bıraktık. İlyas (A.S)´a selâm olsun. Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. Muhakkak ki o, Bizim mü´min (Allah´a ulaşmayı dileyip bütün makamları kazanan) kullarımızdandır. Ve muhakkak ki Lut (A.S), gerçekten gönderilmiş olan resûllerdendir. Onu ve onun ailesini, hepsini kurtarmıştık. Geride kalanlar arasında acuze bir kadın hariç. Sonra diğerlerini dumura uğrattık (kökünü kazıdık, yok ettik). Ve muhakkak ki siz, sabahları onlara mutlaka uğruyorsunuz. Ve geceleyin de. Hâlâ akıl etmez misiniz? Ve muhakkak ki Yunus (A.S), gerçekten gönderilmiş (resûl)lerdendir. O (Yunus A.S) dolu bir gemiye (gemi ile) kaçmıştı. Böylece kur´a çekti. Sonunda kaybedenlerden oldu. Onu (Yunus A.S´ı) hemen bir balık yuttu. O, levmedilen biriydi (kendi kendini kınıyordu). Eğer o gerçekten tesbih edenlerden olmasaydı. Muhakkak ki o, beas gününe (kıyâmet gününe) kadar onun (balığın) karnında kalırdı. Bunun üzerine onu, bitkin (hasta) bir halde boş bir alana (sahile) attık. Ve onun üzerine (gölgelik olarak) kabak cinsinden (geniş yapraklı) bir ağaç bitirdik (yetiştirdik). Ve onu yüz bin veya daha fazla (kişiye), (resûl olarak) gönderdik. Böylece âmenû oldular (Allah´a ulaşmayı dilediler). Bunun üzerine onları bir süre kadar metalandırdık (faydalandırdık). Haydi, onlardan fetva (açıklama) iste: "Kızlar Rabbinin de oğlanlar onların mı?" Yoksa melekleri, Biz dişi olarak yarattık da onlar şahit mi oldular? Yalanlarından dolayı mutlaka (şöyle, şöyle) diyenler kesinlikle onlar değil mi? "Allah doğurdu." Muhakkak ki onlar, kesinlikle yalan söyleyenlerdir. (Allah), kızları oğlanlara tercih (mi) etti? Size ne oluyor? Nasıl (böyle) hüküm veriyorsunuz? Hâlâ tezekkür etmeyecek misiniz? Yoksa sizin apaçık bir sultanınız (deliliniz) mi var? Eğer siz sadıklardansanız, o taktirde kitabınızı getirin. Ve Allah ile cinler arasında neseb (soybağı) kıldılar (uydurdular). Ve andolsun ki cinler, (cehennemde) mutlaka hazır bulundurulacaklarını biliyorlardı. Allah, onların vasıflandırmalarından (zanlarından) Sübhan´dır (münezzehtir). Allah´ın muhlis kulları hariç. Bundan sonra muhakkak ki siz ve sizin taptıklarınız. Onun (Allah´ın) aleyhinde, kimseyi fitneye düşürecek değilsiniz (düşüremezsiniz). Ama cehenneme girecek olanlar hariç. Ve bizden (hiç) kimse yoktur ki, onun bilinen bir makamı olmasın. Ve muhakkak ki biz, mutlaka (Allah´ın huzurunda) saf saf duranlarız. Ve muhakkak ki biz, mutlaka (Allah´ı) tesbih edenleriz. Ve onlar mutlaka, sadece (şöyle) diyorlardı. Keşke bizim yanımızda (elimizde) evvelkilere verilenlerden bir zikir (bir kitap) olsaydı. (O zaman) mutlaka biz, Allah´ın muhlis kullarından olurduk. Buna rağmen O´nu (Zikri: Kur´ân-ı Kerim´i) inkâr ettiler. Fakat yakında bilecekler. Ve andolsun ki gönderilen kullarımız için Bizim (daha önce) bir sözümüz geçti (onlara söz vermiştik). Muhakkak ki onlar, mutlaka yardım edilecek olanlardır. Ve muhakkak ki gâlip gelecek olanlar, mutlaka Bizim ordularımızdır. Artık bir süre kadar onlardan yüz çevir. Ve onları gözle! Yakında onlar da görecekler. Hâlâ azabımızı acele olarak mı istiyorlar? Onların sahasına (bulundukları yere) (azap) indiği zaman, işte (o gün) uyarılanların sabahı (ne kadar) kötü oldu (olacak). Ve bir süre kadar onlardan yüz çevir. Ve gözle! Yakında onlar da görecekler. Senin izzet sahibi Rabbin onların vasıflandırmalarından (zanlarından) Sübhan´dır (münezzehtir). Ve gönderilen resûllere selâm olsun. Ve âlemlerin Rabbi olan Allah´a hamdolsun. Sâd, zikrin sahibi Kur´ân´a andolsun. Hayır, kâfirler gurur ve ayrılık içindedirler. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. O zaman feryat ettiler, fakat kurtuluş vakti geçmişti. Ve onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesi acayiplerine gitti (şaşırdılar). Ve kâfirler: "Bu çok yalancı bir büyücü." dediler. İlâhları bir tek ilâh mı kılıyor? Muhakkak ki bu, gerçekten acayip (şaşılacak) bir şey. Ve onlardan ileri gelenler: "Yürüyün! İlâhlarınıza karşı sabırlı (kararlı) olun. Muhakkak ki sizden istenen mutlaka budur." (diyerek) ayrıldılar. Biz, diğer dînler içinde bunun gibi (bu konuda) bir şey (bütün ilâhların tek bir ilâh olduğunu) işitmedik. Bu sadece bir iftiradır. Zikir, bizim aramızda ona mı indirildi? Hayır, onlar Benim Zikrim´den şüphe içindedirler. Hayır, onlar azabımı henüz tatmadılar. Yoksa Azîz (yüce) ve Vehhab (çok bağışlayıcı ve lütufkâr) olan Rabbinin rahmet hazineleri onların yanında mı? Ya da göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü onlara mı ait? O zaman sebepler (yollar, vasıtalar) bulup yükselsinler. (Onlar) burada hezimete uğramış olan fırkalardan meydana gelmiş bir ordudur. Onlardan önce Nuh (A.S)´ın kavmi, Ad kavmi ve kazıklar sahibi firavun da yalanlamıştı. Ve Semud kavmi, Lut (A.S)´ın kavmi ve Eyke halkı; işte onlar da (yalanlayan) fırkalardır. Onların hepsi resûlleri, sadece yalanladı. Böylece ikabım (cezalandırmam) hak oldu. Ve bunlar, kendileri için başka (hiç)bir fırsatın olmayacağı, tek bir sayhadan (çok şiddetli ses dalgasından) başka bir şey beklemiyorlar (gözlemiyorlar). Ve: "Rabbimiz, hesap gününden önce bizim payımızı, bize acele ver." dediler. Onların söylediklerine sabret, güç kuvvet sahibi kulumuz Davut (A.S)´ı zikret (hatırla). Muhakkak ki o, evvab idi (Allah´a ulaşmıştı). Muhakkak ki Biz, dağları ona musahhar (emrine amade) kıldık. İşrak vakti ve akşam vakti onunla beraber tesbih ederlerdi. Ve kuşları da birarada toplanmış olarak (ona musahhar kıldık). Onların hepsi, ona evvab idiler (yönelmişlerdi ve sığınmışlardı). Ve onun mülkünü (idaresini) güçlendirdik. Ve ona, hikmet ve faslı hitap (hak ile bâtılı ayırıp adaletle hükmetme, hitap etme yeteneği) verdik. Ve o hasımların (davacıların) haberi sana geldi mi? Mihraba (Davut A.S´ın ibadet ettiği yere) duvarın üstünden aşarak gelmişlerdi. Davut (A.S)´ın yanına girdikleri zaman (Davut A.S) onlardan dehşete kapıldı (korktu). "Korkma! Birbirine haksızlık etmiş iki hasımız (davacıyız). Artık aramızda sen, hak ile hükmet. Aşırı gitme (haksızlık etme)! Bizi orta yola (adaletli çözüme) ulaştır." Gerçekten bu benim kardeşim. Onun doksan dokuz koyunu var ve benim bir koyunum var. Buna rağmen "Ona beni kefil kıl (onu da bana ver)." dedi. Söyledikleri ile beni yendi. (Davut A.S): "Andolsun ki, koyunlarının (arasına) senin koyununu istemekle sana zulmetti." dedi. Ve muhakkak ki ortaklardan çoğu, mutlaka birbirlerinin hakkına tecavüz ediyorlar. Âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanlar hariç. Onlar ne kadar az! Ve Davut (A.S), onu imtihan ettiğimizi zannetti. Bunun üzerine Rabbinden mağfiret istedi ve rüku ederek secdeye kapandı. Ve Rabbine yöneldi (sözleriyle ve Rabbini görerek Allah´a ulaştı ve cevap aldı). Böylece bu konuda ona mağfiret ettik. Muhakkak ki onun, katımızda mutlaka yüksek bir makamı ve güzel bir meabı (sığınağı) vardır. Ey Davut! Muhakkak ki Biz, seni yeryüzünün halifesi kıldık. Bunun için insanlar arasında hak ile hükmet! Ve hevaya (nefse) tâbî olma! Aksi halde seni, Allah´ın yolundan saptırır. Muhakkak ki Allah´ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmaları sebebiyle şiddetli azap vardır. Ve gökyüzünü, arzı ve ikisi arasındaki şeyleri bâtıl (boşuna) yaratmadık. Bu, inkâr edenlerin zannıdır. Artık ateş sebebiyle (azap edilecekleri için) inkâr edenlerin vay haline. Hiç âmenû olanları (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (nefs tezkiyesi) yapanları, yeryüzünde fesat çıkaranlarla ya da takva sahiplerini, facirlerle bir tutar mıyız? Bu Mübarek Kitabı sana indirdik, âyetleri ile tedbir alsınlar ve ulûl´elbab tezekkür etsin diye. Ve Davut (A.S)´a oğlu Süleyman´ı, armağan ettik. Ne güzel kul. Muhakkak ki o evvabtı (Allah´a ulaşmıştı). Ona bir akşam vakti, koşmaya hazır, iyi cins atlar sunulmuştu. Bunun üzerine dedi ki: "Muhakkak ki ben, (onları) Rabbimi zikrettiğim için hayır (hayra, daimî zikre ulaşanların) sevgisi ile seviyorum." (Atlar tozu dumana katıp koşarak toz) perdesinin arkasında kaybolunca. "Onları bana geri getirin." (dedi). Sonra bacaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. Ve andolsun ki Biz, Süleyman (A.S)´ı imtihan ettik. Ve onun kürsüsü (tahtı) üzerine ceset olarak ulaştırdık. Sonra yöneldi (ayrıldı). "Rabbim, beni mağfiret et. Bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir mülk bağışla (hediye et). Muhakkak ki Sen, Sen Vehhab´sın (çok bağışlayıcısın)." dedi. Bunun üzerine rüzgârı ona musahhar (emre amade) kıldık. Onun emri ile dilediği yere hafif hafif eserek giderdi. Ve şeytanları da hepsini ki, onlar bina yapanlar ve dalgıçlardır. Ve diğerlerini (de) zincirlerle birbirine bağlı olarak (emre amade kıldık). Bunlar bizim atâmızdır (ihsanımızdır, verdiklerimizdir). Artık dilediğine hesapsız ver veya verme. Ve muhakkak ki onun, katımızda mutlaka yüksek bir makamı ve güzel bir meabı (sığınağı) vardır. Ve kulumuz Eyüp (A.S)´ı zikret (hatırla). Rabbine şöyle seslenmişti: "Muhakkak ki şeytan, bana dert ve azap dokundurdu." Ayağın ile (yere) vur. (İşte) bu serin, yıkanılacak ve içilecek su. Ve Bizden bir rahmet ve ulûl´elbaba zikir olarak, ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha bağışladık. Ve (Ey Eyüp!) eline bir demet sap al onunla vur, yeminini bozma. Muhakkak ki Biz, onu sabırlı bulduk. Ne iyi bir kuldu. Muhakkak ki o, Allah´a ulaşmıştı (ruhunu ölmeden evvel Allah´a ulaştırıp teslim etmişti). Ve güç ve basiret sahibi olan kullarımız İbrâhîm (A.S)´ı, İshak (A.S)´ı ve Yâkub (A.S)´ı zikret. Muhakkak ki Biz, onları (ahiret) yurdunu zikreden halis (kullar) olarak ihlâs sahibi kıldık. Ve muhakkak ki onlar, katımızda, gerçekten "hayırlılardan ve seçilmişlerden"dir. Ve İsmail (A.S)´ı ve İlyas (A.S)´ı ve Zülkifli (A.S)´ı da zikret. Hepsi hayırlı olanlardandır. Bu (Kur´ân-ı Kerim), bir Zikir´dir. Ve muhakkak ki muttakiler (takva sahipleri) için sığınakların en güzeli (Allah´ın Zat´ı) vardır. Kapıları onlara açılmış olan adn cennetleri vardır. Orada yaslanıp oturarak pekçok meyve ve içecek isterler. Ve onların yanlarında bakışlarını saklayan (yalnız eşlerine bakan), aynı yaşta kadınlar vardır. Hesap günü konusunda size vaadedilen budur. Muhakkak ki bu, gerçekten bizim tükenmez rızkımızdır. (Cennettekilerin durumu) bu. Ve muhakkak ki azgınlar için elbette şerrli (kötü) bir meab (sığınak) vardır. Cehennem, ona girerler. İşte o ne kötü bir döşektir. (Cehennemdekilerin durumu) bu, böylece artık hamîmi (kaynar su) ve gassak´ı (irini) tatsınlar. Ve onun şeklinden başka zevc ve zevceler (çifte azaplar da) vardır. Bu grup da sizinle beraber (azaba) dayanacak olandır. Onlara merhaba yoktur. Muhakkak ki onlar ateşe girecek olanlardır. "Hayır, asıl size merhaba yok. Onu bize siz takdim ettiniz (azaba uğramamıza sebep oldunuz). Artık (o) ne kötü bir karargâh (cehennem)." dediler. "Rabbimiz, bunu bize kim takdim ettiyse (biz buraya kimin yüzünden geldiysek) ona, ateşte azabı kat kat arttır." dediler. Ve (cehennemdekiler): "Biz niçin, şerrlilerden addettiğimiz adamları (burada cehennemde) görmüyoruz?" dediler. Biz onları eğlence konusu edindik. Yoksa bakışlar(ımız) mı onlardan kaydı (ki onları göremedik)? Muhakkak ki cehennem halkının bu çekişmesi kesinlikle gerçektir. De ki: "Ben sadece uyarıcıyım. Vahid (tek), Kahhar (kahredici) olan Allah´tan başka bir İlâh yoktur." Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, Azîz´dir (yüce ve üstün), Gaffar´dır (çok mağfiret eden). De ki: "O (Kur´ân), Büyük Bir Haber´dir." Siz O´ndan yüz çevirenlersiniz. Meleil Al´â´da onlar tartışırlarken benim bir bilgim yoktu. Benim sadece apaçık bir nezir (uyarıcı) olduğum bana vahyolunuyor. Rabbin meleklere: "Muhakkak ki Ben, tînden (nemli topraktan, balçıktan) bir insan yaratacağım." demişti. Böylece onu sevva ettiğim ve onun içine ruhumdan üflediğim zaman, derhal ona secde ederek yere kapanın! Bunun üzerine meleklerin hepsi birden secde etti. İblis hariç ki, o kibirlendi ve kâfirlerden oldu. (Allahû Tealâ): "Ey iblis! Ellerimle (kudretimle) halkettiğim şeye secde etmenden seni men eden (şey) nedir? Kibirlendin! Yoksa sen yücelerden mi oldun?" dedi. (İblis): "Ben, ondan daha hayırlıyım. Beni ateşten, onu tînden (nemli topraktan, balçıktan) yarattın." dedi. (Allahû Tealâ): "Haydi oradan (cennetten) çık! Artık muhakkak ki sen, kovulmuş olanlardansın." dedi. Ve muhakkak ki dîn gününe (kıyâmet gününe) kadar lânetim senin üzerinedir. (İblis): "Rabbim öyleyse beas (yeniden dirilme) gününe kadar beni inzar et (bana mühlet ver)." dedi. (Allahû Tealâ): "Öyleyse muhakkak ki sen, tehir edilenlerdensin." dedi. Vakti malum olan (bilinen) güne kadar. (İblis): "Bundan sonra Senin izzetine (andolsun ki) onların hepsini mutlaka azdıracağım." dedi. Onlardan Senin muhlis kulların hariç. (Allahû Tealâ): "İşte bu Hakk´tır. Ve Ben, hakkı söylerim." dedi. Cehennemi mutlaka seninle ve onlardan sana tâbî olanların hepsiyle dolduracağım. De ki: "Sizden ona (tebliğe) karşılık bir ecir (ücret) istemiyorum. Ve ben mütekelliflerden (mükellefiyet koyanlardan) değilim." O (Kur´ân), ancak âlemlere Zikir´dir. Ve onun haberini bir süre sonra mutlaka öğreneceksiniz. Bu Kitab´ın indirilişi, Azîz (yüce ve üstün) ve Hakîm (hikmet ve hüküm sahibi) olan Allah tarafındandır. Muhakkak ki Biz, bu Kitab´ı sana hak ile indirdik. Öyleyse dîni O´na halis kılarak (muhlis olarak) Allah´a kul ol! Halis dîn, Allah içindir, öyle değil mi? Ve O´ndan (Allah´tan) başka dostlar edinenler: "Biz, onlara (putlara) sadece bizi Allah´a yakın bir makama yaklaştırmaları için tapıyoruz." (dediler). Muhakkak ki Allah, hakkında ihtilâf ettikleri şey için onların aralarinda hüküm verir. Muhakkak ki Allah, yalanlayan ve inkar ederleri hidayet erdirmez. Eğer Allah bir çocuk edinmek isteseydi, mutlaka yarattıklarından dilediğini seçerdi. O, Sübhan´dır (herşeyden münezzeh). O, Allah; Vahid´dir (tektir), Kahhar´dır (kahredicidir). (Allah), gökleri ve yeri hak ile yarattı. Geceyi gündüze, gündüzü geceye çevirir. Güneş´i ve Ay´ı musahhar (emre amade) kıldı. Hepsi belirlenmiş bir zamana kadar (yörüngelerinde) akar (gider). O; Azîz (yüce ve üstün), Gaffar (çok mağfiret eden) değil midir? Sizi tek bir nefsten halketti. Sonra ondan, onun zevcesini (eşini). Ve sizin için dört ayaklı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi annelerinizin karnında, bir yaratılıştan sonra başka bir yaratılışla (halden hale geliştirip dönüştürerek) üç karanlık içinde yaratır. İşte bu sizin Rabbiniz Allah´dır. Mülk, O´nundur. O´ndan başka İlah yoktur. Buna rağmen nasıl döndürülüyorsunuz. Eğer inkâr ederseniz, muhakkak ki Allah, sizden Gani´dir (size ihtiyacı yoktur). Ve O, kulları konusunda küfre razı olmaz. Ve eğer şükrederseniz sizden razı olur. (Hiç)bir günahkâr, diğerinin (başkasının) günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece size yapmış olduklarınızı haber verecek. Muhakkak ki O, sinelerde olanı bilendir. Ve insana bir zarar dokunduğu zaman, Rabbine yönelerek ona dua eder. Sonra (Allah) kendinden bir ni´met lütfettiği zaman daha önce ona dua ettiğini (yalvardığını) unutur. O´nun (Allah´ın) yolundan saptırmak için Allah´a eşler kılar. De ki: "Küfrün ile biraz daha metalan(faydalan). Muhakkakki sen, cehennem ehlindensin". Gece boyunca secde ederek ve kıyamda (ayakta) durarak kanitin olan, ahiretten çekinen (korkan) ve Rabbinin rahmetini dileyen mi? De ki: "(Hiç) bilenle bilmeyen bir olur mu? Ancak ulûl´elbab (daimî zikir sahipleri) tezekkür eder." De ki: "Ey âmenû olan kullar, Rabbinize karşı takva sahibi olun! Bu dünyada ahsen olanlar için bir güzellik vardır. Ve Allah´ın arzı geniştir. Ama sabredenlere ecirleri hesapsız ödenir." De ki: "Muhakkak ki ben, Allah´a, dîni O´na halis kılarak kul olmakla emrolundum." Ve teslim olanların ilki olmakla emrolundum. De ki: "Muhakkak ki ben, eğer Rabbime asi olursam, büyük günün azabından korkarım." De ki: "Ben Allah´a, dînimi O´na halis kılarak kul olurum." Artık O´ndan başka dilediğiniz şeye tapın. De ki: "Muhakkak ki, kendilerini ve ailelerini hüsrana düşürenler, kıyâmet günü hüsrana uğrayacak olanlardır." Bu apaçık bir hüsran değil mi? Onların üstünde ve altında ateşten gölgeler vardır. İşte böyle, Allah kullarını onunla korkutuyor. Ey kullarım! Öyleyse Bana karşı takva sahibi olun. Ve onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah´a yöneldiler (Allah´a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele! Onlar, sözü işitirler, böylece onun ahsen olanına tâbî olurlar. İşte onlar, Allah´ın hidayete erdirdikleridir. Ve işte onlar; onlar ulûl´elbabtır (daimî zikrin sahipleri). Öyleyse bir kimse, üzerine azap sözünü hakettiği taktirde sen, ateşte olanı kurtarabilir misin? Lâkin Rab´lerine karşı takva sahibi olanlar için, üst üste inşa edilmiş, altından nehirler akan köşkler (yüksek makamlar) vardır. Allah´ın vaadidir ki, Allah vaadinden dönmez. Allah´ın gökten su indirdiğini böylece onu (suyu), yerin su pınarlarına akıttığını görmedin mi? Sonra onunla çeşitli renklerde ekin çıkarır. Daha sonra kurur. Artık onu sararmış görürsün. Sonra onu kuru bir çöp kılar. Muhakkak ki bunda ulûl´elbab için mutlaka zikir (ibret) vardır. Allah kimin göğsünü İslâm için (Allah´a teslim için) yarmışsa artık o, Rabbinden bir nur üzere olur, değil mi? Allah´ın zikrinden kalpleri kasiyet bağlayanların vay haline! İşte onlar, apaçık dalâlet içindedirler. Allah, ihdas ettiği (nurların) ahsen olanlarını (rahmet, fazl ve salâvâtı), ikişer ikişer (salâvât-fazl ve salâvât-rahmet), Kitab´a müteşabih (benzer) olarak indirdi. Rab´lerinden huşû duyanların ciltleri ondan ürperir. Sonra onların ciltleri ve kalpleri Allah´ın zikriyle yumuşar, sükûnet bulur (yatışır). İşte bu, Allah´ın hidayetidir, dilediğini onunla hidayete erdirir. Ve Allah, kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir hidayetçi yoktur. O halde kıyâmet günü, onun vechini (fizik vücudunu) kötü azaptan kim koruyabilir? Ve zalimlere: "Kazanmış olduğunuz şeyi (günahlarınızın cezasını) tadın!" denir. Onlardan öncekiler (de) yalanladı da böylece azap onlara farkında olmadıkları bir yerden geldi. Böylece Allah, onlara dünya hayatında zilleti (horlanma ve aşağılanmayı) tattırdı. Ve ahiret azabı elbette daha büyüktür. Keşke bilmiş olsaydılar. Ve andolsun ki, bu Kur´ân´da insanlar için bütün meselelerden örnekler verdik. Umulur ki, böylece onlar tezekkür ederler. (Bu), çelişkisi (eğriliği, kusuru) olmayan Arapça Kur´ân´dır. Umulur ki onlar, böylece takva sahibi olurlar. Allah, şu meseleyi örnek verdi. Aralarında anlaşamayan birkaç ortağa (birden) bağlı kişi ile tek bir adama teslim olan kişinin durumu bir olur mu? Hamd, Allah´a mahsustur. Ama onların çoğu bilmezler. Muhakkak ki sen de meyyitsin (ölümlüsün). Ve muhakkak ki onlar da meyyit (ölümlüler). Sonra muhakkak ki siz, kıyâmet günü Rabbinizin huzurunda davalı ve davacı olacaksınız. Öyleyse Allah üzerine (hakkında) yalan söyleyenden ve hakikat ona geldiği zaman onu (Allah´a ulaşmayı) yalanlayandan daha zalim kim vardır? Kâfirlerin yeri cehennemde değil mi? Ve hakikat ile gelen (Allah´a ulaşmayı dilemeye davet eden) ve onu tasdik edenler (Allah´a ulaşmayı dileyenler), işte onlar takva sahibidirler. Diledikleri şeyler, Rab´lerinin katında onlar içindir. İşte bu, muhsinlerin mükâfatıdır. Allah, onların yaptıkları en kötü şeyleri (günahları) dahi örter. Ve yapmış olduklarının en güzeliyle onların ecirlerini vererek, onları mükâfatlandırır (günahlarını sevaba çevirir). Allah kuluna kâfi değil mi? Ve seni, O´ndan (Allah´tan) başkaları ile (başka ilâhlarla, putlarla) korkutuyorlar. Allah kimi dalâlette bırakırsa, o zaman onun için bir hidayetçi (mehdi) yoktur. Ve Allah, kimi hidayete erdirirse, o zaman onun için dalâlete düşürebilecek (kimse) yoktur. O, Azîz (yüce ve üstün), intikam sahibi değil mi? Ve eğer gerçekten onlara: "Gökleri ve yeri kim yarattı?" diye sorarsan, mutlaka: "Allah" derler. De ki: "Allah´tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Eğer Allah bana bir zarar dileseydi, O´nun zararını onlar giderebilir mi? Veya bana bir rahmet dileseydi, onun rahmetini tutabilirler mi (engelleyebilirler mi) ona tevekkül ederler (onu vekil ederler)." De ki: "Ey kavmim! Bulunduğunuz mekânda (elinizden geleni) yapın! Muhakkak ki ben de yapacağım. Öyleyse yakında bileceksiniz." Kendisini rezil edecek azap, kime gelecekse (ona ulaşır) ve mukim (sürekli) azap onun üstüne iner. Muhakkak ki Biz, sana Kitab´ı, insanlar için hak ile indirdik. Artık kim hidayete ererse, kendi nefsi içindir. Ve kim dalâlette kaldıysa, o taktirde kendi aleyhine dalâlettedir. Ve sen, onların üzerine vekil değilsin. Allah, fizik vücutları ölüm anında öldürür. Ve onlar ki, uykularındadır, ölmemişlerdir, o zaman, üzerine ölüm hükmedilecek olanı (kişinin fizik vücudunu uyku halinde) tutar ve diğerini (nefsi) belirlenmiş ecele (zamana) kadar (rüyada dilediği yere) gönderir. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden kavim için elbette âyetler (ibretler) vardır. Yoksa onlar, Allah´tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: "Onlar bir şeye (bir güce) malik olmasalar ve akıl etmeseler de mi?" De ki: "Şefaatin hepsi Allah´a mahsustur. Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. Sonra O´na döndürüleceksiniz." Ve Allah´ın vahdaniyeti (Tek´liği) zikredildiği zaman, ahirete (Allah´a ulaşmaya) îmân etmeyenlerin kalpleri nefretle ürperir. O´ndan (Allah´tan) başkası zikredildiği zaman onlar sevinirler. De ki: "Allah´ım! Gökleri ve yeri yaratan, gaybı (görünmeyeni) ve görüneni bilen Sensin. Kullarının arasında, ihtilâf etmiş oldukları şeyler hakkında hüküm verecek olan Sensin." Ve eğer yeryüzünde olanların hepsi ve onlar kadarı daha birlikte zalimlerin olsaydı, kıyâmet günü kötü azaba karşı (kurtulmak için) onları mutlaka fidye olarak verirlerdi. Ve hesaba katmadıkları şeyler, Allah tarafından karşılarına çıkarılacaktır. Ve kazandıkları seyyiat (günahlar ve kötülükler) onlara aşikâr oldu. Ve alay etmiş oldukları şey (azap) onları kuşattı. İnsana bir zarar dokunduğu zaman Bize dua eder. Sonra ona tarafımızdan bir ni´met gönderdiğimizde: "Bu ancak bana bir ilim üzerine verildi." der. Hayır, o bir imtihandır. Ve lâkin onların çoğu bilmezler. Onlardan öncekiler de (böyle) söylemişti. Fakat kazanmış oldukları şeyler onlara bir fayda vermedi. Böylece kazandıkları şey, seyyiat (günahlar, kötülükler olarak), onlara isabet etti. Ve bunlardan zulmetmiş olanlara, kazandıkları şey (olan) seyyiat, yakında isabet edecek. Ve onlar, aciz bırakabilecek (azabı önleyebilecek) güce sahip değiller. Ve onlar, Allah´ın dilediğinin rızkını genişlettiğini ve dilediğinin de rızkını taktir ettiğini (kıstığını) bilmiyorlar mı? Muhakkak ki bunda, mü´min olan kavim için elbette âyetler (ibretler, deliller) vardır. De ki: "Ey nefsleri üzerine israf yüklemiş (haddi aşmış) kullarım! Allah´ın rahmetinden ümit kesmeyin. Muhakkak ki Allah, günahların üzerine hepsini mağfiret eder (sevaba çevirir). O, muhakkak ki O; Gafûr´dur (mağfiret eden), Rahîm´dir (rahmet nuru gönderen)." Ve Rabbinize (Allah´a) yönelin (ruhunuzu Allah´a ulaştırmayı dileyin)! Ve size azap gelmeden önce O´na (Allah´a) teslim olun (ruhunuzu, vechinizi, nefsinizi, iradenizi Allah´a teslim edin). (Yoksa) sonra yardım olunmazsınız. Ve size Rabbinizden indirilmiş olan ahsen şeye (emre) tâbî olun. Size, farkında olmadan ve ansızın azap gelmesinden önce! Kişinin, "Allah´tan uzaklaşma konusunda, aşırı gittiğim (haddi aştığım) herşeye yazıklar olsun. Ve ben mutlaka alay edenlerden olmuştum." dediği gibi (diyenlerden olmayın). Veya: "Muhakkak ki eğer Allah beni hidayete erdirseydi, ben mutlaka takva sahiplerinden olurdum." diyenlerden (olmayın). Veya azabı gördüğünüz an: "Keşke benim bir kere daha (fırsatım) olsaydı, o zaman muhsinlerden olurdum." diyenlerden (olmayın). Fakat sana âyetlerim gelmişti, o zaman onları yalanlamış, kibirlenmiş ve kâfirlerden olmuştun. Ve kıyâmet günü, Allah´a karşı yalan söyleyenlerin yüzlerini kararmış görürsün. Kibirlenenlerin yeri cehennemde değil mi? Ve Allah, takva sahiplerini, feyz sahibi olmaları (kendilerine sekînet nuru ulaşması) sebebiyle kurtarır. Onlara kötülük (azap) dokunmaz. Ve onlar mahzun da olmazlar. Allah, herşeyin Yaratıcısı´dır ve O, herşeye vekildir. Göklerin ve yerin hazineleri O´nundur. Allah´ın âyetlerini inkâr edenler, işte onlar; onlar hüsranda olanlardır. De ki: "Ey cahiller! Bana Allah´tan başkasına kul olmamı mı emrediyorsunuz?" Ve andolsun ki, sana ve senden öncekilere: "Gerçekten eğer sen şirk koşarsan (Allah´a ulaşmayı dilemezsen), amellerin mutlaka heba olur. Ve mutlaka hüsrana düşenlerden olursun." diye vahyolundu. Öyleyse artık Allah´a kul ol! Ve şükredenlerden ol! Ve (onlar) Allah´ın kadrini hakkıyla taktir edemediler. Kıyâmet günü yeryüzünün tamamı O´nun avucundadır (tasarrufundadır). Ve semalar, O´nun eliyle dürülmüş olacaktır. O, Sübhan´dır (herşeyden münezzeh). Ve onların şirk koştukları şeylerden yücedir. Ve sur´a üfürülmüş, Allah´ın diledikleri hariç, göklerde ve yerde olanlar ölmüşlerdir. Sonra ona (sur´a) bir defa daha üfürüldüğü zaman onlar ayağa kalkarak bakınırlar. Ve Rabbinin nuru ile yeryüzü aydınlandı. Ve kitap ortaya kondu. Peygamberler ve şahitler getirildi. Ve onların aralarında onlara zulmedilmeksizin hak ile hüküm verildi. Ve her nefse (herkese) yaptığının karşılığı ödendi. Ve O (Allah), onların yaptıklarını çok iyi bilir. Kâfirler, zümre zümre cehenneme sürülürler. Oraya geldikleri zaman, onun (cehennemin) kapıları açılır. Ve onun (cehennemin) bekçileri onlara derler ki: “Size, sizden (sizin aranızdan) olan resûller gelmedi mi ki, size Rabbinizin âyetlerini okusun, bugüne (buraya) geleceğinizi (söyleyerek) uyarsın? (Cehenneme gidenler) dediler ki: “Evet (geldiler).” Fakat azap sözü kâfirlerin üzerine hak oldu. (Onlara): "Orada ebediyyen kalmak üzere cehennemin kapılarından girin!" denildi. Artık kibirlenenlerin mesvası (kalacağı yer) ne kötü. Rab´lerine karşı takva sahibi olanlar (cehennemi gördükten sonra) zümre zümre cennete sevkedilirler. Oraya (cennete) geldikleri zaman onun (cennetin) kapıları açılır. Ve onun (cennetin) bekçileri, onlara: "Selâmun aleykum, siz temize çıktınız (aklandınız) Ve cennetlikler dediler ki: "Hamd, vaadine sadık olan Allah´a mahsustur. Ve (cennetteki) bu yere bizi varis kıldı. Cennette dilediğimiz yerde kalabiliyoruz." (Salih) amel yapanların ecri ne güzel. Ve görürsün ki, arşın etrafında onu kuşatan melekler, Rab´lerini hamd ile tesbih ederler. Ve onların (cennetliklerin) aralarında hak ile hüküm verildi. Ve (cennetlikler tarafından): "Âlemlerin Rabbine hamdolsun." denildi. Hâ, Mîm. Bu Kitab´ın indirilişi, Azîz (yüce ve üstün) ve Alîm olan (en iyi bilen) Allah´tandır (Allah tarafındandır). (O ki) günahları mağfiret eden, tövbeleri kabul eden, cezası şiddetli olan, ihsan, fazl ve kerem sahibi olandır. O´ndan başka İlâh yoktur. Dönüş, O´nadır. Kâfirlerden başkası, Allah´ın âyetleri hakkında mücâdele etmez. Artık onların şehirlerde dönüp dolaşmaları seni aldatmasın. Onlardan önce Nuh (A.S)´ın kavmi ve onlardan sonra da (başka) fırkalar, (resûllerini) yalanladılar. Ve bütün ümmetler, onları yakalamak için resûllerine hücum ettiler. Hakkı, bâtılla yok etmek için mücâdele ettiler. Sonunda Ben, onları yakaladım. O zaman Benim ikabım (cezam) nasıl oldu? Ve işte böylece Rabbinin "onların mutlaka (muhakkak) ateş ehli olduğu" sözü, kâfirlerin üzerine hak oldu. Arşı tutan melekler ve onun etrafındaki kişi (devrin imamı), Rab´lerini hamd ile tesbih ederler ve O´na îmân ederler. Ve âmenû olanlar için (Allah´tan) mağfiret dilerler: "Rabbimiz, Sen herşeyi rahmetle (rahmetinle) ve ilimle (ilminle) kuşattın. Böylece (mürşidin önünde) tövbe edenleri ve senin yoluna (Sıratı Mustakîm´e) tâbî olanları mağfiret et (günahlarını sevaba çevir). Onları cehennem azabından koru!” Rabbimiz, onlara vaadettiğin adn cennetlerine, onları ve onların babalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden salâha ulaşanları dahil et. Muhakkak ki Sen, Sen Azîz´sin, Hakîm´sin (hüküm ve hikmet sahibisin). Onları kötülüklerden koru. Ve Sen, kimi izin günü seyyiatlerden (günahlardan) korursan o zaman onlara rahmet etmiş olursun. Ve işte o, fevzül azîmdir (en büyük kurtuluştur). İnkâr edenlere mutlaka nida edilir (seslenilir): "Muhakkak ki Allah´ın gadabı, sizin nefslerinize (birbirinize) olan gadabınızdan daha büyüktür. Îmâna davet edildiğiniz zaman siz inkâr ediyordunuz." (Kâfirler) dediler ki: "Rabbimiz, bizi iki kere öldürdün, iki kere dirilttin, böylece günahlarımızı itiraf ettik. Artık (buradan) çıkmaya bir yol var mı?" Bu, sizin tek olan Allah´a çağrıldığınız zaman inkâr etmeniz sebebiyledir. Ve O´na (Allah´a) şirk koşulunca inanıyordunuz. Artık hüküm, Yüce ve Büyük olan Allah´a aittir. O (Allah)tır ki, âyetlerini size gösterir ve sizin için gökten rızık indirir. Bunu münib olandan (Allah´a yönelenden) başkası tezekkür etmez (edemez). Öyleyse dîni, O´na halis kılarak Allah´a davet edin. Kâfirler kerih görse de. Dereceleri yükselten ve arşın sahibi olan Allah, kullarından (Kendisine ulaştırmayı) dilediği kişinin (Allah´a ulaşmayı dilediği için Allah´ın da Kendisine ulaştırmayı dilediği kişinin) üzerine (başının üzerine) Allah´a ulaşma gününün geldiğini (o kişinin ruhuna) ihtar etmek için, emrinden (Allah´ın emrini tebliğ edecek) bir ruh (devrin imamının ruhunu) ulaştırır. Onların bariz olduğu (ortaya çıktığı) gün onlardan (hiç)bir şey Allah´a gizli kalmaz. O gün mülk kimindir? Tek ve Kahhar olan Allah´ındır. Bugün bütün nefsler (herkes), kazandıkları sebebiyle cezalandırılır veya mükâfatlandırılır (karşılığı verilir). Bugün zulüm yoktur. Muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir. Ve yaklaşan gün (kıyâmet günü) konusunda onları uyar. O zaman kalpler, korku ile hançerelere gelir (can boğaza gelir). Zalimler için yakın bir dost ve şefaati kabul edilir bir şefaatçi yoktur. (Allah), gözlerin hainliklerini ve sinelerin gizlediği şeyleri bilir. Ve Allah, hak ile hükmeder. O´ndan başka taptıkları, bir şey hakkında hüküm veremezler. Muhakkak ki Allah; O, en iyi işiten ve en iyi görendir. Onlar, yeryüzünde dolaşmadılar mı ki, onlardan öncekilerin akıbeti nasıl oldu, baksınlar. Onlar yeryüzünde kuvvet ve eserler bakımından, kendilerinden daha üstündüler. Fakat Allah, onları günahları sebebiyle aldı (öldürdü). Ve onlar için (onları), Allah´a karşı koruyacak hiç kimse olmadı. İşte bu, onlara resûller beyyinelerle gelmiş olduğu halde, inkâr etmeleri sebebiyledir. Böylece Allah onları yakaladı. Muhakkak ki O, kuvvetlidir ve ikabı (cezası) şiddetlidir. Ve andolsun ki Musa (A.S)´ı âyetlerimizle ve apaçık bir sultanla (delil, mucize ve kitap ile) gönderdik. Firavuna ve Haman´a ve Karun´a (gönderdik). Fakat onlar: "Yalanlayan bir büyücüdür." dediler. Böylece onlara katımızdan hak ile geldiği zaman: "Âmenû olanların oğullarını, kendileriyle beraber katledin (öldürün). Ve kadınlarını canlı bırakın!" dediler. Kâfirlerin tuzağı (hilesi) dalâletten başka birşey değildir. Ve firavun dedi ki: "Bırakın beni, Musa´yı öldüreyim ve o, Rabbine dua etsin. Gerçekten ben, (onun) sizin dîninizi değiştirmesinden veya yeryüzünde fesat çıkmasından korkuyorum." Ve Hz. Musa dedi ki: "Muhakkak ki ben, hesap gününe inanmayan, kibirlenenlerin hepsinden, senin de Rabbin olan Rabbime sığınırım." Ve firavun ailesinden îmânını gizleyen mü´min bir adam şöyle dedi: "Bir adamı, ´Rabbim Allah´tır.