Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Hamd alemlerin Rabb'i olan Allah'adır. (O Allah) Rahman ve Rahim'dir. Hesap gününün sahibidir. (Ey Rabb'imiz!) Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz. Bizi doğru olan yola ilet. Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna ilet. Gadaba uğrayanların ve sapıkların yoluna değil. Elif. Lam. Mim Bu (Kur'an-ı Kerim) doğruluğunda şüphe olmayan bir kitaptır. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir hidayet rehberidir. Onlar ki, gaybe inanırlar, namazı kılarlar ve bizim kendilerine rızık olarak verdiklerimizden Allah yolunda harcarlar. Onlar sana indirilene de, senden önce(ki peygamberlere) indirilenlere de inanırlar. Ahiret (gününün geleceğin)i de kesin olarak bilirler. İşte onlar Rablerinin göstermiş olduğu hidayet yolu üzerindedirler ve kurtuluşa erecek olanlar da onlardır. Sen kâfirleri uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir; iman etmezler. Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir. Gözlerinin üzerinde de bir örtü vardır. İşte onlara büyük bir azap vardır. İnsanların içinde: 'Biz Allah'a ve ahiret gününe iman ettik' diyen ama gerçekte iman etmiş olmayan birtakım kimseler bulunmaktadır. Bunlar Allah'ı ve iman etmiş olanları aldatmaya çalışıyorlar. Oysa gerçekte yalnız kendilerini aldatıyorlar ama bunun bilincinde değillerdir. Bunların kalplerinde hastalık vardır; Allah da hastalıklarını artırdı. Yalan söylemelerinden dolayı kendilerine çok acıklı bir azap vardır. Bu kimselere: 'Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın' denildiği zaman: 'Biz yalnızca düzeltenleriz' derler. İyi bilinmelidir ki, asıl bozguncular onlardır ama bunun bilincinde değillerdir. Bu kişilere: 'İnsanların (gerçek mü'minlerin) iman ettiği gibi siz de iman edin' denildiğinde: 'Aşağılık kimselerin iman ettiği gibi mi iman edeceğiz?' diye söylerler. İyi bilin ki, aşağılık kimseler bizzat kendileridir ama bunu bilemiyorlar. İman etmiş olanlarla bir araya geldiklerinde: 'Biz de iman ettik' derler. Ama kendi şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında: 'Biz sizinle birlikteyiz; ötekilerle ise sadece alay ediyoruz' derler. Asıl, Allah onlarla alay etmekte ve taşkınlıkta ileri gitmeleri konusunda kendilerine fırsat vermektedir. Bu kimseler hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır. Ancak yaptıkları alışveriş bir kazanç sağlamamış, kendileri de doğru yolu bulamamışlardır. Bunların örneği ateş yakan bir adamın örneği gibidir ki, her ne zaman bu ateş o kişinin etrafını aydınlatsa Allah bunların gözlerinin nurunu alır da, hiçbir şeyi göremez halde karanlığın içinde kalırlar. Bunlar sağırdırlar, kördürler ve dilsizdirler. Artık girdikleri yoldan geriye dönmezler. Yahut bunlar karanlıklarla, gök gürültüsü ve şimşeklerle gelen şiddetli bir yağmura tutulmuş gibidirler. Ölümden sakınmak için yıldırımlara karşı parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır. Çakan şimşek neredeyse gözlerini alacak gibi olur. Bu onların önlerini aydınlatınca o ışıkta yürürler. Ama üzerlerine karanlık bastırınca dimdik ayakta kalırlar. Allah dileseydi onların işitme ve görme kabiliyetlerini alırdı. Allah'ın her şeye gücü yeter. Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin. Olur ki böylelikle fenalıklardan sakınırsınız. O Rabbiniz, yeryüzünü sizin için bir döşek göğü de bir bina kılmış ve gökten su indirip onunla size rızık olarak birtakım meyveler (ürünler) meydana getirmiştir. Artık bile bile Allah'a başka varlıkları ortak koşmayın. Kulumuza (Hz. Muhammed a.s.'e) indirdiğimizin üzerinde bir şüpheniz varsa ona bir benzeri sureyi siz getirin. Eğer doğru sözlü iseniz, bu konuda, Allah'tan başka bütün şahitlerinizi de yardıma çağırın. Böyle bir şeyi yapamadığınıza ve hiç bir zaman da yapamayacağınıza göre, yakıtı insanlarla taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşten sakının. İman edip de salih ameller işleyenleri ise, altından ırmaklar akan cennetlerle müjdele. Her ne zaman kendilerine oradan rızık olarak bir meyve verilse: 'Bu bizim daha önce (dünyada) rızıklandığımız şeydir' derler. Orada onlara böyle birbirinin benzer şeyler verilmiştir. Onlar için orada tertemiz eşler vardır ve onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. Allah bir sivrisineği veya bunun üstünde bir şeyi örnek vermekten çekinmez. İman etmiş olanlar, onun Rableri katından bildirilen bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise 'Allah, acaba bu örnekle neyi kasdetmiştir?' derler. Allah onunla birçoklarını sapıklığa düşürür, birçoklarını da doğru yola iletir. Allah'ın onunla sapıklığa düşürdükleri, fasıklardan başkaları değildir. Bunlar, Allah'a vermiş oldukları sözü kesinlik kazandırdıktan sonra bozarlar; Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini keserler ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarırlar. Zarara (hüsrana) uğrayacak olanlar da bunlardır. Allah'ı nasıl inkar edersiniz ki, siz ölü idiniz Allah sizi diriltti. Sonra sizi yine öldürür ve ardından tekrar diriltir. Bundan sonra da O'na döndürülürsünüz. Yeryüzünde bulunanların tümünü sizin için yaratan O'dur. Bunları yarattıktan sonra göğe yönelerek onları da yedi gök halinde düzenledi. O her şeyi bilmektedir. Hani Rabbin meleklere: 'Ben yeryüzünde bir halife var edeceğim' demişti. Melekler de: 'Sen orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin! Oysa biz senin yüceliğinden övgü ile söz etmekte (seni hamd ile tesbih etmekte) ve senin bütün eksikliklerden uzak, ulu sıfatların sahibi olduğunu dile getirmekteyiz' demişlerdi. Allah da, 'ben sizin bilmediklerinizi bilirim' demişti. Adem'e bütün adları öğretti. Sonra onları meleklere arzederek: 'Eğer doğru sözlü iseniz şunların adlarını bana bildirin' dedi. Melekler: 'Senin şanın pek yücedir. Biz senin bildirdiğinin dışında bir bilgiye sahip değiliz. Şüphesiz sen her şeyi bilen ve hikmet sahibi olansın' dediler. Allah: 'Ey Adem! Şunların adlarını onlara bildir' dedi. Adem kendilerine, o varlıkların adlarını bildirince, Allah meleklere: 'Ben göklerin ve yerin gizliliklerini bilirim. Sizin açığa vurduğunuz ve gizlediğiniz her şeyi de bilirim, dememiş miydim!' dedi. Meleklere: 'Adem'e secde edin' dediğimiz zaman da hepsi secde ettiler. Ancak İblis secde etmedi. O bundan kaçındı, büyüklendi ve kâfirlerden oldu. Ve biz: 'Ey Adem, sen ve eşin cennete yerleşin ve orada, istediğiniz yerde yiyeceklerden bolca yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın, sonra kendi kendilerine haksızlık edenlerden olursunuz' dedik. Ancak şeytan her ikisinin de ayağını oradan kaydırdı ve kendilerini içinde bulundukları yerden çıkarttı. Biz de: 'Birbirlerinize düşman olarak oradan inin. Yeryüzünde sizin için bir yerleşme yeri ve belli süreye kadar geçiminizi sağlayacak varlık verilecektir' dedik. Adem daha sonra Rabbinden bazı sözler öğrendi (ve onlarla Rabbine tevbe etti), Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri daima kabul edendir ve çok rahmet sahibidir. Biz onlara şöyle dedik: 'Hepiniz oradan inin. Benden size bir hidayet geldiğinde, kim benim hidayet yoluma girerse onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Ama inkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateşe atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır.' Ey İsrailoğulları! Size vermiş olduğum nimetlerimi anın ve bana vermiş olduğunuz sözünüzde durun ki ben de size vermiş olduğum sözümde durayım. Sadece benden korkun. Sizin yanınızda olanı doğrulayıcı olarak indirdiklerime iman edin ve onu inkar edenlerin ilki olmayın. Ayetlerimi az bir karşılığa satmayın. Bana karşı gelmekten sakının. Hakkı batıla karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin. Namazı kılın, zekatı verin ve rüku edenlerle birlikte siz de rüku edin. Kitabı okuduğunuz halde, insanlara iyiliği emredip bizzat kendinizi unutuyor musunuz? Akıl etmiyor musunuz? Sabır ve namazla yardım dileyin. Bu, gönüllerinde Allah'a karşı hürmet duygusu olanların dışındakilere çok ağır gelir. Onlar kendilerinin Allah'ın huzuruna çıkacaklarını ve O'na döneceklerini düşünürler. Ey İsrailoğulları! Benim size vermiş olduğum nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. Hiç kimsenin kimse adına bir şey yapamayacağı, kimseden bir şefaatin kabul edilmeyeceği, kimseden fidye alınmayacağı ve onların (hesaba çekilenlerin) bir yardım göremeyecekleri günden sakının. Hani sizi, size en kötü işkenceleri uygulayan, erkek çocuklarınızı öldürüp kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden kurtarmıştık. Başınıza gelen bu durumda sizin için Rabbinizin büyük bir imtihanı vardı. Hani, sizin için denizi yarmıştık da, sizi kurtarıp gözlerinizin önünde Firavun ailesini boğmuştuk. Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Sizse onun ardından, zalimlerden olup buzağıya tapmıştınız. Daha sonra bunun ardından belki şükredersiniz diye sizi bağışlamıştık. Doğru yola girersiniz diye Musa'ya kitabı ve furkanı verdik. Musa kavmine: 'Ey kavmim! Şüphesiz siz buzağıya tapınmakla kendinize zulmettiniz. Şu halde, yaratıcınıza tevbe edin ve nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız yaratanınız katında sizin için daha hayırlıdır' demişti. Yaratanınız da sizin tevbenizi kabul etti. Şüphesiz O, tevbeleri her zaman kabul eden ve çok bağışlayandır. Bir keresinde: 'Ey Musa! Biz Allah'ı açıkça görmedikçe sana iman etmeyeceğiz' demiştiniz de siz gözünüz göre göre sizi yıldırım çarpıvermişti. Sonra belki şükredersiniz diye sizi ölümünüzden sonra tekrar diriltmiştik. Üzerinize bulutları göndererek sizi gölgelendirdik. Size kudret helvası ile bıldırcın indirdik. 'Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin.' Onlar (nankörlükleriyle) bize zulmetmediler ancak kendi kendilerine zulmettiler. Hani, 'Şu kasabaya girin, orada istediğiniz yerden bolca yiyin. Kapıdan secde ederek girin ve 'bizi bağışla' deyin ki, biz de sizin yanlışlıklarınızı bağışlayalım. İyilere olan lütuflarımızı ise artıracağız' demiştik. Ancak zalimler kendilerine söylenilen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de zalimlerin üzerine, fenalık etmelerinden dolayı gökten azap indirdik. Hani Musa kavmi için su aramıştı da, 'bastonunla taşa vur' demiştik. Bunun üzerine ondan on iki pınar fışkırdı. Her topluluk hangi pınardan içeceğini bildi. 'Allah'ın verdiği rızıklardan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşmayın.' Hani: 'Ey Musa! Böyle bir tür yiyeceğe daha fazla dayanamayacağız. Rabbine dua et de, bize bakliyat, salatalık, sarmısak, mercimek, soğan gibi yerin bitirdiği bitkilerden çıkarsın' demiştiniz. Musa da: 'Değersiz bir şeyi hayırlı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? Öyleyse bir şehre inin orada istedikleriniz vardır' demişti. Onlar aşağılık ve yoksulluk belasına çarptırıldılar ve Allah'ın gadabını hak ettiler. Böyle olması onların Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve peygamberleri haksız yere öldürmeleri yüzündendi. Bu, aynı zamanda Allah'a karşı gelmeleri ve taşkınlık etmeleri dolayısıylaydı. Şüphesiz iman edenlerle, yahudiler, hıristiyanlar ve sabiilerden kimler Allah'a ve ahiret gününe inanıp salih ameller (iyi işler) işlerlerse onların ecirleri Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve üzülmeyeceklerdir de. Hani sizden kesin bir söz almış ve Tur dağını üstünüze yükseltmiştik. 'Size verilen Kitab'a sımsıkı yapışın ve içinde olanları sürekli anın ki, belki böylelikle (fenalıklardan) sakınırsınız.' Siz bu olaydan sonra yine yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı zarara (hüsrana) uğrayanlardan olurdunuz. Şüphesiz siz, içinizden cumartesi günü haddi aşanları bilmişsinizdir. Biz onlara 'aşağılık maymunlar olun' demiştik. Bu olayı, öncekilere ve sonradan geleceklere ders verici bir ceza ve takva sahipleri için de bir öğüt kıldık. Hani Musa kavmine: 'Allah, bir inek kesmenizi emretmektedir' demişti. Onlar: 'Bizimle alay mı ediyorsun!' dediler. O da: 'Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım' dedi. Onlar: 'Rabbine dua et de (ineğin) nasıl bir şey olacağını bize iyice açıklasın' dediler. Musa: '(Rabbim), onun ne çok yaşlı ne de çok genç olan ikisi arası bir inek olduğunu söylüyor. Artık size emrolunanı yapın' dedi. Bu kez: 'Rabbine dua et de, bize onun renginin nasıl olduğunu açıklasın' dediler. Musa da: '(Rabbim) onun sarı ve bakanlara neşe veren parlak renkli bir inek olduğunu söylüyor' dedi. Bunun üzerine: 'Rabbine dua et de, onun nasıl bir şey olduğunu iyice açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar hep birbirlerine benziyorlar. Allah dilerse biz doğru olanı buluruz' dediler. Musa da: 'O, onun yeri sürerek veya ekin sulayarak bitkinleşmiş olmayan, kusursuz ve üzerinde alacalık bulunmayan bir inek olduğunu söylüyor' dedi. Bunun üzerine 'İşte şimdi gerçek olanı bildirdin' dediler ve ineği kestiler. Ama az kalsın bunu yapmayacaklardı. Hani siz bir can öldürmüştünüz de, bu konuda aranızda tartışmaya girmiştiniz. Oysa Allah sizin gizlediğinizi açığa çıkaracaktı. 'Onun (kestiğiniz ineğin) bir parçasıyla ölüye vurun' dedik. İşte Allah ölüleri böyle diriltir ve belki akıl edersiniz diye size böyle ayetlerini gösterir. Bu olaydan sonra kalpleriniz yine katılaştı. Adeta taş gibi oldu, hatta ondan daha katı bir hal aldı. Taşlardan öyleleri vardır ki, arasından ırmaklar fışkırır. Yine öyleleri vardır ki, yarılır ve içinden su çıkar. Yine onlardan Allah korkusundan yuvarlananlar vardır. Allah sizin yaptıklarınızdan habersiz değildir. Siz onların size inanmalarını mı umuyorsunuz! Oysa onların içinde öyle bir topluluk vardı ki, Allah'ın sözünü duyuyor ve onu iyice kavradıktan sonra bile bile değiştiriyorlardı. Onlar iman edenlerle karşılaştıklarında 'biz de iman ettik' derler. Ama birbirleriyle başbaşa kaldıklarında, 'Allah'ın size açmış olduğu şeylerden, bunları Rabbinizin katında size karşı bir belge olarak göstersinler diye mi söz ediyorsunuz! Aklınızı kullanmıyor musunuz!' diye konuşurlar. Onlar Allah'ın, kendilerinin gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğini bilmezler mi! Onların içinde bir de Kitab'ı bilmeyen cahiller vardır ki, bunların bütün bildikleri boş kuruntulardan ibaret şeylerdir ve bunlar sadece zanna kapılmaktadırlar. Karşılığında az bir ücret alabilmek için kendi elleriyle kitap yazıp da sonra: 'İşte bu Allah katından gelmedir' diyenlere yazıklar olsun. Yazdıklarından dolayı da onlara yazık olsun, kazandıklarından dolayı da! Onlar (İsrailoğulları) yine: 'Bize sadece sayılı günlerde ateş dokunacaktır' dediler. Onlara: 'Siz Allah katından bir söz mü aldınız? Şüphesiz Allah verdiği sözden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?' de. Hayır, aksine, kim bir kötülük işler ve yapmış olduğu fenalıklar kendini kuşatırsa işte bunlar cehenneme atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. İman edip de salih ameller işleyenler ise cennete girecek olanlardır. Onlar da orada sonsuza kadar kalacaklardır. Hani, İsrailoğullarından; 'Allah'dan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilikte bulunacaksınız, insanlara güzel söz söyleyeceksiniz, namazı kılacaksınız ve zekatı vereceksiniz' diye kesin söz almıştık. Sonra az bir kısmınız müstesna, bu sözden döndünüz. Siz zaten yüz çevirenlersiniz. Yine sizden, kanlarınızı akıtmayacaksınız ve birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız, diye kesin söz aldık. Siz bunu aynen kabul etmiştiniz ve bizzat kendiniz buna şahitlik ediyorsunuz. Sonra yine sizler, birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir topluluğu yurtlarından çıkarıyorsunuz. Onlara karşı kötülük işleme ve düşmanlık konusunda birbirinize destek oluyorsunuz. Size esir olarak geldiklerinde fidyelerini verip kurtarırsınız. Oysa onları çıkarmak size haram kılınmıştır. Yoksa Kitab'ın bir bölümüne inanıp bir bölümünü inkar mı ediyorsunuz? İçinizden böyle yapanın cezası dünyada rezilliğe düşmekten başka ne olabilir? Böyleleri ahirette de en şiddetli azaba çarptırılacaklardır. Allah sizin işlediklerinizden habersiz değildir. Bunlar ahirete karşılık dünya hayatını satın alanlardır. Bunların üzerindeki azap hafifletilmeyeceği gibi kendilerine yardım da edilmeyecektir. Şüphesiz biz Musa'ya Kitab'ı verdik ve onun ardından peşpeşe peygamberler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da açık deliller verdik ve kendisini Ruhu'l-Kudüs ile destekledik. Size her ne zaman bir peygamber nefislerinizin hoşlanmayacağı bir şey (ilahi hüküm) getirse siz büyüklük taslayacak; (gelen peygamberlerin) bir kısmını yalanlayacak bir kısmını da öldürecek misiniz? Ve bir de: 'Bizim kalplerimiz örtülüdür' dediler. Aksine, Allah inkarcılıklarından dolayı onları lanetlemiştir. Artık çok az iman ederler. Daha önce kâfirlere karşı kendilerine bir ilahi yardımın gelmesini diledikleri halde; Allah katından kendi yanlarında olanı doğrulayıcı bir Kitab, özelliklerinden tanıdıkları şey kendilerine gelince onu inkar ettiler. Allah'ın laneti de inkar edenlerin üzerine olsun. Allah'ın lütfunu kullarının içinden dilediği kimseye ulaştırmasını çekememeleri yüzünden O'nun indirdiğini inkar etmekle karşılığında kendilerini sattıklarları şey ne kötüdür! Böylelikle gadab üstüne gadaba uğradılar. Kâfirlere zaten aşağılayıcı bir azap vardır. Onlara 'Allah'ın indirdiğine inanın' denildiği zaman 'Biz, bize indirilene inanıyoruz' derler ve ondan sonrakini (Kur'an-ı kerim'i) inkar ederler. Oysa o kendi yanlarındakini doğrulayıcı bir gerçektir. De ki: 'Eğer gerçekten iman sahibi iseniz bundan önce Allah'ın peygamberlerini niçin öldürüyordunuz?' Şüphesiz Musa size apaçık delillerle gelmişti de sonra siz onun ardından buzağıya tapınıp zalimlerden olmuştunuz. Hani, sizden kesin bir söz almıştık ve Tur dağını üzerinize doğru yüseltmiştik. 'Size verdiğimize sıkı sıkıya yapışın ve bildirileni duyun.' Onlar: 'Duyduk ve başkaldırdık' dediler. İnkarcılıklarından dolayı buzağıya olan tutku onların kalplerine iyice yerleştirilmişti. De ki: 'Eğer iman sahibi iseniz, sizin imanınız size ne kadar fena şeyler emrediyor!' De ki: 'Eğer Allah katında ahiret yurdu diğer insanlara değil de özellikle size verilecekse o zaman, doğru sözlü iseniz ölümü arzulayın.' Onlar önceden elleriyle işledikleri yüzünden asla ölümü arzulamayacaklardır. Allah zalimleri bilmektedir. Onları insanların hayata en düşkünü göreceksin. Allah'a ortak koşanlardan bile daha tutkundurlar. Her biri bin yıl yaşatılmayı arzular. Oysa uzun süre yaşatılması onu azaptan uzaklaştırmayacaktır. Allah onların yaptıklarını görmektedir. De ki: 'Kim Cibril'e düşman olursa, (bilsin ki) o bunu (Kur'an'ı) Allah'ın izniyle, daha önce gelmiş olanları doğrulayıcı, iman edenler için de bir hidayet rehberi ve müjde olarak senin kalbine indirdi. Kim Allah'a, meleklerine, peygamberlerine Cibril'e ve Mikail'e düşman olursa Allah da kâfirlere düşmandır. Şüphesiz sana apaçık ayetler indirdik. Onları fasıklardan başkası inkar etmez. Onlar her ne zaman bir ahidde bulundularsa içlerinden bir topluluk onu bozmadı mı? Zaten onların çoğu iman etmez. Onlara, Allah katından yanlarındakini doğrulayıcı bir peygamber gelince kendilerine kitap verilmiş olanlardan bir topluluk sanki hiç bilmiyorlarmış gibi Allah'ın Kitabı'nı arkalarına attılar. Ve şeytanların Süleyman'ın yönetimi aleyhinde uydurmuş oldukları şeylerin peşine düştüler. Oysa Süleyman küfre düşmedi. Ama insanlara sihiri ve Babil'deki Harut ve Marut adını taşıyan iki meleğe indirilen şeyleri öğreten şeytanlar küfre düştüler. Bu iki melek: 'Biz ancak bir imtihan vesilesiyiz, sakın küfre düşme' demeden kimseye bir şey öğretmiyorlardı. Onlar, o iki melekten bir adamla karısının arasını açmada yararlanacakları şeyleri öğreniyorlardı. Allah'ın izni olmadan kimseye bir zarar dokunduramazlardı. Onlar aslında kendilerine zarar verecek ve bir yarar sağlamayacak şeyleri öğreniyorlardı. Onu (sihri) satın alanların bundan dolayı ahirette bir nasib elde edemeyeceklerini biliyorlardı. Nefislerini karşılığında sattıkları şey ne kötüdür! Keşke bilselerdi! Eğer onlar iman edip sakınsalardı Allah tarafından verilecek olan karşılık kendileri için daha hayırlı olurdu. Keşke bilselerdi. Ey iman edenler! (Allah Resulüne) 'Ra'ina: Bizi gözet' demeyin, 'Unzurna: Bize bak' deyin ve dinleyin. Kâfirler için acıklı bir azap vardır. Kitap ehlinden kâfir olanlar da, müşrikler de size Rabbinizin katından bir hayır indirilmesini istemezler. Allah ise kendi rahmetini dilediğine özel kılar. Allah büyük lütuf sahibidir. Biz yerine daha iyisini veya bir benzerini getirmedikçe bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırmaz veya unutturmayız. Allah'ın her şeye güç yetirdiğini bilmez misin? Göklerin ve yerin mülkiyetinin Allah'a ait olduğunu bilmez misin?. Sizin de Allah'dan başka bir koruyucunuz (veliniz) ve yardımcınız yoktur. Yoksa siz de, daha önce Musa'ya sorulmuş olduğu gibi peygamberinize (yersiz) sorular sormak mı istiyorsunuz! Kim imanı küfürle değiştirirse doğru yoldan sapmış olur. Kitap ehlinin çoğu, kendilerine gerçek bütün açıklığıyla belli olduktan sonra sırf kalplerinde size karşı besledikleri kıskançlık duyguları yüzünden sizi iman etmenizden sonra küfüre döndürmek istediler. Siz onlara aldırmayın ve Allah'ın hükmü gelinceye kadar kendi hallerinde bırakın. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir. Namazı kılın ve zekatı verin. Kendiniz için önceden ne gönderirseniz Allah katında onu bulursunuz. Allah, yaptıklarınızı görmektedir. Onlar: 'Cennete ancak yahudi veya hıristiyan olan girebilecektir' dediler. Bu onların kuruntularıdır. De ki: 'Eğer doğru söylüyorsanız delilinizi ortaya koyun.' Aksine, kim iyilik yaparak kendini Allah'a teslim ederse mükafatı Rabbinin katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Yahudiler: 'Hıristiyanlar bir şey üzere değildirler' dediler. Hıristiyanlar da 'Yahudiler bir şey üzere değildirler' dediler. Oysa onlar Kitab'ı okumaktadırlar. Bir şey bilmeyenler (müşrikler) de tıpkı onların söylediklerini söylediler. Anlaşmazlığa düştükleri konularda, kıyamet günü Allah hüküm verecektir. Allah'ın mescidlerinde O'nun adının anılmasını engelleyen ve onların yıkılmasına çalışandan daha zalim kim olabilir? Bunların oralara ancak korku içinde girmeleri gerekir. Onlara dünyada bir rezillik vardır. Onlar için ahirette de büyük bir azap vardır. Doğu da, batı da Allah'ındır. Nereye yönelirseniz Allah'ın yüzü oradadır. Allah('ın gücü) geniştir ve O, her şeyi bilendir. 'Allah oğul edindi' dediler. O bundan yücedir. Aksine göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'na aittir. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir. Gökleri ve yeri bir örneğe dayanmadan yaratan O'dur. Bir şeyin olmasına hükmettiğinde ona 'ol' der, o da oluverir. Bilgi sahibi olmayanlar 'Allah bizimle konuşmalı ya da bize bir ayet (mucize) gelmeli değil miydi?' dediler. Onlardan öncekiler de onların bu sözlerine benzer şeyler söylemişlerdi. Kalpleri birbirine benziyor. Biz iyi anlayan bir topluluk için ayetlerimizi açık bir şekilde gösterdik. Seni bir müjdeleyici ve bir korkutucu olarak hakla gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin. Onların dinlerine uymadıkça yahudiler ve hıristiyanlar senden memnun olmazlar. De ki: 'Gerçek hidayet Allah'ın hidayetidir.' Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyarsan Allah'tan sana ne bir koruyucu ne de bir yardımcı bulabilirsin. Kendilerine vermiş olduğumuz Kitab'ı hakkıyla okuyanlar, işte onlar ona iman ederler. Kim de bunu inkar ederse kesin zarara uğrayanlar işte onlardır. Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi alemlere üstün kıldığımı hatırlayın. Kimsenin kimse adına bir şey yapamayacağı, kimsenin yerine bir fidyenin kabul edilmeyeceği, kimseye şefaatin yarar sağlamayacağı ve (hesaba çekilenlerin) bir yerden yardım göremeyecekleri günden sakının. Hani, Rabbi İbrahim'i bazı sözlerle imtihan etmişti de o da onların gereğini tam olarak yerine getirmişti. Rabbi ona: 'Ben seni insanlara önder kılacağım' dedi. O: 'Soyumdan da!' dedi. Rabbi de: 'Benim ahdim (sözüm) zalimlere erişmez' dedi. Ka'be'yi insanlar için bir toplanma ve güven yeri kıldık. Siz de İbrahim'in makamından kendinize bir namaz kılma yeri edinin. İbrahim ile İsmail'e 'Tavaf edenler, orada ibadet için itikafa çekilenler, rüku ve secde edenler için evimi temizleyin' diye emir vermiştik. İbrahim: 'Ey Rabbim! Burasını güvenli bir belde kıl. Halkından Allah'a ve ahirete iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır' demişti. Allah da: 'Kim küfrederse onu da kısa bir süre geçindirir sonra ateş azabına atarım. Orası ne fena bir varış yeridir' demişti. Hani, İbrahim ve İsmail birlikte Ka'be'nin sütunlarını yükseltiyorlardı. (O zaman şöyle demişlerdi): 'Ey Rabbimiz! Bizden kabul et! Sen duyan ve bilensin.' 'Ey Rabbimiz! İkimizi sana teslim olmuş kimseler eyle. Soyumuzdan da sana teslim olan bir ümmet çıkar. Bize ibadet yer ve yöntemlerimizi göster ve tevbemizi kabul et. Şüphesiz sen her zaman tevbeleri kabul edensin ve rahmet sahibisin.' 'Ey Rabbimiz! Onların içinden kendilerine senin ayetlerini okuyacak, onlara Kitab'ı ve hikmeti öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz sen pek yüce ve hikmet sahibisin.' Kendini aşağılığa düşürenden başka kim İbrahim'in dininden yüz çevirir? Biz onu dünyada seçtik. O, ahirette de salihlerdendir. Rabbi ona: 'Teslim ol!' dediğinde 'Alemlerin Rabbine teslim oldum' demişti. İbrahim, oğullarına da bunu tavsiye etti. Ya'kub da aynı tavsiyede bulunarak şöyle dedi: 'Ey oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti. Artık ancak Müslüman kimseler olarak ölün.' Yoksa Ya'kub'a ölüm geldiğinde, oğullarına: 'Benden sonra neye kulluk edeceksiniz?' diye sorduğu ve oğullarının da: 'Senin ilahın ve ataların İbrahim'in, İsmail'in ve İshak'ın ilahı olan tek ilaha!' diye cevap verdikleri sırada siz orada mıydınız? Bunlar geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine sizin kazandıklarınız ise sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız. (Kitap ehli) 'yahudi veya hıristiyan olun doğru yolu bulursunuz' dediler. De ki: 'Aksine, biz ancak İbrahim'in dini olan dosdoğru dine uyarız. O, ortak koşanlardan değildi.' 'Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a onların soylarından gelen diğer peygamberlere indirilene; Musa'ya ve İsa'ya verilene ve bütün peygamberlere Rableri katından verilenlere iman ettik. Onların aralarında bir ayırım yapmayız. Biz O'na (Allah'a) teslim olanlarız' deyin. Onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse de, öyle anlaşmazlık içinde kalırlar. Onlara karşı Allah sana yetecektir. O duyandır, bilendir. 'Allah'ın boyası(nı seçtik)... Kimin boyası, Allah'ın boyasından daha güzel olabilir? Biz O'na kulluk etmekteyiz.' De ki: 'Siz Allah hakkında bizimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Oysa O, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptığımız işler bize, sizin yaptığınız işler sizedir. Biz O'na gönülden bağlıyız.' 'Yoksa siz İbrahim'in, İsmail'in, İshak'ın, Ya'kub'un ve onların torunlarının yahudi veya hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?' De ki: 'Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı?' Allah'tan gelen bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir! Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. Onlar geçmiş bir ümmetti. Onların kazandıkları kendilerine sizin kazandıklarınız ise sizedir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız. İnsanların düşüncesizleri: 'Onları daha önceki kıblelerinden çeviren ne oldu?' diyecekler. De ki: 'Doğu da batı da Allah'ındır. Dilediğini doğru yola iletir.' Böylece sizi, insanların üzerine şahit olmanız ve peygamberin de sizin üzerinize şahit olması için orta bir ümmet kıldık. Senin daha önce yönelmekte olduğun kıbleyi, insanlardan kimin peygambere uyduğunu ve kimin de ökçelerinin üzerine geriye döndüğünü ortaya çıkarmak amacıyla belirlemiştik. Şüphesiz bu sadece Allah'ın doğru yola eriştirdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah elbette sizin imanınızı boşa çıkarmayacaktır. Şüphesiz Allah insanlara çok acıyan ve çok rahmet edendir. Yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Elbette seni, hoşnut kalacağın kıbleye yönelteceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin. Kendilerine Kitab verilmiş olanlar, bunun Rableri katından bir hak olduğunu bilmektedirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir. Sen kendilerine Kitab verilmiş olanlara bütün delilleri göstersen, yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblelerine uymazlar. Eğer sana gelen ilimden sonra onların arzularına uyarsan, şüphesiz zalimlerden olursun. Kendilerine daha önce Kitab vermiş olduklarımız onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizlerler. Gerçek Rabbin tarafından bildirilmektedir. Sakın şüpheye düşenlerden olma. Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Hayırlarda yarışın. Her nerede olursanız olun Allah hepinizi biraraya getirir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir. Her nereden (yola) çıkarsan çık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Şüphesiz bu, Rabbin tarafından bildirilen bir gerçektir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir. Her nereden çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. İçlerindeki zalimler dışında, insanların ellerinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delillerinin olmaması için her nerede bulunursanız bulunun yüzlerinizi onun tarafına çevirin. Onlardan korkmayın, benden korkun ki, size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece olur ki, hidayete erersiniz. Nitekim içinizde, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran ve size Kitab'ı ve hikmeti öğreten, daha önceden bilmediğiniz şeyleri bildiren, sizden bir peygamber gönderdik. Şu halde beni anın ki ben de sizi anayım ve bana şükredin, bana karşı nankörlük etmeyin. Ey iman edenler! Sabır ve namazla Allah'dan yardım dileyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir. Allah yolunda öldürülenlere 'ölüler' demeyin. Aksine onlar diridirler ancak siz farkedemiyorsunuz. Biz sizi biraz korku, biraz açlık ve biraz mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele! Onlar başlarına bir musibet geldiğinde: 'Şüphesiz biz Allah'a aidiz ve O'na döneceğiz' derler. İşte böylelerine Rablerinden bağışlanma ve rahmet vardır. Doğru yol üzere olanlar da bunlardır. Safa ile Merve, Allah'ın işaretlerindendir. Kim Ka'be'yi hacceder veya umre yaparsa bu ikisini tavaf etmesinde kendisi için sakınca yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa bilsin ki, Allah, iyiliklerin karşılığını veren ve her şeyi bilendir. İndirdiğimiz açık delilleri ve onu Kitap'ta insanlara açıklamamızdan sonra hidayet çizgisini gizleyenler var ya, işte bunlara Allah da lanet eder, bütün lanet ediciler de lanet eder. Ancak tevbe edip durumlarını düzelten ve (gerçeği) açıklayanların tevbelerini kabul ederim. Ben sürekli tevbeleri kabul eden ve rahmet sahibi olanım. Şüphesiz inkar edip de inkarcı olarak ölenler var ya, Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların laneti bunların üzerinedir. Onlar (lanette) sürekli kalıcıdırlar. Üzerlerinden azap hafifletilmez ve kendilerine bakılmaz da. Sizin ilahınız tek bir ilahtır. Rahman ve Rahim olan O'ndan başka ilah yoktur. Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, insanlara yarar sağlayan şeylerle denizlerde yüzen gemilerde, Allah'ın gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde ve böylece üzerinde bütün canlı türlerini yaymasında, rüzgarları estirmesinde, gök ile yer arasında dolaştırılan bulutları oluşturmasında akıl eden bir topluluk için ayetler vardır. İnsanların içinde Allah'tan başka ortaklar edinerek onları Allah'ı sever gibi seven kimseler bulunmaktadır. İman edenlerin Allah'a olan sevgileri ise daha güçlüdür. Zulmedenler, azabı gördüklerinde bütün kuvvetin Allah'a ait olduğunu ve Allah'ın azabının gerçekten çok şiddetli olduğunu anlayacaklarını keşke bilselerdi! İşte o zamanda, kendilerine uyulanlar, kendilerine uyanlardan uzak olduklarını bildirirler ve aralarındaki bütün bağlar da kesilir. Bunun üzerine, uyanlar da: 'Bir kez daha elimize fırsat geçseydi de, onların bizden uzaklaştıkları gibi, biz de onlardan uzaklaşsaydık' derler. Böylece Allah, onların yaptıklarını iç çektirici (eyvah dedirtici) şeyler olarak kendilerine gösterir. Onlar ateşten çıkacak da değildirler. Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan helal ve temiz olmak şeylerden yiyin. Şeytanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır. O size yalnızca kötülüğü, hayasızlığı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder. Onlara ne zaman: 'Allah'ın indirdiğine uyun' denilse: 'Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz yola uyuyoruz' derler. Ya, ataları bir şeyden anlamıyor veya doğru yolu bulamamış idilerse! İnkar edenlerin örneği, bağırıp haykırmadan başka bir şeyi duymayan varlığa seslenen birinin örneği gibidir. Onlar sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler dolayısıyla bir şeyden anlamazlar. Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin ve eğer Allah'a kulluk ediyorsanız O'na şükredin. (Allah) size, leşi, kanı, domuz etini ve Allah'dan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Kim mecbur kalır da, taşkınlık etmeden ve aşırıya gitmeden yerse onun için günah yoktur. Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Allah'ın indirdiği Kitab'dan bir şeyler gizleyen ve onunla az bir değeri satın alanlar var ya, işte onlar karınlarına ateşten başka bir şey yemiyorlar. Allah, kıyamet gününde onlarla konuşmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır. İşte onlar hidayete karşılık sapıklığı, bağışlanmaya karşılık da azabı satın alanlardır. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklıdırlar! Bu, Allah'ın Kitab'ı hak üzere indirmiş olmasındandır. Kitab hakkında ayrılığa düşenler ise derin bir anlaşmazlık içindedirler. İyilik yüzlerinizi doğuya veya batıya çevirmeniz değildir. Ancak iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, Kitab'a ve peygamberlere iman eden, O'nun sevgisi ile malı yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yolda kalmış olana, dilenenlere ve kölelere veren, namazı kılan, zekatı veren, söz verdiklerinde sözlerini yerine getiren, darlıkta, hastalıkta ve savaşın kızıştığı anda sabreden kimselerin yaptıklarıdır. İşte bunlar doğru olanlardır. Takva sahibi olanlar da bunlardır. Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, köleye karşı köle, kadına karşı kadın. Her kime kardeşi tarafından bir bağışlamada bulunulursa bu zaman iyiliğe uyulmalı ve gerekli olan şey ona güzellikle verilmelidir. Bu, Rabbiniz tarafından size bir hafifletme ve rahmettir. Artık bundan sonra kim taşkınlık ederse ona acıklı bir azap vardır. Kısasta sizin için hayat vardır, ey akıl sahipleri! Umulur ki sakınırsınız. Sizden birine ölüm geldiğinde arkasında bir varlık bırakırsa, anne, babaya ve yakınlara iyilik üzere vasiyette bulunmak üzerinize farz kılındı. Bu, takva sahiplerinin üzerine bir haktır. Kim onu (vasiyyeti) duyduktan sonra değiştirirse, günahı değiştirenlerin üzerinedir. Allah duyandır, bilendir. Kim vasiyet edenin bir haksızlığa meyledeceğinden veya günaha gireceğinden korkar da, tarafların arasını düzeltirse onun üzerine bir günah yoktur. Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi, (fenalıklardan) sakınırsınız diye oruç sizin üzerinize de farz kılındı. Sayılı günlerde. Sizden kim (bu günlerde) hasta veya yolculukta olursa tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutar. Artık onu hiç tutamayacak kadar düşkünleşmiş olanlar ise (her bir gün için) bir yoksulu doyuracak kadar fidye verirler. Kim gönülden fazlaca bir iyilik yaparsa o kendisi için hayırlı olur. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır. Ramazan ayı, içerisinde insanlar için hidayet rehberi, doğruyu gösteren açık belgeleri kapsayan ve hak ile batılı birbirinden ayıran kitap olarak Kur'an'ın indirilmiş olduğu aydır. Sizden kim bu aya erişirse onda oruç tutsun. Kim de hasta ya da yolculukta olursa tutamadığı günlerin sayısınca başka günlerde tutar. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bu, belirlenen sayıyı tamamlamanız, sizi doğru yola eriştirdiği için Allah'ı yüceltmeniz için ve olur ki şükredersiniz diyedir. Kullarım sana benden sorarlarsa (bilsinler ki) ben onlara yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasını kabul ederim. Şu halde benim çağrıma kulak versin ve bana iman etsinler. Olur ki doğru yola uyarlar. Size, oruç günlerinin gecelerinde hanımlarınıza yaklaşmanız helal kılındı. Onlar sizin için bir örtüdürler, siz de onlar için bir örtüsünüz. Allah sizin nefislerinize güvenemeyeceğinizi bildi de tevbelerinizi kabul etti ve sizi bağışladı. Şu halde artık (geceleri) onlara yaklaşın ve Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Ve şafağın beyaz ipliği siyah ipliğinden size göre ayırdoluncaya kadar yiyip için. Sonra geceye kadar orucu tamamlayın. Camilerde itikafta olduğunuz zamanlarda hanımlarınıza yaklaşmayın. Bunlar Allah'ın koymuş olduğu sınırlardır, bunlara yaklaşmayın. İşte, sakınırlar diye Allah ayetlerini insanlara böyle açıklamaktadır. Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin ve insanların mallarının bir kısmını yemek için bile bile bunları günah olan bir şekilde hakimlere aktarmayın. Sana hilaller hakkında soruyorlar. De ki: 'Onlar, insanlar açısından ve hacc mevsiminin belirlenmesi için zaman ölçüleridir.' İyilik evlere arka taraflarından gelmeniz değildir, aksine iyilik (fenalıklardan) sakınanın tutumudur. Evlere kapılarından girin ve Allah'tan korkun. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda siz de savaşın, ancak haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez. Onları bulduğunuz yerde öldürün ve kendilerini sizi çıkardıkları yerden çıkarın. Fitne öldürmekten daha kötüdür. Orada sizinle savaşmadıkları sürece onlarla Mescidi Haram etrafında savaşmayın. Eğer savaşırlarsa o zaman onları öldürün. Kâfirlerin cezası işte böyledir. Eğer yaptıklarına son verirlerse, Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Fitne kalmayıncaya ve din Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer onlar vazgeçerlerse, zalimlerden başkalarına düşmanlık edilmez. Haram ay, haram aya karşılıktır. Hürmetler de karşılıklıdır. Size kim saldırıda bulunursa, onun size saldırdığı kadar siz de ona saldırın. Allah'a karşı gelmekten de sakının ve bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Allah yolunda harcamada bulunun ve kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin. Şüphesiz Allah iyilik edenleri sever. Haccı ve umreyi Allah için tamamlayın. Eğer alıkonulursanız kolayınıza gelen bir kurban gönderin. Gönderdiğiniz kurban yerine ulaşıncaya kadar saçlarınızı traş etmeyin. Hasta olan veya başından bir rahatsızlığı olan (bundan dolayı traş olan) kimsenin üzerine ya oruç, ya sadaka veya kurban olarak fidye gerekir. Güvene kavuştuğunuz zaman, her kim hacca kadar umre ile yararlanmak isterse kolayına gelen bir kurban kesmesi gerekir. Kim (kurban kesme imkanı) bulamazsa üç gün hacc esnasında yedi gün de döndükten sonra oruç tutması gerekir. Böylece tam on gün oruç tutar. Bu hüküm ailesi Mescidi Haram yakınında oturmayanlar içindir. Allah'tan korkun ve bilin ki, Allah'ın cezası pek şiddetlidir. Hacc belli aylardadır. Kim bu aylarda haccı kendine farz ederse (ihrama girerse) bilsin ki, haccda kadına yaklaşmak, fenalık yapmak ve tartışmaya girmek yoktur. Her ne iyilik yaparsanız Allah onu bilir. Yanınıza azık alın ve bilin ki, azıkların en hayırlısı takvadır. Ey akıl sahipleri, bana karşı gelmekten sakının! Rabbinizden bir lütuf istemenizde sizin için herhangi bir sakınca yoktur. Arafat'tan topluca indiğinizde Meş'ar-ı Haram'da Allah'ı anın. O size doğru olanı gösterdiği gibi siz de O'nu anın. Gerçekte siz bundan önce sapıklardan idiniz. Sonra insanların toplu halde akın ettikleri yerden siz de topluca akın edin ve Allah'dan bağışlanma dileyin. Şüphesiz Allah bağışlayan ve rahmet edendir. Hacc görevlerinizi tam olarak yerine getirdikten sonra Allah'ı, önceden atalarınızı andığınız gibi hatta ondan daha fazla anın. İnsanların içinde: 'Ey Rabbimiz! Bize dünyada ver' diyen vardır ki, onun ahirette bir payı yoktur. Onlardan kimi de: 'Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyiliği ahirette de iyiliği ver ve bizi ateşin azabından koru' der. İşte bunların kazandıklarından bir payları vardır. Allah hesabı çabuk görendir. Sayılı günlerde Allah'ı anın. Kim iki günde acele ederse onun için bir günah yoktur. Kim de geriye kalırsa sakındığı takdirde onun için de bir günah yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, hepiniz O'nun huzurunda toplanacaksınız. İnsanlardan öyleleri vardır ki, dünya hayatıyla ilgili sözleri senin hoşuna gider ve kalbinde olana Allah'ı şahit tutar. Gerçekte ise o düşmanların en yamanıdır. Yanından ayrılıp gittiğinde de yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya ekini ve nesli yok etmeye çalışır. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona 'Allah'dan kork' denildiği zaman gururu onu günaha sürükler. Artık ona cehennem yeter. O ne kötü bir yataktır. İnsanlardan öyleleri de vardır ki, canlarını Allah'ın rızasını kazanma yolunda feda ederler. Allah kullarına karşı şefkatlidir. Ey iman edenler! İslam'a tam anlamıyla, her şeyinizle girin ve şeytanın adımlarına uymayın. Şüphesiz o, sizin için açık bir düşmandır. Size açık deliller geldikten sonra ayağınız kayarsa bilin ki Allah yücedir, hikmet sahibidir. Onlar bulut gölgeleri içinde Allah'ın ve meleklerinin gelmesini ve işin bitirilmesini mi gözlüyorlar? İşler şüphesiz Allah'a döndürülür. İsrailoğullarına, nice açık deliller verdiğimizi sor! Kim kendisine geldikten sonra Allah'ın nimetini değiştirirse şüphesiz Allah, cezası pek çetin olandır. İnkar edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Bu yüzden mü'minlerle alay ediyorlar. Oysa takva sahipleri kıyamet gününde onların üstündedirler. Allah dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır. İnsanlar tek bir ümmetti. Sonra Allah müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdi. Onlarla birlikte, insanlar arasında ayrılığa düştükleri konularda hükmetmeleri için hak üzere Kitab indirdi. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlıklarından, kinlerinden dolayı bu (Kitap) hakkında ayrılığa düşenler kendilerine Kitab verilmiş olanlardan başkaları değildir. Allah iman edenleri, kendi izniyle, onların üzerinde ayrılığa düştükleri gerçeğe iletti. Allah dilediğini doğru yola iletir. Yoksa siz, sizden önce geçenlerin başlarına gelenin benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlar öylesine darlık ve sıkıntı içerisine düştüler ki, peygamber ile yanındakiler 'Allah'ın yardımı acaba ne zaman?' diyecek kadar sarsıldılar. Bilin ki, Allah'ın yardımı yakındır. Sana ne sarfedeceklerini soruyorlar. De ki: 'Hayır yolunda sarfedeceğiniz şey anne-babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere ve yolda kalmışadır. Hayır adına her ne işlerseniz şüphesiz Allah onu bilir.' Savaş, hoşunuza gitmemekle birlikte üzerinize farz kılındı. Bir şeyden hoşlanmadığınız halde o sizin iyiliğinize olabilir. Bir şeyi de sevdiğiniz halde o sizin için kötü olabilir. Allah bilir, siz bilemezsiniz. Sana haram aydan, onda savaşmaktan soruyorlar. De ki: 'Onda savaşmak büyük bir günahtır. İnsanları Allah'ın yolundan alıkoymak, onu inkar etmek, Mescid-i Haram'a karşı nankörlük etmek, halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük bir günahtır. Bozgunculuk ise öldürmekten daha fenadır. Onlar eğer güç yetirebilirse sizi dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşmaya devam ederler. Sizden kim dininden döner ve sonra da kâfir olarak ölürse, işte onların yaptıkları işler dünyada da, ahirette de boşa gitmiştir ve işte onlar cehennemliklerdir. Onlar orada sürekli kalıcıdırlar. Şüphesiz iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler; işte onlar, Allah'ın rahmetini umarlar. Allah bağışlayan, rahmet edendir. Sana içki ve kumardan soruyorlar. De ki: 'Onlarda büyük günah ve insanlar için bazı yararlar vardır. Ancak günahları yararlarından daha büyüktür.' Yine sana neyi sarfedeceklerini (infak edeceklerini) soruyorlar. De ki: 'İhtiyaçtan fazlasını.' İşte Allah, olur ki düşünürsünüz diye ayetlerini size böyle açıklamaktadır. Hem dünya ve hem de ahiret üzerinde (düşünesiniz diye)! Sana bir de yetimlerden soruyorlar. De ki: 'Onların durumlarını düzeltmek iyidir. Eğer onları aranıza alırsanız, artık sizin kardeşlerinizdir. Allah bozgunculuk edeni de, düzeltme yapanı da bilir. Allah dileseydi sizin önünüze zorluk çıkarırdı. Şüphesiz Allah yücedir, hikmet sahibidir. Allah'a iman etmedikleri sürece müşrik kadınları nikahlamayın. Şüphesiz mü'min bir cariye, hoşunuza gitse bile müşrik olan bir kadından daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de iman etmedikleri sürece (kızlarınızı) nikahlamayın. Şüphesiz mü'min bir köle, hoşunuza gitse bile müşrik bir adamdan daha hayırlıdır. Onlar ateşe çağırmaktadırlar. Allah ise, kendi izniyle cennete ve bağışlanmaya çağırmakta ve belki, düşünüp öğüt alırlar diye insanlara ayetlerini açıklamaktadır. Sana bir de ay halinden soruyorlar. De ki: 'O bir eziyettir. Ay hali görmekte oldukları sırada kadınlarınızdan uzak durun ve temizleninceye kadar kendilerine yaklaşmayın. Temizlenmelerinden sonra artık Allah'ın size emretmiş olduğu yerden kendilerine varın. Şüphesiz Allah çokça tevbe edenleri sever ve temizlenenleri de sever.' Kadınlarınız sizin tarlalarınızdır. Artık tarlalarınıza istediğiniz gibi varın. Kendiniz için de ileride yararlanacağınız şeyler hazırlayın. Allah'a karşı gelmekten de sakının ve bilin ki siz O'na kavuşacaksınız. Mü'minleri de müjdele. Yeminlerinizi bahane ederek iyilik yapmanız, kötülüklerden sakınmanız ve insanların aralarını düzeltmeniz konusunda Allah'ı engel kılmayın. Allah duyandır, bilendir. Allah dil sürçmesiyle yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz. Ama kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar. Allah bağışlayandır, yumuşak davranandır. Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenlerin dört ay bekleme süreleri vardır. Eğer (bu süre içinde) yeminlerinden dönerlerse bilsinler ki, Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Eğer boşamayı amaçlarlarsa şüphesiz ki, Allah işitendir, bilendir. Boşanmış kadınlar üç ay hali süresi kendilerini gözetirler. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorlarsa Allah'ın, rahimlerinde yarattığını gizlemeleri helal olmaz. Kocaları eğer barışmak isterlerse bu süre içinde onları geri almaya daha çok hak sahibidirler. Onların üzerlerindeki sorumluluğa denk bir şekilde iyilik üzere hakları da vardır. Erkeklerin ise onların üzerinde bir derece farkları vardır. Allah yücedir, hikmet sahibidir. Boşama iki keredir. Artık bundan sonra ya iyilikle tutmak veya güzellikle bırakmak gerekir. Sizin onlara verdiklerinizden bir şeyi geri almanız helal olmaz. Ancak, Allah'ın sınırlarını gözetememekten korkmaları durumu bunun dışındadır. Eğer o ikisinin Allah'ın sınırlarını gözetemeyeceklerinden korkarsanız (bilin ki), kadının kendi hakkının bir kısmından vazgeçmesinde onlar için herhangi bir günah yoktur. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır, onları aşmayın. Kimler Allah'ın sınırlarını aşarlarsa işte onlar zalimlerdir. Eğer (bu iki boşamadan sonra koca eşini) tekrar boşarsa artık o kadın bir başka koca ile nikahlanmadıkça ona helal olmaz. Eğer bu ikinci kocası o kadını boşarsa, Allah'ın sınırlarını gözeteceklerine kanaat getirmeleri durumunda (birinci kocası ile) yeniden evlenmelerinde kendileri için bir sakınca yoktur. Bunlar Allah'ın, bilen bir topluluğa açıkladığı sınırlarıdır. Kadınlarınızı boşadığınızda bekleme sürelerini tamamlarlarsa artık onları ya iyilikle tutun veya iyilikle bırakın. Haklarına tecavüz etmek için kendilerine zarar vermek üzere yanınızda tutmayın. Kim bunu yaparsa kendi nefsine haksızlık etmiş olur. Allah'ın ayetlerini eğlence konusu yapmayın. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve onlarla size öğüt vermek için üzerinize Kitab ve hikmet indirdiğini hatırlayın. Allah'a karşı gelmekten de sakının ve bilin ki Allah her şeyi bilmektedir. Kadınları boşadığınızda bekleme sürelerini tamamlarlarsa, aralarında iyilik üzere anlaşmaları durumunda (kendileriyle evlenmeye niyetlendikleri) eşleriyle nikahlanmalarını engellemeye çalışmayın. Bununla içinizden Allah'a ve ahiret gününe iman edene öğüt verilmektedir. Bu sizin için daha elverişli ve daha temizdir. Allah bilir, siz bilemezsiniz. Anneler de, emzirme süresini tamamlatmak isteyenler için çocuklarını iki tam yıl emzirirler. (Bu süre içinde) uygun bir şekilde onların yiyecek ve giyeceklerini temin etmek de çocuk kendisine ait olan babanın üzerinedir. Hiç kimse gücünün yeteceğinden fazlası ile sorumlu tutulamaz. Anne çocuğundan dolayı zarara sokulmasın; çocuk kendisine ait olan baba da çocuğundan dolayı zarara uğratılmasın. Mirasçının üzerinde de aynı yükümlülük vardır. Eğer (anne ile baba) karşılıklı memnuniyetle ve aralarında danışarak çocuğu sütten kesmek isterlerse bundan dolayı herhangi bir günaha girmiş olmazlar. Çocuklarınızı süt anneye vermek isterseniz, vereceğinizi örfe uygun bir şekilde ödediğiniz takdirde, bunda da sizin için bir sakınca yoktur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görmektedir. Aranızdan arkalarında eşlerini bırakarak ölenlerin karıları, kendi kendilerine, dört ay on gün beklerler. Bekleme sürelerini tamamlamalarından sonra onların kendi haklarında örfe uygun olarak yaptıklarından dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah yaptıklarınızı bilmektedir. Bu kadınlara kendileriyle evlenme arzusunda olduğunuzu sezdirmenizde veya kalplerinizde böyle bir arzu taşımanızda sizin için sakınca yoktur. Allah onları içinizden geçireceğinizi bildi. Güzel bir söz söylemeniz dışında onlarla gizlice sözleşmeyin. Bekleme süresi tamam oluncaya kadar nikah bağını bağlamaya da kalkmayın ve bilin ki Allah sizin içinizden geçenleri bilmektedir. Şu halde O'ndan sakının. Yine bilin ki Allah bağışlayandır, hilim sahibidir. Kendilerine el sürmediğiniz ve mehirlerini belirlemediğiniz kadınları boşamanızdan dolayı üzerinize bir vebal yoktur. Onlara uygun şekilde bir şeyler verin. Durumu iyi olan kendi gücü oranında, darda olan da kendi gücü oranında örfe göre bir şeyler vermeli. Bu, iyilik sahiplerinin üzerine bir yükümlülüktür. Eğer onları mehirlerini belirledikten sonra, henüz kendilerine el sürmeden boşarsanız belirlemiş olduğunuz mehrin yarısını vermeniz gerekir. Ancak kadınlar vazgeçer veya nikah bağı elinde olan erkek tamamını bağışlarsa başka. Bağışlamanız takvaya daha yakındır. Aranızda fazileti unutmayın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızı görür. Namazları ve (özellikle) orta namazı koruyun ve gönülden boyun eğerek Allah'ın huzuruna durun. Eğer korkarsanız yürürken veya binek üzerinde kılın. Güvene kavuştuğunuz zaman, size bilmediklerinizi öğrettiği gibi Allah'ı zikredin. Sizden arkalarında hanımlarını bırakarak ölenler, hanımlarının dışarı çıkarılmaksızın bir yıl boyunca geçimlerini sağlayacak bir varlık vasiyet etsinler. Eğer çıkarlarsa onların kendi haklarında meşru olarak yaptıklarından dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah yücedir, hikmet sahibidir. Boşanan kadınlara da örfe uygun bir geçimlik verilmelidir. Bu takva sahiplerinin üzerine bir yükümlülüktür. Allah size belki akıl edersiniz diye ayetlerini böylece açıklamaktadır. Sayıları binleri bulduğu halde ölüm korkusuyla yurtlarından çıkanları görmedin mi? Allah onlara 'ölün' dedi ve sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler. Allah yolunda savaşın ve bilin ki, Allah duyandır, bilendir. Allah'ın kendisine kat kat fazlasıyla ödemesi karşılığında kim Allah'a güzel bir borç verir! Allah daraltır da, genişletir de! Ve O'na döndürüleceksiniz. Musa'dan sonra İsrailoğullarının ileri gelenlerini görmedin mi? Onlar peygamberlerine: 'Bizim için bir hükümdar gönder de (onun emrinde) Allah yolunda savaşalım' demişlerdi. Peygamber: 'Ya savaş size farz kılınır da savaşmazsanız?' dedi. Onlar: 'Yurtlarımızdan ve çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olan bizler niçin Allah yolunda savaşmayalım ki?' demişlerdi. Üzerlerine savaş farz kılındığında ise çok azı dışında yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. Peygamberleri onlara: 'Allah sizin için hükümdar olarak Talut'u gönderdi' dedi. Onlar: 'Biz hükümdarlığa ondan daha layık olduğumuz ve ona bir mal genişliği de verilmediği halde nasıl bizim üzerimize hükümdar olabilir?' dediler. Peygamberleri: 'Doğrusu Allah onu sizin üzerinize seçti ve onun bilgisini ve bedensel gücünü artırdı. Allah mülkünü dilediğine verir. Allah lütfu geniş olan ve her şeyi bilendir' dedi. Peygamberleri onlara: 'Onun hükümdarlığının belgesi, size, içinde Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesiyle Harun ailesinin geriye bıraktıklarından arta kalanların bulunduğu ve meleklerin taşıdığı Tabut'un gelmesidir. Eğer iman ediyorsanız, bunda sizin için bir delil vardır' dedi. Talut askerlerle yola çıkınca: 'Allah sizi bir ırmakla imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Kim de ondan tatmazsa işte o bendendir. Yalnız eliyle bir avuç avuçlayan müstesnadır' dedi. İçlerinden az bir kısım dışında hepsi ondan içtiler. O (Talut) ve onunla beraber bulunan iman etmiş kişiler ırmağı geçince, bunlar (emri tutmayıp ırmaktan su içenler): 'Bugün bizim Calut'a ve onun askerlerine karşı koyacak gücümüz yok' dediler. Kendilerinin Allah'a kavuşacakları kanaatini taşıyanlar ise: 'Nice az topluluk vardır ki, Allah'ın izniyle, kalabalık topluluğa üstün gelmiştir. Allah da sabredenlerle beraberdir' dediler. Bunlar Calut'un ve askerlerinin karşısına çıktıklarında da: 'Ey Rabbimiz, bize bolca sabır ver, ayaklarımızı sağlam tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!' dediler. Allah'ın izniyle onları yenilgiye uğrattılar ve Davud Calut'u öldürdü. Allah da ona hükümdarlık ve hikmet verdi ve kendisine dilediğinden öğretti. Eğer Allah'ın, insanların bazılarını diğer bazılarıyla savması olmasaydı yeryüzünün düzeni bozulurdu. Ancak Allah alemler üzerinde lütuf sahibidir. Bunlar Allah'ın, sana hak üzere okuduğumuz ayetleridir. Ve hiç şüphe yok ki sen peygamberlerdensin. İşte biz bu peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık. Onların içinde Allah'ın kendileriyle konuştukları vardır. Bazılarını ise derecelerle yükseltmiştir. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kuds ile destekledik. Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler kendilerine açık belgeler geldikten sonra birbirleriyle çarpışmazlardı. Ama onlar ayrılığa düştüler; kimisi iman etti, kimisi de inkar etti. Allah dileseydi onlar birbirleriyle çarpışmazlardı. Ama Allah istediğini yapar. Ey iman edenler! Alış verişin, dostluğun ve şefaatin olmayacağı gün gelmeden önce size rızık olarak verdiklerimizden harcayın. Kâfirler ise zalimlerin ta kendileridirler. Allah, kendinden başka ilah olmayan (ilah)dır. O, sürekli diridir ve yaratıklarını sürekli koruyup gözetendir. Onu ne bir uyuklama ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O'nun katında kendisinin izni olmadan kim şefaat edebilir! O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlar, O'nun ilminden dilediği kadarından fazla bir şeyi kuşatamazlar. O'nun Kürsi'si gökleri ve yeri kaplamıştır. Bunları korumak O'na güç gelmez. O, çok yüce, çok büyüktür. Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim Tağut'u inkar edip Allah'a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur. Onun kopması sözkonusu değildir. Allah duyandır, bilendir. Allah iman edenlerin dostudur; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. İnkar edenlerin dostları ise Tağut'tur; onları aydınlıktan karanlıklara sokarlar. Bunlar cehenneme atılacak olanlardır. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Allah kendisine hükümdarlık verdi diye, İbrahim'le Rabbi hakkında tartışmaya gireni görmedin mi? İbrahim: 'Benim Rabbim dirilten ve öldürendir' dediğinde 'Ben de diriltir ve öldürürüm' demişti. Bunun üzerine İbrahim: 'Allah güneşi doğudan getirir, sen de onu batıdan getir bakalım' deyince o inkar eden şaşırıp kaldı. Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Yahut binalarının çatıları çökmüş ve duvarları üstüne yıkılmış bir kasabadan geçen gibisinden haberin oldu mu? Bu kişi: 'Allah bunu ölümünden sonra nasıl diriltecek?' demişti. Bunun üzerine Allah onu öldürüp yüz yıl sonra diriltti. 'Burada ne kadar kaldın?' dedi. O kişi: 'Bir gün veya bir günden daha kısa bir süre kaldım' cevabını verdi. (Allah da): 'Hayır sen burada yüz yıl kaldın. Yiyecek ve içeceğine bak, hiç bozulmamış. Bir de eşeğine bak. Seni insanlar için bir ibret kılalım diye (bunu yaptık). Şimdi kemiklere bak onları nasıl biraraya getiriyor, sonra da üzerlerine et geçiriyoruz' dedi. Bütün bunlar kendisine apaçık görününce '(Artık) Allah'ın her şeye güç yetirebildiğini biliyorum' dedi. Hani İbrahim de, 'Ey Rabbim! Bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster' demişti. (Allah) 'İnanmadın mı?' dedi. O: 'Hayır, inandım. Ama kalbim tamamen mutmain olsun diye!' dedi. (Allah) 'Şu halde kuşlardan dört tane al. Onları kendine alıştır. Sonra onları parçalayıp her bir dağın üzerine onlardan birer parça koy. Sonra da onları kendine çağır, hızla yanına geleceklerdir. Ve bil ki, Allah yücedir, hikmet sahibidir' dedi. Mallarını Allah yolunda harcayanların örneği, her bir başağında yüz tane olmak üzere yedi başak çıkaran bir taneye benzer. Allah dilediğine kat kat verir. Allah lütfu geniş olandır, bilendir. Mallarını Allah yolunda verip de verdiklerinin arkasından başa kakmayıp eziyette bulunmayanların alacakları karşılık Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. İyi bir söz ve bağışlama arkasından eziyette bulunulan bir sadakadan hayırlıdır. Allah bir şeye ihtiyacı olmayandır, hilim sahibidir. Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyip de malını insanlara gösteriş olsun diye sarfeden kimse gibi başa kakma ve eziyet etmekle sadakalarınızı boşa çıkarmayın. Onun örneği üzerinde bir miktar toprak bulunan ve inen şiddetli bir yağmurun kupkuru bıraktığı taşa benzer. Onlar kazandıklarından bir şey elde edemezler. Allah kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez. Mallarını, Allah'ın rızasını kazanma arzusuyla ve gönüllerindeki inancı kökleştirmek için harcayanların örneği ise bir tepe üstünde bulunan ve üzerine sert bir yağmur yağdığında iki kat ürün veren bahçeye benzer. Yağmur yağmasa bile hafif bir çisinti düşer. Allah işlediklerinizi görmektedir. Sizden kim kendisine yaşlılık geldiği ve güçsüz, zayıf çocuklarının bulunduğu halde, altından ırmaklar akan hurma ve üzüm ağaçları ile dolu, içerisinde her türsü meyvası bulunan bir bahçesi varken, bahçesine içinde ateş olan bir kasırganın isabet etmesini ve onun yanmasını ister? İşte belki düşünürsünüz diye Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır. Ey iman edenler! Kazandıklarınızın temiz olanlarından ve yerden rızık olarak çıkardıklarımızdan (hayır yolunda) harcayın. Kendiniz göz yummadan alamayacağınız çirkin şeyleri vermeye kalkışmayın. Bilin ki Allah'ın bir şeye ihtiyacı yoktur, O övülmeye layık olandır. Şeytan sizi fakirlikle korkutmakta ve size arsızlığı emretmektedir. Allah ise size kendi katından bağışlama ve lütuf vaadetmektedir. Allah lütfu geniş olandır, bilendir. O, hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilirse ona çokça hayır verilmiş olur. Ama sadece akıl sahipleri düşünüp ibret alır. Hayır yolunda yaptığınız her harcamayı adadığınız her adağı Allah bilir. Zalimlerin hiçbir yardımcıları yoktur. Eğer sadakaları açıktan verirseniz bu ne kadar güzeldir! Onları gizli bir şekilde fakirlere verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Allah (onlarla) kötülüklerinizin bir kısmını siler. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Onları hidayete ulaştırmak senin üzerine değildir. Ancak Allah dilediğini hidayete eriştirir. Hayır olarak ne harcarsanız kendiniz içindir. Siz zaten ancak Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak amacıyla harcarsınız. Hayır için ne verirseniz size karşılığı eksiksizce verilir ve siz haksızlığa uğratılmazsınız. Sadakalarınızı kendilerini Allah yoluna adayıp da yeryüzünde dolaşmaya güç yetiremeyen fakirlere verin. Bilmeyen kimse iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. İnsanlardan ısrarla bir şey istemezler. Hayır adına her ne harcarsanız Allah onu bilir. Mallarını gece ve gündüz gizli veya açıktan hayra harcayanlar var ya işte bunların yaptıklarının karşılıkları Allah katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de! Faiz yiyenler, (kabirlerinden) ancak kendisini şeytan çarptığından deliye dönmüş bir adamın kalkışı gibi kalkarlar. Bu durum onların 'alışveriş de faiz gibidir' demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal faizi ise haram kıldı. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faiz yeme işine) son verirse onun geçmişte aldıkları kendinedir. Onun işi ise Allah'a aittir . Kim de yine (faiz almaya) dönerse işte bunlar cehennemliklerdir. Onlar orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Allah faizi yok eder sadakaları ise bereketlendirir. Allah iyice küfre dalan, günahların içine gömülen hiç bir kimseyi sevmez. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı kılan, zekatı veren kimselerin karşılıkları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve eğer mü'minler iseniz faizin geriye kalanlarını bırakın. Eğer bunu yapmazsanız, Allah'a ve peygamberine karşı bir savaş ilan edin. Eğer tevbe ederseniz ana mallarınız sizindir. Böylece haksızlık etmeyeceğiniz gibi haksızlığa da uğratılmamış olursunuz. Eğer (borçlu) darlık içinde olursa bir genişliğe çıkıncaya kadar beklenilir. Eğer bilirseniz alacağınızı bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. Allah'a döndürüleceğiniz, sonra her kişiye kazandığının karşılığının verileceği ve onların bir haksızlığa uğratılmayacakları günden sakının. Ey iman edenler! Belirli bir vakte kadar aranızda borçlandığınızda onu yazın. Aranızda bir katip doğrulukla yazsın. Katip Allah'ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin ve yazsın. Üzerinde hak olan kişi de yazdırsın ve Rabbi olan Allah'dan korksun da üzerindeki haktan bir şeyi eksiltmesin. Eğer üzerinde hak olan kişi aklı ermeyen veya zayıf biri olursa yahut kendisi yazdırmaya güç yetiremezse velisi doğrulukla yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek bulamazsanız şahitliklerini kabul edebileceğiniz bir erkekle iki kadını şahit tutun ki, kadınlardan biri unutacak olursa diğeri ona hatırlatsın. Şahitler de çağrıldıklarında kaçınmasınlar. Küçük de olsa büyük de olsa onu (borcu) vadesiyle yazmaktan çekinmeyin. Bu, Allah katında adalete en uygun, şahitlik bakımından en sağlam ve şüpheye düşmemenize de en elverişli olandır. Aranızda devrededurduğunuz peşin olarak yapılan alışverişler ayrı. Bunları yazmamanızda sizin için bir sakınca yoktur. Alışveriş yaptığınızda şahit tutun. Kat ibe de şahide de bir zarar verilmesin. Eğer böyle bir şey yaparsanız bu sizin açınızdan doğru çizgiden kayma anlamı taşır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah size öğretiyor. Allah her şeyi bilendir. Eğer yolculukta olur da bir katip bulamazsanız o zaman alınan rehin yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kişi üzerindeki emaneti yerine ulaştırsın ve Rabbi olan Allah'a karşı gelmekten sakınsın. Şahitliği de gizlemeyin. Kim gizlerse onun kalbi günahkardır. Allah yaptıklarınızı bilmektedir. Göklerde ve yerde olanlar Allah'ındır. İçinizde olanları açığa vursanız da gizleseniz de Allah onlardan dolayı sizi sorguya çeker. Sonra dilediğini bağışlar dilediğine de azab eder. Allah her şeye güç yetirir. Peygamber kendine Rabbinden indirilene inandı, mü'minler de (buna inandılar). Tümü Allah'a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettiler. 'Biz O'nun peygamberlerinden hiçbirini diğerlerinden ayırmayız.' Yine: 'Duyduk ve itaat ettik. Senin bağışlamanı diliyoruz, ey Rabbimiz; dönüş de sanadır' dediler. Allah hiç kimseye kaldırabileceğinin üstünde bir yük yüklemez. Her canın kazandığı iyilik kendi yararına, işlediği fenalıklar da kendi zararınadır. 'Ey Rabbimiz! Eğer unutur veya yanılırsak bundan dolayı bizi sorguya çekme! Ey Rabbimiz! Bizden öncekilerin üzerine yüklemiş olduğun gibi bizim üzerimize de ağır bir yük yükleme! Ey Rabbimiz! Bizi güç yetiremiyeceğimiz bir şeyle yükümlü tutma! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize rahmet et! Sen bizim mevlamızsın (yar ve yardımcımızsın) kâfirler topluluğuna karşı bize yardımcı ol!' Elif. Lam. Mim Allah, kendinden başka ilah olmayan (ilah)dır. O, sürekli diridir ve yaratıklarını sürekli koruyup gözetendir. Sana hak üzere kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak Kitab'ı indirdi. Tevrat ile İncil'i de O indirmişti. O ikisini daha önce, insanlara bir hidayet rehberi olarak indirmişti. Yine O, doğruyu yanlıştan ayırıcı Kitab'ı (Furkan'ı) indirdi. Şüphesiz Allah'ın ayetlerini inkar edenler için şiddetli bir azap vardır. Allah yücedir, öç alıcıdır. Allah'a yeryüzünde de, gökte de hiç bir şey gizli kalmaz. Sizi ana rahimlerinde istediği gibi şekillendiren O'dur. Yüce ve hikmet sahibi olan o Allah'tan başka ilah yoktur. Sana Kitab'ı indiren O'dur. Ondaki bir kısım ayetler Kitab'ın temelini oluşturan kesin anlamlı ayetlerdir. Diğerleri ise müteşabih (birden fazla anlama gelebilen) ayetlerdir. Kalplerinde bir eğrilik bulunanlar, bozgunculuk yapmak ve kendilerine göre yorumlamak amacıyla müteşabih olan ayetlerin üzerine düşerler. Onların yorumunu (tam ve doğru olarak) Allah'tan başka kimse bilemez. İlimde derinleşmiş olanlar ise 'Bunlara iman ettik. Hepsi Rabbimizin katındandır' derler. Şu var ki, akıl sahiplerinin dışındakiler bunlardan ibret almazlar. 'Ey Rabbimiz bizi hidayete eriştirdikten sonra kalplerimizi saptırma ve bize kendi katından bir rahmet ver. Şüphesiz ki, sen pek çok ihsan sahibi olansın.' 'Ey Rabbimiz! Muhakkak sen insanları, geleceğinde şüphe olmayan bir günde biraraya getireceksin. Şüphe yok ki, Allah verdiği sözden dönmez.' Kâfirlerin malları ve çocukları Allah'a (Allah katından gelecek azaba) karşı kendilerine bir şey sağlamayacaktır. İşte bunlar ateşin yakıtlarıdır. Tıpkı Firavun ailesi ve onlardan önce geçmiş olanlar gibi ki, onlar bizim ayetlerimizi inkar ettiler; Allah da günahlarından dolayı onları yakaladı. Allah cezası çok şiddetli olandır. İnkar edenlere de ki: 'Siz yenileceksiniz ve topluca cehenneme sürüleceksiniz. Orası ne kötü bir yataktır.' Birbirleriyle karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için ibret vardır. Bir topluluk Allah yolunda çarpışmaktaydı, diğer topluluk ise kâfirdi. Allah yolunda çarpışanlar ötekileri gözleriyle açıkça kendilerinin iki katı olarak görüyorlardı. Allah dilediğini kendi yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda görebilenler için ibret vardır. Kadınlara, oğullara, tartılarca yığılmış altın ve gümüşe, nişanlı atlara, hayvanlara ve ekinlere yönelik tutkudan ileri gelen sevgi insanlara çekici gösterilmiştir. Bunlar dünya hayatının geçimlikleridir. Varılacak yerlerin güzel olanı ise Allah katındadır. De ki: 'Size bundan daha hayırlı olanını bildireyim mi? Fenalıklardan sakınanlar için Rableri katında altından ırmaklar akan ve içerisinde sürekli kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah'ın rızası vardır. Allah, kulları görmektedir.' Bunlar: 'Ey Rabbimiz! Biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru' diyenlerdir. Onlar sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, iyilik için harcamada bulunan ve seher vakitlerinde Allah'tan bağışlanma dileyen kimselerdir. Allah kendinden başka ilah olmadığına şahitlik etti; melekler ve ilim sahipleri de adalet üzere hareket ederek Allah'tan başka ilah olmadığına şahitlik ettiler. Yüce ve hikmet sahibi olan Allah'tan başka ilah yoktur. Allah katında din İslam'dır. Kendilerine Kitab verilmiş olanlar kendilerine ilim geldikten sonra sırf aralarındaki kıskançlık ve kinden dolayı ayrılığa düştüler. Kim Allah'ın ayetlerini inkar ederse (bilsin ki) Allah hesabı çabuk görendir. Eğer seninle tartışmaya girerlerse: 'Ben bana uyanlarla birlikte kendimi Allah'a teslim ettim' de. Kendilerine Kitab verilmiş olanlara ve din adına bir şey bilmeyenlere (müşriklere) de: 'Teslim oldunuz mu?' diye sor. Eğer teslim olurlarsa doğru yola girmiş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse sana düşen sadece tebliğdir Allah kulları görmektedir. Allah'ın ayetlerini inkar eden, peygamberleri haksız yere öldüren ve insanlardan adaletle emredenleri öldürenler var ya, onları acıklı bir azapla müjdele. İşte bunlar dünya ve ahirette işleri boşa çıkan kimselerdir. Bunların yardımcıları da yoktur. Kendilerine Kitab'dan bir pay verilenleri görmedin mi! Aralarında hüküm vermesi üzere Allah'ın Kitab'ına çağrılıyorlar, sonra içlerinden bir topluluk yüz çeviriyor. Onlar zaten sürekli yüz çeviricidirler. Bu, onların: 'Ateş bize sayılı günlerin dışında dokunmayacaktır' demeleri yüzündendir. Uydurmakta oldukları şeyler onlar dinleri hakkında yanılgıya düşürdü. Geleceğinde şüphe olmayan günde onları bir araya getirdiğimiz ve hiç kimse haksızlığa uğratılmaksızın herkesin kazandığının karşılığı kendisine eksiksiz olarak verildiği zaman nasıl olacak! De ki: 'Ey mülkün sahibi olan Allah'ım! Sen mülkü dilediğine verirsin ve dilediğinden de mülkü alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini alçaltırsın. İyilik senin elindedir. Sen her şeye güç yetirirsin.' 'Geceyi gündüzün gündüzü de gecenin içine sokarsın. Ölüden diri diriden de ölü çıkarırsın. Dilediğini de hesapsız bir şekilde rızıklandırırsın.' Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri kendilerine dost edinmesinler. Kim bunu yaparsa Allah'la bir ilişiği kalmamış olur. Ancak onlardan kendinizi korumak gayesiyle sakınmanız müstesnadır. Allah size kendi zatından korkmanızı emrediyor. Dönüş Allah'adır. De ki: 'Göğüslerinizde olanı gizleseniz de, açığa vursanız da, Allah onu bilir. O, göklerde ve yerde olanları da bilir. Allah her şeye güç yetirendir.' O gün her kişi iyilik adına işlediği her şeyi karşısında bulacaktır. Kötülük adına ne işlediğini de! Kendisiyle bunlar arasında uzun bir mesafenin bulunmasını ister. Allah size kendi zatından sakınmanızı emrediyor. Allah kullarına karşı şefkatlidir. De ki: 'Eğer Allah'ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.' De ki: 'Allah'a ve peygambere itaat edin.' Eğer yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah kâfirleri sevmez. Allah, Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip alemlere üstün kıldı. Bunlar birbirlerinin soylarından gelen bir nesildir. Allah duyandır, bilendir. Hani İmran'ın hanımı: 'Ey Rabbim! Karnımda olanı dünya meşguliyetlerinden uzak olarak sana adadım. Onu benden kabul eyle. Şüphesiz sen duyansın, bilensin' demişti. Doğurduğu zaman, Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilmekle birlikte, 'Ey Rabbim! Onu kız doğurdum. Kız oğlan gibi değildir. Ben ona Meryem adını koydum. Onu ve onun soyunu kovulmuş olan şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum' dedi. Rabbi onu güzel bir kabulle kabul etti; güzel bir şekilde yetiştirip büyüttü ve onun bakımını Zekeriyya'nın yükümlülüğüne verdi. Zekeriyya ne zaman onun bulunduğu mabede girse yanında yiyecek bulurdu. 'Ey Meryem! Bu sana nereden geliyor?' derdi. O da: 'Allah'ın katındandır. Şüphesiz Allah dilediğine hesapsız rızık verir' derdi. Orada Zekeriyya Rabbine dua etti. 'Ey Rabbim! Bana kendi katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işiticisin' dedi. Onun mihrabda namaz kılmakta olduğu sırada melekler kendisine, 'Allah sana, Allah katından olan Kelime'yi doğrulayıcı, efendi, kendine hakim ve salihlerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdelemektedir' diye seslendiler. (Zekeriyya) 'Ey Rabbim! Ben iyice yaşlanmış biri ve hanımım da kısırken benim nasıl bir oğlum olur?' dedi. (Allah) 'Allah işte böyle dilediğini yapar' dedi. (Zekeriyya) 'Ey Rabbim! Bana bir emare göster!' dedi. (Allah) 'Senin emaren üç gün süreyle insanlarla işaretle anlaşmak dışında hiç konuşamamandır. Rabbini çokca an; gece ve sabahın erken vakitlerinde tesbih et' dedi. Hani melekler şöyle seslenmişlerdi: 'Ey Meryem! Allah seni seçti, temizledi ve dünyaların kadınlarına üstün kıldı.' 'Ey Meryem! Rabbine gönülden itaatte bulun, secde et ve rüku edenlerle birlikte rüku eyle.' Bunlar sana vahyetmekte olduğumuz gayb haberlerindendir. Meryem'i kimin sorumluluğuna alacağını belirlemek için kalemlerini attıkları sırada sen yanlarında değildin. Aralarında tartıştıkları zaman da sen yanlarında değildin. Hani melekler şöyle söylemişlerdi: 'Ey Meryem! Allah seni kendi katından, adı Meryem oğlu İsa Mesih olacak bir 'Kelime' ile müjdelemektedir. O dünyada da, ahirette de üstün şerefe sahip ve Allah'a yakın kimselerden olacaktır.' 'İnsanlarla beşikte iken de yetişkinlik çağında da konuşacaktır ve salihlerden olacaktır.' (Meryem) 'Ey Rabbim! Bana bir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?' dedi. (Allah) 'Allah, işte böyle dilediğini yaratır. Bir şeye hükmettiği zaman ona 'ol' der, o da oluverir' dedi. '(Allah) ona Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek.' 'İsrailoğulları'na bir peygamber olarak gönderilerek onlara şöyle diyecektir: 'Ben size Rabbinizin katından bir mucizeyle geldim. Size çamurdan kuş görüntüsünde bir şey yapar sonra içine üflerim ve Allah'ın izniyle kuş olur. Yine anadan doğma körleri ve alacalıları iyileştiririm ve Allah'ın izniyle, ölüleri diriltirim. Size yediklerinizi ve evlerinizde biriktirdiklerinizi bildiririm. Eğer siz gerçekten iman etmiş kimselerseniz bunlarda sizin için kesin mucize vardır.' 'Benden önce gönderilmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak ve daha önce size haram kılınmış olanların bazılarını helal kılmak üzere gönderildim. Size Rabbinizden bir mucizeyle geldim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin.' 'Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin. İşte bu, doğru olan yoldur.' İsa, onların inkarcılığa yöneldiklerini sezince 'Allah'a giden yolda benim yardımcılarım kimlerdir?' dedi. Havariler: 'Biz Allah'ın yardımcılarıyız. Allah'a iman ettik. Bizim Müslüman kimseler olduğumuza şahid ol' dediler. 'Ey Rabbimiz! Biz senin indirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk. Bizi şahitlerle birlikte yaz!' Onlar (İsrailoğulları) bir tuzak kurdular ve buna karşılık Allah da bir tuzak kurdu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Hani Allah şöyle demişti: 'Ey İsa! Ben seni eceline erdireceğim, kendime yükselteceğim ve seni inkarcılardan temizleyeceğim. Sana uyanları da kıyamet gününe kadar inkarcıların üstünde tutacağım. Sonra dönüşünüz banadır. Üzerinde ayrılığa düştüğünüz hususlarda aranızda ben hüküm veririm.' 'İnkar edenlere ise dünyada da, ahirette de şiddetli bir şekilde azab ederim. Onların yardımcıları da olmaz.' Ancak iman edip de salih ameller işleyenlere (Allah) yaptıklarının karşılıklarını eksiksiz olarak verir. Allah zalimleri sevmez. Bizim sana okuduğumuz bu şeyler ayetlerden ve hikmetli zikir (Kur'an-ı Kerim)'dendir. Allah katında İsa'nın örneği Adem'in örneği gibidir. Allah onu topraktan yarattı. Sonra da sonra 'ol' dedi, o da oluverdi. Gerçek Rabbin tarafından gelendir. Artık sakın tereddüde düşenlerden olma. Kim sana gelen ilimden sonra bu konuda seninle tartışmaya girerse de ki: 'Gelin, bizim çocuklarımızı da sizin çocuklarınızı da, bizim hanımlarımızı da sizin hanımlarınızı da kendimizi de çağıralım ve sonra lanetle dua ederek, Allah'ın lanetinin yalancıların üzerine olmasını dileyelim.' Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek şeylerdir. Allah'tan başka da ilah yoktur. Şüphesiz ki Allah azizdir, hakimdir. Eğer yüz çevirirlerse Allah şüphesiz bozguncuları bilir. De ki: 'Ey kitap ehli! Aramızda eşit olan bir söze gelin: Allah'tan başkasına kulluk etmeyelim, O'na hiçbir şeyi eş koşmayalım ve Allah'ı bırakıp birbirlerimizi Rabb edinmeyelim.' Eğer yüz çevirirlerse: 'Şahit olun ki, biz Müslümanlarız' deyin. Ey kitap ehli! İbrahim hakkında niçin tartışmaya giriyorsunuz ki? Tevrat da İncil de ondan sonra indirilmiştir. Akıl etmiyor musunuz! Siz şu (akıl edemeyen) kimseler! Diyelim ki, hakkında bilgi sahibi olduğunuz bir hususta tartışmaya girdiniz. Hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir hususta niçin tartışıyorsunuz! Allah bilir, siz ise bilemezsiniz. İbrahim ne bir yahudi ne de bir hıristiyandı. Ancak o dosdoğru çizgideki bir Müslümandı. O, müşriklerden de değildi. Şüphesiz insanların İbrahim'e en yakın olanları ona uyanlar, bu peygamber ve iman edenlerdir. Allah da iman edenlerin dostudur. Kitap ehlinden bir topluluk sizi saptırmayı arzuladı. Oysa onlar sadece kendilerini saptırıyorlar da bunun farkında değiller. Ey kitap ehli! Göre göre Allah'ın ayetlerini niçin inkar ediyorsunuz! Ey kitap ehli! Niçin hakkı batıla karıştırıyorsunuz ve bile bile hakkı gizliyorsunuz? Kitap ehlinden bir topluluk dedi ki: 'İman edenlere indirilen şeylere günün başında inanın ve sonunda inkar edin; belki dönerler.' 'Sizin dininize uyandan başkasına inanmayın.' De ki: 'Gerçek hidayet Allah'ın hidayetidir. Bir kimseye size verilmiş olanın benzerinin verilmesinden dolayı ve onların Rabbinizin katında aleyhinize deliller getireceği endişesiyle mi (böyle yollara başvurma gereği duyuyorsunuz)!' De ki: 'Lütuf Allah'ın elindedir. Onu dilediğine verir. Allah geniş lütfu olandır ve ilim sahibidir.' Rahmetini dilediğine özel kılar. Allah büyük lütuf sahibidir. Kitap ehlinden öylesi vardır ki, kendisine bir kantar mal emanet etsen, onu sana geri verir. Ama öylesi de vardır ki, kendisine bir dinar emanet etsen başına dikilip durmadığın sürece onu sana geri vermez. Bu onların: 'Bilgisizlere karşı bizim üzerimizde bir sorumluluk yoktur' demelerinden dolayıdır. Onlar bile bile Allah hakkında yalan söylemektedirler. Aksine, kim ahdine tam olarak uyar ve fenalıktan sakınırsa şüphesiz Allah fenalıktan sakınanları sever. Allah'a vermiş oldukları ahidleri ve yeminlerini az bir değere satanlar var ya, onların ahirette bir nasipleri yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmaz, onlara bakmaz ve kendilerini temize çıkarmaz. Onlar için acıklı bir azap vardır. Onlardan bir topluluk da, Kitap'tan olmayan bir şeyi Kitap'tan sanmanız için, Kitab üzerinde dillerini eğip bükerler ve 'Bu Allah katındandır' derler. Oysa o Allah katından değildir. Onlar bile bile Allah hakkında yalan söylemektedirler. Allah bir insana Kitab'ı, hükmü ve peygamberliği verdikten sonra onun insanlara: 'Allah'ı bırakıp da bana kul olun' demesi sözkonusu olamaz. Ancak o: 'Öğrettiğiniz Kitap gereğince ve kendiniz de incelediğiniz üzere gönülden Rabbe kullar olun' der. Onun melekleri ve peygamberleri kendinize Rabb edinmenizi emretmesi de sözkonusu olamaz. Siz Müslüman olduktan sonra o size küfrü emreder mi? Allah, peygamberlerden: 'Ben size Kitap ve hikmet verdim. Daha sonra sizin yanınızda olanı doğrulayıcı bir peygamber geldiğinde ona kesin olarak inanacak ve kendisine yardımda bulunacaksınız' diye söz almıştı. 'Bunu kabul edip bu husustaki ağır yükümü üzerinize aldınız mı?' dedi. Onlar da: 'Kabul ettik' dediler. (Allah da): 'Öyleyse şahid olun, ben de sizinle birlikte şahitlerdenim' dedi. Artık bundan sonra kimler yüz çevirirlerse onlar fasıklardır. Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arzuluyorlar! Oysa göklerde ve yerde kim varsa ister istemez O'na teslim olmuştur ve O'na dündürüleceklerdir. De ki: 'Biz Allah'a, bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a ve onların evlatlarına indirilene; Musa'ya, İsa'ya ve (diğer) peygamberlere Rableri tarafından verilenlere iman ettik. Onların hiçbiri arasında bir ayrım yapmayız. Ve biz O'na (Allah'a) teslim olmuş kimseleriz.' Kim İslam'dan başka bir dine yönelirse onun dini kabul edilmeyecektir. O ahirette de hüsrana uğrayanlardan olacaktır. İmanlarından, Peygamberin hak olduğuna şahit olduktan ve kendilerine açık deliller geldikten sonra küfre düşen bir topluluğu Allah nasıl doğru yola eriştirir! Allah zalim kavmi doğru yola eriştirmez. İşte onların cezaları Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lanetlerinin üzerlerine olmasıdır. Onlar orada (lanette) sonsuza kadar kalıcıdırlar. Üzerlerinden azap hafifletilmez ve kendilerine bakılmaz. Ancak bundan sonra tevbe edip durumlarını düzeltenler müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. İmanlarından sonra küfre düşüp sonra da küfürlerini artıranlar var ya işte bunların tevbeleri kabul edilmeyecektir. Ve işte bunlar sapıkların kendileridirler. İnkar edip kâfir olarak ölenlerin hiç birinden bütün yeryüzü dolusunca altın fidye verseler bile kabul edilmeyecektir. Onlar için acıklı bir azap vardır ve onların yardımcıları da yoktur. Sevdiklerinizden (Allah yolunda) harcamadıkça iyiliğe erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir. Tevrat indirilmeden önce İsrail'in kendine haram kıldıklarının dışındaki bütün yiyecekler İsrailoğullarına helaldi. De ki: 'Eğer doğru sözlü iseniz getirin Tevrat'ı da okuyun.' Artık bundan sonra kim Allah hakkında yalan uydurursa işte onlar zalimlerdir. De ki: 'Allah doğru söyledi. Öyleyse siz de dosdoğru olarak İbrahim'in dinine uyun. O müşriklerden değildi.' İnsanlar için (mabed olarak) kurulan ilk ev Mekke'deki, mübarek ve bütün insanlar için doğru yola yöneltici işaret olan evdir. Orada apaçık işaretler, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse güvende olur. Oraya ulaşmaya yol bulabilenin Ev'i haccetmesi Allah'ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim de inkar ederse Allah'ın alemlerden bir şeye ihtiyacı yoktur. De ki: 'Ey kitap ehli! Allah sizin yaptıklarınıza şahitken Allah'ın ayetlerini neden inkar ediyorsunuz?' De ki: 'Ey kitap ehli! Hak olduğunu gördüğünüz halde neden onda bir eğrilik göstermeye yeltenerek mü'minleri Allah yolundan çevirmeye çabalıyorsunuz. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.' Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden bir topluluğa uyarsanız sizi iman etmenizden sonra kâfirliğe döndürürler. Size Allah'ın ayetleri okunduğu halde ve içinizde O'nun peygamberi varken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'a tutunursa dosdoğru yola iletilmiş olur. Ey iman edenler! Allah'tan gereği gibi sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün. Hep birlikte Allah'ın ipine sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah'ın size olan nimetini anın. Hani siz birbirinize düşmandınız Allah gönüllerinizi birbirine yaklaştırdı da O'nun nimetiyle kardeşler oldunuz. Bir ateş çukurunun kenarında idiniz Allah sizi oradan kurtardı. Doğru yola erişmeniz için Allah size ayetlerini böyle açıklıyor. İçinizde hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten alıkoyan bir topluluk bulunsun. İşte bunlar kurtuluşa erenlerdir. Kendilerine açık belgeler geldikten sonra dağılan ve ayrılığa düşenler gibi olmayın. Onlar için büyük bir azap vardır. (Bu azap) bazı yüzlerin ağaracağı bazı yüzlerin ise kararacağı gündedir. Yüzleri kararanlara (şöyle denilir): 'Siz imanınızdan sonra inkar mı ettiniz; öyleyse inkar etmenize karşılık olarak azabı tadın.' Yüzleri ağaranlar ise Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. Bunlar Allah'ın, sana hak üzere okuduğumuz ayetleridir. Allah alemler için zulüm istemez. Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. İşler de Allah'a döndürülür. Siz, insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz; iyiliği emreder kötülükten alıkoyarsınız ve Allah'a iman edersiniz. Eğer kitap ehli de iman etmiş olsaydı şüphesiz kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler vardır ancak çoğunluğu fasıktırlar. Size rahatsızlık vermekten başka bir zarar dokunduramazlar. Sizinle çarpışacak olsalar arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra bir yerden yardım da göremezler. Onlardan, Allah'ın ipine sarılanlar ve insanların ipine yapışanlar dışında kalanlara nerede bulunurlarsa bulunsunlar alçaklık damgası vurulmuştur. Onlar Allah'ın gazabını haketmişlerdir ve kendilerine miskinlik damgası da vurulmuştur. Onlar bunu Allah'ın ayetlerini inkâr ettikleri ve haksız yere peygamberleri öldürdükleri için hak ettiler. Karşı geldikleri ve taşkınlık ettikleri için bunu hak ettiler. Hepsi bir değildir. Kitap ehlinden gecenin geç vakitlerinde ibadete kalkıp Allah'ın ayetlerini okuyan ve secdeye kapanan bir topluluk vardır. Onlar Allah'a ve ahiret gününe iman ederler, iyiliği emreder, kötülükten alıkoyarlar ve hayır işlerinde yarışırlar. İşte bunlar salihlerdendirler. İyilik adına yaptıkları hiç bir şey karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah takva sahiplerini bilir. İnkar edenlerin malları ve çocukları Allah katında onlara bir şey kazandırmayacaktır. Onlar ateşe atılacak olanlardırlar. Orada sonsuza kadar kalacaklardır. Onların bu dünya hayatında yaptıkları harcamaların durumu kendi kendilerine zulmetmiş bir topluluğun ekinine isabet ederek onu tamamen mahveden dondurucu bir rüzgara benzer. Allah onlara haksızlık etmedi; ancak onlar kendi kendilerine haksızlık etmektedirler. Ey iman edenler! Kendinizden olmayanı sırdaş edinmeyin. Onlar aranızda fesat çıkarmaktan geri durmazlar. Size sıkıntı verecek şeylerden hoşlanırlar. Kinleri ağızlarından taşmaktadır. Kalplerinin gizlediğiyse daha büyüktür. Eğer akıl ediyorsanız size ayetleri açıkladık. İşte siz böyle kimselersiniz: Onlar sizi sevmezken siz onları seviyorsunuz ve Kitab'ın tümüne inanıyorsunuz. Sizinle karşılaştıkları zaman 'iman ettik' derler. Yalnız kaldıklarında ise size karşı olan öfkelerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. De ki: 'Öfkenizden ölün. Şüphesiz Allah kalplerde olanı bilmektedir.' Size bir iyilik ulaşırsa onları huzursuz eder. Ama size bir kötülük dokunduğunda bundan dolayı rahatlarlar. Eğer sabreder ve sakınırsanız onların oyunlarının size bir zararı dokunmaz. Allah onların yapmakta olduklarını (ilmiyle) kuşatmıştır. Hani sen, mü'minleri çarpışma yerlerine yerleştirmek üzere erkenden ailenin yanından ayrılmıştın. Allah işiten ve bilendir. Hani, Allah kendilerinin dostu olduğu halde sizden iki grup geri çekilmeyi düşünmüştü. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler. Şüphesiz Bedir'de siz güçsüz durumda iken Allah sizi zafere ulaştırdı. Allah'a karşı gelmekten sakının ki şükretmiş olasınız. Hani mü'minlere 'Allah'ın sizi indirilen üç bin melekle desteklemesi size yetmez mi?' diyordun. Evet, eğer sabreder ve sakınırsanız ve onlar da ansızın üzerinize gelirlerse Allah size böyle beş bin nişanlı melekle yardım gönderir. Allah bunu size sadece bir müjde olsun ve gönülleriniz bununla rahata kavuşsun diye yapmıştır. Yardım ancak yüce ve hakim olan Allah katındandır. İnkar edenlerden bir tarafı kesmek yahut bozguna uğratıp eli boş bir halde geri dönmelerini sağlamak için (Allah yardım ulaştırır). Senin elinde bir şey yoktur. Allah dilerse onların tevbelerini kabul eder dilerse de zalim olmalarından dolayı kendilerine azab eder. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Kâfirler için hazırlanmış olan ateşten sakının. Allah'a ve peygambere itaat edin ki, size merhamet edilsin. Rabbinizin mağfiretine ve genişliği göklerle yer kadar olan cennete koşuşun. Bu cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için hazırlanmıştır. Onlar bollukta ve darlıkta hayır için harcar, öfkelerini tutar ve insanları bağışlarlar. Allah da iyilikte bulunanları sever. Onlar bir fenalık yaptıklarında yahut kendi kendilerine haksızlık ettiklerinde Allah'ı anar ve günahlarının bağışlanmasını dilerler. Günahları Allah'tan başka kim bağışlar? Onlar işlediklerinde bile bile ısrar etmezler. Onların mükafatları Rableri tarafından bağışlanmak ve içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerdir. Çalışanların mükafatları ne güzeldir! Sizden önce değişik düzenler gelip geçti. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonları nasıl olmuş bir bakın. Bu, insanlar için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir delil ve Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için bir öğüttür. Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer iman etmiş iseniz en üstün sizsiniz. Size bir yara dokunduysa karşı topluluğa da benzer bir yara dokundu. Allah'ın gerçekten iman etmiş olanları ortaya çıkarması ve aranızdan şehidler edinmesi için bu günleri böyle aranızda döndürürüz. Allah zalimleri sevmez. Bu aynı zamanda, Allah'ın mü'minleri arındırması ve kâfirleri helak etmesi içindir. Yoksa siz Allah içinizden cihad edenleri ortaya çıkarmadan ve yine sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız! Siz ona kavuşmadan önce ölümü arzuluyordunuz. İşte onu gördünüz; ama öyle bakıp duruyordunuz. Muhammed sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Eğer o ölür veya öldürülürse ökçelerinizin üzerine geriye mi döneceksiniz? Kim ökçelerinin üzerine geriye dönerse Allah'a bir zarar dokunduramaz. Allah şükredenlerin karşılıklarını verecektir. Hiçbir can, Allah'ın izni olmadan ölmez. O, belirlenmiş bir ecele göredir. Kim dünyanın yararını isterse ona ondan veririz; kim de ahiretin yararını isterse ona da ondan veririz. Şükredenlerin karşılıklarını vereceğiz. Nice peygamberle birlikte kendilerini Rabbin yoluna adamış insanlar çarpıştılar. Onlar Allah yolunda başlarına gelenden dolayı gevşemediler, zayıflığa düşmediler ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever. Onların sözleri ancak: 'Ey Rabbimiz! Günahlarımızı ve işimizdeki aşırılıklarımızı bağışla, ayaklarımızı sağlam tut ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!' demek olmuştur. Allah da onlara hem dünya karşılığını hem de ahiret karşılığının güzel olanını verdi. Allah iyilik edenleri sever. Ey iman edenler! Eğer inkar edenlerin sözlerine uyarsanız sizi ökçelerinizin üzerine geri çevirirler de hüsrana uğrayanlardan olursunuz. Aksine sizin dostunuz Allah'tır. O yardımcıların en hayırlısıdır. Allah'a, hakkında hiçbir delil indirmiş olmadığı şeyi ortak koşmalarından dolayı inkarcıların kalplerine korku sokacağız. Onların barınakları da ateştir. Zalimlerin varacakları yer ne kadar kötüdür! Şüphesiz Allah size vaadettiğini yerine getirdi. Allah'ın izniyle onları kırıp geçiriyordunuz. Ancak (Allah) sevdiğiniz şeyi size gösterince gevşediniz, yapılması gerekende tartışmaya girdiniz ve karşı geldiniz. Sizden kimisi dünyayı, kimisi de ahireti istiyor. Daha sonra (Allah) sizi denemek için onlardan çevirdi (yenilgiye uğrattı). Şüphesiz O sizi bağışladı. Allah mü'minler için lütuf sahibidir. Hani peygamber arkanızdan çağırırken siz kimseye bakmadan kaçarak uzaklaşıyordunuz. Bu arada, kaçırdıklarınıza ve başınıza gelenlere üzülmeyesiniz diye Allah sizi kederden kedere uğrattı. Allah yaptıklarınızı bilmektedir. Sonra kederin ardından üzerinize bir güven, içinizden bir kısmınızı bürüyen bir uyuklama indirdi. Bir grup da canlarının derdine düşmüşlerdi; cahiliye zannıyla, Allah hakkında, haksız düşüncelere kapılmaya başladılar. Bunlar: 'Bu işten bize bir şey var mı?' diyorlardı. De ki: 'İş (buyruk) tamamiyle Allah'a aittir.' Onlar sana açıklamadıklarını kalplerinde gizliyorlar. 'Bu işten bize bir şey olsaydı burada öldürülmezdik' diyorlar. De ki: 'Eğer evlerinizde olsaydınız, haklarında öldürülme hükmü yazılmış olanlar yine mutlaka düşecekleri yerlere varırlardı.' Allah kalplerinizde olanı imtihan etmek gönüllerinizi arındırmak için (bu durumlarla sizi karşılaştırıyor). Allah kalplerde olanı bilir. İki topluluğun karşılaştığı gün şeytan, işlemiş oldukları bazı şeyler dolayısıyla sizden yüz çevirenlerin ayaklarını kaydırmak istemişti. Şüphesiz Allah onları bağışlamıştır. Allah çok bağışlayıcı, çok hilim sahibidir. Ey iman edenler! Kardeşleri yola çıktıklarında veya savaşa katıldıklarında onlar hakkında: 'Bizim yanımızda olsalardı ölmezler ve öldürülmezlerdi' diyen inkarcılar gibi olmayın. Allah bunu onların kalplerine bir hasret olarak yerleştirdi. Dirilten de öldüren de Allah'tır. Allah yaptıklarınızı görmektedir. Eğer Allah yolunda öldürülürseniz veya ölürseniz, Allah'ın size lütfedeceği mağfiret ve rahmet onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır. Andolsun, ölseniz de öldürülseniz de muhakkak ki Allah'ın huzurunda toplanacaksınız. Allah'tan olan bir rahmet sebebiyle onlara yumuşak davrandın. Eğer katı kalpli, kaba birisi olsaydın muhakkak etrafından dağılırlardı. Onları affet, kendileri için bağış dile ve işlerde onlarla görüş alışverişinde bulun. Bir şeye kesin karar verdiğin zaman da Allah'a güven. Allah (kendisine) güvenenleri sever. Eğer Allah size yardım ederse artık kimse size üstün çıkamaz. Eğer sizi yardımsız, kendi halinize bırakırsa o zaman O'ndan başka size kim yardım edebilir? Şu halde mü'minler yalnız Allah'a güvensinler. Bir peygamberin hıyanet etmesi sözkonusu olamaz. Kim hıyanet ederse kıyamet günü aşırdığı şeyi getirir. Sonra kimseye haksızlık edilmeksizin her cana kazandığının karşılığı tam olarak verilir. Allah'ın rızasına uyan kimse, Allah'tan bir gazaba uğramış ve varacağı yer de cehennem olan kimseyle bir olur mu? Orası ne kötü bir varış yeridir. Onlar Allah katında derece derecedirler. Allah onların yaptıklarını görmektedir. Allah, mü'minlere içlerinden, kendilerine ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle lütufta bulunmuştur. Oysa daha önce açık bir sapıklık içinde idiler. Siz (karşı tarafa) iki katını dokundurmuşken başınıza bir musibet geldiğinde: 'Bu da nereden geldi?' mi diyorsunuz? De ki: 'O, kendi tarafınızdandır.' Şüphesiz Allah'ın her şeye gücü yeter. İki topluluğun karşı karşıya geldiği gün başınıza gelenler Allah'ın izniyle ve gerçek iman sahiplerini ortaya çıkarmak içindi. Ve yine münafıkları ortaya çıkarmak içindi. Onlara: 'Gelin Allah yolunda savaşın veya savunmada bulunun' denildiğinde: 'Çarpışmayı bilseydik muhakkak size uyardık' cevabını verdiler. O gün onlar imandan çok küfre yakındılar. Kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlar. Allah onların gizlediklerini daha iyi bilir. Onlar kendileri oturup kaldıkları halde kardeşleri hakkında: 'Eğer bizim sözümüzü tutsalardı öldürülmezlerdi' diyenlerdir. De ki: 'Eğer doğru sözlü iseniz ölümü kendinizden savın bakalım!.' Allah yolunda öldürülenleri ölüler sanmayın. Aksine onlar diri olup Rableri katında rızıklandırılmaktadırlar. Allah'ın lütfundan kendilerine vermiş olduklarıyla sevinç içindedirler ve arkalarından henüz onlara kavuşmamış olanları, kendilerine bir korku olmayacağını ve üzülmeyeceklerini üzere müjdelerler. Allah'tan olan bir nimet, lütuf ve Allah'ın mü'minlerin ecirlerini zayi etmeyeceği müjdesiyle sevinirler. Kendilerine yara dokunduktan sonra Allah'ın ve Peygamberin çağrısına icabet edenlere, (özellikle) içlerinden iyilikte bulunan ve kötülüklerden sakınanlara büyük ecir vardır. Onlar ki, bazı kimseler kendilerine: 'İnsanlar size karşı toplandılar, onlardan korkun' dediklerinde bu onların imanlarını artırdı ve: 'Allah bize yeter o ne güzel vekildir' dediler. Böylece kendilerine bir kötülük dokunmaksızın Allah'tan bir nimet ve lütufla ile geri döndüler ve Allah'ın rızasına uydular. Allah büyük lütuf sahibidir. Şüphesiz şu şeytan, kendi dostlarını korkutur. Eğer mü'minler iseniz onlardan korkmayın, benden korkun. Küfürde birbirleriyle yarışanlar seni üzmesinler. Onlar Allah'a bir zarar dokunduramazlar. Allah ahirette onlara bir pay ayırmamak istiyor. Onlar için büyük bir azap vardır. İman karşılığında küfrü satın alanlar Allah'a bir zarar dokunduramazlar. Onlar için acıklı bir azap vardır. Kâfirler kendilerine mühlet vermemizin kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Onlara günahlarını artırmaları için mühlet veriyoruz. Onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. Allah, mü'minleri şu bulunduğunuz durumda bırakacak değildir; pis olanı temiz olandan ayıklayacaktır. Allah sizi gaybden haberdar edecek de değildir. Ancak Allah peygamberlerinden dilediğini seçer. Şu halde Allah'a ve peygamberlerine iman edin. Eğer iman eder ve kötülüklerden sakınırsanız sizin için büyük bir ecir vardır. Allah'ın kendilerine kereminden verdiğinde cimrilik edenler bunun kendileri için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Aksine bu onlar için şerdir. Cimrilik edip alıkoydukları şeyler kıyamet günü boyunlarına dolanacak. Göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Allah işlediklerinizden haberdardır. Şüphesiz Allah: 'Allah fakirdir biz ise zenginiz' diyenlerin sözlerini duymuştur. Biz onların sözlerini ve haksız yere peygamberleri öldürmelerini yazacak ve: 'Ateşin azabını tadın' diyeceğiz. 