´ demesinden dolayı mı öldüreceksiniz? Ve o, Rabbinizden size beyyineler (belgeler, deliller) ile geldi. Eğer yalancı ise yalanı kendi aleyhinedir. Ve eğer sadık (doğru söyleyen) ise vaadettiklerinin bir kısmı size isabet edecektir. Muhakkak ki Allah, çok yalan söyleyen, haddı aşan kişiyi hidayete erdirmez." (O adam dedi ki): "Ey kavmim! Bugün mülk sizindir, yeryüzünde kuvvetlisiniz. Ama Allah´ın şiddetli azabı bize geldiğinde, size kim yardım edecek?" Firavun (da) şöyle dedi: "Size gösterdiğim şey sadece benim görüşümdür. Ve ben, sizi irşad yolundan başkasına hidayet etmem (ulaştırmam)." Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Ey kavmim, muhakkak ki ben, ahzab günü (fırkalara ayrılmışların günü) gibi bir günün, size (gelmesinden) korkuyorum!" Nuh, Adin ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonraki kavimlerin durumu gibi. Ve Allah, kulları için zulüm dilemez. Ve ey kavmim, muhakkak ki ben, sizin için feryat gününden (kıyâmet gününden) korkuyorum! Arkanızı dönüp kaçacağınız gün sizin için Allah´tan (Allah dostlarından) bir koruyucu yoktur. Allah kimi dalâlette bırakırsa, artık onun için bir hidayetçi yoktur. Ve andolsun ki daha önce Yusuf (A.S) size beyyineler (deliller) ile geldi. Fakat size getirdiği şeyden şüphe içinde olmanız zail olmadı. Hatta (o) helâk olduğu zaman: "Ondan sonra Allah asla başka resûl beas etmez (göndermez)." dediniz. Allah haddi aşan şüphecileri işte böyle dalâlette bırakır. Onlar kendilerine bir sultan (bir delil) gelmediği halde, Allah´ın âyetleri hakkında mücâdele ederler. Gadap, Allah´ın ve âmenû olanların (Allah´a ulaşmayı dileyenlerin) indinde büyük oldu. Allah bütün zorba mütekebbirlerin kalbinin üzerini işte böyle tabeder (açılmamak üzere mühürler). Ve firavun şöyle dedi: "Ey Haman! Benim için yüksek bir kule inşa et. Umulur ki böylece sebeplere (hedeflere) ulaşırım." "Göklerin sebeplerine (yollarına) (ulaşırım), böylece Musa´nın İlâhı´na muttali olurum. Muhakkak ki ben, onun yalancı olduğunu zannediyorum." Ve işte böylece firavuna kötü ameli süslendi. Ve böylece yoldan saptırıldı. Ve firavunun hilesi hüsrandan başka birşey olmadı. Ve âmenû olan adam şöyle dedi: "Bana tâbî olun ki sizi irşad yoluna ulaştırayım." Ey kavmim! Bu dünya hayatı, sadece (geçici) bir metadır (faydalanmadır). Ve muhakkak ki ahiret karar kılınacak (devamlı kalınacak) yerdir. Kim seyyiat (şerr, derecat düşürücü ameller) işlerse mislinden daha fazla cezalandırılmaz. Kadınlardan veya erkeklerden kim amilüssalihat (nefsi ıslâh edici ameller, nefs tezkiyesi) yaparsa işte onlar, (îmânı artan) mü´minlerdir. Onlar, cennete konulacak ve hesapsız rızıklandırılacaktır. Ve ey kavmim! Benim için nasıl bir hal ki, ben sizi kurtuluşa çağırıyorum ve siz, beni ateşe çağırıyorsunuz. Siz beni, Allah´ı inkâra ve hakkında ilmim olmayan bir şeyi, O´na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Ve ben, sizi Azîz ve Gaffar Olan´a (Allah´a) çağırıyorum. Beni kendisine çağırdığınız şeyin bir hükmü yoktur. Onun (o putun), dünyada ve ahirette bir daveti (yetkisi) de yoktur. Muhakkak ki bizim dönüşümüz Allah´adır. Ve muhakkak ki müsrifler (haddi aşanlar), onlar, ateş ehlidir. Bundan sonra size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız (anlayacaksınız). Ve ben, işimi Allah´a havale ederim (bırakırım). Muhakkak ki Allah, kullarını görendir. Böylece Allah, onların yaptığı hilelerin kötülüklerinden onu korudu. Ve firavun ailesini, azabın kötüsü kuşattı. O ateş ki sabah akşam ona arz olunurlar. Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulacağı gün: "Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!" (denir). Ve onlar ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıf olanlar kibirlenenlere: "Gerçekten biz size tâbî olduk. Şimdi siz, ateşten nasibimizi bizden giderebilir misiniz?" derler. Kibirlenenler dedi ki: "Muhakkak ki biz hepimiz, onun (ateşin) içindeyiz. Allah mutlaka kulları arasında hüküm vermiştir." Ve ateşin içinde olanlar, cehennem bekçilerine şöyle dediler: "Rabbinize dua edin. Azaptan bir günü bize hafifletsin." (Cehennem bekçileri) dediler ki: "Resûlleriniz, size beyyineler ile gelmediler mi?" "Evet." dediler. (Bekçiler): "Öyleyse siz dua edin (siz yalvarın) dediler." Kâfirlerin duası, sadece dalâlettir (dalâletin içindedir). Muhakkak ki Biz, resûllerimize ve âmenû olanlara (Allah´a ulaşmayı dileyenlere) ve dünya hayatında şahitlerin kaim olacağı (bulunacağı) gün mutlaka yardım edeceğiz. Zalimlere mazeretlerin fayda vermeyeceği gün, lânet ve kötü yurt onlar içindir. Ve andolsun ki Musa´ya hidayet verdik. Ve Benî İsrail´i, kitaba varis kıldık. Ulûl´elbab için hidayet ve zikir olarak. Öyleyse sabret. Muhakkak ki Allah´ın vaadi haktır. Ve günahların için mağfiret dile. Akşam ve sabah Rabbini hamd ile tesbih et. Muhakkak ki, kendilerine gelmiş bir sultan (delil) olmaksızın, Allah´ın âyetleri hakkında mücâdele edenlerin sinelerinde sadece (Allah´a) ulaşamayacakları bir kibir vardır. Artık Allah´a sığın, muhakkak ki O, en iyi işiten ve görendir. Göklerin ve yerin yaratılışı, insanın yaratılışından muhakkak ki daha büyüktür. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. Ve kör ile basiret sahibi bir olmaz. Ve de âmenû olup salih amel (nefs tezkiyesi) işleyenlerle kötülük yapanlar da (bir olmaz). Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz. Muhakkak ki hakkında şüphe olmayan o saat (kıyâmet) mutlaka gelecektir. Ve lâkin insanların çoğu inanmazlar. Ve Rabbimiz, şöyle buyurdu: "Bana dua ediniz ki size icabet edeyim. Bana kul olmaktan kibirlenenler, muhakkak ki hakir ve zelil olarak cehenneme girecekler." O Allah ki, size geceyi içinde sükûn bulmanız için gündüzü de gösterici (aydınlık) kıldı. Muhakkak ki Allah, insanlar üzerinde mutlaka fazl sahibidir. Ve lâkin insanların çoğu şükretmezler. İşte o Allah ki, sizin Rabbinizdir. Herşeyi Yaratan´dır. O´ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse nasıl döndürülüyorsunuz? Allah´ın âyetlerini bilerek, inatla inkâr edenler, işte böyle döndürülürler. O Allah ki, yeryüzünü sizin için karar (yerleşme) yeri kıldı. Ve semayı bina etti. Ve sizi tasvir etti (suret verdi). Sonra suretlerinizi ahsen kıldı (güzelleştirdi). Ve sizi temiz şeylerden rızıklandırdı. İşte bu Allah, sizin Rabbinizdir. Âlemlerin Rabbi Allah, Mübarek´tir (yücedir). O, Hayy´dır (hayatta olan). O´ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse dîni O´na halis kılarak (Allah´a) dua edin. Hamd, âlemlerin Rabbi Allah´a mahsustur. De ki: "Muhakkak ki ben sizin, Allah´tan başka taptıklarınıza kul olmaktan men edildim, bana Rabbimden beyyineler (deliller) geldiği için. Ve âlemlerin Rabbine teslim olmakla (ruhumu, vechimi, nefsimi ve irademi Allah´a teslim etmekle) emrolundum." O ki, sizi topraktan yarattı. Sonra bir nutfeden, sonra bir alakadan (rahim duvarına asılı bir damladan). Sonra sizi bir çocuk olarak çıkarır ki sizin en kuvvetli çağınıza ulaşmanız, daha sonra da yaşlanmanız için. Ve sizden bir kısmı, ihtiyarlamadan önce vefat ettirilir (öldürülür). Ve (bir kısmınızın da) belirlenmiş bir süreye ulaşmanız için. Ve umulur ki siz böylece akıl edersiniz. Hayat veren de öldüren de O´dur. O, bir işe hükmettiği (karar verdiği) zaman ona sadece "Ol!" der. Ve o, hemen olur. Allah´ın âyetleri hakkında mücâdele edenleri görmedin mi? Onlar nasıl döndürülüyorlar. Onlar, Kitabı ve resûllerimizle gönderdiğimiz şeyleri yalanladılar. Fakat yakında bilecekler (öğrenecekler). Onlar, boyunlarında halkalar ve zincirler olduğu halde sürüklenecekler. Onlar kaynar suya sokulacaklar, sonra da ateşte tutuşturulacaklar (yakılacaklar). Sonra onlara: "Sizin şirk koşmuş olduğunuz şeyler nerede?" denir. Allah´tan başka. (Cehennemdekiler de) derler ki: "Onlar bizden saptılar (uzaklaştılar). Hayır, (meğer) biz daha önce (hiç) bir şeye tapmamışız. Allah, kâfirleri işte böyle dalâlette bırakır." İşte bu, sizin yeryüzünde haksız yere şımarmanız ve azmanız sebebiyledir. Ebediyyen orada kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Artık kibirlenenlerin kalacakları yer ne kötü. Öyleyse sabret. Muhakkak ki Allah´ın vaadi haktır. Onlara vaadettiklerimizin (azabın), bir kısmını sana gösteririz veya seni (daha önce) öldürürüz. Sonunda onlar Bize döndürülecekler. Ve andolsun ki senden önce (de) resûller gönderdik. Onlardan bir kısmını sana anlattık ve bir kısmını sana anlatmadık. Allah´ın izni olmadan bir resûlün âyet getirmesi olamaz. Artık Allah´ın emri geldiği zaman hak ile hükmedilmiş olur. Ve bâtılı isteyenler, orada hüsran uğramışlardır. O Allah ki, "onun üzerine binin ve onun (etinden) yeyin" diye sizin için hayvanlar var etti. Ve onda (hayvanlarda) sizin için menfaatler (faydalar) vardır. Ve onun üzerinde, gönüllerinizdeki hacetlere (gideceğiniz yerlere) ulaşmanız için. Onların (hayvanların) ve gemilerin üzerinde taşınırsınız. Ve (Allah) size âyetlerini gösteriyor. Öyleyse Allah´ın hangi âyetlerini inkâr ediyorsunuz? Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı ki? Onlardan öncekilerin akıbetleri nasıl oldu baksınlar. Ve onların çoğu, kuvvet ve eserler bakımından yeryüzünde kendilerinden daha üstündüler. Fakat kazanmış oldukları şeyler, onlara fayda vermedi. Onlara resûlleri beyyinelerle geldiği zaman yanlarındaki ilim sebebiyle şımardılar. Ve alay etmiş oldukları şey onları kuşattı. Bizim şiddetli azabımızı gördükleri zaman: "Allah´a ve O´nun Tek´liğine îmân ettik. Ve O´na şirk koştuğumuz şeyleri inkâr ettik." dediler. Şiddetli azabımızı gördükleri zaman artık onların îmânı, onlara bir fayda vermedi. Allah´ın, kulları hakkındaki gelip geçen sünneti (kanunu) budur. Kâfirler orada hüsrana uğradılar. Hâ, mîm. Rahmân ve Rahîm (olan Allah) tarafından indirilmiştir. (O), bilen bir kavim için, âyetleri tafsil edilmiş (fasıl fasıl açıklanmış) bir Kitap olan Arapça Kur´ân´dır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Fakat onların çoğu yüz çevirdiler. Artık onlar işitmezler. Ve dediler ki: “Bizi kendisine davet ettiğin şeye karşı, kalplerimizde (idrak etmeyi önleyen) ekinnet, kulaklarımızda (işitmeyi engelleyen) vakra ve seninle bizim aramızda bir perde var. Artık (sen dilediğini) yap! Muhakkak ki biz de dilediğimizi yapacak olanlarız.” De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilâhınızın, tek bir ilâh olduğu vahyediliyor. Öyleyse O´na yönelin (O´na doğru istikamet alın) ve O´ndan mağfiret dileyin. Ve müşriklerin vay haline!” Onlar zekât vermezler. Ve onlar, onlar ahireti (ruhun hayattayken Allah´a ulaştırılmasını) inkâr edenlerdir. Muhakkak ki âmenû olanlar (hayattayken Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyenler, onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır. De ki: “Gerçekten siz, arzı iki günde halkedeni mi inkâr ediyorsunuz? Ve O´na eşler mi kılıyorsunuz? İşte O, âlemlerin Rabbidir.” Ve orada, onun üzerinde sabit dağlar oluşturdu. Ve orayı bereketli kıldı. Orada (arzda) bulunanların besinlerini (rızıklarını), dileyenler için eşit olarak dört günde takdir etti. Sonra duman halinde olan semaya yöneldi. Sonra da ona (semaya) ve arza: “İsteyerek veya istemeyerek gelin.” dedi. İkisi de: “İsteyerek geldik.” dediler. Böylece onları iki günde yedi kat gök olarak kaza etti (yarattı, tamamladı). Her gök katına kendi emrini vahyetti. Ve dünya semasını kandillerle muhafaza ederek süsledik. İşte bu, Azîz ve Alîm olan (Allah´ın) takdiridir. Eğer hâlâ yüz çevirirlerse, o taktirde de ki: “Adn ve Semud´un yıldırımı gibi bir yıldırımla sizi uyardım.” Onlara önlerinden ve arkalarından (kendilerinden önce ve sonra) Allah´tan başkasına kul olmamaları için resûller geldiği zaman dediler ki: “Eğer Rabbimiz dileseydi, mutlaka melekleri indirirdi. Bu sebeple gerçekten biz, sizin, kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edenleriz.” Fakat Adn kavmi daha sonra yeryüzünde haksız yere kibirlendi. Ve dediler ki: “Kuvvet bakımından bizden daha güçlü kim vardır?” Onları yaratan Allah´ın kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlü olduğunu görmediler mi? Ve âyetlerimizi bilerek inatla inkâr ediyorlardı. Bunun üzerine, dünya hayatında, zillet azabını onlara tattırmamız için, uğursuz günlerde onların üzerine şiddetli sesle gelen soğuk bir fırtına gönderdik. Ve ahiret azabı mutlaka daha çok rezil edicidir. Ve onlara yardım olunmaz. Ve Semud (kavmine) gelince, o zaman onları hidayete erdirdik. Buna rağmen hidayete karşı âmâ olmayı sevdiler (tercih ettiler). Bu sebeple kazanmış olduklarından dolayı onları alçaltıcı azabın yıldırımı yakaladı. Ve âmenû olanları (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) kurtardık. Ve (böylece) onlar, takva sahibi olmuşlardı. Allah´ın düşmanları o gün ateşe haşrolunurlar. Böylece onlar (öncekiler ve sonrakiler) biraraya getirilirler. Hatta ona (ateşe) geldikleri zaman yapmış oldukları şeylere, onların gözleri, kulakları ve derileri (uzuvları), (hayat filmlerinde) onların aleyhine şahitlik etti. Ve kendi ciltlerine (uzuvlarına): “Niçin bizim aleyhimize şahitlik ettiniz?” dediler. (Onlar da) dediler ki: “Bizi, herşeyi söyleten Allah söyletti. Sizi ilk defa O yarattı ve O´na döndürüleceksiniz.” Kulaklarınızın, gözlerinizin ve cildinizin (uzuvlarınızın) sizin aleyhinize şahitlik etmesinden (edeceğinden) sakınmıyordunuz. Ve lâkin yaptıklarınızdan çoğunu Allah´ın bilmediğini zannediyordunuz. Ve işte Rabbiniz hakkındaki sizin bu zannınız, sizi helâka sürükledi. Böylece hüsrana düşenlerden oldunuz. Artık sabredebilirlerse artık ateş onların kalacakları yerdir. Ve eğer onlar affedilmek isterlerse, onlar affedilecek olanlardan değillerdir. Onlara yakın arkadaşlar musallat ettik. Böylece önlerinde ve arkalarındakileri (yaptıklarını ve yapacaklarını) onlara süslediler. Cinlerden ve insanlardan, onlardan önce gelmiş geçmiş ümmetlerinde üzerine (azap) sözü hak oldu. Muhakkak ki onlar, hüsrana düşmüş olanlardır. Kâfirler: “Bu Kur´ân´ı dinlemeyin, (okuma süresi) içinde gürültü yapın. Umulur ki böylece siz gâlip olursunuz.” dediler. Bundan sonra inkâr edenlere, mutlaka şiddetli azabı tattıracağız. Ve onları yaptıklarının en kötüsüyle mutlaka cezalandıracağız. İşte bu Allah´ın düşmanlarının cezası ateştir. Âyetlerimizi bilerek inkâr etmiş olmaları sebebiyle ceza olarak, onlar için orada ebedîlik yurdu vardır. Kâfirler dediler ki: “Rabbimiz, insanlardan ve cinlerden bizi saptıranları bize göster. Onları ayaklarımızın altına alalım ki en aşağıda kalanlardan olsunlar.” Muhakkak ki: “Rabbimiz Allah´tır.” deyip, sonra (da) istikamet üzere olanlara (Allah´a yönelip dîni ikame edenlere) melekler inerler: “Korkmayın ve mahzun olmayın. Ve vaadolunduğunuz cennetle sevinin!” (derler). Biz dünyada ve ahirette sizin dostlarınızız. Orada sizin için canlarınızın istediği ve talep ettiğiniz (her)şey vardır. Gafûr (mağfiret eden) ve Rahîm olan (Rahîm esmasıyla tecelli eden) (Allah) tarafından ziyafet (ikram) olarak. Allah´a davet eden ve salih amel (nefs tasfiyesi) yapan ve: “Muhakkak ki ben teslim olanlardanım.” diyenden daha güzel sözlü kim vardır? Hasene (iyilik) ve seyyie (kötülük), müsavi (eşit) değildir. (Kötülüğü) en güzel şekilde karşıla. O zaman seninle arasında düşmanlık olan kişi, samimi bir dost gibi olur. Ona (kötülüğü iyilikle karşılama hasletine), sabredenlerden ve hazzul azîm (en büyük haz) sahiplerinden başkası ulaştırılmaz. Ama şeytandan sana mutlaka vesvese gelecektir. O zaman Allah´a sığın. Muhakkak ki O, en iyi işiten, en iyi bilendir. Gece ve gündüz, Güneş ve Ay, Allah´ın âyetlerindendir. Güneş´e ve Ay´a secde etmeyin. Eğer sadece O´na (Allah´a) kul olduysanız, onları yaratan Allah´a secde edin. Eğer onlar hâlâ kibirleniyorlarsa, (bilsinler ki) Rab´lerinin katında bulunanlar, gece ve gündüz, O´nu tesbih ederler ve onlar bıkmazlar. Ve onun âyetlerindendir ki, arzı gerçekten kurumuş görürsün. Onun üzerine su indirdiğimiz zaman hareketlenir ve kabarır. Muhakkak ki ona (arza) hayat veren (Allah), elbette ölülere de hayat verendir. Muhakkak ki O, herşeye kaadirdir. Muhakkak ki, âyetlerimizde saptırma yapanlar, Bize gizli kalmazlar. Kıyâmet günü ateşin içine konulanlar mı yoksa Bize emin olarak gelenler mi hayırlıdır? Dilediğinizi yapın. Muhakkak ki O, yaptıklarınızı en iyi görendir. Gerçekten onlar, kendilerine zikir (Kur´ân) geldiği zaman (O´nu) inkâr ettiler. Ve muhakkak ki O, Azîz (yüce ve şerefli) bir Kitap´tır. Bâtıl, onun önünden ve arkasından O´na ulaşamaz. Hakîm (hüküm ve hikmet sahibi) ve Hamîd (Kendisine hamdedilen) (Allah) tarafından indirilmiştir. Sana söylenen, senden öncekilere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Muhakkak ki senin Rabbin, mağfiretin ve elîm azabın sahibidir. Ve eğer O´nu (Kitab´ı), yabancı dil bir Kur´ân kılsaydık, mutlaka: “O´nun âyetleri açıklanmalı değil miydi?” derlerdi. Araba yabancı dil mi? De ki: “O, âmenû olanlar için hidayet ve şifadır. Ve mü´min olmayanların kulaklarında vakra vardır. O (Kur´ân), onlara karşı körlüktür (şifa ve hidayet değildir). İşte onlara uzak bir yerden seslenilir. Ve andolsun ki Musa (A.S)´a kitap verdik. Fakat onun hakkında ihtilâf ettiler. Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, onların arasında (hemen) hüküm verilirdi. Ve muhakkak ki onlar, ondan mutlaka şek ve şüphe içinde olanlardır. Kim salih amel (nefs tezkiyesi) işlerse, kendisi içindir. Ve kim kötülük yaparsa, o da onun aleyhinedir. Ve senin Rabbin kullar(ın)a zulmedici değildir. O saatin (kıyâmetin) ilmi O´na döndürülür (O´na aittir). O´nun ilmi olmadan, hiçbir meyve, tomurcuğundan çıkmaz. Hiçbir kadın, hamile kalmaz ve doğum yapamaz. Onlara “Benim ortaklarım nerede?” diye seslenileceği gün “Sana arzettik, bizden bir şahit yoktur.” dediler (derler). Ve daha önce tapmış oldukları şeyler, onlardan uzaklaşıp gittiler (giderler). Ve onlar için kaçacak bir yer olmadığını anladılar. İnsan, hayır duasından (istemekten) usanmaz. Eğer ona şerr dokunursa, o zaman yeise kapılır ve ümitsiz olur. Ve eğer ona bir zarar dokunduktan sonra Bizden bir rahmet tattırırsak, mutlaka “Bu benimdir (hakkımdır). Ve ben, o saatin kaim olacağını (kıyâmet saatinin geleceğini) zannetmiyorum. Ve eğer gerçekten Rabbime geri döndürülsem bile, muhakkak ki O´nun (Allah´ın) yanında mutlaka güzellikler vardır.” der. O zaman kâfirlere, yaptıkları şeyleri elbette haber vereceğiz. Ve mutlaka dehşetli azaptan onlara tattıracağız. Ve insana ni´met verdiğimiz zaman yüz çevirdi ve yan çizdi (şükürden uzaklaştı). Ve ona bir şerr dokunduğu zaman artık çok dua eder. De ki: “Gördünüz mü? Eğer O (Kur´ân), Allah´ın indinden ise sonra da siz O´nu inkâr ettinizse, uzak bir ayrılığın içinde olandan daha çok dalâlette kim vardır?” Âyetlerimizi afakta (ruhumuzun baş gözüyle) ve enfüste (nefsimizin kalp gözüyle) onlara göstereceğiz. O´nun hak olduğu onlara tebeyyün etsin (açıkça belli olsun) diye. Rabbinin herşeye şahit olması kâfi değil mi? Onlar gerçekten Rab´lerine mülâki olacaklarından (ruhlarını hayatta iken Allah´a ulaştıracaklarından) şüphe içindeler, öyle değil mi? O (Allah), herşeyi ihata etmiştir (ilmiyle kuşatmıştır), öyle değil mi? Hâ, Mim. Ayn, Sin, Kâf. Azîz ve Hakîm olan Allah, işte böyle, sana ve senden öncekilere vahyeder. Göklerde ve yerde olan her şey, O´nundur. Ve O, Âli´dir (Yüce), Azîm´dir (Büyük). Gökler neredeyse üstlerinden parçalanacak. Ve melekler, Rab´lerini hamd ile tesbih ederler, yeryüzündeki kişiler için mağfiret dilerler. Allah, gerçekten Gafûr (mağfiret eden) ve Rahîm´dir (Rahîm esmasıyla tecelli eden), öyle değil mi? Ve onlar, O´ndan (Allah´tan) başka dostlar edindiler. Allah, onların üzerine Hafîz´dir (yaptıklarını hayat filmlerinde muhafaza eder). Ve sen, onlara vekil değilsin. İşte böylece sana, Arapça Kur´ân´ı vahyettik, şehirlerin anasını (Mekke halkını) ve onun etrafındakileri, hakkında şüphe olmayan toplanma günü (kıyâmet günü) ile uyarman için. Onların bir kısmı cennette ve bir kısmı alevli ateştedir (cehennemde)dir. Eğer Allah dileseydi, onları mutlaka tek bir ümmet kılardı. Ve lâkin dilediği kimseyi rahmetinin içine koyar ve zalimler için bir velî (dost) ve yardımcı yoktur. Yoksa O´ndan başka dostlar mı edindiler? İşte Allah; O, dosttur. Ve O, ölüleri diriltir. Ve O, herşeye kaadirdir. Birşey hakkında ihtilâfa düşerseniz, artık onun hükmü Allah´a aittir. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O´na tevekkül ettim. Ve O´na yönelirim. Gökleri ve yeri yaratan, sizin nefslerinizden eşler kıldı ve hayvanlardan da eşler kıldı. Orada sizi çoğaltır, yayar. Hiçbir şey, O´nun gibi değildir. Ve O, en iyi işiten, en iyi görendir. Göklerin ve yerin anahtarları, O´nundur. Dilediğinin rızkını genişletir ve daraltır. Muhakkak ki O, herşeyi en iyi bilendir. (Allah) dînde, onunla Hz. Nuh´a vasiyet ettiği (farz kıldığı) şeyi (şeriati); “Dîni ikame edin (ayakta, hayatta tutun) ve onda (dînde) fırkalara ayrılmayın.” diye Hz. İbrâhîm´e, Hz. Musa´ya ve Hz. İsa´ya vasiyet ettiğimiz şeyi sana da vahyederek, size de şeriat kıldı. Senin onları, kendisine çağırdığın şey (Allah´a ulaşmayı dileme) müşriklere zor geldi. Allah, dilediğini Kendisine seçer ve O´na yöneleni, Kendisine ulaştırır (ruhunu hayatta iken Kendisine ulaştırır). Kendilerine ilim geldikten sonra aralarında azanlardan başkası fırkalara ayrılmadı. Eğer Rabbinden “belirlenmiş bir zamana kadar (bekletme)” sözü geçmemiş olsaydı, mutlaka onların arasında (hemen) hüküm verilirdi. Muhakkak ki onlardan sonra Kitab´a varis kılınanlar, gerçekten O´ndan şek ve şüphe içindedirler. İşte bunun için, artık sen onları davet et. Ve emrolunduğun gibi istikamet üzere (Allah´a doğru) ol. Ve onların heveslerine tâbî olma. Ve onlara de ki: “Allah´ın kitaptan indirdiği şeye îmân ettim. Ve sizin aranızda adil (adaletli) olmakla emrolundum. Allah, sizin de Rabbiniz bizim de Rabbimiz. Bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size. Sizinle bizim aramızda bir huccet (çekişme) yoktur. Allah, bizi biraraya toplayacak. Ve dönüş, O´na (Allah´adır). O´na (Allah´ın) davetine icabet edildikten sonra Allah hakkında tartışanlar; onların huccetleri (delilleri), Rab´lerinin indinde bâtıldır. Onların üzerinde (Allah´ın) gazabı ve şiddetli azap vardır. Allah, Kitab´ı ve mizanı hak ile indirdi. Ve sen idrak edemezsin (bilemezsin). Belki de o saat yakındır. Ona (kıyâmet saatine) inanmayanlar, onu acele istiyorlar. Âmenû olanlar (ise) ondan korkanlardır. Ve onun hak olduğunu bilirler. Muhakkak ki o saat (kıyâmet) hakkında şüphe edip mücâdele edenler, gerçekten uzak bir dalâlet içindedirler, (öyle) değil mi? Allah, kullarına Lâtif´tir (lütufkâr). Dilediği kimseyi rızıklandırır. Ve O, Kaviyy´dir (kuvvetli), Azîz´dir (yüce ve şerefli). Kim ahiret hasatını (mahsulünü, kazancını) isterse, Biz onun kazancını artırırız. Kim dünya kazancını isterse, ona (da) ondan (dünya kazancından) artırırız (veririz). Ve onun ahirette nasibi yoktur. Yoksa Allah´ın, dînde izin vermediği şeyleri, onlara şeriat kılan ortakları mı var? Ve fasıl (ayırma) sözü geçmemiş olsaydı, mutlaka onların arasında (hemen) hüküm verilirdi. Ve muhakkak ki zalimler, onlar için elîm azap vardır. Zalimlerin, kazandıklarından dolayı korkmuş olduklarını görürsün. Ve korktukları şey, onlar için vuku bulacaktır (başlarına gelecektir). Ve âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyenler, cennet bahçelerindedirler. Onlar için Rab´lerinin katında diledikleri herşey vardır. İşte bu fazlul kebirdir (büyük fazl). İşte Allah´ın, âmenû olan (Allah´a ulaşmayı dileyen) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyen kullarını müjdelediği budur. De ki: “Ben, ona (tebliğe) karşı bir ücret istemiyorum, yakınlıkta sevgiden başka. Ve kim hasene işlerse onun için güzellikleri artırırız. Muhakkak ki Allah, Gafûr´dur (mağfiret eden), Şükredilen´dir. Yoksa Allah´a karşı yalanla iftira mı ediyorlar? Bununla birlikte eğer Allah dilerse senin kalbini mühürler ve bâtılı yok eder. Kendi kelimeleri ile hakkı gerçekleştirir. Muhakkak ki O, sinelerdekini en iyi bilendir. Ve O, kullarının tövbelerini kabul eden ve seyyielerini (günahlarını) affedendir. Ve yaptığınız şeyleri bilir. (Allah), âmenû olanların (Allah´a ulaşmayı dileyenlerin) ve salih amel (nefs tezkiyesi) işleyenlerin (dualarına) icabet eder. Ve onlara fazlından artırır. Ve kâfirler; onlar için şiddetli azap vardır. Ve eğer Allah, kullarına rızkı genişletseydi, yeryüzünde mutlaka azarlardı. Fakat O, dilediği kadarını indirir. Muhakkak ki O, kullarından haberdardır, (onları) görendir. (Onların) ümit kesmelerinden sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan, O´dur. Ve O, Velî´dir (dost), Hamîd´dir (hamdedilen). Gökleri ve yeri yaratması ve orada hayvanları çoğaltıp yayması, O´nun âyetlerindendir. Ve O, dilediği zaman onları toplamaya kaadirdir. Size bir musîbet isabet ettiği zaman işte o, ellerinizin kazandığı (yaptıklarınız) sebebiyledir. (Musîbetlerin) çoğunu affeder (gerçekleştirmez). Yeryüzünde siz, aciz bırakabilecek olanlar değilsiniz. Ve sizin için Allah´tan başka bir dost ve yardımcı yoktur. Ve denizde yüksek dağlar gibi yüzen gemiler, O´nun (Allah´ın) âyetlerindendir. Eğer O (Allah), dilerse rüzgârı durdurur. O zaman (gemiler) onun üzerinde hareketsiz kalırlar. Muhakkak ki bunda, çok sabreden ve çok şükreden herkes için mutlaka âyetler (ibretler) vardır. Veya kazandıkları (yaptıkları) sebebiyle onları helâke sürükler ve onların çoğunu (da) affeder. Ve âyetlerimiz hakkında mücâdele edenler, onlar için sığınacak bir yer olmadığını bilsinler. İşte böylece size verilen herşey dünya hayatının metaıdır. Ve amenû olanlar için, Allah´ın indinde olanlar daha hayırlıdır ve bâkidir (kalıcıdır). Ve onlar, Rab´lerine tevekkül ederler. Ve onlar, günahların büyüğünden ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Ve öfkelendikleri zaman affederler. Ve onlar, Rab´lerine icabet ederler ve namazı kılarlar. Ve onlar, işlerini aralarında toplanıp istişare ederler. Ve onları rızıklandırdığımız şeylerden infâk ederler. Ve onlar, kendilerine bir saldırı isabet ettiği zaman yardımlaşırlar. Bir kötülüğün cezası onun misli kadar kötülüktür. Fakat kim affeder ve ıslâh ederse artık onun ecri (mükâfatı) Allah´a aittir. Muhakkak ki O (Allah), zalimleri sevmez. Ve gerçekten zulme uğradıktan sonra hakkını geri alan kimseler, işte onlar; onların üzerine (aleyhlerine) bir yol (ceza) yoktur. Fakat insanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere zorbalık yapanların üzerine (aleyhlerine) yol (ceza) vardır. İşte onlar; onlar için elîm bir azap vardır. Ve elbette kim sabreder ve bağışlarsa muhakkak ki bu, gerçekten azîm (büyük) işlerdendir. Ve Allah kimi dalâlette bırakırsa, o taktirde onun için, bundan sonra bir velî (dost) yoktur. Zalimleri, azabı gördükleri zaman: “(Dünyaya) geri dönüşe bir yol var mı?” derken görürsün. Ve onları zilletten boyun eğmiş olarak, ona (azaba) arz olunurken, gizli gizli (yan gözle) baktıklarını görürsün. Âmenû olanlar dediler ki: “Muhakkak ki hüsranda olanlar, kıyâmet günü, kendilerini ve ailelerini hüsrana düşürenlerdir.” Muhakkak ki zalimler, mukîm (devamlı) azabın içindedirler, değil mi? Ve onların, kendilerine yardım edecek Allah´tan başka dostları yoktur. Ve Allah kimi dalâlette bırakırsa artık onun için bir yol (kurtuluş) yoktur. Rabbinize icabet edin (Allah´a ulaşmayı dileyin), Allah tarafından geri döndürülmeyecek olan günün gelmesinden önce. İzin günü, sizin için bir sığınak yoktur. Ve sizin için bir inkâr yoktur (yaptıklarınızı inkâr edemezsiniz). Bundan sonra eğer yüz çevirirlerse, Biz seni onların üzerine muhafız olarak göndermedik. Senin üzerine düşen sadece tebliğdir. Ve muhakkak ki Biz, insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımız zaman onunla ferahlanır (sevinir). Ve eğer elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) sebebiyle bir kötülük isabet ederse, işte o zaman insan mutlaka kefûr olur (inkâr eder, nankör olur). Göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. Dilediği şeyi yaratır. Dilediğine kız (çocuk) ve dilediğine erkek (çocuk) bağışlar. Veya hem kız hem erkek olarak ikisini de verir. Ve dilediği kimseyi kısır kılar. Muhakkak ki o, Alîm´dir (en iyi bilen), Kaadir´dir (herşeye gücü yeten). Allah´ın hiçbir insanla konuşması olmamıştır, illâ vahyile veya perde arkasından veya dilediğine izniyle vahyetsin diye resûl (melek) göndererek. Allah, bilir ve hikmet sahibidir. Ve işte böylece sana emrimizden bir ruh (Kur´ân-ı Kerim) vahyettik. Ve sen, kitap nedir ve îmân nedir bilmiyordun. Ve lâkin O´nu “nur” kıldık. Kullarımızdan dilediğimizi O´nunla hidayete erdiririz. Ve muhakkak ki sen, mutlaka Sıratı Mustakîm´e hidayet ediyorsun (ulaştırıyorsun). O Allah´ın yolu ki, göklerde ve yerde ne varsa Kendisinindir. (Bütün) emirler (işler) Allah´a seyreder (döner), değil mi? Hâ, Mim. “Kitab-ı Mübin (Apaçık Kitap)´e andolsun ki! Muhakkak ki Biz, O´nu Arapça Kur´ân kıldık. Umulur ki böylece akıl edersiniz. Ve muhakkak ki O (Kur´ân), katımızda Ümmülkitap´tadır. Gerçekten Âli´dir (yücedir), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Öyleyse zikri size (beyandan) vazgeçip bırakalım mı? Siz müsrif (haddi aşan) bir kavim oldunuz diye. Ve sizden evvelki (ümmetlerin) içinde nice nebîler (peygamberler) gönderdik. Ve onlara hiçbir peygamber gelmez ki (gelmemiştir ki), onunla alay etmiş olmasınlar. Bu sebeple (Mekkelilerden) daha güçlü olanları da şiddetle yakalayarak helâk ettik. Evvelki (ümmetlere) ait misaller (daha önce) geçmişti. Ve muhakkak ki onlara: “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka: “Onları, Azîz (yüce ve üstün) ve Alîm (en iyi bilen) yarattı.” derler. Size yeryüzünü döşek kılan ve sizin için orada yollar yapan O´dur. Umulur ki böylece siz hidayete erersiniz. Suyu semadan bir kader ile (taktir edilmiş bir ölçü ile) indiren O´dur. Böylece onunla ölü beldeyi dirilttik (kuru topraktan bitkiler çıkardık). İşte bunun gibi (mezarlarınızdan) çıkarılacaksınız. Onların (bitkilerin) hepsinden çiftler (dişi ve erkek olarak) yaratan O´dur. Sizin için gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyler kıldı. Onların sırtlarına yerleşmeniz için. Sonra onun üzerine yerleştiğiniz zaman Rabbinizin ni´metini zikredin! Ve: “Bunu bize musahhar (emrimize amade) kılan (Allah) Sübhan´dır. Ve biz, O´na (kendimiz) güç yetiremezdik.” deyin! Muhakkak ki biz, Rabbimize mutlaka dönecek olanlarız. Ve O´na, kullarından bir kısmını isnad ettiler. Muhakkak ki insan, mutlaka apaçık inkâr edicidir. Yoksa O, yarattıklarından kızları kendisine seçti ve oğlanları size mi ayırdı? Onlardan birisi, Rahmân´a isnad ettikleri (kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman hiddetlenerek, yüzü gölgelenir ve kararır. Ziynet için yetiştirilen ve mücâdeleye gücü yetmeyeni mi (Allah´a isnad ediyorlar)? Ve Rahmân´ın kulları olan melekleri, dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların şahadetleri yazılacak ve sorgulanacaklar. Ve (onlar): “Eğer Rahmân dileseydi, biz onlara tapmazdık.” dediler. Onların bu konuda bir ilimleri (bilgileri) yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar. Yoksa ondan önce, onlara kitap verdik de böylece onlar, ona (o kitaba) mı sarıldılar? Hayır, (onlar) dediler ki: “Gerçekten biz, babalarımızı bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve muhakkak ki biz, onların izi üzerinde hidayete erenleriz.” Ve tıpkı bunun gibi, senden önce bir ülkeye bir nezir göndermiş olmadık ki, onun (o ülkenin) refah içinde olanları: “Muhakkak ki biz, babalarımızı bir ümmet (dîn) üzerinde bulduk. Ve mutlaka biz, onların izlerine tâbî olanlarız.” dememiş olsunlar. (Nezirlerin hepsi): “Size babalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden (dînden) daha çok hidayete erdirecek olanı getirmiş olsam da mı?” dediler. (Onlar da): “Muhakkak ki biz, sizin kendisiyle gönderildiğiniz şeyi inkâr edenleriz.” dediler. Bunun üzerine onlardan intikam aldık. İşte bak, yalanlayanların akıbeti (sonu) nasıl oldu! Ve Hz. İbrâhîm, babasına ve kavmine: “Muhakkak ki ben, sizin taptığınız şeylerden uzağım.” demişti. Ancak beni yaratan hariç. Çünkü muhakkak ki O, beni hidayete erdirecektir. Ve onu, zürriyeti içinde bâki (kalıcı) bir kelime kıldı. Umulur ki böylece onlar (putlardan) dönerler. Hayır, ben onları ve babalarını, onlara Hakk (Kur´ân) ve O´nu açıklayan bir resûl gelinceye kadar metalandırdım. Ve onlara Hakk (Kur´ân) geldiği zaman: “Bu bir sihirdir ve şüphesiz biz, onu inkâr edenleriz.” dediler. Ve dediler ki: “Bu Kur´ân´ın, iki beldeden, bir büyük adama indirilmesi gerekmez miydi?” Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar? Biz onların dünya hayatında maişetlerini (geçimlerini) aralarında taksim ettik. Onların bir kısmının derecelerini, diğerlerinin üzerine yükselttik (üstün kıldık). Onların bir kısmı diğerlerini emrinde çalıştırsın diye. Ve senin Rabbinin rahmeti, onların topladığı şeylerden (başka insanları çalıştırmayıp biriktirdikleri paradan) daha hayırlıdır. Eğer insanlar tek bir ümmet haline gelecek olmasaydı, Rahmân´ı inkâr edenlerin evlerine mutlaka gümüşten tavanlar ve üzerinde yükseldikleri merdivenler yapardık. Ve onların evlerine kapılar ve de üzerine yaslandıkları koltuklar (onları da gümüşten yapardık). Ve (üstlerine) süsler (mücevherler yapardık). Ve bunların hepsi sadece dünya hayatının meta´ıdır. Ve ahiret ise Rabbinin katındadır ve takva sahiplerinindir. Ve kim Rahmân´ın zikrinden yüz çevirirse, şeytanı ona musallat ederiz. Böylece o (şeytan), onun yakın arkadaşı olur. Ve muhakkak ki onlar (şeytanlar), onları mutlaka (Allah´ın) yolundan men ederler (alıkoyarlar). Ve onlar kendilerinin hidayette olduğunu sanırlar. O (onlardan biri), sonunda (kıyâmet günü) bize geldiği zaman: “Keşke benimle senin aran, iki doğu kadar uzak olsaydı.” dedi (der). İşte bu kötü bir yakınlık. Bugün size asla (hiçbir şey) fayda vermez. Siz zulmetmiştiniz. Muhakkak ki azapta ortaksınız. Yoksa sağırlara sen mi işittireceksin? Veya körleri ve apaçık dalâlette olanları sen mi hidayete erdireceksin? Fakat seni de aralarından mutlaka gidereceğiz (hayatına son vereceğiz). İşte o zaman mutlaka biz, onlardan intikam alacak olanlarız. Ya da onlara vaadettiğimizi (azabı) sana mutlaka göstereceğiz. Çünkü Biz, onların üzerinde mutlaka muktedir olanlarız (gücü yetenleriz). Artık sana vahyedilene sarıl. Muhakkak ki sen, Sıratı Mustakîm üzerindesin. Muhakkak ki O (Kur´ân), senin için ve senin kavmin için mutlaka bir zikirdir (öğüttür). Ve siz, (Kur´ân´dan) sorumlu olacaksınız. Ve senden önce gönderdiğimiz resûllerimizden sor (bakalım), Rahmân´dan başka tapılacak ilâhlar kıldık mı? Ve andolsun ki Musa (A.S)´ı âyetlerimizle (mucizelerimizle), firavuna ve onun (kavminin) ileri gelenlerine gönderdik. (O zaman onlara): “Muhakkak ki ben, âlemlerin Rabbinin Resûl´üyüm.” dedi. Fakat (Musa A.S), onlara âyetlerimizle (mucizelerimizle) gelince, onlar o zaman onlara (mucizelere) gülüyorlardı (alay ediyorlardı). Biri diğerinden daha büyük olmadıkça, onlara bir âyet (mucize) göstermedik. Ve onları azapla yakaladık ki, böylece belki onlar (Allah´a) dönerler diye. Ve (onlar): “Ey sihirbaz, senin Allah´a olan ahdin hürmetine, Rabbine bizim için dua et (bu azabı kaldırsın)! ( O taktirde) gerçekten biz, mutlaka hidayet üzere oluruz.” dediler. Fakat onlardan azabı kaldırınca, o zaman onlar (verdikleri sözleri) bozuyorlar. Ve firavun, kavmi içinde seslendi: “Ey kavmim, bütün Mısır benim mülküm değil mi? Ve altımdan akan bu nehirler? Hâlâ görmüyor musunuz?” dedi. Yoksa ben, o acizden daha hayırlı (değil miyim) ki, o neredeyse sözü açıklayamıyor (normal konuşamıyor). “Öyleyse ona takılmış altından bilezikler olmalı veya onunla beraber ona yakın olan melekler gelmeli değil miydi?” Böylece (firavun) kavmini hafife aldı (küçümsedi). Bunun üzerine (kavmi) ona itaat etti. Muhakkak ki onlar fasık bir kavim oldular. Bunun üzerine, bizi eseflendirdiler (üzdüler), biz de onlardan intikam aldık. Bu sebeple onların hepsini boğduk. Böylece onları sonraki (ümmetler) için bir selef (gelip geçmiş bir kavim) ve örnek (ibret) kıldık. Meryemoğlu (Hz. İsa) misal verilince, o zaman senin kavmin (alay ederek) bağırıyorlardı. Ve: “Bizim ilâhlarımız mı hayırlı yoksa o mu?” dediler. Sana bu örneği, seninle mücâdeleden başka bir şey için söylemediler. Hayır, onlar düşman bir kavimdir. O (Hz. İsa), sadece ni´metlendirdiğimiz bir kuldur. Ve onu İsrailoğullarına örnek (ibret) kıldık. Eğer biz dileseydik mutlaka sizden, yeryüzünde yerinize geçecek melekler kılardık (yaratırdık). Ve muhakkak ki o, gerçekten o saat (kıyâmetin zamanı) için bir ilimdir (bilgidir). Öyleyse ondan sakın şüphe etmeyin! Ve Bana (Allah´a) tâbî olun! İşte bu, Sıratı Mustakîm´dir. Ve şeytan sakın sizi, (Sıratı Mustakîm´den) men etmesin. Muhakkak ki o, sizin için apaçık düşmandır. Ve Hz. İsa, beyyineler (mucizeler, deliller) ile geldiği zaman: “Ve hakkında ihtilâf ettiğiniz şeyin bir kısmını size açıklamak için size hikmeti getirdim. Öyleyse Allah´a karşı takva sahibi olun ve bana itaat edin!” dedi. Muhakkak ki Allah, O benim de sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O´na kul olun! İşte bu, Sıratı Mustakîm´dir. Sonra gruplar kendi aralarında ihtilâf etti. Artık elîm günün azabından, zulmedenlerin vay haline! O saatin (kıyâmetin) onlar farkında değilken, ansızın onlara gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? İzin günü, takva sahipleri hariç, samimi dostlar birbirine düşmandır. Ey kullarım! O gün size korku yoktur ve siz mahzun (da) olmayacaksınız. Onlar ki âyetlerimizle âmenû olmuşlardır ve (Allah´a) teslim olmuşlardır. Siz ve zevceleriniz (eşleriniz) cennete girin! (Orada) ferahlatılacaksınız. Onların etrafında altından tepsiler ve kadehlerle (bardaklarla) dolaşılır. Ve orada nefslerin iştahlandığı ve gözlerin lezzet aldığı şeyler vardır. Ve siz orada ebediyyen kalacak olanlarsınız. İşte bu, amellerinizden dolayı varis kılındığınız cennet. Sizin için orada, yiyeceğiniz pekçok meyve vardır. Muhakkak ki mücrimler (suçlular), cehennem azabı içinde ebediyyen kalacak olanlardır. (Azap) onlardan hafifletilmez. Ve onlar, orada (Allah´ın rahmetinden) ümit kesmiş olanlardır. Ve Biz onlara zulmetmedik. Ve lâkin onlar zalimler oldular. Ve (mücrimler): “Ey malik (ey cehennem bekçisi)! Rabbin bizim üzerimize hüküm versin (bizi öldürsün).” diye seslendiler. (Malik): “Muhakkak ki siz, (bu azabın içinde) kalacak olanlarsınız.” dedi. Andolsun ki size hakkı getirdik. Ve lâkin sizin çoğunuz hakkı kerih görenlerdir. Yoksa onlar işi sağlam mı tuttular? Muhakkak ki asıl biz, işi sağlam tutanlarız. Yoksa onların sırlarını ve fısıltılarını işitmeyeceğimizi mi zannediyorlar? Hayır, onların yanında resûllerimiz (elçilerimiz) (herşeyi) yazıyorlar. De ki: “Eğer Rahmân´ın çocuğu olsaydı, o zaman O´na kul olanların ilki ben olurdum.” Göklerin ve yerin de Rabbi olan arşın Rabbi, onların vasıflandırdıkları şeylerden münezzehtir. Artık onları bırak! Vaadolundukları güne mülâki oluncaya (kavuşuncaya) kadar boş şeylere dalsınlar ve oynasınlar. Ve O, gökte İlâh´tır ve yerde İlâh´tır. Ve O, Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir), Alîm´dir (en iyi bilendir). O, öyle yüce ve mübarektir ki, göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin mülkü O´nundur. O saatin (kıyâmet vaktinin) ilmi, O´nun indindedir. Ve O´na döndürüleceksiniz. Ve onların, O´ndan (Allah´tan) başka taptıkları şeyler şefaate malik değildir. Hakk´a şahit olanlar hariç ve onlar (Hakk´ı) bilirler. Ve eğer gerçekten onlara: “Kendilerini kim yarattı?” diye sorarsan, mutlaka “Allah” diyeceklerdir. Buna rağmen (Hakk´tan) nasıl döndürülüyorlar? O´nun (Hz. Muhammed (S.A.V)´in): “Ey Rabbim, bunlar gerçekten mü´min olmayan bir kavimdir.” demesine andolsun. Bundan sonra onlardan vazgeç ve: “Selâm olsun.” de. Artık yakında bilecekler. Ha, mim. Kitab-ı Mübîn´e (Apaçık Kitab´a) andolsun. Muhakkak ki Biz onu, mübarek bir gecede indirdik. Şüphesiz Biz, uyaranlarız. Hikmetli (hükmedilmiş) emirlerin (işlerin) hepsi, onda (o gecede) ayırt edilir (belirlenir). Katımızdan bir emir olarak. Muhakkak ki Biz, (Kur´ân´ı ve resûlleri) gönderenleriz. Rabbinden bir rahmet olarak. Muhakkak ki O; O, en iyi işiten, en iyi bilendir. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer siz yakîn sahibi iseniz. O´ndan başka İlâh yoktur. Diriltir ve öldürür. Sizin ve evvelki (sizden önceki) babalarınızın Rabbidir. Hayır, onlar şüphe içinde oynuyorlar (oyalanıyorlar). Artık göğün, apaçık duman (fitne) getireceği günü gözle. (O fitne ki) insanları (insanların büyük kısmını) sarmıştır. İşte bu, elîm bir azaptır. Rabbimiz, azabı bizden kaldır. Muhakkak ki biz, mü´minleriz. Onlara (herşeyi) açıklayan bir resûl gelmişti. (Buna rağmen resûlün söylediklerinden) ibret almadılar. Ve (O´NA) (şeytan tarafından vahyedilerek) “öğretilmiş” ve “deli” dediler ve sonra O´NDAN yüz çevirdiler. Muhakkak ki Biz, azabı biraz kaldırsak (bile), şüphesiz ki siz (şirke) dönecek olanlarsınız. Büyük bir şiddetle (onları) yakalayacağımız gün, Biz mutlaka intikam alacak olanlarız. Ve andolsun ki Biz, onlardan önce firavun kavmini de imtihan ettik. Ve onlara da kerim bir resûl (Hz. Musa) gelmişti. (Hz. Musa): “Allah´ın kullarını bana verin. Muhakkak ki ben, sizin için emin bir resûlüm.” (demişti). Allah´a karşı ululuk (büyüklük) taslamayın! Çünkü ben, size apaçık bir sultan (delil) ile geliyorum. Ve muhakkak ki ben, beni taşlamanızdan, sizin de Rabbiniz olan Rabbime sığındım. Eğer bana inanmıyorsanız artık benden uzaklaşın. Bunun üzerine: “Bunlar günahkâr bir kavimdir.” diye, Rabbine dua etti. Hemen gece yürüyüşü yapmak üzere kullarımla (beraber) yola çık! Muhakkak ki siz takip edileceksiniz. Ve denizi açık olarak bırak! Muhakkak ki onlar, boğulacak olan bir ordudur. Bahçelerden ve pınarlardan nicelerini terkettiler. (Ve ekinler ve kerim mekânlar (güzel köşkler). Ve orada zevk içinde yaşadıkları ni´metler (terkettiler). İşte, böyle. Ve sonraki kavmi onlara varis kıldık. Onlara yer ve gök ağlamadı. Ve onlara mühlet verilmedi. Ve andolsun ki Biz, İsrailoğullarını (firavunun) zelil azab(ın)dan kurtardık. O firavun ki, şüphesiz o, haddi aşanlardan ve büyüklük taslayanlardandı. Ve andolsun ki Biz, onları (İsrailoğullarını) ilim üzerine âlemlere seçtik (üstün kıldık). Ve onlara, içinde apaçık imtihan olan âyetlerden (mucizelerden) verdik. Gerçekten onlar, mutlaka diyecekler ki. (Bizim ölümümüz) sadece ilk ölümümüzdür. Ve biz, neşrolunacak (tekrar diriltilecek) değiliz. Siz doğru söyleyenlerseniz, o halde babalarımızı (geri) getirin. Onlar mı yoksa Tubba´nın kavmi ve onlardan öncekiler mi daha hayırlı? Biz onları helâk ettik. Çünkü onlar mücrimlerdi. Ve gökleri ve yeri ve ikisi arasındakileri, oyun olsun diye yaratmadık. İkisini de haktan başka bir şey ile yaratmadık (ikisini de hak ile yarattık). Ve lâkin onların çoğu bilmezler. Muhakkak ki fasıl günü, onların hepsinin belirlenmiş vaktidir. O gün, dosttan dosta (hiç)bir şey fayda vermez. Ve onlara yardım olunmaz. Ancak Allah´ın rahmet (Rahîm esmasıyla tecelli) ettiği kimse hariç. Muhakkak ki O, Azîz´dir, Rahîm´dir. Muhakkak ki zakkum ağacı. Günahkârların yemeğidir. Erimiş maden gibi karınlarında kaynar. Kaynar suyun kaynaması gibi. Onu tutun (yakalayın)! Hemen cehennemin ortasına sürükleyin. Sonra başının üstüne azap olarak kaynar su dökün. (Azabı) tat! (Hani) sen, gerçekten azîzdin ve kerimdin (kendini öyle zannediyordun). Muhakkak ki bu azap, sizin şüphe ettiğiniz şeydir. Muhakkak ki takva sahipleri, mutlaka emin makamlardadır. Cennetlerde ve pınarlarda. Karşılıklı ipekten ve atlastan giysiler giyerler. İşte, böyle. Ve onları, iri gözlü huriler ile evlendiririz. Orada emniyet içinde her çeşit meyveden isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah, böylece) onları cehennem azabından korumuştur. Senin Rabbinden fazl (lütuf) olarak işte bu, (en büyük kurtuluş) fevz-ül azîmdir. İşte böylece O´nu (Kur´ân-ı Kerim´i), senin lisanın ile kolaylaştırdık. Umulur ki onlar tezekkür ederler. Artık gözle (bekle)! Muhakkak ki onlar da (bekleyenler) gözleyenlerdir. Ha, mim. Kitab´ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. Muhakkak ki mü´minler için göklerde ve yerde mutlaka âyetler (deliller) vardır. Ve sizin yaratılışınızda ve (Allah´ın) hayvanlardan üretip yaydıklarında, yakîn sahibi kavim için âyetler (deliller) vardır. Ve gece ve gündüzün ihtilâfı (birbirini takip etmesi) ve Allah´ın rızık olarak semadan (yağmur, kar gibi) şeyleri indirmesi, böylece arzı ölümünden sonra diriltmesi ve rüzgârları çevirip estirmesi, akıl eden kavim için âyetlerdir (delillerdir). İşte bunlar, Allah´ın âyetleridir. Sana hak olarak onları okuyoruz. O halde Allah´tan ve O´nun âyetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? Bütün yalancı günahkârların vay haline. Kendisine okunan, Allah´ın âyetlerini işitir. Sonra onu işitmemiş gibi kibirlenerek israr eder. Artık onu, elîm azap ile müjdele. Âyetlerimizden bir şey öğrendikleri zaman onu alay konusu edinirler. İşte onlar; onlar için alçaltıcı azap vardır. Cehennem onların arkalarındadır. Ve kazandıkları şeyler onlara fayda vermez. Ve Allah´tan başka dost edindikleri de. Ve onlar için büyük azap vardır. İşte bu hidayettir. Ve Rab´lerinin âyetlerini inkâr edenler; onlar için azap üstüne elîm azap vardır. O Allah ki, içinde gemileri O´nun emriyle yüzdürmeniz için denizi size musahhar (emre amade) kıldı. Ve O´nun fazlından istemeniz için. Umulur ki, böylece siz şükredersiniz. Ve göklerde ve yerde olanların hepsini kendinden (bir lütuf olarak) size musahhar (emre amade) kıldı. Muhakkak ki bunda, tefekkür eden bir kavim için mutlaka âyetler (ibretler) vardır. Âmenû olanlara de ki: “Allah´ın günlerinin (geleceğini) ummayan, kazanmış olduklarından dolayı (Allah´ın) cezalandıracağı kavmi bağışlasınlar.” Kim salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, kendi nefsi içindir (lehinedir). Ve kim kötülük yaparsa, o da kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz. Ve andolsun ki İsrailoğullarına, kitap, hüküm ve peygamberlik verdik. Ve onları temiz rızıklarla rızıklandırdık. Ve onları âlemlere üstün kıldık. Ve onlara emirden (Allah´ın emrinden) beyyineler (deliller) verdik. Fakat onlara ilim geldikten sonra onlar, aralarında azgınlık ederek ihtilâfa düştüler. Muhakkak ki senin Rabbin, kıyâmet günü, ihtilâf etmiş oldukları şeylerde, onların arasında hüküm verecektir. Sonra seni, emirde (Allah´ın emrinde) şeriat üzere kıldık. Öyleyse ona (o şeriate) tâbî ol! Ve bilmeyenlerin hevalarına uyma! Muhakkak ki onlar, Allah´tan bir şey (emir) konusunda asla sana fayda veremezler. Muhakkak ki zalimler birbirinin dostudurlar. Ve Allah, takva sahiplerinin dostudur. İşte bu (Kur´ân), insanlar için basirettir. Ve yakîn hasıl eden kavim için hidayettir, rahmettir. Yoksa kötülük işleyenler, zannediyorlar mı ki, onları, âmenû olan (Allah´a ulaşmayı dileyen) ve salih ameller (nefs tezkiyesi) yapanlar gibi kılacağız ve onların hayatları ve ölümleri eşit olacak? Hüküm verdikleri şey ne kötü. Ve Allah, gökleri ve yeri hak ile yarattı. Ve bütün nefslere kazandıklarının karşılığı (ceza veya mükâfat) verilsin diye. Ve onlara zulmedilmez. Hevasını kendisine ilâh edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah, onu ilim (onun faydasız ilmi) üzere dalâlette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar (görme) hassasının üzerine gışavet (perde) kıldı (çekti). Bu durumda Allah´tan sonra onu kim hidayete erdirir? Hâlâ tezekkür etmez misiniz? Ve: “O (hayat), dünya hayatımızdan başka birşey değildir, ölürüz ve diriliriz. Ve bizi dehrden (zamandan) başka birşey helâk edemez.” dediler. Ve onların bu konuda ilimden (nasipleri) yoktur. Onlar sadece zanda bulunurlar. Onlara âyetlerimiz beyan edilerek okunduğu zaman onların delilleri (iddiaları): “Eğer siz sadıklarsanız (doğru söyleyenlerseniz), babalarımızı getirin!” demekten başka birşey olmadı. De ki: “Allah sizi yaşatır, sonra öldürür. Sonra sizi, hakkında şüphe olmayan kıyâmet günü (biraraya) toplar.” Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. Göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. Ve o saatin (kıyâmetin) vuku bulacağı izin günü, bâtıl olanlar hüsranda olacaklardır. Ve bütün ümmetleri diz çökmüş olarak görürsün. Bütün ümmetler kendi kitaplarına davet edilirler. O gün yapmış olduğunuz şeylerin karşılığı (ceza ve mükâfat) verilir. İşte bu Bizim Kitabımız ki, size hakkı söyler. Muhakkak ki Biz, yapmış olduğunuz şeyleri tensih ediyorduk (hayat filmine kaydettiriyorduk). Fakat âmenû olanlara ve salih ameller yapanlara (Allah´a ulaşmayı dileyerek nefs tezkiyesi yapanlar) gelince, Rab´leri onları rahmetinin içine koyar. İşte bu, fevz-ül mübîndir (apaçık kurtuluştur). Ve fakat inkâr edenlere denir ki: “Âyetlerim size okunduğu zaman kibirlenenler siz değil miydiniz? Ve siz, mücrim bir kavim oldunuz.” Ve: “Allah´ın vaadi ve hakkında şüphe olmayan o saat (kıyâmet) haktır.” denildiği zaman siz: “Biz o saat (kıyâmet) nedir bilmeyiz? Sadece bir zan olduğunu sanıyoruz. Ve biz, yakîn sahibi değiliz.” dediniz. Ve onlara, yaptıkları şeylerin kötülüğü aşikâr oldu. Ve alay etmiş oldukları şey, onları kuşattı. Ve (onlara): “Bugün sizi unutacağız, tıpkı sizin “bugününüze kavuşmayı” unuttuğunuz gibi. Ve sizin mevanız (kalacağınız yer), ateştir. Ve sizin için bir yardımcı yoktur.” denildi. İşte bu, Allah´ın âyetlerini alay konusu etmeniz sebebiyledir. Ve sizi dünya hayatı aldattı. Öyleyse o gün oradan çıkarılmazlar. Ve onlardan bir özür istenmez (kabul edilmez). Öyleyse hamd, göklerin ve yerin Rabbi ve âlemlerin Rabbi, Allah´a mahsustur. Göklerde ve yerde büyüklük ve azamet, O´na mahsustur. Ve O, Azîz´dir, Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Hâ mîm. Kitab´ın indirilmesi, Azîz ve Hakîm olan Allah tarafındandır. Gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri ancak hak ile yarattık. Ve bilinen (tespit edilen) bir zamana kadar. Ve onlar ki, uyarıldıkları şeylerden yüz çeviren kâfirlerdir. De ki: “Allah´tan başka taptıklarınızı gördünüz mü?” Onların yeryüzünde ne yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların göklerde ortağı mı var? Eğer siz sadıklarsanız (doğru söyleyenlerseniz) bana, bundan evvelki bir kitap ve ilimden (ilmî) bir eser getirin.” Allah´tan başkasına dua edenden daha dalâlette kim vardır? Kıyâmet gününe kadar, ona kimse icabet etmez. Ve onlar (putlar), onların dualarından gâfildirler (habersizdirler). İnsanlar haşrolundukları (biraraya getirildikleri) zaman (putlar) onlara düşman oldular. Ve onların ibadetlerini inkâr ettiler (kabul etmediler). Ve onlara âyetlerimiz beyan edilerek (açıklanarak) okunduğu zaman kâfirler, (âyetlerimiz) onlara gelince, hak (âyetlerimiz) için: “Bu, apaçık bir sihirdir.” dediler. Yoksa “Onu uydurdu.” mu diyorlar? De ki: “Eğer onu ben uyduruyorsam, o taktirde Allah´tan bana gelecek bir şeye siz mani olamazsınız. O, O´nun (Kur´ân) hakkında daldığınız şeyleri (yaptığınız iftiraları) en iyi bilir. Benimle sizin aranızda O´na (Kur´ân-ı Kerim´e) şahit olarak O (Allah) yeter. Ve O; Gafur´dur, Rahîm´dir. “Ben diğer resûllerden farklı bir (bidat) ortaya çıkarmış değilim.” de. Ve bana ve size ne yapılacağını ben bilemem. Ben sadece bana vahyedilene tâbî olurum. Ve ben apaçık bir nezirden başka bir şey değilim. De ki: “Gördünüz mü? Ya o Kur´ân, Allah´ın katından ise ve siz O´nu inkâr ettinizse? Ve İsrailoğullarından bir şahit O´nun misline şahit olduysa, böylece îmân ettiyse ve siz de büyüklük tasladıysanız? Muhakkak ki Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez. İnkâr edenler, âmenû olanlara: “Eğer O hayırlı olsaydı, O´na (saygıda, îmânda) bizi geçemezlerdi.” dediler. O´nunla (Kur´ân´la) hidayete eremeyince o zaman “Bu, eski bir yalandır.” diyecekler. Ve O´ndan (Kur´ân´dan) önce îmâm ve rahmet olarak Hz. Musa´nın kitabı (Tevrat) vardır. Bu, Arap lisanı ile (Hz. Musa´nın kitabını) tasdik eden bir kitaptır. Zalimleri uyarmak ve muhsinleri müjdelemek içindir. Muhakkak ki onlar “Rabbimiz Allah´tır.” dediler. Sonra onlar (Allah´a) istikamet üzere oldular. Artık onlara korku yoktur. Ve onlar mahzun olmazlar. İşte onlar cennet ehlidirler. Orada ebedî kalacak olanlardır, yapmış olduklarının karşılığı (mükâfatı) olarak. İnsana, anne ve babasına ihsanla davranmasını vasiyet ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve onu güçlükle doğurdu. Ve onun taşınması ve sütten kesilmesi 30 aydır. Nihayet erginlik çağına ulaştığı zaman 40 yaşını tamamladı. Şöyle dedi: “Rabbim! Bana, anne ve babama verdiğin ni´metlere şükretmekte, Senin razı olduğun salih amel (nefs tezkiyesi) yapmakta beni başarılı kıl. Ve zürriyetimi ıslâh et. Muhakkak ki ben, Sana tövbe ettim ve muhakkak ki ben (Sana) teslim olanlardanım.” İşte onlar ki, onlardan yaptıklarını en güzel şekilde kabul ederiz (1´e 700´e kadar derece veririz). Ve onların günahlarına cevaz vermeyiz (örteriz, sevaba çeviririz). Onlar cennet ehli arasındadırlar. Onların vaadolundukları şey gerçek bir vaaddir. Ve o, anne ve babasına: “İkinize de off (ikinizden de bıktım), daha önce (nice) nesiller gelip geçmişken, benim topraktan diriltilerek çıkarılacağımı mı vaadediyorsunuz?” dedi. Ve onlar (anne ve babası) Allah´tan yardım isteyerek: “Kendine yazık (ediyorsun), îmân et. Muhakkak ki Allah´ın vaadi haktır.” (dediler). Bunun üzerine (o) şöyle dedi: “Bu, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir.” İşte onlar ki, onlardan evvel gelip geçmiş olan cin ve insan toplumlarında, üzerlerine (azap) sözü hak olmuştur. Muhakkak ki onlar, hüsranda olanlardır. Ve herkes için, amellerinden dolayı dereceler vardır, onlara amellerinin (karşılığının) ödenmesi için. Ve onlara zulmedilmez. Ve o gün kâfirler ateşe arzedilirler: “Siz dünya hayatınızda (size göre) güzel şeylerinizi tükettiniz. Ve onunla metalandınız (sefa sürdünüz). Artık bugün alçaltıcı bir azapla cezalandırılacaksınız. Yeryüzünde haksız yere kibirlendiğiniz ve fasıklık yapmış olduğunuz için. Ad (Kavmi)nin kardeşini hatırla! Ahkâf´taki kavmini uyarmıştı. Ondan önce ve sonra “Allah´tan başkasına kul olmayın!” diye uyaran bir çok nezirler gelip geçmişti. Gerçekten ben büyük günün azabının üzerinize olmasından korkarım. Sen bizi ilâhlarımızdan döndürmek için mi bize geldin? Eğer sen sadıklardan (doğru söyleyenlerden) isen, o zaman bize vaadettiğin şeyi (azabı) getir.” dediler. Dedi ki: “O ilim (o azabın bilgisi) ancak, Allah´ın katındadır. Ve ben onunla gönderildiğim şeyi size tebliğ ediyorum. Fakat ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum. Fakat onu (azabı) vadilerine doğru yönelen bulutu gördükleri zaman, “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur.” dediler. Hayır o, kendisini acele istediğiniz şey, içinde elîm azap olan bir rüzgârdır (fırtınadır). O Rabbinin emriyle herşeyi dumura uğratır (yok eder). Böylece sabahleyin onların meskenlerinden başka hiçbir şey görünmez oldu. Mücrim kavmi, işte böyle cezalandırırız. Ve andoldun ki Biz, onlara size dahi vermediğimiz imkânları verdik. Ve onlara işitme, görme hassaları ve idrak verdik. Fakat işitme ve görme hassaları onlara fayda sağlamadı. Ve idrakleri de onlara bir şey sağlamadı. Allah´ın âyetlerini bilerek inkâr ediyorlardı. Ve alay etmiş oldukları şey onları kuşattı. Ve andolsun, sizin etrafınızdaki beldelerden pekçoğunu helâk ettik. Ve âyetleri açıkladık ki, belki böylece onlar dönerler diye. Allah´tan başka, yakınlık sağlaması için ilâhlar ittihaz ettikleri zaman onlara yardım etmeleri gerekmez miydi? Hayır (putlar), onlardan saptılar (uzaklaştılar). İşte bu, onların yalanları ve iftira etmiş oldukları şeydir. Cinlerden bir grubu sana yöneltmiştik, Kur´ân´ı dinlemeleri için. Onun huzuruna geldikleri zaman “Susun, dinleyin!” dediler. Sonra (Kur´ân-ı Kerim okuması) bitirilince kendi kavimlerine uyarıcılar olarak döndüler. Onlar: “Ey kavmimiz! Muhakkak ki biz, Hz. Musa´dan sonra indirilen, onların elindekini tasdik eden Hakk´a ulaştıran ve Tarîki Mustakîm´e hidayet eden bir kitap dinledik.” dediler. Ey kavmimiz! Allah´ın davetçisine icabet edin. Ve O´na îmân edin ki, sizin günahlarınızı bağışlasın ve mağfiret etsin (sevaba çevirsin). Ve sizi elîm azaptan korusun. Ve Allah´ın davetçisine icabet etmeyen kimse, yeryüzünde (Allah´ı) aciz bırakacak değildir. Ve onun Allah´tan başka dostları yoktur. İşte onlar apaçık dalâlet içindedirler. Onlar, gökleri ve yeri yaratanın Allah olduğunu görmediler mi? Ve O, onları yaratmaktan yorulmaz. Ölüleri diriltmeye kaadirdir. Evet, muhakkak ki O, herşeye kaadirdir. Ve o gün kâfirler ateşe arz olunurlar. Bu gerçek değil mi? (denince): “Evet, Rabbimize andolsun (ki gerçek).” dediler. (Allah): “Öyleyse inkârlarınız sebebiyle azabı tadın.” dedi. Öyleyse ulûl´azm olan resûller gibi sabret. Ve onlar için acele etme. O gün vaadolundukları şeyi (azabı) gördükleri zaman gündüzün bir saatinden fazla kalmamış gibi olurlar. (Bu) bir tebliğdir. Artık fasıklar topluluğundan başkası helâk edilir mi? İnkâr edenlerin ve (insanları) Allah´ın yolundan men edenlerin amellerini (Allah) boşa çıkardı. Âmenû olan ve salih amel (nefsi tezkiye edici ameller) yapanların ve Hz. Muhammed (S.A.V)´e indirdiğimiz Şey´e (Kur´ân-ı Kerim´e) ve O´nun Rab´lerinden bir hak olduğuna inananların günahlarını (Allah) örttü ve onların hallerini ıslâh etti. Bunlar, kâfirlerin bâtıla tâbî olması ve âmenû olanların, Rab´lerinden (inen) hakka tâbî olmaları sebebiyledir. Allah insanlara, işte böyle kendi durumlarını misâl verir. Artık kâfirlerle karşılaştığınız zaman onları güçsüz (zayıf) bırakıncaya kadar boyunlarını vurun. Bağlarını kuvvetlendirin (esirleri sıkıca bağlayın). Nihayet savaşı, onun ağırlıklarını (silâhlarını ve savaş levazımatını) bırakınca da onları, ister lütuf olarak (bedelsiz) veya fidye alarak (bedel karşılığı) (bırakın). İşte böyle. Ve eğer Allah dileseydi, elbette onlardan intikam alırdı. Ve lâkin (bu) sizin bir kısmınızı, diğer bir kısımla imtihan etmek içindir. Ve onlar ki Allah yolunda öldürülenlerdir, o taktirde onların amelleri boşa çıkarılmaz. (Allah) onları hidayete erdirecek ve onların hallerini ıslâh edecektir. Ve onları, kendilerine tarif ettiği cennete dahil edecektir. Ey âmenû olanlar! Eğer siz Allah´a yardım ederseniz, O da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit kılar. Ve onlar ki kâfirdirler. Artık onlar helâka maruzdurlar. Ve onların amellerini (Allah) boşa çıkardı. Bu, onların Allah´ın indirdiği şeyi kerih görmeleri sebebiyledir. Böylece (Allah) onların amellerini boşa çıkardı. Onlar yeryüzünde dolaşmadılar mı? Onlardan öncekilerin akıbeti nasıl oldu baksınlar! Allah onları dumura uğrattı (helâk etti). Ve onun bir benzeri de kâfirler içindir. Bu, Allah´ın âmenû olanların dostu olması sebebiyledir. Ve kâfirlerin ise gerçek dostu (mevlâsı) yoktur. Muhakkak ki Allah, âmenû olanları (Allah´a ulaşmayı dileyenleri) ve salih amel (nefs tezkiye edici ameller) yapanları, altından nehirler akan cennetlere koyar. Ve onlar ki kâfirlerdir, (dünyada) metalanırlar (faydalanırlar) ve hayvanların yediği gibi yerler. Ve ateş, onların mekânıdır. Nice beldeler, seni çıkardıkları ülkeden daha kuvvetliydi (daha üstündü), onları helâk ettik. O zaman onlar için bir yardımcı yoktu. Öyleyse Rabbinden beyyine (delil) üzerinde olan kişi, kötü ameli kendisine süslü gösterilen ve hevalarına tâbî olan kişiler gibi midir? Takva sahiplerine vaadedilen cennetin durumu şudur ki; içinde kokusu değişmeyen sudan nehirler, tadı bozulmayan sütten nehirler, içenlere lezzet veren şaraptan nehirler ve saf (süzülmüş) baldan nehirler bulunur. Onlar için orada her çeşit meyve bulunur ve (onlar için) Rab´lerinden mağfiret vardır. (Bunların durumu), ateşte devamlı kalacak olan ve hamîm (sıcak kaynar su) içirilen, bu sebeple bağırsakları parçalanan kimsenin durumu gibi midir? Ve seni dinleyenlerden bir kısmı, senin yanından çıktıkları zaman, kendilerine ilim verilenlere: “Biraz önce (O) ne dedi?” dediler. İşte onlar, Allah´ın, kalplerini mühürledikleri kişilerdir ve onlar hevalarına tâbî olanlardır. Ve onlar ki hidayete ermişlerdir, (Allah) onların hidayetini artırdı ve onlara takvalarını verdi. Öyleyse “o saatin” gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? Halbuki onun alâmetleri (işaretleri) gelmiştir. Fakat (o saat) kendilerine geldiği zaman, onlara hatırlatmanın ne (faydası) olur ki? Bu durumda Allah´tan başka İlâh olmadığını bil ve kendi günahların için, mü´min erkekler ve mü´min kadınlar için mağfiret dile. Ve Allah, sizin dönüşünüzü ve sizin yurdunuzu bilir. Ve âmenû olanlar: “(Savaşı emreden) bir sure indirilmeli değil miydi?” derler. Sonra da muhkem (hükmü açık ve kesin) bir sure indirilince ve onun içinde savaş zikrolunuyorsa (bahsediliyorsa), kalplerinde hastalık olanların, üzerlerine ölüm hali çökmüş gibi bir bakışla sana baktıklarını görürsün. Oysa onlar için en iyi (en uygun) olan odur ki… İtaat ve maruf sözdür. Fakat bir işe azmedildiğinde o zaman Allah´a sadık olsalardı, muhakkak ki onlar için daha hayırlı olurdu. Yeryüzünde fesat çıkarmaya dönmeniz ve birbirinizi öldürmeniz mi, yoksa sizden beklenen bu mu olmalıydı? İşte onlar, Allah´ın kendilerine lânet ettikleridir. Bu sebeple onların (nefslerinin) işitme hassalarını sağır ve görme hassalarını kör yaptı. Hâlâ Kur´ân´ı tefekkür etmezler mi? Yoksa kalpler üzerinde kilitleri mi var? Muhakkak ki kendilerine hidayet tebeyyün ettikten (açıkça belli olduktan) sonra arkalarına geri dönenleri şeytan (küfre) ulaştırdı. Ve onları (kötü) emellere yöneltti. İşte bu (düşmanların), Allah´ın indirdiği şeyi kerih görenlere: “Size bazı işlerde itaat edeceğiz.” demeleri sebebiyledir. Ve Allah, onların sırlarını bilir. Artık melekler onları vefat ettirirken, onların yüzlerine ve arkalarına vuracakları zaman onların halleri nasıl olacak? İşte bu, onların, Allah´ı öfkelendiren şeylere tâbî olmaları ve O´nun (Allah´ın) rızasını kerih görmeleri sebebiyledir. Böylece onların amellerini boşa çıkardı. Yoksa kalplerinde hastalık olanlar, Allah´ın, onların (gizli) kinlerini asla ortaya çıkarmayacağını mı zannettiler? Ve eğer biz dileseydik, onları sana mutlaka gösterirdik. O zaman sen onları simalarından muhakkak tanırdın. Ve sen onları mutlaka sözlerinin imasından da tanırsın. Ve Allah sizin amellerinizi bilir. Ve sizin aranızdan mücahitler ve sabredenler Bize belli oluncaya kadar sizi mutlaka imtihan ederiz. Ve haberlerinizi de imtihan edeceğiz. Muhakkak ki inkâr edenler, Allah´ın yolundan men edenler ve onlara hidayet açıkça belli olduktan sonra resûle muhalefet edenler, onlar Allah´a hiçbir şeyle asla zarar veremezler. Ve (Allah) onların amellerini heba edecek. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Allah´a itaat edin. Ve resûle itaat edin. Ve amellerinizi bâtıl etmeyin. Muhakkak ki inkâr edenleri ve Allah´ın yolundan men edenleri, sonra da kâfir olarak ölenleri artık Allah asla mağfiret etmez (onların günahlarını sevaba çevirmez). Siz üstün olduğunuza göre gevşemeyin ve (onları) sulha davet etmeyin. Ve Allah sizinle beraber. Ve sizin amellerinizi asla eksiltmez. Muhakkak ki dünya hayatı bir oyun ve eğlencedir. Ve eğer âmenû olursanız ve takva sahibi olursanız (Allah´a ulaşmayı dilerseniz) size ecirleriniz verilir. Ve sizden mallarınızı istemez. Eğer sizden onu (mallarınızı) istese, böylece ısrar etse, siz cimrilik edersiniz. Ve (bu) sizin hasetinizi açığa çıkarır. İşte siz böylesiniz. Allah yolunda infâk etmeye davet edilirsiniz, buna rağmen sizden bir kısmınız cimrilik yapar. Ve kim cimrilik yaparsa o taktirde sadece kendi nefsi için cimrilik yapar. Ve Allah Gani´dir (zengindir). Ve sizler fakirsiniz. Ve eğer siz (haktan) dönerseniz, (sizi) sizden başka bir kavimle değiştirir. Sonra onlar sizin gibi (cimri) olmazlar. Muhakkak ki Biz, sana apaçık bir fetih verdik. Allah, senin geçmiş ve gelecek günahlarını mağfiret etsin ve sana ni´metini tamamlasın ve seni Sıratı Mustakîm´e ulaştırsın diye. Ve Allah, sana azîz bir zaferle yardım etsin. Mü´minlerin kalplerine, îmânlarını îmân ile artırsınlar diye sekîneti indiren, O´dur. Göklerin ve yerin orduları Allah´ındır. Ve Allah; Alîm´dir, Hakîm´dir. Mü´min kadın ve erkekleri orada ebedî kalmak üzere altından nehirler akan cennetlere koysun ve onların günahlarını örtsün diye. İşte bu, Allah´ın indinde fevz-ül azîmdir. Ve münafık erkek ve kadınlara, müşrik erkek ve kadınlara azap etsin. Onlar ki, Allah´a kötü zan ile zanda bulundular. Kötü (zanları) onların üzerine dönsün. Ve Allah, onlara gazaplandı ve onları lânetledi. Ve onlar için cehennemi hazırladı, ne kötü varış yeri. Ve göklerin ve yerin orduları Allah´ındır. Ve Allah; Azîz´dir, Hakîm´dir. Muhakkak ki Biz, seni şahit, müjdeleyen ve uyarıcı olarak gönderdik. Allah ve O´nun Resûl´üne îmân edin, O´nu saygıyla yüceltin ve sabah akşam O´nu tesbih edin diye. Muhakkak ki onlar, sana tâbî oldukları zaman Allah´a tâbî olurlar. Onların ellerinin üzerinde (Allah senin bütün vücudunda tecelli ettiği için ellerinde de tecelli etmiş olduğundan) Allah´ın eli vardır. Bundan sonra kim (ahdini) bozarsa, o taktirde sadece kendi nefsi aleyhine bozar (Allah´a verdiği yeminleri, ahdleri yerine getirmediği için derecesini nakısa düşürür). Ve kim de Allah´a olan ahdlerine vefa ederse (yeminini, misakini ve ahdini yerine getirirse), o zaman ona en büyük mükâfat (ecir) verilecektir (cennet saadetine ve dünya saadetine erdirilecektir). Araplardan muhallefunlar (geride kalanlar), sana: “Mallarımız ve ailelerimiz bizi meşgul etti. Artık bizim için mağfiret dile.” diyecekler. Onlar, kalplerinde olmayanı dilleri ile söylüyorlar. De ki: “Eğer Allah, size bir zarar veya fayda dilerse, bu taktirde sizin için Allah´tan (gelen) bir şeye kim mani olabilir (fayda veya zararı önleyebilir)? Hayır (öyle değil), Allah yaptığınız şeylerden haberdardır.” Hayır, siz Resûl ve mü´minlerin, ailelerine ebediyen asla dönmeyeceklerini zannettiniz. Ve bu (zan), kalplerinizde süslendi. Kötü bir zanla zanda bulundunuz. Ve siz helâka müstahak bir kavim oldunuz. Ve kim Allah ve O´nun Resûl´üne îmân etmezse işte o zaman, muhakkak ki Biz, kâfirler için alevli ateş (cehennemi) hazırladık. Ve göklerin ve yerin mülkü Allah´ındır. Dilediğini mağfiret eder ve dilediğine azap eder. Ve Allah; Gafur´dur, Rahîm´dir. (Savaştan) geri kalanlar, ganimetlerin (bulunduğu yere) onları almak için gittiğiniz zaman: “Bizi bırakın (bize izin verin), size tâbî olalım.” diyecekler. (Onlar) Allah´ın kelâmını değiştirmek istiyorlar. (Onlara) de ki: “Siz asla bize tâbî olamazsınız. Allahû Tealâ daha önce böyle buyurdu.” O zaman (onlar da): “Hayır, siz bize haset ediyorsunuz (bizi kıskanıyorsunuz).” diyecekler. Hayır, onlar pek azı hariç, fıkıh (idrak) edemiyorlar (anlayamıyorlar). Bedevî Araplar´dan (savaştan) geride kalanlara de ki: “Şiddetli (kuvvetli) çarpışan bir kavime karşı (savaşmaya) çağrılacaksınız. Ya onları öldürürsünüz ya da onlar teslim olurlar. Bundan sonra eğer (Allah´a) itaat ederseniz, Allah size ahsen ecir verir. Ve eğer daha önce döndüğünüz gibi dönerseniz, size elîm bir azapla azap eder.” Âmâlara, topallara ve hastalara bir güçlük (vebal) yoktur. Kim Allah´a ve O´nun Resûl´üne itaat ederse, altından nehirler akan cennetlere koyar. Ve kim (yüz çevirir) dönerse, ona elîm azapla azap eder. Andolsun ki, o ağacın altında sana tâbî oldukları zaman Allah, mü´minlerden razı oldu. Ve onların kalplerinde olanı biliyordu. Böylece onların üzerine sekînet indirdi. Ve onlara yakın bir fetih nasip etti. Ve pekçok da ganimet vardır. Onları alırlar. Ve Allah; Azîz´dir, Hakîm´dir. Allah size, alacağınız pekçok ganimet vaadetti. Böylece bu (konuda) sizin için acele etti. Ve insanların ellerini sizden çekti. Ve mü´minlere âyet olsun ve sizi Sıratı Mustakîm´e ulaştırsın diye. Ve henüz ulaşamadığınız, Allah´ın kuşatmış olduğu diğer (ganimetler) var. Ve Allah, herşeye kaadirdir. Ve eğer kâfirler sizinle savaşsaydılar, mutlaka arkalarını dönerlerdi (kaçarlardı). Sonra bir dost ve bir yardımcı da bulamazlardı. Daha önceden beri devam eden, Allah´ın sünneti budur. Ve Allah´ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın. Ve sizi, Mekke´nin ortasında onlara karşı muzaffer kıldıktan sonra, onların ellerini sizden ve sizin ellerinizi onlardan çeken O´dur. Ve Allah, yaptıklarınızı görendir. Onlar ki kâfirdirler. Ve sizi Mescid-i Haram´dan ve bekletilen kurbanları (kesim) mahalline ulaşmaktan men ettiler. Eğer kendilerini henüz tanımadığınız (bilmeden) helâk edeceğiniz mü´min erkekler ve mü´min kadınlar bulunmasaydı, bu yüzden bilmeksizin (haberiniz olmadan), onlardan size bir sıkıntı isabet edecek olmasaydı (Allah, savaşmanıza müsaade ederdi). (Allah´ın savaşa müsaade etmemesi) Allah´ın dilediğini rahmetine dahil etmesi içindir. Eğer (mü´minler) ayrılmış olsalardı, onlardan kâfir olanları mutlaka elîm azapla azaplandırırdık. Kâfirler hamiyeti, cahiliye taassubunu kalplerine yerleştirince, Allah da Resûl´ünün ve mü´minlerin üzerine sekînetini indirdi. Ve takva sözü onlara elzem oldu (hakettiler). Ve onu (takva sahibi olmayı), en çok onlar hakettiler. Ve ona ehil (lâyık) oldular. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir. Andolsun ki, Allah Resûl´ünün rüya(sının), hak olduğunu tasdik etti. Ve Allah dilerse, siz mutlaka Mescid-i Haram´a emin olarak, başlarınız tıraş edilmiş ve (saçlarınız) kısaltılmış olarak korkusuzca gireceksiniz. Fakat Allah, sizin bilmediğiniz şeyleri bildiği için, bundan başka (daha önce) (size) yakın bir fetih nasip etti. O´dur ki, Resûl´ünü hidayetle ve hak dîn ile bütün dînlere izhar etmesi (açıklaması) için gönderdi ve şahit olarak Allah yeter. Allah´ın Resûl´ü Hz. Muhammed (S.A.V) ve O´nunla beraber olanlar, kâfirlere karşı çok şiddetli; kendi aralarında çok merhametlidirler. Onları rükû ederken, secde ederken ve Allah´dan fazl ve rıza isterken görürsün. Onların alâmetleri yüzlerindeki secde izleridir. İşte bunlar, onların Tevrat´taki ve İncil´deki vasıflarıdır. Filizini çıkaran sonra onu kuvvetlendiren, böylece kalınlaşan, sonunda gövdesi üzerinde yükselen, çiftçilerin hoşuna giden ekin gibidir. Onlarla kâfirleri öfkelendirmek içindir. Ve Allah, onlardan âmenû olanlara (Allah´a ulaşmayı dileyenlere) ve salih amel (nefs tezkiyesi) yapanlara mağfiret ve büyük ecir vaadetti. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Allah´ın ve O´nun Resûl´ünün önüne geçmeyin. Ve Allah´a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah; en iyi işiten, en iyi bilendir. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Seslerinizi peygamber´in sesi´nden fazla yükseltmeyin. Ve o´na sözü, birbirinize bağırdığınız gibi bağırarak söylemeyin. Siz farkında olmadan amelleriniz heba olur. Allah´ın Resûl´ünün yanında seslerini alçaltanlar; işte onlar, Allah´ın takva için kalplerini imtihan ettiği kimselerdir. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır. Muhakkak ki sana odaların dışından seslenenlerin çoğu akıl etmezler. Ve eğer onlar, sen onların yanına çıkıncaya kadar sabretselerdi, mutlaka onlar için daha hayırlı olurdu. Ve Allah; Gafur´dur, Rahîm´dir. Ey âmenû olanlar! Eğer bir fasık size bir haber getirirse, o zaman araştırın. Yoksa cahillikle bir kavme kötülük edersiniz de sonra yaptığınız şeye pişman olursunuz. Ve aranızda Allah´ın Resûlü olduğunu biliniz. Eğer işlerin çoğunda size itaat etseydi, mutlaka sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah, size îmânı sevdirdi ve onu kalplerinizde müzeyyen kıldı. Küfrü, fıskı ve isyanı size kerih gösterdi. İşte onlar, onlar irşad olanlardır. (Bu) Allah´tan bir fazl ve ni´mettir. Ve Allah; Alîm´dir, Hakîm´dir. Ve eğer mü´minlerden iki grup savaşırlarsa, o zaman ikisinin arasını düzeltin. Fakat, eğer ikisinden biri diğerine saldırırsa, o taktirde saldıran grupla Allah´ın emrine dönünceye kadar savaşın. Bundan sonra eğer dönerse, böylece ikisinin arasını adaletle düzeltin, (onlara) adil davranın (diğerine zulmetmeyin). Muhakkak ki Allah, adaletle davrananları sever. Mü´minler ancak kardeştir. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin. Ve Allah´a karşı takva sahibi olun. Umulur ki, böylece siz rahmet olunursunuz. Ey âmenû olanlar! Bir kavim, (başka) bir kavimle alay etmesin. Belki onlar (alay edilenler) diğerlerinden daha hayırlıdır. Ve kadınlar da diğer kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden (diğerleri) daha hayırlıdırlar. Ve birbirinizi ayıplamayın. Kötü lâkaplarla çağırmayın. Îmândan sonra fasık isimler ne kötü. Ve kim tövbe etmezse, işte o zaman onlar zalimdirler. Ey âmenû olanlar! Zandan çok sakının. Muhakkak ki bazı zanlar günahtır. Ve tecessüs etmeyin (merak edip insanların hatalarını araştırmayın). Sizin bir kısmınız diğerlerinin dedikodusunu yapmasın. Hiç sizden biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Elbette ondan tiksinirsiniz. Ve Allah´a karşı takva sahibi olunuz. Muhakkak ki Allah, tövbeleri kabul eden ve Rahîm olandır. Ey insanlar! Muhakkak ki Biz, sizi bir erkek ve bir kadından yarattık. Ve sizi milletler ve kabileler kıldık ki, birbirinizi (soyunuzu, babalarınızı) tanıyasınız. Muhakkak ki Allah´ın indinde en çok kerim olanınız (ikram olunanınız, en şerefli olanınız), (ırk ya da soy olarak değil) en çok takva sahibi olanınızdır. Muhakkak ki Allah, en iyi bilen ve haberdar olandır. Araplar: “Biz âmenû olduk.” dediler. (Onlara) de ki: “Siz âmenû olmadınız (Allah´a ulaşmayı dilemediniz). Fakat: “Teslim olduk.” deyin. Kalplerinize (içine) îmân girmedi. Ve eğer Allah´a ve O´nun Resûlü´ne itaat ederseniz (Allah´a ulaşmayı dilerseniz), amellerinizden bir şey eksiltmez. Muhakkak ki Allah; Gafur´dur, Rahîm´dir.” Mü´minler ancak onlardır ki, Allah´a ve O´nun Resûlü´ne îmân ettiler. Sonra da şüpheye düşmediler. Ve malları ve canları ile Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, onlar sadıklardır. De ki: “Dîninizi Allah´a mı öğretiyorsunuz? Ve Allah, göklerde ve yerde olanı bilir. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir.” Teslim olmaları ile seni minnette bırakmak istiyorlar. De ki: “Sizin İslâmiyet´inizle beni minnet altında bırakmayın.” Hayır, bilâkis, sizi îmâna ulaştırarak Allah sizi minnettar kılar, eğer siz sadıklarsanız. Muhakkak ki Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. Ve Allah yaptıklarınızı görendir. Kâf. Mecîd (şerefli) Kur´ân´a andolsun. Hayır, kendilerinden bir nezirin onlara gelmesine şaşırdılar. Bunun üzerine kâfirler: “Bu şaşılacak bir şey.” dediler. “Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltileceğiz)?” İşte bu, uzak (gerçekleşmesi mümkün olmayan) bir dönüştür. Arzın (toprağın) onlardan neleri eksilteceğini biz biliyorduk. Ve katımızda (illiyyine ve siccîne yerleştirilen bütün zamanlardaki bütün olayları) muhafaza eden bir kitap vardır. Hayır (öyle değil), onlar kendilerine hak gelince onu yalanladılar. Bu durumda onlar, karışık bir emr (problem) içindeler. Öyleyse üzerlerindeki semayı nasıl bina ettiğimize ve onu nasıl süslediğimize bakmıyorlar mı? Ve onun hiçbir çatlağı yoktur. Ve arz; onu döşedik, yaydık ve oraya sağlam dağlar attık (yerleştirdik). Ve orada her çeşit bitkiden güzel çiftler yetiştirdik. Münib olan (Allah´a yönelen: Allah´a ulaşmayı dileyen) bütün kullarına basiret olsun (onların kalp gözleri açılsın) ve (çok) zikretsinler (daimî zikre ulaşsınlar) diye. Ve gökten mübarek (bereketli) su (yağmur) indirdik. Böylece onunla bahçeler ve hasat edilen hububat yetiştirdik. Ve üst üste kümelenmiş tomurcukları olan uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Kullar için rızık olsun diye. Ve onunla ölü beldeye hayat verdik. (Ölümden sonra topraktan) Çıkış (diriliş), işte bunun gibidir. Onlardan evvel Hz. Nuh´un kavmi, Ress´in halkı ve Semûd halkı da (resûllerini) yalanladı. Ve Ad (kavmi), Firavun ve Lut (A.S)´ın kardeşleri de. Ve Eyke halkı ve Tubb kavmi, hepsi resûllerini yalanladı. Böylece vaadim (cezam) hak oldu (Allah´ın vaadi yerine geldi). Yoksa Biz, ilk yaratışta aciz miydik? Hayır (öyle değil), onlar (ölümden sonra) yeniden yaratılıştan şüphe içindeler. Ve andolsun ki insanı Biz yarattık. Ve nefsinin ona ne vesveseler vereceğini biliriz. Ve Biz, ona şah damarından daha yakınız. O zaman, sağda ve solda oturan iki telâkki edici (tesbit edici melek), (amelleri) tespit ederler. Bir söz söylenmez ki, onun yanında hazır gözetleyiciler (tarafından tespit edilmiş) olmasın. Ve ölüm sarhoşluğu hak ile geldi. İşte senin ondan kaçtığın şey budur. Ve sur´a üflendi. İşte bu vaîd (ikaz) günüdür. Ve bütün nefsler beraberinde bir saik (hayat filmini çeken) ve bir şahit ile gelir. (Allahû Teâla buyurur): “Andolsun ki sen bundan gaflet içindeydin. İşte senden perdeni kaldırdık. Artık bugün senin görüşün keskindir.” Ve onun yakınında olan (melek): “İşte bu (hayat filmi), benim yanımda hazır olan şeydir.” der. “Bütün inatçı kâfirleri cehenneme atın!” “Hayra mani olan, haddi aşan, şüphe eden …” “O, Allah ile beraber başka ilâh edindi. Öyleyse ikiniz onu şiddetli azabın içine atın!” Onun yakını: “Rabbimiz onu ben azdırmadım, fakat o uzak bir dalalet içindeydi.” der. (Allahû Teâla): “Huzurumda kavga etmeyin. Size daha önce vaadimi (cezamı) bildirmiştim.” der. “Katımda söz değiştirilmez. Ve Ben, kullarıma zulmedici değilim.” O gün cehenneme: “Doldun mu?” deriz. Ve o: “Daha fazlası var mı?” der. Ve cennet, takva sahipleri için uzak olmayarak yaklaştırıldı. İşte size vaadolunan şey budur (cennettir). Bütün evvab (ruhu Allah´a ulaşarak sığınmış), ve hafîz olanlar (başlarının üzerine devrin imamının ruhu ulaşmış olanlar) için. Gaybda Rahmân´a huşu duyanlar ve münib (Allah´a ulaşmayı dileyen) bir kalple (Allah´ın huzuruna) gelenler (için). Oraya selâmla (selametle) girin. İşte bu ebediyyet (sonsuzluk) günüdür. Onlar için orada diledikleri herşey vardır. Ve katımızda daha fazlası vardır. Ve onlardan önce, yakıp yıkmak ve şiddet bakımından, onlardan daha kuvvetli nice nesilleri helâk ettik. Oysaki beldelerde (helâk olmaktan kurtulmak için) gezip dolaştılar, yer araştırdılar. Kaçıp kurtulacak bir yer var mı ki ? Muhakkak ki bunda kalpleri olan ve ilka edilenleri işitebilen ve (kalp gözleri ile Allah´a) şahit olan kişiler için mutlaka ibret vardır. Ve andolsun ki, gökleri ve yeri ve ikisinin arasındakileri altı günde yarattık. Ve Bize (hiç)bir yorgunluk dokunmadı. Öyleyse (artık) onların söyledikleri şeylere sabret. Ve Rabbini, güneşin doğuşundan evvel ve batışından evvel, hamd ile tesbih et (zikret). Ve artık gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasından O´nu tesbih et. Ve münadinin yakın bir yerden seslendiği gün ona kulak ver. O gün hak olan sayhayı işitirler. İşte bu (ölümden sonra topraktan), çıkış günüdür. Muhakkak ki Biz; Biz diriltiriz ve Biz öldürürüz. Ve dönüş Bize´dir. O gün arz (toprak) yarılıp onlardan hızla ayrılır (onlar topraktan çıkarak yükselirler). İşte bu haşr (topraktan çıkararak insanları Mahşer Meydanı´nda toplamak), Bizim için kolaydır. Onların ne söylediklerini, en iyi Biz biliriz. Ve sen onların üzerine, cabbar (zorlayıcı) değilsin. Öyleyse Benim vaadimden (vaadettiğim cezadan, azaptan) korkanları Kur´ân ile ikaz et. Savurarak esip dağıtan rüzgârlara andolsun! Ve de yük taşıyanlara (yağmur yüklü bulutlara). Sonra kolayca akıp gidenlere (süzülenlere). Hem de emrederek (işleri), (görevli meleklere) taksim edenlere (andolsun ki...) Muhakkak ki size vaadolunanlar kesinlikle doğrudur. Ve muhakkak ki dîn (hesap görme; mükâfat veya ceza), kesinlikle vuku bulacaktır (gerçekleşecektir). Ve dairesel yollara sahip olan semaya andolsun. Muhakkak ki siz, mutlaka ihtilâflı bir söz (düşünce) içindesiniz. Döndürülmüş olan kişi, ondan çevrilir. Yalancılar kahrolsun! Onlar ki cehalet içinde, gaflette olanlardır. “Dîn günü (hesap günü) ne zaman?” diye sorarlar. O gün onlar, ateşe atılarak (fitnelerinin karşılığı olarak) azaba maruz bırakılırlar. Fitnenizi (yalanladığınızı) tadın! Bu, sizin acele istemiş olduğunuz şeydir. Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve pınarlardadır. Rab´lerinin onlara verdiği şeyi alanlar; muhakkak ki onlar, bundan önce muhsin olanlardır. Onlar geceden uyudukları şey (zaman parçası) çok az olanlardı. Ve onlar, seher vakitlerinde mağfiret dilerler. Ve onların mallarında isteyenlerin ve mahrum olanların (isteyemeyenlerin) hakkı vardır. Yakîn hasıl edenler için yeryüzünde (Allah´ın) âyetleri vardır. Ve kendi nefslerinizde de (âyetler) vardır. Hâlâ görmüyor musunuz? Ve semada sizin rızkınız ve vaadolunduğunuz şeyler vardır. İşte Rabbe, semaya ve yere andolsun ki; şüphesiz o, mutlaka sizlerin konuştuğunuz şeyler kadar haktır. Hz. İbrâhîm´in ikram edilen misafirlerinin haberi sana geldi mi? Onun yanına geldikleri zaman “selâm” dediler. (Hz. İbrâhîm de): “Selâm yabancı kavim.” dedi. Bunun üzerine (Hz. İbrâhîm) gizlice ailesinin yanına gidip hemen (kızarmış) semiz bir buzağı getirdi. Böylece onu (yemeği) onlara yaklaştırdı (ikram etti): “Yemez misiniz?” dedi. Fakat onlardan korktuğunu hissetti: “Korkma!” dediler. Ve onu alîm bir erkek çocukla müjdelediler. Bunun üzerine hanımı (bu haberi) çığlık atarak karşıladı. Ve yüzüne vurarak: “Ben kısır ihtiyar bir kadınım.” dedi. “Senin Rabbinin buyurduğu şey işte budur.” dediler. Muhakkak ki O; Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir), Alîm´dir. (Hz. İbrâhîm): “Öyleyse ey elçiler! Söylemek istediğiniz şey nedir?” dedi. Dediler ki: “Muhakkak ki biz, mücrim bir kavme gönderildik.” Onların üzerlerine balçıktan taşlar yollamak için. Onlar, Rabbinin katında haddi aşanlar için işaretlenmiş olan (taşlardır). Sonra orada mü´minlerden kim varsa çıkardık. Fakat orada, bir evden başkasında, müslümanlardan (bir kimse) bulamadık. Ve orada elîm azaptan korkanlar için delil bıraktık. Ve Hz. Musa´da (da deliller vardır). Onu firavuna apaçık bir sultanla (mucize ile) göndermiştik. Fakat o, etrafındakilerle yüz çevirdi ve: “O bir sihirbaz veya delidir.” dedi. Sonunda onu ve ordularını yakaladık ve böylece onları kınanmış olarak denize attık. Ve Ad (kavminde) de (ibretler, deliller vardır). Onlara, “yok edici” bir rüzgâr göndermiştik. (O rüzgâr), üzerinden geçtiği (hiç)bir şeyi bırakmayarak, mutlaka kül gibi toz haline getirdi. Ve Semud (kavminde) de (ibretler, deliller vardır). Onlara: “Bir süre metalanın (yararlanın).” denilmişti. Fakat Rab´lerinin emrinden çıktılar. Bunun üzerine, onlar bakıyorlarken, kendilerini yıldırım aldı. O zaman ayağa kalkmaya muktedir olamadılar. Ve onlar “yardım edilenler” olmadılar. Ve ondan evvel Nuh kavmi de… Muhakkak ki onlar fasık bir kavimdi. Ve sema; Biz onu büyük bir kudret ile bina ettik. Ve muhakkak ki (onu) genişletici olan elbette Biziz. Ve yeryüzü; onu döşek yaptık. İşte ne güzel düzenleyici. Ve Biz, herşeyden (zıttıyla kaim kılarak) çift yarattık. Umulur ki böylece siz tezekkür edersiniz. Öyleyse Allah´a firar edin (kaçın ve sığının). Muhakkak ki ben, sizin için O´ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim. Ve Allah ile beraber başka ilâhlar kılmayın. Muhakkak ki ben, sizin için O´ndan (Allah tarafından gönderilmiş) apaçık bir nezirim. İşte böyle, onlardan öncekiler de, (kendilerine) gelen resûle “sihirbazdır veya mecnundur”dan başka bir şey demediler. Onu (resûle “sihirbaz veya mecnun” demeyi, sonrakilere) vasiyet mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir kavimdir. O halde onlardan yüz çevir, artık sen kınanacak değilsin. Ve öğüt verip hatırlat. Muhakkak ki tezekkür, mü´minlere fayda verir. Ve Ben, insanları ve cinleri (başka bir şey için değil, sadece) Bana kul olsunlar diye yarattım. Onlardan (hiç)bir rızık istemiyorum ve Beni doyurmalarını da istemiyorum. Muhakkak ki Allah; O, rızık verendir, güç, kuvvet sahibidir. İşte muhakkak ki zulmedenlerin (azaptan) nasibi, arkadaşlarının nasibi (azabı) gibidir. Artık Benden (azabı) acele istemesinler. Bu durumda vaadolundukları (kıyâmet) günü sebebiyle inkâr edenlerin vay haline. Tur Dağı´na yemin olsun. Satır satır yazılmış Kitab´a andolsun. (…ki o Kitab´ın) içinde yazılar sayfalarda yayılmıştır. Beyti Mamur´a (Mamur Ev´e) andolsun. Yükseltilmiş tavana (yeryüzünün tavanına) andolsun. Dolu denize andolsun. Muhakkak ki Rabbinin azabı, mutlaka vuku bulacaktır. Onu (azabı) defedecek yoktur. O gün gökyüzü şiddetle sarsılıp sallanır. Ve dağlar seyir halinde yürür (hareket eder). İşte (o) izin günü tekzip edenlerin (yalanlayanların) vay haline. Onlar ki, lüzumsuz şeylere dalıp oyalananlardır. O gün cehennem ateşine sürüklenerek atılırlar. İşte bu tekzip etmiş (yalanlamış) olduğunuz ateştir. Acaba bu bir sihir mi? Yoksa siz mi görmüyorsunuz? Ona (ateşe) yaslanın. Artık sabretseniz de, sabretmeseniz de sizin için birdir. Sadece yapmış olduğunuz şeylerle cezalandırılırsınız. Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve ni´metler içindedir. Rab´lerinin onlara verdiği şeylerle mutludurlar ve Rab´leri onları alevli ateşin (cehennemin) azabından korudu. Yaptıklarınız sebebiyle afiyetle yeyin ve için. (Takva sahipleri), sıralanmış tahtlar üzerinde yaslanmış olanlardır ve onları güzel gözlü huriler ile evlendirdik. Ve (hayattayken, ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyip) âmenû olan, zürriyetleri de kendilerine îmân ile tâbî olanların zürriyetlerini de kendilerine ilhak ettik (yanlarına kattık). Ve onların amellerinden bir şey eksiltmedik. Herkes kazandığına (dereceler) karşılık bır rehindir. Ve onlara arzu ettikleri meyve ve etlerden verdik. Orada kadeh kaldırırlar, orada (içtikleri şarap ile) ne boş söz söylerler ne de günaha girerler. Ve kendileri için hizmet eden (genç delikanlılar), onların etraflarında dolaşırlar. Onlar sanki sedefinde saklanmış inci gibidirler. Ve karşılıklı birbirlerine sorarlar. “Gerçekten biz daha önce ailemizle beraberken korkuyorduk.” dediler. Şimdi Allah bizi ni´metlendirdi ve bizi (cehennemin) kavurucu ateşinin azabından korudu. Muhakkak ki biz, daha önceden O´na (Allah´a) dua ediyorduk. Muhakkak ki O; Berr´dir (çok cömert, çok lütufkârdır), Rahîm´dir (Rahîm esması ile tecelli edendir). O halde zikret (öğüt ver), çünkü sen Rabbinin ni´meti sayesinde ne kâhinsin ne de mecnunsun. Yoksa: “O bir şairdir, zamanın musîbetinin ona ansızın gelmesini gözlüyoruz.” mu diyorlar? “Gözleyin, ben de sizinle beraber gözleyenlerdenim.” de. Yoksa onların akılları bunu mu emrediyor? Veya onlar azgın bir kavim mi? Yahut: “Onu kendisi uydurup söyledi.” mi diyorlar? Hayır, onlar îmân etmezler. Öyleyse onun gibi bir söz (Kur´ân âyeti) getirsinler, eğer (sözlerinde) sadıksalar. Yoksa onlar bir şey (bir yaratan) olmaksızın mı yaratıldılar? Veya yaratıcılar onlar mı? Yoksa gökleri ve arzı onlar mı yarattı? Hayır, onlar Allah´a yakîn hasıl edemezler. Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanında mı? Veya (o hazinelerin) sahipleri onlar mı? Yoksa onların orada (konuşulanları) dinleyecekleri merdivenleri mi var? Öyleyse onları dinleyenler açık delil getirsinler. Yoksa kızlar O´nun ve oğlanlar sizin mi? Yoksa sen onlardan bir ücret mi istiyorsun? Bu yüzden onlar ağır bir borç altındalar mı? Yahut gayb, onların yanında da onlar mı yazıyorlar? Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? Lâkin tuzağa düşecek olanlar o kâfirlerdir. Yoksa onların Allah´tan başka ilâhları mı var? Allah, onların şirk koştukları şeylerden münezzehtir. Ve eğer gökten bir parça düştüğünü görseler: “Üst üste yığılmış bulutlardır.” derler. Artık onları, helâk olacakları günlerine kavuşuncaya kadar terket. O gün onlara tuzakları herhangibir şeyle fayda vermez. Ve onlar yardım olunmazlar. Ve muhakkak ki zulmedenler için, bundan başka bir azap daha vardır ve lâkin onların çoğu bilmezler. Ve Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü muhakkak ki sen gözümüzün önündesin. Ve kalktığın zaman Rabbini hamd ile tesbih et. Ve gecenin bir kısmında artık O´nu (Allah´ı) tesbih et ve yıldızların batışında da… Kaybolduğu zaman yıldıza andolsun. Sahibiniz dalâlete düşmedi ve azmadı. Ve o, hevasından (kendiliğinden) konuşmaz. (O´nun söyledikleri), sadece O´na vahyolunan vahiydir. O´na çok şiddetli ve kudretli olan (Cebrail A.S) öğretti. O (Cebrail A.S), kuvvet ve azamet sahibidir. Öylece istiva etti (yöneldi). Ve o, ufkun en yüksek yerinde (gözüktü). Sonra yaklaştı ve böylece indi. Böylece iki yay mesafesi kadar, (hatta) daha yakın oldu. Böylece O´nun kuluna vahyedeceği şeyi vahyetti. Kalbindeki fuad (gönül gözü görmesi), gördüğü (ruhun gözlerinin gördüğü) şeyi tekzip etmedi. Yoksa siz, onunla gördüğü şey hakkında mı tartışıyorsunuz? Ve andolsun ki, onu başka bir inişinde de gördü. Sidretül Münteha´nın yanında. O´nun (Sidretül Münteha´nın) yanında Meva Cenneti (vardır). Sidre´yi bürüyen şey bürüyordu. Bakış kaymadı ve haddi aşmadı. Andolsun ki o, Rabbinin büyük âyetlerinden (bir kısmını) gördü. Siz, Lât ve Uzza´yı gördünüz mü? Ve diğerini, üçüncüsü Menat´ı (gördünüz mü?) Erkek (çocuklar) sizin ve kız (çocuklar) O´nun mu? Eğer böyle ise bu, insafsız (haksız) bir taksimdir. Onlar (bu isimler) ancak sizin ve babalarınızın onları isimlendirdiğiniz isimlerdir. Allah onlara hiçbir sultan (delil indirmedi). Onlar sadece zanna ve nefslerinin arzuladığı şeylere tâbî oluyorlar. Ve andolsun ki, onlara Rab´lerinden hidayet geldi. Yoksa insan için sadece temenni ettiği (istediği) şey mi var? Fakat evvel de, ahir de Allah´ındır (dünya da, ahiret de Allah´ındır). Ve göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri (hiç)bir şeyle (hiçbir şekilde) fayda vermez. Allah´ın dilediği ve razı olduğu (tasarruf rızasına sahip) kimseye (devrin imamına) izin vermesinden sonrası hariç. Muhakkak ki ahirete (Allah´a ruhunu ulaştırmaya ve kıyâmet gününe) inanmayanlar, melekleri mutlaka dişi isimlerle isimlendiriyorlar. Ve onların (melekler konusunda) bir ilmi yoktur. Onlar sadece zanna tâbî olurlar. Ve muhakkak ki zan, Hak´tan yana hiçbir şeye fayda sağlamaz. Artık zikrimizden dönen ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenlerden yüz çevir. Onların ilimden ulaşabildikleri (sadece) budur. Muhakkak ki senin Rabbin ki; O, kimin Kendi yolundan saptığını en iyi bilir ve O, kimin hidayete erdiğini en iyi bilir. Ve göklerde ve yerde olan şeyler Allah içindir. Kötülük yapanları, yaptıkları sebebiyle cezalandırsın ve ahsen davrananları daha güzeli ile mükâfatlandırsın diye. Onlar ki, küçük günahlar hariç, büyük günahlardan ve fuhuştan içtinap ederler (sakınırlar). Muhakkak ki Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir. O, sizi topraktan yaratmıştı. Ve siz, annelerinizin karnında cenin idiniz. Öyleyse nefslerinizi temize çıkarmayın (nefslerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin). O (Allah), kimin takva sahibi olduğunu daha iyi bilendir. (Allah´tan) yüz çevireni gördün mü? Ve o, pek az verdi, kalanını kesti (vazgeçti, vermedi). Gaybın ilmi onun yanında mı? Böylece o mu görüyor? Yoksa Hz. Musa´nın sayfalarında olan şeylerden ona haber verilmedi mi? Ve Hz. İbrâhîm ki, o vefa etti (Allah´ın emirlerini ifa etti). Gerçekten (hiç)bir günahkâr, bir başkasının yükünü (günahını) yüklenmez. Ve insan için, çalışmasından başka bir şey yoktur. Ve onun yaptığı çalışma (amel), yakında görülecektir. Sonra onun karşılığı eksiksiz olarak ödenecektir. Ve münteha (sonunda dönüş), mutlaka Rabbinedir. Ve muhakkak ki, güldüren ve ağlatan O´dur. Ve muhakkak ki, öldüren ve dirilten O´dur. Ve muhakkak ki O, erkek ve dişi çiftler yarattı. Meni akıtıldığı zaman, bir nutfeden (bir damladan). Ve muhakkak ki, bundan sonraki neş´et (ikinci dirilme) O´na aittir. Ve muhakkak ki O, zengin eden ve varlıklı kılan O´dur. Ve muhakkak ki, Şira´nın (Şira Yıldızı´nın) Rabbi O´dur. Ve muhakkak ki, evvelki Âd (halkını) helâk etti. Ve Semud´u (da helâk etti). Böylece (onları) bâki kılmadı (geriye kimseyi bırakmadı). Ve daha önce de Nuh (A.S)´ın kavmini (helâk etti). Muhakkak ki onlar, daha zalim ve daha azgındılar. Ve alt üst edilen beldeyi, (Cebrail (A.S) göğe kaldırıp) yerin dibine geçirdi. Artık onu (o kavmi) kaplayan (azap) kapladı ama ne kaplama! O halde Rabbinin hangi ni´metlerinden şüphe ediyorsun? Bu nezir, evvelki nezirlerden bir nezirdir. Yaklaşan, yaklaştı. Onu, Allah´tan başka keşfedecek yoktur. Yoksa bu söz size acayip mi geldi? Ve siz gülüyorsunuz ve ağlamıyorsunuz. Ve siz, gafletle eğlenceye dalanlarsınız. Artık Allah´a secde edin ve (O´na) kul olun! Saat yaklaştı ve Kamer (Ay) yarıldı. Ve onlar, bir mucize görseler, yüz çevirirler. Ve bu “Sürekli bir sihirdir.” derler. Ve yalanladılar ve de kendi hevalarına tâbî oldular. Ve bütün işler kararlaştırılmıştır. Ve andolsun ki onlara, içinde caydırıcı şeyler bulunan haberlerden geldi. (Bu haberler), son derece baliğ (açık) hikmetlerdir. Buna rağmen uyarıların bir faydası olmadı. Artık onlardan yüz çevir. O gün davetçi, (onları) korkunç dehşetli bir şeye çağıracak. Kabirlerden, gözleri dehşete düşmüş olarak çıkarlar. Sanki onlar, etrafa yayılan çekirgeler gibidir. Davetçiye doğru koşan kâfirler: “Bu, çok zor bir gün.” diyecekler. Onlardan önce Nuh´un kavmi de yalanladı. Böylece kulumuzu (Hz. Nuh´u) yalanladılar. “O, mecnundur.” dediler. Ve cefa edilerek (tebliğden) men edildi. Sonunda, Rabbine dua etti: “Muhakkak ki ben, mağlûp olanım. Öyleyse intikam al.” Bunun üzerine, semanın kapılarını gürül gürül akan suya açtık. Ve yeryüzünü pınarlar halinde fışkırttık. Böylece sular, taktir edilmiş olan emir üzerine birleşti. Ve onu, perçinlenmiş levhalardan oluşan (gemi) üzerinde taşıdık. (Gemi) gözlerimizin önünde yüzerek akıp gidiyordu, inkâr edilmiş olana (Hz. Nuh´a) bir mükâfat olarak. Ve andolsun ki Biz, onu (o gemiyi) bir âyet (ibret) olarak bıraktık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı? Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu? Ve andolsun ki Biz, Kur´ân´ı, zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı? Ad (kavmi) de yalanladı. Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu? Muhakkak ki Biz, onların üzerine uğursuzluğu (felâketleri), gün boyu devam eden sarsaran rüzgârı (çok şiddetli, uğultulu ve çok soğuk bir kasırga) gönderdik. (Öyle bir rüzgâr ki) insanları, sanki kökünden koparılmış hurma kütükleri gibi (havaya fırlatıp) atar. Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu? Ve andolsun ki Biz, Kur´ân´ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı? Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. O zaman şöyle dediler: “Bizden biri olan bir beşere mi? Biz, ona mı tâbî olacağız? O taktirde muhakkak ki biz, gerçekten dalâlet ve çılgınlık içinde oluruz.” Zikir, aramızdan ona mı ilka edildi (ulaştırıldı)? Hayır o, haddini aşan bir yalancıdır. Haddini aşan yalancı kimdir, yarın bilecekler. Muhakkak ki, onlara fitne (imtihan) olsun diye o dişi deveyi gönderen Biziz. Artık onları gözle (akıbetlerini bekle) ve sabret. (Beldedeki) suyun, (deve ile) onlar arasında taksim edildiğini (nöbetleşe içileceğini) onlara haber ver. İçecek olanların hepsi, sırası gelince hazır olur. Bir süre sonra arkadaşlarını çağırdılar (deveyi öldürmesini istediler). Bunun üzerine o, ileri atıldı sonra da (onu) kesti. Öyleyse inzarım (uyarılarım) ve azabım nasıl oldu? Muhakkak ki Biz, onların üzerine tek bir sayha (korkunç ses dalgası) gönderdik. Böylece onlar, ufalanmış kuru ot gibi oldular. Ve andolsun ki Biz, Kur´an´ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı? Lut (A.S)´ın kavmi de uyarıları yalanladı. Muhakkak ki Biz, onların üzerine helâk edici bir kasırga gönderdik. Seher vaktinde Lut (A.S)´ın ailesi hariç, onları kurtardık. Katımızdan bir ni´met olarak, şükreden kimseyi işte Biz, böyle mükâfatlandırırız. Ve andolsun ki, Lut (A.S), onları “şiddetli azabımızla yakalamamız” konusunda uyardı. Fakat onlar, bu uyarılardan şüphe ettiler. Ve andolsun ki, kötü amelleri için ondan misafirlerini ısrarla istediler. Bunun üzerine onların gözlerini silip yok ettik. Öyleyse inzarımı (uyarılarımı) ve azabımı tadın! Ve andolsun ki, onları sabahleyin daimî bir azap yakaladı. Öyleyse inzarımı (uyarılarımı) ve azabımı tadın! Ve andolsun ki Biz, Kur´ân´ı zikir için kolaylaştırdık. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı? Ve andolsun ki, firavun ailesine de uyarılar geldi. Âyetlerimizin hepsini yalanladılar. Bu sebeple onları üstün kudret sahibinin yakalayışı ile yakalayıp aldık (helâk ettik). (Ey Mekkeliler!) Sizin kâfirleriniz, onlardan (yalanlayan kavimlerden) daha mı hayırlı, yoksa sizin için semavî kitaplarda beraat mı var? Yoksa: “Biz, hepimiz yardımlaşan (yenilmeyen) bir toplumuz.” mu diyorlar? Yakında hepsi hezimete uğratılacak ve arkalarına dönecekler (kaçacaklar). Hayır, onlara vaadedilen (azap), o saattir (kıyâmet vaktidir). Ve o saat, daha korkunç ve daha dehşetlidir. Muhakkak ki mücrimler (suçlular), dalâlet ve çılgınlık içindedir. O gün yüz üstü (sürünerek) ateşe sürüklenirler. “Sekarın (alevli ateşin) dokunuşunu tadın!” (denir). Muhakkak ki Biz, herşeyi, bir kaderle (takdir edilmiş olarak) yarattık. Ve Bizim emrimiz, tek bir emirden başka bir şey değildir, gözün bir anlık bakışı gibidir. Ve andolsun ki, sizin gibi olanları helâk etik. Buna rağmen tezekkür eden (ibret alan) var mı? Ve onların yaptıkları herşey (semavî) kitaplarda vardır. Ve küçük büyük herşey yazılmıştır. Muhakkak ki takva sahipleri, cennetlerde ve nehir kenarlarındadır. Kudret Sahibi Melik´in huzurunda, sadıklar makamındadır. (O) Rahman´dır. Kur´ân´ı, O öğretti. İnsanı, O yarattı. Ona, beyanı (idrak edip ifade etmeyi ve açıklamayı) O öğretti. Güneş ve Ay (yaratılışları ve yörüngelerindeki hareketleri), (astrofizik) hesaplarladır (hassas dengelerle dizayn edilmiştir). Yıldızlar ve ağaçlar, ikisi de (Allah´a) secde ederler. Ve sema; onu yükseltti (astrofizik kurallara göre büyük patlama teorisi gereğince içten dışa bir genişleme ve yükselme olayını gerçekleştirdi) ve mizanı (ölçüyü, ağırlığı ve çekim kuvvetlerinin dengesini) vazetti. Mizanda (ölçmede) haddi aşmayınız (haksızlık yapmayınız). Ve vezni (tartmayı), adaletle yapın ve mizanı eksiltmeyin (ölçmede eksiklik yapmayın). Ve arz; onu, hayvanlar (ve bütün canlılar) için vazetti (jeolojik olaylarla, üzerinde canlıların yaşayabileceği şekilde dizayn etti). Orada meyveler ve tomurcuklu hurma ağaçları vardır. Yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? (Allah) insanı, fahhar gibi ses veren salsalinden yarattı. Ve cinleri, mariç ateşten (parlak, dumanı olmayan alevden, enerjiden) yarattı. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? O, iki doğunun ve iki batının (insanlara göre doğu ve batının ve de cinlere göre doğu ve batının) Rabbidir. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İki denizi birbiri ile karşılaşacak (birbirine kavuşacak) şekilde akıttı. İkisi arasında berzah (engel) vardır, ikisi birbirinin sınırını geçemez (birbirinin özelliğini, düzenini bozamaz). O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İkisinden de inci ve mercan çıkar. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Denizde akıp giden, dağlar gibi (yüksek) inşa edilmiş büyük gemiler O´nundur. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Bütün kişiler (insanlar ve cinler) fanidir (yok olucudur). Ve celâl ve ikram sahibi Rabbinin Vechi (Zatı) bâki kalacaktır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Göklerde ve yerde olanlar, O´ndan isterler (dilerler). O hergün (her an) bir şe´n (ayrı bir tecelli, yeni bir oluş) üzerindedir. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Ey ağırlık sahibi olanlar (kendi âlemlerinde fizik ağırlığı ve bilinçli varlıklar olmaları sebebiyle, ağır sorumluluğu olan insanlar ve cinler)! Yakında sizinle ilgileneceğiz (mahşerde hesabınızı göreceğiz). O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Ey insan ve cin topluluğu! Semaların ve arzın kuturlarından (çaplarından) nüfuz etmeye (çıkıp gitmeye) eğer gücünüz yetiyorsa, haydi nüfuz edin (geçip, çıkın)! Bir sultan (bir güç) olmaksızın nüfuz edemezsiniz (geçip çıkamazsınız). O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Sizin üzerinize, ateşten bir alev ve duman gönderilir. O zaman yardımlaşamazsınız (kurtulamazsınız). O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Gökyüzü yarılınca, işte o zaman, erimiş yağ (rengi) gibi kırmızı bir gül haline gelmiştir. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Artık izin günü insanlar ve cinler, günahlarından sorulmaz. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Mücrimler (suçlular) simalarından tanınır. Böylece onlar alınlarından ve ayaklarından yakalanırlar. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İşte bu, mücrimlerin yalanladığı cehennem. Onunla (cehennemle) kızgın kaynar su arasında dönüp dolaşırlar. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Rabbinin makamından korkan kimseler için iki cennet vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İkisi de fenlere (bilimsel ve sanatsal güzelliklere, çeşitli ağaçlara) sahiptir. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de akan iki pınar vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de (iki cennette de) bütün meyvelerden iki çift vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Astarları kalın ipek atlas olan döşekler üzerine yaslanmışlardır. Ve iki cennetin de devşirilen meyveleri (cennet ehline) yakındır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Onlarda (iki cennette de) bakışlarını (yalnız eşlerine) hasreten eşler vardır. Kendilerine onlardan önce insan ve cin dokunmamıştır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Onlar sanki yakut ve mercan gibidir. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İhsanın, ihsandan başka mükâfatı var mı ki (olabilir mi)? O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Ve ikisinden başka iki cennet daha vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İkisi de (iki cennet de) yemyeşildir. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de (iki cennette de) devamlı fışkırıp gürül gürül akan iki pınar vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? İkisinde de (iki cennette de) meyveler, hurmalar ve narlar vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Onlarda (cennetlerde), hayırlı güzel kadınlar vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Otağlarda (özel çadırlarda) huriler vardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Onlara, kendilerinden önce insanlar dokunmamıştır ve cinler de (dokunmamıştır). O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Onlar (cennetlikler), yüksek yeşil refrefler (yastıklar) ve harikulâde güzel işlemeli döşekler üzerine yaslananlardır. O halde siz (insan ve cin toplumu), Rabbinizin hangi ni´metlerini yalanlıyorsunuz? Celâl ve İkram Sahibi Rabbinin İsmi Mübarek´tir (Çok Yüce´dir). O vakıa (müthiş olay) vuku bulduğu zaman. Onun vuku bulmasını yalanlayan (kimse) yoktur. O; alçaltıcıdır, yükselticidir. O zaman arz (yeryüzü) şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmıştır. Ve dağlar ufalanarak parçalanmıştır. Böylece dağılıp toz zerrecikleri haline gelmiştir. Ve (o zaman) siz üç sınıfa ayrılmış olursunuz. İşte ashabı meymene [meymene sahipleri, amel defteri (hayat filmleri) sağından verilen cennetlikler], (ama) ne ashabı meymene! Ve ashabı meşeme [meşeme sahipleri, amel defteri (hayat filmleri) solundan verilen cehennemlikler], (ama) ne ashabı meşeme! Ve sabikunlar (hayırlarda yarışıp ileri geçenler), sabikunlar. İşte onlar (sabikunlar). Mukarrip (Allah´a yaklaştırılmış) olanlardır. (Onlar), naim cennetlerindedirler. (Onlar), evvelkilerden bir ümmettir. Ve (onların) birazı sonrakilerdendir. Altın ile örülmüş, mücevherlerle (inci ve yakutla) süslenmiş tahtlar üzerinde. Onların üzerinde karşılıklı olarak yaslananlar onlardır (mukarrebun olanlardır). Onların etrafında halidun olan (ölümsüz) gençler dolaşır. Akan pınarlardan doldurulmuş kâseler, ibrikler ve billur kadehler ile. Ondan (o şaraptan) başları ağrımaz ve sarhoş olmazlar. Ve arzu ettikleri meyvelerden. Ve canlarının çektiği kuş etlerinden (sunulur). Ve harika güzel gözlü huriler (vardır). Sanki saklanmış inci tanesi gibi. Yapmış olduklarının mükâfatı olarak. Orada boş bir söz işitmezler ve günaha girmezler. Sadece selâm, selâm sözü söylenir. Ashabı yemin [yemin sahipleri, amel defterleri (hayat filmleri) sağından verilenler], (ama) ne ashabı yemin! (Ashabı yemin), dikensiz sedir ağaçları arasında. Ve meyveleri kat kat dizili muz ağaçları (arasında). Ve uzayan gölgeler (içinde). Ve çağlayan sular (arasında). Ve pekçok meyveler (arasında). Eksilmeyen ve yasaklanmayan. Ve yüksetilmiş döşeklerdedirler (tahtlardadırlar). Muhakkak ki Biz, onları yeni bir inşa (yaratılış) ile inşa ettik (yarattık). Böylece Biz, onları bakireler kıldık. Eşlerine düşkün, aynı yaşta olarak. Ashabı yemin [yemin sahipleri, amel defterleri (hayat filmleri) önünden ve sağından verilenler] için. (Onlar) evvelkilerden bir ümmettir. Ve de sonrakilerden bir ümmettir. Ve ashabuş şimal [şeamet (kötülük), meşeme sahipleri, amel defteri (hayat filmleri) sollarından verilenler, cehennemlikler], (ama) ne ashabuş şimal! (Ashabuş şimal), semum (iliklere işleyen bir sıcaklık) ve hamim (kaynar su) içindedir. Ve kara dumandan bir gölge ki. Ne serinleticidir ne de rahatlatıcıdır. Muhakkak ki onlar, daha önce mutrafi idiler (varlık içinde zevklerine dalmışlardı). Ve onlar, büyük günahta ısrar ediyorlardı. Ve şöyle diyorlardı: “Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman mı? Biz gerçekten, mutlaka beas mı edileceğiz (yeniden mi diriltileceğiz)?” Ve evvelki (bizden önce ölen) babalarımız (atalarımız) da mı? De ki: “Muhakkak ki evvelkiler ve sonrakiler de (diriltilecek).” Malûm (bilinen) günün, belirlenmiş bir vaktinde mutlaka toplanılmış olacaklardır. Sonra siz, ey gerçekten dalâlette olan yalanlayıcılar! Siz mutlaka zakkum ağacından yiyecek olanlarsınız. Böylece karınlarını onunla dolduracak olanlarsınız. Sonra da onun üzerine hamimden (kaynar sudan) içecek olanlarsınız. Öyle ki, içtikçe susayan hasta develerin içişi gibi içecek olanlarsınız. (İşte) bu, onların dîn günündeki ziyafetleridir. Sizi Biz, Biz yarattık. Hâlâ tasdik etmiyorsanız. Öyleyse akıttığınız meni nedir, gördünüz mü (ne olduğunu idrak ettiniz mi)? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan Biz miyiz? Sizin aranızda ölümü Biz, Biz takdir ettik. Ve Biz, önüne geçilmiş (veya geçilebilecek) olan değiliz (bu takdirimizi kimse bozamaz). Sizin (dünya hayatındaki) emsallerinizi (bedenlerinizi), (ölümle) değiştirmemiz ve (ahiret âlemi için) sizi, bilmediğiniz bir şekilde (yeniden) yaratmamızda (Bizi geçecek yoktur). Ve andolsun ki, ilk neş´eti (yaratılışı) bildiniz, hâlâ tezekkür (tefekkür) etmiyorsanız. Öyleyse ektiğiniz ekin nedir (onu) gördünüz mü? (Her bitkinin tohumundan kendi türüne has yeni bir bitkinin yetişmesi için gerekli olan şifrelerin ve gelişim programının, ektiğiniz tohum içinde saklı olduğunu biliyor musunuz, idrak ediyor musunuz?) Onu siz mi yetiştiriyorsunuz, yoksa onu yetiştiren Biz miyiz? Eğer Biz dileseydik, elbette onu kuru ot kılardık (yapardık). O zaman siz şaşırıp kalırdınız. Gerçekten biz ziyana uğrayanlarız. Hayır, biz mahsulden (üründen) mahrum bırakılanlarız (derdiniz). Ayrıca siz, o içiyor olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu (suyu) bulutlardan siz mi indirdiniz, yoksa indiren Biz miyiz? Eğer dileseydik, onu acı kılardık (yapardık), öyle ise (niçin) hâlâ şükretmiyorsunuz? Ayrıca o yaktığınız ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi inşa ettiniz, yoksa inşa eden (halkeden) Biz miyiz? Biz, onu (ateşi) bir ibret ve çöl yolcuları (sahrada konaklayanlar) için bir meta (ısı ve ışık kaynağı) kıldık. Artık Rabbini “Azîm” ismi ile tesbih et. Artık hayır! Yıldızların mevkilerine yemin ederim. Ve muhakkak ki o, gerçekten çok büyük bir yemindir, keşke bilseniz. Muhakkak ki O, gerçekten Kerim olan Kur´ân´dır (Kur´ân-ı Kerim´dir). Mahfuz (korunmuş) olan bir Kitap´tadır (Levhi Mahfuz´dadır). O´na, tahir olanlardan (maddî ve manevî arınanlardan) başkası dokunamaz. Âlemlerin Rabbi tarafından (kısım kısım, âyet âyet) indirilmiştir. Yoksa siz, bu söze inanmayan, şüphe eden kimseler misiniz? Ve siz, yalanlamış olmanızı kendinize rızık ediniyorsunuz. (Kur´ân´daki sözlerin âlemlerin Rabbi tarafından indirildiğinden şüphe ettiğiniz için rızkınız, nasibiniz sadece yalanlamak oluyor.) O halde can boğaza gelmiş olsa değil mi ki (siz öylece). Ve siz, o anda (ona öylece, bir yardım yapamayarak sadece) bakarsınız. Ve Biz, ona sizden daha yakınız fakat siz görmezsiniz. Öyleyse eğer siz (amellerinizin karşılığında) ceza görecek kimseler değil iseniz. Eğer siz sadıklarsanız, onu geri çevirirsiniz. Fakat o eğer mukarrebin olanlardan (Allah´a yakın olanlardan) ise. O taktirde, ferahlık, huzur, güzel kokulu bitkiler ve naim cenneti vardır. Fakat yemin sahiplerinden (ashabı yeminden yani hayat filmleri sağından verilenlerden) ise. O zaman ashabı yeminden (hayat filmleri sağından verilenlerden) “sana selâm olsun” (denir). Ve fakat dalâlette olan ve yalanlayanlardan ise. O taktirde kaynar sudan bir ziyafet vardır. Ve alevli ateşe atılma vardır. Muhakkak ki bu (anlatılanlar), elbette o (verilen haberler), Hakk´ul yakîn´dir (yakîn olan haktır, kesin olarak gerçektir). Artık Rabbini “Azîm” ismi ile tesbih et. Semalarda ve arzdaki herşey Allah´ı tesbih etti (ve etmektedir). Ve O; Azîz´dir, Hakîm´dir. Semaların ve arzın (yeryüzünün) mülkü O´nundur. Hayata getirir ve öldürür. Ve O, herşeye kaadirdir. O, evveldir (ilktir) ve ahirdir (sondur), zahirdir (alâmetleri tüm varlıklarda görünendir) ve bâtındır (gizli olandır). Ve O, herşeyi en iyi bilendir. Gökleri ve yeri 6 günde yaratan O´dur. Sonra arşın üzerine istiva etti. Arza gireni ve ondan çıkanı ve semadan ineni ve orada uruç edeni (yükseleni) bilir. Ve siz nerede iseniz O, sizinle beraberdir. Ve Allah, sizin yaptıklarınızı en iyi görendir. Göklerin ve yerin mülkü O´nundur. (Bütün) işler Allah´a döndürülür. Geceyi, gündüzün içine sokar. Ve gündüzü, gecenin içine sokar. Ve O, sinelerde olanı (sırları, niyetleri, düşünceleri) en iyi bilendir. Allah´a ve O´nun resûlüne îmân edin. Ve sizi vekil kıldığı şeylerden infâk edin. Böylece sizden âmenû olup infâk edenler için büyük ecir vardır. Ve size ne oluyor ki, Allah´a inanmıyorsunuz. Ve resûl, sizi Rabbinize îmân etmeniz için çağırıyor. Eğer siz inananlarsanız Allah, sizin (daha önce Rabbinizi tasdik etmiş olduğunuz) misakinizi almıştı. Sizi karanlıklardan nura çıkarmak için kuluna açık âyetler indiren O´dur. Ve muhakkak ki Allah, sizin için elbette Rauf´tur, Rahîm´dir. Ve size ne oluyor ki, Allah´ın yolunda infâk etmiyorsunuz? Göklerin ve yerin mirası Allah´ındır. İçinizden, fetihten önce infâk eden ve savaşanlar, işte onlar, daha sonra (fetihten sonra) infâk eden ve savaşanlarla bir değildir, onlardan daha yüksek (azamî) derece sahibidirler. Ve Allah, hepsine hüsna´yı vaadetti. Ve Allah, yaptıklarınızdan en iyi haberdar olandır. Kim ki Allah´a (Allah için) güzel bir borç verir, o taktirde o (borç), ona kat kat ödenir. Ve onun için kerim ecir vardır. O gün, mü´min erkekleri ve mü´min kadınları, nurları önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Bugün sizin müjdeniz, orada ebediyyen kalacağınız, altından nehirler akan cennetlerdir. İşte o, fevzül azîmdir (en büyük kurtuluştur). Münafık erkeklerin ve münafık kadınların, âmenû olanlara: “Bizi bekleyin, sizin nurunuzdan bir parça alalım.” diyeceği gün, onlara: “Haydi arkanıza dönün ve nur arayın.” denir. Artık onların arasına, kapısı olan bir duvar çekilmiştir. Onun iç kısmında, orada rahmet ve onun dış tarafında, ondan (duvardan) önce azap vardır. Onlara seslenirler: “Biz, sizinle beraber olmadık mı?” (Onlar): “Evet, fakat siz kendinizi fitneye düşürdünüz, beklediniz ve şüphe ettiniz. Allah´ın emri (ölüm emri) gelinceye kadar emaniyye sizi aldattı. Ve garur (aldatanlar, şeytan ve avaneleri), sizi Allah ile (Allah “Gafur´dur, Rahîm´dir, sizi affeder.” diyerek) aldattı.” dediler. Artık o gün, sizden bir fidye (bedel) alınmaz (kabul edilmez) ve kâfirlerden de. Sizin mevanız (sığınağınız) ateştir, sizin mevlânız (dostunuz) odur. Ve ne kötü varış yeri. Allah´ın zikri ile ve Hakk´tan inen şeyle (Allah´ın nurları ile), âmenû olanların (Allah´a ulaşmayı dileyenlerin) kalplerinin huşû duyma zamanı gelmedi mi? Kendilerine daha önce kitap verilip de böylece üzerinden uzun zaman geçince, artık (zikri unuttukları için) kalpleri katılaşan kimseler gibi olmasınlar. Onlardan çoğu fasıklardır. Allah´ın, arzı, ölümünden sonra ona hayat vererek dirilttiğini bilin. (Böylece) âyetleri size açıklamış olduk. Umulur ki, böylece siz akıl edersiniz. Muhakkak ki, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah´a (Allah için) güzel borç verenler (sadakalar ve borçlar) onlara kat kat ödenir. Ve onlar için kerim ecir vardır. Ve, Allah´a ve O´nun Resûl´üne inananlar, işte onlar, onlar sıddıklardır ve şehitlerdir. Rab´lerinin yanında onların ecirleri ve nurları vardır. Ve inkâr edenler ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar cahîm (alevli ateş) halkıdır. Dünya hayatının oyun, eğlence ve bir süs olduğun bilin, aranızda bir övünme ve mal ve evlât çokluğudur. (Dünya hayatı), yağmurun bitirdiği, ekincinin hoşuna giden ekin gibidir. Bir süre sonra kurur, böylece onu sararmış görürsün. Sonra da o çöp olur. Ahirette şiddetli azap, Allah´tan mağfiret ve Allah´ın rızası vardır. Ve dünya hayatı aldatıcı metadan başka bir şey değildir. Rabbinizden mağfirete ve genişliği, yeryüzü ve gökyüzünün genişliği kadar olan, Allah´a ve O´nun Resûl´üne inananlar için hazırlanmış olan cennete (kavuşmak için) yarışın. İşte bu, Allah´ın fazlıdır. Onu dilediğine verir. Ve Allah, büyük fazl sahibidir. Yeryüzünde ve kendi nefslerinizde, sizlere isabet eden bir musîbet yoktur ki, onu yaratmamızdan önce kitapta yazılmamış olsun. Muhakkak ki bu, Allah´a kolaydır. Sizin elinizden çıkan şeye üzülmemeniz ve size verilen şeyle sevinmemeniz (övünmemeniz) içindir. Ve Allah, böbürlenen ve çok övünenlerin hiçbirini sevmez. Onlar ki cimrilik ederler ve insanlara da cimriliği emrederler. Ve kim dönerse, o taktirde muhakkak ki Allah; O, Ganî´dir (zengindir), Hamid´dir (hamdedilendir). Andolsun ki resûllerimizi beyyinelerle (açık delillerle, ispat vasıtaları ile) gönderdik. Ve onlar ile beraber kitabı ve mizanı indirdik ki insanlar arasında adaletle hükmetsinler diye. Ve içinde kuvvetli sertlik bulunan demiri indirdik. Ve onda insanlar için pekçok menfaatler (faydalar) vardır. Ve (bu), gaybda (görmeden) kendisine ve resûllerine yardım edecek olan kimseleri, Allah´ın bilmesi (belli etmesi) içindir. Muhakkak ki Allah; Kavî´dir (güçlüdür, kuvvetlidir), Azîz´dir. Ve andolsun ki, Hz. Nuh´u ve Hz. İbrâhîm´i gönderdik. Ve onların zürriyetlerinden nebîler kıldık. Ve kitap (verdik). Böylece onlardan bir kısmı hidayete erenlerdir ve onların çoğu fasıklardır. Sonra onların izleri üzerine resûllerimizi ardarda gönderdik. Ve Meryemoğlu İsa (A.S)´ı gönderdik ve O´na İncil´i verdik. Ve O´na tâbî olanların kalplerinde refet (şefkat) ve rahmet kıldık. Ve onlar, O´na ruhbanlık ihdas ettiler. Biz, Allah´ın rızasını ibtiga etmekten başkasını onlara farz kılmadık. Oysa O´na hakkıyla riayet etmediler. Böylece onlardan, âmenû olanların ecirlerini verdik ve onlardan çoğu fasıklardı. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler), Allah´a karşı takva sahibi olun. Ve O´nun Resûl´üne îmân edin ki, size rahmetinden iki kat versin. Ve sizin için, onunla beraber yürüyeceğiniz nur kılsın (versin). Ve sizi mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin). Ve Allah; Gafûr´dur, Rahîm´dir. Kitap ehlinin (fasık olmaları), Allah´ın fazlından hiçbir şeye güç yetiremeyeceklerini ve fazlın, Allah´ın elinde (kudretinde) olduğunu ve onu dilediğine vereceğini bilmedikleri içindir. Ve Allah, büyük fazl sahibidir. Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah´a şikâyet edenin (kadının) sözünü işitmişti. Ve Allah, sizin konuşmalarınızı işitir. Muhakkak ki Allah; en iyi işitendir, en iyi görendir. İçinizden (sizden) kadınlarına sırt çevirenler (arkalarını dönenler) ki, onlar (eşleri) kendilerinin anneleri değildir. Onların anneleri, sadece onları doğuranlardır. Ve muhakkak ki onlar, gerçekten inkâr edici (çirkin) ve günaha sokan (ağır) bir söz söylüyorlar. Muhakkak ki Allah; mutlaka affeden ve mağfiret edendir. Onlar ki, kadınlarına sırt çevirip, sonra söyledikleri şeyden geri dönerler. O taktirde temas etmeden önce bir köleyi azad etsin (serbest bıraksın). İşte size bu vaazediliyor (yapmanız gerekenler öğüt veriliyor). Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır. Artık kim (azad edecek köle veya cariye) bulamazsa, o taktirde (eşlerine) temas etmeden önce iki ay devamlı (ardarda) oruç tutsun. Fakat kimin (oruca) gücü yetmezse, o zaman altmış miskini (çalışmaktan aciz, yaşlı kimseyi) doyursun. İşte bu, Allah´a ve O´nun Resûl´üne îmân ettiğiniz içindir. Ve bu, Allah´ın hudududur ve kâfirler için elîm azap vardır. Muhakkak ki Allah´a ve O´nun Resûl´üne (onların koyduğu hudutlara) muhalefet edenler, onlardan öncekilerin alçaltıldığı gibi alçaltıldılar. Ve açıklanmış âyetler (açık deliller) indirmiştik ve kâfirler için alçaltıcı azap vardır. O gün Allah hepsini beas edecek (yeniden diriltecek). Sonra onlara, yaptıkları şeyleri haber verecek. Allah, onların unuttuklarını (tek tek) saydı (kaydetti). Allah, herşeye şahittir. Allah´ın göklerde ve yerde olan herşeyi bildiğini görmedin mi? Üç kişi arasında gizli bir konuşma olmaz ki, onların dördüncüsü O (Allah) olmasın. Ve beş kişi (arasında gizli bir konuşma) olmaz ki, onların altıncısı O (Allah) olmasın. Ve bundan daha azı veya daha çoğu, nerede olurlarsa olsunlar, mutlaka O (Allah), onlarla beraberdir. Sonra kıyâmet günü, yaptıklarını onlara haber verecektir. Muhakkak ki Allah; herşeyi en iyi bilendir. Gizli konuşmaktan nehyedilenleri (men edilenleri) görmedin mi? Sonra nehyedildikleri şeye dönüyorlar. Aralarında günah, düşmanlık ve resûle isyan konularında gizli gizli konuşuyorlar. Ve sana geldikleri zaman, Allah´ın selâmlamadığı bir şekilde seni selâmladılar. Ve kendi aralarında: “Öyle ise (o gerçekten peygamber ise) Allah, söylediklerimizden dolayı bize azap etmeli değil mi?” diyorlar. Onlara cehennem yeter. Ona yaslanacaklar (atılacaklar). İşte o varılacak yer ne kötü. Ey âmenû olanlar (Allah´a inananlar, îmân edenler)! Aranızda gizlice konuştuğunuz zaman artık günah, düşmanlık ve resûle isyan konusunda gizli gizli konuşmayın. Birr ve takva konusunda aranızda müşavere edin (görüşün). Ve kendisine haşrolunacağınız (huzurunda toplanacağınız) Allah´a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki necva (gizli fısıldaşma) şeytandandır, âmenû olanları (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenleri) mahzun etmek içindir. Ve Allah´ın izni olmadıkça onlara bir darlık (sıkıntı) verecek değildir. Öyleyse mü´minler, Allah´a tevekkül etsinler. Ey âmenû olanlar! Meclislerde size: “(Oturmak için) yer açın!” denildiği zaman, o taktirde yer açın. Allah da size yer açar (genişlik verir). Ve: “Kalkın!” denildiği zaman hemen kalkın! Allah, sizden âmenû olanların ve ilim verilmiş olanların derecelerini yükseltir. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Resûl´e gizli bir şey söylediğiniz zaman gizli konuşmanızdan (görüşmenizden) önce sadaka takdim ediniz (veriniz). Bu, sizin için daha hayırlıdır ve daha temizdir. Fakat (bir sadaka) bulamazsanız, o taktirde muhakkak ki Allah; Gafûr´dur, Rahîm´dir. Gizli görüşmenizden önce sadaka vermekten korktunuz mu? Öyleyse yapamadığınız zaman Allah sizin tövbenizi kabul etti. O taktirde namazı ikame edin, zekâtı verin, Allah´a ve O´nun Resûl´üne itaat edin. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah´ın kendilerine öfkelendiği (gadaplandığı) kavme (yahudilere) dönenleri (onları dost edinen münafıkları) görmedin mi? Onlar sizden değildir ve onlardan da (yahudilerden de) değildir. Bilerek yalan yere yemin ederler. Allah, onlara (münafıklara) şiddetli azap hazırladı. Muhakkak ki onların yapmış oldukları şey (çok) kötü. Yeminlerini siper edindiler. Böylece (insanları) Allah´ın yolundan men ettiler. Artık onlar için alçaltıcı (rüsva edici) azap vardır. Onların malları ve evlâtları, Allah´tan bir şeye (azaba) karşı onlara asla fayda vermez. İşte onlar, ateş ehlidir, orada ebediyen kalacak olanlardır. O gün Allah hepsini beas edecek (yeniden diriltecek). O zaman size yemin ettikleri gibi O´na da yemin edecekler. Ve kendilerinin bir şey üzerinde olduklarını sanırlar. Gerçekten onlar yalancı değil mi? Şeytan onları kuşattı. Böylece Allah´ın zikrini onlara unutturdu. İşte onlar, şeytanın taraftarlarıdır. Şeytanın taraftarları, gerçekten hüsranda olanlar, onlar değil mi? Muhakkak ki Allah´a ve O´nun Resûl´üne karşı haddi aşanlar, işte onlar zillet içindedirler. Allah: “Ben ve elçilerim mutlaka gâlip gelecek.” diye yazdı. Muhakkak ki Allah; Kavî´dir (kuvvetlidir), Azîz´dir. Allah´a ve âhiret gününe (ölmeden önce Allah´a ulaşmaya) îmân eden bir kavmi, Allah´a ve O´nun Resûl´üne karşı gelenlere muhabbet duyar bulamazsın. Ve onların babaları, oğulları, kardeşleri veya kendi aşiretleri olsa bile. İşte onlar ki, (Allah) onların kalplerinin içine îmânı yazdı. Ve onları, Kendinden bir ruh ile destekledi (orada eğitilmiş olan, devrin imamının ruhu onların başlarının üzerine yerleşir). Ve onları, altından nehirler akan cennetlere dahil edecek. Onlar orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah, onlardan razı oldu. Ve onlar da O´ndan (Allah´tan) razı oldular. İşte onlar, Allah´ın taraftarlarıdır. Gerçekten Allah´ın taraftarları, onlar, felâha erenler değil mi? Göklerde ve yerde olanlar Allah´ı tesbih etti (ve etmekte). Ve O; Azîz´dir, Hakîm´dir. Kitap ehlinden inkâr edenleri ilk defa sürgün için diyarlarından çıkaran O´dur. Siz, onların (diyarlarından) çıkacağını zannetmediniz. Ve onlar da, kalelerinin Allah´tan (gelecek bir şeye) mani olacağını sandılar. Oysa Allah, onlara hesap etmedikleri bir taraftan geldi ve onların kalplerine korku verdi. Evlerini kendi elleriyle ve mü´minlerin elleriyle harap ediyorlar(dı). Ey basiret sahipleri, artık ibret alın! Ve eğer Allah, onların üzerine (topluca) sürgün yazmamış olsaydı, onlara mutlaka dünyada azap ederdi. Ve onlar için ahirette de ateşin azabı vardır. İşte bu, onların Allah´a ve O´nun Resûl´üne muhalefet etmeleri sebebiyledir. Ve kim Allah´a muhalefet ederse, o taktirde muhakkak ki Allah, ikabı (cezası) şiddetli olandır. Hurma ağaçlarından kestikleriniz veya kökleri üzerinde kaim kılarak (dikili olarak) bıraktıklarınız da ancak Allah´ın izniyledir ve bu, fasıkların perişan olmaları içindir. Ve onlardan (onların mallarından), Allah´ın Resûl´üne fey olarak verdiği şey (savaşsız elde edilen ganimet) için, o zaman, onların üzerine at ve deve koşturmadınız (savaşmadınız). Ve lâkin Allah, resûllerini dilediklerine musallat eder. Ve Allah, herşeye kaadirdir. Allah´ın o şehir halkının (malından), resûlüne fey olarak verdiği şey (savaşsız elde edilen ganimet), artık Allah´ın, peygamberinin, ona yakınlığı olanların, yetimlerin ve yoksulların ve yolcularındır. (Bu) içinizden zengin olanların arasında elden ele dolaşan bir mal (servet) olmaması içindir. Ve resûl, size ne verdiyse o zaman onu alın. Ve o, sizi neden nehyetti ise o taktirde ondan vazgeçin. Allah´a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, ikabı (azabı) şiddetli olandır. (Fey), hicret eden fakirler içindir ki onlar, yurtlarından çıkarıldılar ve mallarından uzaklaştırıldılar. Onlar, Allah´tan fazl ve rıza ararlar. Ve Allah´a ve O´nun Resûl´üne yardım ederler. İşte onlar, onlar sadıklardır. Ve onlardan önce (Medine´yi) yurt edinmiş olup kalplerinde îmân yerleşmiş olanlar, kendilerine hicret eden kimseleri severler. Ve onlara verilenlerden (dağıtılan ganimetlerden) dolayı, kendileri onlara muhtaç olsa bile, gönüllerinde bir hacet (kaygı, haset) bulunmaz. Ve onları kendi nefslerine tercih ederler (üstün tutarlar). Ve kim nefsini cimrilikten korursa, o taktirde işte onlar, onlar felâha (kurtuluşa) erenlerdir. Ve onlardan sonra gelenler: “Rabbimiz bizi ve bizden önce îmân ile geçmiş (göç etmiş) olan kardeşlerimizi mağfiret et. Ve kalplerimizde âmenû olanlara karşı kin bırakma. Rabbimiz, muhakkak ki Sen; Rauf´sun, Rahîm´sin.” derler. Nifak çıkaranları (münafıklık yapanları) görmüyor musun? Kitap ehlinden, inkâr eden kardeşlerine: “Eğer siz gerçekten (yurdunuzdan) çıkarılırsanız, biz de mutlaka sizinle beraber çıkarız. Sizin aranızdaki, size karşı olan bir kimseye hiçbir zaman itaat etmeyiz. Ve eğer sizinle savaşırlarsa, mutlaka size yardım ederiz.” derler. Ve Allah, onların gerçekten yalancı olduklarına şahadet eder. Eğer gerçekten (yurtlarından) çıkarılsalar, onlarla beraber çıkmazlar. Ve eğer gerçekten savaşsalar, onlara yardım etmezler. Ve gerçekten onlara yardım etseler bile, mutlaka arkalarını dönerler (savaştan kaçarlar). Sonra onlar yardım olunmazlar. Siz, gerçekten, onların yüreklerinde korku bakımından daha şiddetlisiniz (Allah´tan çok sizden korkuyorlar). Bu, onların (Allah´ın azametini, kudretini) fıkıh edemeyen bir kavim olmaları sebebiyledir. Onlar, korunmuş şehir içinde veya duvarlar arkasında (surlar içinde) olmadıkça, sizinle toplu olarak savaşamazlar. Onların kendi aralarındaki çarpışmaları şiddetlidir. Sen onları toplu sanırsın, (oysa) onların kalpleri dağınıktır. Bu, onların akıl etmez bir kavim olmaları sebebiyledir. (Onların durumu) kendilerinden yakın zaman önce, yaptıkları işlerin sonucunu tatmış olanların durumu gibidir. Ve onlar için acı bir azap vardır. (Münafıkların size vaadleri), şeytanın (vaadlerinin) durumu gibidir. İnsana: “İnkâr et (kâfir ol).” demişti. Fakat, inkâr ettiği zaman: “Muhakkak ki ben senden uzağım, elbette ben, âlemlerin Rabbi Allah´tan korkarım.” dedi. Böylece ikisinin (münafıkların ve şeytanın) akıbeti orada, ateşin içinde ebediyyen kalmak oldu. Ve işte bu, zalimlerin cezasıdır. Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler), Allah´a karşı takva sahibi olun! Ve her nefs, yarın için ne takdim ettiğine baksın! Ve Allah´a karşı takva sahibi olun. Muhakkak ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır. Allah´ı unutan kimseler gibi olmayın! Böylece (Allah da) onlara, kendi nefslerini unutturdu. İşte onlar, onlar fasık olanlardır. Ateş ehli ile cennet ehli bir (eşit) değildir. Cennet ehli; onlar, kurtuluşa erenlerdir. Eğer Biz, bu Kur´ân´ı, dağa indirseydik, O´nu mutlaka, Allah´ın korkusundan huşû ile boynunu bükmüş, parça parça olmuş görürdün. Ve insanlar için bu misalleri veriyoruz. Umulur ki, böylece onlar tefekkür ederler. O Allah ki, O´ndan başka İlâh yoktur. Gaybı (görünmeyeni) ve görüneni de O bilir. O; Rahmân´dır, Rahîm´dir. O Allah ki; O´ndan başka İlâh yoktur, Melik´tir (hükümrandır), Kuddüs´tür (mukaddestir), Selâm´dır (selâmete erdirendir), Mü´mindir (emniyet verendir), Müheymin´dir (koruyup gözetendir), Azîz´dir (yücedir), Cabbar´dır (cebredendir), Mütekebbir´dir (pek büyük olandır). Allah, şirk koşulan şeylerden münezzehtir (uzaktır). O Allah ki; Yaratan´dır, Bâri´dir (yokken var eden), Musavvir´dir (şekil verendir), güzel isimler O´nundur. Göklerde ve yerde olanlar O´nu tespih eder. Ve O; Azîz´dir (yücedir), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Benim ve sizin düşmanlarınızı dostlar edinmeyin! Ve onlar, Hakk´tan size geleni inkâr etmiş oldukları halde onlara muhabbet besliyorsunuz (dostluk ilka ediyorsunuz). Rabbiniz olan Allah´a inanmanızdan dolayı resûlü ve sizi yurdunuzdan çıkarıyorlar. Şâyet siz, Benim yolumda, Benim rızamı aramak için cihada çıktı iseniz (buna rağmen niçin), onlara sevgi gösterip sır veriyorsunuz. Ve Ben, sizin gizlediğinizi de, açıkladığınızı da bilirim. Ve sizden kim onu (bunu) yaparsa, o taktirde doğru yoldan sapmış olur. Şâyet sizi yakalasalar, onlar size düşman olurlar. Ve ellerini ve dillerini size kötülük ile uzatırlar. Ve sizin için: “Keşke inkâr etseniz.” diye temenni ettiler (istediler). Kıyâmet günü akrabalarınız ve evlâtlarınız, asla size fayda sağlamaz. (Onlarla) sizin aranızı ayıracaktır. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir. Hz. İbrâhîm ve onunla beraber olanlar sizin için güzel bir örnek olmuştur. Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: “Muhakkak ki biz, sizden ve sizin Allah´tan başka taptığınız şeylerden uzağız, sizi inkâr ediyoruz. Ve siz, Allah´ın tek oluşuna inanıncaya kadar, sizinle bizim aramızda ebediyyen düşmanlık ve öfke başladı.” Hz. İbrâhîm´in, babasına: “Senin için mutlaka istiğfar edeceğim (mağfiret dileyeceğim). (Ancak) Allah´tan sana gelecek bir şeyi önlemeye malik değilim, sözü (demesi) hariç. Rabbimiz, biz Sana tevekkül ettik. Ve Sana yöneldik. Ve masîr (varış, dönüş, ulaşma), Sana´dır.” Rabbimiz, bizi kâfirlere fitne kılma! Ve bizi mağfiret et Rabbimiz. Muhakkak ki Sen, Sen; Azîz´sin, Hakîm´sin. Andolsun ki, sizin için onlarda Allah´ı (Allah´ın Zat´ına ulaşmayı) ve ahiret gününü dilemiş olan kimselere güzel örnek vardır. Ve kim dönerse, o taktirde muhakkak ki Allah, O; Ganî´dir, Hamîd´dir (hamdedilendir). Allah´ın sizinle ve onlardan düşman olduğunuz kimseler arasında dostluk yaratması umulur. Ve Allah; Kaadir´dir (herşeye gücü yetendir). Ve Allah; Gafûr´dur (mağfiret edendir), Rahîm´dir (Rahîm esması ile tecelli edendir). Allah, dîn konusunda sizinle savaşmamış ve sizi yurdunuzdan çıkarmamış olan kimselere iyilik etmenizden ve onlara adaletle davranmanızdan sizi nehyetmez (yasaklamaz). Muhakkak ki Allah, adaletli olanları (adaletle davrananları) sever. Fakat Allah, dîn hususunda sizinle savaşmış ve sizi yurdunuzdan çıkarmış olan ve sizin çıkarılmanıza arka çıkmış (yardım etmiş) olan kimselere dönmenizden (onlarla dostluk kurmanızdan) sizi nehyeder (yasaklar). Ve kim onlara dönerse, o taktirde işte onlar, onlar zalimlerdir. Ey âmenû olanlar! Hicret etmiş olan mü´min kadınlar size geldikleri zaman onları imtihan edin (hicret sebeplerini sorun). Allah, onların îmânını çok iyi biliyor. Artık onların mü´min hanımlar olduğunu bilirseniz (mü´min olduklarından emin olursanız), bundan sonra onları kâfirlere geri döndürmeyiniz. Onlar (mü´min hanımlar), diğerlerine (kâfir erkeklere) helâl değildir. Diğerleri de (kâfir erkekler de), onlar için (mü´min hanımlar için) helâl değildir. Onlara (kâfir erkeklere), infâk etmiş oldukları şeyi (mü´min olarak size gelen kadınlara daha önce vermiş oldukları mehirlerini) geri verin. Ve kendilerine mehirlerini verdiğiniz taktirde, onlara nikâh yapmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Ve kâfir kadınları nikâh ile tutmayın. Ve siz ne infâk ettiyseniz (mehir olarak ne verdiyseniz) geri isteyiniz. Ve onlar da infâk ettiklerini istesinler. İşte bu, Allah´ın hükmüdür. Aranızda hüküm vermektedir. Ve Allah; Alîm´dir (en iyi bilendir), Hâkim´dir (hüküm sahibidir). Ve eğer sizin zevcelerinizden dolayı bir şey (mehir) sizin elinizden çıkıp kâfirlere geçtiyse (kâfirler, sizden kendilerine gelen kadınların mehirlerini, bıraktıkları eşlerine geri ödemezlerse), sonra da (kâfirlerden size gelip îmân eden kadınların bıraktıkları eşlerine mehirlerini geri) ödeme sırası size gelince, o zaman eşleri (kâfir erkeklere) gitmiş olanlara, infâk ettikleri kadar (mehri) siz (elinize geçen ganimetten) verin ve siz, kendisine îmân etmiş olduğunuz Allah´a karşı takva sahibi olun! Ey nebî (peygamber)! Mü´min kadınlar; Allah´a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zinada bulunmamak, evlâtlarını öldürmemek, elleri ve ayakları arasında bir iftira uydurmamak, maruf bir iş konusunda sana asi olmamak üzere, sana tâbî olmak için geldikleri zaman, artık onların biatlerini kabul et ve onlar için Allah´tan mağfiret dile. Muhakkak ki Allah; Gafûr´dur (mağfiret edendir, günahları sevaba çevirendir), Rahîm´dir (Rahîm esması ile tecelli edendir). Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Allah´ın kendilerine gadaplandığı (rahmetinden terkettiği) bir kavme dönmeyin (dostluk kurmayın)! Kâfirlerin, kabirdekilerden ümitlerini kesmiş olduğu (tekrar diriltileceğine inanmadığı) gibi onlar da ahiretten ümitlerini kesmişlerdir (ahiret hayatına inanmazlar). Göklerde ve yerde olanlar, Allah´ı tesbih etti (ve etmekte). Ve O; Azîz´dir, Hakîm´dir. Ey âmenû olanlar! Yapmayacağınız şeyi niçin söylüyorsunuz? Yapmayacağınız bir şeyi söylemeniz Allah´ın katında, büyük suç oldu. Muhakkak ki Allah, kendi yolunda saf bağlayarak savaşanları sever. Onlar sanki birbirine birleştirilerek kuvvetlendirilmiş binalar gibidir. Ve Hz. Musa, kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben, sizin için Allah´ın Resûl´üyüm, (böyle) olduğumu bildiğiniz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?” Artık onlar (Hakk´tan) dönünce, Allah da onların kalplerini döndürdü. Allah, fâsıklar kavmini hidayete erdirmez. Ve Meryemoğlu İsa (A.S) şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Muhakkak ki ben, elimdeki Tevrat´ta olan herşeyi tasdik eden ve benden sonra gelecek, ismi Ahmed olan Resûl ile müjdeleyen, size (gönderilmiş) Allah´ın Resûl´üyüm.” Fakat onlara beyyineler (mucizeler, deliller) getirdiği zaman onlar: “Bu apaçık sihirdir.” dediler. İslâm´a (teslime) davet olunurken, Allah´a karşı yalan uyduran kimseden daha zalim kim vardır? Ve Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez. Onlar, ağızları ile Allah´ın nurunu söndürmeyi istiyorlar. Ve Allah, kâfirler kerih görseler bile nurunu tamamlayacak olandır. Resûl´ünü hidayet ile ve (esasları unutulmuş olan) dînlerin hepsinin üzerine, izhar etmek (açıklayıp doğrusunu ispat etmek) için, Hakk dîn (Allah´ın ezelî ve ebedî olan dîni) ile gönderen O´dur. Ve müşrikler, kerih görseler bile. Ey âmenû olanlar! Sizi elîm azaptan kurtaracak bir ticaret için, size yol göstereyim mi? Allah´a ve O´nun Resûl´üne îmân edersiniz ve Allah´ın yolunda canlarınızla ve mallarınızla cihad edersiniz. İşte bu, sizin için hayırdır. Keşke bilseniz. Sizin günahlarınızı mağfiret eder. Ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. Ve sizi adn cennetlerinde güzel meskenlere yerleştirir. İşte bu, fevz-ül azîmdir (büyük kurtuluştur). Ve seveceğiniz başka bir şey, Allah´tan yardım ve yakın bir fetih. Ve mü´minleri müjdele. Ey âmenû olanlar! Allah´ın yardımcıları olun! Meryemoğlu İsa (A.S)´ın havarilere: “Kim Allah´a (ulaşmak için) benim yardımcılarım olur?” dediği zaman, havarilerin: “Biz Allah´ın yardımcılarıyız.” dediği gibi. Bunun üzerine İsrailoğulları´ndan bir grup îmân etti, bir grup inkâr etti. O zaman îmân edenleri düşmanlarına karşı destekledik. Böylece onlar üstün geldiler. Göklerde ve yerde olanlar, Allah´ı tespih eder ki; (O) Mâlik´tir (mülkün sahibidir), Kuddüs´tür (mukaddestir), Azîz´dir (üstündür), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Ümmîler arasında, kendilerinden bir resûl beas eden (görevlendiren) O´dur. Onlara, O´nun (Allah´ın) âyetlerini okur, onları tezkiye eder (nefslerini temizler), onlara Kitab´ı (Kur´ân-ı Kerim´i) ve hikmeti öğretir. Ve daha önce (resûle tâbî olmadan evvel) elbette onlar, sadece açık bir dalâlet içinde idiler. Ve henüz kendilerine ilhak olmamış (katılmamış) olan, onlardan sonrakilere de... Ve O; Azîz´dir (üstündür), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). İşte bu, Allah´ın fazlıdır. Onu dilediği kişiye verir. Ve Allah, büyük fazl sahibidir. Kendilerine Tevrat yüklenip de (Tevrat´ın farzları okunup da), sonra O´nu taşımayanların (onunla amel etmeyenlerin) hali, ciltlerle kitap taşıyan merkebin hali gibidir. Allah´ın âyetlerini yalanlayan kavmin durumu ne kötü. Ve Allah, zalimler kavmini hidayete erdirmez. De ki: “Ey yahudiler! Eğer siz, insanlardan ayrı olarak, (yalnız) kendinizin Allah´ın dostu olduğunuzu zannettiyseniz, şâyet siz doğru söyleyen kimseler iseniz, ölümü temenni edin.” Ve ebediyyen onu (ölümü) temenni edemezler, elleriyle takdim ettikleri (yaptıkları) şeyler sebebiyle. Ve Allah, zalimleri en iyi bilendir. De ki: “Muhakkak ki o, sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, işte o mutlaka size mülâki olacak (siz ölümle karşılaşacaksınız). Sonra görünmeyeni ve görüneni bilen (Allah´a) döndürüleceksiniz. O zaman (Allah), yapmış olduklarınızı size haber verecek.” Ey âmenû olanlar (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Cuma günü namaza nida olunduğu zaman (çağrıldığınız zaman) hemen Allah´ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. İşte bu, sizin için daha hayırlıdır, keşke bilseniz. Artık namazı kaza ettiğiniz (kılıp bitirdiğiniz) zaman yeryüzüne yayılın ve Allah´ın fazlından isteyin ve Allah´ı çok zikredin. Umulur ki, böylece siz felâha (kurtuluşa) erersiniz. Ve ticaret veya eğlenceyi görünce ona yönelip dağıldılar ve seni ayakta bırakıp gittiler. De ki: “Allah´ın katında olan şeyler, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır ve Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” Münafıklar sana geldikleri zaman: “Biz şahadet ederiz. Muhakkak ki sen, gerçekten Allah´ın Resûl´üsün.” dediler. Ve Allah, muhakkak ki senin, gerçekten Kendisinin Resûl´ü olduğunu biliyor. Ve Allah şahadet eder ki, münafıklar gerçekten yalancıdırlar. Yeminlerini kendilerine siper ettiler, böylece Allah´ın yolundan saptılar (ve saptırdılar). Muhakkak ki onların yapmış oldukları kötü bir şey. Bu, onların (önce) âmenû olmaları (Allah´a ulaşmayı dileyerek hidayete ermeleri ve ruhlarını Allah´a ulaştırdıktan), sonra küfre düşmeleri sebebiyledir. Bu sebeple onların kalplerinin üzeri tabedildi (mühürlendi). Artık onlar fıkıh edemezler (idrak edemezler). Onları gördüğün zaman onların cesameti (görünüşleri) seni hayran bırakır. Ve eğer konuşurlarsa, onların sözlerini dinlersin, onlar sanki duvara dayalı kütükler gibidirler. Her sayhayı (gürültüyü) kendi üzerlerine (aleyhlerine) sanırlar. Onlar düşmandırlar. Artık onlardan hazer et (sakın), Allah onları helâk etsin (kahretsin), nasıl da döndürülüyorlar. Ve onlara (münafıklara): “Geliniz, Allah´ın Resûl´ü sizin için mağfiret dilesin.” denildiği zaman, başlarını alay ederek iki yana salladılar. Ve sen, onların yüz çevirdiklerini (ayrıldıklarını) gördün. Ve onlar, kibirlenen kimselerdir. Onlar (münafıklar) için mağfiret dilesen de, dilemesen de birdir. Allah onlara asla mağfiret etmez. Muhakkak ki Allah, fasıklar kavmini hidayete erdirmez. Onlar (münafıklar): “Resûlallah´ın yanında bulunanlara infâk etmeyin (bir şey vermeyin) ki, onlar dağılıp gitsinler.” diyenlerdir. Ve semaların ve arzın (göklerin ve yerin) hazineleri Allah´ındır. Ve lâkin münafıklar, fıkıh (idrak) edemezler. “Eğer biz şehre dönersek, mutlaka daha azîz (güçlü) olan, daha zelil (güçsüz, zayıf) olanı, oradan (şehirden) çıkarır.” diyorlar. İzzet Allah´ın ve O´nun Resûl´ünün ve mü´minlerindir. Ve lâkin münafıklar bilmiyorlar. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Mallarınız ve evlâtlarınız sizi Allah´ın zikrinden alıkoymasın. Ve kim bunu yaparsa, o taktirde işte onlar, onlar hüsranda olanlardır. Ve sizden birisine ölüm gelmesinden, o zaman: “Rabbim keşke beni yakın bir zamana kadar ertelesen de böylece ben sadaka versem ve salihlerden olsam, olmaz mı?” demesinden önce, sizi rızıklandırdığımız şeylerden infâk edin. Ve Allah, hiçbir nefsi (hiçbir kimseyi) eceli geldiği zaman asla tehir etmez (ertelemez). Ve Allah, sizin yaptıklarınızdan haberdar olandır. Göklerde ve yerde olan herşey Allah´ı tesbih eder. Mülk O´nundur ve hamd O´nadır. Ve O, herşeye Kaadir´dir (gücü yetendir). Sizi yaratan O´dur. Buna rağmen sizin bir kısmınız kâfir ve bir kısmınız mü´min. Ve Allah, yaptıklarınızı en iyi görendir. Gökleri ve yeri hak ile yarattı. Ve size suret (şekil) verdi. Sonra sizin suretlerinizi ahsen yaptı. Ve varış (ulaşma), O´nadır (ulaşılacak makam, O´dur, O´nun Zat´ıdır). Göklerde ve yerde olanları bilir. Ve gizlediklerinizi, açıkladıklarınızı bilir. Ve Allah, sadırlarda (gönüllerde) olanı en iyi bilendir. Daha önce inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? O zaman onlar, işlerinin vebalini tattılar. Ve onlar için elîm azap vardır. İşte bu, onlara resûlleri beyyineler (açık deliller) getirdiği zaman: “Bir beşer mi bizi hidayete erdirecek?” demeleri sebebiyledir. Böylece inkâr ettiler ve yüz çevirdiler. Ve Allah, müstağni olduğunu (Kendisinin hiçbir şeye ve de onların îmânlarına da ihtiyacı olmadığını) gösterdi. Ve Allah; Gani´dir, Hamîd´dir. İnkâr edenler, asla beas edilmeyecekleri (tekrar diriltilmeyecekleri) zannında bulundular. De ki: “Hayır, Rabbime andolsun! Elbette beas edileceksiniz. Sonra yaptığınız amelleriniz mutlaka size haber verilecek.” Ve bu, Allah için kolaydır. Artık Allah´a, O´nun Resûl´üne ve indirdiğimiz Nur´a îmân edin. Ve Allah, yaptıklarınızdan haberdar olandır. Sizi toplanma günü için biraraya toplayacağı gün, işte o, aldanma günüdür. Ve kim Allah´a îmân eder ve salih amel (nefs tezkiyesi) yaparsa, onun seyyiatini (günahlarını) örter. Ve orada ebediyyen kalmak üzere, altından nehirler akan cennetlere koyar. İşte bu fevz-ül azîmdir (büyük kurtuluştur). Âyetlerimizi inkâr edenler ve yalanlayanlar; işte onlar, ateş ehlidirler, orada (cehennemde) ebediyyen kalacak olanlardır. Ve (o) ne kötü varış yeri (ulaşılacak yer). Allah´ın izni olmadıkça bir musîbet isabet etmez. Ve kim Allah´a îmân ederse (âmenû olursa), (Allah) onun kalbine ulaşır. Ve Allah, herşeyi en iyi bilendir. Ve Allah´a itaat edin. Ve Resûl´e itaat edin. Eğer hâlâ yüz çevirirseniz, bundan sonra resûlümüzün üzerinde olan (sorumluluk), sadece apaçık tebliğdir. Allah; O´ndan başka İlâh yoktur. Ve mü´minler artık Allah´a tevekkül etsinler. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Muhakkak ki, sizin zevcelerinizden ve evlâtlarınızdan size düşman olanlar vardır. Artık onlardan sakının. Ve eğer onları affeder, kusurlarına bakmazsanız ve bağışlarsanız, o taktirde muhakkak ki Allah; Gafûr´dur, Rahîm´dir. Oysa sizin mallarınız ve evlâtlarınız fitnedir (imtihandır). Ve Allah ki, ecrun azîm (en büyük mükâfat) O´nun indindedir (katındadır). Artık Allah´a karşı gücünüzün yettiği kadar (en üst seviyede) takva sahibi olun. Dinleyin ve itaat edin! Ve kendiniz için hayır olarak infâk edin (verin). Ve kim nefsinin cimriliğinden kendini korursa (sakındırırsa), o taktirde işte onlar; onlar felâha erenlerdir. Eğer Allah´a güzel bir borç verirseniz, onu size kat kat arttırarak öder ve sizi mağfiret eder. Ve Allah; Şekur´dur (şükredilendir, şükrün karşılığını verendir), Halîm´dir. Gaybı (görünmeyeni) ve şahadet edileni (görüleni) bilendir. Azîz´dir, Hakîm´dir. Ey nebî! Kadınları boşadığınız zaman, o taktirde onların iddetlerini sayarak iddetlerinde boşayın. Ve Rabbiniz Allah´a karşı takva sahibi olun. Onları evlerinden siz çıkartmayın. Size açıkça bir fahişelikle gelmedikçe onlar da (evlerinden) çıkmasınlar. Ve bunlar, Allah´ın hudutlarıdır (sınırlarıdır). Ve kim Allah´ın hudutlarını aşarsa, o taktirde kendi nefsine zulmetmiş olur. Bilemezsin, belki Allah bundan sonra bir iş (yeni bir durum) husule getirir (başka bir kapı açar). Böylece onların (boşadığınız hanımlarınızın) bekleme süreleri tamamlandığı (iddetleri sona erdiği) zaman artık onları marufla (örfe uygun olarak güzellikle ve iyilikle) tutun (barındırın) veya marufla onlardan ayrılın (onları iyilikle serbest bırakın). Ve sizden adalet sahibi iki kişi şahitlik etsin (şahit olsun). Şahitliği Allah için yapın. Allah´a ve ahir güne (Allah´a ulaşma gününe) inanan kimseye işte bununla vaazedilir (böyle yapması istenir). Ve kim Allah´a karşı takva sahibi olursa, (Allah) ona bir çıkış yeri nasip kılar. Ve hesap etmediği (aklına gelmeyen) bir yerden onu rızıklandırır. Kim Allah´a tevekkül ederse, artık ona O (Allah) kâfidir. Muhakkak ki Allah, emrini (işini) yerine getirendir. Allah herşey için bir kader tayin etmiştir. Ve eğer hayzdan (adetten) kesilmiş olan kadınlarınızdan şüphe ederseniz, o taktirde onların iddeti (müddeti) 3 aydır ve henüz hayz (adet) olmamış kadınların da (iddeti 3 ay). Yüklü olan (hamile) kadınların müddetleri ise yüklerini bırakıncaya (doğum yapana) kadardır. Ve kim Allah´a karşı takva sahibi olursa, (Allah) işinde ona kolaylık sağlar. İşte bu, Allah´ın size indirdiği emridir. Ve kim Allah´a karşı takva sahibi olursa, onun günahlarını örter. Ve onun ecrini azamî artırır. Sizin ikâmet ettiğiniz yerin bir kısmında, gücünüz yettiği kadar onları oturtun. Ve onları sıkıntıya düşürmek için onlara zarar vermeyin ve eğer onlar yüklü (hamile) iseler, o taktirde yüklerini bırakıncaya (doğum oluncaya) kadar onlara infâk edin (nafakalarını verin). Ve eğer bundan sonra sizin için emzirirlerse, o zaman onların ücretlerini verin. Ve maruf ile aranızda görüşün. Ve eğer bir güçlüğünüz olursa (zorlanırsanız), o taktirde onu bir başkasına emzirteceksiniz. Geniş imkân sahibi olan, geniş imkânlarından infâk etsin (nafaka versin). Ve kim, üzerindeki rızkı az ise, o taktirde Allah´ın ona verdiğinden infâk etsin. Allah kimseyi, ona verdiğinden fazlası ile mükellef (sorumlu) tutmaz. Allah, zorluktan sonra kolaylık verecektir. Ve nice ülkeler Rab´lerinin ve O´nun Resûlleri´nin emrine itaat etmediler (haddi aştılar). Bu sebeple onları şiddetli bir hesaba çektik. Ve onları çok korkunç azapla azaplandırdık. Böylece (o ülke halkları) işlerinin vebalini tattı. Ve onların işlerinin sonu hüsran oldu. Allah onlar için çok şiddetli azap hazırladı. Ey âmenû olan ulûl´elbab! Öyleyse Allah´a karşı (daha üst takva ile) takva sahibi olun. Allah size zikri (Kur´ân´ı) indirmiştir. Resûl, âmenû olanları (ölmeden önce Allah´a ulaşmayı dileyenleri) ve amilüssalihat (salih amel, yani nefs tezkiyesi) yapanları, karanlıklardan nura çıkarmak için size Allah´ın âyetlerini açıklayarak okur. Ve kim, Allah´a îmân ederse ve salih (nefsi ıslâh eden) amel işlerse onu, içinde ebediyyen kalmak üzere, altından ırmaklar akan cennetlere dahil eder (koyar). Allah(´ın Zat´ı), onun (resûl) için en güzel rızık olmuştur. O Allah ki, yedi kat gökleri ve yerden de onların misli kadarını (yedi kat yerleri) yarattı. Allah´ın herşeye kaadir olduğunu ve Allah´ın herşeyi ilmen (ilmi ile) ihata etmiş olduğunu (kuşattığını) bilmeniz için emir, onların arasında (gökler ve yerler arasında) devamlı iner. Ey nebî! Zevcelerinin rızasını arayarak, Allah´ın sana helâl kıldığı şeyi sen niçin kendine haram ediyorsun? Ve Allah; Gafûr´dur, Rahîm´dir. Allah, (gereksiz) yeminlerinizi (kefaretle) çözmenizi size farz (meşru) kılmıştır. Ve Allah, sizin dostunuzdur ve O; Alîm´dir (en iyi bilendir), Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). Nebî, bazı zevcelerine sır olan bir sözü gizlice söylemişti. Fakat onu (o sırrı) başkasına haber verince Allah, ona (durumu) izhar etti (peygamberine bildirdi). (Nebî de) bazısını açıkladı ve bazısını (bildirmekten) vazgeçti. Ona (zevcesine) onu (bunu bildiğini) haber verdiği zaman, (zevcesi): “Bunu sana kim haber verdi?” dedi. (Nebî): “Bana Alîm (en iyi bilen) ve Habîr (herşeyden haberdar) olan bildirdi.” dedi. Siz ikiniz de Allah´a tövbe etseniz (ki, mutlaka etmelisiniz). Çünkü ikinizin de kalbi kaymıştı. Ve eğer O´na (Hz. Peygamber (S.A.V)´e) karşı yardımlaşırsanız, o taktirde muhakkak ki Allah, O; O´nun (Hz. Peygamber (S.A.V)´in) Mevlâsı´dır, Cibril (A.S) ve mü´minlerin salih olanları ve bunlardan başka melekler de O´na zahirdirler (yardımcıdırlar). Eğer (o) sizi boşarsa, onun Rabbinin, onun için sizin yerinize, sizden daha hayırlı olan müslüman (Allah´a teslim olmuş) kadınlar, mü´min kadınlar, kanitin olan kadınlar, tövbe eden kadınlar, kul olan kadınlar, oruç tutan kadınlar, dul ve bakire olan kadınlardan zevceler (eşler) ile değiştirmesi umulur. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun. Onun üzerinde çok güçlü ve çok sert (acımasız) melekler vardır. Allah´ın onlara emrettiği şeyde, Allah´a asi olmazlar ve emrolundukları şeyi yaparlar. Ey inkâr edenler! O gün özür beyan etmeyin. Siz sadece yapmış olduğunuz şeylerin karşılığı olarak cezalandırılacaksınız. Ey âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler)! Allah´a Nasuh Tövbesi ile tövbe edin! Umulur ki Rabbiniz, sizin günahlarınızı örter ve sizi altından nehirler akan cennetlere koyar. O gün Allah, nebîleri ve O´nunla beraber olanları mahzun etmez. Onların nurları, önlerinde ve sağlarında koşar. “Rabbimiz, bizim nurumuzu tamamla ve bize mağfiret et (günahlarımızı sevaba çevir). Muhakkak ki Sen, herşeye kaadirsin.” derler. Ey nebî! Kâfirlerle ve münafıklarla cihad et. Ve onlara galiz (sert) davran. Onların mevası (barınacağı yer) cehennemdir. Ve ne kötü varış yeri. Allah, kâfirlere, Hz. Nuh´un ve Hz. Lut´un hanımını örnek verdi. İkisi de, salih kullarımızdan iki kulumuzun (nikâhı) altındaydı. Fakat ikisi de ihanet etti. Bu yüzden ikisine de, Allah´tan bir şeye (azaba) karşı, onlardan (eşlerinden) bir fayda olmadı (onları kurtaramadılar). Ve onlara: “İkiniz de ateşe girenlerle beraber (ateşe) girin.” denildi. Ve Allah, âmenû olanlara firavunun eşini örnek verdi: “Rabbim, Senin katında cennette benim için bir ev inşa et ve beni firavundan ve onun yaptıklarından kurtar. Ve zalimler kavminden beni kurtar.” demişti. İmran´ın kızı Meryem ki, onun iffeti ahsendi. Bu sebeple onun içine Ruhumuzdan üfledik. Ve o, Rabbinin kelimelerini ve kitaplarını tasdik etti. Ve o, kanitin olanlardan oldu. Mülk elinde (kudretinde) olan O (Allah) Mübarek´tir. Ve O, herşeye kaadirdir. “Sizin hanginizin en güzel ameli yapacağını” imtihan etmek için ölümü ve hayatı yaratan O´dur. Ve O; Aziz´dir, Gafûr´dur. Gökleri yedi tabaka (7 kat) olarak yaratan O´dur. Rahmân´ın yaratmasında bir uyumsuzluk göremezsin. Haydi bakışını çevir (tekrar bak), bir yarık (çatlak) görüyor musun? Sonra iki defa daha bakışını çevir (bak). Bakışın aciz ve yorgun olarak sana (geri) döner. Ve andolsun ki, dünyanın semasını kandillerle süsledik. Ve onları, şeytanlar için (atılacak) taşlar kıldık. Ve onlar için alevli ateşin azabını hazırladık. Ve Rab´lerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ve (o), ne kötü varış yeri! Oraya (cehenneme) atıldıkları zaman onun kaynayan korkunç sesini (gürlemesini) işittiler. (Cehennem) nerede ise öfkesinden çatlayacak gibi olur. Oraya herbir grup atılışında onun (cehennemin) bekçileri onlara: “Size nezir (uyarıcı) gelmedi mi?” diye sordu. Onlar (cehenneme atılanlar) dediler ki: “Evet, bize nezir gelmişti. Fakat biz onu yalanladık ve Allah hiçbir şey indirmemiştir, siz ancak büyük bir dalâlet içindesiniz, dedik.” Ve: “Eğer biz işitmiş veya akıl etmiş olsaydık, alevli ateş halkı arasında olmazdık.” dediler. Böylece günahlarını itiraf ettiler. Artık ateş ehli (Allah´ın rahmetinden) uzak olsun. Muhakkak ki onlar, gaybda Rab´lerine huşû duyarlar. Onlar için mağfiret ve büyük ecir vardır. Ve sözünüzü gizleyin veya onu açıklayın. Muhakkak ki O (Allah), gönüllerde olanı en iyi bilendir. Yaratan (yarattığını) bilmez mi? Ve O; Lâtif´tir, Habîr´dir (haberdar olandır). Arzı size zelil kılan (boyun eğdiren) O´dur. Artık onun omuzlarında (üzerinde, dağlarda, ovalarda) dönüp dolaşın ve O´nun rızkından yeyin. Ve neşir (yeniden var olup huzurunda toplanma) O´nadır. Gökyüzündeki Kişinin (Allah´ın), o (yer) sallandığı zaman sizi, yere geçirmesinden (geçirmeyeceğinden) emin mi oldunuz? Veya gökyüzünde olan Kişinin (Allah´ın) sizin üzerinize (taş yağdıran) fırtına göndermesinden (göndermeyeceğinden) emin mi oldunuz? O taktirde uyarım nasılmış, yakında öğreneceksiniz (bileceksiniz). Ve andolsun ki, onlardan öncekiler de yalanladılar. O zaman azabım nasıl oldu? Onlar, üstlerinde sıra sıra süzülerek kanat çırpan kuşları görmüyorlar mı? Onları Rahmân´dan başkası tutmuyor. Muhakkak ki O, herşeyi en iyi görendir. Veya Rahmân´dan başka size yardım edecek olan bu askerler kimdir? Kâfirler sadece gurur (aldanma) içindeler. Ya da eğer (Allah), onun rızkını tutarsa (keserse), sizi rızıklandıracak olan bu kişiler kimlerdir? Hayır, onlar haddi aşmada ve (haktan) uzak olmakta ısrarla devam ettiler. Öyleyse yüzüstü sürünerek yürüyen kimse mi daha çok hidayete ermiştir, yoksa Sıratı Mustakîm üzerinde düzgün (dimdik, seviyeli) yürüyen mi? De ki: “Sizi inşa eden (yoktan yaratıp var eden) ve size işitme, görme ve idrak etme hassalarını veren O´dur. Ne kadar az şükrediyorsunuz?” De ki: “Sizi yeryüzünde çoğaltıp yayan O´dur. Ve O´na haşrolunacaksınız (huzurunda toplanacaksınız).” Ve: “Eğer siz, (sözünüzde) sadıksanız, bu (azap) vaadiniz ne zaman?” derler. De ki: “Bu ilim ancak Allah´ın indindedir. Ve ben sadece (Allah´ın azabını) açıkça bildiren bir nezirim (uyarıcıyım).” Fakat onu (azabı), yakın olarak gördükleri zaman inkâr edenlerin yüzleri karardı. Ve onlara: “Bu sizin kendisini davet ettiğiniz (ne zaman diye sorduğunuz) azaptır.” denildi. De ki: “Gördünüz mü, şâyet Allah, beni ve benimle beraber olanları helâk etse veya bize rahmet etse, bundan sonra kâfirleri elîm azaptan kim kurtarır?” De ki: “O, Rahmân´dır, O´na îmân ettik (âmenû olduk) ve O´na tevekkül ettik.” Artık açıkça dalâlette olan kimdir, yakında bileceksiniz. De ki: “Gördünüz mü, şâyet sizin suyunuz yerin altına geçse, o zaman size akarsuyu kim getirir?” Nûn. Kaleme ve satır satır yazdıklarına andolsun! Rabbinin ni´meti ile sen mecnun değilsin. Ve muhakkak ki senin için, elbette kesintisi olmayan mükâfat vardır. Ve muhakkak ki sen, mutlaka çok büyük bir ahlâk üzeresin. Artık yakında sen göreceksin ve onlar da görecekler. Sizin hanginiz meftun (şaşkın)? Muhakkak ki senin Rabbin; O, kim Kendi yolundan saptı, çok iyi bilir ve O hidayete ermiş olanları da çok iyi bilir. Öyleyse yalanlayanlara itaat etme. Onlar senin müsamaha göstermeni temenni ettiler (istediler), o zaman onlar da müsamaha göstereceklerdi. Lüzumsuz yere çok yemin edenlerin hiçbirine itaat etme. Devamlı kusur arayanlara, lâf taşıyanlara (itaat etme). Hayrı devamlı engelleyenlere, haddi tecavüz eden günahkârlara (itaat etme). Kötülük yapan zorbalara, bundan başka haram yiyen günahkârlara (itaat etme). Mallara ve oğullara sahip olmaları (sebebiyle onlara itaat etme). Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “(Bunlar) evvelkilerin masalları.” dedi. Biz yakında onun burnu üzerine damga basacağız. Muhakkak ki Biz, onları belâya uğrattık. Bostan mahsulünü mutlaka, sabah erkenden (fakirlere göstermeden) devşirmek için yeminleşen bostan sahiplerini belâya uğrattığımız gibi. Ve bir istisna yapmıyorlar. Fakat onlar uyuyorken, Rabbin tarafından gönderilen bir afet onun (bostan mahsullerinin) üzerinde dolaştı. Böylece (mahsul) simsiyah oldu (bahçe kara toprak gibi oldu). Nihayet sabah olunca birbirlerine seslendiler. Eğer devşirecekseniz, tarlanıza sabah erken gidin! Bundan sonra aralarında gizlice konuşarak (evden) ayrıldılar. Sakın bugün oraya (bostana) sizin yanınıza bir yoksul girmesin. Ve (yoksulları) men etmeye güçleri yetecek (diye) sabah erkenden gittiler. Fakat onu (bostanın halini) görünce: “Muhakkak ki biz, gerçekten dalâlette olan kimseleriz.” dediler. Hayır, biz mahrum olan kimseleriz. Onların en makul düşüneni: “Ben, size eğer (Allah´ı) tesbih etmiyorsanız, olmaz (tesbih etmeniz gerekir) demedim mi?” dedi. “Bizim Rabbimiz Sübhan´dır (yücedir, herşeyden münezzehtir). Muhakkak ki biz, zalim kimseler olduk.” dediler. Bunun üzerine birbirlerine, kınayarak karşılık verdiler. Yazıklar olsun bize, muhakkak ki biz, haddi aşan kimseler olduk. Rabbimizin bize, onun yerine, ondan daha hayırlısını bedel olarak vermesi umulur. Muhakkak ki biz, Rabbimize rağbet eden kimseleriz. Azap, işte böyledir ve ahiret azabı elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi. Muhakkak ki takva sahipleri için, Rab´lerinin yanında Naîm cennetleri vardır. İşte böyle, müslümanları (teslim olanları), mücrimler (suçlular) gibi kılar mıyız (bir tutar mıyız)? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız var da ondan ders mi okuyorsunuz? Gerçekten onun içinde (o kitapta) “beğenip seçtiğiniz şeyler mutlaka sizindir” (mi yazılı)? Yoksa sizin için kıyâmete kadar sürecek olan, üzerimizde yeminler mi var: “Ne hüküm verirseniz, o mutlaka sizindir (diye).” Onlara sor: “Onların hangisi bunun savunucusudur?” Yoksa onların ortakları mı var? Öyleyse ortaklarını getirsinler, eğer doğru söyleyen kimse iseler. Gerçeklerin açığa çıktığı gün, secde etmeye davet olunurlar. Fakat (secde etmeye) güçleri yetmez. Gözleri korkudan ürpermiş halde, onları bir zillet kaplar. Onlar, salimken (sağlıklı ve selâmette iken) secde etmeye davet olunmuşlardı. Artık bu sözü yalanlayan kişileri Bana bırak. Yakında onları bilmedikleri bir yerden tedricen (yavaş yavaş azaba) yaklaştıracağız. Ve Ben, onlara mühlet veriyorum. Muhakkak ki Benim tuzağım, çok kuvvetlidir. Yoksa onlardan ücret mi istiyorsun? Böylece onlar ağır bir borç altındalar mı? Veya gayb (bilinmeyen âlemler), onların yanında da, artık onlar mı yazıyorlar? Artık Rabbinin hükmüne sabret. Ve balık sahibi (Yunus A.S) gibi olma. O, çok hüzünlü, gamlı olarak (Rabbine) nida etmişti. Eğer O´nun Rabbinden kendisine bir ni´met yetişmese idi, mutlaka O, zemmolunmuş (kınanmış) olarak boş araziye atılmış olacaktı. Fakat O´nun Rabbi, kendisini seçti, böylece O´nu salihlerden kıldı. Ve inkâr edenler, zikri (Kur´ân´ı) işittikleri zaman gerçekten seni, neredeyse gözleri ile devirirler. Ve: “Muhakkak ki o, gerçekten mecnundur (delidir).” derler. Ve O (Kur´ân), âlemlere zikirden (öğütten) başka bir şey değildir. Hakikat (vuku bulması gerçek olan). Hakikat (gerçek) olan (vuku bulacağı mutlak olan) nedir? Ve hakikat olanın (vuku bulacak olanın) ne olduğunu sana bildiren nedir? Karia´yı (korkunç olayı) Semud ve Ad (kavmi) yalanladılar. Fakat bu sebeple Semud (kavmi) azgın (çok şiddetli) bir azapla helâk edildi. Ve amma, Ad (kavmi) ise (o da) bu sebeple şiddetli dondurucu, azgın esen bir fırtına ile helâk edildi. (Allah), onu (fırtınayı) ardarda, 7 gece, 8 gün onların üzerine musallat etti. Bundan sonra o kavmi orada, içi boş hurma ağacı kütükleri gibi yerlere serilmiş görürsün. Artık onlara ait bir bakiye (geriye kalan bir şey) var mı, görüyor musun? Ve firavun ve ondan öncekiler ve şehirleri alt üst olan kimseler o büyük hata ile geldiler (kıyâmeti, hesap vermeyi, ceza görmeyi inkâr etmişlerdi). Böylece, Rab´lerinin Resûl´üne isyan ettiler. Bunun üzerine onları şiddetli bir yakalamayla yakaladı. Muhakkak ki (tufanda) su taştığı zaman, sizi (akıp giden) gemide Biz taşıdık. Onu sizin için bir ibret kılalım ve işiten kulaklar onu bellesin diye. Artık sur´a tek bir üfleyişle üflendiği zaman. Ve yeryüzü (arz) ve dağlar yerlerinden kaldırılıp, tek bir çarpışla parçalandığı zaman. İşte izin günü, o vakıa (büyük olay) vuku bulmuştur. Ve sema yarılmıştır. Artık o, izin günü zaafa uğramıştır (dengesi bozulmuştur). Ve o melek, onun (göğün) çevresi üzerindedir. Ve izin günü Rabbinin arşını üstlerinde taşıyanların sayısı sekizdir. İzin günü (Rabbinize) arz olunacaksınız. Sizden (size ait hiçbir şey) sır olarak gizli kalmaz. O zaman kitabı (hayat filmi) sağından verilen kimse ise o zaman: “Alınız, kitabımı okuyun.” der. Muhakkak ki ben, hesabıma mülâki olacağımı (hesabımla karşılaşacağımı) biliyordum. İşte o razı olduğu bir yaşayış içindedir. Onlar yüksek bir cennettedirler. Onun olgunlaşmış meyveleri yakınlaşmış (aşağı sarkmış) durumdadır. Geçmiş günlerde yapmış olduğunuz şeyler sebebiyle (mükâfat olarak) afiyetle yeyin ve için! Ve kitabı (hayat filmi) solundan verilen kimse ise o zaman: “Keşke bana kitabım verilmeseydi.” der. Ve hesabımın ne olduğunu bilmeseydim. Keşke o (ölünce hayatım) bitmiş olsaydı. Malım bana bir fayda vermedi. Benim saltanatım (mal gücüm) helâk oldu. Onu tutun, sonra da onu bağlayın (kelepçeleyin)! Sonra onu alevli ateşe (cehenneme) atın! Sonra uzunluğu yetmiş arşın (zira) olan bir zincir içinde, öylece onu (cehenneme) sevkedin. Muhakkak ki o, Azîm olan Allah´a inanmıyordu (îmân etmiyordu). Ve yoksullara yemek vermeye teşvik etmiyordu. Artık o gün, onun burada yakın bir dostu yoktur. Ve kanlı irinden başka bir yemek yoktur. Onu günahkârlardan başkası yemez. Artık hayır, gördüğünüz şeylere yemin ederim. Ve görmediğiniz şeylere de (yemin ederim). Muhakkak ki o, gerçekten Kerim Resûl´ün sözüdür. O bir şairin sözü değildir. Ne kadar az îmân ediyorsunuz? Ve bir kâhinin de sözü değildir. Ne kadar az tezekkür ediyorsunuz. Âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Ve eğer, bazı sözleri Bize karşı uydurmuş olsaydı. Elbette onu sağından tutup alırdık (yakalardık). Sonra mutlaka onun can damarını keserdik. Ayrıca sizden hiçbiriniz ondan men edici olamaz (buna mani olamaz). Ve muhakkak ki O (Kur´ân), gerçekten muttakiler (takva sahipleri) için bir öğüttür. Ve muhakkak ki Biz, sizden (içinizde) tekzip edenler olduğunu (yalanlayanları) elbette biliyoruz. Ve muhakkak ki O (Kur´ân), kâfirlere elbette hasrettir. Ve muhakkak ki; O (Kur´ân), gerçekten Hakk´ul yakîn´dir (kesin olarak Hakk´ı bilmektir). O halde Rabbini “Azîm” ismiyle tesbih et. Talep sahibi birisi, vuku bulacak vakayı (azabı) istedi. Kâfirler için, onu geri çevirecek kimse yoktur. (O azap), mearic (yüksekliklerin, yüksek derecelerin) sahibi Allah tarafındandır. Melekler ve ruh, O´na, süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir. Artık güzel bir sabırla sabret. Muhakkak ki onlar, onu (kâfirler için vuku bulacak azabı), uzak (bir ihtimal) olarak görüyorlar. Ve Biz, onu yakın olarak görüyoruz. O gün (azap günü) gökyüzü, erimiş maden gibi olacak. Ve dağlar (atılmış) rengârenk yün parçaları gibi olacak. Ve (o gün) hiçbir dost, başka bir dostu sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler, günahkâr olan izin günü, azaptan kurtulmak için, oğullarını fidye olarak verebilmeyi temenni eder. Kendi eşini ve kardeşini. Ve kendisini barındıran aşiretini. Ve yeryüzünde kim varsa hepsini (versin de), sonra kendisini kurtarsın. Hayır, asla! Muhakkak ki o (kurtulmak istediği), alev alev yanan ateştir. (O ateş), baş derisini yakıp kavurucudur. Kim arkasını döner ve (îmândan) yüz çevirirse onu çağırır. Ve (mal, servet) toplayıp, sonra da onu biriktireni. Muhakkak ki insan, sabırsız ve tamahkâr olarak yaratıldı. Kendisine bir şerr dokununca feryat edicidir. Ve kendisine bir hayır dokunduğu zaman cimrilik edendir. Namaz kılanlar hariç. Onlar namazlarına devam edenlerdir. Ve onlar, mallarında belirli bir hak bulunanlardır. İsteyenler ve mahrum olanlar için. Ve onlar ki, dîn gününü tasdik ederler. Ve onlar, Rab´lerinin azabından korkanlardır. Muhakkak ki onların Rabbinin azabı, gayri memundur (ondan emin olunamaz). Ve onlar, ırzlarını muhafaza edenlerdir. Zevcelerine ve ellerinin arasında sahip olduklarına (cariyelerine karşı durumları) hariç. Çünkü muhakkak ki onlar, kınanmış değildir. Artık kim bunun arkasını ararsa (fazlasını isterse), o taktirde işte onlar; onlar haddi aşmış olanlardır. Ve onlar emanetlerine ve ahdlerine riayet edenlerdir. Ve onlar, şahitliklerinde kaim olanlardır (şahitliğe devam edenler). Ve onlar, namazlarını muhafaza edenlerdir (devamlı kılanlardır). İşte onlar, cennetlerde ikram olunan kimselerdir. İnkâr edenler, şimdi niçin senin tarafına doğru hızla koşar oldular? Sağdan ve soldan dağınık gruplar halinde. Onlardan hepsi Naîm cennetine sokulacağını mı umuyor? Hayır, asla! Muhakkak ki Biz, onları bildikleri şeyden yarattık. Artık hayır (öyle değil). Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim. Muhakkak ki Biz, elbette kaadiriz (öyle ki). Onlardan daha hayırlısı ile değiştirmeye (onların yerine getirmeye)! Ve Biz, önüne geçilebilecek (engellenebilecek) değiliz. Artık onları terket, vaadolundukları güne kavuşuncaya kadar dalsınlar ve oynasınlar. Kabirlerinden süratle çıkacakları gün, sanki onlar bir hedefe koşuyor gibidir. Onların bakışları korkulu bir haldedir, onları bir zillet kaplar. İşte bu, onların vaadolundukları gündür. Muhakkak ki Biz, Hz. Nuh´u kendi kavmine: “Kavmini onlara, elîm azap gelmeden önce uyar.” diye (resûl olarak) gönderdik. (Hz. Nuh, kavmine) şöyle dedi: “Ey kavmim! Muhakkak ki ben, sizin için apaçık bir nezirim (uyarıcıyım), (öyle ki).” Allah´a kul olmanız, O´na karşı takva sahibi olmanız için. Ve bana itaat edin (tâbî olun). (Allah da) sizin günahlarınızı mağfiret etsin (günahlarınızı sevaba çevirsin) ve sizi belirlenmiş bir zamana kadar tehir etsin (ömür versin)! Muhakkak ki Allah´ın eceli (onun belirlediği an) gelince tehir edilmez. Keşke siz bilmiş olsaydınız. (Hz. Nuh, Rabbine) şöyle dedi: “Rabbim, Muhakkak ki ben kavmimi gece ve gündüz (ruhlarını Sana ulaştırmayı dilemeye) davet ettim.” Fakat benim davetim, (benden) kaçışlarından (uzaklaşmalarından) başka bir şeyi artırmadı. Ve muhakkak ki benim onları, Senin mağfiret etmen için her davet edişimde, (duymamak için) parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve (görmemek için) elbiselerine büründüler ve (bu davranışlarında) ısrar ettiler ve kibirlenerek büyüklük tasladılar. Sonra muhakkak ki ben onları cehren (açıkça) davet ettim. Daha sonra da muhakkak ki ben onlara alenî olarak ilân ettim ve onlara sır olarak (tek tek çağırarak) gizli gizli de bildirdim. (Nuh A.S) ve dedim ki: “Artık Rabbinizden mağfiret dilediğinizi söyleyin. Muhakkak ki O; Gaffar´dır (mağfiret edendir).” Üzerinize bol yağmurlu olarak semayı göndersin. Ve size mal ve erkek çocuklar (vererek) yardım etsin. Ve sizin için cennetler (verimli bahçeler) yapsın ve sizin için nehirler akıtsın. (Nuh (A.S), kavmine şöyle dedi): “Siz niçin Allah´tan bir vakar (azamet, izzet ve kudret) ummuyorsunuz?” Ve O, sizi halden hale (çeşitli hallerden) geçirerek yaratmıştır. Görmüyor musunuz, Allah yedi kat semayı (yedi gök katını) nasıl yarattı? Ve Ay´ı, onların arasında (semalarda) bir nur kıldı ve Güneş´i de bir sirac (çırağ) kıldı. Ve Allah, sizi yerden (topraktan) bir nebat (gibi) yetiştirdi (yarattı). Sonra sizi oraya (toprağa) döndürecek ve bir çıkarışla sizi (oradan) çıkaracak. Ve Allah, arzı sizin için geniş bir mekân kıldı. Sizin yolculuk etmeniz için, ondan geniş yollar yaptı. (Nuh A.S): “Rabbim, muhakkak ki onlar bana asi oldular (isyan ettiler). Ve malı ve evlâdı kendisine hüsrandan başka bir şeyi artırmayan kimselere tâbî oldular.” dedi. Ve büyük hileler kurdular. Ve (birbirlerine) şöyle dediler: “Sakın kendi ilâhlarınızı (putlarınızı) bırakmayın. Ve Vedd´i, Suvâa´yı, Yagûs´u ve Yaûka´yı ve Nesra´yi sakın terk etmeyin.” Ve (böylece) pekçoğunu dalâlette bırakmış oldular. Ve (Nuh A.S): “Zalimlerin, dalâletten başka bir şeyini artırma (zalimlerin, sapıklıklarını artır).” Onlar hatalarından (büyük günahlarından) dolayı boğuldular. Sonra ateşe sokuldular. Artık kendileri için, Allah´tan başka bir yardımcı bulamadılar. Ve Hz. Nuh: “Rabbim, yeryüzünde kâfirlerden dolaşan bir kimse bırakma.” dedi. Muhakkak ki eğer Sen, onları (yeryüzünde) bırakırsan, Senin kullarını dalâlete düşürürler ve facir kâfirden başka (evlât) doğurmazlar. Rabbim, beni, annemi, babamı ve evime mü´min olarak girenleri ve mü´min kadınları ve mü´min erkekleri mağfiret et. Zalimlere helâkından başka bir şeyi artırma. De ki: “Cinlerden bir topluluğun (Kur´ân) dinlediği, sonra: “Biz gerçekten harika, güzel bir Kur´ân işittik.” dedikleri bana vahyedildi.” “O (Kur´ân), irşada ulaştırır, artık biz, O´na îmân ettik ve artık kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayız.” Ve bizim Rabbimizin şanı çok yücedir. O´nun, bir sahibe (eş) ve oğul edinmediğine (îmân ettik). Ve o bizim sefih (ahmak) olanımızın (iblisin), Allah´a karşı asılsız (saçma sapan şeyler) söylemiş olduğuna (inanıyoruz). Ve gerçekten biz, insanların ve cinlerin Allah´a karşı asla yalan söylemediğini zannettik. Ve insanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınıyorlardı. Böylece onların (cinlerin) azgınlıklarını artırdılar. Ve onlar da, sizin zannettiğiniz gibi Allah´ın hiç kimseyi yeniden diriltmeyeceğini zannettiler. Ve gerçekten biz semaya, elbette dokunduk. O zaman onu çok güçlü bekçiler ve şihaplarla (yakıcı ışınlarla) doldurulmuş bulduk. Ve gerçekten biz, (meleklerin sözlerini) dinlemek için orada oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi, kim dinlemek isterse, onu gözleyen (izleyen) bir şihap (ateş şulesi) bulur. Ve gerçekten biz bilmiyoruz. Yeryüzünde olan kimselere bir şerr mi murad edildi, yoksa Rab´leri onların irşad olmalarını mı diledi? Ve gerçekten biz, bir kısmımız salihleriz ve bizden bir kısmımız bunun dışında. Biz ayrı ayrı yollarda (olan topluluklar) olduk. Ve gerçekten biz, yeryüzünde Allah´ı asla aciz bırakamayacağımızı anladık ve (O´ndan) kaçarak da O´nu asla aciz bırakamayız. Ve gerçekten biz, hidayeti işittiğimiz zaman O´na îmân ettik. Artık kim Rabbine îmân ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden ve zulme uğrayacağından korkmaz. Ve gerçekten bizden, (Allah´a) teslim olanlar da var ve bizden kasitun (kalpleri kasiyet bağlamış) olanlar da var. Artık kim (Allah´a) teslim olmuşsa (ruhunu teslim etmişse) işte onlar, irşad olmayı (nefsin ve iradenin teslimini) arayanlardır (dileyenlerdir). Ve lâkin, kasitun olanlar (kalpleri zikirsizlikten kasiyet bağlayanlar), işte onlar cehenneme odun oldular. Ve eğer onlar, tarikat üzere olarak (Allah´a) yönelselerdi, onları mutlaka bol su (rahmet) ile sulardık (bol bol rahmet ulaştırırdık) ki. Onları bu konuda imtihan edelim diye. Ve kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse, onu çok şiddetli azaba uğratır. Ve muhakkak ki mescidler, Allah içindir. Artık Allah ile beraber başka birine dua etmeyin. Ve muhakkak ki O; Allah´ın Kulu (Hz. Muhammed S.A.V), O´na (Allah´a) dua etmeye (Kur´ân okumaya) kalktığı zaman, (O´nun etrafında) neredeyse üstüste birikip toplanıyorlardı. De ki: “Ben sadece Rabbime dua ederim ve hiç kimseyi O´na ortak etmem.” De ki: “Muhakkak ki ben, size bir zarar verme ve sizi irşad etme gücüne malik (sahip) değilim.” De ki: “Muhakkak beni, hiç kimse Allah´tan bir şeye karşı asla koruyamaz. Ve ben asla O´ndan (Allah´tan) başka sığınacak yer bulamam.” (Bu) sadece Allah´tan olanı tebliğ ve O´nun risaletidir. Ve kim Allah´a ve O´nun Resûl´üne asi olursa, bundan sonra muhakkak ki onun için, içinde ebediyyen kalacağı cehennem ateşi vardır. Nihayet vaadolundukları şeyi gördükleri zaman, artık kimin yardımcısı daha zayıf ve sayı bakımından daha az, yakında bilecekler. De ki: “Eğer bilseydim (size bildirirdim) vaadolunduğunuz şey yakın mı, yoksa Rabbim ona uzun bir müddet mi verir?” O (Allah), gaybı bilendir. Fakat O, gaybını hiç kimseye izhar etmez (açıklamaz). Resûllerden razı oldukları (tasarruf rızasına ulaşmış olanları) hariç! O taktirde, muhakkak ki O (Allah), onların önünden ve arkasından gözetenler sevkeder ki. Rab´lerinin risaletlerinin tebliğ edilmiş olduğunu bilsinler diye. Ve (Allah) onların yanlarında olanları (ilmi ile) ihata etmiştir (kuşatmıştır). Ve herşeyin adedini sayıp tespit etmiştir. Ey örtünüp gizlenen! Az bir kısmı hariç olmak üzere gece kalk! Onun (gecenin) yarısı veya ondan (yarısından) biraz eksilt. Veya onu daha arttır. Ve Kur´ân´ı tane tane güzel bir şekilde oku. Muhakkak ki Biz, sana yakında ağır bir söz ilka edeceğiz (ulaştıracağız). Muhakkak ki gece kalkışı (meşakkatli fakat) tesir bakımından daha kuvvetli ve okuyuş bakımından daha sağlamdır. Muhakkak ki senin için gündüzleyin uzun meşguliyet vardır. Ve Rabbinin İsmi´ni zikret ve herşeyden kesilerek O´na ulaş. O (Allah), doğunun ve batının Rabbidir. O´ndan başka İlâh yoktur. Öyleyse O´nu vekil edin. Ve onların söyledikleri şeylere sabret. Ve güzel bir ayrılış ile onlardan ayrıl. Ni´met sahibi olup yalanlayanları Bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. Muhakkak ki bizim yanımızda (ayaklara bağlanan) ağır zincirler ve alevli ateş vardır. Ve boğazı tıkayıp orada kalan yemek ve elîm azap vardır. O gün yeryüzü ve dağlar şiddetle sarsılır ve dağlar dağılmış kum yığını olmuştur. Muhakkak ki Biz, size, üzerinize şahit olacak bir resûl gönderdik. Firavuna resûl gönderdiğimiz gibi. Fakat firavun resûle asi oldu. Bunun üzerine onu çok ağır bir yakalayışla ahzettik (tutup aldık). Eğer inkâr ederseniz, o taktirde çocukların saçlarını (korkudan) ağartan o günden kendinizi nasıl koruyacaksınız? Sema onunla (o günün şiddeti ile) yarılıp çatlamıştır. O´nun (Allah´ın) vaadi yapılmıştır (yerine gelmiştir). Muhakkak ki bu, hatırlatmadır (öğüttür). Artık kim dilerse, Rabbine (ölmeden önce ruhunu) ulaştıran bir yol ittihaz eder (yol edinir). Muhakkak ki Rabbin, senin ve seninle beraber olanlardan bir topluluğun, gecenin üçte ikisinden daha azında, (bazan) onun yarısında ve (bazan da) onun üçte birinde (Kur´ân okumak, zikir yapmak, kanitin olmak, teheccüd namazı kılmak için) kalktığını biliyor. Ve geceyi ve gündüzü Allah takdir eder, onu sizin asla hesaplayamayacağınızı (gecenin zaman dilimlerini doğru tayin edemeyeceğinizi) bildi. Bu sebeple sizin tövbenizi kabul etti. O halde Kur´ân´dan size kolay geleni okuyun! Sizden bir kısmınızın hasta olacağını, diğerlerinin yeryüzünde, Allah´ın fazlından (rızık) isteyerek dolaşacaklarını ve diğer bir kısmının da Allah´ın yolunda savaşacaklarını bildi. Artık O´ndan (Kur´ân´dan) size kolay geleni okuyun, namazı ikame edin, zekâtı verin ve Allah için güzel bir şekilde borç verin! Ve nefsiniz için hayır olarak ne takdim ederseniz, onu Allah´ın indinde daha hayırlı ve daha büyük bir ecir olarak bulursunuz. Ve Allah´a istiğfar edin (tövbe edip Allah´tan mağfiret dileyin)! Muhakkak ki Allah; Gafur´dur, Rahîm´dir. Ey (esvabına) bürünmüş olan! Veya (Ey disarını giymiş olan!) Kalk, artık inzar et (uyar). Ve (O) senin Rabbin, öyleyse (O´nu) tekbir et (yücelt). Ve elbiseni artık (onu) temiz tut. Ve azap (ona sebep olacak şeylerden) artık uzak dur. Ve daha çoğunu isteyerek (karşılık bekleyerek) iyilik yapma. Ve Rabbin için artık sabret. Artık Nâkûr´a (Sur Borusu´na) üflendiği zaman. İşte o izin günü, “zor gün” dür. Kâfirlere kolay değildir. Tek başına yarattığım kişiyi Bana bırak. Ve onu, devamlı çoğaltarak mal sahibi yaptım. Ve her zaman yanında olan oğullar (verdim). Ve ona bol bol (ni´metler) vererek geniş imkânlar sağladım. Sonra (daha da) artırmamı ister. Hayır, asla. Muhakkak ki o Bizim âyetlerimize karşı (inkâr etmekte) inatçı oldu. Yakında onu sarp bir yokuşa (ateşten bir dağa) süreceğim. Muhakkak ki o, (Kur´ân hakkında) tefekkür etti (düşündü) ve karar verdi. Artık kahroldu (Allah´ın Rahmeti´nden kovularak kendini mahvetti), nasıl karar verdi. Sonra kahroldu (Allah´ın Rahmeti´nden kovularak kendini mahvetti), nasıl da karar verdi. Sonra baktı. Sonra da kaşlarını çattı, yüzünü ekşitti. Sonra da arkasını döndü ve kibirlendi. Sonunda: “Bu sadece, olsa olsa nakledilen bir büyüdür.” dedi. Bu olsa olsa ancak bir insanın sözüdür. Yakında Ben, onu alevli ateşe yaslayacağım (atacağım). Ve sekarın (alevli ateşin), ne olduğunu sana bildiren nedir? (Yakıp tüketir etinden) bakiye bırakmaz ve (ölüme de) terketmez (azapları devam eder). (Sekar) insanın (derilerini) yakıp kavurucudur. Onun üzerinde 19 vardır. Ve Biz, ateş ehlini (cehennem bekçilerini), meleklerden başkası kılmadık. Ve onların sayısını kâfirler için fitneden başka bir şey kılmadık, kitap verilenler yakîn sahibi olsunlar ve âmenû olanların da îmânı artsın. Ve kitap verilenler ve mü´minler şüpheye düşmesinler. Ve de kalplerinde maraz (şüphe) bulunanlar ve kâfirler desinler ki “Allah, bu mesele ile ne murad etti (ne demek istedi)?” İşte böyle, Allah, dilediğini dalâlette bırakır ve dilediğini de hidayete erdirir. Ve Rabbinin ordularını, kendisinden başkası bilmez. Ve O, insanlar için zikirden başka bir şey değildir. Hayır, Ay´a yemin olsun! Dönüp gittiği an geceye andolsun. Ağarmaya başladığı zaman sabaha andolsun. Muhakkak ki o (cehennem), gerçekten büyüklerden (büyük musîbetlerden) biridir. İnsanlar için bir uyarı olarak. Sizden, öne geçmek isteyen veya geride kalmak isteyen kimseler için. Bütün nefsler, iktisap ettikleri (kazandıkları) dereceler sebebiyle (karşılığı olarak) rehinedirler (bağlıdırlar). Yemin sahipleri (yeminlerini yerine getiren nefsler) hariç. Onlar cennetlerdedir. (Diğerlerine) sorarlar. Mücrimlerden (suçlulardan). Sizi sekarın içine (alevli ateşe) sevkeden (sürükleyen) nedir? “Biz namaz kılanlardan olmadık.” dediler. Ve biz yoksulları doyurmuyorduk. Ve biz bâtıla dalanlarla beraber bâtıla (boş şeylere) dalıyorduk. Ve biz dîn gününü yalanlıyorduk. Bize yakîn gelene kadar (ölüm anı gelinceye kadar). Artık şefaat edenlerin şefaati onlara fayda sağlamaz. Buna rağmen, onlara ne oluyor da zikirden yüz çevirenler oldular? Sanki onlar ürkmüş yabanî merkepler gibidir. Arslandan (korkup) kaçmıştır. Hayır, onların hepsi, kendileri için yazılmış sahifeler gelmesini ister. Hayır, bilâkis, onlar ahiretten korkmuyorlar. Hayır, muhakkak ki O, bir Zikir´dir (Öğüt´tür). Artık kim dilerse, O´nu zikreder. Allah´ın dilediğinden başkası O´nu zikredemez. O (O´nun dilediği kimse), takva sahibidir ve mağfiret ehlidir (günahları sevaba çevrilmiş olan kimsedir). Hayır, kıyâmet gününe yemin ederim. Ve hayır, levvame (kınayan) nefse yemin ederim. İnsan (öldükten sonra) onun kemiklerini asla biraraya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Hayır, Biz, onun parmak uçlarını bile yeniden düzenlemeye kaadiriz. Hayır, insan, önündeki (zamanı) fısk ve fücur ile geçirmeyi ister. “Kıyâmet günü ne zaman?” diye sorar. Artık bakışlar dehşetle kamaştığı zaman. Ve Ay karardığı (zaman). Ve Güneş ve Ay birleştirildiği (zaman). İzin günü, insan: “Firar edilecek yer nerede?” diyecek. Hayır, sığınacak bir yer yoktur. İzin günü karar kılınan yersenin Rabbinin Huzuru´dur (Rabbinin Katı´dır). İzin günü insana, takdim ettiği (yaptığı) ve tehir edip (yapmadığı) şeyler haber verilir. Hayır, insan kendi nefsine basirdir (şahittir). Ve mazeretlerini beyan etse bile. O´na (Kur´ân-ı Kerim´i ezberlemeye), acele ederek, O´nunla (Cebrail (A.S) ile beraber) dilini hareket ettirme. Muhakkak ki O´nun toplanması ve okunması Bize aittir. Öyleyse O´nu okuduğumuz zaman, artık O´nun (Kur´ân´ın) okunuşuna tâbî ol. Sonra O´nun beyanı (açıklanması) muhakkak ki Bize aittir. Hayır, bilâkis siz çabuk geçeni (dünya hayatını) seviyorsunuz. Ve ahireti terkediyorsunuz. İzin günü pırıl pırıl yüzler vardır. Rab´lerine bakan. Ve izin günü çatılmış (kararmış) yüzler vardır. Anlar ki kendisine çok kötü muamele yapılacak. Hayır, (can) köprücük kemiğine geldiği zaman (can boğaza gelince, ölmek üzere iken). Ve: “Kurtaracak kimdir?” denir. Ve o (dünyadan) ayrılacağını (öleceğini) anlamıştır. Ve ayakları birbirine dolaşmıştır. İzin günü, sevk senin Rabbinedir. Fakat o tasdik etmedi ve namaz kılmadı. Ve lâkin yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra böbürlenerek ehlinin (ailesinin) yanına gitti. Sana müstahaktır, bundan sonra müstahaktır (sen hakettin). Sonra sana müstahaktır, bundan sonra müstahaktır (sen hakettin). İnsan başıboş (sorumsuz) bırakılacağını mı zannediyor? (O), dökülen meniden bir damla değil miydi? Sonra bir embriyo (cenin) oldu. Bundan sonra (Allah) onu halketti (yarattı), daha sonra da dizayn etti (düzenledi). Sonra da ondan dişi ve erkek olarak iki eş kıldı. İşte bunları (yapan), ölülere hayat vermeye kaadir değil midir? İnsanın üzerinden, henüz “anılmaya değer bir şey” değilken,(anılmaya değer bir varlık olana kadar) uzun bir zaman geçmedi mi? (ilk defa tek hücre olarak yaratılmasının üzerinden,anılmaya değer bir varlık haline gelmesine,doğmasına kadar geçen süre) Muhakkak Biz, insanı (iki hücrenin) birleşimi olan bir nutfeden yarattık. Onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işiten, gören (bir varlık) kıldık. Muhakkak ki Biz, onu (Allah´a ulaştıran) yola hidayet ettik. Fakat o, ya (Allah´a ulaşmayı diler) şükreden olur, ya da (Allah´a ulaşmayı dilemez) küfreden olur. Muhakkak ki Biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli ateş hazırladık. Muhakkak ki ebrar olanlar, içinde kâfur bulunan kadehlerden içecekler. Allah´ın kulları, içtikleri o pınarı, fışkıra fışkıra (gürül gürül) akıtırlar. Nezirlerini (adaklarını) ifa ederler (yerine getirirler). Ve şerri (heryere) yayılan günden korkarlar. Ve sevdiği taamı (yemeği), miskinlere (fakir ve yoksullara), yetimlere ve esir olanlara yedirirler. Biz sadece Allah´ın vechi için sizi doyuruyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür istemiyoruz. Muhakkak ki biz, yüzlerin asık olduğu, belâlı, zor günde Rabbimizden korkuyoruz. Oysa Allah, onları işte böyle bir günün şerrinden korudu. Ve onları, pırıl pırıl bir yüze ve surura (sevince) kavuşturdu. Ve sabırlarından dolayı onları cennetle ve ipek elbiselerle mükâfatlandırdı. Orada tahtlar üzerinde yaslanırlar. Orada güneş (şiddetli sıcak) ve şiddetli dondurucu soğuk görmezler. Onun (ağaçlarının) gölgesi, onların üzerine yakındır. Ve onun (olgunlaşmış) meyveleri emre hazır olarak yaklaştırılmıştır. Ve gümüşten kaplar ve billur kadehler ile onların etrafından dolaşılır. Gümüşten kadehler ki onların miktarını belirlemişlerdir. Ve orada, muhtevası zencefil olan kadehler sunulur. Orada “selsebîl” diye isimlendirilen bir pınar vardır. Ve ölümsüz genç delikanlılar onların etrafında dolaşırlar. Sen onları gördüğün zaman saçılmış inciler sanırsın. Ve baktığın zaman orada ni´metler, büyük bir mülk ve saltanat görmüş olursun. Onların üstlerinde yeşil ince ipekten ve işlenmiş atlastan elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Ve Rab´leri onlara temiz (lezzetli) içecekler (şaraplar) sundu. Muhakkak ki bu, sizin mükâfatınız oldu. Ve sizin çabalarınız teşekküre lâyık olmuştur (takdir edilmiştir). Muhakkak ki Biz, Biz sana Kur´ân´ı, tenzil ederek (âyet âyet) indirdik. Artık Rabbinin hükmüne sabret. Onlardan kâfir veya günahkâr olanlara itaat etme. Ve Rabbinin ismini sabah ve akşam zikret. Ve artık, gecenin bir kısmında O´na secde et. Ve geceleyin uzun uzun O´nu tesbih et. İşte onlar, muhakkak ki çabuk geçen (dünya hayatını) seviyorlar. Zor, çetin günü arkalarına atıyorlar (umursamıyorlar). Onları Biz yarattık. Ve bağlarını Biz kuvvetlendirdik. Ve dilediğimiz zaman onları emsalleri ile değiştiririz. Muhakkak ki bu bir öğüttür. Artık kim dilerse Rabbine bir yol ittihaz eder (edinir). Ve Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Muhakkak ki Allah; Alîm´dir, Hakîm´dir (hüküm ve hikmet sahibidir). O dilediği kişiyi, rahmetinin içine dahil eder. Ve zalimler, onlar için elîm azap hazırladı. Ardarda (marufla, irfanla) gönderilenlere andolsun. Ve de şiddetle estikçe esenlere (andolsun). Dağıtıp yayanlara andolsun. Ve de ayırdıkça ayıranlara (andolsun). Ve de zikri ilka edenlere (andolsun). (Bu yeminler), özür olarak (mazeret olmaması) veya nezir olarak (uyarması) içindir. Muhakkak ki vaadolunduğunuz şey, mutlaka vuku bulacaktır. Öyle ki, o zaman yıldızların ışığı giderilmiştir. Ve o zaman gök yarılmıştır. Ve o zaman dağlar dağılmıştır. Ve o zaman resûllere vakit bildirilmiştir. (Bunlar) hangi gün için tecil edildi (ertelendi)? Fasıl (ayırma) günü için (tecil edildi). O fasıl gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? İzin günü, yalanlayanların vay haline. Evvelkileri Biz helâk etmedik mi? Sonra diğerlerini (arkadan gelenleri) deonlara tâbî kılarız. Mücrimlere işte böyle yaparız. İzin günü yalanlayanların vay haline. Sizi Biz, değersiz bir sudan yaratmadık mı? Sonra onu sağlam bir yerde kararlı kıldık (yerleştirdik). Bilinen bir süreye kadar. İşte Biz, böyle takdir ettik. Bunu takdir edenler ne güzel (kudret sahibi). İzin günü yalanlayanların vay haline. Biz arzı toplanma yeri kılmadık mı? Canlılara ve ölülere. Ve orada yüksek sabit dağlar kıldık. Ve sizi tatlı su ile suladık (içecek su verdik). İzin günü yalanlayanların vay haline. O yalanlamış olduğunuz şeye gidin! Üç çatallı olan gölgeye gidiniz. Gölgelendirmez ve yakıcı aleve bir faydası olmaz. Muhakkak ki o, saray gibi (büyük) kıvılcımlar atar. Sanki o (kıvılcımlar), sarı erkek develer gibidir. İzin günü yalanlayanların vay haline. Bu, (yalanlayanların) konuşamayacakları bir gündür. Ve onlara izin verilmez ki, özür beyan etsinler. İzin günü yalanlayanların vay haline. Bu ayrılma günüdür. Sizi ve evvelkileri biraraya topladık. Haydi eğer sizin bir tuzağınız varsa hemen Bana karşı tuzak kurun. İzin günü yalanlayanların vay haline. Muhakkak ki takva sahipleri gölgelerde ve pınarbaşlarındadır. Ve canlarının çektiği (iştah duydukları) meyveler vardır. Yaptıklarınız sebebiyle afiyetle yeyin ve için. Muhakkak ki Biz, muhsinleri işte böyle mükâfatlandırırız. İzin günü yalanlayanların vay haline. Yeyin ve biraz da metalanın (faydalanın). Çünkü siz mücrimlersiniz. İzin günü yalanlayanların vay haline. Ve onlara: “Rükû edin!” denildiği zaman rükû etmezler. İzin günü yalanlayanların vay haline. Bundan başka artık hangi söze inanacaklar? Birbirlerine neyi soruyorlar? Büyük haberden. Ki onlar, onun hakkında ihtilâf içindeler. Hayır, yakında bilecekler. Sonra, hayır yakında bilecekler. Arzı döşek kılmadık mı? Ve dağları (yeri sabit tutan) kazıklar (yapmadık mı?) Ve Biz, sizi çift olarak yarattık. Ve uykunuzu dinlenme zamanı kıldık. Ve geceyi libas (örtü) kıldık. Ve gündüzü maişet (geçim) zamanı kıldık. Ve sizin üstünüzde sağlam (kuvvetli) yedi kat bina ettik. Ve (orada) pırıl pırıl ışık saçan bir kandil yaptık. Ve yağmur bulutlarından şarıl şarıl akan su indirdik. Onunla taneler ve nebatlar çıkaralım diye. Sarmaş dolaş olmuş (içiçe) bağlar ve bahçeler (oluşsun diye). Muhakkak ki fasıl (ayrılma) günü, (önceden) tayin edilmiş bir vakitti. Sur´a üflendiği gün artık siz bölük bölük geleceksiniz. Ve sema açılmış, böylece kapılar oluşmuştur. Ve dağlar yürütülmüş, böylece serap olmuştur. Muhakkak ki cehennem mirsad olmuştur. Azgınlar için meab (sığınılacak yer) olarak. (Onlar) orada bütün zamanlar boyunca kalacak olanlardır. Orada bir serinlik ve bir içecek tatmazlar. Gassak (irin) ve hamimden (kaynar su) başka. Uygun bir ceza (karşılık) olarak. Muhakkak ki onlar bir hesap ummuyorlardı. Ve âyetlerimizi tekzip ederek yalanladılar. Ve Biz, herşeyi yazarak saydık (tespit ettik). Haydi (azabı) tadın! Size artık azaptan başkasını artırmayacağız. Muhakkak ki, muttakiler (takva sahipleri) için kurtuluş (ve kazanç) vardır. Bahçeler ve üzüm bağları vardır. Ve aynı yaşta, şahane endamlı genç kızlar. Ve içi dolu kadehler vardır. Orada boş söz ve yalan işitmezler. (Bunlar) Rabbin tarafından, hesaba karşılık verilen mükâfattır (ihsanlardır). (Allah) göklerin ve yerin ve onların arasında bulunanların Rahmân olan Rabbidir. (Hiç kimse) ondan bir hitaba mâlik değildir. O gün, ruh (devrin imamının ruhu) ve (arşı tutan) melekler, saf saf hazır bulunurlar. Rahmân´ın kendisine izin verdiği kişiden başka kimse konuşamaz. Ve (izin verilen) sadece sevap söylemiştir. İşte o gün (mürşidin eli Hakk´a ulaşmak üzere öpüldüğü ve ona tâbî olunduğu gün), Hakk günüdür. Dileyen (Allah´a ulaşmayı dileyen) kişi, kendisine Rabbine ulaştıran (yolu, Sıratı Mustakîm´i) yol ittihaz eder (edinir). (Allah´a ulaşan kişiye Allah) meab (sığınak, melce) olur. Muhakkak ki, sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi, elleri ile takdim ettiği şeye bakacak. Ve kâfir olan: “Keşke ben toprak olsaydım.” diyecek. Dalarak kuvvetle (söke söke) çekip alanlara andolsun. Yumuşaklıkla (incitmeden) çekip çıkaranlara andolsun. Yüzdükçe yüzenlere (akarak gidenlere) andolsun. Ve de yarışarak öne geçenlere (andolsun). Ve de emirle (işleri) tedbir edenlere (emri yerine getirip idare edenlere) (andolsun). O gün, sarsan sarsacak. Arkasından gelen (ikinci sarsıntı), onu (1. sarsıntıyı) takip edecek. İzin günü kalpler (dehşetten) şiddetle çarpacaktır. Onların bakışları korkudan zillet içindedir. Derler