'Bu sizin kendi ellerinizle işlediklerinizin karşılığıdır. Yoksa Allah kullara haksızlık edici değildir.' 'Allah bizden, ateşin yediği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamamız üzere söz aldı' diyenler var ya, onlara de ki: 'Benden önce nice peygamberler size açık deliller ve sizin o söylediğinizi getirdiler. Eğer doğru sözlü idiyseniz onları niçin öldürdünüz?' Eğer seni yalanladılarsa, senden önce de açık deliller, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getiren nice peygamber de yalanlanmıştı. Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet gününde ecirleriniz eksiksiz olarak verilecek. Kim ateşten uzaklaştırılıp cennete sokulursa kurtuluşa ermiş olur. Dünya hayatı aldatıcı geçinmeden başka bir şey değildir. Andolsun mallarınızda ve canlarınızda imtihan olunacak ve gerek kendilerine sizden önce kitap verilmiş olanlardan, gerekse Allah'a ortak koşanlardan çokça rahatsız edici sözler duyacaksınız. Eğer sabreder ve sakınırsanız (bilin ki) bu, üzerinde kararlılık gösterilecek işlerdendir. Vaktiyle Allah, kendilerine kitap verilenlerden 'onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz' diye söz almıştı. Onlar bu sözü arkalarına attılar ve karşılığında az bir değeri satın aldılar. Satın aldıkları ne kadar da kötü bir şeydir! Kesinlikle şu yaptıklarına sevinen ve yapmadıklarıyla övülmekten hoşlanan kimselerin azaptan kurtulacaklarını zannetme. Onlar için acıklı bir azap vardır. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Allah her şeye güç yetirendir. Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün ardarda gelişinde akıl sahipleri için (Allah'ın gücü hakkında fikir veren) deliller vardır. Onlar ayakta, otururken, yanları üstüne yatarken Allah'ı anar ve göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünürler. 'Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen çok yücesin. Bizi ateşin azabından koru!' 'Ey Rabbimiz! Sen kimi ateşe sokarsan onu perişan etmiş olursun. Zalimlerin yardımcıları da yoktur.' 'Ey Rabbimiz! Biz 'Rabbinize iman edin' diye imana çağıran bir davetçiyi duyduk ve iman ettik. Rabbimiz! Artık bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve canımızı iyilerle birlikte al!' 'Ey Rabbimiz! Peygamberlerin vasıtasıyla vaadetmiş olduklarını bize ver ve kıyamet gününde bizi rezil etme! Şüphesiz sen asla sözünden dönmezsin.' Rableri onların dualarına şöyle karşılık verdi: 'Ben, erkek olsun kadın olsun sizin içinizden çalışanın işini zayi etmem. Siz birbirinizdensiniz. Şüphesiz hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda kendilerine eziyet edilenlerin, çarpışanların ve öldürülenlerin kötülüklerini örtecek ve kendilerini altından ırmaklar akan cennetlere sokacağım. Bu Allah katından bir karşılıktır. Karşılığın en güzel olanı Allah katındadır. İnkar edenlerin diyar diyar dolaşmaları sakın seni yanılgıya düşürmesin. Bu az bir yararlanmadır; daha sonra varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır. Ancak Rablerine karşı gelmekten sakınanlara, Allah tarafından bir ağırlama, bir ihsan olarak, içerisinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. İyiler için Allah katında olanlar daha hayırlıdır. Şüphesiz kitap ehlinden, Allah'a karşı gönülden bir hürmet göstererek, Allah'a, size indirilene ve kendilerine indirilene iman edenler vardır. Bunlar Allah'ın ayetlerini az bir değer karşılığında satmazlar. Onların karşılıkları Rableri katındadır. Allah hesabı çabuk görendir. Ey iman edenler! Sabredin, sabırda (düşmanlarınızdan) öne geçmeye çabalayın, cihada hazırlanın ve Allah'a karşı gelmekten sakının ki kurtuluşa eresiniz. Ey insanlar! Sizi bir tek candan yaratan, o candan kendi eşini yaratan ve bu ikisinden çok sayıda erkekler ve kadınlar türeten Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık haklarını gözetmemekten sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözetleyicidir. Yetimlere mallarını verin ve pis olanı temiz olanla değişmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katıp yemeyin. Şüphesiz bu büyük bir suçtur. Eğer (bakımınız altındaki yetim kızlarla evlendiğinizde) o yetimlerin haklarını gözetemeyeceğinizden korkarsanız size helal olan başka kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikahlayın. Eğer adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız o zaman yalnız bir kadınla yahut elinizin altındaki cariyelerle yetinin. Bu adaletten sapmamanıza daha uygundur. Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Eğer kendileri bizzat gönül hoşnutluğu ile (mehirlerinden) size bir şey bağışlarlarsa o zaman onu afiyetle ve huzurla yiyin. Allah'ın sizin gözetiminize vermiş olduğu mallarınızı aklı ermeyenlerin ellerine vermeyin. Bu mallardan onları yedirip içirin, giydirin ve kendilerine güzel söz söyleyin. Yetimleri evlenme çağına gelmelerine kadar deneyin. Olgunluk çağına erdiklerini hissederseniz mallarını kendilerine teslim edin. Büyüyecekler diye o malları israfla ve çarçabuk yemeyin. Zengin olan dokunmasın. Fakir olan da uygun bir şekilde yesin. Mallarını kendilerine teslim ettiğinizde yanlarında şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter. Anne babanın ve yakınların geriye bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır. Kadınlar için de, ondan az veya çok anne - baba ile yakınların geriye bıraktıklarından bir pay vardır. Bu belirli bir paydır. Paylaştırma anında yakınlar, yetimler ve düşkünler bulunurlarsa onlara da ondan bir şeyler verin ve kendilerine güzel sözler söyleyin. Arkalarında güçsüz çocuklar bıraktıklarında onlar için endişeye kapılanlar (başkaları için de öylece) korksunlar. Allah'tan korksun ve doğru söz söylesinler. Şüphesiz yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler karınlarına ateş yemiş olurlar. Ve bunlar alevli bir ateşin içine atılacaklardır. Allah size çocuklarınız hakkında, bir erkeğe iki kızın payını vermenizi tavsiye etmektedir. Eğer ikiden fazla kız iseler ölenin geriye bıraktığı malın üçte ikisi onlarındır. Eğer sadece bir kızsa mirasın yarısı onundur. Eğer ölenin geride çocuğu varsa bıraktığı mirastan anne ve babanın her birine altıda bir pay verilir. Çocuğu yoksa ve anne babası ona mirasçı oluyorsa o zaman annenin payı üçte birdir. Eğer kardeşleri varsa anneye verilecek pay altıda birdir. Bu (paylaştırma) ölenin yaptığı vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcunun ödenmesinden sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangilerinin yarar bakımından size daha yakın olduklarını bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından farz olarak konulan hükümlerdir. Allah ilim sahibidir, hakimdir. Hanımlarınızın çocuklarının olmaması durumunda geriye bıraktıkları mirasın yarısı sizindir. Eğer çocukları olursa o zaman mirasın dörtte biri sizindir. Bu paylaştırma onların yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesinden yahut borçlarının ödenmesinden sonradır. Sizin çocuğunuzun olmaması durumunda onlar geriye bırakacağınız mirasın dörtte birini alırlar. Eğer çocuğunuz olursa o zaman geriye bırakacağınız mirasın sekizde biri onlarındır. Bu paylaştırma da sizin yapacağınız vasiyetlerin yerine getirilmesinden yahut borcunuzun ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine mirasçı olunan kadın ya da erkek anne babası ve çocukları olmayan biri olur da onun geride erkek ya da kız kardeşi bulunursa o zaman onların herbirine mirastan altıda bir pay düşer. Eğer bunlar daha fazla olurlarsa o zaman mirasın üçte birini eşit şekilde paylaşırlar. Bu paylaştırma da kimse zarara uğratılmaksızın, ölen kişinin yapacağı vasiyetin yerine getirilmesinden yahut borcunun ödenmesinden sonradır. Bunlar Allah tarafından bir emirdir. Allah il im sahibidir, yumuşak (halim) olandır. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse Allah onu içerisinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur. Kim de Allah'a ve Peygamberine karşı gelir ve Allah'ın koymuş olduğu sınırları aşarsa onu da içerisinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için aşağılayıcı bir azap vardır. Kadınlarınızdan fuhuş yapanlar hakkında aranızdan dört kişiyi şahit tutun. Eğer şahitlik ederlerse, ölüm onları alıp götürünceye yahut Allah kendileri için bir yol açıncaya kadar onları evlerde tutun. İçinizden fuhuş yapan iki kişiye de eziyet edin. Eğer tevbe eder de durumlarını düzeltirlerse artık onları bırakın. Şüphesiz Allah tevbeleri kabul eden ve çok merhamet edendir. Allah'ın kabulünü üzerine aldığı tevbe, bilmeden bir kötülük işleyip de hemen ardından tevbe edenlerin tevbesidir. İşte onların tevbesini Allah kabul eder. Allah bilendir, hakimdir. Kötülükleri işleyip de içlerinden birine ölüm geldiğinde: 'Ben şimdi tevbe ettim' diyenlerin tevbeleriyle kâfir olarak ölenlerinki ise geçerli değildir. Bunlar için acıklı bir azap hazırladık. Ey iman edenler! Sizin kadınlara zorla mirasçı olmanız helal olmaz . Açık bir hayasızlık etmedikleri sürece onlara verdiklerinizden bir kısmını geri alabilmeniz için kadınlarınıza baskı yapmayın. Onlarla güzellikle geçinin. Eğer onlardan hoşlanmıyorsanız, sizin hoşlanmadığınız şeyde Allah çok hayır kılmış olabilir. Eğer bir eş yerine başka bir eş almak isterseniz, bunlardan birisine yüklerle mal (mehir) vermiş olsanız bile ondan hiçbir şeyi geri almayın. Onu iftira yoluyla ve açık günaha girerek mi geri alacaksınız! Birbirinize katılmışken ve onlar sizden kuvvetli bir güvence almışken onu nasıl alırsınız? Geçmişte olanlar hariç, babalarınızın nikahlamış oldukları kadınları nikahlamayın. Şüphesiz bu, bir hayasızlık ve Allah'ın hışmını gerektiren bir işti. Ne kadar da kötü bir yoldu! Size analarınız, kızlarınız, kızkardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşlerinizin kızları, kızkardeşlerinizin kızları, sizi emziren süt anneleriniz, süt kızkardeşleriniz, hanımlarınızın anneleri, kendileriyle gerdeğe girmiş olduğunuz hanımlarınızdan olup evlerinizde kalan üvey kızlarınız, -eğer anneleriyle gerdeğe girmemişseniz sizin için bir sakınca yoktur- sizin soyunuzdan olan oğullarınızın eşleri ve iki kızkardeşi aynı nikah altında birleştirmeniz haram kılınmıştır. Ancak geçmişte olanlar bunun dışındadır. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Sahip olduğunuz cariyeler dışında evli kadınları nikahlamanız da haram kılındı. Bunlar Allah'ın üzerinize farz kıldığı hükümlerdir. Zinadan kaçınıp iffetinizi korumak şartıyla bunlar dışındaki kadınları mallarınızla istemeniz size helal kılındı. Onlardan yararlanmanıza karşılık mehirlerini belirlenmiş miktara göre ödeyin. Mehir belirlendikten sonra karşılıklı gönül hoşnutluğuyla birbirlerinize bağışta bulunmanızdan dolayı üzerinize bir günah yoktur . Allah ilim sahibidir, hakimdir. Sizden kim hür mü'min kadınlarla evlenmeye güç yetiremezse o zaman elinizin altındaki mü'min cariyelerinizden biriyle evlensin. Allah, imanlarınızı (sizden) daha iyi bilir. Hepiniz birbirinizdensiniz. Şu halde onları, iffetli olmaları, zina işlememeleri ve gizli dost edinmemeleri şartıyla sahiplerinin izinleriyle nikahlayın ve bu durumda mehirlerini de güzelce verin. Evlendiklerinde eğer bir fuhuş işlerlerse hür kadınlara uygulanan cezanın yarısı ile cezalandırılırlar. Bu izin, içinizden kötü yola sapma korkusu olanlar içindir. Ancak sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah çok bağışlayıcı çok merhamet edicidir. Allah size açıklamak ve sizi sizden önce geçmiş olanların yollarına iletmek ve tevbelerinizi kabul etmek istiyor. Allah alimdir, hakimdir. Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor, şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi istiyorlar. Allah üzerinizdeki yükü hafifletmek istiyor. İnsan zayıf olarak yaratılmıştır. Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda batıl yollarla yemeyin; ancak karşılıklı hoşnutluğa dayanan ticaretle (yiyin) ve nefislerinizi öldürmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. Kim bunu aşırıya giderek ve zulümle yaparsa onu ateşe atacağız. Bu, Allah'a kolaydır. Eğer size yasaklananların büyüklerinden kaçınırsanız kusurlarınızı örteriz ve sizi değerli bir yere sokarız. Allah'ın, onunla kiminizi kiminize üstün kıldığı şeyleri özlemeyin. Erkekler için de kazandıklarından bir pay vardır; kadınlar için de kazandıklarından bir pay vardır. Allah'tan lütfunu isteyin. Şüphesiz Allah her şeyi bilmektedir. Anne - baba ve yakınların bıraktıkları her şey için mirasçılar kıldık. Kendileriyle yeminleşmiş olduğunuz kimselere de paylarını verin. Şüphesiz Allah her şeye şahittir. Allah'ın kimini kimine üstün kılması ve erkeklerin mallarından harcamalarından dolayı erkekler kadınlar üzerinde söz sahibidirler. İyi kadınlar, Allah'a gönülden itaat eden ve Allah'ın kendilerini koruduğu gibi kendileri de gizliyi koruyanlardır. Serkeşlik etmelerinden korktuğunuz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın ve dövün. Eğer size itaat ederlerse artık aleyhlerine bir yol aramayın. Muhakkak ki Allah çok ulu, çok büyüktür. Karı ile kocanın arasının açılmasından korkarsanız kocanın ailesinden bir hakem kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar arayı düzeltmek isterlerse Allah onların aralarını buluşturur. Muhakkak ki Allah ilim sahibidir, her şeyden haberdardır. Allah'a kulluk edin, O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere, yakın komşuya, uzak komşuya, yakındaki arkadaşa, yolcuya ve sahibi olduğunuz köle ve cariyelere iyilik edin. Allah kendini beğenip böbürlenenleri sevmez. Onlar cimrilik eder, insanlara da cimriliği önerir ve Allah'ın kendilerine lütfundan vermiş olduğunu gizlerler. Kâfirlere aşağılayıcı bir azap hazırladık. Onlar ki, mallarını insanlara gösteriş olsun diye harcarlar; Allah'a ve ahiret gününe iman etmezler! Şeytan kimin arkadaşı olursa onun çok kötü bir arkadaşı var demektir. Eğer onlar Allah'a ve ahiret gününe iman etselerdi ve Allah'ın kendilerine verdiği rızıktan hayra harcasalardı ne zararları olurdu! Allah onları bilmektedir. Allah zerre ağırlığınca bile haksızlık etmez. Eğer yapılan iyilik olursa onu kat kat yapar ve katından büyük ecir verir. Her ümmetten bir şahit getirdiğimizde ve seni de bunların üzerine şahit kıldığımızda durum ne olacak? O gün, inkar etmiş ve peygambere karşı gelmiş olanlar yerle bir edilmelerini arzularlar. Allah'tan hiçbir söz de saklayamazlar. Ey iman edenler! Sarhoş olduğunuz zaman ne söylediğinizi bilinceye kadar ve cünüpken, yolcu olmanız durumu dışında, gusül edinceye kadar, namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculukta olursanız, yahut içinizden biri tuvalet ihtiyacını görmüş olur veya kadınlara temas etmiş olursanız, su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. O toprakla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Muhakkak ki Allah çok affedici, çok bağışlayıcıdır. Kendilerine kitaptan bir nasip verilenleri görmüyor musun ki, sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar. Allah sizin düşmanlarınızı daha iyi bilir. Dost olarak Allah yeter. Yardımcı olarak da Allah yeter. Yahudilerden bazıları sözlerin yerlerini değiştiriyor ve dillerini eğip bükerek ve dine saldırarak: 'Duyduk ve karşı geldik, duy duyulmaz olası ve bizi gözet (ra'ina) ' diyorlar. Eğer onlar 'duyduk, itaat ettik, işit ve bize bak' deselerdi kendileri için daha hayırlı ve daha doğru olurdu. Ancak inkarlarından dolayı Allah onlara lanet etmiştir, az bir bölümü dışındakiler iman etmezler. Ey kendilerine kitap verilenler! Bazı yüzleri düzleyip arkalarına döndürmemizden yahut Cumartesi gününe saygı göstermeyenleri lanetlediğimiz gibi şunları da lanetlemeden önce sizin yanınızda olanı doğrulayıcı olarak gönderdiğimize iman edin. Allah'ın emri her zaman yerine getirilir. Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışındakileri dilediği için bağışlayabilir. Kim Allah'a ortak koşarsa büyük bir günahla iftira etmiş olur . Kendilerini temize çıkaranları görmedin mi! Hayır ancak Allah dilediğini temize çıkarır ve onlara kıl kadar haksızlık edilmez. Onların Allah'a karşı nasıl yalan uydurduklarına bak! Bu, apaçık bir günah olarak yeter. Kendilerine Kitap'tan bir nasip verilenleri görmüyor musun ki, saçmalığa ve puta inanıyorlar ve inkar edenler hakkında: 'Bunlar, iman edenlerden daha doğru yoldadırlar' diyorlar. İşte bunlar Allah'ın kendilerini lanetlemiş olduğu kimselerdir. Allah kimi lanetlerse ona bir yardımcı bulamazsın. Yoksa onların mülkten bir payları mı var? Öyle olsaydı insanlara bir çekirdek zerresi bile vermezlerdi. Yoksa Allah'ın kendi lütfundan vermiş olduğu şeylerden dolayı insanları çekemiyorlar mı? Biz İbrahim ailesine de Kitab'ı ve hikmeti verdik; onlara ayrıca büyük bir mülk bahşettik. Onlardan kimisi ona iman etti kimisi de ondan yüz çevirdi. Dehşetli ateş olarak cehennem yeter. Ayetlerimizi inkar edenleri yakında bir ateşe atacağız. Derileri piştikçe azabı tatsınlar diye, bu derilerini başka derilerle değiştireceğiz. Allah yücedir, hakimdir. İman edip salih ameller işleyenleri ise içinde sonsuza kadar kalmaları üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Onlar için orada temiz eşler vardır. Ve onları hiç kaybolmayan gölgelerin altına sokarız. Allah emanetleri sahiplerine teslim etmenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğiniz zaman adaletle hüküm vermenizi emretmektedir. Allah ne güzel öğüt veriyor! Allah duyandır, görendir. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, peygambere ve sizden olan yöneticilere itaat edin. Bir konuda anlaşmazlığa düşerseniz, Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız onu Allah'a ve Peygamber'e götürün. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir. Sana ve senden öncekilere indirilene iman ettiklerini ileri sürenleri görmüyor musun ki, Tağut'un hükmüne başvurmaya kalkışıyorlar! Oysa onu inkar etmekle emrolunmuşlardı. Şeytan da onları uzak bir sapıklığa çekmek istemektedir. Kendilerine 'Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin' dendiğinde onların senden iyice kaçtıklarını görürsün. Kendi elleriyle işlediklerinden dolayı başlarına bir bela geldiğinde nasıl oluyor da sana gelip: 'Biz iyilik ve uzlaştırmadan başka bir şey amaçlamamıştık' diye Allah'a yemin ediyorlar? Bunlar Allah'ın kalplerinde olanı bildiği kimselerdir. Sen onlardan yüz çevir, onlara öğüt ver ve kendi haklarında açık ve etkileyici söz söyle! Biz her peygamberi ancak, Allah'ın izniyle kendisine itaat edilmesi için göndermişizdir. Eğer onlar nefislerine zulmettiklerinde sana gelip Allah'tan bağışlama dileselerdi, Peygamber de onlar için Allah'tan bağışlama (mağfiret) dileseydi şüphesiz Allah'ı, tevbeleri kabul edici ve çok merhamet edici olarak bulurlardı. Hayır. Rabb'ine yemin olsun, onlar aralarında çıkan meselelerde seni hakem tayin etmedikleri, senin verdiğin hüküm konusunda içlerinde bir sıkıntı duymayacak derecede tam bir teslimiyetle teslim olmadıkları sürece iman etmiş sayılamazlar. Biz eğer onların üzerine: 'Kendi nefislerinizi öldürün yahut yurtlarınızdan çıkın' diye yazsaydık çok azı dışındakiler bunu yapmazlardı. Eğer onlar kendilerine öğüt edileni yapsalardı, haklarında daha iyi olurdu ve inançlarının daha iyi kökleşmesini sağlardı. O durumda onlara katımızdan büyük bir ecir verirdik. Ve onları doğru yola iletirdik. Kim Allah'a ve peygamberine itaat ederse onlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, dosdoğru insanlarla (sıddıklarla), şehitlerle ve salihlerle birliktedirler. Bunlar ne iyi arkadaştırlar! Bu lütuf Allah'tandır. Bilici olarak Allah yeter. Ey iman edenler! Tedbirinizi alın ve bölük bölük ya da toplu halde savaşa çıkın. Sizin içinizde pek ağır davranan var. Sizin başınıza bir musibet geldiğinde 'Allah bana lütfetti de onlarla birlikte bulunmadım' der. Size Allah tarafından bir lütuf eriştiğinde de sanki sizinle onun arasında bir sevgi bağı yokmuş gibi: 'Keşke ben de onlarla birlikte olsaydım da büyük bir kazanç sağlasaydım' der. O halde, dünya hayatını ahiret hayatı karşılığında satanlar, Allah yolunda çarpışsınlar. Kim Allah yolunda çarpışır sonra öldürülür veya üstün gelirse ona büyük bir ecir vereceğiz. Size ne oluyor da, Allah yolunda ve 'Ey Rabb'imiz! Halkı zalim olan şu kasabadan bizi çıkar; bize kendi katından bir veli (koruyucu, sahip) gönder, bize kendi katından bir yardımcı gönder' diyen zayıf düşürülmüş erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda savaşmıyorsunuz? İman edenler Allah yolunda savaşırlar. İnkar edenler ise Tağut'un yolunda savaşırlar. Şu halde şeytanın dostlarına karşı savaşın. Şüphesiz şeytanın hilesi zayıftır. Kendilerine: 'Elinizi (savaştan) çekin, namazı kılın, zekatı verin' denenleri görmedin mi? Onlara savaş farz kılındığında, içlerinden bir grup Allah'tan korkar gibi hatta daha fazla bir korku ile insanlardan korkmaya başladılar ve: 'Ey Rabb'imiz! Bizim üzerimize savaşı niçin farz kıldın? Yakın bir zamana kadar bize mühlet verseydin olmaz mıydı?' dediler. De ki: 'Dünyanın geçimliği azdır. Ahiret ise fenalıklardan sakınanlar için daha hayırlıdır ve bir kıl kadar dahi haksızlığa uğratılmazsınız.' Nerde olursanız olun ölüm size ulaşır. Hatta çok sağlam kalelerde olsanız bile. Onlara bir iyilik erişse: 'Bu, Allah katındandır' derler. Bir kötülük dokunsa: 'Bu senin tarafındandır' derler. De ki: 'Hepsi Allah katındandır.' Bu topluluğa ne oluyor da neredeyse hiçbir sözü anlamıyorlar. Sana iyilik olarak ne erişirse, Allah'tandır. Sana kötülük olarak ne dokunursa, o da kendi nefsindendir. Biz seni insanlara peygamber olarak gönderdik. Şahit olarak da Allah yeter. Kim Peygamber'e itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse, biz seni onların üzerine koruyucu olarak göndermedik. 'Baş üstüne' diyorlar. Senin yanından ayrıldıklarında ise onlardan bir grup geceleyin senin söylediklerinden ayrı hesaplar kuruyorlar. Allah onların geceleyin kurdukları hesapları yazıyor. Sen onlara aldırma ve Allah'a güven. Allah vekil olarak yeter. Kur'an'ı düşünmüyorlar mı? Eğer Allah'tan başkası tarafından olsaydı, onun içinde çok çelişkiler bulurlardı. Onlara güven ya da korku ile ilgili bir haber gelecek olsa hemen onu yayarlar. Oysa onu Peygamber'e yahut içlerindeki yöneticilere götürselerdi o haberi inceleyip sonuç çıkarabilecek olanlar onu bilirlerdi. Eğer size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç hep şeytana uyardınız. Allah yolunda savaş. Sen sadece kendinden sorumlusun. Mü'minleri de teşvik et. Umulur ki Allah inkar edenlerin baskınlarını önler. Allah'ın kahrı daha şiddetli ve cezası daha çetindir. Kim güzel bir işte aracılık ederse ona ondan bir pay vardır. Kim de kötü bir işte aracılık ederse ona da ondan bir yük vardır. Allah her şeyi görüp gözetleyendir. Bir selamla selamlandığınız zaman daha güzeli ile selam verin veya ayniyle mukabelede bulunun. Şüphesiz Allah her şeyin hesabını yapandır. Allah'tan başka ilah yoktur. O, sizi geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde biraraya toplayacaktır. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir? Size ne oldu da münafıklar hakkında iki gruba ayrıldınız? Oysa Allah onları işlediklerinden dolayı baş aşağı çevirmiştir. Siz Allah'ın saptırdıklarını mı doğru yola eriştirmek istiyorsunuz? Allah kimi saptırırsa, onun için bir yol bulamazsın. Kendileri gibi sizin de inkar etmenizi ve onlarla eşit olmanızı istediler. Allah yolunda hicret etmedikleri sürece onlardan dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları tutun ve yakaladığınız yerde öldürün. Onlardan bir dost ve yardımcı edinmeyin. Ancak sizinle aralarında antlaşma bulunan bir topluluğa sığınanlar yahut size karşı veya kendi toplumlarına karşı savaşmaktan içleri sıkıldığından dolayı size gelenler müstesnadır. Allah dileseydi onları başınıza musallat ederdi de size karşı savaşırlardı. Eğer sizden uzak durur, size karşı savaşmaz ve barış teklif ederlerse (bilin ki) Allah onların aleyhine size bir yol bırakmamıştır. Diğer bazılarının da hem sizden hem de kendi toplumlarından güvende olmak istediklerini göreceksiniz. Ne zaman fitneye çağrılsalar, baş aşağı içine dalarlar. Eğer sizden uzak durmaz, size barış teklifinde bulunmaz ve sizinle uğraşmaktan el çekmezlerse onları tutun ve yakaladığınız yerde öldürün. İşte bunlara karşı size açık bir yetki verdik. Yanlışlık dışında bir mü'minin bir başka mü'mini öldüremez. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse bir mü'min köle azat etmesi ve öldürülen kişinin ailesinin bağışlaması durumu dışında onlara diyet ödemesi gerekir. öldürülen kişi mü'min olmakla birlikte size düşman bir kavimden ise o zaman sadece bir mü'min köle azad etmesi gerekir. Eğer sizinle aralarında antlaşma bulunan bir kavimdense öldürenin bir mü'min köle azad etmesi ve öldürülenin ailesine diyet ödemesi gerekir. Bunları bulamayan kimse, Allah tarafından tevbesinin kabul edilmesi için iki ay peşpeşe oruç tutmalıdır. Allah ilim sahibidir, hakimdir. Kim bir mü'mini kasıtlı olarak öldürürse onun cezası içinde sürekli kalmak üzere cehennemdir. Allah ona gadap etmiş, onu lanetlemiş ve kendisi için büyük bir azap hazırlamıştır. Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyice araştırın ve dünya hayatının varlığına göz dikerek, size selam verene: 'Sen mü'min değilsin' demeyin. Allah katında çokça ganimetler vardır. Siz de daha önce öyle idiniz Allah size lütufta bulundu. Şu halde iyice araştırın. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Mü'minlerden özürsüz olarak yerlerinde oturanlarla Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler bir değildirler. Allah mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara derece olarak üstün kılmıştır. Bununla birlikte Allah hepsine güzellik vadetmiştir. Ancak Allah cihad edenleri büyük bir ecirle oturanlara üstün kılmıştır. Kendi katından dereceler, bağışlama ve rahmet vardır. Allah çok bağışlayıcı, çok rahmet edicidir. Melekler, kendilerine haksızlık edenlerin canlarını alırlarken: 'Siz ne hal üzere idiniz?' derler. Onlar: 'Biz yeryüzünde zayıf düşürülmüş kimseler idik' derler. Melekler de: 'Allah'ın yeri geniş değil miydi ki orada hicret etseydiniz?' derler. Bunların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir! Ancak erkek, kadın ve çocuklardan çaresiz kalan ve bir yol bulamayan zavallılar (mustaz'aflar, ezilenler) müstesnadırlar. İşte bunları Allah'ın bağışlaması umulur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Kim Allah yolunda hicret ederse yeryüzünde barınacak çok yer ve genişlik bulur. Kim Allah'a ve Peygamberi'ne hicret etmek üzere evinde çıkar da yolda kendisine ölüm ulaşırsa Allah'ın ona ecir vermesi hak olmuştur. Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir. Yolculuğa çıktığınızda, inkarcıların size bir kötülükte bulunmalarından korkarsanız namazı kısaltmanızda sizin için bir sakınca yoktur. İnkarcılar size apaçık düşmandırlar. (Tehlikeli bir anda) sen onların arasında bulunup kendilerine namaz kıldırdığında içlerinden bir grup seninle birlikte namaza dursun ve silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secde ettiklerinde arkanıza geçsinler ve henüz namaz kılmamış olan diğer grup gelip seninle birlikte namaz kılsınlar. Bu arada tedbirlerini alsın ve silahlarını da yanlarında bulundursunlar. Kâfirler sizin silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil olmanızı ve birden üzerinize baskın yapmak isterler. Yağmurdan dolayı sıkıntınız olur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda sizin için bir sakınca yoktur. Ancak tedbirinizi alın. Allah kâfirler için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Namazınızı kıldıktan sonra ayakta, oturarak ve yanüstü yatarken Allah'ı anın. Güvene kavuştuğunuz zaman ise namazı gereğince kılın. Namaz mü'minlerin üzerine belli vakitlerde yerine getirilmek üzere farz kılınmıştır. O (düşman) topluluğu izlemekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız sizin acı çektiğiniz gibi onlar da acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah'tan onların ummadığını umuyorsunuz. Allah ilim sahibidir, hakimdir. Biz, Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmetmen için hak üzere sana Kitab'ı indirdik. Hainlerin savunucusu olma! Allah'tan bağışlanma dile! Allah çok bağışlayıcı çok merhamet edicidir. Kendilerine hıyanet edenleri savunma. Şüphesiz Allah, işi gücü hıyanet etmek olan günahlara batmış bir kimseyi sevmez. Hesaplarını insanlardan gizlerler de Allah'tan gizlemezler. Oysa onlar gece vakti Allah'ın hoşnut olmayacağı sözleri konuşurlarken O kendileriyle beraberdi. Allah onların işlediklerini kuşatmıştır. Diyelim ki siz dünya hayatında onları savundunuz, peki kıyamet gününde onları Allah'a karşı kim savunacak? Yahut kim onların vekili olacak? Kim bir fenalık işler yahut kendine zulüm eder de sonra Allah'tan kendisini bağışlamasını dilerse Allah'ı çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olarak bulur. Kim bir günah kazanırsa onu kendi aleyhine kazanmış olur. Allah ilim sahibidir, hakimdir. Kim bir hata yapar veya günah işler de sonra onu suçsuz birinin üzerine atarsa büyük bir iftira ve apaçık bir günah yükünü yüklenmiş olur. Eğer Allah'ın senin üzerinde lütfu ve rahmeti olmasaydı onlardan bir grup seni saptırmayı düşünmüştü. Oysa onlar ancak kendilerini saptırmaktadırlar ve sana bir zarar dokunduramazlar. Allah sana Kitab'ı ve hikmeti indirdi ve daha önce bilmediklerini öğretti. Şüphesiz Allah'ın senin üzerindeki ihsanı pek büyüktür. Sadaka, iyilik veya insanların arasının uzlaştırılmasını önerenin yaptığı dışında onların gizli konuşmalarının çoğunda bir hayır yoktur. Kim bunu Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yaparsa ona büyük bir karşılık vereceğiz. Kim kendisi için doğru yol açıklık kazandıktan sonra Peygamber'e muhalefet eder ve mü'minlerin yolundan başka yola uyarsa onu döndüğü yöne çeviririz ve cehenneme atarız. Orası ne kötü bir varış yeridir! Allah kendisine ortak koşulmasını bağışlamaz; bunun dışındakileri ise dilediği kimse için bağışlayabilir. Kim Allah'a ortak koşarsa uzak bir sapıklığın içine düşmüştür. Onlar, O'nu bırakıp da sadece birtakım dişi varlıklara tapınmaktadırlar. Onlar sadece azgın şeytana tapınmaktadırlar. Allah onu lanetledi ve o da: 'Ben senin kullarından belli bir pay edineceğim' dedi. 'Onları saptıracağım, kendilerini boş kuruntulara kaptıracağım ve onlara emredeceğim hayvanların kulaklarını yaracaklar, yine emredeceğim Allah'ın yarattığını değiştirecekler.' Kim Allah'ı bırakıp şeytanı kendine dost edinirse şüphesiz o apaçık bir kayba uğramıştır. Şeytan onlara bazı vaadlerde bulunuyor ve onları kuruntulara kaptırıyor. Oysa şeytanın onlara olan vaadi aldatmadan başka bir şey değildir. Onların vacakları yer cehennemdir. Oradan kaçacak bir yer de bulamazlar. İman edip salih ameller işleyenleri ise içerisinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere sokacağız. Allah'ın vaadi gerçektir. Allah'tan daha doğru sözlü kim olabilir! Bu ne sizin kuruntularınıza ne de kitap ehlinin kuruntularına göredir. Kim bir kötülük işlerse ona karşılık cazalandırılır ve kendisi için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilir. Erkek veya kadınlardan kimler de imanlı olarak iyiliklerden bir şey işlerlerse bunlar da cennete girerler ve bir zerre kadar bile haksızlığa uğratılmazlar. İyilik sahibi olarak kendini Allah'a teslim etmiş ve bütün sapık dinlerden uzak durarak İbrahim'in dinine uymuş olandan daha güzel dinli kim olabilir! Allah, İbrahim'i kendisine yakın dost edinmişti. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah'ındır. Allah her şeyi kuşatmıştır. Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: 'Onlar hakkındaki fetvayı size Allah veriyor. Bu, onlar için belirlenen hakları vermediğiniz ve kendilerini nikahlamayı arzuladığınız yetim kadınlar ve zayıf durumdaki çocuklar hakkında ve yetimlere karşı adaletli davranmanız konusunda size Kitap'ta bildirilenlerdir. Hayır adına her ne işlerseniz Allah onu bilir.' Eğer bir kadın kocasının huysuzluk etmesinden veya kendisinden yüz çevirmesinden çekinirse aralarında bir anlaşmaya varmak için çalışmalarında kendileri için bir sakınca yoktur. Anlaşmak hayırlı olandır. Nefisler sürekli kıskançlık duygusunun etkisindedir. Eğer iyilik eder ve sakınırsanız şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır. Çok isteseniz de kadınlar arasında adaletli davranmaya güç yetiremezsiniz. Şu halde bütünüyle birine yönelip de diğerini öyle askıdaymış gibi bırakmayın. Eğer arayı düzeltir ve kötülüklerden sakınırsanız şüphesiz Allah çok baışlayıcı, çok merhamet edicidir. Eğer ayrılırlarsa Allah geniş nimetiyle her birinin ihtiyacını karşılar. Allah nimeti geniş ve hakim olandır. Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır. Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlara da size de 'Allah'a karşı gelmekten sakının' diye öğüt verdik. Eğer inkar ederseniz göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır. Allah her türlü ihtiyaçtan uzak ve övgüye layık olandır. Göklerde olanlar da yerde olanlar da Allah'ındır. Vekil olarak da Allah yeter. Ey insanlar! Allah dilerse sizi alıp götürür ve yerinize başkalarını getirir. Allah'ın bunu yapmaya gücü yeter. Kim dünya mükafatını istiyorsa (bilsin ki) dünya mükafatı da ahiret mükafatı da Allah katındadır. Allah duyandır, görendir. Ey iman edenler! Kendi nefisleriniz, anne babalarınız ve yakınlarınız aleyhine de olsa Allah için şahitlikte bulunarak adaleti gereği gibi uygulayan kimseler olun. (Muhatabınız) zengin de olsa fakir de olsa, (bilin ki) Allah onlara daha yakındır. Şu halde adaleti yerine getirme konusunda kendi tutkularınıza uymayın. Eğer dilinizi büker veya yüz çevirirseniz muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Ey iman edenler! Allah'a, peygamberine, peygamberine indirmiş olduğu Kitab'a ve daha önce indirmiş olduğu Kitab'a iman edin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkar ederse uzak bir sapıklığın içine düşmüştür. İman edip sonra inkar eden, sonra yeniden iman edip sonra tekrar inkar eden sonra da inkarlarını artıranlar var ya, Allah onları ne bağışlar, ne de doğru yola yöneltir. Münafıklara kendileri için acıklı bir azap olduğunu müjdele! Onlar mü'minleri bırakıp kâfirleri dost edinenlerdir. Onların yanında şeref mi arıyorlar? Oysa şeref tümüyle Allah'a aittir. Allah Kitap'ta size: 'Eğer Allah'ın ayetlerinin inkar edildiğini ve onlarla alay edildiğini duyarsanız, başka bir konuya dalmadıkları sürece yanlarında oturmayın; yoksa siz de onlar gibi olursunuz' diye indirdi. Şüphesiz Allah münafıkların ve kâfirlerin tümünü cehennemde biraraya getirecektir. Onlar sizi sürekli gözetleyip dururlar. Eğer size Allah tarafından bir fetih nasip olursa: 'Biz de sizinle birlikte değil miydik?' derler. Eğer kâfirlere bir pay olursa bu kez onlara: 'Size üstünlük sağlayıp sizi mü'minlerden korumadık mı?' derler. Kıyamet gününde Allah aranızda hüküm verecektir. Allah, kâfirlere mü'minlerin aleyhine bir yol vermeyecektir. Münafıklar Allah'ı aldatmaya çalışıyorlar. Oysa Allah onların aldatmalarını kendi başlarına çevirmektedir. Namaza kalktıklarında üşene üşene kalkarak insanlara gösteriş yaparlar. Allah'ı ancak çok az anarlar. Arada bocalayıp dururlar. Ne onların ne de bunların tarafına geçerler. Allah kimi saptırırsa onun için bir yol bulamazsın. Ey iman edenler! Mü'minleri bırakıp kâfirleri kendinize dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah'a açık bir hüccet mi vermek istiyorsunuz? Münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı da bulamazsın. Ancak tevbe edip durumlarını düzelten, Allah'a sarılan ve dinlerini Allah için halis kılanlar müstesnadırlar. Bunlar mü'minlerle birliktedirler. Allah mü'minlere büyük bir ecir verecektir. Eğer siz şükreder ve iman ederseniz Allah size ne diye azap edecek? Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir. Allah, haksızlığa uğratılan dışında kötü bir sözün açıktan söylenilmesinden hoşlanmaz. Allah işitendir, bilendir. Bir iyiliği açığa vurur veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz ki Allah, affedicidir, güç sahibidir. Allah'ı ve peygamberlerini inkar eden, Allah ile peygamberlerinin arasını ayırmak isteyen, 'bazılarına inanıyor, bazılarını inkar ediyoruz' diyen ve bunun arasında bir yol tutturmak isteyenler var ki; Bunlar gerçekten kâfir olanlardır. Kâfirler için ise aşağılayıcı bir azap hazırlamışızdır. Allah'a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbiri arasında ayırım yapmayanlara ise Allah ecirlerini verecektir. Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Kitap ehli senden gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemiş ve 'bize Allah'ı açıkça göster' demişlerdi de zulümlerinden dolayı onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine açık deliller gelmesinin ardından buzağıyı tanrı edindiler de biz bunu bağışladık. Musa'ya da açık bir hüccet verdik. Kesin söz vermeleri için Tur dağını üzerlerine yükselttik ve: 'Secde ederek kapıdan girin' dedik. Onlara yine: 'Cumartesi günleri sınırı aşmayın' dedik ve kendilerinden sağlam bir söz aldık. Sözlerini bozmaları, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: 'Bizim kalplerimiz örtülüdür' demeleri yüzünden (Allah onları lanetledi). Hayır, aksine inkar etmelerinden dolayı Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Artık çok azı dışında onlar iman etmezler. Bu, bir de küfre sapmaları ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmaları yüzündendir. Ve yine 'Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu Mesih İsa'yı öldürdük' demelerinden dolayı. Gerçekte ise onlar onu ne öldürebilmiş ne de asabilmişlerdir. Ancak ona benzeyen biri kendilerine gösterildi. Onun hakkında aralarında ayrılığa düşenler ondan yana bir tereddüt içindedirler. Bu konuda onlar zanna dayanmaktan başka bir bilgiye sahip değildirler. Kesin olarak onu öldürmediler. Aksine Allah onu kendi katına yükseltti. Allah yücedir, hakimdir. Kitap ehlinden ölümünden önce ona inanmayacak yoktur. Kıyamet gününde o, onların aleyhine şahitlik eder. Yahudilerin zulümlerinden ve çok kimseyi Allah'ın yolundan alıkoymalarından dolayı kendilerine daha önce helal kılınmış temiz nimetleri onlara yasakladık. Yine yasaklandıkları halde faiz almalarından ve insanların mallarını haksız yere yemelerinden dolayı (böyle yaptık). İçlerinden inkarcılara acıklı bir azap hazırladık. Ancak onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ve iman edenler sana indirilene ve senden önce indirilene inanırlar. (Onlar) namazı kılan, zekatı veren, Allah'a ve ahiret gününe inananlardır. İşte onlara büyük bir ecir vereceğiz. Biz, Nuh'a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Ya'kub'a, oğullarına, İsa'ya, Eyyub'a, Yunus'a, Harun'a ve Süleyman'a da vahyetmiştik. Davud'a da Zebur'u vermiştik. Biz kıssalarını sana anlatmış olduğumuz peygamberler ve sana kıssalarını anlatmış olmadığımız peygamberler gönderdik. Allah Musa ile de doğrudan konuştu. Peygamberlerden sonra insanların Allah'a karşı bir bahanelerinin kalmaması için müjdeleyici ve korkutucu peygamberler gönderdik. Allah yücedir, hakimdir. Ancak Allah sana indirdiğini kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder. Melekler de buna şahitlik ederler. Şahit olarak da Allah yeter. İnkar eden ve insanları Allah'ın yolundan alıkoyanlar uzak bir sapıklığın içine düşmüşlerdir. İnkar eden ve zulmedenler var ya, Allah onları ne bağışlar ne de bir yola iletir. Onları cehnennemin içinde sonsuza kadar kalmaları üzere sadece cehennemin yoluna iletir. Bu, Allah için pek kolaydır. Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakla geldi. İman edin. Bu sizin için hayırlı olur. Eğer inkar ederseniz şüphesiz ki göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. Allah bilendir, hakimdir. Ey kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin ve Allah hakkında doğru olandan başkasını söylemeyin. Meryem oğlu İsa Mesih Allah'ın peygamberi, Meryem'e bıraktığı kelimesi ve O'ndan bir ruhtur. Artık Allah'a ve peygamberlerine iman edin. '(İlah) Üçtür' demeyin. Bu iddialarınızdan vazgeçin. Sizin hayrınıza olur. Şüphesiz ki Allah tek bir ilahtır. Allah bir çocuk sahibi olmaktan münezzehtir. Göklerde ve yerde olanlar hep O'nundur. Vekil olarak Allah yeter. Mesih Allah'a kul olmaktan çekinmez; Allah'a yaklaştırılmış melekler de çekinmezler. Kim O'na kul olmaktan çekinir de büyüklenirse (bilsin ki) O, onların tümünü kendi huzuruna toplayacaktır. İman edip salih amel işlemiş olanların karşılıklarını eksiksiz olarak verir ve ayrıca kendi lütfu ile de fazladan ihsanda bulunur. Kulluktan çekinmiş ve büyüklenmiş olanları ise acıklı bir azaba çarptırır. Onlar kendileri için Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da bulamazlar. Ey insanlar! Size Rabb'inizden burhan gelmiştir ve size aydınlatıcı bir nur indirdik. Allah'a iman eden ve O'na sarılanları Allah, kendi katından rahmet ve lütfun içine sokacak ve onları kendine giden doğru bir yola iletecektir. Senden fetva istiyorlar. De ki: 'Allah size ikinci dereceden mirasçılar hakkında şöyle fetva veriyor: Eğer çocuğu olmayan ancak bir kız kardeşi bulunan bir adam ölürse malının yarısı bu kızkardeşinindir. Aynı durumdaki kadın öldüğü zaman ise erkek kardeşi malının tamamını alır. Eğer kızkardeşler iki tane olurlarsa o zaman adamın bıraktığı mirasın üçte ikisini alırlar. Eğer kız ve erkek kardeşler birlikte mirasçı olurlarsa o zaman erkeğe kızın aldığının iki katı verilir. Allah yanlış yola sapmamanız için size açıklıyor. Allah her şeyi bilendir.' Ey iman edenler! Yaptığınız sözleşmelerin gereğini yerine getirin. İhramlı olduğunuz sırada avı helal saymamanız şartıyla size bildirilecek olanların dışındaki hayvanlar size helal kılındı. Allah dilediği hükmü koyar. Ey iman edenler! Allah'ın işaretlerine, haram aya, kurbanlık hayvanlara, gerdanlık(lı hayvan)lara, Rabbinin lütfundan bir şeyler kazanmak ve rızasına kavuşmak için Haram Ev'i (Kabe'yi) ziyarete gelenlere saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınız zaman avlanabilirsiniz. Bir topluluğa sizi Mescidi Haram'dan alıkoymaları dolayısıyla duyduğunuz kin sınırı aşmanıza sebep olmasın. İyilik ve takvada birbirinizle yardımlaşın. Günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah, cezası çok şiddetli olandır. Leş, kan, domuz eti, Allah'tan başkasının adına boğazlanan, daha ölmeden yetişip kestikleriniz müstesna olmak üzere boğularak, üzerine bir şey vurularak, yukarıdan düşerek veya boynuzlanarak ölen, canavarın parçaladığı, dikili taşların üzerine kesilen hayvanlar ve fal okları ile kısmet aramanız size haram kılındı. Bütün bunlar fısktır (günahtır, hakka aykırıdır). Bugün artık inkar edenler sizin dininizi ortadan kaldırmaktan ümitlerini kesmişlerdir. Artık onlardan korkmayın benden korkun. Bugün sizin dininizi bütünlüğe erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslam'ı seçtim. Kim aşırı açlık yüzünden çaresizliğe düşüp de (haram kılınanlardan bir şeyi) günaha meyletmeden yerse (bilsin ki) Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Sana kendilerine neyin helal kılındığını soruyorlar. De ki: 'Size temiz şeyler helal kılındı. Allah'ın size öğrettiği şekilde yetiştirdiğiniz av hayvanlarının yakalayıp sizin için alıkoyduklarından yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. Allah'a karşı gelmekten de sakının. Şüphesiz Allah hesabı hızlı görendir.' Bugün size temiz şeyler helal kılındı. Kendilerine kitap verilmiş olanların yemeği size, sizin yemeğiniz de onlara helaldir. Mü'minlerden olan namuslu hür hanımlar ile kendilerine sizden önce kitap verilenlerden olan namuslu hür hanımlar, iffetli yaşamanız, zina etmemeniz, gizli dost tutmamanız ve mehirlerini vermeniz şartıyla size helaldir. Kim imanı inkar ederse onun yaptıkları boşa gitmiştir. O, ahirette de zarara uğrayanlardandır. Ey iman edenler! Namaza kalktığınız zaman yüzlerinizi ve dirseklerinize kadar ellerinizi yıkayın, başlarınızı meshedin ve topuklarınıza kadar ayaklarınızı yıkayın. Eğer cünüp iseniz boydan boya yıkanın. Eğer hasta yahut yolculukta olursanız veya sizden biri tuvalet ihtiyacını görmüş ya da kadınlara dokunmuş olup da su bulamazsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Onunla yüzlerinizi ve ellerinizi meshedin. Allah size bir zorluk çıkarmak istemiyor; ancak sizi temizlemek ve olur ki şükredersiniz diye üzerinize nimetini tamamlamak istiyor. Allah'ın üzerinizdeki nimetini ve 'işittik ve itaat ettik' dediğiniz zaman onunla sizi kendisine bağladığı andınızı hatırlayın ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah gönüllerde olanı bilir. Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletten ayrılmaya yöneltmesin. Adaletli davranın; bu takvaya daha yakındır. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah sizin işlediklerinizden haberdardır. Allah iman edip salih amel işleyenlere; onlar için bağışlama ve büyük bir ecir olduğunu vaadetmiştir. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar cehennemliktirler. Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Bir topluluk size ellerini uzatmaya yeltenmişti de Allah onların ellerini sizden alıkoymuştu . Allah'a karşı gelmekten sakının. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler. Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından kesin söz almıştı ve içlerinden oniki gözetleyici (nakib, kefil) göndermiştik. Allah: 'Ben sizinleyim. Eğer namazı kılar, zekatı verir, peygamberlerime iman eder, onlara destek olur ve Allah'a güzel bir ödünç verirseniz şüphesiz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokarım. Bundan sonra sizden kim küfre düşerse doğru yoldan sapmış olur' demişti. Sözlerini bozmaları sebebiyle onları lanetledik ve kalplerini katılaştırdık. Onlar sözleri yerlerinden alıp değiştirirler. Kendilerine hatırlatılanların bir kısmını unuttular. Çok azı dışında onlardan sürekli hıyanet görürsün. Sen onları affet ve geç. Allah iyilik sahiplerini sever. 'Biz hıristiyanlarız' diyenlerden de kuvvetli söz almıştık. Onlar da kendilerine hatırlatılanların bir kısmını unuttular. Biz de onların aralarına kıyamet gününe kadar devam edecek bir düşmanlık ve kin saldık. Allah, yapmakta olduklarını kendilerine haber verecektir. Ey kitap ehli! Kitap'tan gizlemekte olduklarınızın çoğunu size açıklayan ve çoğunu da geçen peygamberimiz size geldi. Gerçekten size Allah'tan bir nur ve açık bir Kitap geldi. Allah onunla rızasını gözetenleri selamet yollarına eriştirir ve kendi izniyle onları karanlıklardan aydınlığa çıkarıp dosdoğru yola iletir. Şüphesiz ki 'Allah Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kâfir olmuşlardır. De ki: 'Allah, Meryem oğlu Mesih'i, annesini ve yeryüzünde olanların tümünü yok etmek istese O'na karşı kim ne yapabilir?' Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkiyeti Allah'a aittir. O, dilediğini yaratır. Allah her şeye güç yetirendir. Yahudiler ve hıristiyanlar: 'Biz Allah'ın oğulları ve sevdikleriyiz' dediler. De ki: 'Öyleyse size günahlarınızdan dolayı niçin azab ediyor? Aksine siz O'nun yarattıklarından olan insanlarsınız. Allah dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin mülkiyeti Allah'a aittir. Dönüş de O'nadır.' Ey kitap ehli! 'Bize herhangi bir müjdeleyici veya korkutucu gelmedi' demeyesiniz diye peygamberlerin arasının kesildiği bir dönemde size (doğruyu) açıklayan peygamberimiz geldi. İşte size müjdeleyici ve korkutucu geldi. Allah her şeye güç yetirendir. Musa milletine şöyle demişti: 'Ey milletim! Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın. Aranızdan peygamberler çıkardı ve sizi krallar yaptı. Alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi. Ey milletim! Allah'ın size yazdığı kutsal toprağa girin, geriye dönmeyin; yoksa zarar edenler olursunuz.' Onlar: 'Ey Musa! Orada zorba bir toplum var ve onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya girmeyiz. Eğer onlar oradan çıkarlarsa o zaman biz gireriz' dediler. Allah'tan korkanlardan, Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: 'Onların üzerine kapıdan girin. Oradan girerseniz siz üstün gelirsiniz. Eğer gerçekten iman etmiş iseniz Allah'a güvenin' dedi. (İsrailoğulları) bu kez: 'Ey Musa! Onlar orada bulundukları sürece biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin gidip çarpışın, biz şurada oturuyoruz' dediler. (Musa): 'Ey Rabbim! Ben kendimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Bizimle şu yoldan çıkmış topluluğun arasını ayır' dedi. (Allah) 'Orası onlara kırk yıl süreyle haram kılınmıştır. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşıp dururlar. Sen bu yoldan çıkmış topluluk için üzülme!' dedi. Sen onlara Adem'in iki oğlunun kıssasını da doğru olarak anlat: Onlar birer kurban sunmuşlardı ve birininki kabul edilmiş, diğerininki ise kabul edilmemişti. (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine) 'Seni öldüreceğim' demiş, o da şöyle söylemişti: 'Allah ancak takva sahiplerinin yaptıklarını kabul eder. Sen beni öldürmek için elini bana uzatırsan ben seni öldürmek için elimi sana uzatmam. Ben alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım. Ben senin kendi günahını da benim günahımı da yüklenip ateşe atılacaklardan olmanı isterim. Zalimlerin cezası işte budur.' Nefsi ona kardeşini öldürmeyi hoş gösterdi, böylece onu öldürdü ve zarara uğrayanlardan oldu. Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek yeri eşeleyen bir karga gönderdi. Bunun üzerine: 'Yazık bana! Kardeşimin cesedini gömmek için şu karga kadar olmaktan bile aciz mi kaldım!' dedi ve yaptığına pişman olanlardan oldu. İşte bundan dolayı İsrailoğullarına şu hükmü yazdık: 'Kim bir cana karşılık veya yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak sebebiyle olmaksızın bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir kimseyi diriltirse (ölümden kurtarırsa) bütün insanları diriltmiş gibi olur.' Muhakkak ki peygamberlerimiz onlara açık delillerle geldiler. Yine de bunun ardından onların çoğu yeryüzünde aşırıya gitmektedirler. Allah'a ve Peygamberine karşı savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya uğraşanların cezaları ya öldürülmeleri, ya asılmaları, ya ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi veya bulundukları yerden sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir aşağılıktır; ahirette ise onlara büyük bir azap vardır. Ancak sizin kendilerini ele geçirmenizden önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının, O'na ulaşmaya yol arayın ve O'nun yolunda cihad edin ki kurtuluşa eresiniz. İnkar edenler varya! Yeryüzünde olanların tümü ve bir o kadarı daha onların olsa da bütün bunları kıyamet gününün azabından kurtulmaları için fidye olarak verseler kendilerinden kabul edilmez. Onlar için acıklı bir azap vard��r. Onlar ateşten çıkmak isterler ama oradan çıkacak değillerdir. Onlar için kalıcı bir azap vardır. Hırsız erkekle hırsız kadının yaptıklarına karşılık, Allah tarafından ibret verici bir ceza olması için ellerini kesin. Allah yücedir, hakimdir. Kim haksızlık ettikten sonra tevbe eder ve durumunu düzeltirse Allah da onun tevbesini kabul eder. Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir. Bilmez misin ki, göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'a aittir; O dilediğine azab eder, dilediğini de bağışlar. Allah her şeye güç yetirendir. Ey Peygamber! Ağızlarıyla 'iman ettik' dedikleri halde kalpleri iman etmemiş olanlardan ve yahudilerden küfürde yarışanlar seni üzmesinler. Onlar sürekli yalana kulak veren, sana gelmemiş bir topluluğun hesabına casusluk yapan kimselerdir. Bunlar sözlerin yerlerine konulmasından sonra onları değiştirirler. 'Size bu verilirse alın, bu verilmezse o zaman sakının' derler. Allah birini şaşırtmak isterse sen onun için Allah'a karşı bir şey yapamazsın. Onlar, Allah'ın kalplerini arındırmayı dilemediği kimselerdir. Onlar için dünyada rezillik vardır. Onlara ahirette de büyük bir azap vardır. Sürekli yalana kulak verir, haram yerler. Sana gelirlerse aralarında hükmet veya onlardan yüz çevir. Eğer kendilerinden yüz çevirirsen sana hiç bir zarar dokunduramazlar. Eğer hüküm verirsen aralarında adaletle hüküm ver. Allah adaletli davrananları sever. İçinde Allah'ın hükmü bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl oluyor da onlar senin hükmüne başvurup sonra da yüz çeviriyorlar? Onlar iman sahibi değildirler. Gerçekten Tevrat'ı içinde hidayet ve nur bulunduğu halde indirdik. Allah'a teslim olmuş peygamberler yahudilerin arasında onunla hükmederlerdi. Yine Allah'ın kitabını korumakla görevlendirilmiş olmaları itibariyle alimler ve fakihler de onunla hükmederlerdi. Bunlar onun üzerine şahittiler. Artık insanlardan korkmayın benden korkun ve ayetlerimi az bir değer karşılığında satmayın. Kimler Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezlerse işte onlar kâfirdirler. Onlar için onda (Tevrat'ta) cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralara da karşılıklı şekilde kısas hükmü koyduk. Kim bu hakkını bağışlarsa o kendisi için keffaret olur . Kimler Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezlerse işte onlar zalimdirler. Onların ardından, kendisinden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı olarak Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona da içerisinde hidayet ve nur bulunan, kendinden önceki Tevrat'ı doğrulayan, takva sahipleri için de yol gösterici ve öğüt olan İncil'i verdik. İncil sahipleri de Allah'ın onun içinde indirdikleriyle hükmetsinler. Kimler Allah'ın indirdikleriyle hükmetmezlerse işte onlar fasıktırlar. Sana da Kitab'ı, hak ile, kendinden önceki kitapları doğrulayıcı ve onların üzerine şahit olarak indirdik. Sen de onların aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet ve sana gelen hakkı bırakıp da onların arzularına uyma. Sizin her biriniz için bir şeriat ve bir yol belirledik. Allah dileseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. Ancak (bu) size verdikleri üzerinde sizi imtihan etmek içindir. Artık iyiliklerde yarışın. Hepinizin dönüşü Allah'adır. O, üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir. Aralarında Allah'ın indirdiğiyle hükmet, onların arzularına uyma ve seni Allah'ın indirdiği şeylerin bir kısmından uzaklaştırmalarından sakın. Eğer yüz çevirirlerse bil ki Allah onları bazı günahlarından dolayı bir belaya çarptırmak istemektedir. Gerçekte insanların çoğu fasıktırlar. Yoksa onlar cahiliye dönemi hükmünü mü istiyorlar! İyi bilen bir topluluk için Allah'tan daha güzel hüküm veren kim olabilir! Ey iman edenler! Yahudileri ve hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse o onlardandır. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. Kalplerinde hastalık (nifak) olanların 'başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz' diyerek onların aralarına koşuştuklarını görürsün. Ancak olur ki Allah fetih nasib eder yahut kendi katından bir emir gönderir de onlar kalplerinde gizlediklerine pişman olurlar. İman edenler: 'Sizinle birlikte oldukları konusunda bütün güçleriyle Allah'a yemin edenler bunlar mıdır?' derler. Onların yaptıkları boşa gitmiş ve zarara uğrayanlardan olmuşlardır. Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse (bilsin ki) Allah, kendisinin onları sevdiği onların da kendisini sevdiği, mü'minlere karşı alçakgönüllü, kâfirlere karşı onurlu ve güçlü, Allah yolunda cihad eden ve hiçbir kınayanın kınamasından korkmayan bir topluluk getirecektir. Bu Allah'ın bir lütfudur ki, onu dilediğine verir. Allah'ın lütfu ve nimeti geniştir, O bilendir. Sizin dostunuz ancak Allah, Peygamberi ve namaz kılan, zekat veren, rüku eden mü'minlerdir. Kim Allah'ı, Peygamberini ve iman edenleri dost edinirse (bilsin ki) Allah'ın taraftarları üstün geleceklerdir. Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilmiş olanlardan dininizi alaya ve eğlenceye alanları ve inkarcıları dost edinmeyin. Eğer iman ediyorsanız Allah'a karşı gelmekten sakının. Siz namaza çağırdığınızda onu alaya ve eğlenceye alırlar. Böyle yapmaları onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarındandır. De ki: 'Ey kitap ehli! Sizin bizden hoşlanmamanızın sebebi, bizim Allah'a, bize indirilene ve daha önce indirilmiş olana iman etmemiz ve sizin çoğunuzun fasık olmasından başka bir şey midir?' De ki: 'Allah katında, ceza yönünden bundan daha kötü olanı size bildireyim mi? Alah'ın kendilerine lanet ettiği, gazaplandığı, kendilerini domuzlar ve maymunlar haline döndürdüğü kimseler ve Tağut'a tapanlar! İşte bunlar çok daha kötü bir konumdadırlar ve orta yoldan daha fazla sapmışlardır. Size geldiklerinde: 'İman ettik' derler. Oysa onlar inkarla girmişler ve yine o hal üzere çıkmışlardır. Allah onların gizlemekte olduklarını daha iyi bilir. Onların çoğunun günah, düşmanlık ve haram yemede birbirleriyle yarıştıklarını görürsün. Yapmakta oldukları şeyler ne kadar kötüdür! Kendilerini Rabbe adamış olanlarının (Rabbanilerinin) ve bilginlerinin onları günah söz söylemekten ve haram yemekten alıkoymaları gerekmez miydi! İşlemekte oldukları şeyler ne kadar kötüdür! Yahudiler 'Allah'ın eli bağlıdır' dediler. Kendi elleri bağlandı ve söylediklerinden dolayı lanetlendiler! Hayır Allah'ın iki eli de açıktır, dilediği gibi sarfeder. Rabbinden sana indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Onların aralarına kıyamet gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin saldık. Ne zaman savaş için bir ateş yaksalar Allah onu söndürür. Onlar ayrıca yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya çabalarlar. Allah ise bozguncuları sevmez. Eğer kitap ehli iman edip sakınsalardı, onların kötülüklerini örter ve kendilerini nimetleri bol (Na'im) cennetlere sokardık. Eğer onlar Tevrat'ı, İncil'i ve kendilerine Rablerinden indirileni uygulasalardı üstlerinden ve ayaklarının altından (nimetler) yerlerdi. İçlerinde orta yolu tutturan bir topluluk var. Ama çoğunun yapmakta oldukları işler pek kötüdür! Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan elçilik görevini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan korur. Şüphesiz, Allah kâfirler topluluğunu doğru yola eriştirmez. De ki: 'Ey kitap ehli! Tevrat'ı, İncil'i ve Rabbinizden size indirileni uygulamadıkça bir şey (dayanak) üzere olamazsınız. Sana Rabbinden indirilen onların çoğunun azgınlığını ve küfrünü artıracaktır. Sen bu kâfirler topluluğu için üzülme!' İman edenler, yahudiler, sabiiler ve hıristiyanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman edip iyi işler işleyenler için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Şüphesiz biz İsrailoğullarından kesin söz almış ve onlara peygamberler göndermiştik. Ama her ne zaman bir peygamber onlara hoşlarına gitmeyen bir şey getirdiyse bu peygamberlerin kimilerini öldürdü, kimilerini de yalanladılar. (Yaptıklarından dolayı) başlarına bir bela gelmeyeceğini sandılar, kör ve sağır oldular. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti. Sonra onların çoğu yine kör ve sağır oldu. Allah onların yaptıklarını görmektedir. Şüphesiz 'Allah, Meryem oğlu Mesih'tir' diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa Mesih: 'Ey İsrailoğulları! Benim de Rabbim ve sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin. Kim Allah'a ortak koşarsa şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun barınağı cehennemdir. Zalimlerin herhangi bir yardımcıları da yoktur' demişti. Şüphesiz 'Allah üçün üçüncüsüdür' diyenler kâfir olmuşlardır. Oysa bir tek ilahtan başka ilah yoktur. Eğer söylemekte olduklarından vazgeçmezlerse onlardan inkar edenlere acıklı bir azap dokunacaktır. Hala Allah'a tevbe edip O'ndan bağışlama dilemiyorlar mı? Allah bağışlayıcı, rahmet edicidir. Meryem oğlu Mesih sadece bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler geçmişti. Annesi de çok doğru bir kadındı. Bu ikisi yemek yerlerdi. Bak onlara ayetleri nasıl açıklıyoruz. Sonra da bak nasıl yüz çeviriyorlar! De ki: 'Allah'tan ayrı olarak size bir zararı ve yararı olmayacak varlıklara mı tapıyorsunuz? Oysa Allah duyandır, bilendir.' De ki: 'Ey kitap ehli! Dininizde haksız yere aşırılığa gitmeyin ve kendileri önceden sapmış, çoklarını da saptırmış ve doğru yoldan ayrılmış olan bir topluluğun arzularına uymayın.' İsrailoğullarından inkar edenler Davud'un ve Meryem oğlu İsa'nın diliyle lanetlenmişlerdir. Bu, başkaldırmaları ve sınırı aşmaları sebebiyledir. Onlar işledikleri bir kötülükten birbirlerini alıkoymaya çalışmıyorlardı. Yaptıkları ne kadar da kötüydü! Onların çoğunun inkar edenleri kendilerine dost edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendileri için önceden göndermiş oldukları ne kadar da kötüdür. (Bu yüzden) Allah onlara kızmıştır ve azabın içinde sonsuza kadar kalacaklardır. Eğer Allah'a, Peygamber'e ve ona indirilene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi. Ancak onların çoğu fasıktır. İnsanların içinde iman edenlere düşmanlıkta en katı olanların yahudilerle müşrikler olduğunu görürsün. İman edenlere sevgi bakımından en yakın olanların ise 'biz hıristiyanlarız' diyenler olduklarını görürsün. Bu onların içinde bilginlerin, rahiblerin bulunması ve onların büyüklenmemeleri sebebiyledir. Peygambere indirileni duyduklarında, hakkı tanıdıkları haktan dolayı gözlerinin yaşla dolduğunu görürsün. Şöyle derler: 'Ey Rabbimiz! İman ettik, bizi şahitlerle beraber yaz. Rabbimizin bizi salihler topluluğunun arasına katmasını umarken, Allah'a ve bize gelen gerçeğe niçin iman etmeyelim!' Allah da söylediklerine karşılık onlara içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetler verdi. İşte iyilik edenlerin mükafatları budur. İnkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise cehennemliktirler. Ey iman edenler! Allah'ın size helal ettiği temiz şeyleri haram kılmayın ve sınırı aşmayın. Allah sınırı aşanları sevmez. Allah'ın size verdiği rızıklardan helal ve temiz olarak yiyin ve kendisine iman ettiğiniz Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah yeminlerinizdeki dil sürçmelerinden dolayı değil bile bile yaptığınız yeminlerinizden dolayı sizi hesaba çeker. Bunun keffareti de, sizin aile fertlerinize yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahut onları giydirmek veya bir köleyi azad etmektir. Bunu bulamayan üç gün oruç tutmalıdır. Yemin etmeniz durumunda yeminlerinizi bozmanızın keffareti işte budur. Yeminlerinizi koruyun. Belki şükredersiniz diye Allah size ayetlerini böyle açıklıyor. Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar ve fal okları şeytanın işinden olan pisliklerdir. Bunlardan sakının; umulur ki kurtuluşa erersiniz. Muhakkak ki şeytan içki ve kumar yoluyla aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık vazgeçtiniz mi? Allah'a itaat edin, peygambere itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Peygamber'imize düşen sadece açıkça tebliğ etmektir. İman edip salih ameller işleyenler için (kötülüklerden) sakındıkları, iman edip salih ameller işledikleri, sonra yine sakındıkları ve iman ettikleri, sonra yine sakındıkları ve iyilikte bulundukları takdirde önceden tatmış olduklarından dolayı bir sorumluluk yoktur. Allah iyilik sahiplerini sever. Ey iman edenler! Allah, görmediği halde kendisinden kimin korktuğunu ortaya çıkarmak için sizi, ellerinizin ve mızraklarınızın ulaşabileceği bir kısım avlarla imtihan edecektir. Kim bundan sonra sınırı aşarsa onun için acıklı bir azap vardır. Ey iman edenler! İhramlı olduğunuz sırada avı öldürmeyin. İçinizden kim onu kasıtlı olarak öldürürse bunun cezası öldürdüğüne denk olduğuna aranızdan iki adil kişinin hükmedeceği ve Kabe'ye ulaşacak bir ehil hayvanı kurban etmesi yahut fakirlere yiyecek vermekle keffarette bulunması veya buna denk gelecek kadar oruç tutmasıdır. Böylelikle işlediğinin vebalini tatsın. Allah geçmişte olanları bağışladı. Kim yeniden yaparsa, Allah ondan öç alır. Allah yücedir, öç alıcıdır. Size, kendiniz ve yolcular için bir geçimlik olarak deniz avı ve onu yemek helal kılındı. Kara avı ise ihramlı olduğunuz sürece haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah Haram Ev olan Kabe'yi, haram ayları, kurbanı, gerdanlıklı kurbanları insanların (din ve dünya) işlerini belli bir düzen ve güven içinde yürütmeleri için ortaya koydu. Bu, Allah'ın göklerde ve yerde olanları bildiğini ve Allah'ın her şey hakkında bilgi sahibi olduğunu bilmeniz içindir. Bilin ki Allah cezası çok şiddetli olandır ve Allah çok bağışlayıcı, çok rahmet edicidir. Peygamberin görevi sadece tebliğdir. Allah sizin açığa vurduklarınızı da gizlediklerinizi de bilir. De ki: 'Pis olanın çokluğu hoşuna gitse de, pis ile temiz bir olamaz. Şu halde ey akıl sahipleri, Allah'a karşı gelmekten sakının. Umulur ki kurtuluşa erersiniz.' Ey iman edenler! Açıklandığında hoşunuza gitmeyecek şeylerden sormayın. Eğer bu şeylerden Kur'an'ın indirilmekte olduğu sırada sorarsanız size açıklanır. Allah onları affetti. Allah bağışlayıcıdır ve yumuşak davranandır. Sizden önceki bir topluluk bunları sormuş sonra da onları inkar etmişlerdi. Kulağı yarılıp salıverilen, putlara adanan, erkek dişi ikizler doğuran ve on defa yavru yapmasından dolayı sırtına yük vurulmayan hayvanlarla ilgili uygulamaların hiçbirini Allah emretmemiştir. Ancak kâfirler Allah'a karşı yalan uyduruyorlar. Onların çoğu akıl erdiremiyor. Onlara: 'Allah'ın indirdiğine ve Peygamber'e gelin' dendiği zaman: 'Babalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter' derler. Babaları hiçbir şey bilmiyor veya doğru yolu bulamamış idilerse de mi? Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz. Siz doğru yola girerseniz sapıtan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah'adır ve O size yapmakta olduklarınızı bildirecektir. Ey iman edenler! Sizden birine ölüm hali gelirse vasiyet esnasında içinizden iki adil kişiyi; yahut yolculuk sırasında başınıza ölüm musibeti gelirse sizden olmayan iki kişiyi şahit tutun. Eğer bu kişilerden şüphelenirseniz kendilerini namazdan sonra tutarsınız ve onlar da: 'Akraba bile olsa bunu (yemini) hiçbir değere değiştirmeyeceğiz. Allah'ın şahitliğini gizlemeyeceğiz. Böyle yaparsak günahkarlardan oluruz' diye Allah'a yemin ederler. Eğer o ikisinin bir günah işledikleri anlaşılırsa, o zaman haksızlığa uğrayanların arasından, ölüye daha yakın iki kişi onların yerine geçer ve: 'Bizim şahitliğimiz onlarınkinden daha doğrudur ve biz haddi aşmadık. Aksi takdirde mutlaka zalimlerden oluruz' diye yemin ederler. Bu, şahitliği gereği gibi yapmaları ve yeminlerinden sonra yeminlerin kabul edilmemesinden korkmaları açısından daha uygundur. Allah'a karşı gelmekten sakının ve duyun. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez. Allah peygamberlerini topladığı gün: 'Size ne cevap verildi?' der. Onlar da: 'Bizim bir bildiğimiz yok. Gizlilikleri bilen ancak sensin' derler. Allah şöyle der: 'Ey Meryem oğlu İsa! Benim sana ve annene olan nimetimi an! Hani seni Ruhu'l-Kudüs ile desteklemiştim. Beşikteyken ve erginlik çağında insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab'ı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey oluşturuyor, sonra içine üflüyordun ve o benim iznimle kuş oluyordu. Yine benim iznimle anadan doğma körleri ve alacalıları iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri diriltiyordun. Hani sen İsrailoğularına kuvvetli belgeler getirdiğinde onlardan inkar edenler 'bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir' demişlerdi de ben onların sana zarar vermelerini önlemiştim. Havarilere 'Bana ve Peygamber'ime iman edin' diye ilham etmiştim. Onlar da: 'İman ettik. Sen de bizim Müslümanlar olduğumuza şahit ol' demişlerdi. Havariler: 'Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize gökten bir sofra indirebilir mi?' demişlerdi. O da: 'Eğer mü'min kimseler iseniz Allah'tan korkun' demişti. (Havariler bu kez) 'Ondan yemeyi, kalplerimizin kanmasını, senin bize doğru söylediğini bilmeyi ve buna şahit olmayı istiyoruz' dediler. Meryem oğlu İsa: 'Ey Rabbimiz olan Allah'ım! Bize, öncekilerimiz ve sonrakilerimiz için bayram ve senin katından bir mucize olacak bir sofra indir. Bizi rızıklandır. Sen rızık verenlerin en hayırlısısın' dedi. Allah da şöyle dedi: 'Ben onu size indireceğim. Bundan sonra içinizden kim inkar ederse ben ona alemlerden hiç kimseye etmediğim şekilde azap edeceğim.' Allah: 'Ey Meryem oğlu İsa! Sen mi insanlara: 'Allah'tan başka beni ve annemi iki ilah edinin' dedin?' deyince o şöyle dedi: 'Seni tenzih ederim. Hakkım olmayan bir şeyi söylemek bana yaraşmaz. Eğer söylemişsem sen onu mutlaka bilirsin. Sen bende olanı bilirsin, ama ben sende olanı bilemem. Şüphesiz ki gizlilikleri bilen ancak sensin. Ben onlara sadece senin emrettiğin üzere 'Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a kulluk edin' dedim. İçlerinde bulunduğum sürece üzerlerine şahit idim. Beni ecelime yetirmenden sonra onları gözeten sendin. Sen her şeyin üzerine şahitsin. Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin kullarındır. Şayet kendilerini bağışlarsan, şüphe yok ki sen yücesin, hakimsin.' Allah der ki: 'Bu, doğrulara doğruluklarının yarar sağlayacağı bir gündür. Onlar için altından ırmaklar akan içinde sonsuza kadar kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.' Göklerin, yerin ve bunların içinde olanların mülkiyeti Allah'a aittir. O, her şeye güç yetirendir. Gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı vareden Allah'a hamdolsun. Sonra, inkarcılar Rabblerine başkalarını denk tutuyorlar. O sizi çamurdan yarattı, sonra bir ecel belirledi. Kendi katında da belirli bir ecel vardır. Sonra (buna rağmen) siz şüphe ediyorsunuz. O göklerde de yerde de Allah'tır. Sizin gizlinizi ve açığınızı bilir; ne kazandığınızı da bilir. Onlara ne zaman Rabblerinin ayetlerinden bir ayet gelse mutlaka ondan yüz çevirirler. Hakk kendilerine gelince onu yalanladılar. Alaya aldıkları şeylerin haberleri onlara gelecektir. Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi görmediler mi? Onlara size vermediğimiz imkanları vermiş, gökten üzerlerine bolca yağmur indirmiş ve altlarından ırmaklar akıtmıştık. Ama onları günahlarından dolayı helak ettik ve peşlerinden başka nesiller ortaya çıkardık. Sana kağıt üzerinde yazılı halde bir kitap indirseydik ve ona elleriyle dokunsalardı yine de inkar edenler: 'Bu apaçık bir sihirdir' derlerdi. 'Ona bir melek indirilseydi ya!' dediler. Bir melek indirseydik iş bitirilmiş olurdu ve onlara göz bile açtırılmazdı. Eğer onu (peygamberi) bir melek kılsaydık , bir adam şeklinde kılardık da onları düştükleri kuşkuya yine düşürürdük. Senden önce de peygamberlerle alay edilmişti. Ancak onlardan alay edenleri alaya almış oldukları şey çepeçevre kuşattı. De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da yalanlayıcıların sonları nasıl olmuş bir görün!' De ki: 'Göklerde ve yerde olanlar kimindir?.' 'Allah'ındır' de. O rahmet etmeyi kendi üzerine almıştır. Muhakkak ki, geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde sizi biraraya toplayacaktır. Kendi kendilerini zarara sokanlar, işte onlar iman etmezler. Gece ve gündüzde barınan her şey O'nundur. O duyandır, bilendir. De ki: 'Göklerin ve yerin yaratıcısı olan ve yediren fakat kendisi yedirilmeyen Allah'tan başkasını mı kendime dost edineceğim!' 'Ben Müslümanların ilki olmakla emrolundum' de ve sakın Allah'a eş koşanlardan olma. De ki: 'Ben Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.' O gün kim ondan (azaptan) alıkonursa (Allah) ona rahmet etmiş olur. Apaçık kurtuluş işte budur. Eğer Allah sana bir sıkıntı verirse onu yine kendinden başka giderecek yoktur. Eğer bir iyilik verirse (bil ki) O her şeye güç yetirendir. O kullarının üstünde mutlak güç ve hakimiyet sahibidir. O hakimdir, her şeyden haberdar olandır. De ki: 'Şahitlik bakımından hangi şey daha büyüktür?.' De ki: 'Benimle sizin aranızda Allah şahittir. Bu Kur'an sizi ve onun ulaştığı kimseleri uyarmam için bana vahyedildi. Allah'la birlikte başka ilahların bulunduğuna siz mi şahitlik ediyorsunuz?.' 'Ben buna şahitlik etmem' de. 'O, ancak tek bir ilahtır ve ben sizin eş koştuklarınızdan uzağım' de. Kendilerine kitap vermiş olduklarımız onu (Peygamberi) kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanımaktadırlar. Kendilerini zarara sokanlar işte onlar iman etmezler. Allah'a karşı yalan uydurandan ya da ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz ki zalimler kurtuluşa eremezler. Onların hepsini bir araya toplayacağımız sonra Allah'a ortak koşanlara: '(Allah'tan ayrı ilah olduklarını) sandığınız ortaklarınız hani nerede?' diyeceğimiz gün(ü düşün). Sonra: 'Rabbimiz olan Allah'a yemin olsun ki, biz Allah'a ortak koşanlar değildik' demekten başka bir kaçamak bulamazlar. Bak! Kendileri hakkında nasıl yalan söylediler ve (ilah olduklarını) uydurdukları şeyler nasıl yanlarından kayboldu. Onlardan seni dinleyenler var. Ancak biz, onu anlamamaları için kalplerinin üstüne örtüler kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Onlar bütün mucizeleri görseler yine de ona iman etmezler. Nitekim sana geldiklerinde de seninle tartışırlar; inkar edenler: 'Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir' derler. Onlar hem başkalarını ondan alıkoyarlar, hem de kendileri ondan uzak dururlar. Böylece yalnız kendilerini helak ediyorlar ama bunun farkında değiller. Onların ateşin başında durdurulup da: 'Keşke dünyaya geri gönderilseydik de Rabbimizin ayetlerini yalanlamasaydık ve mü'minlerden olsaydık' dedikleri andaki hallerini bir görsen. Hayır; daha önce gizledikleri açığa çıktı. Geri gönderilselerdi kendilerine yasak kılınan şeylere dönerlerdi. Şüphesiz onlar yalancıdırlar. 'Şu dünya hayatımızdan başka bir hayat yoktur ve biz yeniden diriltilecek değiliz' dediler. Onları, Rabblerinin huzurunda durduruldukları zaman bir görsen. (Rabbleri): 'Bu gerçek değil mi?' der. Onlar: 'Evet. Rabbimiz hakkı için gerçektir' derler. O da: 'Öyleyse inkar ettiğinizden dolayı azabı tadın' der. Allah'a kavuşulacağını yalanlayanlar zarar etmişlerdir. Onlara kıyamet aniden gelince, günahlarını sırtlarında taşır halde: 'Dünyada ettiğimiz kusurlardan dolayı yazık bize!' derler. Dikkat edin, taşıdıkları şey ne kadar da kötüdür! Dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise takva sahipleri için daha hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz? Onların söylediklerinin seni üzdüğünü biliyoruz. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar ancak zalimler bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlar. Senden önce de peygamberler yalanlandı da yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler. Sonunda yardımımız onlara ulaştı. Allah'ın sözlerini değiştirebilecek yoktur. Peygamberlerin haberlerinden bazıları sana da geldi. Onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse, haydi yapabilirsen yerin içinde bir tünel açıp veya göğe bir merdiven dayayıp onlara bir mucize getirmeye çalış! Allah dileseydi onların hepsini hidayet üzere toplardı. Sakın bilgisizlerden olma! Ancak duyanlar çağrıya cevap verir. Ölüleri ise Allah diriltir sonra O'na döndürülürler. 'Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!' dediler. De ki: 'Şüphesiz Allah bir mucize indirmeye güç yetirir ancak onların çoğu bilmezler.' Yeryüzünde yürüyen bütün hayvanlar ve iki kanatlarıyla uçan bütün kuşlar sizin gibi birer ümmettirlerdir. Kitap'ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Onlar sonra Rabblerinin huzurunda toplanırlar. Ayetlerimizi yalanlayanlar karanlıklarda kalmış sağır ve dilsizlerdir. Allah dilediği kimseyi saptırır dilediği kimseyi de doğru yol üzere koyar. De ki: 'Ne dersiniz, size Allah'ın azabı yahut kıyamet saati gelirse Allah'tan başkasına yalvarır mısınız? Doğru iseniz söyleyin bakalım!' Aksine yalnız O'na yalvarırsınız. O da dilerse, giderilmesi için yalvardığınız sıkıntıyı giderir. Siz de ortak koştuklarınızı unutursunuz. Senden önce de ümmetlere peygamberler gönderdik ve belki yalvarırlar diye kendilerini darlık ve sıkıntıya soktuk. Hiç olmazsa verdiğimiz darlık başlarına geldiğinde yalvarıp yakarsalardı! Ama kalpleri katılaştı ve şeytan da yaptıklarını kendilerine süslü gösterdi. Kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında onlara her şeyin kapılarını açtık. Kendilerine verilenden dolayı sevince daldıklarında onları ansızın yakaladık ve o an bütün her şeyden ümitleri kesildi. Böylece zulmeden topluluğun arkası kesildi. Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun. De ki: 'Ne dersiniz, eğer Allah sizin işitme duyularınızı ve gözlerinizi alır, kalplerinizi de mühürlerse Allah'tan başka size onları geri verecek ilah kim olabilir? Bak nasıl ayetlerimizi çeşitli şekillerde açıklıyoruz sonra onlar yüz çeviriyorlar. De ki: 'Ne dersiniz, size Allah'ın azabı aniden yahut açıktan gelirse zalimler topluluğundan başkası helak edilir mi?' Biz peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. Kimler iman eder de durumlarını düzeltirlerse onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. Ayetlerimizi yalanlayanlara da fasıklık etmelerinden dolayı azap dokunacaktır. De ki: 'Ben size 'Allah'ın hazineleri yanımdadır' demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. Size benim melek olduğumu da söylemiyorum. Sadece bana vahyedilene uyuyorum.' De ki: 'Görmeyenle gören bir olur mu? Düşünmüyor musunuz?' Rabblerinin huzuruna çıkarılacaklarından korkanları onunla (Kur'an'la) uyar. Onlar için O'ndan (Allah'tan) başka dost ve şefaatçi yoktur. Umulur ki sakınırlar. Rabblerinin rızasını umarak sabah akşam O'na yalvaranları yanından kovma. Onların hesaplarından senin üzerine senin hesabından da onların üzerine bir sorumluluk yok ki, onları yanından kovup da zalimlerden olasın. İşte böyle, 'Allah aramızdan bunlara mı lütufta bulundu!' demeleri için onları birbirleriyle denedik. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil midir? Ayetlerimize iman edenler yanına geldiklerinde de ki: 'Size selam olsun. Rabbiniz rahmet etmeyi üzerine aldı. Sizden kim bilmeden bir kötülük işler de sonra arkasından tevbe eder ve durumunu düzeltirse (bilsin ki) Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir.' Suçluların yollarının da tam olarak belli olması için ayetleri böyle tafsilatlı olarak açıklıyoruz. De ki: 'Ben, sizin Allah'tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan nehyolundum.' De ki: 'Ben sizin heveslerinize uyamam. O durumda sapıtmış olurum ve doğru yolda gidenlerden olamam.' De ki: 'Ben Rabbimden gelen açık bir belgeye dayanmaktayım. Sizse onu yalanladınız. Sizin çabucak gelmesini istediğiniz şey, benim yanımda değildir. Hüküm ancak Allah'a aittir. O, doğru haberi bildirir ve (doğruyu yanlıştan) ayıranların en hayırlısıdır.' De ki: 'Acele olarak istediğiniz şey benim yanımda olsaydı benimle sizin aranızda iş bitmiş olurdu. Allah zalimleri daha iyi bilir.' Gaybın anahtarları O'nun yanındadır. Onu, O'ndan başkası bilmez. Karada ve denizde olanları da bilir. O'nun bilgisi dışında bir tek yaprak bile düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane dahil, yaş ve kuru ne varsa hepsi açık bir kitaptadır. Sizi geceleri öldüren ve gündüzleri ne işlediğinizi bilen sonra belirli sürenin tamamlanması için gündüzleri sizi yeniden dirilten O'dur. Sonra dönüşünüz yine O'na olacak, sonra yaptıklarınızı size bildirecektir. Kullarının üstünde mutlak güç ve hakimiyete sahip olan O'dur. Size koruyucular gönderir. Nihayet birinize ölüm geldiğinde elçilerimiz onun canını alırlar ve onlar görevlerini yerine getirmede asla kusur etmezler. Sonra gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülürler. Dikkat edin, hüküm O'nundur ve O hesabı en hızlı görendir. De ki: ''Eğer bizi şu durumdan kurtarırsa mutlaka şükredenlerden olacağız' diyerek kendisine açıktan ve gizlice yakarışta bulunduğunuz Allah'tan başka sizi karanın ve denizin karanlıklarından kim kurtarır?' De ki: 'Allah sizi bundan ve bütün sıkıntılardan kurtarıyor sonra siz yine O'na ortak koşuyorsunuz.' De ki: 'O size üstünüzden, yahut ayaklarınızın altından bir azap göndermeye veya sizi çeşitli gruplara ayırıp kiminize kiminizin hıncını tattırmaya güç yetirir.' Bak, olur ki anlarlar diye ayetlerimizi nasıl etraflıca açıklıyoruz! Gerçek olduğu halde senin toplumun onu (Kur'an-ı kerim'i) inkar etti. De ki: 'Ben sizin üzerinize vekil değilim.' Her haberin gerçekleşeceği bir zaman vardır. Yakında bileceksiniz. Ayetlerimiz hakkında uygunsuz sözlere dalanları gördüğünde başka bir söze geçinceye kadar onlardan yüz çevir. Eğer şeytan sana unutturacak olursa hatırladıktan sonra artık zalimler topluluğuyla birlikte oturma. Takva sahiplerinin üzerine onların hesaplarından bir şey yoktur. Ancak belki sakınırlar diye bir hatırlatmada bulunmak gerekir. Dinlerini oyun ve eğlenceye alan ve dünya hayatının aldattığı kimseleri bırak. Ancak onunla (Kur'an'la) uyar ki, bir kimse kazandığından dolayı helake gitmesin. Aksi halde Allah'tan başka ne bir dostu ne de bir şefaatçisi olur. Her türlü fidyeyi verse de kabul edilmez. İşte bu duruma düşenler kazandıklarından dolayı helake sürüklenenlerdir. Onlara inkar etmelerine karşılık kızgın bir içecek ve acıklı bir azap vardır. De ki: 'Allah'tan ayrı olarak bize bir yararları veya zararları olmayacak şeylere mi yalvaralım? Yahut Allah'ın bizi hidayete erdirmesinden sonra arkadaşlarının kendisini 'bize gel' diye doğru yola çağırmalarına rağmen şeytanların onu saptırmalarından dolayı yeryüzünde şaşkın bir halde kalmış kimse gibi ökçelerimizin üzerine geri mi dönelim?' De ki: 'Gerçek hidayet Allah'ın hidayetidir. Biz de alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolunduk.' Yine namazı kılın, Allah'a karşı gelmekten sakının (diye emredildi). Huzuruna toplanacağınız O'dur.' Gökleri ve yeri hak üzere yaratan O'dur. 'Ol' dediği gün o hemen oluverir. O'nun sözü gerçektir. Sur'a üflendiği gün hakimiyet O'nundur. Gizli olanı da açık olan da bilir. O, hakimdir, her şeyden haberdardır. Bir zamanlar İbrahim babası Azer'e: 'Sen putları kendine ilah mı ediniyorsun? Doğrusu ben seni ve toplumunu açık bir sapıklık üzere görüyorum' demişti. Böylece İbrahim'e kesin bilgi sahibi olması için göklerin ve yerin melekutunu (büyüklüklerini, harikuladeliklerini) de gösteriyorduk. Üzerine gece bastırınca bir yıldız gördü. 'İşte bu benim Rabbimdir' dedi. Ancak o batınca: 'Ben öyle batıp gidenleri sevmem' dedi. Ayı doğar halde görünce: 'Benim Rabbim işte bu' dedi. O da batınca: 'Eğer Rabbim beni doğru yola eriştirmeseydi şüphesiz sapıklar topluluğundan olacaktım' dedi. Güneşi doğarken görünce: 'Benim Rabbim bu. Bu daha büyük!' dedi. O da batınca şöyle dedi: 'Ey kavmim! Ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım. Ben dosdoğru bir inançla yüzümü gökleri ve yeri yaratana çevirdim. Ve ben Allah'a ortak koşanlardan değilim.' Toplumu onunla tartışmaya girdi. O da şöyle dedi: 'O beni doğru yola ilettiği halde, siz Allah hakkında benimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Allah'ın benim hakkımda bir şey dilemesi dışında sizin O'na ortak koştuklarınızdan korkmuyorum. Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Hala öğüt almıyor musunuz?' 'Allah'ın size haklarında herhangi bir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmanızdan dolayı korkmuyorsunuz da ben sizin ortak koştuklarınızdan nasıl korkarım?' Şu halde bu iki gruptan hangisi güvende olmaya daha layıktır? Eğer biliyorsanız söyleyin. İman edip de imanlarına zulüm karıştırmayanlar; işte güven onlaradır ve doğru yolda olanlar da onlardır. Bu, İbrahim'e kavmine karşı verdiğimiz hüccetimizdir. İstediğimizi derecelerle yükseltiriz. Şüphesiz senin Rabbin hakimdir, bilendir. Biz ona İshak ve Yakub'u bağışladık. Hepsini doğru yola ilettik. Ondan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u doğru yola eriştirdik. İyilik sahiplerine işte böyle karşılık veririz. Zekeriya'yı, Yahya'yı, İsa'yı ve İlyas'ı da (doğru yola eriştirdik). Onların hepsi iyilerdendiler. Yine İsmail'i, el-Yesa'ı, Yunus'u ve Lut'u da. Hepsini alemlere üstün kıldık. Babalarından, soylarından ve kardeşlerinden de (kendilerine lütfettikklerimiz oldu). Biz onları seçtik ve doğru yola ilettik. Bu, Allah'ın hidayetidir. Kullarından dilediğini bu hidayete eriştirir. Eğer onlar Allah'a ortak koşmuş olsalardı yapageldiklerinin tümü boşa giderdi. Bunlar kendilerine kitap, hikmet ve peygamberlik verdiklerimizdir. Eğer bunlar, onları inkar ederlerse, (bilsinler ki) biz onları inkar etmeyecek bir topluluğu onlara vekil kılmışızdır. Bunlar Allah'ın doğru yola eriştirdikleridir ki sen de onların doğru yollarına uy. De ki: 'Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Bu sadece alemlere bir hatırlatmadır.' Onlar: 'Allah bir insana herhangi bir şey indirmemiştir' derken Allah'ı hakkıyla değerlendiremediler. De ki: 'Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet rehberi olarak getirdiği, sizin de parça parça kağıtlar haline getirip gösterdiğiniz, çoğunu da gizlediğiniz Kitab'ı kim indirdi? Size (bu kitapla) sizin de babalarınızın da bilmediği şeyler öğretildi.' Sen: 'Allah (indirdi)' de. Sonra bırak onları daldıkları şeyde oynayadursunlar. Bu da şehirlerin anası Mekke'de ve etrafında oturanları uyarman için sana indirdiğimiz mübarek, kendinden önce indirilmiş olanları doğrulayıcı bir Kitap'tır. Ahirete inananlar buna inanırlar ve onlar namazlarına devam ederler. Allah hakkında yalan uyduran veya kendine bir şey vahyedilmediği halde 'bana vahiy geldi' diyenden ve 'Allah'ın indirdiği gibisini ben de indireceğim' diyenden daha zalim kim olabilir? Zalimlerin, can çekişmekte oldukları ve meleklerin de karşılarında ellerini açıp: 'Canlarınızı çıkarın. Bugün, Allah hakkında doğru olmayanı konuşmanızdan ve ayetlerine karşı büyüklük taslamanızdan dolayı aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaksınız' dedikleri anda hallerini bir görsen! Siz, ilk kez yarattığımız gibi bize yalnız başlarınıza geldiniz ve size verdiklerimizi arkanızda bıraktınız. Allah'ın ortakları olduğunu sandığınız şefaatçilerinizi de beraberinizde görmüyoruz! Aranızdaki bağlar kesildi ve (ilah olduklarını) sandıklarınız yanınızdan kayboldular. Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah'tır. Ölüden diriyi çıkarır. Diriden de ölüyü çıkarandır. İşte Allah budur. Böyleyken siz nasıl yüz çeviriyorsunuz? Gece karanlığını yarıp sabahı ortaya çıkaran O'dur. Geceyi bir dinlenme zamanı güneş ve ayı da bir hesap ölçüsü yaptı. Bu, yüce ve alim olanın düzenlemesidir. Yine O, karanın ve denizin karanlıklarında yolunuzu bulabilesiniz diye sizin için yıldızları yarattı. Bilen bir topluluk için ayetleri etraflıca açıkladık. Sizi bir tek candan yaratan O'dur. Sizin için karar kıldığınız bir yer ve emanet (geçici) olarak kaldığınız bir yer vardır. Anlayan bir topluluk için ayetleri genişçe açıkladık. Gökten su indiren de O'dur. Onunla her tür bitki bitirdik. Onlardan yeşillikler çıkardık. O yeşilliklerden de birbirinin üstüne yüklenmiş taneler çıkardık. Hurmaların tomurcuklarından birbirlerine yakın salkımlar oluşturduk. Yine kimisi birbirine benzeyen, kimisi de benzemeyen üzümlerden, zeytinlerden ve narlardan bahçeler meydana getirdik. Meyve vermeleri sırasında bunların meyvelerine ve bu meyvelerin olgunlaşmış hallerine bakın. Şüphesiz bütün bunlarda iman eden bir topluluk için ayetler vardır. Cinleri Allah'a ortak koştular. Oysa onları O yaratmıştır. Yine hiçbir bilgiye dayanmaksızın O'na oğullar ve kızlar yakıştırdılar. O, onların vasıflandırmalarından uzak ve yücedir. Gökleri ve yeri yoktan yaratan O'dur. O'nun bir eşi yokken çocuğu nasıl olur? Her şeyi O yaratmıştır ve O her şeyi bilmektedir. Rabbiniz Allah işte budur. O'ndan başka ilah yoktur. O her şeyin yaratıcısıdır, O'na kulluk edin. O, her şeye vekildir. Gözler onu idrak edemez. O ise gözleri idrak eder. O latiftir, her şeyden haberdardır. 'Size Rabbinizden açık deliller gelmiştir. Kim görürse yararı kendine, kim de kör olursa, kendi aleyhinedir. Ben sizin üzerinize bekçi değilim.' İşte böylece ayetleri etraflıca açıklıyoruz ki, onlar 'sen ders almışsın' desinler ve biz de bilen bir topluluğa bunu açıkça bildirmiş olalım. Sana Rabbinden vahyedilene uy. O'ndan başka ilah yoktur. Allah'a ortak koşanlardan da yüz çevir. Allah dileseydi onlar ortak koşmazlardı. Biz seni onların üzerine bekçi kılmadık. Sen onların üzerine vekil de değilsin. Onların Allah'tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da aşırıya giderek bilgisizce Allah'a sövmesinler. Bu şekilde her ümmete yaptığını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri Rabblerinedir ve O kendilerine yapmakta olduklarını haber verir. Kendilerine bir mucizenin gelmesi durumunda iman edecekleri konusunda bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Mucizeler Allah katındadır.' Üstelik o gelse de onların yine iman etmeyeceklerinin bilincinde değil misiniz? Ona ilk keresinde iman etmedikleri gibi biz onların kalplerini ve gözlerini çeviririz ve kendilerini taşkınlıkları içinde bocalar halde bırakırız. Onlara melekleri indirseydik, kendileriyle ölüler konuşsaydı ve her şeyi karşılarına toplasaydık Allah dilemedikçe yine iman etmezlerdi. Ancak onların çoğu bilmemektedir. Bu şekilde her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman ettik. Onlar aldatmak için, birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar. Rabbin dileseydi bunu yapmazlardı. Sen onları uydurduklarıyla başbaşa bırak. Ahirete inanmayanların kalpleri o sözlere meyletsin, onlardan hoşnut olsunlar ve kendilerinin yaptıklarını onlar da yapsınlar diye (böyle sözler fısıldarlar). 'Allah size açıklanmış bir şekilde Kitap indirmişken O'ndan başkasının hakemliğini mi isteyeceğim!' Kendilerine Kitap vermiş olduklarımız onun Rabbin tarafından hak üzere indirilmiş olduğunu bilirler. Sakın şüpheye düşenlerden olma. Rabbinin sözü doğruluk ve adalet bakımından tastamamdır. O'nun sözlerini değiştirebilecek yoktur. O, duyandır, bilendir. Yeryüzünde bulunanların çoğuna uyarsan seni Allah'ın yolundan saptırırlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve sadece tahminde bulunuyor (sadece yalan söylüyorlar). Şüphesiz Rabbin yolundan sapanları en iyi bilendir. Doğru yolda olanları en iyi bilen de O'dur. Allah'ın ayetlerine inanıyorsanız üzerine Allah'ın adı anılan (hayvanların etlerin)den yiyin. Allah zorunluluk halleri dışında size haram olan şeyleri ayrı ayrı açıklamış olduğu halde üzerine Allah'ın adı anılmış olanlardan niçin yemeyeceksiniz? Pek çokları bilgisizce arzularına uyarak başkalarını saptırmaktadırlar. Şüphesiz ki Rabbin, sınırı aşanları en iyi bilendir. Günahın gizli olanını da açık olanını da bırakın. Günah kazananlar yaptıklarının karşılığını göreceklerdir. Üzerine Allah'ın adı anılmamış olan (hayvanın eti)nden yemeyin. Şüphesiz o fısktır (yoldan kaymadır). Doğrusu şeytanlar dostlarına, sizinle tartışmaları için telkinde bulunmaktadırlar. Eğer onlara itaat ederseniz o zaman siz de müşrik olursunuz. Ölü iken dirilttiğimiz ve kendisine insanlar arasında yürümesini sağlayan bir ışık verdiğimiz kimse karanlıkların içinde kalıp da oradan çıkamayan kimse gibi olur mu! İşte kâfirlere yaptıkları böyle süslü gösterildi. Bu şekilde her kentin suçlularını orada hile yapsınlar diye ileri gelen kimseler kıldık. Onlar gerçekte ancak kendilerine hile yapmaktadırlar ama bunun bilincinde değiller. Onlara her ne zaman bir ayet (mucize) gelse: 'Allah'ın peygamberlerine verilenin benzeri bize de verilmedikçe iman etmeyeceğiz' derler. Allah peygamberlik görevini kime vereceğini daha iyi bilir. Suç işleyenler Allah katında aşağılığa uğratılacak ve hile yapmalarından dolayı şiddetli bir azaba çarptırılacaklardır. Allah kimi doğru yola eriştirmek isterse onun gönlünü de İslam'a açar. Kimi de sapıklığa düşürmek isterse onun da gönlünü adeta göğe yükseliyormuş gibi dar ve sıkıntılı eyler. İşte Allah iman etmeyenlerin üstüne böyle murdarlık bırakır. Rabbinin dosdoğru yolu işte budur. Öğüt alan topluluk için ayetleri etraflıca açıkladık. Onlar için Rabblerinin katında esenlik yurdu vardır ve işlediklerinden dolayı O onların dostudur. Onların hepsini biraraya getirdiği gün: 'Ey cin topluluğu! Siz insanlardan birçoğunu aldatarak kendinize çektiniz' (der). Onların insanlardan olan dostları da: 'Ey Rabbimiz! Biz birbirimizden yararlandık. Sonra bizim için belirlemiş olduğun ecelimize erdik' derler. 