ki: “Gerçekten biz mutlaka (mezardaki cesetlerimiz dirilerek) ilk halimize geri döndürülen kimseler mi olacağız?” Biz çürümüş, dağılmış kemikler olduğumuz zaman mı? Dediler ki: “O zaman bu (dönüş, diriliş), hüsranlı bir dönüştür.” Halbuki o (diriliş) sadece tek bir sayhadır. İşte o zaman onlar yerin (toprağın) üstündedirler. Sana Musa (A.S)´ın kıssası geldi mi? Rabbi ona kutsal vadi Tuva´da nida etmişti (seslenmişti). Firavuna git, muhakkak ki o azdı. Ve de ona de ki: “Sen tezkiye olmak (nefsini temizlemek) ister misin?” Ve: “Seni Rabbine ulaştırayım (hidayete erdireyim).” de. Böylece huşû sahibi ol. Bundan sonra ona büyük mucize gösterdi. Fakat o (firavun) yalanladı ve isyan etti (asi oldu). Sonra koşarak arkasını döndü. Hemen (kavmini) topladı, sonra da (onlara) nida etti (seslendi). Sonra da (firavun) dedi ki: “Ben sizin çok yüce Rabbinizim.” Bunun üzerine Allah, onu dünya ve ahiret azabıyla ahzetti (yakalayıp helâk etti). Muhakkak ki bunda, korkan kimse için elbette ibret vardır. Yaratma bakımından siz mi yoksa bina ettiği sema mı daha kuvvetli? (Sizi yaratmak mı yoksa bina ettiği semayı mı yaratmak daha zor?) Onun (semanın) tavanını yükseltti (yüksekliğini artırdı). Sonra da onu sevva etti (dizayn edip düzenledi). Ve onun gecesini kararttı ve onun duhasını (aydınlığını ortaya) çıkardı. Ve arz, bundan sonra da onu yayıp döşedi. Ondan (yerden), onun suyunu ve merasını (yeşilliğini, otlağını) çıkardı. Ve dağlar, ona (yeryüzüne), onları muhkem (sağlam) olarak yerleştirdi. Sizin ve hayvanlarınız için meta olarak (faydalanmanız için). Fakat o büyük (dayanılmaz) musîbet (kıyâmet vakti) geldiği zaman. O gün insan ne için çalıştığını (ne yaptığını) tezekkür eder (düşünür). Ve alevli ateş (cehennem), onu görecek olan kimseye açıkça gösterilmiştir. Fakat, artık kim taşkınlık etmiş (haddi aşmış) ise. Ve dünya hayatını tercih etmiş ise. O taktirde, muhakkak ki alevli ateş (cehennem), o, barınacak yerdir. Ve fakat, kim Rabbinin makamından korkmuş ve nefsini heveslerinden nehyetmiş ise (heveslerine uymamışsa). O taktirde, muhakkak ki cennet, o, barınacak yerdir. Sana o saatten (kıyâmetten) soruyorlar: “Onun vukuu ne zaman?” Sende onun zikrinden (başka) ne var (onun beyanından başka bir bilgin yoktur). Onun sonu, Rabbinedir. Sen sadece, O´na huşû duyan, O´ndan korkanlar için bir uyarıcısın. Sanki onlar, onu (kıyâmeti) görecekleri gün, sanki bir akşam veya kuşluk vaktinden başka (zamanları) kalmamış gibi olurlar. Huzursuz oldu (yüzünü buruşturdu). Ve başını çevirdi (ilgilenmedi). Âmâ olan bir kişinin ona gelmesi (sebebiyle). Ve sen bilemezsin, umulur ki böylece o tezkiye olur. Veya öğüt alır, böylece bu öğüt ona fayda verir. Fakat kendini müstağni gören (bir şeye muhtaç olmadığını sanan) kimse. Oysa sen, ona yöneliyorsun. Ve onun tezkiye olmamasında, senin üzerinde bir sorumluluk yoktur. Halbuki sana koşarak gelen kimse. Ve o huşû duyuyor. Oysa sen, onunla ilgilenmiyorsun. Hayır, muhakkak ki O (Kur´ân), bir Zikir´dir (Öğüt´tür). Artık dileyen kimse, O´nu zikreder (O´ndan öğüt alır). O (Kur´ân), mükerrem (şerefli) sayfalardadır. Yüceltilmiş, mutahhar kılınmış (sayfalardadır). Sefirlerin (kâtiplerin) elleri ile. Kerim olan sadıkların (elleri ile yazılmıştır). İnsan kahroldu (Allah´ın Rahmeti´nden kovularak kendini mahvetti), o ne kadar çok nankör. (Allah) onu hangi şeyden yarattı? Nutfeden (bir damladan onu yarattı), sonra da ona kader tayin etti (gelişimini (DNA´larını) programladı ve ömür tayin etti). Sonra yolu ona kolaylaştırdı. Sonra onu öldürdü, böylece onu kabire koydurdu. Sonra onu dilediği zaman neşredecek (diriltecek). Hayır, (insan Allah´ın) ona emrettiği şeyi kada etmedi (yerine getirmedi). İşte insan yemeğine baksın. Biz, suyu nasıl akıttıkça akıttık. Sonra yeri öyle bir yarışla yardık ki. Böylece orada taneler yetiştirdik. Ve üzümler ve yoncalar. Ve zeytinler ve hurmalar. Ve ağaçları iç içe olmuş (dalları birbirine girmiş) bahçeler. Ve meyveler ve mer´alar (otlaklar). Sizin ve hayvanlarınız için meta olarak (faydalanmanız için). Fakat o sahha (sağır edici büyük gürleme) geldiği zaman. O gün kişi kardeşinden kaçar. Ve annesinden ve babasından. Ve eşinden ve oğlundan (kaçar). Onların hepsinin, o gün (izin günü), kendilerini meşgul eden bir şe´ni (işi başından aşan bir hali) vardır. O gün (izin günü) parlayan yüzler vardır. Müjdelenmiş gülen yüzler (vardır). Ve o gün (izin günü), üzeri tozlu (toza toprağa bulanmış) yüzler vardır. Onu bir karanlık kaplar. İşte onlar, onlar kâfirdir, facirdir. Güneş bürülüp dürüldüğü zaman. Ve yıldızlar solduğu (enerjilerini tükettiği) zaman. Ve dağlar yürütüldüğü zaman. Ve yüklü develer salındığı (başıboş bırakıldığı), kıymetli dünya malları terkedildiği zaman. Ve vahşi hayvanlar toplandığı zaman. Ve denizler ateşlendiği zaman. Ve nefsler eşleştirildiği (fizik vücutla birleştiği) zaman. Ve diri olarak toprağa gömülen kız çocuğuna sorulduğu zaman. Hangi günah sebebi ile öldürüldü? Ve sayfalar (amel defteri) açıldığı (hayat filmi oynatıldığı) zaman. Ve sema (mekânlarından) sıyrılıp kaldırıldığı (perdeler açıldığı) zaman. Ve cehennem kızıştırıldığı (şiddetle alevlendirildiği) zaman. Ve cennet yaklaştırıldığı zaman. Her nefs, hazırlamış olduğunu bilmiş olacak (hayat filminde yaptıklarının hepsini görecek). Bundan sonra hayır, hünnese (merkezî çekim kuvvetine) yemin ederim. Cevalan edene (merkezî çekim kuvvetinin etrafında, yörüngede dönene). Ve kararmaya başladığı an geceye. Ve ağarmaya başladığı zaman sabaha (yemin ederim ki). Muhakkak ki O (Kur´ân), gerçekten Kerim Resûl´ün sözüdür. Yüce arşın sahibinin yanında büyük şeref (makam ve itibar) sahibidir. O, kendisine itaat edilen, orada emin olandır. Ve sizin arkadaşınız mecnun (deli) değildir. Ve andolsun (resûl), O´nu (Cebrail A.S´ı) ufukta apaçık gördü. Ve o, gaybta vahyolunanı saklayıcı değildir (aynen tebliğ eder). Ve O (Kur´ân), taşlanmış şeytanın sözü değildir. Öyleyse siz nereye gidiyorsunuz? O sadece âlemler için bir zikirdir. O, içinizden, istikamet üzere olmak (Allah´a yönelmek) isteyen kimse içindir. Ve âlemlerin Rabbi Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Sema çatlayıp yarıldığı zaman. Ve yıldızlar dağıldığı zaman. Ve denizler kabarıp karıştığı zaman. Ve kabirler alt üst edildiği (ölüler dışarı çıkarıldığı) zaman. (Her) nefs ne takdim ettiğini (yaptığını) ve neyi tehir ettiğini (yapmadığını) bilmiştir. Ey insan! Kerim olan Rabbine karşı seni aldatan (mağrur kılan) nedir? O (senin Rabbin) ki, seni yarattı, sonra seni sevva etti (dizayn etti), sonra da düzen üzere seni dengeli, sağlıklı kıldı. Dilediği surette (şekilde) seni terkip etti (farklı genetik şifreleri biraraya getirip (her insana) farklı suretler verdi). Hayır, bilâkis siz dîni yalanlıyorsunuz. Ve muhakkak ki, sizin üzerinizde mutlaka (hıfzeden) hafaza melekleri vardır. Şerefli yazıcılar (kaydediciler) olarak. Yaptığınız şeyleri bilirler. Muhakkak ki ebrar olanlar, elbette ni´metler içindedir. Ve muhakkak ki füccar, mutlaka alevli ateş içindedir. Dîn günü ona (alevli ateşe) yaslanırlar (atılırlar). Ve onlar, ondan (alevli ateşten) gaib olacak (kaybolacak, yanıp bitecek) değillerdir. Ve dîn gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? Sonra (evet), dîn gününün ne olduğunu sana bildiren nedir? O gün bir nefs, diğer bir nefs için bir şeye (güç yetirmeye) malik değildir. Ve izin günü emir Allah´ındır. Eksik ölçenlerin (ve eksik tartanların) vay haline. Onlar, ölçerek satın aldıkları zaman insanlara vefalı davranırlar (dürüst olup tam ölçerler). Ve onlara (insanlara) satmak için ölçtükleri veya onlara tarttıkları zaman eksiltirler (eksik tartarlar). İşte onlar beas edileceklerini (diriltileceklerini) zannetmiyorlar (bilmiyorlar) mı? Azîm gün için. Âlemlerin Rabbi için insanların kıyam edeceği (kalkacağı) gün. Hayır, muhakkak ki, füccarın (şeytanın fücuruna tâbî olan kâfirlerin) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette siccîndedir (zemin kattan 7 kat aşağıda olan zülmanî kader hücrelerindedir). Ve siccînin ne olduğunu sana bildiren nedir? (O), rakamlandırılmış (kazanılan negatif ve pozitif puanların dereceler halinde yazılmış olduğu) bir kitaptır (kayıttır, insanların hayat filmidir). İzin günü, yalanlayanların vay haline. Onlar ki dîn gününü yalanlıyorlar. Ve onu (dîn gününü), haddi aşan asi günahkârların hepsi hariç, kimse yalanlamaz. Ona âyetlerimiz okunduğu zaman: “Evvelkilerin masalları.” dedi. Hayır, bilâkis kazanmış oldukları şeyler, onların kalplerinin üzerini kapladı (kalplerini kararttı). Hayır, muhakkak ki onlar izin günü Rab´lerinden elbette perdelenmiş olanlardır (Rab´lerini göremezler). Sonra, muhakkak ki onlar, elbette alevli ateşe atılacak olanlardır. Sonra onlara: “Bu, sizin kendisini yalanladığınız şeydir.” denilir. Hayır, muhakkak ki ebrar olanların (Allah´a ulaşmayı dileyenlerin, hidayette olanların) kitapları (kayıtları, hayat filmleri) elbette illiyyin´dedir (zemin kattan 7 kat yukarıda olan birinci âlemdeki kader hücrelerindedir). Ve illiyyin´in ne olduğunu sana bildiren nedir? (O), rakamlandırılmış (kazanılan pozitif ve negatif derecelerin yazılmış olduğu) bir kitaptır (kayıttır, insanların hayat filmidir). Ona, mukarrebin (yakın olan melekler) şahit olurlar. Muhakkak ki ebrar olanlar, elbette ni´metler içindedir. Tahtlar üzerinde (oturup) seyrederler. Sen, ni´metin pırıltısını (sevincini), onların yüzlerinde görüp anlarsın. Onlara, mühürlenmiş (sadece kendilerinin açacağı) halis şaraptan sunulur (içirilir). Onun (o şarabın) sonu misktir (şahane misk kokusudur). Ve yarışanlar, artık bunda (bunun için) yarışsınlar. Onun mizacı (muhtevası) tensimdendir. O bir pınardır ki ondan, mukarrebin (Rabbine yakın) olanlar içer. Muhakkak ki suçlu olanlar (günahkârlar), âmenû olanlara gülüyorlardı. Ve onların (âmenû olanların) yanlarına geldikleri zaman, birbirlerine kaş göz işareti yaparlar. Ve ailelerine döndükleri zaman neşeyle dönerler. Ve onları gördükleri zaman: “Muhakkak ki onlar gerçekten dalâlette olanlardır.” dediler. Ve onlar, onların (âmenû olanların) üzerine gözetici olarak gönderilmediler. Artık bugün âmenû olanlar, kâfirlere gülüyorlar. Tahtlar üzerinde (oturup) seyrederler. Kâfirler yapmış oldukları şeyler (sebebiyle) cezalarını buldular mı? Gökyüzü yarıldığı zaman. Ve Rabbine itaat etti ve gerçekleştirdi. Ve yeryüzü uzatılıp dümdüz olduğu zaman. Ve içindekileri (dışarı) attı ve boşaldı. Ve Rabbine itaat etti ve gerçekleştirdi. Ey insan! Muhakkak ki sen, Rabbine doğru (yola çıkarak) cehd ile (nefsinle) cihad edersin. Sonunda O´na mülâki olursun (ruhunu Allah´a ilka edersin, ulaştırırsın). Fakat kitabı (hayat filmi) sağından verilen kimse ise. İşte o, kolay bir hesapla hesaba çekilecek. Ve ehline surur içinde sevinçle dönecek. Ve kitabı (hayat filmi), arkasından verilen kimse ise. İşte o, hemen ölümü davet edecek (helâk olmak için dua edecek). Ve alevli ateşe yaslanacak (atılacak). Muhakkak ki o, (dünyada) ehlinin arasında iken surur içinde sevinçliydi. Muhakkak ki o (Allah´a) asla geri dönmeyeceğini sandı. Hayır, (öyle değil) muhakkak ki Rabbi, onu en iyi görendir. Bundan sonra hayır, şafak vaktine yemin ederim. Ve geceye ve örttüğü (barındırdığı) şeylere (yemin ederim). Ve nuru tamamlandığı (dolunay haline geldiği) zaman Ay´a (kasem ederim). Siz mutlaka tabakadan tabakaya bineceksiniz (gök katlarından geçeceksiniz). Artık onlara ne oluyor ki îmân etmiyorlar (inanmıyorlar)? Ve onlara Kur´ân okunduğu zaman secde etmezler. Hayır, inkâr edenler (kâfirler) yalanlıyorlar. Ve Allah, onların (kalplerinde) sakladıkları şeyleri (inkârları, düşmanlıkları) en iyi bilir. Artık onları elîm azapla müjdele. Ancak âmenû olanlar (ölmeden evvel Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefs tezkiye edici amel) yapanlar için, kesintisiz ecir (mükâfat) vardır. Burçlara sahip semaya andolsun. Ve vaadedilen güne. Ve şahit olana ve şahit olunana (görene ve görülene) (andolsun). Hendeklerin sahipleri helâk edildi. (İçi) yakıt dolu ateşin (sahipleri). Ki onlar, onun (ateşin) etrafında oturmuşlardı. Ve onlar, mü´minlere yaptıkları şeyleri seyrediyorlardı. Ve onlardan intikam almaları, Aziz ve Hamîd olan Allah´a îmân etmelerinden başka bir şey için değildi. O (Allah) ki, semaların ve yeryüzünün mülkü O´nundur. Ve Allah, herşeye şahittir. Muhakkak ki onlar, mü´min erkeklere ve mü´min kadınlara işkence edip, sonra da tövbe etmemişlerdir. Artık onlar için cehennem azabı ve yakıcı azap vardır. Muhakkak ki âmenû olanlar (yaşarken Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) yapanlar, onlar için altından nehirler akan cennetler vardır ve işte bu büyük fevzdir (kurtuluş ve şerefli bir ikramdır). Muhakkak ki Rabbinin yakalaması elbette çok şiddetlidir. Muhakkak ki O, ilk defa (yoktan var ederek) yaratır. Ve (sonra geri) döndürür. Ve O, Gafur´dur (mağfiret edendir), Vedûd´dur (çok sevendir). (O), Arşın Sahibi´dir, Mecid´dir (çok yüce ve şereflidir). Dilediği şeyi yapandır. Sana, o orduların haberi (kıssası) geldi mi? Firavun ve Semud (kavminin ordularının). Hayır, inkâr edenler, tekzip etmektedirler (yalanlama içindedirler). Ve Allah, onları arkalarından ihata edendir (kuşatmıştır). Hayır, O Kur´ân, Mecid´dir (yüce ve şerefli Kur´ân´dır). (O), Levhi Mahfuz´dadır (merkezî kompüter sisteminde kayıtlıdır). Semaya ve Tarık´a andolsun. Ve Tarık´ın ne olduğunu sana bildiren nedir? (O) parlak ışığı ile karanlığı delen bir yıldızdır. Bütün nefslerin üzerinde mutlaka muhafız (gözleyici ve koruyucu) vardır. Artık insan neden yaratıldığına baksın. Kuvvetle atılan bir sıvıdan yaratıldı. (O sıvı), omurga ile göğüs kafesi arasından (orada bulunan iki sinir merkezinin organize çalışması sonucu) çıkar. Muhakkak ki O (Allah), onu (insanı) hayata geri döndürmeye (tekrar diriltmeye) elbette kaadirdir. Gizli şeylerin açıklanacağı gün. Artık onun bir gücü, kuvveti olmaz ve bir yardımcı da yoktur. Ve dönüş sahibi semaya andolsun. Ve yarıklara sahip arza andolsun. Muhakkak ki o, gerçekten (hakkı bâtıldan) ayıran bir sözdür. Ve o, sıradan bir söz değildir. Muhakkak ki onlar, hile yaparak tuzak kuruyorlar. Ve Ben de hile yaparak tuzak kurarım. Artık kâfirlere mühlet ver, onlara biraz süre tanı. Rabbinin “Âlâ” ismini tesbih et. O ki yarattı sonra sevva etti (dizayn etti, düzenledi). Ve O ki, bir kader tayin etti. Sonra da hidayet etti. Ve O ki, yerden mera (yeşillikler) çıkardı. Sonra da onu siyah atık haline getirdi. (Kur´ân´ı) sana, Biz okutacağız, bundan sonra sen unutmayacaksın. Ancak (bu) Allah´ın dilediği şeydir. Muhakkak ki O, açık ve gizli olanı bilir. Ve kolay gelmesi için Biz (O´nu), sana kolaylaştıracağız. O halde, eğer zikir fayda verecekse zikret (zikri öğret, öğüt ver). Allah´a karşı huşû duyan kişi zikir yapacaktır (ve tezekkür edecektir). Ve şâkî olan, ondan (zikirden) içtinap edecek (kaçınıp zikretmeyecek). Ki o (şâkî), büyük ateşe atılacak. Sonra onun içinde (ateşte) ölmez ve de hayat bulmaz. Nefsini tezkiye eden kimse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve (o nefsini tezkiye eden) Rabbinin İsmi´ni zikretti ve de namaz kıldı. Hayır, siz dünya hayatını üstün tutuyorsunuz (tercih ediyorsunuz). Ve ahiret hayatı daha hayırlıdır ve bâkidir (devamlıdır). Muhakkak ki bu, evvelki sahifelerde de elbette var. (Hz.) İbrâhîm´in ve (Hz.) Musa´nın sahifelerinde (var). Gâşiyenin (heryeri kuşatıp kaplayacak olan korkunç felâketin) haberi sana geldi mi? İzin günü zillet içinde olan yüzler vardır. Yorucu işler yapan. (Onlar) kızgın ateşe atılırlar. Kaynar su pınarından içirilirler. Onların yiyeceği dari´den (acı, pis kokulu dikenli ağaçtan) başka bir şey değildir. Beslemez ve açlığa da bir fayda vermez. İzin günü naîm (güzel ve parlak) yüzler vardır. (Dünyadaki) sa´yından (çalışmasından) razıdır. Âli cennettedir. Orada boş söz işitmezsin. Orada devamlı akan bir pınar vardır. Orada yüksek tahtlar vardır. Ve (önlerine) konulmuş kadehler. Ve dizilmiş yastıklar. Ve yayılmış süslü kıymetli halılar (vardır). Onlar hâlâ deveye bakmıyorlar mı ki, nasıl yaratılmış? Ve semaya nasıl yükseltilmiş? Ve dağlara, nasıl dik olarak yerleştirilmiş? Ve yeryüzüne, nasıl düzleştirilmiş (bakmıyorlar mı)? Artık zikret (hatırlat), sen sadece müzekkirsin (hatırlatıcısın). Sen onların üzerinde bir zorlayıcı değilsin. Ancak kim (arkasını) döner ve inkâr ederse. O taktirde Allah onu en büyük azap ile azaplandırır. Muhakkak ki onların dönüşü Bizedir. Sonra onların hesapları muhakkak ki Bize aittir. Fecr vaktine andolsun. Ve on geceye. Ve çift olana ve tek olana. Ve geçip gideceği zaman geceye (andolsun). Bunlarda akıl sahipleri için bir kasem yok mu? Rabbinin Ad kavmini nasıl yaptığını görmedin mi? Sütunlara sahip İrem Şehri´ne. O (İrem Şehri) ki, beldeler (ülkeler) içinde onun bir eşi yaratılmadı. Ve vadilerde kayaları oyan Semud´a (kavmine). Ve kazıklar sahibi firavuna (neler yaptı). Onlar ki beldelerde (ülkelerde) azgınlık yaptılar. Böylece orada fesadı çoğalttılar. Bundan dolayı Rabbin onları azap kamçısı ile kamçıladı. Muhakkak ki senin Rabbin elbette gözleyendir. Fakat insan, ne zaman Rabbi onu imtihan edip, böylece ona ikram eder ve onu ni´metlendirirse, o zaman: “Rabbim bana ikram etti.” der. Ve fakat, ne zaman onu imtihan edip, böylece onun rızkını ölçülü verirse (daraltırsa), o zaman: “Rabbim bana ihanet etti.” der. Hayır, bilâkis siz yetime ikram etmiyorsunuz. Ve yoksulları doyurma konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Ve size bırakılan mirası hırslı bir yeyişle yiyorsunuz. Ve malı aşırı bir sevgiyle seviyorsunuz. Hayır, arz, paramparça parçalanıp dağıldığı zaman. Ve Rabbin geldiği ve melekler saf saf olduğu zaman. Ve o gün (izin günü) cehennem getirilmiştir. İnsan o gün (izin günü) tezekkür eder (düşünüp, hatırlar) ve bu zikrin (bu hatırlamanın) ona nasıl (faydası) olur ki? “Keşke ben hayatım için (yaşarken güzel ameller) takdim etseydim.” der. Artık o izin günü, kimse O´nun (Allah´ın) azabı gibi azaplandıramaz. Ve kimse O´nun bağladığı gibi bağlayamaz. Ey mutmain olan nefs! Rabbine dön (Allah´tan) razı olarak ve Allah´ın rızasını kazanmış olarak! (Ey fizik vücut!) O zaman, (nefsini tezkiye ettiğin ve ruhunu Allah´a ulaştırdığın zaman Bana kul olursun) kullarımın arasına gir. Ve cennetime gir. Hayır, bu beldeye kasem ederim ki. Ve sen, bu beldede ikâmet ediyorsun. Ve babaya ve doğan çocuğa andolsun. Andolsun ki Biz insanı, meşakkat içinde yarattık. (İnsan) ona hiç kimsenin asla güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? O: “Pekçok mal tükettim.” der. Onu hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor? Ona iki göz vermedik mi? Ve bir dil ve iki dudak. Ve onu iki yola (gayy yolu ve hidayet yolu) ulaştırırız. Fakat o akabeyi (sarp yokuşu) aşmadı. Ve akabenin ne olduğunu sana bildiren nedir? (Akabeyi aşmak) kölenin azadıdır. Veya yorgun ve aç olduğu günde doyurmaktır. Yakınlık sahibi (akraba) olan yetimi. Veya çok fakir bir miskini (doyurmaktır). Sonra âmenû olanlardan (Allah´a ulaşmayı dileyenlerden) ve sabrı tavsiye edenlerden ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır (akabeyi aşmak). İşte onlar ashabı meymenedir (meymene sahibidir) (amel defteri (hayat filmi) sağından verilenlerdir). Ve âyetlerimizi inkâr edenler, onlar ashabı meşemedir (amel defteri (hayat filmi) solundan verilenlerdir). Onların üzerinde etrafı kapatılmış ateş vardır. Güneşe ve onun duha vaktine (ışığının yayılıp parladığı zamana) andolsun. Ve onu takip ettiği zaman aya. Ve onu (güneşi) izhar ettiği zaman gündüze. Onu (güneşi) sardığı (örtüp ışınlarını giderdiği) zaman geceye. Ve semaya ve onu bina edene. Ve arza ve onu yayıp döşeyerek yaşanır hale getirene. Nefse ve onu (7 kademede ahsene dönüşecek şekilde) sevva edene (dizayn edene) (andolsun). Sonra ona (nefse) fücurunu ve takvasını ilham etti. Kim onu (nefsini) tezkiye etmişse felâha (kurtuluşa) ermiştir. Ve kim, onun (nefsinin) kusurlarını örtmeye çalıştıysa (nefsini tezkiye etmemiş ise) hüsrana uğramıştır. Semud (kavmi), kendi azgınlığı sebebiyle (Allah´ın Resûl´ünü) yalanladı. Onun (o beldenin) en şâkîsi (deveyi kesmek için) ortaya atılınca. O zaman Allah´ın Resûl´ü onlara: “O, Allah´ın Devesi´dir ve onu sulayınız (onun su içme sırasına riayet ediniz).” dedi. Fakat onu tekzip ettiler (yalanladılar). Sonra onu (deveyi) kestiler. Günahları sebebiyle, Rab´leri onların üzerini azapla kapladı. Sonra da onu (o beldeyi) dümdüz yaptı (yerlebir etti). Ve (Allah) onun (o beldenin ve halkının) ukbasından (akıbetinden) (helâk oluşlarından) korkacak değildir. Örteceği zaman geceye andolsun. Ve tecelli edeceği (aydınlanmaya başlayacağı) an gündüze. Ve erkeği ve dişiyi yaratana (andolsun). Muhakkak ki sizin çalışmalarınız (çabalarınız) gerçekten dağınıktır (çeşit çeşittir). Fakat kim verdi (infâk etti) ve takva sahibi oldu ise. Ve Hüsna´yı (Allah´ın Zat´ını görmeyi) tasdik etti ise. O zaman Biz ona, (Allah´ın Zat´ını kolayca görmesi) için kolaylık sağlayacağız. Ve fakat kim cimrilik etti ve kendini müstağni (hiçbir şeye muhtaç olmayan, zengin ve kendi kendine yeterli) gördü ise. Ve Hüsna´yı (Allah´ın Zat´ını görmeyi) yalanladı ise. O taktirde Biz, ona zor olanı (kötü akıbete götüren yolu) kolaylaştıracağız. Ve helâk olduğu zaman, malı ona fayda vermez. Muhakkak ki hidayete erdirmek mutlaka Bize aittir. Ve muhakkak ki, evvel ve ahir elbette Bizimdir. İşte sizi yakıcılığı gittikçe artan bir ateşle uyardım. Ona çok şâkî olandan başkası yaslanmaz (atılmaz). O ki (çok şâkî olan), (Hüsna´yı) yalanladı ve yüz çevirdi. Çok takva sahibi olan ise ondan (narı telazzadan) uzaklaştırılacak. O ki (en üst seviyede takva sahibi olan), malını verir, temizlenir. Ve (takva sahiplerinin), bir kimseye (malını vermesi), O´nun (Allah´ın) katında, “bir ni´met karşılığı olsun” diye değildir. O sadece, Yüce Rabbinin Vechi´ni (Zat´ını) ibtiga etti (diledi). Ve o, yakında mutlaka razı olacak. Duhâ (kuşluk) vaktine andolsun. Ve zifiri karanlık çöktüğü zaman geceye (andolsun) ki. Rabbin seni terketmedi ve darılmadı. Ve ahiret (bundan sonraki hayat), mutlaka senin için, evvelkinden (dünya hayatından) daha hayırlıdır. Ve mutlaka Rabbin yakında sana verecek (ihsan edecek), böylece sen razı olacaksın. Seni yetim bulmadı mı? Sonra (seni) (himaye edecek bir kimsenin yanında) barındırmadı mı? Ve seni dalâlette buldu sonra hidayete erdirdi. Ve seni yokluk içinde buldu sonra zengin kıldı. Fakat bundan sonra yetimi kahretme (üzme). Ve amma saili (bir şey isteyeni) bundan sonra azarlama. Ve fakat, Rabbinin ni´metlerini artık anlat. Göğsünü senin için şerhetmedik mi (yarıp genişletmedik mi)? Ve senden yükünü kaldırdık (kaldırmadık mı?). Ki o (yük) senin sırtını bükmüştü. Ve senin için, zikrini yükselttik. O halde, muhakkak ki zorluk ve kolaylık beraberdir. Muhakkak ki zorluk ve kolaylık beraberdir. Öyleyse boş kaldığın zaman hemen intisap et. Ve öyleyse Rabbine rağbet et (O´nu öv, hamdet, zikret, tesbih et). İncire ve zeytine andolsun. Ve tûri sînîne. Ve bu emin beldeye (Mekke Şehri´ne) (andolsun). Andolsun ki Biz, insanı (nefsini), ahseni takvim içinde (nefs tezkiyesi ve tasfiyesi yaparak en güzele ulaşabilecek özellikte) yarattık. Sonra onu, esfeli safiline (en sefil hale, nefsinin karanlıklarına) iade ettik (çevirdik). Âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve amilüssalihat (nefsi tezkiye edici amel) işleyenler hariç.İşte onlar için kesintisiz ecir (mükâfat) vardır. (Ey insan!) Öyleyse bundan sonra sana dîni tekzip ettiren (yalanlatan) nedir? Allah, hakimlerin en güzel hüküm vereni değil mi? Yaratan Rabbinin İsmi ile oku. İnsanı bir alaktan (embriyodan) yarattı. Oku ve senin Rabbin, sonsuz kerem sahibidir. Ki O, kalem ile öğretti. İnsana bilmediği şeyleri öğretti. Hayır, muhakkak ki insan gerçekten azgınlık yapar. Kendini müstağni görmesi (Allah´a ve hiçbir şeye ihtiyacı olmadığını sanması) sebebiyle. Muhakkak ki dönüş Rabbinedir. Nehyedeni (men edeni) gördün mü? Bir kulu namaz kıldığı zaman. Sen gördün mü? Eğer o (kul), hidayet üzere ise. Veya takvayı emretti ise. Sen gördün mü, eğer yalanladı ve yüz çevirdi ise? Allah´ın (onu) gördüğünü bilmiyor mu? Hayır, eğer o gerçekten vazgeçmezse, mutlaka Biz, onu perçeminden (alnından) yakalarız (sürükleriz). Yalancı günahkâr alın. Haydi, meclisini (yardımcılarını) çağırsın. Biz yakında zebanileri çağıracağız. Hayır! Ona itaat etme ve secde et ve (Allah´a) yakın ol! Muhakkak ki Biz, O´nu (Kur´ân´ı) Kadir Gecesi´nde Biz indirdik. Ve Kadir Gece´sinin ne olduğunu sana bildiren nedir? Kadir Gecesi bin aydan daha hayırlıdır. Melekler ve ruh, onda (o gecede) Rab´lerinin izniyle herbir emir için inerler. O (gece), fecrin doğuşuna kadar selâmdır (selâmettir). Kitap ehlinden ve müşriklerden kâfir olanlar, kendilerine beyyine (açık delil) gelinceye kadar (küfürlerinden) ayrılacak değillerdir. Allah´tan gönderilen resûl, (onlara) tertemiz (bâtıl ve şüpheden uzak) sahifeleri okur. (O sayfalar) içinde temel, değişmez hükümler yazılı olan kitaplardır. Ve kitap ehli olanlar, (onlara beyyine gelmesinden önce) tefrikaya düşmediler (fırkalara ayrılmadılar). Ancak kendilerine beyyineler geldikten sonra (tefrikaya düştüler). Ve onlar, Allah için hanifler olarak dînde halis kullar olmaktan (nefslerini halis kılmaktan) ve namazı ikame etmekten ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar. İşte kayyum dîn (kıyâmete kadar devam edecek dîn) budur. Muhakkak ki kitap ehlinden inkâr edenler ve müşrikler, cehennem ateşindedirler ve orada devamlı kalacak olanlardır. İşte onlar, onlar yaratılmışların şerrli olanlarıdır. Muhakkak ki âmenû olanlar (Allah´a ulaşmayı dileyenler) ve salih amel yapanlar (nefs tezkiyesi yapanlar), işte onlar, onlar yaratılmışların hayırlı olanlarıdır. Rab´leri Katı´nda onların mükâfatı, altlarından nehirler akan adn cennetleridir, orada ebediyyen kalacak olanlardır. Allah onlardan razı ve onlar O´ndan (Allah´tan) razıdır. İşte bu, Rabbine huşû duyan kimseler içindir. Arz, o şiddetli sarsıntısı ile sarsıldığı zaman. Ve arz, ağırlıklarını dışarı çıkardığı (zaman). Ve insan: “Ona ne oluyor?” dediği (zaman). O gün (izin günü), (arz) haberlerini anlatacak. Rabbinin ona vahyetmesi ile. İzin günü insanlar, amellerinin kendilerine gösterilmesi için dağınık olarak ortaya çıkacak. Artık kim zerre kadar hayır işlerse onu görür. Ve kim zerre kadar şerr işlerse onu görür. Nefes nefese koşanlara andolsun. Sonra hızla çarparak kıvılcım saçanlara. Sonra sabah vakti ansızın akın edenlere andolsun ki. Böylece onunla tozu dumana kattılar. Sonra da onunla topluluğun ortasına daldılar. Muhakkak ki insan, Rabbine (karşı) gerçekten çok nankördür. Ve muhakkak ki o, buna elbette şahittir. Ve muhakkak ki, onun hayır (mal) sevgisi gerçekten kuvvetlidir. Artık kabirlerde olanlar çıkarıldığı zaman, bilmiyorlar mı ki? Ve göğüslerde olanlar (hayır ve şerre ait tüm düşünceler, niyetler) toplanıp izhar edildiği zaman. Muhakkak ki onların Rabbi, izin günü mutlaka onların herşeyinden haberdar olandır. Kâria. Kâria nedir? Kâria´nın ne olduğunu sana bildiren nedir? O gün insanlar dağılmış kelebekler gibi olurlar. Ve dağlar (atılmış rengârenk yünler) gibi olur. Fakat, artık kimin tartıları ağır gelirse(pozitif dereceleri negatif derecelerinden daha çok olursa). İşte o, razı olduğu bir yaşayış içindedir. Ve amma, kimin tartıları hafif gelirse (pozitif dereceleri negatif derecelerinden daha az olursa). Artık onun anası (onu saracak olan), haviyedir (cehennem ateşidir). Ve onun (haviyenin) ne olduğunu sana bildiren nedir? (O) kızgın, yakıcı bir ateştir. Çoklukla (mal, mülk, evlât ile) övünmeniz sizi oyaladı. Hatta kabirleri ziyaret ettiniz (ölülerinizi bile sayarak çoklukla övündünüz). Hayır! Siz yakında bileceksiniz. Sonra, hayır! (Öyle olmadığını) Siz yakında bileceksiniz. Hayır, keşke siz, İlm´el Yakîn (kesin bilgi) ile bilseydiniz. Mutlaka cahîmi (alevli ateşi) göreceksiniz. Sonra mutlaka onu Ayn´el Yakîn ile (gözünüzle) göreceksiniz. Sonra izin günü mutlaka ni´metlerden sorgulanacaksınız. Asra yemin olsun. Muhakkak ki insan, gerçekten hüsrandadır. Ama âmenû olanlar (ilk 7 basamağı aşanlar), nefs tezkiyesi yapanlar (ikinci 7 basamağı aşanlar), Allah´a ruhu ulaşıp Hakk´ı tavsiye edenler (üçüncü 7 basamağı aşanlar) ve sabrı tavsiye edenler (dördüncü 7 basamağı aşanlar) hariç. Arkadan çekiştirmeyi ve kaş-gözle alay etmeyi alışkanlık haline getirenlerin hepsinin vay haline! O ki, malı toplardı ve onu, tekrar tekrar sayardı. Malının onu ebedî kılacağını sanıyor. Hayır, o mutlaka hutameye (tutuşturulmuş ateşe) atılacak. Ve hutamenin ne olduğunu sana bildiren nedir? (O), Allah´ın tutuşturulmuş ateşidir. Ki o (hutame) yüreklerin üstüne çıkar (yükselir). Muhakkak ki o, onların (kâfirlerin) üzerine kapatılmıştır. Uzatılmış yüksek sütunlarda olacaklar (bağlanacaklar). Senin Rabbin fil sahiplerine neler yaptı, görmedin mi (bilmiyor musun)? Onların hilesini boşa çıkarmadı mı? Ve onların üzerine ebabil kuşlarını gönderdi (veya uçan ebabilleri gönderdi). Pişmiş sert tuğladan taşları, onların üzerine atıyorlardı (öyle ki). Böylece onları yenilmiş ekin yaprağı gibi yaptılar. Kureyşin ülfetini (emin ve rahat olmalarını) sağladığı için. Onları, yaz ve kış yolculuklarında (göçlerinde) ülfet ettirdiği (emin ve rahat olmalarını sağladığı) (için). Artık bu Beyt´in (Kâbe´nin) Rabbine kul olsunlar. O ki, onları açlıktan doyurdu ve onları korkudan emin kıldı. Dîni yalanlayanı gördün mü? Oysa yetimi itip kakan işte odur. Ve miskini (yoksulu, çalışmaya gücü olmayanı) doyurmaya teşvik etmez. İşte o namaz kılanlara yazıklar olsun. Onlar ki, namazlarından gâfil olanlardır. Onlar riya yapanlardır (gösteriş için yapanlardır). Ve mâûna (zekâta ve yardımlaşmaya) mani olurlar. Muhakkak ki Biz, sana Kevser´i verdik. O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Muhakkak ki sana (nesli kesik diye) buğzeden, o kendisi ebterdir (soyu kesiktir). De ki: "Ey kâfirler!" Ben sizin taptığınız (kul olduğunuz) şeylere tapmam (kul olmam). Ve siz, benim kul olduğuma (Allah´a) kul olacak değilsiniz. Ve ben de sizin taptığınız şeylere (kul olacak) tapacak değilim. Ve siz benim kul olduğum (Allah´a) kul olacak değilsiniz. Sizin dîniniz sizin ve benim dînim benim. Allah´ın yardımı ve fetih geldiği zaman. Ve insanların grup grup Allah´ın dînine girdiğini gördüğün (zaman). O zaman Rabbini hamd ile tespih et. Ve O´ndan mağfiret dile. Muhakkak ki O, tövbeleri kabul edendir. Ebu Leheb´in iki eli kurudu ve helâk oldu. Ona malı ve kazandıkları bir fayda vermedi. Alevli ateşe atılacak. Ve onun, odun taşıyan kadını da. Onun boynunda mesedden (bükülmüş liften) bir ip vardır. De ki: “O Allah, Bir´dir (Tek´tir).” Allah Samed´dir (herşey O´na muhtaçtır, O, hiçbir şeye muhtaç değildir). O, doğurmadı ve doğurulmadı. Ve O´nun bir dengi olmadı (olamaz). De ki: “Ben, Felâk´ın Rabbine sığınırım.” Yarattıklarının şerrinden. Ve karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden. Ve düğümlere üfleyenlerin şerrinden. Ve haset ettiği zaman, haset edenin şerrinden. De ki: “Ben insanların Rabbine sığınırım.” İnsanların melikine (mâlikine). İnsanların İlâhı´na (sığınırım). Hannasın vesveselerinin şerrinden. Ki o (hannas), insanların göğüslerine vesvese verir. İnsanlardan ve cinlerden (insanların Rabbine, Meliki´ne ve İlâhı´na sığınırım).