'Allah'ın diledikleri dışında, sizin sonsuza kadar kalmak üzere yerleşeceğiniz yer cehennemdir.' Şüphesiz Rabbin hakimdir, alimdir. İşte böylece, kazandıklarına karşılık zalimlerin bir kısmını diğerlerinin peşlerine takarız. 'Ey cin ve insan topluluğu! İçinizden, size ayetlerimi anlatan ve bu gününüzle karşılaşacağınız konusunda sizi uyaran peygamberler gelmedi mi?.' Onlar: 'Kendi aleyhimize şahitlik ediyoruz' derler. Onları dünya hayatı aldattı ve kâfir oldukları konusunda kendi aleyhlerine şahitlik ettiler. Böyle olması, halkı habersizken Rabbinin kasabaları (ülkeleri) haksızlıkla helak etmeyeceğindendir. Her birinin yaptıklarına göre dereceleri vardır. Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir. Rabbin bir şeye muhtaç değildir, rahmet sahibidir. Dilerse sizi götürür ve sizi başka bir topluluğun soyundan türettiği gibi yerinize başkalarını yerleştirir. Size vaad edilenler mutlaka gelecektir ve siz onun önüne geçemezsiniz. De ki: 'Ey kavmim! Gücünüzün elverdiğini yapın, ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonunun kimin olacağını yakında bileceksiniz. Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa eremezler.' Kendi zanlarıyla: 'Bu Allah'ın, bu da ortak koştuklarımızındır' diyerek Allah'ın yarattığı ekinden ve hayvanlardan Allah'a pay ayırdılar. Ortak koştukları için ayırdıkları Allah'a ulaşmaz. Allah'a ayırdıkları ise işte o ortak koştuklarına ulaşır. Ne kadar da kötü hüküm veriyorlar! Bunun gibi hem kendilerini helak etsin hem de dinlerini iyice karıştırsınlar diye müşriklerin çoğuna, ortak koştukları şeyler, çocuklarını öldürmelerini cazip göstermiştir. Allah dileseydi bunları yapmazlardı. Sen onları uydurduklarıyla başbaşa bırak. Yine kendi zanlarınca: 'Bunlar dokunulmaz ekinler ve hayvanlardır. Bunları bizim istediğimizden başkası yiyemez. Bunlar da sırtlarına binilmesi ve yük yüklenilmesi yasaklanmış hayvanlardır' dediler. Allah'a iftirada bulunarak bazı hayvanların üzerlerine de Allah'ın adını anmazlar. Allah onları iftira etmelerinden dolayı cezalandıracaktır. Yine: 'Şu hayvanların karınlarında olanlar yalnız erkeklerimize özeldir ve hanımlarımıza yasaktır. Eğer ölü olursa (ölür doğar veya doğar doğmaz ölürse) o zaman herkes ona ortaktır' dediler. Allah onlara bu nitelendirmelerinin cezasını verecektir. O hakimdir, alimdir. Akılsızlıkları yüzünden bilgisizce çocuklarını öldüren ve Allah'a iftirada bulunarak Allah'ın onlara rızık olarak verdiği şeyleri kendilerine haram kılanlar elbette hüsrana uğramışlardır. Onlar sapıtmışlar ve doğru yola erememişlerdir. Çardaklı ve çardaksız bahçeler meydana getiren, tatları birbirinden farklı hurmalar ve ekinler, birbirine benzeyen ve benzemeyen zeytinler ve narlar yaratan O'dur. Ürün verdiğinde ürününden yiyin ve hasad gününde de hakkını verin. İsraf da etmeyin. Çünkü O israf edenleri sevmez. Hayvanlardan da yük taşıyan ve kesilen (veya tüylerinden döşekler yapılan) türler yarattı. Allah'ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin ve şeytanın izinden gitmeyin. Şüphesiz o sizin için açık bir düşmandır. Sekiz çift (hayvan): Koyundan iki, keçiden iki. De ki: 'İki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı?' Eğer doğru sözlü iseniz bir bilgiye dayanarak bana haber verin. Yine deveden iki, sığırdan iki. De ki: 'İki erkeği mi haram kıldı yoksa iki dişiyi mi? Yoksa iki dişinin rahimlerinde bulunan yavruları mı? Yoksa Allah size bunları emrederken siz şahit miydiniz?' İnsanları bilgisizce saptırmak için Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir! Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. De ki: 'Bana vahyedilenler arasında, leş, akıtılan kan, domuz eti -ki bu kesinlikle murdardır- ve yoldan çıkarak Allah'tan başkasının adına kesilmiş olanın dışında (bu sizin haram olduğunu ileri sürdüklerinizden) bir şey yiyene yediğinin haram olduğuna dair bir hüküm bulamıyorum. Kim çaresiz kalarak (haram kılınmış olanlardan) taşkınlık etmeden ve aşırıya gitmeden yerse (bilsin ki) Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.' Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kılmıştık. Sığırların ve koyunların, sırtlarında bulunan yahut bağırsaklarına yapışık veya kemiklerine karışmış olanların dışındaki içyağlarını haram kılmıştık. Taşkınlıkları yüzünden onları işte böyle cezalandırdık. Şüphe yok ki biz doğru sözlüyüz. Eğer seni yalanlarsa de ki: 'Rabbiniz geniş rahmet sahibidir. Ancak O'nun şiddetli azabı da suçlular topluluğundan geri çevrilmez.' Allah'a ortak koşanlar: 'Allah dileseydi biz de babalarımız da ortak koşmaz ve bir şeyi haram kılmazdık' diyecekler. Onlardan öncekiler de böyle yalanladılar da sonunda şiddetli azabımızı tattılar. De ki: 'Yanınızda bize karşı çıkarabileceğiniz bir bilgi var mı? Siz sadece zanna uyuyorsunuz ve tutarsız tahminlerde bulunuyorsunuz.' De ki: 'En sağlam delil Allah'ın delilidir. Allah dileseydi hepinizi doğru yola eriştirirdi.' De ki: 'Allah'ın bunları haram kıldığına şahitlik eden şahitlerinizi getirin.' Onlar şahitlik edecek olurlarsa sen onlarla birlikte şahitlik etme. Ayetlerimizi yalanlayanların ve ahirete inanmayanların heveslerine uyma. Onlar başkalarını Rabblerine denk tutmaktadırlar. De ki: 'Gelin Rabbinizin size haram kıldığı şeyleri okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, anne babaya iyilik edin, yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin -sizi de onları da biz rızıklandırmaktayız- kötülüklerin açık olanına da gizli olanına da yaklaşmayın ve Allah'ın öldürülmesini haram kıldığı bir canı haksız yere öldürmeyin. Olur ki akıl edersiniz diye (Allah) size böyle emretti.' 'Yetimin malına, erginlik çağına erişmesinden önce onu en güzel şekilde değerlendirmek dışında yaklaşmayın. Ölçüyü ve tartıyı da adalete uygun bir şekilde tam yapın. Hiçbir cana kaldırabileceğinden fazla yük yüklemeyiz. Bir yakınınız hakkında da olsa konuştuğunuz zaman adalete uyun. Olur ki öğüt alırsınız diye (Allah) size böyle emretti.' 'İşte benim dosdoğru olan yolum budur, ona uyun. Değişik yollara uymayın, sonra bu yollar sizi O'nun yolundan ayırır. Olur ki sakınırsınız diye (Allah) size böyle emretti.' Sonra iyilik yapana nimetimizi tamamlamak, her şeyi etraflıca açıklamak üzere ve bir hidayet rehberi ve rahmet olarak Musa'ya Kitab'ı verdik. Umulur ki, Rabblerine kavuşacaklarına inanırlar! Bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Ona uyun ve kötülüklerden sakının ki size rahmet edilsin. 'Kitap yalnızca bizden önceki iki topluluğa indirildi ve biz onların okumalarından habersizdik' demeyesiniz. Yahut: 'Eğer bize Kitap indirilmiş olsaydı biz onlardan daha çok doğru yola uyardık' demeyesiniz. Size Rabbinizden açık bir belge, hidayet ve rahmet gelmiştir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir. Ayetlerimizden yüz çevirenleri yüz çevirmelerinden dolayı azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. Onlar kendilerine meleklerin yahut Rabbinin veya Rabbinin bazı ayetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bazı ayetlerinin geldiği gün, önceden iman etmemiş veya imanıyla bir iyilik kazanmamış kimseye artık iman etmesinin bir yararı olmayacaktır. De ki: 'Bekleyin, biz de beklemekteyiz.' Dinlerini parça parça eden ve kendileri de değişik gruplara ayrılan kimselerle senin bir ilişiğin yoktur. Onların işleri Allah'ladır ve sonra O kendilerine ne yaptıklarını bildirir. Kim bir iyilik getirirse ona on katı karşılık vardır. Kim de bir kötülük getirirse o da ancak yaptığının misliyle cezalandırılır ve onlara haksızlık edilmez. De ki: 'Şüphesiz, Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, tevhid inancı üzere olan İbrahim'in dinine iletti. O, Allah'a ortak koşanlardan değildi.' De ki: 'Benim namazım, ibadetlerim, yaşamam ve ölümüm hep alemlerin Rabbi olan Allah içindir.' 'O'nun ortağı yoktur. Bana böyle emredildi ve ben Müslümanların ilkiyim.' De ki: 'Allah her şeyin Rabbi iken ben O'ndan başka kendime Rab mi arayacağım? Herkesin kazandığı ancak kendinedir. Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir ve O size hakkında görüş ayrılığına düştüğünüz şeyleri bildirir. Sizi yeryüzünün halifeleri yapan ve verdikleriyle sizi imtihan etmek için bazılarınızı bazılarınızdan derecelerle üstün kılan O'dur. Şüphesiz Rabbin cezalandırmayı hızlı yapandır ve O bağışlayıcı, rahmet edicidir. Elif. Lam. Mim. Sad. Bu sana indirilen bir Kitap'tır. Onunla uyarman ve mü'minlere öğüt vermen hususunda gönlünde bir sıkıntı olmasın. Size Rabbinizden indirilene uyun ve O'ndan ayrı dostlar edinip onlara uymayın. Pek az öğüt alıyorsunuz! Biz nice kasabaları helak ettik. Onlara azabımız ya gece vakti veya gündüz uykusuna yattıkları sırada ulaştı. Kendilerine azabımız geldiğinde: 'Şüphesiz biz zalim kimselerdik' demekten başka savunmaları olmadı. Kendilerine peygamber gönderilmiş olanlara da, peygamber olarak gönderilenlere de soracağız. (Yapıp ettiklerini) onlara bilgi ile anlatacağız; çünkü biz onlardan habersiz değildik. Gerçek tartı o gündedir. Kimin tartıları ağır gelirse işte kurtuluşa erecekler onlardır. Kimin tartıları hafif gelirse onlar da ayetlerimize karşı haksızlık etmelerinden dolayı kendilerini zarara sokanlardır. Doğrusu sizi yeryüzüne yerleştirdik ve size orada çeşitli geçim imkanları verdik. Çok az şükrediyorsunuz! Sizi yarattık, sonra size şekil verdik, sonra meleklere: 'Adem'e secde edin' dedik. İblis dışında hepsi secde etti. O ise secde edenlerden olmadı. (Allah): 'Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan ne oldu?' dedi. O da: 'Ben ondan üstünüm. Beni ateşten yarattın onu ise çamurdan yarattın' dedi. (Allah): 'Öyleyse oradan in. Orada büyüklenmeye hakkın olamaz. Çık. Sen küçük düşürülenlerdensin' dedi. (İblis): 'Onların yeniden diriltilecekleri güne kadar bana mühlet ver' dedi. (Allah): 'Haydi, sen kendilerine mühlet verilenlerdensin' dedi. (İblis de) şöyle dedi: 'Beni azgınlığa düşürmene karşılık onlara karşı senin doğru yolunun üstünde oturacağım. Sonra onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Böylece sen onların çoğunu şükredenlerden bulmayacaksın.' (Allah da) şöyle dedi: 'Oradan kınanmış ve kovulup aşağılanmış olarak çık. Onlardan kim sana uyarsa (bilin ki) cehennemi hep sizinle dolduracağım.' 'Ey Adem! Sen de eşinle birlikte cennete yerleş ve orada istediğiniz her yerden yiyin. Ancak şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.' Şeytan o ikisinin bedenlerinden gizlenmiş olan ayıp yerlerini kendilerine göstermek için onlara vesvese verdi ve: Rabbinizin sizi bu ağaçtan menetmesi sırf melek yahut sonsuz hayat süreceklerden olmamanız içindir dedi. Ayrıca: 'Şüphesiz ki ben size öğüt verenlerdenim' diye onlara karşı yemin etti. Böylece onları aldatıp bulundukları yerden aşağı indirdi. Ağacın meyvesini tattıklarında avret yerleri kendilerine göründü ve üzerlerini cennet yaprakları ile örtmeye başladılar. Bunun üzerine Rabbleri onlara: 'Ben sizi bu ağaçtan menetmemiş miydim ve size 'şüphesiz ki şeytan size açık bir düşmandır' dememiş miydim?' diye seslendi. 'Ey Rabbimiz! Biz kendimize haksızlık ettik. Sen bizi bağışlamaz ve bize rahmet etmezsen muhakkak ki zarar edenlerden oluruz' dediler. (Allah da): 'Birbirinize düşman olarak inin. Siz yeryüzünde belli bir süreye kadar kalacak ve orada geçim süreceksiniz' dedi. (Yine) 'Orada yaşar, orada ölür ve oradan çıkarılırsınız' dedi. Ey Adem oğulları! Size avret yerlerinizi örten giysi ve giyinip süsleneceğiniz elbise indirdik. Takva elbisesi ise en hayırlı olandır. İşte bunlar Allah'ın ayetlerindendir. Umulur ki öğüt alırlar. Ey Adem oğulları! Şeytan, anne babanızın avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak onları cennetten çıkardığı gibi sizi de yanılgıya düşürmesin. O ve taraftarları, sizin kendilerini göremediğiniz yerden sizi görmektedirler. Biz şeytanları iman etmeyenlerin dostları kıldık. Onlar bir hayasızlık yaptıklarında: 'Biz babalarımızı bu işler üzere bulduk, Allah da bize böyle emretti' derler. De ki: 'Allah kesinlikle hayasızlığı emretmez. Siz Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?' De ki: 'Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O'na) doğrultun ve dini yalnız kendisine has kılarak O'na dua edin. Sizi ilk kez yarattığı gibi (O'na) dönersiniz. (Allah) bir grubu doğru yola yöneltti, bir grup için de sapıklık hak oldu. Onlar Allah'ı bırakıp şeytanları dost edinmekte ve kendilerinin doğru yol üzere olduklarını sanmaktadırlar. Ey Adem oğulları! Her mescide gidişinizde süslerinizi alın , yiyin, için ve israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez. De ki: 'Allah'ın kulları için çıkarmış olduğu süsü ve rızkların temiz olanlarını haram kılan kimdir?' De ki: 'Onlar dünya hayatında iman edenler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özeldir.' Bilen bir topluluk için ayetlerimizi işte böyle etraflıca açıklıyoruz. De ki: 'Rabbim ancak, gizli olsun açık olsun bütün hayasızlıkları, günah işlemeyi, haksız yere taşkınlık etmeyi, hakkında bir delil indirmediği bir şeyi Allah'a ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.' Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat geriye bırakabilirler ve ne de öne alabilirler. Ey Adem oğulları! İçinizden, ayetlerimizi size okuyan peygamberler geldiğinde, kim sakınır ve durumunu düzeltirse onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de. Ayetlerimizi yalanlayıp onlara karşı büyüklük taslayanlar ise, onlar da cehennemliklerdir. Onlar orada sürekli kalacaklardır. Allah'a karşı yalan uydurandan yahut O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Onlara Kitap'tan nasipleri ulaşır. Elçilerimiz canlarını almak üzere geldiklerinde onlara: 'Allah'tan başka taptıklarınız nerede?' derler. Onlar da: 'Bizim yanımızdan kayboldular' derler ve kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler. (Allah): 'Sizden önce geçmiş olan cin ve insan topluluklarıyla ateşe girin' der. Her topluluk girdikçe kardeşine lanet eder. Nihayet hepsi birbirlerinin ardından oraya toplandıklarında sonrakiler öncekiler hakkında: 'Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar, onlara ateşten kat kat azap ver' derler. O da: 'Herkes için kat kattır ama siz bilmiyorsunuz' der. Öncekiler de sonrakilere: 'Sizin bize bir üstünlüğünüz yoktu. Kazandıklarınıza karşılık azabı tadın' derler. Ayetlerimizi yalanlayan ve onlara karşı büyüklük taslayanlara göğün kapıları açılmaz ve deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar cennete giremezler. Suçluları işte böyle cezalandırırız. Onlar için cehennemden yataklar ve üstlerini kaplayan (ateşten) örtüler vardır. Zalimleri işte böyle cezalandırırız. İman edip iyi işler işleyenler ise -ki biz hiçbir canı yapabileceğinden fazlasıyla yükümlü tutmayız- işte onlar cennete girecek olanlardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. Gönüllerinde kin adına ne varsa hepsini çıkarmışızdır ve altlarından ırmaklar akmaktadır. 'Bizi doğru yola ileterek buraya kavuşturan Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermiş olmasaydı biz doğru yola giremezdik. Şüphesiz ki Rabbimizin elçileri hakkı getirdiler' derler. Onlara: 'İşte bu cennete yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındınız' diye seslenilir. Cennetlikler cehennemliklere: 'Biz Rabbimizin bize vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördük siz de Rabbinizin size vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördünüz mü?' diye seslenirler. Onlar 'Evet' derler. O sırada bir seslenici 'Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir' diye seslenir. Onlar Allah'ın yolundan alıkoyar ve onu çarpık bir hale sokmak isterler. Onlar aynı zamanda ahireti inkar ederler. İki taraf arasında bir perde (engel) vardır. A'raf'ta da herkesi simalarından tanıyan birtakım adamlar vardır. Cennetliklere: 'Size selam olsun' diye seslenirler. Bunlar henüz oraya girmemiş olan ama girmeyi arzulayan kimselerdir. Gözleri cehennemliklerin tarafına çevrildiği zaman: 'Ey Rabbimiz! Bizi zalimler topluluğu ile birlikte bulundurma' derler. A'raf'ta bulunanlar simalarından tanıdıkları birtakım adamlara şöyle seslenirler: 'Çokluğunuz (veya biriktirdikleriniz) ve büyüklenmeleriniz size bir yarar sağlamadı. Allah'ın kendilerine rahmet ulaştırmayacağına yemin ettiğiniz kimseler bunlar mı? Girin cennete! Size bir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de!' Cehennemlikler de cennetliklere: 'Sudan veya Rabbinizin size verdiği rızklardan bize de akıtın' diye seslenirler. Onlar da: 'Allah onları kâfirlere haram etmiştir' derler. Onlar dinlerini oyun ve eğlence edinmişlerdir ve dünya hayatı kendilerini aldatmıştır. Onlar bu günle karşılaşacaklarını unuttukları ve bizim ayetlerimizi bile bile inkar ettikleri gibi biz de bugün onları unuturuz. Biz onlara bilgi ile açıkladığımız, iman edenler topluluğu için yol gösterici ve rahmet olan bir kitap getirdik. Onun haber verdiği sonuçlardan başka bir şey mi bekliyorlar? Onun haber verdiği sonuçların geldiği gün daha önce onu unutmuş olanlar: 'Rabbimizin peygamberleri hakkı bildirmişlerdi. Şimdi bizim şefaatçilerimiz var mı ki bize şefaat etsinler? Yahut geriye döndürülsek de daha önce yaptıklarımızdan farklı işler yapsak' derler. Onlar kendilerini zarara sokmuşlardır ve uydurdukları şeyler de yanlarından kaybolmuştur. Şüphesiz sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı günde yaratıp sonra Arş'ı kuşatan Allah'tır. O, geceyi kendisini durmadan kovalayan gündüze örter. Güneş, ay ve yıldızları kendi buyruğuna baş eğmiş olarak var eden O'dur. Dikkat edin, yaratma ve emir O'na aittir. Alemlerin Rabbi olan Allah pek uludur. Rabbinize gönülden yalvararak ve gizlice dua edin. Şüphesiz ki O aşırıya gidenleri sevmez. Düzene sokulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. O'na korku ve ümit ile dua edin. Muhakkak ki Allah'ın rahmeti iyilik edenlere yakındır. Rüzgarları rahmeti öncesinde müjdeci olarak gönderen O'dur. Nitekim bunlar ağır bulutları taşıdıklarında, onları ölü bir beldeye iletiriz. Onlardan su indirir ve onunla her tür ürün çıkarırız. İşte ölüleri de böyle çıkarırız. Umulur ki öğüt alırsınız. Güzel bir beldenin bitkisi Rabbinin izniyle çıkar. Çoraklaşmış olan beldeden ise ancak çok zorlukla (veya yararsız) bitki çıkar. Şükreden bir topluluk için ayetleri işte böyle genişçe açıklarız. Biz Nuh'u kavmine gönderdik. O da: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum' dedi. Kavminin ileri gelenleri: 'Biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz' dediler. O da şöyle dedi: 'Ey kavmim! Bende herhangi bir sapıklık yok. Ancak ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim. Size, Rabbimin vahiyle bildirdiklerini ulaştırıyorum, size öğüt veriyorum ve ben Allah katından sizin bilmediğiniz şeyleri biliyorum. Olur ki merhamet olunursunuz diye sakınmanız için sizi uyarması için aranızdan bir adam vasıtasıyla size bir uyarı (zikir) gelmesine hayret mi ettiniz?' Onlar onu yalanladılar. Biz de onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık, ayetlerimizi yalanlayanları da (suda) boğduk. Şüphesiz onlar görmeyen bir topluluk idiler. Ad'a da kardeşleri Hud'u gönderdik. O onlara: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur. Sakınmaz mısınız?' dedi. Kavminden inkar eden ileri gelenler: 'Biz seni akli yetersizlik içinde görüyor ve senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz' dediler. O da şöyle dedi: 'Ey kavmim! Bende herhangi bir akli yetersizlik yoktur. Ancak ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim. Size Rabbimin vahiyle bildirdiklerini ulaştırıyorum ve ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm. Sizi uyarması için içinizden bir adam vasıtasıyla Rabbinizden size bir uyarı gelmesine hayret mi ettiniz? Düşünün ki Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldı ve sizin yaratılıştaki gücünüzü daha da artırdı. Allah'ın nimetlerini anın; olur ki kurtuluşa erersiniz.' Onlar: 'Sen bize, babalarımızın taptığı şeyleri bırakmamız ve yalnız Allah'a kulluk etmemiz için mi geldin? Eğer doğru sözlülerden isen bize, tehdit ettiğin şeyi getir' dediler. O da: 'Size Rabbinizden azap ve gazap kesinleşti. Sizin ve babalarınızın taktığı ve Allah'ın haklarında herhangi bir delil indirmediği birtakım isimler üzerinde benimle tartışmaya mı giriyorsunuz? Bekleyin, ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim' dedi. Nitekim biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayarak iman etmeyenlerin de sonlarını getirdik. Semud'a da kardeşleri Salih'i gönderdik. O onlara şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir belge geldi. Şu Allah'ın devesi sizin için bir mucizedir. Onu kendi haline bırakın Allah'ın toprağında otlasın ve ona bir kötülükte bulunmayın. Yoksa sizi acıklı bir azap yakalar. Düşünün ki, sizi Ad kavminden sonra halifeler kıldı ve sizi yeryüzüne yerleştirdi. Düzlüklerinde köşkler yapıyor, dağlarında kayaları yontarak evler inşa ediyorsunuz. Allah'ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.' Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri içlerindeki zayıf düşürülmüşlerden (mustaz'aflardan) iman edenlere: 'Siz Salih'in Rabbi tarafından gönderilmiş biri olduğunu biliyor musunuz?' dediler. Onlar da: 'Biz onunla gönderilene iman edenleriz' dediler. Bunun üzerine büyüklenenler: 'Biz de sizin iman ettiğinizi inkar edenleriz' dediler. Nihayet dişi deveyi boğazladılar, Rabblerinin emrinden dışarı çıktılar ve: 'Ey Salih! Eğer gerçekten peygamber olarak gönderilenlerden isen bizi tehdit ettiğin azabı getir bakalım' dediler. Bunun üzerine onları kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. (Salih) onlardan yüz çevirip şöyle dedi: 'Ey kavmim! Ben size Rabbimin bildirdiğini ulaştırdım ve size öğüt verdim; ama siz öğüt verenlerden hoşlanmıyorsunuz.' Lut'u da (peygamber olarak gönderdik) ve kavmine şöyle dedi: 'Sizden önce alemlerden kimsenin işlemediği bir kötülüğü siz mi işliyorsunuz? Siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yanaşıyorsunuz. Doğrusu siz çok ileri giden bir topluluksunuz.' Kavminin cevabı ise sadece: 'Onları kasabanızdan çıkarın. Onlar pek fazla temiz olmaya çalışan insanlarmış!' demek oldu. Biz de onu ve karısı dışında bütün ailesini kurtardık. O (karısı) ise azapta kalanlardandı. Onların üzerine şiddetli bir (azap) yağmuru yağdırdık. Suçluların sonlarının nasıl olduğuna bak! Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. O onlara şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden açık bir belge geldi. Ölçüyü tartıyı tam yapın ve insanların eşyasını eksik vermeyin. Düzene sokulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk yapmayın. Eğer mü'minler iseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Tehditlerde bulunmak, insanları Allah'ın yolundan alıkoymak ve onda çarpıklık aramak üzere bütün yollara oturmayın. Düşünün ki az sayıdaydınız Allah sizi çoğalttı. Bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bakın. Eğer içinizden bir topluluk benimle gönderilmiş olana iman etmiş bir topluluk da iman etmemişse Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.' Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri dediler ki: 'Ey Şu'ayb! Ya seni ve seninle birlikte iman edenleri kasabamızdan çıkaracağız, ya da dinimize döneceksiniz.' O da şöyle dedi: 'İstemesek de mi? Allah bizi ondan kurtardıktan sonra sizin dininize dönersek Allah'a iftirada bulunmuş oluruz. Rabbimiz Allah dilemedikçe de zaten sizin dininize dönmemiz söz konusu olamaz. Rabbimiz ilmiyle her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizimle kavmimizin arasını hak üzere aç (aramızda hak üzere hükmet). Sen açanların (hükmedenlerin) en hayırlısısın.' Kavminin inkar eden ileri gelenleri dediler ki: 'Eğer Şu'ayb'a uyarsanız o zaman zarara uğrayanlardan olursunuz.' Bunun üzerine onları kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. Şu'ayb'ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamış gibi oldular. Asıl zarara uğrayanlar Şu'ayb'ı yalanlayanlar oldu. (Şu'ayb da) onlardan yüz çevirip şöyle dedi: 'Ey kavmim! Ben size Rabbimin bildirdiklerini ulaştırdım ve size öğüt verdim. Artık inkarcılar topluluğuna nasıl üzülürüm?' Hangi kasabaya peygamber gönderdiysek mutlaka oranın halkını, belki gönülden yalvarıp yakarırlar diye sıkıntı ve darlıkla karşı karşıya getirdik. Sonra kötülüğün yerine iyilik verdik. Derken hayli çoğaldılar, varlıkları arttı ve: 'Babalarımıza da darlık ve rahatlık dokunmuştu' dediler. Bunun üzerine onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık. Eğer, kasabaların halkı iman etmiş ve sakınmış olsalardı onlara göklerin ve yerin bereketlerini açardık. Ancak onlar yalanladılar biz de onları kazandıklarına karşılık yakalayıverdik. Kasabaların halkı, uyumakta oldukları bir gece vaktinde kendilerine şiddetli azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler? Yahut kasabaların halkı, eğlenmekte oldukları bir kuşluk vaktinde kendilerine şiddetli azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler? Onlar Allah'ın tuzağından güvende miydiler? Zarara uğrayan bir topluluktan başka kimse Allah'ın tuzağından güvende olamaz. Eski halkından sonra yeryüzüne varis olanlarca şu husus anlaşılmadı mı ki, biz dileseydik onları da günahlarından dolayı musibete uğratırdık ve kalplerine mühür vururduk da, artık bir şey duymazlardı. İşte o kasabaların haberlerinden bazılarını sana anlatıyoruz. Şüphesiz onlara peygamberleri açık belgeler getirmişlerdi. Ancak daha önce yalanladıklarına iman etmeye yanaşmadılar. İşte Allah, kâfirlerin kalplerini böyle mühürler. Onların çoğunda bir ahde bağlılık görmedik. Çoğunu ancak fasık kimseler olarak bulduk. Sonra onların ardından Musa'yı ayetlerimizle, Firavun'a ve onun ileri gelenlerine gönderdik; ancak onlar ayetlerimize haksızlık ettiler. Bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak! Musa şöyle demişti: 'Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Bana yaraşan, Allah hakkında gerçek olandan başkasını söylememektir. Size Rabbinizden açık bir belge getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle birlikte gönder.' (Firavun): 'Eğer bir mucize getirdiysen; doğru sözlülerden isen, onu ortaya koy' dedi. Bunun üzerine (Musa) asasını attı ve bir anda apaçık bir yılan oluverdi. Ardından elini çıkardı. O da bakanlara bembeyaz görünüverdi. Firavun'un toplumundan ileri gelenler dediler ki: 'Bu bilgin bir büyücüdür. Sizi toprağınızdan çıkarmak istiyor. Buna göre ne buyurursunuz?' 'Onu ve kardeşini şimdilik beklet. Sonra şehirlere toplayıcılar gönder. Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler' dediler. Büyücüler Firavun'a gelip: 'Eğer üstün çıkan biz olursak bize elbette bir mükafat olacak değil mi?' dediler. O da: 'Evet. Hem o zaman siz, bana yakın kimselerden olacaksınız' dedi. (Büyücüler): 'Ey Musa! Sen mi atacaksın yoksa önce atan biz mi olalım?' dediler. (Musa): 'Atın' dedi. Attıklarında insanların gözlerini büyülediler, onları dehşete düşürdüler ve büyük bir büyü ortaya koydular. Bunun üzerine biz Musa'ya: 'Asanı at' diye vahyettik. Bir de baktılar ki o, onların uyduruverdikleri şeyleri yutuyor. Böylece hak ortaya çıktı ve onların yaptıkları ortadan silindi. Onlar burada yenildiler ve zelil oldular. Büyücüler hemen secdeye kapandılar. 'Alemlerin Rabbine iman ettik. Musa ve Harun'un Rabbine' dediler. Firavun şöyle dedi: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? Bu, halkını içinden çıkarmak amacıyla şehirde kurmuş olduğunuz bir tuzaktır. Yakında bileceksiniz. Sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kesecek sonra hepinizi asacağım.' Onlar da şöyle dediler: 'Muhakkak ki biz Rabbimize döneceğiz. Sen bizden sırf, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde onlara iman ettik diye öç alıyorsun. Ey Rabbimiz! Bize bolca sabır ver ve canlarımızı Müslümanlar olarak al.' Firavun toplumundan ileri gelenler: 'Sen Musa'yı ve kavmini yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için bırakacak mısın?' dediler. O da: 'Onların oğullarını öldürecek ve kadınlarını sağ bırakacağız. Biz onların üstünde ezici bir güce sahibiz' dedi. Musa da kavmine: 'Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Yeryüzü Allah'ındır, ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. Sonuç ise takva sahiplerinindir' dedi. Onlar: 'Bize, sen gelmeden önce de eziyet edildi sen geldikten sonra da!' dediler. O da: 'Olur ki Rabbiniz, düşmanınızı helak edip, sizi onların yerlerine yerleştirir ve sizin nasıl davranacağınıza bakar' dedi. Şüphesiz biz Firavun'un ailesini belki öğüt alırlar diye kıtlık ve meyvelerden eksiltme yoluyla sıktık. Onlara bir iyilik geldiğinde: 'Bu bizim hakkımızdır' derlerdi. Başlarına bir kötülük geldiğinde de Musa ve beraberindekilerin uğursuzluğuna yorarlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındandır , ancak çoğu bunu bilmez. Yine dediler ki: 'Sen bizi büyülemek için ne kadar mucize getirirsen getir biz yine de sana iman edecek değiliz.' Biz ayrı ayrı alametler olarak üzerlerine tufan, çekirge, haşarat, kurbağalar ve kan gönderdik. Ama onlar yine büyüklük tasladılar ve suçlular toplumu oldular. Başlarına bir felaket geldiğinde: 'Ey Musa! Sana olan ahdine dayanarak bizim için Rabbine dua et. Eğer üzerimizden bu felaketi kaldırırsan sana iman edecek ve İsrailoğullarını seninle birlikte göndereceğiz' diyorlardı. Üzerlerinden, erişecekleri belli bir zamana kadar o felaketi kaldırdığımızda onlar derhal sözlerinden dönüyorlardı. Biz de ayetlerimizi yalanladıklarından ve onları umursamadıklarından dolayı kendilerinden öç aldık ve tümünü denizde boğduk. Sonra da zayıf düşürülen topluluğu (mustaz'afları) bereketlendirdiğimiz yerin doğularına ve batılarına mirasçı kıldık. Böylece Rabbinin İsrailoğullarına olan güzel sözü sabretmelerine karşılık tam yerine geldi. Firavun ile toplumunun yapmakta olduklarını ve yükselttiklerini de yıktık. İsrailoğullarını denizden geçirdik ve putları önünde eğilen bir topluluğa rastladılar. 'Ey Musa! Onların ilahları olduğu gibi bize de bir ilah yap' dediler. (Musa) dedi ki: 'Siz gerçekten cahillik eden bir topluluksunuz. Şunların içinde bulundukları şey mahvolup gitmeye mahkumdur; yapmakta oldukları da hep boşunadır.' Dedi ki: 'O sizi bütün alemlere üstün kılmışken ben sizin için Allah'tan başka ilah mı arayacağım!' Düşünün ki, size en kötü işkenceleri yapan, oğullarınızı öldürüp kadınlarınızı sağ bırakan Firavun hanedanından sizi kurtardık. Bunda sizin için Rabbinizin katından büyük bir imtihan vardı. Musa ile otuz gece (münacaatta bulunması) üzere sözleştik. Sonra buna on gece daha ekledik ve böylece Rabbinin onun için belirlemiş olduğu süre kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a: 'Kavmimim içinde benim yerime geç, düzelt ve bozguncuların yoluna uyma' dedi. Musa belirlediğimiz vakitte gelip Rabbi kendisiyle konuşunca: 'Ey Rabbim! Bana kendini göster sana bakayım' dedi. (Rabbi): 'Beni göremeyeceksin. Ancak şu dağa bak. Eğer o yerinde durursa beni göreceksin' dedi. Rabbi dağa tecelli edince onu dümdüz etti ve Musa da baygın düştü. Ayılınca: 'Sen pek yücesin. Sana tevbe ettim ve ben mü'minlerin ilkiyim' dedi. (Rabbi): 'Ey Musa! Ben ilahi tebliğlerimle ve seninle konuşmamla, seni insanlara karşı seçkin kıldım. Sana verdiğimi al ve şükredenlerden ol!' dedi. Onun için levhalarda her şeyle ilgili bir öğüt ve her şey hakkında bir açıklama yazdık. 'Bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de bunlara en güzel şekilde uymalarını emret. Size fasıkların yurdunu göstereceğim.' Yeryüzünde haksız yere büyüklenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün ayetleri (mucizeleri) görseler de iman etmezler. Doğru yolu görseler de onu yol olarak benimsemezler. Azgınlık yolunu görürlerse onu yol olarak benimserler. Bu, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlara karşı umursuz davranmaları yüzündendir. Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların ise yaptıkları boşa gitmiştir. İşlediklerinden başka bir şeyle mi cezalandırılıyorlar? Musa'nın kavmi, onun ardından süs eşyalarından yapılmış, buzağı görünümde ve böğürmesi olan bir heykeli (ilah olarak) benimsediler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve kendilerini bir yola iletmediğini görmediler mi? Onu benimsediler ve zalim kimseler oldular. Yaptıklarına pişman oldukları ve sapıklığa düştüklerini anladıkları zaman: 'Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa zarar edenlerden oluruz' dediler. Musa öfkeli ve üzgün bir halde kavminin yanına döndüğünde: 'Benim arkamdan ne kötü işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?' dedi . Levhaları yere attı ve kardeşinin kafasından tutup kendine doğru çekti. (Kardeşi Harun): 'Ey annemin oğlu! Bu topluluk beni iyice zayıf görüp hırpaladı ve neredeyse beni öldüreceklerdi. Üzerime düşmanları güldürme ve beni zalimler topluluğu ile beraber tutma' dedi. (Musa) da: 'Ey Rabbim! Beni de kardeşimi de bağışla ve bizi rahmetine kavuştur. Sen merhametlilerin en merhametlisisin' dedi. Buzağıyı (ilah olarak) benimseyenler Rabblerinin gazabına ve dünya hayatında bir zillete uğrayacaklardır. İşte iftiracıları böyle cezalandırırız. Kötülükler yapıp da sonra hemen ardından tevbe ve iman edenlere gelince; muhakkak ki Allah bundan sonra çok bağışlayıcı çok rahmet edicidir. Musa'nın öfkesi geçince levhaları aldı. Onların içinde yazılanlarda Rabblerinden korkanlar için hidayet ve rahmet vardı. Musa belirlediğimiz vakit için kavminden yetmiş adam seçti. Onları kuvvetli bir sarsıntı alınca (Musa) şöyle dedi: 'Ey Rabbim! İsteseydin onları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizdeki düşüncesizler yüzünden bizleri helak eder misin? O ancak senin bir imtihanındır. Onunla dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de doğru yola eriştirirsin. Sen bizim dostumuzsun. Şu halde bizi bağışla ve bize merhamet eyle. Sen bağışlayanların en hayırlısısın. Bizim için bu dünyada da ahirette de iyilik yaz. Biz sana yöneldik.' (Allah) dedi ki: 'Azabıma dilediğimi uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu sakınan, zekatı veren ve ayetlerimize iman edenlere yazacağım. Onlar, kendi yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de yazılı buldukları okuma yazma bilmeyen, kendilerine iyiliği emredip kötülükten sakındıran, temiz şeyleri onlara helal kılıp pis şeyleri haram eden, ağır yüklerini ve daha önce üzerlerinde bulunan bağları indiren o nebi peygambere iman ederler. Ona iman eden, saygı gösteren, yardımda bulunan ve onunla indirilmiş olan nura uyan kimseler işte onlar kurtuluşa erenlerdir. De ki: 'Ey insanlar! Ben, göklerin ve yerin mülkiyeti kendisine ait olan, kendisinden başka ilah olmayan, öldüren ve dirilten Allah tarafından sizin tümünüze gönderilmiş bir peygamberim. Allah'a ve O'nun, Allah'a ve sözlerine iman eden, okuma yazma bilmeyen nebi peygamberine iman edin ve ona uyun; olur ki doğru yola erersiniz. Musa'nın kavminden hakka yönelten ve onunla adaleti uygulayan bir grup vardı. Biz onları oymaklar halinde on iki topluluğa ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde biz Musa'ya: 'Asanla taşa vur' diye vahyettik. Ondan on iki göze fışkırdı. Her topluluk su içeceği yeri (gözeyi) öğrendi. Onların üzerlerine bulutları gölge ettik ve kendilerine kudret helvası ile bıldırcın eti indirdik. 'Size rızk olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin.' Onlar bize haksızlık etmediler, ancak kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı. Onlara: 'Şu şehirde oturun, orada istediğiniz yerden yiyin, 'bağışlanma diliyoruz (:hitta)' deyin ve secde ederek kapıdan girin ki biz de hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere ise daha fazlasını vereceğiz' denilmişti. İçlerinden zulmedenler sözü kendilerine söylenmiş olandan başkasıyla değiştirdiler . Biz de zulmetmelerinden dolayı onların üzerine gökten şiddetli bir azap indirdik. Onlara deniz kıyısındaki şehir hakkında soru sor. Hani onlar cumartesi gününde sınırı aşıyorlardı. Cumartesi (tatili) yaptıkları gün balıklar akın akın yanlarına geliyor ancak cumartesi (tatili) yapmadıkları günlerde hiç gelmiyorlardı. Yoldan çıkmaları sebebiyle biz onları böyle imtihan ediyorduk. İçlerinden bir topluluk: 'Allah'ın kendilerini helak edeceği yahut şiddetli bir şekilde azaba çarptıracağı bir topluluğa neden öğüt veriyorsunuz?' dediklerinde (öğüt verenler): 'Rabbinize karşı bir mazeretimizin olması için ve belki sakınırlar diye!' dediler. Onlar kendilerine hatırlatılanı unuttuklarında kötülükten sakındıranları kurtardık; zulmedenleri de yoldan çıkmalarına karşılık çok çetin bir azap ile yakaladık. Büyüklük taslayarak kendilerine yasak edilenleri bırakmamaları üzerine onlara: 'Aşağılık maymunlar olun' dedik. Rabbin onların başlarına, kendilerine kıyamet gününe kadar en kötü şekilde azap edecek birilerini musallat edeceğini bildirmişti. Muhakkak ki Rabbin cezayı çabuk verendir. O aynı zamanda bağışlayıcı, rahmet edicidir. Onları yeryüzünde değişik toplumlara ayırdık. Onların içinde salih olanlar da vardır aşağı derecelerde olanlar da. Belki dönerler diye onları iyiliklerle ve kötülüklerle imtihan ettik. Onların ardından yerlerine, Kitab'a mirasçı olan bir nesil geldi ki, şu aşağılık dünya menfaatini alır da: 'Biz bağışlanacağız' derler. Onun gibi bir başka menfaat gelse onu da alırlar. Kendilerinden Kitap'ta Allah hakkında gerçekten başkasını söylememeleri üzere kesin söz alınmamış mıydı? Onlar da o Kitab'ın içindekileri okuyup incelediler. Sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Akıl etmiyor musunuz? Kitab'a sımsıkı sarılan ve namazı kılanlar (bilsinler ki); biz iyiliğe çalışanların ecirlerini zayi etmeyiz. Bir zamanlar dağı, onların üzerlerine doğru adeta bir gölgelik gibi yükseltmiştik de onun başlarına düşeceğini sanmışlardı. 'Size verdiğimize sımsıkı sarılın ve içinde bulunanları düşünün, olur ki sakınırsınız.' Hani Rabbin Adem oğullarının sırtlarından soylarını (zürriyetlerini) almış ve onları kendi kendilerine karşı şahit tutmuştu: 'Ben sizin Rabbiniz değil miyim?' Onlar: 'Evet, Rabbimizsin. Buna şahidiz' demişlerdi. Kıyamet gününde: 'Biz bundan habersizdik' demeyesiniz diye. Yahut: 'Daha önce babalarımız ortak koştular biz de onların artlarından gelen bir nesildik. Batıla çalışanların yaptıklarından dolayı bizi helak eder misin?' demeyesiniz diye. Belki dönerler diye ayetlerimizi böyle etraflıca açıklıyoruz. Onlara, kendisine ayetlerimizi verdiğimiz sonra da onlardan sıyrılıp çıkan ve şeytanın onu peşine takması dolayısıyla azgınlardan olan kimsenin haberini de oku. Biz dileseydik onu onlarla (o ayetlerle) yükseltirdik. Ancak o kendisini yeryüzünde sonsuza kadar kalacak sandı ve arzularına uydu. Onun durumu üstüne varsan da soluyan, kendi haline bıraksan da soluyan bir köpeğin durumuna benzer. Bu kıssayı anlat, olur ki düşünürler. Ayetlerimizi yalanlayarak sadece kendi kendilerine haksızlık eden topluluğun durumu ne kadar da kötüdür! Allah kimi doğru yola eriştirirse o doğru yoldadır. Kimleri de sapıklığa düşürürse onlar da ziyandadırlar. Cehennem için de insanlardan ve cinlerden pek çok kimse yarattık ki onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar, gözleri vardır onlarla görmezler ve kulakları vardır onlarla duymazlar. Bunlar hayvanlar gibi hatta daha aşağıdırlar. İşte bunlar gafillerdir. En güzel isimler Allah'ındır. O'na onlarla dua edin ve O'nun isimleri hakkında aykırılığa sapanları bırakın . Onlar yaptıklarının cezasını göreceklerdir. Yarattıklarımız içinde hakka yönelten ve onunla adaleti uygulayan bir topluluk da vardır. Ayetlerimizi yalanlayanları bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş helake yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım çok sağlamdır. Arkadaşlarında herhangi bir delilik eseri bulunmadığı üzerinde düşünmediler mi? O ancak apaçık bir uyarıcıdır. Onlar göklerin ve yerin hükümranlığı, Allah'ın yarattığı şeyler ve ecellerinin yaklaşmış olabileceği üzerinde düşünmediler mi? Bundan sonra hangi söze inanacaklar? Allah kimi sapıklığa düşürürse onu doğru yola iletecek yoktur. (Allah) onları taşkınlıkları içinde bocalar bir halde bırakır. Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: 'Onun bilgisi Rabbimin katındadır. Rabbinden başka onun vaktini bildirecek yoktur. O göklerde ve yerde bulunanlara çok ağır gelmektedir. O size ancak ansızın gelir.' Sanki sen onun hakkında bilgi sahibiymişsin gibi senden onu soruyorlar. De ki: 'Onun bilgisi Allah katındadır. Ancak insanların çoğu bilmezler.' De ki: 'Allah dilemedikçe ben kendime herhangi bir yarar veya zarar verecek güce sahip değilim. Eğer gaybı biliyor olsaydım, hayrı artırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben sadece iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve müjdeciyim.' O sizi tek bir candan yarattı; ondan kendisiyle huzur bulması için eşini var etti. Eşiyle birleşince eşi hafif bir yük yüklendi ve onu gezdirdi. Yükü, ağırlaşınca Rabbleri Allah'a: 'Eğer bize sağlıklı (bir çocuk) verirsen sana şükredenlerden olacağız' diye dua ettiler. (Allah) onlara sağlıklı bir çocuk verince de, kendilerine verdiği şeyde O'na ortak koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuklarından yücedir. Kendileri yaratılan ve bir şey yaratmayan şeyleri Allah'a ortak mı koşuyorlar? Ortak koştukları şeyler ne onlara yardımda bulunabilir ne de bizzat kendilerine yardım edebilirler. Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da sussanız da sizin için birdir. Allah'tan başka taptıklarınız da sizin gibi kullardır. Eğer doğru sözlü iseniz çağırın onları da size cevap versinler. Onların yürüyecek ayakları mı yoksa tutacak elleri mi yoksa görecek gözleri mi yoksa duyacak kulakları mı var? De ki: 'Ortaklarınızı çağırın, sonra bana tuzak kurun. Haydi bana hiç göz açtırmayın!.' Benim dostum Kitab'ı indiren Allah'tır. O salihleri kendine dost edinir. O'ndan başka taptıklarınız ise ne size yardımda bulunabilir ne de bizzat kendilerine yardım edebilirler. Onları doğru yola çağırsanız duymazlar. Onları sana bakıyormuş gibi görürsün ama gerçekte görmezler. Sen af yolunu tut, iyiliği emret ve bilgisizlerden yüz çevir. Şeytandan bir aykırı düşünce (vesvese) seni dürtükleyecek olursa hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki O duyandır, bilendir. Takva sahiplerine şeytan tarafından bir vesvese gelecek olursa (Allah'ın emir ve yasaklarını) anarlar ve hemen (hakkı) görürler. (Şeytanlar) kardeşlerini ise azgınlığın içine sürüklerler ve sonra hiç peşlerini bırakmazlar. Onlara bir ayet (mucize) göstermediğin zaman: 'Bir yerlerden buluştursaydın' derler. De ki: 'Ben ancak bana Rabbimden vahyedilene uyuyorum.' Bunlar, Rabbinizden gerçeği görmenizi sağlayacak işaretler ve iman edenler topluluğu için bir hidayet rehberi ve rahmettir. Kur'an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun ki rahmet olunasınız. Rabbini gönülden yalvararak ve korku ile, yüksek olmayan bir sesle sabah akşam an. Gafillerden olma. Rabbinin katında olanlar O'na ibadet etmekte büyüklük taslamazlar, O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler. Sana ganimetlerden soruyorlar. De ki: 'Ganimetler Allah'ın ve peygamberinindir. Eğer mü'minler iseniz, Allah'a karşı gelmekten sakının ve aranızı düzeltin. Allah'a ve peygamberine itaat edin.' Mü'minler öyle kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. Kendilerine O'nun ayetleri okunduğunda bu onların imanlarını artırır ve ancak Rabblerine dayanıp güvenirler. Namazlarını kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayra harcarlar. İşte bunlar gerçek mü'minlerdir. Onlar için Rabbleri katında dereceler, bağışlanma ve kıymetli rızık vardır. Nitekim Rabbin seni hak üzere evinden çıkardığı zaman da mü'minlerden bir grup isteksizdi. Gerçek ortaya çıktıktan sonra sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi hak üzerinde seninle tartışıyorlardı. Allah size iki gruptan birinin sizin olacağını vadetmişti. Sizse güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah sözleriyle hakkı açığa çıkarmak ve kâfirlerin sonlarını getirmek istiyordu. Bu, suçlular istemese de hakkı yerleştirmek ve batılı ortadan silmek içindi. Siz Rabbinizden yardım diliyordunuz. O da: 'Birbirini izleyen bin melekle size yardım edeceğim' diye dileğinizi kabul etmişti. Allah bunu sadece bir müjde olsun ve kalbiniz bununla yatışsın diye yapmıştı. Yardım ancak Allah katındandır. Allah yücedir, hakimdir. Allah kendi katından bir güven olarak sizi hafif bir uykuya bürüyordu ve sizi temizlemek, üzerinizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sabit kılmak için üzerinize gökten su indiriyordu. Rabbin meleklere: 'Ben sizinleyim. İman edenleri sebatlı kılın. İnkar edenlerin kalplerine bir korku salacağım. Vurun boyunlarının üstüne ve vurun onların bütün parmaklarına' diye vahyediyordu. Bu onların Allah'a ve Peygamberine karşı gelmelerindendir. Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse şüphesiz Allah cezası çok çetin olandır. İşte böyle. Tadın şimdi onu. İnkar edenlere bir de cehennem azabı vardır. Ey iman edenler! İnkar edenlerle toplu halde karşı karşıya gelirseniz onlara arkalarınızı dönmeyin. Kim o gün, tekrar çarpışmak üzere bir tarafa çekilmek veya bir başka birliğe katılmak gayesi dışında onlara arkasını dönerse Allah'ın gadabını hak etmiş olur ve onun varacağı yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir! Onları siz öldürmediniz. Fakat Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın. Fakat Allah attı. Böylece mü'minleri güzel bir şekilde imtihan etmek istedi. Allah duyandır, bilendir. Bu böyledir ve muhakkak ki Allah kâfirlerin tuzaklarını yıpratır. Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (yapmakta olduklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Siz dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa size bir şey kazandırmayacaktır ve muhakkak ki Allah iman edenlerle beraberdir. Ey iman edenler! Allah'a ve peygamberine itaat edin ve duyduğunuz halde ondan yüz çevirmeyin. Duymadıkları halde 'duyduk' diyenler gibi olmayın. Allah katında canlıların en kötüsü bir şeye akıl erdiremeyen sağır ve dilsizlerdir. Allah onlarda bir hayır olduğunu bilseydi elbette kendilerine işittirirdi. İşittirmiş olsaydı da onlar yine yüz çevirerek arkalarını dönerlerdi. Ey iman edenler! Size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman Allah'ın ve Peygamber'in çağrısına olumlu karşılık verin. Bilin ki Allah kişiyle kalbinin arasına girer ve siz O'nun huzurunda toplanacaksınız. Aranızdan yalnızca zulmedenlere erişmekle kalmayacak olan fitneden sakının ve bilin ki Allah, cezası çok çetin olandır. Düşünün ki bir zamanlar siz azdınız. Yeryüzünde zayıf düşürülmüş durumdaydınız, insanların sizi yakalayıp götürmelerinden korkuyordunuz. Belki şükredersiniz diye Allah sizi barındırdı yardımıyla sizi destekledi ve temiz şeylerle sizi rızıklandırdı. Ey iman edenler! Allah'a ve Peygamberine hıyanet etmeyin ve bile bile size emanet edilen şeylere hıyanet etmeyin. Bilin ki mallarınız ve çocuklarınız sizin için bir imtihandır. Büyük mükafat ise şüphesiz Allah katındadır. Ey iman edenler! Eğer Allah'a karşı gelmekten sakınırsanız size bir furkan verir, kötülüklerinizi örter ve sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir. Hani inkar edenler seni bağlayıp hapsetmek, öldürmek veya (Mekke'den) çıkarmak için tuzak kuruyorlardı. Onlar tuzak kurarken Allah da tuzak kuruyordu. Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır. Onlara ayetlerimiz okunduğunda: 'Duyduk. İstesek bunun gibisini biz de söyleriz. Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir' derler. Bir zaman: 'Ey Allah'ım! Bu senin katından gönderilme bir gerçekse bizim üzerimize gökten taş yağdır veya bize acıklı bir azap gönder' demişlerdi. Oysa sen onların içinde olduğun sürece Allah onlara azap edecek değildi. Onlar bağışlanma diledikleri sürece de Allah onlara azap edici değildir. Onlar gerçekte onu korumaya ehil olmadıkları halde insanları Mescidi Haram'dan alıkoyarlarken Allah onlara neden azap etmesin! Onu korumaya ehil olanlar ancak takva sahipleridir. Fakat onların çoğu bunu bilmez. Onların Ka'be'nin yanındaki namazları ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. 'İnkar etmenize karşılık azabı tadın bakalım!.' İnkar edenler mallarını, Allah'ın yolundan alıkoymak için harcarlar ve harcayacaklar da. Sonra bu onlar için yürek acısı olacak, sonra yenilecekler ve inkar edenler cehenneme sürüleceklerdir. Böyle olması Allah'ın murdarı temizden ayıklaması ve murdar olanları birbiri üstüne yığıp topluca cehenneme atması içindir. İşte bunlar ziyana uğrayacak olanlardır. İnkar edenlere söyle: 'Eğer vazgeçerlerse geçmişte yaptıkları bağışlanır. Eğer yine dönerlerse artık öncekiler hakkında uygulanan ilahi kanun onlara da uygulanır. Fitne kalmayıncaya ve din tamamıyla Allah'ın oluncaya kadar onlara karşı savaşın. Eğer vazgeçerlerse şüphesiz Allah ne yaptıklarını görmektedir. Eğer yüz çevirirlerse bilin ki Allah sizin dostunuzdur O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır! Allah'a ve (hakla batılın) ayrıldığı günde, iki topluluğun karşı karşıya geldiği o günde, kulumuza indirilmiş olana iman ediyorsanız bilin ki, ganimet olarak ele geçirdiklerinizin beşte biri Allah, Resulu, yakınlar, yetimler, düşkünler ve yolda kalmış kişi içindir. Allah her şeye güç yetirendir. O gün siz vadiye en yakın onlar ise en uzak yamaçta bulunuyorlardı. Kervan ise sizden daha aşağıda bulunuyordu. Eğer bir yerde sözleşmiş olsaydınız belki sözleştiğiniz vakitte buluşamazdınız. Ancak Allah, helak olanın apaçık bir delille helak olması yaşayanın da apaçık bir delille yaşaması için yapılması kesinleşmiş olan işi yaptı. Muhakkak ki Allah duyandır, bilendir. Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer çok gösterseydi yılgınlığa düşer ve işte (savaş konusunda) tartışmaya girerdiniz. Ancak Allah kurtardı. O, kalplerde olanı bilmektedir. Karşı karşıya geldiğiniz zaman da, Allah, yapılması kesinleşmiş olan işi yerine getirmek için sizin gözünüzde onları, onların gözlerinde de sizi az gösteriyordu. İşler hep Allah'a döndürülür. Ey iman edenler! Bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman kararlılık gösterin ve Allah'ı çokça anın ki başarıya erişesiniz. Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin ve çekişmeye girmeyin. Yoksa gücünüz, devletiniz gider. Sabredin. Allah sabredenlerle beraberdir. Yurtlarından çalım satarak, insanlara gösteriş yaparak çıkan ve Allah'ın yolundan alıkoyan kimseler gibi olmayın. Allah onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır. Şeytan onlara yaptıklarını süslü göstermiş ve: 'Bugün insanlar içinde size üstün gelecek yoktur, ben de sizin yanınızdayım' demişti. İki grup karşı karşıya geldiğinde ise ökçelerinin üstüne geri dönüp: 'Ben sizden uzağım, ben sizin göremediğinizi görüyorum; ben Allah'tan korkuyorum. Allah, azabı çetin olandır' dedi. Münafıklarla kalplerinde hastalık olanlar: 'Bunları dinleri aldattı' diyorlardı. Kim Allah'a güvenirse, Allah yücedir, hakimdir. Melekler inkar edenlerin, yüzlerine ve arkalarına vurarak canlarını alırlarken, bir görseydin! 'Tadın bakalım ateşin azabını! Bu sizin kendi ellerinizle işlediklerinizin karşılığıdır. Yoksa Allah, kullarına haksızlık etmez.' Tıpkı Firavun hanedanıyla ondan öncekilerin tutumu gibi. Allah'ın ayetlerini inkar ettiler, Allah da onları günahlarından dolayı yakalayıverdi. Şüphesiz Allah, güçlüdür, azabı çetin olandır. Bu şundan dolayıdır ki, bir topluluk kendi (iyi) durumunu değiştirmedikçe Allah onlara verdiği nimetini değiştirmez ve Allah işitendir, bilendir. Tıpkı Firavun hanedanıyla ondan öncekilerin gidişatı gibi. Onlar Rabblerinin ayetlerini yalanladılar, biz de onları günahlarından dolayı helak ettik ve Firavun ailesini (denizde) boğduk. Onların hepsi zalimdiler. Allah nazarında yeryüzündeki canlıların en kötüleri küfre sapanlardır. Onlar artık iman etmezler. Bunlar kendileriyle antlaşma yaptığın (şu) kimselerdir ki her keresinde antlaşmalarını bozarlar, hiç sakınmazlar. Onları savaşta yakalayacak olursan onlar(a karşı yapacağın uygulama) ile arkalarında olanları da dağıt. Olur ki ibret alırlar. Bir topluluğun hıyanet etmesinden korkarsan açık ve adil bir tutumla antlaşmalarını önlerine at. (Savaş açmadan önce antlaşmalarını geçersiz saydığını kendilerine bildir). Şüphesiz Allah hainleri sevmez. İnkar edenler yakalarını kurtarıp geçtiklerini sanmasınlar. Onlar (bizi) acze düşüremezler. Onlara karşı gücünüzün yettiğince kuvvet ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlar hazırlayın ki, bunlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan ayrı sizin bilmediğiniz ama Allah'ın bildiği daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda ne harcarsanız karşılığı size verilir ve haksızlığa uğratılmazsınız. Eğer onlar barışa yanaşırlarsa sen de yanaş ve Allah'a güven. Muhakkak O, duyandır, bilendir. Şayet seni aldatmak isterlerse (bil ki) Allah sana yeter. Kendi yardımıyla ve mü'minlerle seni destekleyen O'dur. O, onların (mü'minlerin) kalplerinin arasını uzlaştırdı. Sen yeryüzünde bulunanların tümünü harcasaydın onların kalplerinin arasını uzlaştıramazdın ama Allah aralarını uzlaştırdı. Şüphesiz O yücedir, hakimdir. Ey Peygamber! Sana ve sana uyan mü'minlere Allah yeter. Ey Peygamber! Mü'minleri savaşa teşvik et. Sizden sabırlı yirmi kişi olursa iki yüz kişiyi yener. Eğer sizden yüz kişi olursa inkar edenlerden bin kişiyi yener. Çünkü onlar anlamayan bir topluluktur. Şu an Allah üzerinizdeki yükü hafifletti ve sizde zaaf olduğunu bildi. Sizden sabırlı yüz kişi bulunursa iki yüz kişiyi yener. Eğer sizden bin kişi olursa Allah'ın izniyle iki bin kişiyi yener. Allah sabredenlerle beraberdir. Bir Peygamber'e yeryüzünde kesin galibiyet sağlamadan esir almak yaraşmaz. Siz dünya varlığını istiyorsunuz Allah ise (sizin için) ahireti istiyor. Allah yücedir, hakimdir. Eğer Allah'ın daha önce verilmiş bir hükmü olmasaydı aldıklarınızdan dolayı size büyük bir azap dokunurdu. Ganimet olarak ele geçirdiklerinizden helal ve temiz olarak yiyin ve Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Ey Peygamber! Ellerinizde bulunan esirlere de ki: 'Eğer Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse size, sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi bağışlar. Allah bağışlayandır, rahmet edendir.' Eğer sana hıyanet etmek isterlerse (bil ki) daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi. Allah da onlara karşı (sana) imkan verdi. Allah alimdir, hakimdir. İman edenler, hicret edenler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler ve onları barındırıp kendilerine yardım edenler işte bunlar birbirlerinin dostlarıdırlar (velileridirler). İman edip de hicret etmeyenlere gelince, hicret etmedikleri sürece onların velayetlerinden size bir şey yoktur . Eğer din konusunda sizden yardım isterlerse, kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluluğa karşı olmamak şartıyla onlara yardım etmeniz gerekir. Allah yaptıklarınızı görmektedir. İnkar edenler de birbirlerinin velileridirler. Bunu yapmazsanız yeryüzünde fitne ve büyük bir kargaşa çıkar. İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad edenler ile (hicret eden mü'minleri) barındırıp onlara yardım edenler işte bunlar gerçek mü'minlerdirler. Onlara mağfiret ve bolca rızık vardır. Daha sonra iman eden, hicret eden ve sizinle birlikte cihad edenler de sizdendirler. Allah'ın kitabına göre, akrabalar (mirasta) birbirlerine daha yakındırlar. Allah her şeyi bilmektedir. Allah'tan ve Peygamber'inden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir uyarıdır. Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki Allah'ı aciz bırakamayacaksınız ve Allah kâfirleri rezil edecektir. Allah ve Peygamber tarafından 'Büyük Hac (Haccı Ekber)' gününde insanlara duyurulur ki, Allah ve Peygamber'i Allah'a ortak koşanlardan uzaktırlar. 'Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki siz Allah'ı aciz bırakamayacaksınız.' İnkar edenleri acıklı bir azapla müjdele. Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden size karşı herhangi bir eksiklik yapmayan ve aleyhinize kimseyle yardımlaşmayanlar müstesnadır. Onlarla olan antlaşmanızı belirlenmiş süreye kadar devam ettirin. Allah sakınanları sever. Haram aylar çıktıktan sonra müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutun, hapsedin ve bütün gözetleme yerlerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı kılar ve zekatı verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah bağışlayıcı, rahmet edicidir. Eğer müşriklerden biri senden eman dilerse ona eman ver ki Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Böyle yap, çünkü onlar bilmeyen bir topluluktur. Kendileriyle Mescidi Haram'ın yanında antlaşma yaptıklarınızın dışında müşriklerin Allah katında ve Peygamber'i yanında nasıl antlaşmaları olabilir? Onlar size karşı dürüst davrandıkça siz de onlara karşı dürüst davranın . Allah sakınanları sever. Nasıl olur ki, eğer onlar size üstün gelecek olsalardı ne bir yakınlık bağı ne de bir antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar ama kalpleri istemiyor. Onların çoğu yoldan çıkmıştır. Allah'ın ayetlerini az bir değere sattılar ve O'nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kadar kötüdür! Bir mü'min hakkında herhangi bir yakınlık bağı veya antlaşma gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır. Eğer tevbe eder, namazı kılar ve zekatı verirlerse dinde sizin kardeşlerinizdirler. Bilen bir topluluk için ayetleri etraflıca açıklıyoruz. Antlaşma yapmalarından sonra yeminlerinden dönerler ve dininize dil uzatırlarsa küfrün önderleriyle savaşın. Çünkü onlar açısından yeminlerin bir geçerliliği yoktur. Olur ki vazgeçerler. Yeminlerini bozan, Peygamberi (yurdundan) çıkarmayı planlayan ve size karşı (savaşı) önce kendileri başlatmış olanlara karşı savaşmaz mısınız? Onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü'minler iseniz kendisinden korkmanıza en layık olan Allah'tır. Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size zafer versin ve mü'minler topluluğunun gönüllerini ferahlandırsın. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah alimdir, hakimdir. Yoksa siz, Allah içinizden cihad edenleri ve Allah'tan, Peygamberinden ve mü'minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan öyle kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'a ortak koşanların, bizzat kendi küfürlerine kendileri şahit iken Allah'in mescidlerini onarmaya yetkileri olamaz. Onların yaptıkları boşa gitmiştir ve onlar cehennemde sonsuza kadar kalacaklardır. Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, namazı kılan, zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler onarabilir. İşte bunlar doğru yola erenlerden olabilirler. Hacılara su verilmesini ve Mescidi Haram'ın onarılmasını, Allah'a ve ahiret gününe iman eden ve Allah yolunda cihad eden(in yaptığı) ile bir mi tutuyorsunuz! Allah katında bir olmazlar. Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. İman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda canlarıyla, mallarıyla cihad edenler Allah katında daha büyük dereceye sahiptirler. Kurtuluşa erecek olanlar da onlardır. Rableri onları kendi katından bir rahmet, hoşnutluk ve kendileri için içerisinde tükenmeyen nimetler bulunan cennetlerle müjdelemektedir. Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Muhakkak ki büyük ecir Allah katındadır. Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ederlerse babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize dost edinmeyin. İçinizden kim onları kendisine dost edinirse işte onlar zalimdirler. De ki: 'Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, hanımlarınız, aşiretiniz, kazandığınız mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler sizin için Allah'tan, Peygamber'inden ve O'nun yolunda cihad etmekten daha sevimliyse Allah buyruğunu bildirinceye kadar bekleyin. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola erdirmez.' Şüphesiz Allah size pek çok yerde ve Huneyn gününde yardım etti. O gün çokluğunuz sizi böbürlendirmiş, ancak bunun size bir yararı olmamıştı ve bütün genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmişti. Sonra da bozularak arkanızı dönüp çekilmiştiniz. Sonra Allah, Peygamber'ine ve mü'minlere güven duygusu (sekinet) verdi, sizin görmediğiniz askerler indirdi ve inkar edenleri azaplandırdı. Kâfirlerin cezası işte budur. Sonra Allah, bunun ardından dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Ey iman edenler! Allah'a ortak koşanlar pistirler, artık bu yıllarından sonra Mescidi Haram'a yaklaşmasınlar. Eğer yoksulluğa düşmekten korkarsanız (bilin ki) Allah dilerse sizi kendi lütfuyla zengin edecektir. Şüphesiz ki Allah alimdir, hakimdir. Kendilerine kitap verilmiş olanlardan Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen, Allah'ın ve Peygamber'inin haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini din edinmeyenlere karşı, küçük düşürülmüş bir halde kendi elleriyle cizye verinceye kadar savaşın. Yahudiler: 'Uzeyr Allah'ın oğludur' dediler. Hırıstiyanlar da: 'Mesih Allah'ın oğludur' dediler. Bu kendi ağızlarıyla söyledikleri sözleridir. Daha önce inkar etmiş olanların sözlerini taklit ediyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da uzaklaştırılıyorlar! Onlar Allah'ı bırakıp bilginlerini, rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i kendilerine rab edindiler. Oysa tek bir ilah olan Allah'a kulluk etmekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. O, onların ortak koştuklarından yücedir. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu mutlaka tamamlayacaktır. Allah'a ortak koşanlar istemese de, hak dini bütün dinlerden üstün kılmak için Peygamber'ini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. Ey iman edenler! Hahamların ve rahiplerin çoğu insanların mallarını haksızlıkla yemekte ve Allah'ın yolundan alıkoymaktadırlar. Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanları acıklı bir azapla müjdele! Bunların cehennem ateşinde kızdırılacağı gün alınları, yanları ve sırtları bunlarla dağlanır. 'Bunlar sizin kendiniz için biriktirdiklerinizdir. Şimdi biriktirmekte olduğunuz şeyleri tadın bakalım!' Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah katında ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü haram aylardır. Doğru hesap işte budur. Bu aylarda kendinize haksızlık etmeyin. Allah'a ortak koşanlar size karşı topluca çarpıştıkları gibi siz de onlara karşı topluca çarpışın ve bilin ki Allah sakınanlarla (takva sahipleriyle) beraberdir. Haram ayları başka aylara ertelemek küfürde ileri gitmektir. Bu uygulamayla inkar edenler saptırılırlar. Allah'ın haram kıldığı ayların sayısına uydurmak için bir ayı bir yıl helal ve bir yıl haram sayıyorlar. Böylece Allah'ın haram kıldığını helal kılıyorlar. Onlara kötü işleri güzel gösterildi. Allah kâfirler topluluğunu doğru yola erdirmez. Ey iman edenler! Size ne oldu ki 'Allah yolunda savaşa çıkın' denildiği zaman yere çakılıp kaldınız. Ahiretin yerine dünya hayatına mı razı oldunuz? Oysa dünya hayatının geçimliği ahirete göre çok azdır. Eğer savaşa çıkmazsanız (Allah) size acıklı bir şekilde azab eder ve sizin yerinize başka bir topluluk getirir; siz de O'na bir zarar veremezsiniz. Allah her şeye güç yetirendir. Siz ona (Peygamber'e) yardım etmezseniz, (bilin ki) inkar edenler onu iki kişinin ikincisi olarak (Mekke'den) çıkardıklarında Allah kendisine yardım etmişti. O ikisi mağarada iken arkadaşına: 'Üzülme. Allah bizimledir' diyordu. Allah da ona güven duygusu vermiş, sizin görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş ve inkar edenlerin sözlerini alçaltmıştı. Allah'ın sözü ise en yücedir. Allah yücedir, hakimdir. Gerek hafif ve gerekse ağır olarak savaşa çıkın ve mallarınızla, canlarınızla Allah yolunda cihad edin. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer yakında bulunan bir dünyalık ve kolay bir yolculuk olsaydı mutlaka sana uyarlardı. Ama güçlükle aşılabilecek mesafe onlara uzak geldi. 'Eğer gücümüz yetseydi sizinle birlikte çıkardık' diye Allah'a yemin edecekler. Onlar kendi kendilerini helake sürüklüyorlar. Allah onların yalancı olduklarını bilmektedir. Allah seni affetsin! Doğru söyleyenler sana iyice belli olmadan ve kimlerin de yalancı olduklarını bilmeden onlara niçin izin verdin? Allah'a ve ahiret gününe iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten (kaçınmak için) senden izin istemezler. Allah takva sahiplerini bilir. Senden sadece Allah'a ve ahiret gününe iman etmeyen ve kalplerinde şüphe olup da şüpheleri içinde bocalayıp duranlar izin isterler. Eğer (savaşa) çıkmak isteselerdi onun için hazırlık yaparlardı. Ama Allah onların savaşa çıkmalarını hoş görmedi ve onları durdurdu. Kendilerine: 'Oturanlarla birlikte siz de oturun' denildi. Onlar eğer sizinle birlikte savaşa çıksalardı aranızda bozgunculuk yapmaktan başka size bir katkıları olmazdı ve içinizde fitne çıkarmak için çabalarlardı. İçinizde onlara kulak verenler vardır. Allah zalimleri bilir. Onlar daha önce de fitne çıkarmaya çalışmış ve sana karşı birtakım işler çevirmişlerdi. Sonunda onlar istemedikleri halde hak geldi ve Allah'ın emri üstünlük sağladı. Onlardan bir de: 'Bana izin ver, beni fitneye düşürme' diyen var. İyi bilin ki, onlar zaten fitnenin içine düşmüşlerdir. Cehennem de kâfirleri kuşatacaktır. Sana bir iyilik ulaşsa onları rahatsız eder. Sana bir kötülük dokunduğunda da: 'Biz önceden işimizi sağlama bağlamıştık' der ve sevinç içinde dönüp giderler. De ki: ' Allah'ın bizim için yazdığından başkası başımıza gelmez. O bizim dostumuzdur. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler.' De ki: 'Siz bize iki iyilikten biri dışında bir şeyin gelmesini mi bekliyorsunuz? Bizse Allah'ın ya kendi katından veya bizim ellerimizle sizi bir azaba uğratmasını bekliyoruz. Haydi bekleyin, biz de sizinle birlikte beklemekteyiz!' De ki: 'İster gönüllü olarak isterse gönülsüz bir şekilde sadaka verin, verdikleriniz kabul edilmeyecektir. Şüphesiz siz fasık bir topluluk oldunuz.' Sadakalarının kabul edilmesine engel olan tek şey, onların Allah'ı ve Peygamberini inkâr etmeleri, namaza ancak üşene üşene gelmeleri ve istemeye istemeye sadaka vermeleridir. Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünya hayatında azab etmeyi ve kâfir oldukları halde canlarının çıkmasını diliyor. Sizden olduklarına dair Allah'a yemin ederler. Oysa onlar sizden değildirler; ama onlar korkak bir topluluktur. Eğer onlar bir sığınak veya barınabilecekleri mağaralar yahut girebilecekleri bir yer bulabilselerdi hemen hızla o tarafa doğru koşarlardı. Onların kimileri de sadakalar konusunda sana dil uzatırlar. Ondan kendilerine verilirse hoşnut olurlar ama kendilerine verilmezse o zaman hemen öfkelenirler. Eğer onlar, Allah'ın ve Peygamber'inin kendilerine verdiği şeylere razı olup: 'Allah bize yeter. Allah kendi lütfundan bize verecektir; Peygamberi de. Biz ancak Allah'a gönül bağlayanlarız' deselerdi (kendileri için daha iyi olurdu). Sadakalar (zekatlar) Allah tarafından bir farz olarak, yoksullara, düşkünlere, onların toplanmasında çalışanlara, gönülleri İslam'a ısındırılacak olanlara, kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara ve yolda kalanlaradır. Allah alimdir, hakimdir. Onlardan bazıları da Peygamber'i incitirler ve: 'O her söyleneni dinleyen bir kulaktır' derler. De ki: 'O, sizin için bir hayır kulağıdır. Allah'a inanır, mü'minlere inanır. İçinizden iman edenler için de bir rahmettir. Allah'ın Peygamberini incitenlere acıklı bir azap vardır.' Sizi hoşnut etmek için size karşı Allah'a yemin ederler. Eğer mü'min iseler Allah'ı ve Peygamberini hoşnud etmeleri daha uygundur. Allah'a ve Peygamberine karşı gelmeye kalkan için içinde sonsuza kadar kalacağı cehennem olduğunu bilmediler mi? Büyük rezillik, işte budur. Münafıklar, kendileri hakkında kalplerinde olanları kendilerine bildirecek bir surenin indirilmesinden çekiniyorlar. De ki: 'Alay edin. Şüphesiz Allah sizin çekindiğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.' Soracak olursan: 'Biz lafa dalmış şakalaşıyorduk' derler. De ki: 'Allah ile, O'nun ayetleriyle ve Peygamberiyle mi alay ediyordunuz?' Hiç özür dilemeyin. Siz imanınızden sonra inkar ettiniz. Sizden bir topluluğu bağışlasak bile suçlu olmalarından dolayı bir topluluğu da azaplandıracağız. Münafık erkeklerle münafık kadınlar birbirlerindendirler. Kötülüğü emreder, iyilikten sakındırırlar ve ellerini de sıkı tutarlar. Onlar Allah'ı unuttular Allah da onları unuttu. Şüphesiz münafıklar fasıktırlar. Allah münafık erkeklere, münafık kadınlara ve kâfirlere içinde sonsuza kadar kalacakları cehennem ateşini vaadetmiştir. O onlara yeter. Allah onları lanetlemiştir ve onlar için kalıcı bir azap vardır. (Ey münafıklar!) Siz de, sizden öncekiler gibisiniz. Onlar sizden daha güçlüydüler ve malları da, çocukları da sizinkilerden daha çoktu. Onlar (dünyadan) paylarına düşenden yararlanmaya baktılar. Sizden öncekilerin paylarına düşenden yararlandıkları gibi siz de kendi payınızdan yararlandınız. Aynı şekilde onların (batıla ve dünya zevklerine) daldıkları gibi siz de daldınız. İşte onların yaptıkları dünyada da ahirette de boşa gitmiştir ve zarara uğrayanlar da onlardır. Onlara kendilerinden önce geçmiş olanların, Nuh, Ad ve Semud kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve yerle bir edilmiş şehirlerin haberleri gelmedi mi? Onlara peygamberleri açık deliller getirmişlerdi. Allah onlara haksızlık etmiyordu, ama onlar kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı. Mü'min erkeklerle mü'min kadınlar da birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten alıkoyar, namazı kılar, zekatı verir, Allah'a ve Peygamberine itaat ederler. İşte bunlara Allah rahmet edecektir. Muhakkak Allah yücedir, hakimdir. Allah mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara, altlarından ırmaklar akan, içlerinde sonsuza kadar kalacakları cennetler ve Adn cennetinde güzel meskenler vaadetmiştir. Allah'ın hoşnutluğuysa hepsinden daha büyüktür. Büyük kurtuluş işte budur. Ey Peygamber! Kâfirlere ve münafıklara karşı cihad et ve onlara sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir! Söylemedik diye Allah'a yemin ediyorlar. Oysa küfür sözünü söylediler, İslam'a girdikten sonra inkar ettiler ve başaramadıkları bir şeye yeltendiler. Sırf Allah ve Peygamberi, lütfu ile kendilerini zengin etti diye öç almağa kalktılar. Tevbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Yüz çevirirlerse Allah onları dünyada da ahirette de acıklı bir azapla azaplandırır. Onlar için yeryüzünde bir dost ve yardımcı da yoktur. Onlardan: 'Eğer Allah bize kendi lütfundan verirse mutlaka sadaka vereceğiz ve salihlerden olacağız' diye Allah'a kesin söz verenler var. Ama Allah lütfundan kendilerine verince ondan cimrilik etti ve yüz çevirdiler. Onlar zaten dönektirler. O da, Allah'a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeleri sebebiyle kendisine kavuşacakları güne kadar kalplerine bir nifak koydu. Bilmediler mi ki, Allah onların sırlarını ve fısıldaşmalarını bilmektedir ve Allah bütün gizlilikleri bilendir? Mü'minlerden gönülden bolca sadaka verenlere ve imkanının elverdiğinden başkasını bulamayanlara dil uzatarak onlarla alay edenler var ya, Allah onları maskaraya çevirmiştir. Onlar için acıklı bir azap vardır. Onlar için ister bağışlanma dile ister dileme. Sen onlar için yetmiş kere bağışlanma dilesen de Allah onları bağışlamayacaktır. Bu, onların Allah'ı ve Peygamberini inkar etmelerinden dolayıdır. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez. Geride kalanlar Allah'ın Peygamberine muhalefet ederek oturup kalmalarına sevindiler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar ve: 'Sıcakta savaşa çıkmayın' dediler. De ki: 'Cehennemin ateşi daha sıcaktır.' Keşke anlayabilselerdi. Kazandıklarının cezası olarak, artık, az gülüp çok ağlasınlar. Eğer Allah seni onlardan bir topluluğun yanına geri döndürür de savaşa çıkmak için senden izin isterlerse: 'Siz asla benimle birlikte savaşa çıkamayacak ve asla benimle birlikte düşmana karşı çarpışamayacaksınız. İlk keresinde oturup kalmaya razı oldunuz. Öyleyse geride kalanlarla birlikte oturup kalın' de. Onlardan ölen birinin üzerine asla namaz kılma ve kabrinin başında da bulunma. Onlar Allah'ı ve Peygamberini inkar ettiler ve fasık kimseler olarak öldüler. Onların malları ve çocukları seni imrendirmesin. Allah bunlarla onlara dünyada azab etmeği ve canlarının kâfir olarak çıkmasını diliyor. 'Allah'a iman edin ve Peygamberiyle birlikte cihad edin' diye bir sure indirildiğinde, onlardan varlık sahibi olanlar senden izin istediler ve: 'Bizi bırak, oturanlarla birlikte olalım' dediler. Geride kalanlarla birlikte olmaya razı oldular ve kalplerine mühür vuruldu. Onlar artık anlamazlar. Ancak Peygamber ve onunla birlikte olan mü'minler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün iyilikler onlaradır. Kurtuluşa erecek olanlar da onlardır. Allah onlar için içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. İşte büyük kurtuluş budur. Bedevilerden özür beyan edenler kendilerine izin verilmesi için geldiler. Allah'a ve Peygamberine karşı yalan söyleyenlerse yerlerinde oturdular. Onlardan inkar edenlere acıklı bir azap erişecektir. Zayıflar, hastalar ve harcayacak bir şey bulamayanlara, Allah ve Peygamberine bağlı kaldıkları takdirde herhangi bir günah yoktur. İyilik edenlerin aleyhine bir yol yoktur. Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Kendilerine binek bulman için sana geldiklerinde: 'Size binek bulamıyorum' dediğin zaman harcayacak bir şey bulamadıklarından dolayı üzüntüden gözlerinden yaşlar akarak geri dönenler için de bir günah yoktur. Ancak zengin oldukları halde senden izin isteyen ve geride kalanlarla birlikte olmaya razı olanların aleyhlerine yol vardır. Allah onların kalplerini mühürlemiştir; artık onlar anlamazlar. Yanlarına döndüğünüzde size özür beyan ederler. De ki: 'Hiç özür beyan etmeyin. Size inanmayacağız. Allah sizin haberlerinizi bize bildirdi. Allah da Peygamberi de amellerinizi görecek. Sonra gizli olanı da açık olanı da bilene döndürülürsünüz ve O size yapmakta olduklarınızı bildirir.' Yanlarına vardığınız zaman onlardan yüz çevirmeniz için size karşı Allah'a yemin edecekler. Onlardan yüz çevirin. Onlar murdardırlar. Kazandıklarının cezası olarak varacakları yer de cehennemdir. Kendilerinden hoşnut olmanız için size karşı yemin ederler. Siz onlardan hoşnut olsanız da Allah fasıklar topluluğundan hoşnut olmaz. Bedeviler küfürde ve nifakta daha katıdırlar ve Allah'ın Peygamberine indirdiğini bilmemeye daha yatkındırlar. Allah bilendir, hakimdir. Bedevilerden öyleleri var ki, verdiklerini bir angarya saymakta ve sizin başınıza belaların gelmesini beklemektedirler. Kötü belalar onların başlarına gelecektir. Allah duyandır, bilendir. Bedevilerden öyleleri de var ki, Allah'a ve ahiret gününe iman ederler ve harcadıklarını Allah'a yaklaşmak ve Peygamberin dualarını almak için vesile olarak görürler. Bilin ki, (gerçekten) bu onlar için yakınlık vesilesidir. Allah onları rahmetine sokacaktır. Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Muhacirler ve Ensardan öne geçerek ilklerden olanlardan ve onlara iyilikle uyanlardan Allah hoşnut olmuş, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. (Allah) onlara içinde sonsuza kadar kalacakları, altından ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Büyük kurtuluş işte budur. Çevrenizde bulunan bedevilerden ve Medinelilerden nifakta direnen münafıklar vardır. Sen onları bilmezsin. Onları biz biliriz. Onlara iki kere azap edeceğiz. Sonra büyük bir azaba atılacaklar. Diğerleri de günahlarını itiraf ettiler. Onlar iyi ameli kötü amele karıştırdılar. Olur ki Allah, onların tevbelerini kabul eder. Şüphesiz Allah bağışlayıcı, rahmet edicidir. Onların mallarından sadaka al ki onunla kendilerini temizleyesin ve arındırasın. Onlara dua et. Senin duan onlar için huzur vesilesidir. Allah duyandır, bilendir. Onlar, Allah'ın kullarının tevbelerini kabul eden, onların sadakalarını alan, tevbeleri çokça kabul eden ve çok merhamet eden olduğunu bilmiyorlar mı?. De ki: 'Yapacağınızı yapın. Allah da, Peygamberi de, mü'minler de yaptıklarınızı görecek ve gizli olanı da açık olanı da bilene döndürüleceksiniz. O size yapmakta olduklarınızı bildirecek.' Diğer bazılarının işleri de Allah'ın buyruğuna bırakılmıştır. Onlara ya azab eder, ya da tevbelerini kabul eder. Allah bilendir, hakimdir. Bir de zarar vermek, küfrü pekiştirmek, mü'minlerin arasına ayrılık sokmak ve daha önce Allah'a ve Peygamberine karşı savaşmış olanın gözcülüğünü yapmak için mescid edinenler var. Bunlar: 'Biz iyilikten başka bir amaç gütmedik' diyecekler. Allah onların yalancı olduklarına şahitlik etmektedir. Sen orada asla namaz kılma! Şüphesiz ilk günden takva üzere kurulan mescid içinde namaz kılmana daha layıktır. Orada kendilerini arındırmayı seven adamlar var. Allah da arınanları sever. Binasını Allah korkusu ve hoşnutluk üzerine kuran mı daha hayırlıdır yoksa binasını göçecek bir yarın üzerine kurup da onunla birlikte cehennem ateşinin içine yuvarlanan mı? Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. Yaptıkları bina, kalpleri parçalanıncaya kadar, onların kalplerinde bir şüphe olarak kalacaktır. Allah bilendir, hakimdir. Allah, Allah yolunda çarpışıp öldüren ve öldürülen mü'minlerden, karşılığı cennet olmak üzere, mallarını ve canlarını satın almıştır. Bu O'nun üzerine, Tevrat, İncil ve Kur'an'da vaadedilmiş olan bir haktır. Allah'dan daha çok ahdine vefa gösterebilen kim vardır? Şu halde yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte büyük kurtuluş budur. Allah'a tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, yeryüzünde dolaşanlar (saihun) , rüku edenler, secde edenler, iyilikle emredenler, kötülükten sakındıranlar, Allah'ın koyduğu sınırları gözetenler! İşte bu mü'minleri müjdele! Cehennemlik oldukları belli olduktan sonra, akraba bile olsalar Allah'a ortak koşanlar için mağfiret dilemek Peygambere ve mü'minlere yaraşmaz. İbrahim'in babası için mağfiret dilemesi sadece ona vermiş olduğu bir sözden dolayıydı. Ancak onun Allah'a düşman olduğu kendisine belli olunca artık ondan uzak durdu. Şüphesiz İbrahim çok dua ve niyazda bulunan, yumuşak huylu biriydi. Allah bir topluluğu doğru yola eriştirdikten sonra sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadan onları sapıklığa düşürmez. Muhakkak Allah her şeyi bilmektedir. Göklerin ve yerin mülkiyeti Allah'ındır. Diriltir ve öldürür. Sizin de Allah'tan başka bir dostunuz ve yardımcınız yoktur. Andolsun ki, Allah, Peygamberin ve içlerinden bazılarının kalplerinin neredeyse kayacak duruma gelmesinin ardından o zorluk anında ona uyan muhacirlerle ensarın tevbelerini kabul etmiştir. Sonra (yine) tevbelerini kabul etti. Allah onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Savaştan geri kalan o üç kişinin de. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, kendi canları bile onları sıkmış ve Allah'tan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (Allah'a) dönmeleri için tevbelerini kabul etti. Şüphesiz Allah tevbeleri çokça kabul eden, çok merhamet edendir. Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun. Gerek Medinelilere ve gerekse onların etrafındaki bedevilere Allah'ın Peygamberinden geriye kalmaları ve kendi canlarını onun canına tercih etmeleri yaraşmaz. Çünkü onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık çekmeleri, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşman karşısında bir başarı sağlamaları dolayısıyla mutlaka kendileri için bir salih amel yazılır. Şüphesiz Allah iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmez. Allah'ın onlara yaptıklarının daha güzeliyle karşılık vermesi için (Allah yolunda) harcadıkları küçük büyük her şey, geçtikleri her vadi kendileri için yazılır. Mü'minlerin toptan savaşa çıkmaları uygun olmaz. Her kabileden bir grubun dini iyi öğrenmek ve kavimleri kendilerine döndüklerinde onları uyarmak üzere geride kalmaları gerekmez mi? Olur ki böylece sakınırlar. Ey iman edenler! Kâfirlerden size yakın olanlarla savaşın . Sizde bir sertlik bulsunlar. Allah'ın takva sahipleriyle beraber olduğunu bilin. Bir sure indirildiğinde onlardan bazıları: 'Bu, hanginizin imanını artırdı' der. İman edenlere gelince, bu onların imanlarını artırmıştır ve onlar buna sevinip müjdeleşirler. Kalplerinde hastalık olanlarınsa pisliklerine pislik katmıştır ve onlar kâfir olarak ölmüşlerdir. Görmüyorlar mı ki, her yıl bir ya da iki kere imtihan ediliyorlar; sonra yine tevbe etmiyor ve ibret almıyorlar? Bir sure indirildiğinde birbirlerine bakarak: 'Sizi birisi görüyor mu?' (diye işaretleşirler) sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir topluluk olmaları sebebiyle Allah onların kalplerini çevirmiştir. Size içinizden, sıkıntıya düşmeniz kendisine ağır gelen, size oldukça düşkün, mü'minlere karşı şefkatli ve merhametli olan bir Peygamber gelmiştir. Eğer yüz çevirirlerse de ki: 'Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na güvendim. O, büyük Arş'ın Rabbidir.' Elif. Lâm. Râ. Bunlar hikmetli Kitab'ın ayetleridir. İçlerinden bir adama: 'İnsanları uyar ve iman edenlere Rableri katında kendileri için üstün dereceler olduğunu müjdele!' diye vahyetmemiz insanlara tuhaf mı geldi! Kâfirler: 'Bu apaçık bir büyücüdür' dediler. Sizin Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'ı kuşatan ve işleri düzene koyan Allah'tır. O'nun izni olmadan kimse şefaat edemez. İşte Rabbiniz olan Allah budur. O'na kulluk edin. Düşünüp öğüt almaz mısınız? Hepinizin dönüşü O'nadır. Allah'ın vaadi gerçektir. Yaratmayı ilk kez başlatan, sonra iman edip salih ameller işleyenlerin karşılıklarını adaletli bir şekilde vermek üzere yeniden dirilişi gerçekleştiren O'dur. İnkâr edenler için de, inkârlarından dolayı kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır. Güneşi bir ışık, ayı bir nur yapan, yılların sayısını ve (vakitlerin) hesabını bilmeniz için ayı belli menzillere göre düzenleyen O'dur. Allah bütün bunları hak üzere yaratmıştır. Bilen bir topluluk için ayetlerini etraflıca açıklıyor. Gece ile gündüzün ardarda gelmesinde ve Allah'ın göklerde ve yerde yarattıklarında (kötülüklerden) sakınan bir topluluk için ayetler vardır. Bize kavuşmayı ummayan, dünya hayatına razı olan, ona gönüllerini kaptıranlar ve bizim ayetlerimizden gafil olanlar var ya; İşte bunların kazandıklarına karşılık varacakları yer cehennemdir. İman edip salih ameller işleyenleri ise Rableri imanları dolayısıyla doğru yola iletir. Naim cennetlerinde onların altlarından ırmaklar akar. Orada onların duaları: 'Ey Allah'ım! Senin şanın pek yücedir!' demektir. Aralarındaki dilekleri de 'selâm'dır. Dualarının sonu ise: 'Alemlerin Rabbi olan Allah'a hamdolsun' (sözü)dür. Allah eğer, insanların iyiliği acele istemeleri gibi onlara kötülüğü de acele verseydi süreleri hemen bitmiş olurdu. Ancak böyle, bize kavuşmayı ummayanları taşkınlıkları içinde böyle bocalar bir halde bırakırız. İnsana bir darlık dokunduğunda yan yatarken veya otururken yahut ayakta bize dua eder. Ancak darlığını giderdiğimiz zaman adeta kendisine dokunmuş olan darlıktan dolayı bize dua etmemiş gibi hareket etmeye başlar. İşte aşırıya gidenlere yaptıkları böyle süslü gösterilmiştir. Sizden önce, peygamberleri kendilerine apaçık delillerle geldiği halde haksızlık ettiklerinden ve zaten iman etmeyecekleri için nice nesilleri helak ettik. İşte suçlular topluluğunu böyle cezalandırırız. Sonra, neler yapacağınızı görmek için onların ardından yeryüzüne sizi yerleştirdik. Onlara ayetlerimiz apaçık bir şekilde okunduğunda bize kavuşmayı ummayanlar: 'Bundan başka bir Kur'an getir veya bunu değiştir' derler. De ki: 'Benim onu kendiliğimden değiştirmem sözkonusu olamaz. Ben ancak bana vahyedilene uyuyorum. Ben, Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.' De ki: 'Allah dileseydi bunu size okumazdım ve O da bunu size hiç bildirmezdi. Daha önce sizin aranızda belli bir ömür geçirdim. Hiç düşünmüyor musunuz?' Allah'a karşı yalan uydurandan yahut O'nun ayetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Şüphesiz suçlular kurtuluşa eremezler. Allah'ı bırakıp kendilerine bir zararı veya yararı olmayan şeylere ibadet ediyor ve: 'Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir' diyorlar. De ki: 'Siz Allah'a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi bildiriyorsunuz?' Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. İnsanlar sadece bir tek ümmetti ancak sonradan ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından önceden belirlenmiş bir takdir olmasaydı aralarında ayrılığa düştükleri şeylerde kesin hüküm verilirdi. 'Ona Rabbinden bir mucize indirilse ya!' diyorlar. De ki: 'Gayb ancak Allah'ındır. Bekleyin! Ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.' İnsanlara, kendilerine dokunan bir darlıktan sonra genişlik tattırdığımız zaman hemen ayetlerimiz hakkında hileler düşünmeye başlarlar. De ki: 'Allah düzen kurmada daha hızlıdır.' Elçilerimiz sizin düşündüğünüz hileleri yazmaktadırlar. Sizi karada ve denizde gezdiren O'dur. Gemide olduğunuz zaman; (yolcuları) tatlı bir rüzgârın yürüttüğü ve onların bununla neşelendikleri sırada birden sert bir fırtına çıkıp, her yönden dalgalar geldiğinde ve kendilerinin her yönden kuşatıldıklarına kanaat getirdiklerinde dini yalnız O'na has kılarak yalnız Allah'a dua etmeye başlarlar: 'Eğer bizi bu durumdan kurtarırsan şükredenlerden olacağız!' O durumdan kurtardığında ise hemen yeryüzünde haksız yere taşkınlık etmeye başlarlar. Ey insanlar! Gerçekte sizin kendi aleyhinize olan taşkınlığınız dünyanın geçici zevkleridir. Sonra dönüşünüz bizedir ve ne yaptığınızı size bildiririz. Dünya hayatının örneği, gökten indirdiğimiz ve onunla insanların ve hayvanların yediği bitkilerin birbirine karıştığı suya benzer. Sonuçta yeryüzü güzelliğini alıp süslendiği, sahiplerinin de artık bunları toplayabileceklerini sandıkları sırada gece veya gündüz emrimiz gelir; böylece bir gün önce hiç yokmuş gibi onların tümünü biçilmiş hale çeviririz. Düşünen topluluk için ayetlerimizi işte böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz. Allah esenlik yurduna çağırır ve dilediğini doğru yola iletir. İyilik edenlere daha iyisi ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karalık ne de aşağılık bürür. İşte bunlar cennetliktirler. Orada sürekli kalıcıdırlar. Kötülükler kazanmış olanlara gelince, bir kötülüğe aynıyla ceza verilir ve onların yüzlerini aşağılık bürür. Onları Allah'tan kurtaracak yoktur. Yüzleri adeta kapkaranlık bir gecenin parçalarıyla kaplanmış gibidir. Bunlar cehennemliktirler. Orada sürekli kalıcıdırlar. O gün onların tümünü biraraya toplarız. Sonra Allah'a ortak koşanlara: 'Siz ve ortak koştuklarınız yerlerinize!' deriz. Böylece onları birbirlerinden ayırırız. Koştukları ortaklar şöyle derler: 'Siz bize tapmıyordunuz. Şimdi sizinle bizim aramızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz biz sizin tapınmanızdan habersizdik.' İşte orada her can önceden işlemiş olduğunun hesabını verir. Hepsi gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülmüş, uydurdukları şeyler ise yanlarından kaybolmuştur. De ki: 'Sizi gökten ve yerden rızıklandıran kimdir? Yahut kulaklara ve gözlere sahip olan kimdir? Ölüden diriyi diriden ölüyü çıkaran kimdir? İşleri düzene koyan kimdir?' 'Allah' diyecekler. De ki: 'Öyleyse sakınmıyor musunuz?' İşte sizin gerçek Rabbiniz olan Allah budur. Gerçeğin dışında sapıklıktan başka ne vardır? Öyleyse nasıl (gerçekten) döndürülüyorsunuz? Böylece Rabbinin o yoldan çıkmışlar hakkındaki: 'Onlar iman etmezler' sözü gerçekleşmiş oldu. De ki: 'Sizin ortak koştuklarınızdan yaratma işini ilk kez gerçekleştirip sonra yarattığını yeniden diriltecek olan var mıdır?' De ki: 'Allah yaratma işini ilk kez gerçekleştirip sonra yarattığını yeniden diriltir. Artık nasıl (haktan) çevriliyorsunuz?' De ki: 'Sizin ortak koştuklarınızdan hakka iletecek olan var mıdır?' De ki: 'Allah hakka iletir. Öyleyse hakka ileten mi uyulmaya daha lâyıktır yoksa kendisi yöneltilmedikçe doğru yolu bulamayan mı? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz!' Onların çoğu zandan başka bir şeye uymamaktadır. Zan ise gerçek açısından bir şey kazandırmaz. Allah onların yaptıklarını bilmektedir. Bu Kur'an Allah'tandır, başkası tarafından uydurulmuş değildir. Ancak kendinden öncekileri doğrulayıcı ve Kitab'ı açıklayıcıdır. Alemlerin Rabbi'nden geldiği konusunda şüphe yoktur. Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer doğru sözlü iseniz onun surelerine benzer bir sure getirin ve Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.' Hayır, onlar ilmini kavrayamadıkları ve kendilerine henüz yorumu gelmemiş şeyi yalanladılar. Onlardan öncekiler de böyle yalanlamışlardı. Zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak! İçlerinden ona iman eden de var, iman etmeyen de. Rabbin bozguncuları daha iyi bilir. Eğer seni yalanlarlarsa de ki: 'Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız da sizedir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım.' İçlerinden seni dinleyenler var. Ancak sen sağırlara, üstelik akıl etmiyorlarsa, duyurabilecek misin? Onlardan sana bakanlar da var. Eğer görmüyorlarsa sen körleri doğru yola iletebilecek misin? Allah insanlara hiçbir haksızlık etmez ancak insanlar kendi kendilerine haksızlık ederler. Onları bir araya toplayacağımız gün dünyada sanki gündüzün bir anı kadar bile kalmadıklarını sanarak kendi aralarında tanışırlar. Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlamış ve doğru yola girmemiş olanlar zarara uğramışlardır. Onlara vaadettiklerimizin bir kısmını sana göstersek ya da senin (bundan önce) dünya hayatını sona erdirsek sonuçta onların dönüşü bizedir. Sonra Allah onların yaptıklarına şahittir. Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri onlara geldiğinde aralarında adaletle hükmedilir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. 'Eğer doğru sözlü iseniz bu vaad edilen şey ne zaman gelecek?' diyorlar. De ki: 'Ben Allah'ın dilediğinden başka kendime herhangi bir zarar veya yarar dokunduramam. Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiğinde ne bir saat öne alınırlar, ne de bir saat geriye bırakılırlar.' De ki: 'O'nun azabı size gece vakti veya gündüz gelirse (ne yapabilirsiniz ki?). Ne diye suçlular onun acele olarak gelmesini istiyorlar?' (Azap) geldikten sonra mı ona inanacaksınız? Şimdi mi? Oysa daha önce onun acele ile gelmesini istiyordunuz! Sonra zulmedenlere: 'Sonsuz azabı tadın. Kazandıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?' denilir. 'O gerçek mi?' diye senden soruyorlar. De ki: 'Evet. Rabbime yemin ederim ki o gerçektir ve siz onun önüne geçemezsiniz.' Zulmeden her bir can, yeryüzünde olanların tümüne sahip olsaydı bunu fidye olarak verirdi. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını açığa vururlar. Aralarında adaletle hüküm verilir ve hiç bir haksızlığa uğratılmazlar. İyi bilin ki göklerde ve yerde olanların tümü Allah'ındır. İyi bilin ki, Allah'ın vaadettiği gerçektir ancak onların çoğu bilmiyorlar. O, diriltir ve öldürür ve siz O'na döndürülürsünüz. Ey insanlar! Size Rabbinizden bir öğüt, gönüllerde olanlar için bir şifa ve mü'minler için bir hidayet ve rahmet gelmiştir. De ki: 'Allah'ın lütfu ve rahmetiyle işte sadece bununla sevinsinler. Bu, onların biriktirdiklerinden hayırlıdır.' De ki: 'Allah'ın size rızık olarak verdiklerinin kimisini helal kimisini haram kılmanız hakkında ne diyorsunuz?' De ki: 'Allah mı size izin verdi yoksa siz Allah'a karşı yalan mı uyduruyorsunuz?' Allah'a karşı yalan uyduranların kıyamet günü hakkındaki zanları nedir? Şüphesiz Allah insanlara karşı lütuf sahibidir, ancak onların çoğu şükretmezler. Ne durumda olursan ol, onun hakkında Kur'an'dan ne okursan oku ve siz ne yaparsanız yapın girişimde bulunduğunuzda biz sizin üzerinize şahidiz. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca bir şey Rabbinden gizli değildir. Bundan küçük olsun büyük olsun ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. İyi bilin ki, Allah'ın dostları için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de! Onlar iman edip de Allah'a karşı gelmekten sakınanlardır. Onlar için dünya hayatında da ahirette de müjde vardır. Allah'ın sözlerinde bir değişme olmaz. İşte bu, büyük kurtuluştur. Onların sözleri seni üzmesin. Yücelik tamamen Allah'ındır. O, duyandır, bilendir. İyi bilin ki, göklerde ve yerde kim varsa hepsi Allah'ındır. Allah'tan başkalarına tapınanlar da gerçekte ortak koştukları şeylere uymuyorlar. Onlar sadece zanna uyuyorlar ve onlar sadece saçmalıyorlar. Geceyi dinlenmeniz için, gündüzü de aydınlatıcı olarak yaratan O'dur. Şüphesiz bunda duyan bir topluluk için açık ayetler vardır. 'Allah çocuk edindi' dediler. O, bundan münezzehtir. O'nun hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Sizin bu konuda hiçbir deliliniz yok. Allah hakkında bilmediğiniz şeyi mi söylüyorsunuz? De ki: 'Allah hakkında yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler.' Dünyada bir geçim sürerler; sonra dönüşleri bizedir. Sonra inkâr etmelerinden dolayı onlara şiddetli azabı tattırırız. Onlara Nuh'un kıssasını oku. O kavmine şöyle söylemişti: 'Ey kavmim! Aranızda durmam ve size Allah'ın ayetlerini hatırlatmam, size ağır geliyorsa, bilin ki ben Allah'a güvendim; siz de ortaklarınızla biraraya gelip ne yapacağınızı kararlaştırın. Sonra yapacağınız iş kendi aranızda örtülü kalmasın . Sonra vereceğiniz kararı bana karşı uygulayın ve bana hiç mühlet tanımayın. Eğer yüz çevirirseniz (bilin ki) ben sizden bir ücret istemiş değilim. Benim ecrim ancak Allah'ın üzerinedir ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum.' Onlar yine de onu yalanladılar. Ancak biz onu ve gemide onunla beraber olanları kurtardık ve onları halifeler yaptık. Ayetlerimizi yalanlayanları da suda boğduk. Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak! Sonra onun ardından başka peygamberleri kavimlerine gönderdik. Bunlar onlara açık belgeler getirdiler. Ancak onlar daha önce yalanlamış oldukları şeylere bir türlü inanmak istemediler. İşte aşırı gidenlerin kalplerini böyle mühürleriz. Sonra onların ardından Musa ile Harun'u, ayetlerimizle Firavun ile onun ileri gelenlerine gönderdik. Ancak onlar büyüklendiler ve suçlu bir topluluk oldular. Onlara katımızdan gerçek gelince: 'Bu apaçık bir sihirdir' dediler. Musa onlara: 'Gerçek size gelince ona böyle mi diyorsunuz? Bu sihir midir? Oysa sihirbazlar kurtuluşa ermezler' dedi. Onlar da: 'Sen bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz yoldan çevirmek ve yeryüzünde büyüklüğün (hakimiyetin) ikinizin olması için mi geldin? Biz size iman edecek değiliz' dediler. Firavun: 'Bana bütün bilgin sihirbazları getirin' dedi. Sihirbazlar gelince Musa onlara: 'Atacaklarınızı atın' dedi. Attıklarında Musa onlara dedi ki: 'Sizin bu yaptığınız şey sihirdir. Allah onu boşa çıkaracaktır. Allah bozguncuların işlerini düzeltmez. Suçlular hoşlanmasalar da Allah sözleriyle hakkı ortaya çıkarır.' Firavun ve adamlarının kendilerine kötülük etmeleri korkusuyla, kavminden Musa'ya, bir genç takımdan başka iman eden olmadı. Şüphesiz Firavun yeryüzünde iyice büyüklenmişti ve o çok aşırı gidenlerdendi. Musa dedi ki: 'Ey kavmim! Eğer Allah'a iman ettiyseniz, hakkıyla teslim olduysanız O'na güvenin.' Onlar da dediler ki: 'Allah'a güvendik. Ey Rabbimiz bizi zalimler topluluğu ile sınama. Rahmetinle bizi kâfirler topluluğundan kurtar.' Musa'ya ve kardeşine: 'Kavminiz için Mısır'da evler hazırlayın ve evlerinizi ibadethane edinip namaz kılın . Mü'minleri müjdele!' diye vahyettik. Musa dedi ki: 'Ey Rabbimiz! Sen Firavun'a ve adamlarına, dünya hayatında süs ve mallar verdin. Ey Rabbimiz! İnsanları, senin yolundan saptırmaları için mi (verdin)? Ey Rabbimiz! Onların mallarını yok et, kalplerini de bağla ki, o acıklı azabı görünceye kadar iman etmesinler!' (Allah) dedi ki: 'Duanız kabul edildi. Doğru yolda devam edin. Bilmeyenlerin yollarına uymayın.' İsrailoğullarını denizden geçirdik. Firavun ve askerleri de taşkınlık ve düşmanlıkla onların peşlerine düştüler. Sonunda su onu boğmaya başlayınca: 'İsrailoğullarının kendisine iman ettiğinden başka ilah olmadığına iman ettim ve ben de Müslümanlardanım' dedi. 'Şimdi mi? Oysa daha önce isyan etmiş ve bozgunculardan olmuştun.' Kendinden sonrakilere bir ibret olman için bugün senin bedenini sahile atacağız. Gerçekte ise insanların çoğu bizim ayetlerimizden habersizdirler. Andolsun biz İsrailoğullarını iyi bir yere yerleştirdik ve onları temiz şeylerle rızıklandırdık. Kendilerine ilim gelinceye kadar ayrılığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hükmünü verir. Eğer sana indirdiğimizden kuşkuda isen senden önce kitap okuyanlara sor. Andolsun ki, gerçek sana Rabbinden geldi, sakın şüpheye düşenlerden olma. Sakın Allah'ın ayetlerini yalanlayanlardan da olma. Yoksa hüsrana uğrayanlardan olursun. Haklarında Rabbinin sözü kesinleşmiş olanlar iman etmezler. Kendilerine bütün ayetler gelse bile! Acıklı azabı görmedikleri sürece (iman etmezler). Yunus kavminin dışında (azabın geldiği sırada) iman edip de imanı kendine yarar sağlamış bir kasaba bulunsaydı ya! Onlar (Yunus kavmi) iman edince üzerlerinden dünya hayatında azabı kaldırdık ve kendilerini belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırdık. Rabbin dileseydi yeryüzünde bulunanların tümü topluca iman ederdi. Şu halde insanları mü'min olmaları için sen mi zorlayacaksın? Allah dilemedikçe hiç kimse iman edemez. O, iğrenç azabı akıl erdiremeyenlerin üzerlerine gönderir. De ki: 'Göklerde ve yerde neler olduğuna bir bakın.' İman etmeyen bir topluluğa ayetler ve uyarılar bir şey kazandırmaz. Onlar kendilerinden önce geçmiş olanların başlarına gelen günlerin benzerinden başkasını mı bekliyorlar? De ki: 'Bekleyin bakalım! Ben de sizinle birlikte bekleyenlerdenim.' Sonuçta peygamberlerimizi ve iman etmiş olanları böyle kurtarırız. Mü'minleri kurtarmak üzerimize bir haktır. De ki: 'Ey insanlar! Eğer benim dinim hakkında bir kuşkunuz varsa bilin ki ben, sizin Allah'tan başka taptıklarınıza tapmıyorum; ancak sizin canınızı alacak olan Allah'a kulluk ederim. Ben mü'minlerden olmakla emrolundum.' Ve (yine bana şöyle emredildi): 'Yüzünü dosdoğru bir şekilde hak dine çevir. Sakın Allah'a ortak koşanlardan olma. Allah'ı bırakıp sana bir yararı veya zararı dokunmayacak şeylere tapma. Eğer böyle yaparsan o zaman zalimlerden olursun. Allah sana bir sıkıntı verirse onu yine O'ndan başka giderecek yoktur. Eğer senin için bir iyilik dilerse O'nun lütfunu da geri çevirecek yoktur. O bunu kullarından dilediğine verir. O, bağışlayıcıdır, merhamet edicidir.' De ki: 'Ey insanlar! Size Rabbinizden hak gelmiştir. Kim hidayeti kabul ederse kendi yararına kabul etmiş olur; kim de sapıtırsa kendi aleyhine sapıtmış olur. Ben sizin üzerinize bir vekil değilim.' Sana vahyedilene uy ve Allah hükmünü verinceye kadar sabret! O hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Elif. Lam. Ra. (Bu), ayetleri sağlamlaştırılmış sonra hikmet sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından etraflıca açıklanmış bir Kitap'tır. Öyle ki, Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size O'nun tarafından bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. Ve Rabbinizden bağışlanma dileyin; sonra O'na tevbe edin ki, sizi belirli bir süreye kadar güzel nimetlerden yararlandırsın ve her ihsan sahibine kendi ihsanını versin. Eğer yüz çevirirseniz gerçekten ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkarım. Dönüşünüz Allah'adır. O, her şeye güç yetirendir. İyi bilin ki onlar ondan gizlenmek için göğüslerini bükerler. Yine iyi bilin ki, onlar elbiselerine bürünürlerken O onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da bilmektedir. Şüphesiz O, gönüllerde olanı bilendir. Yeryüzünde rızkı Allah'a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. O, onun karar kıldığı ve emanet bırakıldığı yeri bilir. Bunların hepsi apaçık bir Kitap'tadır. Hanginizin amelinin daha güzel olduğu hususunda sizi denemek için gökleri ve yeri altı günde yaratan O'dur. Bundan önce ise O'nun Arş'ı su üzerindeydi. Onlara: 'Siz ölümden sonra diriltileceksiniz' desen inkar edenler mutlaka: 'Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir' derler. Onlardan azabı sayılı bir süre için geciktirsek mutlaka: 'Onu alıkoyan nedir?' derler. Haberiniz olsun ki, o geldiği gün artık kendilerinden geri çevrilmez ve alaya aldıkları şey onları kuşatmış olur. İnsana katımızdan bir rahmet tattırsak da sonra onu geri alsak o hemen ümitsiz bir nankör oluverir. Kendisine dokunan bir darlıktan sonra ona bir nimet tattırırsak mutlaka: 'Kötülükler artık benden gitti' der, şımarık ve böbürlenen biri oluverir. Ancak sabredip salih ameller işleyenler böyle değildirler. İşte onlara bağışlanma ve büyük ecir vardır. Onların: 'Ona bir hazine indirilmeli veya beraberinde bir melek gelmeli değil miydi?' demelerinden dolayı göğsün daralabilir ve sana vahyedilenin bir kısmını belki bırakabilirsin. Sen sadece bir uyarıcısın. Allah ise her şeye vekildir. Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer doğru sözlü iseniz onun surelerinin benzeri on tane uydurulmuş sure getirin ve Allah'tan başka çağırabileceklerinizi de çağırın.' Eğer size cevap veremezlerse bilin ki o Allah'ın ilmiyle indirilmiştir ve O'ndan başka ilah yoktur. Artık Müslüman olur musunuz? Kimler dünya hayatını ve süsünü isterse onlara orada yaptıklarının karşılıklarını tam veririz. Orada onlara bir noksanlık yapılmaz. Bunlar ahirette kendileri için ateşten başka bir şey olmayanlardır. Orada işledikleri boşa gitmiştir ve yapmakta oldukları da geçersizdir. (Böyleleri ile) Rabbinin katından açık bir delil üzere bulunan, bunu yine O'nun tarafından (hakkında) bir şahit izleyen ve ondan önce de bir rehber ve rahmet olarak gönderilmiş Musa'nın kitabı ile doğrulanan kimse bir olur mu? İşte bunlar ona (Kur'an'a) iman ederler. Topluluklardan hangisi onu inkar ederse kendisine vaadedilen yer ateştir. Bundan hiç şüphen olmasın. Şüphesiz bu, Rabbinin katından bir gerçektir. Ancak insanların çoğu iman etmezler. Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bunlar Rabblerine sunulurlar ve şahitler de: 'Rabblerine karşı yalan söyleyenler işte bunlardır' derler. Haberiniz olsun, Allah'ın laneti zalimlerin üzerinedir. Onlar Allah'ın yolundan alıkoyar ve onda çarpıklık ararlar. Onlar aynı zamanda ahireti inkar edenlerdir. Onlar yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değillerdir. Onların Allah'tan başka dostları da yoktur. Azab onlar için kat kat artırılır. Çünkü onlar (hakkı) işitmeye güç yetiremezlerdi ve göremezlerdi de. İşte onlar kendilerini zarara sokanlardır ve uydurdukları yanlarından kaybolmuştur. Şüphesiz onlar, ahirette en fazla zararlı çıkanlardır. İman edip iyi işler işleyen ve Rabblerine gönülden boyun eğenlere gelince; işte onlar cennetliklerdir. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. Bu iki topluluğun durumu, kör ve sağır ile gören ve işitenin durumu gibidir. Bunların durumları bir olur mu hiç? İbret almıyor musunuz? Andolsun Nuh'u kendi kavmine göndermiştik. 'Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin hakkınızda acıklı bir günün azabından korkuyorum.' Kavminin inkar eden ileri gelenleri: 'Biz seni ancak bizim gibi bir insan olarak görüyoruz ve ilk anda, düşünmeden sana uyan aşağılarımız dışında kimsenin sana uyduğunu görmüyoruz. Sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz, aksine sizin yalancı olduğunuzu sanıyoruz' dediler. (Nuh) dedi ki: 'Ey kavmim! Ne dersiniz? Ben Rabbimden bir delil üzere isem ve O bana katından bir rahmet vermiş de bu sizin gözlerinizden gizli bırakılmış ise? Siz istemediğiniz halde biz sizi buna zorlayacak mıyız? Ey kavmim! Bunun karşılığında sizden bir mal istemiyorum. Benim ecrim yalnızca Allah'a aittir. İman edenleri de kovacak değilim. Onlar Rabblerine kavuşacaklardır. Ancak ben sizi cahillik eden bir topluluk olarak görüyorum. Ey kavmim! Ben onları kovacak olursam Allah'a karşı bana kim yardımcı olur? Düşünmüyor musunuz? Ben size: 'Allah'ın hazineleri benim yanımdadır' demiyorum. Gaybı da bilmiyorum. 'Ben meleğim' de demiyorum. Sizin gözlerinizin küçük gördüğü şahıslar hakkında: 'Allah onlara bir hayır vermeyecektir' de diyemem. Allah onların içlerinde olanı daha iyi bilir. O takdirde ben, zalimlerden olurum.' Dediler ki: 'Ey Nuh! Bizimle tartıştın ve bizimle tartışmanda hayli ileri gittin. Eğer doğru sözlülerden isen bize vaadettiğini getir bakalım!' (Nuh) şöyle dedi: 'Onu ancak dilediği takdirde Allah getirir ve siz O'nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azgınlığa düşürmeyi dilerse öğüt vermek istesem de öğüdüm size yarar vermez. O, sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz.' Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Onu eğer ben uydurduysam suçum benim üzerimedir. Ancak ben sizin suçlarınızdan uzağım.' Nuh'a vahyolundu ki: 'Kavminden şimdiye kadar iman etmiş olanların dışında artık kimse iman etmeyecek. Onların yaptıklarından dolayı üzülme! Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi yap. Zulmedenler hakkında bana hitap (dua) etme. Onlar suda boğulacaklardır.' O gemiyi yapıyor ve ne zaman kavminin ileri gelenlerinden bir grup yanından geçse kendisiyle alay ediyorlardı. Nuh dedi ki: 'Eğer siz bizimle alay ediyorsanız, biz de sizin alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz. Rezil edici azabın kime geleceğini, kalıcı azabın kimin başına ineceğini yakında bileceksiniz.' Sonuçta emrimiz gelip tandır kaynayınca: 'Her şeyden birer çifti ve aleyhlerine önceden hükmümüz verilmiş olanlar dışındaki aile fertlerini ve iman edenleri gemiye bindir' dedik. Zaten onunla beraber ancak çok az kimse iman etmişti. Dedi ki: 'Haydi ona binin. Onun yüzmesi de durması da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz Rabbim bağışlayıcı, rahmet edicidir.' (Gemi) onları dağlar gibi dalgaların arasından geçirirken, Nuh yalnız başına bir kenarda duran oğluna: 'Ey oğulcağızım! Gel bizimle birlikte bin ve kâfirlerle beraber olma' diye seslendi. O: 'Bir dağa sığınacağım. O beni sudan korur' dedi. (Nuh): 'Bugün kendilerine rahmet ettiklerinin dışında Allah'ın emrinden kurtulacak yoktur' dedi. Bu sırada aralarına bir dalga girdi ve o da boğulanlardan oldu. 'Ey yer, suyunu çek ve ey gök sen de tut!' denildi. Böylece su çekildi, iş bitirildi, (gemi) Cudi'nin üzerine oturdu ve: 'Zalimler topluluğu yok olsun' denildi. Nuh Rabbine seslendi ve: 'Ey Rabbim! Oğlum benim ailemdendir ve senin vaadin elbette haktır. Sen hükmedenlerin hükmedenisin' dedi. (Allah): 'Ey Nuh! O, senin ailenden değildir. O iyi olmayan bir iş üzereydi. Hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme. Sana bilgisizlerden olmamanı öğütlerim' dedi. O da: 'Ey Rabbim! Hakkında bilgim olmayan bir şeyi senden istemekten sana sığınırım. Eğer sen beni bağışlamaz ve bana rahmet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum.' dedi. 'Ey Nuh! Sana ve seninle birlikte olanlardan (türeyecek) ümmetlere bizden selam ve bereketlerle in. Ancak öyle ümmetler de olacak ki onları bir süre yararlandıracağız. Sonra kendilerine bizden acıklı bir azap dokunacaktır' denildi. Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Daha önce ne sen ne de kavmin bunları biliyordu. Sabret. Sonuç takva sahiplerinindir. Ad kavmine de kardeşleri Hud'u (gönderdik). Şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz ancak yalan uyduranlarsınız. Ey kavmim! Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim yalnızca beni yaratana aittir. Akıl etmiyor musunuz? Ey kavmim! Rabbinizden bağışlanma dileyin sonra O'na tevbe edin ki, üzerinize gökten bolca yağmur göndersin ve sizin gücünüze güç katsın. Suçlular olarak yüz çevirmeyin.' Dediler ki: 'Ey Hud! Sen bize bir belge getirmedin. Biz senin sözünle ilahlarımızı bırakacak değiliz. Biz sana inanacak da değiliz. Seni ilahlarımızdan bazıları fena çarpmış, demekten başka bir şey söylemiyoruz. Dedi ki: 'Ben Allah'ı şahit tutuyorum ve siz de şahid olun ki, ben sizin ortak koştuklarınızdan uzağım. O'ndan başka (taptıklarınızdan uzağım). Haydi hep birlikte bana karşı tuzak kurun; sonra bana hiç mühlet vermeyin. Ben, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a güvendim. Hiçbir canlı yoktur ki Allah onun perçeminden tutmuş olmasın. Benim Rabbim doğru yol üzeredir. Eğer yüz çevirirseniz, artık benimle gönderileni size ulaştırdım. Rabbim yerinize sizden başka bir topluluk yerleştirir. O'na bir zarar da veremezsiniz. Şüphesiz Rabbim her şeyi koruyandır. Emrimiz gelince Hud'u ve beraberindeki iman edenleri bizden bir rahmetle kurtardık. Onları kaskatı bir azaptan koruduk. İşte bu Ad halkı, Rabblerinin ayetlerini inkar etti, peygamberlerine karşı geldi ve her inatçı zorbanın emrine uydular. Bu dünyada da kıyamet gününde de lanete uğradılar. İyi bilin ki, Ad halkı Rabblerini inkar ettiler. Dikkat edin, Hud'un kavmi Ad uzak olsun. Semud halkına da kardeşleri Salih'i gönderdik. Şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden yarattı ve size orada ömür sürdürdü. Şu halde O'ndan bağışlanma dileyin sonra O'na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim yakındır, (duaları) kabul edendir. Onlar: 'Ey Salih! Sen bundan önce aramızda hakkında ümit beslenen biri idin. Bizi babalarımızın taptıklarına tapmaktan men mi ediyorsun? Doğrusu senin bizi kendisine çağırdığın şeyden şüphe içindeyiz, kuşkuluyuz' dediler. Dedi ki: 'Ey kavmim, ya ben Rabbimden apaçık bir belge üzere isem ve O bana kendinden bir rahmet vermişse? Böyleyken O'na isyan edersem Allah'a karşı bana kim yardım edebilir? Sizin kaybımı artırmaktan başka bana bir katkınız olmaz. Ey kavmim! Allah'ın şu dişi devesi sizin için bir mucizedir. Onu bırakın Allah'ın toprağında otlasın. Ona bir kötülük etmeyin. Yoksa sizi yakın bir azap yakalar.' Onlar yine de o deveyi kestiler. Bunun üzerine (Salih): 'Yurdunuzda üç gün yaşayadurun. Bu yalanlanmayacak bir vaaddir' dedi. Nihayet emrimiz gelince Salih'i ve beraberindeki iman edenleri bizden bir rahmetle o günün aşağılığından kurtardık. Muhakkak ki senin Rabbin güçlü ve yüce olandır. Zulmedenleri de korkunç bir çığlık aldı ve yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki, Semud halkı Rabblerini inkar ettiler. Dikkat edin, Semud halkı uzak olsun. Andolsun elçilerimiz İbrahim'e müjde getirip: 'Selam' dediler. O da: 'Selam' dedi. Beklemeden hemen kızartılmış bir buzağı getirdi. Ellerinin ona uzanmadığını görünce durumlarından hoşlanmadı ve onlardan dolayı içine bir korku düştü. Onlar: 'Korkma. Biz Lut kavmine gönderildik' dediler. Karısı da ayaktaydı ve bunun üzerine güldü. Biz de ona İshak'ı ve İshak'ın ardından da Ya'kub'u müjdeledik. 'Vay halime! Ben böyle kocamış bir kadın kocam da bir ihtiyar iken ben doğuracak mıyım? Bu gerçekten şaşırtıcı bir şey!' dedi. (Elçiler): 'Allah'ın işine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmeti ve bereketleri sizin üzerinizedir ey ev halkı! Şüphesiz O, övgüye layık ve lütfu bol olandır' dediler. İbrahim'den korku gidince ve kendisine müjde gelince bizimle Lut kavmi hakkında tartışmaya girişti. Doğrusu İbrahim çok yumuşak huylu, çok içli ve kendini Allah'a vermiş biriydi. 'Ey İbrahim! Bundan vazgeç. Doğrusu Rabbinin emri gelmiştir. Onlara geri çevrilmeyecek bir azap gelmektedir.' Elçilerimiz Lut'a gelince onlardan dolayı kaygılandı, göğsüne bir sıkıntı bastı ve: 'Bu çetin bir gündür' dedi. Kavmi de koşarak ona geldi. Daha önce de kötü işler işliyorlardı. (Lut): 'Ey kavmim! Şunlar kızlarım; onlar sizin için daha temizdir. Allah'tan korkun ve konuklarım arasında beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında bir adam yok mudur?' dedi. Onlar: 'Bizim senin kızlarında bir hakkımız (onlarla bir ilgimiz) olmadığını bilirsin. Sen bizim ne istediğimizi de gayet iyi bilirsin' dediler. (Lut): 'Keşke sizi savacak bir gücüm olsaydı yahut sağlam bir yere sığınabilseydim' dedi. (Elçiler) dediler ki: 'Ey Lut! Biz Rabbinin elçileriyiz. Onlar sana ilişemeyecekler. Gecenin bir vaktinde ailenle birlikte yürü ve sizden kimse geriye dönüp bakmasın. Ancak hanımın hariç. Onların başına gelen onun başına da gelecektir. Onlara vaadedilen (azabın) gelme vakti sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi?' Emrimiz gelince oranın üstünü altına çevirdik ve üzerine balçıktan, pişirilmiş, birbirini izleyen taşlar yağdırdık. Rabbin katından işaretlenmiş (taşlar). Bunlar, zalimlerden uzak değildir. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur. Ölçüyü, tartıyı eksik tutmayın. Ben sizi bir bolluk içinde görüyor ve sizin hakkınızda çepeçevre kuşatıcı bir günün azabından korkuyorum. Ölçüyü tartıyı tam yapın ve insanların eşyalarını eksik vermeyin. Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. Eğer mü'minler iseniz Allah'ın bıraktıkları sizin için daha hayırlıdır. Ben sizin üzerinize bir koruyucu değilim.' Onlar şöyle dediler: 'Ey Şuayb! Bizim babalarımızın taptıklarını bırakmamızı yahut mallarımızda istediğimizi yapmaktan vazgeçmemizi sana namazın mı emrediyor? Doğrusu sen yufka yürekli, akıllı birisin!' Dedi ki: 'Ey kavmim! Ya ben Rabbimden gelen açık bir belge üzere isem ve O beni kendi katından güzel bir rızıkla rızıklandırmışsa? Sizi menettiğim şeylerde size karşı aykırılıkta bulunmak istemiyorum. Gücümün yettiği ölçüde düzeltme yapmaktan başka bir şey istemiyorum. Başarım ancak Allah'ın yardımı iledir. Ben O'na güvendim ve O'na gönülden yönelirim. Ey kavmim! Bana karşı gelmeniz, Nuh kavminin yahut Hud kavminin veya Salih kavminin başlarına gelenlerin benzerinin sizin başınıza da gelmesine yol açmasın. Lut kavmi sizden uzak değildir! Rabbinizden bağışlanma dileyip sonra O'na tevbe edin. Gerçekten benim Rabbim çok rahmet eden, çok sevendir.' Dediler ki: 'Ey Şuayb! Biz senin söylediklerinin çoğunu anlamıyoruz ve seni içimizde güçsüz görüyoruz. Yakın çevren olmasaydı seni mutlaka taşlardık. Bize karşı bir üstünlüğün de yoktur.' 'Ey kavmim! Yakın çevrem sizce Allah'tan daha mı üstündür ki, O'na sırt çeviriyorsunuz? Şüphesiz Rabbim yaptıklarınızı kuşatmıştır. Ey kavmim! İmkanınızın elverdiğini yapın; ben de yapıyorum. Kime kendisini aşağılatıcı azabın geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında bileceksiniz. Gözetleyin; ben de sizinle birlikte gözetliyorum.' Emrimiz gelince tarafımızdan bir rahmetle Şuayb'ı ve onunla birlikte iman etmiş olanları kurtardık. Zulmedenleri de bir çığlık aldı ve yurtlarında diz çöküp kaldılar. Sanki orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki, Semud halkı (Allah'ın rahmetinden) uzaklaştırıldığı gibi Medyen halkı da uzaklaştırıldı. Andolsun, Musa'yı da ayetlerimizle ve apaçık bir belgeyle gönderdik. Firavun'a ve adamlarına. Onlar Firavun'un buyruğuna uydular. Firavun'un buyruğu ise doğruya yöneltici değildi. Kıyamet günü kavmine öncülük ederek onları ateşe götürür. Vardıkları yer ne kadar da fena bir yerdir! Onlar burada da, kıyamet gününde de lanete uğratıldılar. (Onlara) verilen bu bağış ne kötü bir bağıştır! Bu sana anlattıklarımız, o şehirlerin haberlerindendir. Onlardan bazıları ayakta durmakta bazıları ise tamamen silinmiştir. Biz onlara zulmetmedik ama onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri gelince onların Allah'tan başka tapmakta oldukları ilahları kendilerine bir şey sağlayamadı; kayıplarını artırmaktan başka bir yararları olmadı. Rabbinin, zulmeden şehirleri yakaladığında yakalaması işte böyledir. Şüphesiz O'nun yakalaması pek acı, pek şiddetlidir. Şüphesiz bunda, ahiret azabından korkan için ibret vardır. O, bütün insanların toplanacağı bir gündür. O gün herkesin tanık olacağı bir gündür. Biz onu sadece belli bir süreye kadar geciktiririz. O gün gelince, O'nun izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan kimi bedbaht kimi de mutludur. Bedbaht olanlar ateştedirler. Onların orada korkunç çığlıkları ve inlemeleri vardır. Rabbinin diledikleri dışında onlar, gökler ve yer durdukça orada sürekli kalıcıdırlar. Şüphesiz Rabbin dilediğini yapandır. Mutlu olanlar ise cennettedirler. Rabbinin diledikleri dışında, gökler ve yer durdukça onlar orada sürekli kalıcıdırlar. Bu, kesintisiz bir lütuftur. Şunların taptıkları(nın batıl olduğu) üzerinde hiç bir tereddüdün olmasın. Onlar ancak, daha önce babalarının taptıkları gibi tapıyorlar. Şüphesiz biz onların paylarını da eksiksiz vereceğiz. Andolsun Musa'ya Kitab'ı verdik de onda ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbin tarafından önceden bir söz geçmiş olmasaydı aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onlar bunun (Kur'an'ın) hakkında gocundurucu bir tereddüt içindedirler. Şüphesiz Rabbin onların tümünün yaptıklarını tastamam verecektir. O, onların yaptıklarından haberdardır. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol; seninle birlikte tevbe edenler de (dosdoğru olsunlar) ve aşırı gitmeyin. O, yaptıklarınızı görmektedir. Zulmedenlere meyletmeyin. Yoksa size ateş dokunur. Sizin Allah'tan başka dostlarınız yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz. Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın vakitlerinde namaz kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu ibret alanlara bir öğüttür. Sabret. Allah iyilik yapanların ecirlerini zayi etmez. Sizden önceki nesillerden, yeryüzünde fesattan alıkoyan fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Onlardan kendilerini kurtardığımız çok azı dışında bunu yapan olmadı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine takıldılar ve suçlu kimseler oldular. Rabbin, ahalisi ıslah edici iken o beldeleri haksız yere helak edecek değildi. Rabbin dileseydi insanları bir tek ümmet yapardı. Ama onlar ihtilaf edip durmaktadırlar. Rabbinin rahmet ettikleri hariç. O, onları bunun için yarattı. Rabbinin: 'Andolsun ben cehennemi cinlerden ve insanlardan dolduracağım' sözü tamamen yerine gelmiştir. Peygamberlerin haberlerinden kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere öğüt ve uyarı geldi. İman etmeyenlere de ki: 'İmkanınızın elverdiğini yapın. Biz de yapmaktayız. Bekleyin. Biz de beklemekteyiz.' Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. O'na kulluk et ve O'na dayan. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. Elif. Lâm. Râ. Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir. Biz, akıl erdiresiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. Biz, bu Kur'an'ı sana vahyetmekle kıssaların en güzelini sana anlatıyoruz. Oysa daha önce (bunlardan) haberi olmayanlardandın. Hani Yusuf babasına: 'Ey babacığım! Ben (rüyada) onbir yıldızla güneşi ve ayı gördüm. Bunların bana secde ettiklerini gördüm' demişti. (Babası) dedi ki: 'Ey oğulcağızım! Rüyanı kardeşlerine anlatma sonra sana bir tuzak kurarlar. Şüphesiz şeytan insan için apaçık bir düşmandır. Böylece Rabbin seni seçecek, olayların yorumunu sana öğretecek. Daha önce ataların İbrahim ve İshak'a tamamladığı gibi sana ve Yakub ailesine nimetini tamamlayacak. Şüphesiz Rabbin bilendir, hikmet sahibidir.' Şüphesiz Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler (ibretler) vardır. (Kardeşleri) şöyle demişlerdi: 'Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir. Oysa biz dayanışma içinde, güçlü bir cemaatiz. Şüphesiz babamız apaçık bir yanılgı içindedir. Yusuf'u öldürün veya (uzak) bir yere bırakın ki babanızın yüzü yalnızca size (dönük) kalsın. Bundan sonra iyi bir topluluk olursunuz.' İçlerinden bir söz sahibi dedi ki: 'Yusuf'u öldürmeyin. Eğer bir şey yapacaksanız, onu kuyunun derinliklerine atın; yolcu kafilelerinden biri kendisini bulsun.' (Babalarına gidip) dediler ki: 'Ey babamız! Ne oluyor da, Yusuf'a karşı bize güvenemiyorsun? Oysa gerçekte biz onun iyiliğini isteyenleriz. Yarın onu bizimle birlikte gönder gezsin ve oynasın. Biz onu mutlaka koruruz.' Dedi ki: 'Onu götürmeniz gerçekten beni üzer ve siz kendisinden habersiz iken onu kurdun yemesinden korkarım.' Onlar: 'Biz güçlü, kuvvetli bir topluluk olduğumuz halde onu kurt yerse şüphesiz o zaman hüsrana uğrayanlardan oluruz.' Sonuçda onu götürdüklerinde ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca karar verdiklerinde biz de ona: 'Andolsun sen, onların bu işlerini farkında olmayacakları bir sırada kendilerine bildireceksin' diye vahyettik. Akşamleyin ağlayarak babalarına geldiler. 'Ey babamız! Biz gittik yarışıyorduk. Yusuf'u da eşyalarımızın yanında bırakmıştık. Bu sırada onu kurt yemiş. Ama biz doğru söylesek de sen bize inanacak değilsin' dediler. Gömleğinin üzerinde de yalan bir kan getirdiler (Babaları) dedi ki: 'Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Sizin bu düzdüklerinize karşı ancak Allah'tan yardım istenir.' Bir kervan geldi. Sucularını gönderdiler. O da (kuyuya) kovasını sarkıttı. 'Müjde! Bu bir oğlan' dedi. Onu bir ticaret malı gibi sakladılar. Oysa Allah onların yaptıklarını biliyordu. Onu ucuz bir fiyata birkaç dirheme sattılar. Onlar onu pek önemsemiyorlardı. Mısır'da onu satın alan kişi hanımına: 'Buna iyi bak! Olur ki bize yarar sağlar yahut kendisini evlat ediniriz' dedi. Böylece Yusuf'u (o) yere yerleştirdik ki, kendisine rüyaların yorumunu öğretelim. Allah emrinde galibdir (mutlak güç ve irade sahibidir), ancak insanların çoğu bilmez. O erginlik çağına erişince kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Evinde bulunduğu kadın onun kendisine yaklaşmasını istedi, kapıları sıkıca kapadı ve: 'Haydi gelsene!' dedi. (Yusuf): 'Allah'a sığınırım. Doğrusu o benim Rabbimdir. Bana iyi baktı. Zalimler asla kurtuluşa ermezler' dedi. Andolsun kadın onu arzu etmişti. Eğer Rabb'inin burhanını görmeseydi o da onu arzu etmişti. Bu şekilde kötülük ve fuhşu ondan savmak için istedik. O bizim seçkin kullarımızdandı. Kapıya doğru koşuştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. Tam kapının yanında kadının beyiyle karşılaştılar. Kadın: 'Ailene kötülük etmek isteyenin cezası zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka ne olabilir?' dedi. (Yusuf): 'Asıl o benim nefsime yaklaşmak istedi' dedi. Kadının yakınlarından bir şahit de şöyle şahitlik etti: 'Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylemiştir o yalancılardandır. Ama eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan söylemiştir o ise doğru söyleyenlerdendir.' (Yusuf'un) gömleğinin arkadan yırtılmış olduğunu görünce (kocası) dedi ki: 'Bu, sizin düzeninizdendir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür. Yusuf, sen bundan yüz çevir. Sen de günâhının bağışlanmasını dile. Doğrusu sen günâhkârlardan oldun.' Şehirde birtakım kadınlar: 'Azizin hanımı kendi uşağının nefsine yaklaşmak istiyormuş. Sevgi onun bağrını yakmış. Doğrusu biz onu açık bir sapıklık içinde görüyoruz' dediler. Kadın onların düzenlerini duyunca kendilerine (birini) gönderdi. Onlar için dayanacakları koltuklar hazırladı ve her birine bir bıçak verdi. (Yusuf'a): 'Çık karşılarına' dedi. Onu gördüklerinde (gözlerinde) büyüttüler, (şaşkınlıktan) ellerini kestiler ve: 'Allah'ı tenzih ederiz, bu bir beşer değildir. Bu ancak üstün bir melektir' dediler. Kadın dedi ki: 'İşte hakkında beni kınadığınız kişi budur. Andolsun ben onun nefsine yaklaşmak istedim ancak o iffetlilik gösterip sakındı. Ama eğer kendisine emrettiğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve mutlaka küçük düşürülenlerden olacak.' (Yusuf) dedi ki: 'Rabb'im! Zindan benim için onların çağırdıkları şeyden daha sevimlidir. Eğer onların düzenlerini benden savmazsan onlara meyleder ve cahillerden olurum.' Rabb'i onun duasını kabul etti ve onların düzenlerini ondan savdı. Şüphesiz O duyandır, bilendir. Sonra bazı delilleri görmelerinin ardından yine de onu bir süre zindana atmaları kendilerine uygun geldi. Zindana onunla birlikte iki de genç girdi. Onlardan biri: 'Ben rüyada kendimi şarap sıkıyor gördüm' dedi. Diğeri de: 'Ben de rüyamda kendimi başımın üstünde ekmek taşıyor ve kuşlar da ondan yiyor gördüm' dedi. 'Bunun yorumunu bize haber ver. Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.' Dedi ki: 'Size, rızık olarak verilen yemek henüz ulaşmadan ben size onun ne olduğunu mutlaka haber veririm. Bu Rabb'imin bana öğrettiklerindendir. Doğrusu ben Allah'a inanmayan ve ahireti de inkâr eden bir kavmin dinini terkettim. Atalarım İbrahim, İshak ve Ya'kub'un dinine uydum. Allah'a bir şeyi ortak koşmak bize yaraşmaz. Bu, Allah'ın bize ve insanlara olan lütfundandır; ancak insanların çoğu şükretmezler. Ey zindan arkadaşlarım! Birbirlerinden farklı değişik rabbler mi daha hayırlıdır yoksa kahhar (mutlak güç sahibi) olan tek Allah mı? O'nun dışında taptıklarınız Allah'ın haklarında hiç bir hüccet indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı adlardan başka şeyler değildir. Hüküm ancak Allah'ındır. O, kendinden başkasına tapmamanızı emretti. Dosdoğru din işte budur. Fakat insanların çoğu bilmezler. Ey zindan arkadaşlarım! İkinizden biri efendisine şarap sunacak; diğeri ise asılacak ve kuşlar başından yiyecekler. Hakkında bilgi istediğiniz iş kesinleşmiştir.' O iki kişiden kurtulacağını sandığı kimseye: 'Beni efendinin yanında an' dedi. Fakat şeytan ona efendisine yanında anmayı unutturdu ve böylece (Yusuf) birkaç yıl zindanda kaldı. (Bir gün) kral dedi ki: 'Rüyamda yedi semiz inek görüyorum ki onları yedi zayıf (inek) yiyor. Bir de yedi yeşil başak ve bir o kadarı da kuru. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumluyorsanız benim rüyam hakkında bana bilgi verin.' '(Bunlar) karmakarışık rüyalar. Biz ise (böyle) rüyaların yorumunu bilemeyiz' dediler. O iki kişiden kurtulmuş olanı nice zaman sonra hatırladı ve dedi ki: 'Ben size bunun yorumunu haber veririm, hemen beni gönderin.' 'Yusuf, ey çok doğru kişi! Bize yedi zayıf (ineğ)in yediği yedi semiz inek ve yedi yeşil başak ile bir o kadar kuru (başak) hakkında bilgi ver. Olur ki insanlara dönerim ve onlar da bilirler.' Dedi ki: 'Adetiniz üzere yedi yıl ekin ekin. Yiyeceğiniz az bir kısmı dışında biçtiklerinizi başağı üstünde bırakın. Sonra bunun ardından yedi zorlu (yıl) gelecektir ki, saklayacağınız az bir miktar dışında önceden biriktirdiklerinizi yiyeceklerdir. Sonra bunun ardından bir yıl gelecek ki, insanlar onda (bolca) yağmura kavuşturalacak ve (meyva) sıkacaklar.' Hükümdar: 'Onu bana getirin' dedi. Bunun üzerine ona elçi gelince: 'Efendine dön de ona sor: 'Ellerini kesen kadınların durumları neydi? Şüphesiz Rabbim onların düzenlerini bilir' dedi. (Hükümdar kadınlara): 'Yusuf'un nefsine yaklaşmak istediğinizde sizin durumunuz neydi?' dedi. Onlar: 'Hâşâ! Allah için biz ondan hiç bir kötülük görmedik' dediler. Azizin hanımı da dedi ki: 'İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsine yaklaşmak istedim. O ise gerçekten doğru söyleyenlerdendir.' 'Bu, (azizin) yokluğunda benim kendisine hıyanet etmediğimi ve Allah'ın hainlerin düzenlerini başarıya erdirmeyeceğini bilmesi içindi. (Bununla birlikte) nefsimi temize çıkarmıyorum. Şüphesiz, Rabbimin esirgediği dışında nefis sürekli kötülüğü emredicidir. Doğrusu Rabbim bağışlayandır, rahmet edendir.' Hükümdar dedi ki: 'Onu getirin kendime özel (görevli) edineyim' Onunla konuşunca da: 'Sen bugün bizim yanımızda önemli mevki sahibi ve güvenilir birisin' dedi. (Yusuf): 'Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Şüphesiz ben iyi koruyucu ve iyi bilen biriyim' dedi. İşte böylece Yusuf'a o yerde güç ve imkân verdik. Orada istediği yerde konaklıyordu. Biz rahmetimizi dilediğimize ulaştırırız ve iyilik edenlerin ecirlerini zayi etmeyiz. Ahiret ecri ise iman eden ve sakınanlar için elbette daha hayırlıdır. Yusuf'un kardeşleri gelip yanına girdiler. Onlar onu tanımadıkları halde kendisi onları hemen tanıdı. Onların yüklerini hazırlayınca dedi ki: 'Babanızdan olan kardeşinizi de bana getirin. Görmüyor musunuz; ben ölçüyü tam tutuyorum ve ben misafir ağırlayanların en hayırlısıyım. Eğer onu getirmezseniz artık benim yanımda size ölçek (erzak) yok ve bana da yaklaşmayın.' 'Onu babasından almaya çalışacağız ve (her halde) bunu yaparız' dediler. (Yusuf) uşaklarına da dedi ki: 'Sermayelerini yüklerinin içine koyun. Olur ki ailelerine döndüklerinde bunu anlarlar da tekrar geri dönerler.' Babalarının yanına döndüklerinde dediler ki: 'Ey babamız! Bizden ölçek (erzak) alıkonuldu. Kardeşimizi de bizimle birlikte gönder ki ölçek (erzak) alalım. Biz onu mutlaka koruruz.' Dedi ki: 'Daha önce kardeşini size emanet ettiğim gibi mi onu size emanet edeyim? Allah en iyi koruyucudur ve O rahmet edenlerin en merhametlisidir.' Erzak yüklerini açtıklarında sermayelerinin kendilerine geri verilmiş olduğunu gördüler. 'Ey babamız! Daha ne istiyoruz! İşte sermayemiz de bize iade edilmiş. (Bununla) yine ailemize erzak alır, kardeşimizi korur ve bir deve yükü de artırırız. Bu (getirdiğimiz) az bir ölçektir' dediler. Dedi ki:'Çepeçevre kuşatılıp (çaresiz kalmanız) dışında onu bana mutlaka getireceğiniz üzere Allah adına kesin söz vermediğiniz sürece onu sizinle göndermeyeceğim.' Ona kesin söz verdiklerinde: 'Allah, söylediklerimize vekildir' dedi. Yine dedi ki: 'Ey oğullarım! Tek bir kapıdan girmeyin, değişik kapılardan girin. Bununla birlikte ben, Allah'ın (hükmünden) bir şeyi sizden savamam. Hüküm ancak Allah'ındır. Ben O'na güvendim. Güvenenler de yalnızca O'na güvensinler.' Nitekim babalarının emrettiği yerden girdiler. Bu, Allah'tan (gelecek) bir şeyi onlardan savamazdı. Yalnız Yakub'un içindeki bir dileği açığa çıkarmış oldu. Gerçekten o, kendisine öğrettiğimizden dolayı ilim sahibi biriydi. Ancak insanların çoğu bilmez. Yusuf'un huzuruna girdiklerinde o kardeşini kendi yanına aldı ve: 'Ben senin öz kardeşinim. Sen artık onların yaptıklarına üzülme' dedi. Onların yüklerini hazırladığında su kabını (öz) kardeşinin yüküne koydu. Sonra bir çağırıcı: 'Ey kafile! Siz şüphesiz hırsızsınız' diye seslendi. (Yakub'un oğulları) onlara doğru dönerek: 'Ne kaybettiniz?' dediler. Dediler ki: 'Hükümdarın su kabını arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü (bahşiş) var. Ben de buna kefilim.' Onlar: 'Hayret! Allah'a yemin ederiz ki; bizim bu yere bozgunculuk etmek için gelmediğimizi ve hırsız olmadığımızı siz de bilmişsinizdir' dediler. (Yusuf'un adamları): 'Peki, eğer yalan söylüyorsanız (çalanın) cezası nedir?' dediler. 'Cezası yükünde (çalıntı mal) bulunan kimsenin kendisidir. Biz zalimleri böyle cezalandırırız' dediler. Bunun üzerine (Yusuf) kardeşinin kabından önce onların kaplarını aramaya başladı. Sonra onu (öz) kardeşinin kabından çıkardı. İşte Yusuf için böyle bir plan düzenledik. Yoksa, Allah dilemedikçe, hükümdarın dinine (kanununa) göre kardeşini alıkoyamazdı. Dilediğimizi derecelerle yükseltiriz. Her ilim sahibinin üstünde daha iyi bilen biri vardır. 'Eğer çalmışsa daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı' dediler. Yusuf bunu içinde gizli tuttu, onlara belli etmedi ve kendi kendine: 'Siz daha kötü bir konumdasınız. Allah sizin anlattığınız şeyin aslını daha iyi bilmektedir' dedi. Dediler ki: 'Ey aziz! Onun gerçekten ihtiyar, büyük bir babası var. Onun yerine bizden birimizi al. Biz seni iyilik edenlerden görüyoruz.' 'Eşyamızı yanında bulduğumuzdan başkasını almaktan Allah'a sığınırız. O takdirde muhakkak zalimler oluruz' dedi. Ondan ümitlerini kesince aralarında konuşmak üzere bir yana çekildiler. Büyükleri dedi ki: 'Babanızın sizden Allah adına kesin söz aldığını ve bundan önce Yusuf hakkında işlediğiniz hatayı bilmiyor musunuz? Ben, babam bana izin verinceye yahut Allah benim için hükmünü verinceye kadar bu yerden ayrılmayacağım. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır. Siz babanıza dönün ve deyin ki: 'Ey babamız! Oğlun hırsızlık etti. Biz bildiğimizden başkasına şahitlik etmedik. Gaybın kollayıcıları da değildik. (İstersen) içinde bulunduğumuz kasabaya ve beraber geldiğimiz kervana da sor. Biz gerçekten doğru söylüyoruz.' (Babaları) dedi ki: 'Hayır, nefisleriniz sizi aldatıp (kötü) bir işe sürüklemiş. Artık (bana düşen) güzel bir sabırdır. Umulur ki Allah onların hepsini bana getirir. Muhakkak O, hakimdir, alimdir.' Yüzünü onlardan çevirdi ve: 'Ah Yusuf'a olan tasam!' dedi. Üzüntüden gözleri ağardı. (Bununla beraber) kederini yutkunuyordu. (Oğulları): 'Vallahi, hayret! Hâlâ Yusuf'u anıp duruyorsun. Sonunda ya iyice eriyecek ya da helake düşenlerden olacaksın' dediler. O da şöyle dedi: 'Ben keder ve üzüntümü yalnız Allah'a açarım ve Allah katından sizin bilmediğinizi bilirim. Ey oğullarım! Gidin Yusuf'la kardeşinden bir haber arayın. Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez.' (Kardeşleri Yusuf'un) yanına girdiklerinde: 'Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu ve pek değersiz bir sermaye ile geldik. Sen yine de bize tam ölçek ver ve bize ayrıca bağışta bulun. Allah bağışta bulunanları mükâfatlandırır' dediler. (Yusuf) dedi ki: 'Siz cahil iken Yusuf'a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyor musunuz?.' 'Yoksa sen gerçekten Yusuf musun?' dediler. O da: 'Ben Yusuf'um. Bu da kerdeşimdir. Allah bize lütfetti. Kim sakınır ve sabrederse; şüphesiz Allah iyilik edenlerin karşılıklarını boşa çıkarmaz' dedi. 'Allah'a yemin olsun; gerçekten Allah seni bize üstün kıldı. Biz ise kesinlikle hata edenlerdik' dediler. Dedi ki: 'Bugün sizi kınama yok. Allah sizi bağışlar. O, rahmet edenlerin en merhametlisidir. Şu gömleğimi götürüp babamın yüzüne koyun, görmeye başlayacaktır. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin.' Kervan (Mısır'dan) ayrılınca babaları dedi ki: 'Eğer beni bunaklıkla suçlamazsanız inanın ben Yusuf'un kokusunu alıyorum!' 'Hayret! Allah'a yemin olsun ki, sen hâlâ eski şaşkınlığın içindesin' dediler. Müjdeci gelip onu (gömleği) yüzüne koyunca hemen görür hale döndü. (Bunun üzerine): 'Ben Allah'tan sizin bilmediğinizi biliyorum, dememiş miydim?' dedi. (Oğulları): 'Ey babamız! Bizim için günâhlarımızın bağışlanmasını dile. Biz gerçekten hata ettik' dediler. Dedi ki: 'Sizin için Rabbimden bağışlama dileyeceğim. Şüphesiz O bağışlayan, rahmet edendir.' Nihayet Yusuf'un yanına girdiklerinde o, anne ve babasını bağrına bastı ve: 'Allah'ın dileğiyle, güven içinde Mısır'a girin' dedi. Anne ve babasını tahtın üzerine çıkardı ve hep birlikte onun için secdeye kapandılar. Dedi ki: 'Ey babacığım! İşte bu, daha önceki rüyamın yorumudur. Gerçekten Rabbim onu doğru çıkardı. Allah, beni zindandan çıkarmakla ve şeytanın benimle kardeşlerimin arasına fitne sokmasından sonra sizi çölden getirmekle bana iyilik etti. Şüphesiz Rabbim dilediği şeyi çok ince düzenleyendir. Muhakkak O alimdir, hakimdir. Rabbim! Sen bana mülkten bir pay verdin ve bana rüyaların yorumunu öğrettin. Ey göklerin ve yerin yaratıcısı! Dünyada da ahirette de benim velim sensin. Benim canımı Müslüman olarak al ve beni salihlerin arasına kat.' Bunlar sana vahyettiğimiz gayb haberlerindendir. Onlar (Yusuf'un kardeşleri) düzen kurarlarken işlerini topluca kararlaştırdıklarında sen yanlarında değildin. Sen çok arzulasan da insanların çoğu iman etmezler. Oysa buna karşılık sen onlardan bir ücret de istemiyorsun. Bu ancak alemler için bir hatırlatmadır. Göklerde ve yerde nice ayetler vardır ki yanlarından yüzlerini çevirerek geçerler. Onların çoğu ortak koşmadan Allah'a iman etmezler. Onlar, kendilerine Allah'ın azabından kuşatıcı bir belânın gelmeyeceğinden yahut farkında olmadıkları bir zamanda kıyametin ansızın gelip çatmayacağından güvende midirler? De ki: 'İşte benim yolum budur. Basiretle Allah'ın yoluna çağırırım. Ben ve bana uyanlar (böyleyiz). Allah'ı tenzih ederim. Ben müşriklerden değilim.' Senden önce (peygamber olarak) kasabaların halkından kendilerine vahyettiğimiz birtakım adamlardan başkalarını göndermedik. Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının ne olduğunu bir görsünler? Şüphesiz ahiret yurdu (kötülüklerden) sakınanlar için daha hayırlıdır. Hâlâ akıl etmiyor musunuz? Nihayet peygamberler ümitlerini kestiklerinde ve (insanlar onların) yalanlandıklarını sandıklarında onlara yardımımız ulaştı ve dilediğimiz kurtarıldı. Azabımız ise suçlular topluluğundan geri çevrilmez. Şüphesiz onların kıssalarında akıl sahipleri için ibret vardır. (Bu Kur'an) uyduralacak bir söz değildir. Ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin açıklaması ve iman eden topluluk için bir hidayet ve rahmettir. Elif. Lâm. Mim. Râ. Bunlar Kitab'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır. Ancak insanların çoğu iman etmezler. Allah O'dur ki; gökleri görmekte olduğunuz şekilde direksiz yükseltti, sonra Arş üzerine istiva etti; güneşi ve ayı da buyruğu altına aldı. (Bunların) hepsi belli bir süre için akıp gitmektedir. İşleri O idare ediyor ve belki Rabbinize kavuşacağınıza kesin olarak inanırsınız diye ayetleri açıklıyor. Yeri yayan, üzerinde sabit dağlar ve ırmaklar var eden, orada bütün meyvalardan çift çift yaratan ve geceyi gündüze bürüyen yine O'dur. Şüphesiz bunlarda düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Yer üzerinde birbirine komşu toprak parçaları, üzüm bağları, ekinler, çatallı ve çatalsız hurmalıklar vardır ki hepsi bir su ile sulandığı halde üründe bazılarını bazılarına üstün kılarız. Şüphesiz bunlarda akıl eden topluluk için ayetler vardır. Eğer şaşacaksan asıl şaşılacak şey onların: 'Biz toprak olduğumuzda mı, biz mi yeniden yaratılacağız?' demeleridir. İşte onlar Rabblerini inkâr edenlerdir. İşte onlar boyunlarında halkalar olanlardır. Ve işte onlar cehennemliktirler. Onlar orada sürekli kalacaklardır. Senden iyilikten önce kötülüğün çabucak gelmesini istiyorlar. Oysa onlardan önce nice örnekler gelip geçti. Şüphesiz Rabbin onların zulümlerine karşı insanlar için mağfiret sahibidir. Şüphesiz senin Rabbin cezası da çetin olandır. İnkâr edenler: 'Ona bir mucize indirilmeli değil miydi?' diyorlar. Sen sadece bir uyarıcısın. Her topluluğun bir yol göstericisi vardır. Allah her dişinin ne taşıdığını, rahimlerin neyi eksiltip neyi artırdığını bilir. O'nun katında her şey bir ölçü iledir. (O) gaybı da görüneni de bilendir, büyüktür, yücedir. (O'na göre) sizden sözü gizleyen de açığa vuran da geceleyin gizlenen de gündüzün ortalıkta dolaşan da birdir. Onu (insanı) önünden ve arkasından izleyenler vardır ki kendisini Allah'ın emriyle korurlar. Bir topluluk kendi durumunu değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez. Allah bir topluluğa kötülük (azap) dileyince de artık onu geri çevirmeye yol yoktur. Onların O'ndan başka velileri da yoktur. Size korku ve ümit içinde şimşeği gösteren, ağır bulutları oluşturan O'dur. Gök gürültüsü övgüsüyle melekler de O'na olan korkularından O'na tesbih ederler. O, yıldırımlar göndererek onları dilediğine çarpar. Onlar Allah hakkında tartışmaya giriyorlar. Oysa O azaplandırması (darbesi) pek çetin olandır. Gerçek dua ancak O'nadır. O'ndan başka çağırdıkları (dua ettikleri) ise kendilerine hiçbir şeyle karşılık veremezler. Onlar, ağzına ulaşması için suya doğru iki avucunu açan kimse gibidirler. Oysa (böyle yapmakla su) ona ulaşmaz. Kâfirlerin duaları sapıklık içinde kalmaktan başka bir şey değildir. Göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez, gölgeleri de sabah ve akşam, Allah'a secde eder. De ki: 'Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?' 'Allah'tır' de. De ki: 'Öyleyse O'ndan ayrı, kendilerine bir yarar veya zarar dokundurma güçleri olmayan dostlar mı edindiniz?' De ki: 'Kör ile gören bir olur mu? Yahut karanlıklarla aydınlık bir olur mu?' Yoksa (Allah'a) O'nun yarattığı gibi yaratan ortaklar buldular da bu yaratma kendilerince birbirine benzer mi göründü? De ki: 'Allah her şeyin yaratıcısıdır. O tektir, mutlak hakimiyet sahibidir.' (Allah) gökten su indirdi de dereler kapasitelerine göre çağlayıp aktılar. Sel yüze çıkan bir köpüğü yüklenip götürdü. Süs veya meta (eşya) edinmek için ateşte yak(ıp erit)tiklerinden de bunun gibi bir köpük çıkar. İşte Allah hak ile batılı böyle örneklendirir. Köpük atılır gider. İnsanlara yarar sağlayan şey ise yerde kalır. Allah böyle örnekler verir. Rabblerinin çağrısını kabul edenlere en güzel karşılık vardır. O'nun çağrısını kabul etmeyenler ise, yeryüzünde olanların tümü ve bir o kadarı daha onların olsa (azaptan kurtulmak için) fidye olarak verirlerdi. Onlar için kötü sorgulama vardır. Varacakları yer de cehennemdir. Orası ne kötü bir yataktır! Şimdi, Rabbinden sana indirilenin hak olduğunu bilen kişi kör gibi olur mu? Ancak akıl sahipleri öğüt alır. Onlar Allah'ın ahdini yerine getirirler ve anlaşmayı bozmazlar. Onlar Allah'ın ulaştırılmasını emrettiğini ulaştırır, Rabblerinden çekinir ve kötü sorgulamadan korkarlar. Onlar Rabblerinin rızasını dileyerek sabreder, namazı kılar, kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak eder ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte bu (dünya) yurdun(un) sonu onlar içindir. (Bu yurt) kendilerinin ve atalarından, eşlerinden ve nesillerinden salih olanların girecekleri Adn cennetleridir. Melekler de her kapıdan yanlarına girerler: 'Sabretmenize karşılık size selâm olsun. (Dünya) yurdunun sonu ne güzeldir!' (derler) Allah'a verilen sözü onun pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın birleştirilmesini emrettiğini koparan ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar var ya, işte onlar için lanet vardır. Yurdun fenası da onlaradır. Allah dilediği için rızkı genişletir ve daraltır. Onlar dünya hayatına sevindiler. Oysa dünya hayatı ahiretin yanında bir geçimlikten (metadan) başka bir şey değildir. İnkâr edenler diyorlar ki: 'Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?' De ki: 'Doğrusu Allah dilediğini saptırır ve gönülden boyun eğeni de kendine yöneltir. Bunlar iman eden ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşan kimselerdir. İyi bilin ki kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur. İman edip salih ameller işleyenler, mutluluk ve arılacak yerin güzeli onlaradır. Bu şekilde seni, kendilerinden önce nice ümmetler geçmiş bir ümmete, onlara sana vahyettiğimizi okuman için gönderdik. Onlarsa Rahman'ı inkâr etmektedirler. De ki: 'O benim Rabbimdir. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben O'na güvendim. Dönüş de yalnız O'nadır.' Kendisiyle dağların yürütüldüğü veya yerlerin yarıldığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı (onlar yine iman etmezlerdi). Hayır. Bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi. İnkâr edenlerin başlarına yaptıklarından dolayı ya şiddetli bir bela gelir ya da yurtlarının yakınına iner. Allah'ın vaadi gelinceye kadar bu böyle devam eder durur. Şüphesiz Allah vaadinden dönmez. Senden önce de peygamberlerle alay edildi. Ben inkâr edenlere mühlet verdim. Sonra onları yakaladım. Benim cezalandırmam nasıl olmuştu (bir bak)! Her canın ne kazandığını görüp gözetene (ortak koşulur) mu? (Ama) onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: 'Onları adlandırın.' O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözler mi söylüyorsunuz? Hayır. İnkâr edenlere düzenleri süslü gösterildi ve yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. Dünya hayatında onlar için azap vardır. Ahiret azabı ise elbette daha zorludur. Allah'a karşı onlar için bir koruyucu da yoktur. Takva sahiplerine vaad edilen cennetin özelliği şudur: Altından ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte sakınanların sonları budur. Kâfirlerin sonları ise cehennemdir. Kendilerine kitap verdiklerimiz sana indirilenle sevinirler. Fakat (aleyhteki) gruplardan onun bir kısmını inkâr edenler vardır. De ki: 'Ben sadece Allah'a ibadet etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O'na çağırırım ve dönüşüm de O'nadır.' İşte böylece biz onu Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan senin için Allah'tan ne bir yardımcı ne de bir koruyucu olur. Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik ve onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin yazılı bir kaydı vardır. Allah dilediğini siler, dilediğini bırakır. Kitab'ın anası (Ana Kitap) O'nun katındadır. Onlara vaadettiklerimizin bazılarını sana göstersek de senin canını alsak da sana düşen sadece tebliğdir. Hesap görmek ise bize aittir. Görmediler mi ki biz nasıl yeryüzüne gelip onu etrafından eksiltiyoruz? Allah hüküm verir. O'nun hükmünün ardına düşecek yoktur. O hesabı çabuk görendir. Onlardan öncekiler de tuzak kurdular. Oysa tuzak tümüyle Allah'a aittir. O her canın ne kazandığını bilir. Kâfirler de bu yurdun sonunun kime ait olacağını bilecekler. Kâfirler: 'Sen gönderilmiş değilsin' diyorlar. De ki: 'Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah ve kendilerinde Kitap'tan ilim bulunanlar yeter.' Elif. Lam. Ra. Bu (Kur'an) Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yüce ve övgüye layık olanın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Göklerde ve yerde olanların hepsi kendine ait olan Allah'ın (yoluna). Şiddetli bir azaptan dolayı kâfirlerin vay haline! Onlar dünya hayatını ahirete tercih eder, (başkalarını) Allah'ın yolundan alıkoyar ve onda çarpıklık ararlar. İşte onlar uzak bir sapıklık içindedirler. Biz her peygamberi ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki onlara açıklasın. Artık Allah dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de doğru yola eriştirir. O, yücedir, hakimdir. Andolsun Musa'yı da: 'Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat' diye ayetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ibretler vardır. Musa kavmine şöyle demişti: 'Allah'ın üzerinizdeki nimeti hatırlayın. Hani size en kötü işkenceleri uygulayan, erkek çocuklarınızı öldürüp kadınlarınızı sağ bırakan Firavun ailesinden sizi kurtarmıştı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir imtihan vardı. Hani Rabbiniz şöyle bildirmişti: 'Andolsun, eğer şükrederseniz siz(e olan nimetim)i artırırım. Eğer nankörlük ederseniz şüphesiz azabım pek şiddetlidir.' Musa şöyle demişti: 'Siz ve yeryüzünde olanların tümü nakörlük etseniz de şüphesiz Allah hiç bir şeye muhtaç değildir, övgüye layık olandır.' Size, sizden öncekilerin, Nuh kavminin, Ad'ın, Semud'un ve onlardan sonrakilerin -ki onları Allah'tan başkası bilmez- haberi gelmedi mi? Peygamberleri onlara apaçık belgelerle geldiler de onlar ellerini ağızlarına götürüp şöyle dediler: 'Biz sizinle gönderileni inkar ettik ve doğrusu sizin bizi kendisine çağırdığın şeyden kuşkulu bir şüphe içindeyiz.' Peygamberleri dediler ki: 'Gökleri ve yeri yaratan, günahlarınızı bağışlamak ve size belirli bir süreye kadar mühlet vermek için sizi davet eden Allah hakkında şüphe olur mu?.' Dediler ki: 'Siz de bizim gibi birer insandan başka bir şey değilsiniz. Bizi atalarımızın tapmakta olduklarından çevirmek istiyorsunuz. O halde bize açık bir delil getirin.' Peygamberleri onlara dediler ki: 'Biz de sizin gibi birer insandan başka bir şey değiliz. Ancak Allah kullarından dilediğine lütufta bulunur. Allah'ın izni olmadan bizim size bir delil getirmemiz sözkonusu olamaz. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler. Biz niçin Allah'a güvenmeyelim ki bizi (doğru olan) yollarımıza O iletti. Elbette bize yaptığınız eziyete katlanacağız. Güvenenler yalnızca Allah'a güvensinler.' İnkar edenler peygamberlerine: 'Kesinlikle ya sizi toprağımızdan çıkaracağız ya da bizim dinimize döneceksiniz' dediler. Bunun üzerine Rableri onlara şöyle vahyetti: 'Zalimleri mutlaka helak edeceğiz. Onlardan sonra sizi o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden korkan içindir.' (Peygamberler) yardım istediler ve her inatçı zorba perişan oldu. Ardından da cehennem vardır ve (orada) kendisine irin suyundan içirilir. Onu yutkunmaya çalışır ama bir türlü boğazından geçiremez. Her yandan kendisine ölüm geldiği halde yine ölmez. Ardından da çok katı bir azap vardır. Rablerini inkar edenlerin örneği şudur: Onların yaptıkları fırtınalı bir günde rüzgarın şiddetle savurduğu bir kül gibidir. Kazandıklarından hiç bir şeye güç yetiremezler. İşte bu uzak bir sapıklıktır. Allah'ın gökleri ve yeri hak ile yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi götürür ve yeni bir halk getirir. Bu Allah için güç değildir. Hep birlikte Allah'ın huzuruna çıkarlar. Zayıflar büyüklenenlere derler ki: 'Biz size uymuştuk. Şimdi siz Allah'ın azabından bir şeyi bizden savabilir misiniz?' Onlar da şöyle derler: 'Allah bizi doğru yola eriştirseydi şüphesiz biz de sizi doğru yola yöneltirdik. Şimdi sızlansak da katlansak da bizim için birdir. Çünkü bizim için sığınacak bir yer yok!' İş olup bitince şeytan der ki: 'Şüphesiz Allah size gerçek olanı vaad etti. Ben de vaad ettim. Ama ben vaadimden döndüm. Zaten ben sizin üstünüzde bir nüfuza sahip değildim. Sadece ben sizi çağırdım siz de çağrıma uydunuz. O halde beni kınamayın kendi kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Daha önce beni (Allah'a) ortak koşmanızı da tanımamıştım zaten. Gerçekten zalimler için pek acıklı bir azap vardır.' İman edip salih ameller işleyenlerse Rablerinin izniyle içinde sonsuza kadar kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere konulurlar. Onların orada aralarındaki dilekleri 'selam'dır. Görmedin mi ki, Allah nasıl bir örnek vermektedir: Güzel söz kökü sabit dalları ise gökte olan güzel bir ağaç gibidir. Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Olur ki, düşünüp öğüt alırlar diye Allah insanlara böyle örnekler vermektedir. Kötü sözün durumu ise kökü yerden koparılmış, bir kararı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir. Allah iman edenleri dünya hayatında da ahirette de sağlam söz üzere kararlı kılar. Allah zalimleri ise saptırır ve Allah dilediğini yapar. Allah'ın nimetini küfre değiştirenleri ve kavimlerini helak yurduna konduranları görmedin mi? (O helak yurdu) cehennemdir. Oraya girerler. Orası ne kötü bir kalış yeridir. O'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koştular. De ki: '(Şimdilik) geçim sürün. Dönüşünüz şüphe yok ki ateşedir.' İman eden kullarıma söyle: Namazı kılsınlar ve ne alışverişin ne de dostluğun olmayacağı gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimizden gizli ve açık infak etsinler. Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten su indirip onunla size rızık olarak meyvalar çıkaran, emriyle denizde yüzmesi için gemileri sizin hizmetinize veren ve yine ırmakları da sizin hizmetinize sunandır. Sürekli olarak görevlerini yapan güneşle ayı hizmetinize sundu. Gece ile gündüzü de hizmetinize sundu. İstediğiniz her şeyden size verdi. Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür. Hani İbrahim şöyle demişti: 'Ey Rabbim! Bu şehri güvenli kıl. Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut. Rabbim! Gerçekten onlar insanlardan çoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen bağışlayansın, rahmet edensin. Ey Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazılarını senin haram kılınmış evinin yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim. Ey Rabbimiz! Namazı kılsınlar diye. Artık sen insanlardan bazılarının gönüllerini onlara meylettir ve çeşitli meyvalarla onları rızıklandır. Olur ki şükrederler. Ey Rabbimiz! Sen bizim gizlediğimizi de açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde de gökte de hiç bir şey Allah'a gizli kalmaz. Yaşlılıkta bana İsmail ve İshak'ı bahşeden Allah'a hamdolsun. Şüphesiz Rabbim duayı duyandır. Ey Rabbim! Beni namaz kılan biri eyle. Soyumdan gelenleri de. Ey Rabbimiz! Duamı kabul eyle. Ey Rabbimiz! Hesabın görüleceği günde beni, anne - babamı ve mü'minleri bağışla!' Sakın Allah'ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma. Ancak onları gözlerin donup kalacağı bir güne ertelemektedir. (O gün) başlarını dikerek koşarlar. Gözleri hiç kendilerine doğru dönmez. Kalpleri ise bomboştur. İnsanları kendilerine azabın geleceği günle korkut. Öyle ki zulmedenler: 'Ey Rabbimiz! Bizi yakın bir süreye kadar ertele ki, çağrına icabet edelim ve peygamberlere uyalım' derler. 'Daha önce sizin için bir zeval (yokluk) olmadığına dair yemin etmemiş miydiniz? Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturmuştunuz, onlara neler yaptığımız size belli olmuştu ve sizin için örnekler vermiştik! Onlar tuzaklarını kurdular. Oysa onların tuzakları Allah katındadır. İsterse onların tuzakları dağları yerinden oynatacak olsun. Sakın Allah'ın peygamberlerine olan sözünden döneceğini sanma. Şüphesiz Allah yücedir, intikam alıcıdır. O günde ki yer başka bir yere gökler de (başka göklere) dönüştürülür ve tek ve mutlak üstünlük sahibi (kahhar) Allah'ın huzuruna çıkarlar. O günde suçluların bukağılara vurulmuş halde (birbirlerine) yaklaştırılmış olduklarını görürsün. Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürür. (Bu) Allah'ın her cana kazandığının karşılığını vermesi içindir. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir. Bu insanlara, bununla uyarılmaları, O'nun tek ilah olduğunu bilmeleri ve akıl sahiplerinin öğüt almaları için bir tebliğdir. Elif. Lam. Ra. Bunlar Kitab'ın ve apaçık Kur'an'ın ayetleridir. Zaman gelecek kâfirler: 'Keşke Müslüman olsaydık' diye arzulayacaklar. Bırak onları yesinler, yararlansınlar, emel (umut) onları oyalasın. Pek yakında bilecekler. Hiçbir kasabayı helak etmedik ki, kendisi için bilinen bir yazı (ecel) olmasın. Hiçbir millet ecelini ne öne alabilir ne de onu geriye bırakabilirler. Dediler ki: 'Ey kendisine zikir (kitap) indirilen! Sen muhakkak delisin. Doğru söyleyenlerden isen bize melekleri getirsene!' Biz melekleri ancak hak ile indiririz. O zaman da onlara göz açtırılmaz. Şüphesiz zikri (Kur'an'ı) biz indirdik ve onun koruyucuları da elbette biziz. Andolsun senden önce, evvelki milletlerin içinde de elçiler gönderdik. Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmesinler. İşte onu suçluların kalplerine böyle sokarız. Ona iman etmezler. Oysa öncekiler hakkındaki uygulama geçmiştir. Biz onlara gökten bir kapı açsak da oradan yukarıya çıksalar; Mutlaka: 'Bizim gözlerimiz döndürüldü. Belki de biz büyülenmiş bir topluluğuz' derler. Andolsun, biz gökde burçlar oluşturduk ve onu bakanlar için süsledik. Ve onu, her kovulmuş şeytandan koruduk. Ancak kulak hırsızlığı yapan olursa onu da parlak bir ateş izler. Yeri de yaydık, üzerine sabit dağlar yerleştirdik ve onda her şeyden belli ölçüde bitirdik. Orada sizin için ve sizin kendilerine rızık veremeyeceğiniz kimseler için geçimlikler meydana getirdik. Hiçbir şey yoktur ki hazineleri bizim katımızda olmasın. Onu ancak belirli bir ölçüye göre indiririz. Rüzgarları aşılayıcı olarak gönderdik. Böylece gökten su indirerek onunla sizi suladık. Onun depolayıcıları siz değilsiniz. Gerçekten biz, (evet) elbette biz diriltir ve öldürürüz. (Onların) varisleri de biziz. Andolsun sizden öne geçenleri de biliriz ve andolsun geriye kalanları da biliriz. Şüphesiz onları toplayacak olan da senin Rabbindir. O hakimdir, alimdir. Andolsun biz insanı kuru bir çamurdan, şekillenmiş bir balçıktan yarattık. (Cinlerin atası) Cann'ı da daha önce dumansız şiddetli ateşten yarattık. Hani Rabbin meleklere demişti ki: 'Ben kuru bir çamurdan, şekillenebilir bir balçıktan bir insan yaratacağım. Ben ona şeklini verdiğim ve içine ruhumdan üflediğim zaman hemen onun için secdeye varın.' Bunun üzerine meleklerin tümü topluca secde ettiler. Yalnız İblis; secde edenlerle beraber olmaktan kaçındı. (Allah): 'Ey İblis! Neyin var ki secde edenlerle beraber olmadın?' dedi. Dedi ki: 'Ben kuru bir çamurdan, şekillenebilir bir balçıktan yarattığın bir insana secde edemezdim.' (Allah) dedi ki: 'Öyleyse çık oradan, sen artık kovulmuş birisin. Ceza gününe kadar lanet senin üzerinedir.' Dedi ki: 'Ey Rabbim! Öyleyse onların diriltilecekleri güne kadar bana süre tanı.' (Allah) dedi ki: 'O halde sen süre tanınanlardansın. Bilinen zamanın (dolacağı) güne kadar.' Dedi ki: 'Rabbim! Andolsun beni saptırdığın için onlara yeryüzünde (kötülükleri) süslü göstereceğim ve onların tümünü muhakkak saptıracağım. Ancak onlardan ihlasa erdirilmiş kulların müstesna.' (Allah) dedi ki: 'İşte bu, bana ait dosdoğru bir yoldur.' Benim kullarımın üzerinde senin hiçbir gücün olamaz. Ancak azgınlardan sana uyanlar müstesna. Şüphesiz onların tümü için vaadedilen yer cehennemdir. Onun yedi kapısı vardır. Her kapı için onlardan bir bölüm ayrılmıştır. Takva sahipleri cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. 'Esenlikle ve güven içinde girin oraya!.' Gönüllerinde kin adına ne varsa çıkarmışızdır. Kardeşler halinde karşı karşıya tahtlar üzerindedirler. Orada onlara hiçbir yorgunluk dokunmaz ve onlar oradan çıkarılacak da değildirler. Kullarıma bildir ki, şüphesiz ben bağışlayıcı ve rahmet ediciyim. Şüphesiz azabım da pek acıklı azaptır. Onlara İbrahim'in konuklarından da haber ver. Onlar yanına girdiklerinde: 'Selam' demişlerdi. O da: 'Biz sizden korkuyoruz' demişti. 'Korkma! Biz sana bilgin bir oğul müjdeliyoruz' dediler. 'Bana ihtiyarlık çökmüşken mi beni (bununla) müjdeliyorsunuz? Beni ne ile müjdeliyorsunuz?' dedi. 'Seni hak ile müjdeledik. Şu halde ümit kesenlerden olma' dediler. 'Rabbinin rahmetinden sapıklardan başka kim ümit keser?' dedi. 'Peki sizin işiniz nedir ey elçiler!' dedi. Dediler ki: 'Biz bir günahkarlar topluluğuna gönderildik. Lut ailesi hariç. Biz onların hepsini muhakkak kurtaracağız. Yalnız karısı hariç. Onu, muhakkak azapta kalacaklar arasında olmasını uygun gördük.' Elçiler Lut ailesine geldiklerinde; (Lut): 'Siz tanınmayan bir topluluksunuz' dedi. Dediler ki: 'Hayır, biz onların hakkında şüphe ettikleri şeyi sana getirdik. Biz sana hakla geldik ve biz kesinlikle doğru söyleyenleriz. Hemen gecenin bir bölümünde aileni yola çıkar. Sen de arkalarından git. İçinizden kimse arkasına dönüp bakmasın. Emrolunduğunuz yere gidin.' Ona kesin olarak şu emri bildirdik: 'Sabaha çıkarlarken bunların kökleri kesilecektir.' Şehir halkı sevinç içinde geldiler. (Lut) dedi ki: 'Bunlar benim konuklarımdır. Beni rezil etmeyin. Allah'tan korkun, beni utandırmayın.' Onlar: 'Biz seni başkalarına karışmaktan menetmemiş miydik?' dediler. (Lut): 'Eğer yapacaksanız, işte şunlar kızlarım' dedi. Senin ömrüne yemin olsun ki, onlar sarhoşlukları (şaşkınlıkları) içinde bocalıyorlar. Derken güneşin doğma vaktine girmeleriyle birlikte onları o çığlık alıverdi. O an (şehirlerinin) üstünü altına getirdik ve üzerlerine balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık. Şüphesiz bunda iyi düşünenler için ibretler vardır. Orası kullanılmakta olan bir yol üzerindedir. Elbette bunda iman edenler için ibretler vardır. Eyke ahalisi de gerçekten zalim kimselerdi. Bu yüzden onlardan da intikam aldık. Her ikisi de açık bir yol üzerindedir. Andolsun Hicr halkı da elçileri yalanlamışlardı. Onlara ayetlerimizi vermiştik, ama onlardan yüz çevirmişlerdi. Dağlardan güvenli evler yontuyorlardı. Derken onları da sabaha vardıkları sırada o çığlık alıverdi. Kazandıkları kendilerinden bir şeyi savamadı. Gökleri, yeri ve bunların arasındakileri ancak hak ile yarattık. Şüphesiz o (kıyamet) saat(i) de gelecektir. Şimdi sen güzel bir hoşgörü göster. Şüphesiz yaratan ve bilen ancak senin Rabbindir. Andolsun sana ikişerlerden yediyi ve Büyük Kur'an'ı verdik. Onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözlerini dikme, onlara karşı üzülme ve (şefkat) kanatlarını mü'minlerin üzerlerine ger. Ve de ki: 'Doğrusu ben apaçık bir uyarıcıyım.' O (kitabı) parçalara ayıranlara indirdiğimiz gibi! Onlar ki, Kur'an'ı kısım kısım yaptılar. Rabbine yemin olsun ki onların hepsine mutlaka soracağız. Yapmakta oldukları şeylerden. Sen, emrolunduğun şeyi açıkça bildir ve müşriklere aldırış etme. O alay edenlere karşı biz sana yeteriz. Ki onlar Allah'la birlikte başka ilah edindiler. Yakında bilecekler. Andolsun onların söylediklerinden dolayı göğsünün daraldığını biliyoruz. Sen Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol. Ve sana yakin (ölüm) gelinceye kadar Rabbine kulluk et. Allah'ın emri geldi, artık onu acele istemeyin. Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. O kendi emriyle: 'Benden başka ilâh yoktur benden sakının' diye uyarmaları için kullarından dilediğine vahiyle melekler gönderir. O, gökleri ve yeri hak üzere yarattı. Onların ortak koştuklarından yücedir. İnsanı bir nutfeden yarattı. Böyleyken o apaçık bir hasım olup çıktı. Hayvanları da yarattı. Onlarda sizi ısıtacak şeyler ve çeşitli yararlar vardır. Onlardan kimini de yersiniz. Akşamleyin (otlaktan) getirirken ve sabah salarken onlarda sizin için güzellik vardır. Yüklerinizi iyice zorlanmadan (yahut canlarınızın yarısı tükenmeden) varamayacağınız yerlere ulaştırırlar. Şüphesiz Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir. Atları, katırları ve eşekleri de üzerlerine binmeniz ve süs için (yarattı). Sizin bilmediğiniz daha nice şeyler yaratmaktadır! Yolun doğrusunu göstermek Allah'a aittir. (Yollardan) bazıları da eğridir. Allah dileseydi elbette hepinizi doğru yola iletirdi. Sizin için gökten su indiren O'dur. İçecek ondandır, ağaç onunla yetişir, on(unla yetişen otlaklar)da (hayvanlarınızı) otlatırsınız. Onunla sizin için ekin, zeytin, hurmalar, üzümler ve bütün meyvalardan bitirir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibret vardır. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize verdi. Yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmiş durumdadırlar. Şüphesiz bunda akıl eden topluluk için ibretler vardır. Yeryüzünde sizin için değişik renklerde yarattığı şeyleri de (sizin hizmetinize verdi). Şüphesiz bunda öğüt alan topluluk için ibret vardır. İçinden taze et yemeniz ve takınacağınız süs eşyaları çıkarmanız için denizi sizin hizmetinize sunan da O'dur. Gemilerin onun içinde (suyu) yararak gittiklerini görürsün. (Bunlar) O'nun lütfunu aramanız içindir. Ve olur ki şükredersiniz diye! Sizi sarsar diye yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi; ayrıca ırmaklar ve yollar koydu. Olur ki doğru yolu bulursunuz. (Başka) işaretler de (yarattı). Yıldız(lar)la da onlar yol bulurlar. Yaratan yaratmayan gibi midir? Hiç düşünmüyor musunuz? Allah'ın nimetini saymaya kalksanız sayamazsınız. Şüphesiz Allah bağışlayıcı, rahmet edicidir. Allah sizin gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah'tan başka taptıkları, bir şey yaratamazlar; onlar kendileri yaratılmaktadırlar. Onlar ölüdürler, diri değildirler. Ne zaman diriltileceklerinin de farkında olamazlar. Sizin ilâhınız tek ilâhtır. O ahirete inanmayanların kalpleri inkâr içindedir ve onlar büyüklenmektedirler. Şüphe yok ki, Allah onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Doğrusu O büyüklenenleri sevmez. Onlara: 'Rabbiniz ne indirdi?' denildiğinde: 'Öncekilerin masalları' derler. Kıyamet günü kendi yüklerini tam olarak ayrıca bilgisizce saptırdıklarının yüklerinden bir kısmını yüklenmeleri için (böyle derler). Dikkat edin yüklendikleri şeyler ne kadar kötüdür! Onlardan öncekiler de tuzak kurmuşlardı da Allah'ın emri onların yapılarının temellerine gelmişti ve böylece tavan üstten tepelerine çökmüştü. Azab onlara hiç farketmedikleri bir yönden gelmişti. Sonra kıyamet gününde onları rezil eder ve: 'Haklarında (mü'minlere) düşman olduğunuz ortaklarım hani nerede?' der. Kendilerine ilim verilenler de: 'Gerçekten bugün rezillik ve kötülük kâfirlerin üzerinedir' derler. Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken onlar tamamen teslim olur ve: 'Biz bir kötülük yapmıyorduk' derler. 'Hayır! Doğrusu Allah sizin ne yaptığınızı bilir.' 'O halde, içinde sonsuza kadar kalmak üzere cehennemin kapılarından girin! Büyüklenenlerin oturacakları yer ne kadar kötüdür!' Ssakınanlara: 'Rabbiniz ne indirdi?' denildi. 'İyilik' dediler. Bu dünyada iyilik yapanlara iyilik vardır. Ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir! İçine girecekleri, altından ırmaklar akan Adn cennetleri! Orada onlar için her diledikleri var. İşte Allah takva sahiplerini böyle mükâfatlandırır. Melekler onların canlarını temiz kimseler olarak alır ve derler ki: 'Size selâm olsun. Yapmakta olduklarınıza karşılık girin cennete!' Onlar kendilerine meleklerin gelmesinden yahut Rabbinin emrinin gelmesinden başka bir şey mi gözlüyorlar? Onlardan öncekiler de öyle yapmışlardı. Allah onlara zulmetmedi ancak onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. Bu yüzden yaptıklarının kötülükleri onlara ulaştı ve alaya aldıkları şey kendilerini kuşattı. Ortak koşanlar dediler ki: 'Allah dileseydi ne biz ve ne de atalarımız O'ndan başkasına kulluk ederdik. O'nun (emri) dışında bir şeyi haram kılmazdık.' Onlardan öncekiler de böyle yapmışlardı. Peygamberlere düşen apaçık bir tebliğden başka bir şey midir? Andolsun her ümmet içinde: 'Allah'a kulluk edin ve Tağut'tan kaçının' diye bir peygamber gönderdik. Onlardan kimini Allah hidayete erdirdi kimine de sapıklık hak oldu. Şöyle yeryüzünde bir dolaşın da yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bakın. Sen onların hidayete ermelerini çok arzulasan da Allah saptırdığını hidayete eriştirmez. Onların yardımcıları da olmaz. En kuvvetli yeminleriyle: 'Allah öleni diriltmez' diye Allah'a yemin ettiler. Hayır, bu O'nun üzerine gerçek bir vaaddir. Ancak insanların çoğu bilmezler. Hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklamak ve inkâr edenlerin de yalancı olduklarını bilmeleri için (diriltecektir). Bir şeyi(n olmasını) istediğimizde ona sözümüz sadece: 'Ol' dememizdir. O da hemen oluverir. Zulme uğratıldıktan sonra Allah yolunda hicret edenleri dünyada güzelce yerleştireceğiz. Ahiret karşılığı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi! Onlar sabreden ve Rabblerine güvenen kimselerdir. Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkalarını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun. Apaçık delillerle ve kitaplarla (gönderdik). Sana da zikri (Kur'an'ı) indirdik ki, insanlara kendilerine indirileni açıklayasın ve olur ki düşünürler. Kötü planlar kuranlar Allah'ın kendilerini yerin dibine geçirmesinden yahut farketmedikleri bir yönden üzerlerine azap gelmesinden güvende midirler? Yahut dönüp dolaşmaları esnasında kendilerini yakalamasından. Ki onlar (Allah'ı) aciz bırakacak değildirler. Yahut (Allah'ın) kendilerini tedrici şekilde almasından. Doğrusu sizin Rabbiniz çok şefkatli, çok merhametlidir. Allah'ın yarattığı bir şeyin gölgelerinin nasıl sağdan ve soldan boyun eğmiş halde, Allah'a secde ederek döndüğünü görmediler mi? Göklerde ve yerde bulunan canlılar ve melekler Allah'a secde ederler ve büyüklenmezler. Üstlerinden (azap göndermeye gücü yeten) Allah'tan korkarlar ve emrolundukları şeyi yaparlar. Allah: 'İki ilâh edinmeyin. O ancak tek ilâhtır. O halde benden, yalnız benden korkun' dedi. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. Din (itaat, kulluk) de daima O'nadır. Artık Allah'tan başkasından mı korkuyorsunuz? Size ulaşan her nimet Allah'tandır. Sonra size bir sıkıntı dokunduğunda da yalnız O'na yalvarırsınız. Sonra O, sizden sıkıntıyı giderdiğinde içinizden bir grup hemen Rablerine ortak koşarlar. Kendilerine verdiğimize karşı nankörlük etmek için (böyle yaparlar). Yararlanın bakalım. Yakında bileceksiniz. Kendilerine rızık olarak verdiğimizden o (hiçbir şey) bilmeyenlere pay ayırıyorlar. Allah'a andolsun ki, bu uydurup durduğunuz şeylerden mutlaka sorguya çekileceksiniz. Şanı yüce olan Allah'a kızlar isnad ediyorlar; kendilerine de hoşlandıklarını Onlardan birine kız (çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen müjdenin kötülüğünden dolayı topluluktan gizlenir. Aşağılığa katlanıp onu tutsun mu yoksa toprağa mı gömsün? Bak ne kadar kötü hüküm veriyorlar! Ahirete inanmayanların kötü örnekleri vardır. En yüce örnek ise Allah'ındır. O yücedir, hakimdir. Eğer Allah insanları zulümlerinden dolayı ele alsaydı (yer) üzerinde bir tek canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar ertelemektedir. Ecelleri geldiğinde artık ne bir saat geri bırakılırlar ne de öne alınırlar. Kendilerinin hoşlanmadıklarını Allah'a isnad ediyorlar; dilleri de en güzelin kendilerinin olacağı konusunda yalan uyduruyor. Şüphesiz onlar için ateş (cehennem) vardır ve onlar (orada) öncüdürler. Allah'a andolsun ki, senden önceki ümmetlere de elçiler gönderdik. Ancak şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi. Bugün de onların dostu odur ve onlara acıklı bir azap vardır. Sana Kitab'ı ancak, ayrılığa düştükleri şeyleri onlara açıklaman için ve iman eden bir topluluğa bir hidayet ve rahmet olsun diye indirdik. Allah gökten su indirip onunla yeryüzünü ölümünden sonra diriltti. Şüphesiz bunda duyan bir topluluk için ayet vardır. Şüphesiz sizin için hayvanlarda da ibret vardır. Size onların karınlarından, fışkı ile kan arasından içenler için içimi kolay halis süt içiririz. Hurma ve üzüm meyvalarından da sarhoş edici içki ve güzel rızık edinirsiniz. Şüphesiz bunda akıl eden topluluk için ayet vardır. Rabbin arıya şöyle ilham etti: 'Kendine dağlardan, ağaçlardan ve (insanların) kurdukları kovanlardan evler edin. Sonra bütün meyvelerden ye de Rabbinin senin hizmetine sunulmuş yollarına dal.' Onların karınlarından içinde insanlar için şifa bulunan değişik renklerde bir içecek çıkar. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayet vardır. Sizi Allah yarattı sonra canlarınızı alır. İçinizden kimi de bilgiden sonra bir şey bilmesin diye hayatın en perişan haline döndürülür. Allah bilendir, güçlüdür. Allah rızık konusunda kiminizi kiminizden üstün kıldı. Üstün kılınanlar ellerinin altındakilere (köle ve cariyelerine) rızıklarını vermezler. Oysa onda (rızıkta) eşittirler. Öyleyken Allah'ın nimetini bile bile inkâr mı ediyorlar? Allah size kendi nefislerinizden eşler varetti. Eşlerinizden de size oğullar ve torunlar varetti ve sizi güzel şeylerle rızıklandırdı. Böyleyken bâtıla inanıp da Allah'ın nimetini inkâr mı ediyorlar? Allah'tan başka kendilerine göklerden ve yerden rızık olarak bir şey vermeye güç yetiremeyen ve bunu yapamayacak olan şeylere taparlar. Allah'a benzerler koşup durmayın. Şüphesiz Allah bilir siz ise bilmezsiniz. Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkiyeti altında olan köleyle kendisine güzel bir rızık verdiğimiz ve ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak vermektedir. Bunlar eşit olurlar mı? Hamd yalnız Allah'adır. Fakat onların çoğu bilmezler. Allah bir de şu iki adamı örnek vermektedir: Biri dilsizdir, bir şeye gücü yetmez, efendisinin üzerine bir yüktür ve onu nereye gönderse bir iyilik getirmez. Şimdi bununla, adaleti emreden, kendisi de doğru bir yol üzere olan kimse bir olur mu? Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. (Kıyamet) saatin(in) işi ancak bir göz kırpma gibi yahut daha yakındır. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir. Allah sizi annelerinizin karınlarından hiçbir şey bilmez halde çıkardı ve belki şükredersiniz diye size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Göğün boşluğunda boyun eğdirilmiş kuşları görmediler mi? Onları Allah'tan başkası tutmuyor. Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için ayetler vardır. Allah size evlerinizi barınak yaptı. Size hayvanların derilerinden göç gününüzde de, konaklama gününüzde de kolayca taşıyabileceğiniz (hafif) evler yaptı. Yünlerinden, kıllarından ve tüylerinden de bir süreye kadar (kullanabileceğiniz) ev eşyaları ve ticaret malları (yaparsınız). Allah yarattıklarından sizin için gölgeler oluşturdu ve dağlarda sizin için barınaklar varetti. Yine sizi sıcaktan koruyan elbiseler ve savaşta sizi koruyacak giyecekler varetti. İşte O size nimetini böyle tamamlamaktadır; umulur ki teslim olursunuz. Ancak onlar yüz çevirirlerse artık senin üzerine düşen sadece apaçık bir tebliğdir. Onlar Allah'ın nimetini biliyor sonra onu inkâr ediyorlar. Onların çoğu kâfirdir. O gün, her ümmetten bir şahit getiririz. Sonra inkâr edenlere ne izin verilir ne de özür dilemeleri istenir. Zulmedenler azabı gördüklerinde; artık onlardan ne azap hafifletilir ne de kendilerine bir süre tanınır. Ortak koşanlar ortaklarını gördüklerinde: 'Rabbimiz! Senden başka tapmakta olduğumuz ortaklarımız şunlardır' derler. Onlar da onlara: 'Şüphesiz siz yalancısınız' diye söz atarlar. O gün Allah'a teslim olurlar ve uydurdukları şeyler de kendilerinden uzaklaşır. İnkâr edip de Allah'ın yolundan alıkoyanlar (var ya); onlara bozgunculuk yapmalarına karşılık azap üstüne azap ekleriz. Her ümmetin üzerine kendi içlerinden bir şahit getirdiğimiz gün seni de bunların üzerlerine şahit getiririz. Sana Kitab'ı her şeyi açıklayıcı, bir yol gösterici, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olarak gönderdik. Şüphesiz Allah adaleti, ihsanı ve yakınlara vermeyi emreder, hayasızlıktan, kötülükten ve zorbalıktan da nehyeder. Olur ki öğüt alırsınız diye size öğüt veriyor. Ahitleştiğiniz zaman Allah'ın ahdini yerine getirin ve pekiştirdikten sonra yeminlerinizi bozmayın. Çünkü Allah'ı üzerinize kefil gösterdiniz. Şüphesiz Allah ne yaptığınızı bilir. Bir topluluğun diğer bir topluluktan daha çok olmasından dolayı yeminlerinizi aldatma aracı yaparak ipliğini sağlamca büktükten sonra söküp bozan kadın gibi olmayın. Şüphesiz Allah onunla sizi imtihan eder. Üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeyleri kıyamet günü size muhakkak açıklayacaktır. Allah dileseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. Ancak (Allah) dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de doğru yola eriştirir. Yapmakta olduklarınızdan mutlaka sorulacaksınız. Yeminlerinizi aranızda aldatma aracı edinmeyin. Yoksa karar kılmasından sonra ayak kayar ve Allah'ın yolundan alıkoymanıza karşılık kötülüğü tadarsınız. (O zaman) büyük bir azap da sizin içindir. Allah'ın ahdini az bir değere karşılık satmayın. Eğer bilirseniz Allah'ın katında olan sizin için daha hayırlıdır. Sizin yanınızda olan tükenir, Allah'ın katında olan ise sonsuzdur. Sabredenlerin karşılıklarını muhakkak yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz. Erkek ve kadından kim mü'min olarak bir iyilik yaparsa şüphesiz onu temiz bir hayatla yaşatacağız. Karşılıklarını da muhakkak yaptıklarının en güzeliyle vereceğiz. Kur'an okuduğunda kovulmuş şeytandan Allah'a sığın. Onun iman eden ve Rablerine güvenenlerin üzerinde herhangi bir gücü yoktur. Onun gücü sadece kendisini dost edinenlere ve O'na ortak koşanlaradır. Biz bir ayetin yerine başka bir ayet getirdiğimizde -ki Allah ne indirdiğini pek iyi bilir-: 'Sen ancak bir iftiracısın' derler. Hayır; onların çoğu bilmiyor. De ki: 'Onu iman edenleri kararlı kılmak üzere ve Müslümanlar için bir yol gösterici ve müjde olarak Ruhu'l-Kudüs Rabbinin katından hak gereğince indirmiştir.' Onların: 'Ona bir insan öğretiyor' dediklerini biliyoruz. Kasdettikleri kişinin dili yabancıdır; bu ise apaçık Arapça bir dildir. Allah'ın ayetlerine inanmayanları Allah elbette doğru yola eriştirmez. Onlar için acıklı bir azap vardır. Yalanı ancak Allah'ın ayetlerine inanmayanlar uydururlar. İşte onlar yalancıların bizzat kendileridir. İman ettikten sonra Allah'ı inkâr eden; -kalbi imanla yatışmış olduğu halde zorlanan (ve bu yüzden küfür sözü söyleyen) değil- ama göğüslerini küfre açan kimselere Allah'tan bir gadab vardır. Ve onlar için büyük bir azap vardır. Bu, onların dünya hayatını ahirete tercih etmeleri ve Allah'ın kâfirler topluluğunu hidayete eriştirmemesinden dolayıdır. Onlar, Allah'ın kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlediği kimselerdir. Gafiller de işte onlardır. Şüphe yok ki, ahirette hüsrana uğrayacaklar da onlardır. Sonra Rabbin, işkenceye uğratıldıktan sonra hicret edenlerin sonra cihad eden ve sabredenlerin (yanındadır). Bundan sonra Rabbin elbette bağışlayandır, rahmet edendir. O gün herkes yalnız kendi canı için mücadele ederek gelir. Her cana yaptığının karşılığı eksiksiz verilir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. Allah şöyle bir kenti örnek verir: Güven ve huzur içindeydi. Rızkı her yerden bolca geliyordu. Ancak Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük etti. Allah da ona yaptıklarına karşılık açlık ve korku elbisesini tattırdı. Andolsun onlara kendi içlerinden bir peygamber geldi ama onu yalanladılar. Onlar zulmederlerken azap kendilerini yakaladı. Allah'ın sizi rızıklandırdıklarından helal ve temiz olarak yiyin ve eğer O'na kulluk ediyorsanız Allah'ın nimetlerine şükredin. O, size leşi, kanı, domuz etini ve Allah'dan başkasının adı anılarak kesilenleri haram kıldı. Kim zorlanırsa, taşkınlık etmeden ve aşırıya gitmeden (yiyebilir). Allah bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Dillerinizin yalan yere nitelendiregeldikleri için: 'Bu helaldir, bu da haramdır' demeyin, Yoksa Allah'a karşı yalan uydurmuş olursunuz. Şüphesiz Allah'a karşı yalan uyduranlar kurtuluşa eremezler. (Onlara dünyada verilen) az bir geçimliktir. Onlar için (ahirette ise) acıklı azap vardır. Yahudilere de daha önce sana anlattıklarımızı haram kılmıştık. Biz onlara zulmetmedik, ama onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı. Sonra Rabbin, bilgisizce kötülük işleyen, sonra bunun ardından tevbe eden ve durumlarını düzeltenlerin yanındadır. Şüphesiz Rabbin bundan sonra bağışlayıcıdır, rahmet edicidir. Doğrusu İbrahim Allah'a boyun eğmiş, dosdoğru çizgideki bir ümmetti. Müşriklerden değildi. (Allah'ın) nimetlerine şükredendi. (Allah) onu seçti ve doğru yola iletti. Ona dünyada güzellik verdik. Şüphesiz o ahirette de salihlerdendir. Sonra sana: 'Hanif (dosdoğru çizgide ve tevhid inancına sahip biri) olarak İbrahim'in dinine uy. O müşriklerden değildi' diye vahyettik. Cumartesi(ni kutsal tutmak) ancak onun hakkında ayrılığa düşenlerin üzerine farz kılındı. Muhakkak Rabbin ayrılığa düştükleri şeyler hakkında kıyamet günü aralarında hüküm verir. Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et. Muhakkak Rabbin yolundan sapanları en iyi bilendir. O doğru yola girenleri de en iyi bilendir. Eğer cezalandıracak olursanız size uygulanan cezanın aynıyla cezalandırın. Ama eğer sabredersiniz andolsun bu, sabredenler için daha hayırlıdır. Sabret. Sabrın ancak Allah('ın yardımıy)ladır. Onlar için üzülme ve kurdukları tuzaklardan dolayı da sıkıntıya düşme. Şüphesiz Allah sakınan ve iyilik edenlerle beraberdir. Kulunu, kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescidi Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescidi Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır, görendir. Musa'ya da Kitab'ı verdik ve: 'Benden başka vekil edinmeyin' diye onu İsrailoğullarına yol gösterici kıldık. Ey Nuh ile birlikte taşıdıklarımızın soyundan gelenler! Şüphesiz o çok şükreden bir kuldu. İsrailoğullarına kitapta şöyle bildirdik: 'Andolsun yeryüzünde iki kere bozgunculuk çıkaracak ve muhakkak büyük bir taşkınlık göstereceksiniz. Nitekim bu ikiden birincisinin vakti gelince üzerinize pek zorlu kullarımızı gönderdik ve onlar evlerin aralarına kadar girip (sizi) araştırdılar. Bu yerine gelecek bir vaaddi. Sonra tekrar onlara karşı size yeniden imkan verdik. Sizi mallarla ve oğullarla destekledik ve sayıca daha kalabalık hale getirdik. Eğer iyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz. Kötülük ederseniz o da kendi aleyhinizedir. Sonuncu vaad geldiğinde (öyle kullar göndeririz ki) yüzlerinizi kötü duruma soksunlar, ilk keresinde girdikleri gibi yeniden Mescid'e girsinler ve ele geçirdiklerini darmadağın edip bıraksınlar. Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Ama eğer siz (bozgunculuğa) dönerseniz biz de (cezaya) döneriz. Cehennemi kâfirler için kuşatıcı (bir zindan) yaptık. Şüphesiz bu Kur'an en doğru yola yöneltir ve salih ameller işleyen mü'minleri kendileri için büyük ecir olduğunu müjdeler. Ahirete inanmayanlar için de acıklı bir azap hazırladığımızı (bildirir). İnsan hayra dua ettiği gibi şerre de dua eder. İnsan pek acelecidir. Gece ile gündüzü iki ayet kıldık. Gecenin ayetini sildik; Rabbinizden lütuf aramanız ve yılların sayısını ve hesabı bilmeniz için gündüz ayetini aydınlatıcı kıldık. Biz her şeyi genişçe anlattık. Her insanın kuşunu (amelini, uğurunu) kendi boynuna doladık. Kıyamet günü onun için, açılmış halde kendine ulaşacak bir kitap çıkarırız. 'Oku kitabını! Bugün kendi nefsin hesap görücü olarak sana yeter.' Kim hidayete ererse kendi nefsi için hidayete erer. Kim de sapıtırsa yalnız kendi aleyhine sapıtır. Hiç bir günahkar başkasının günah yükünü taşımaz. Biz peygamber göndermedikçe azap edecek değiliz. Biz bir kenti helak etmek istediğimizde oranın varlıklılarına emrederiz. Onlar da (emirlerimize uymayıp) orada bozgunculuk çıkarırlar. Bunun üzerine artık söz hak olur ve orayı darmadağın ederiz. Nuh'tan sonra nice kuşakları helak ettik. Kullarının günahlarını haber alıcı, görücü olarak Rabbin yeter. Kim bu çabucak geçeni (dünyayı) isterse, orada istediğimiz kimseye, dilediğimizi çabucak veririz. Sonra ona cehennemi nasip ederiz. Oraya kınanmış, (rahmetten) kovulmuş olarak ulaşır. Kim de ahireti ister ve mü'min olarak onun için gereken çabayı gösterirse işte onların çabaları kabul görür. Onlara da bunlara da herbirine Rabbinin ihsanından veririz. Rabbinin ihsanı kesilmiş değildir. Bak, nasıl bazılarını bazılarından üstün kıldık. Elbette ahiret dereceler yönünden de daha büyüktür, üstünlük bakımından da daha büyüktür. Allah'la birlikte başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış ve yalnız, yardımcısız bırakılmış halde oturursun. Rabbin kendinden başkasına kulluk etmemenizi ve ana-babaya iyilik etmenizi emretti. Biri ya da ikisi senin yanında yaşlılığa ererse onlara 'üf' bile deme, onları azarlama ve onlara güzel söz söyle. Onlara acıyarak alçakgönüllük kanadını indir ve: 'Ey Rabbim! Onlar beni küçükken eğittikleri gibi sen de onlara merhamet et' de. Rabbiniz içlerinizdekini daha iyi bilir. Eğer salih kimseler olursanız şüphesiz O da tevbe edip kendine dönenleri bağışlayıcıdır. Yakına hakkını ver. Yoksula ve yolda kalmışa da. (Malını) saçıp savurma. Doğrusu saçıp savuranlar şeytanların kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı pek nankördür. Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti beklerken (darlık dolayısıyla) onlara yüz çevirecek olursan, bu durumda onlara yumuşak söz söyle. Elini boynuna bağlı kılma, tamamen de açıp saçma. Sonra kınanmış, hüsrana uğramış halde oturur kalırsın. Şüphesiz Rabbin dilediğine rızkı yayar ve (dilediğine) daraltır. Gerçekten O kullarından haberdar olan, onları görendir. Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onlara da sizi de biz rızıklandırız. Şüphesiz onların öldürülmesi büyük bir suçtur. Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, açık bir kötülüktür. Yol olarak da çok kötüdür. Haklı bir sebep olmaksızın Allah'ın haram kıldığı canı öldürmeyin. Kim haksızlıkla öldürülürse onun velisine bir yetki vermişizdir. O da öldürmede aşırı gitmesin. Çünkü o gerçekten yardım görmüştür. Erginlik çağına erişinceye kadar, en güzel bir şekil dışında yetimin malına yaklaşmayın. Sözü de yerine getirin. Çünkü verilen sözden sorulacaktır. Ölçtüğünüz zaman ölçüyü tam tutun ve doğru bir tartıyla tartın. Bu daha hayırlı ve sonuç bakımından da daha güzeldir. Hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyin ardına düşme. Şüphesiz kulak, göz ve kalb; bunların tümü ondan sorumludur. Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz sen ne yeri yarabilirsin ne de boyca dağlara ulaşabilirsin. Bütün bunlar kötü olmaları dolayısıyla Rabbinin katında sevilmeyen şeylerdir. Bunlar Rabbinin sana hikmet olarak vahyettiklerindendir. Allah'la beraber başka bir ilah edinme. Yoksa kınanmış, kovulmuş olarak cehenneme atılırsın. Rabbiniz size oğulları seçti de kendisi meleklerden dişiler mi edindi? Doğrusu siz büyük bir söz söylüyorsunuz! Andolsun öğüt almaları için bu Kur'an'da (bunları) türlü türlü açıkladık. Ama bu onların sadece nefretlerini artırıyor. De ki: 'Eğer söyledikleri gibi O'nunla beraber başka ilahlar olsaydı o zaman onlar mutlaka Arş'ın sahibine bir yol ararlardı.' O, onların söylediklerinden münezzeh ve çok yücedir, uludur. Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih ederler. Hiç bir şey yoktur ki O'nu övgüyle tesbih etmesin. Ancak siz onların tesbihlerini anlamıyorsunuz. Şüphesiz O hilim sahibidir, bağışlayandır. Kur'an okuduğun zaman seninle ahirete inanmayanların arasına görünmez bir perde çekeriz. Onu anlayamamaları için kalplerine örtüler, kulaklarına da bir ağırlık koyarız. Kur'an'da Rabbini tek olarak andığın zaman nefretle arkalarını dönüverirler. Onların seni dinlediklerinde neye kulak verdiklerini ve gizli konuşmaları esnasında da o zalimlerin: 'Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz' dediklerini biz çok iyi biliriz. Bak sana nasıl örnekler verdiler de saptılar. Artık bir yol (bulmay)a güç yetiremezler. Dediler ki: 'Kemikler ve ufalanmış toz haline geldikten sonra mı, gerçekten biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?' De ki: 'İster taş ve ister demir olun. Ya da gönüllerinizde büyüyen bir yaratık olun.' 'Bizi kim yeniden (hayata) döndürebilir?' diyecekler. De ki: 'Sizi ilk defa yaratan!' Bu kez sana alayla başlarını sallayıp: 'O ne zaman?' diyecekler. De ki: 'Yakında olması umulur.' Sizi çağıracağı gün O'na hamdederek çağrısına uyacak ve (dünyada) pek az bir süre kaldığınızı sanacaksınız. Kullarıma söyle: 'En güzel olanı söylesinler. Şüphesiz şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insan için apaçık bir düşmandır. Rabbiniz sizi daha iyi bilir. Dilerse size merhamet eder ve dilerse azab eder. Biz seni onların üzerine bir vekil olarak göndermedik. Rabbin göklerde ve yerde olanları daha iyi bilir. Andolsun biz peygamberlerin bazılarını bazılarına üstün kıldık. Davud'a da Zebur'u verdik. De ki: 'O'ndan başka (ilah) olduklarını sandıklarınızı çağırın. Onlar ne sizden bir sıkıntıyı giderebilirler ne de onu değiştirebilirler.' Onların çağırdıkları (taptıkları) da, hangileri daha yakındır diye Rabblerine vesile arar, O'nun rahmetini umar ve azabından korkarlar. Gerçekten Rabbinin azabı korkunçtur. Bizim kıyamet gününden önce helak etmeyeceğimiz veya şiddetli bir azabla azaplandırmayacağımız hiç bir ülke (memleket) yoktur. Şüphesiz bu, Kitap'ta yazılıdır. Bizi mucizeler göndermekten alıkoyan, öncekilerin onları yalanlamış olmasından başka bir şey değildir. Semud'a apaçık (bir mucize) olarak dişi deveyi verdik de ona zulmettiler. Oysa biz mucizeleri ancak korkutmak için göndeririz. Hani sana: 'Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır' demiştik. Sana gösterdiğimiz rüyayı ve Kur'an'da lanetlenmiş ağacı ancak insanlar için bir imtihan kıldık. Biz onları korkutuyoruz ama bu onlarda büyük bir azgınlıktan başka bir şeyi artırmıyor. Hani meleklere: 'Adem'e secde edin' demiştik de İblis dışında hepsi secde etmişti. O: 'Ben bir çamur olarak yarattığına mı secde edeyim?' demişti. Dedi ki: 'Şu bana üstün kıldığına bir baksana! Andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan çok azı dışında onun soyunu kendime bağlayacağım.' (Allah da) dedi ki: 'Git. Onlardan kim sana uyarsa şüphesiz sizin cezanız cehennemdir. Eksiksiz bir ceza! Onlardan gücünün yettiğini sesinle yerlerinden oynat. Atlılarınla ve yayalarınla üzerlerine yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara vaadlerde bulun.' Şeytan onlara aldatmadan başka bir şey vaad etmez. 'Şüphesiz benim (gerçek) kullarımın üzerinde senin bir gücün olamaz.' Vekil olarak Rabbin yeter. Rabbiniz, lütfundan arayasınız diye sizin için gemileri denizde yürütendir. Şüphesiz o size karşı merhametlidir. Size denizde bir darlık dokunduğunda O'ndan başka çağırdıklarınız (taptıklarınız) kaybolur. Ama sizi karaya (çıkarıp) kurtardığında yüz çevirirsiniz. Doğrusu insan pek nankördür. O'nun sizi kara tarafında yere geçirmeyeceğinden veya üzerinize çakıl savuran bir kasırga göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? Sonra kendinize bir vekil de bulamazsınız. Yoksa O'nun bir başka kez sizi tekrar oraya (denize) döndürmeyeceğinden ve üzerinize kırıp geçiren bir rüzgar gönderip inkar etmenize karşılık sizi boğmayacağından emin mi oldunuz? Sonra bizim (yaptığımızın) peşine düşecek bir yardımcı da bulamazsınız. Andolsun biz, Adem oğullarını yücelttik. Onları karada ve denizde (bineklerle ve araçlarla) taşıdık. Temiz şeylerle rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın çoğundan üstün kıldık. Her insan grubunu önderleriyle çağıracağımız gün, kimlere kitapları sağ yanlarından verilirse onlar kitaplarını okurlar ve bir iplikçik kadar bile haksızlığa uğratılmazlar. Kim burada kör olursa ahirette de kördür ve yolca da daha şaşkındır. Onlar neredeyse, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı iftira etmen için seni fitneye düşürecek ve o zaman seni dost edineceklerdi. Andolsun, eğer seni kararlı kılmasaydık, az da olsa onlara meyledecektin. O durumda mutlaka sana hayatın da ölümün de kat kat (acısını) tattırırdık. Sonra bize karşı kendine bir yardımcı da bulamazdın. Neredeyse seni bu yerden çıkarmak için tedirgin edeceklerdi. O durumda kendileri de senden sonra ancak az (bir süre) kalabilirler. (Bu) senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimizin bir sünnetidir (kanunudur). Bizim kanunumuzda bir değişiklik bulamazsın. Güneşin batıya yönelmesinden gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Sabah namazını da (kıl). Şüphesiz sabah namazı şahid olunandır. Gecenin bir kısmında da uyanıp sana mahsus olarak fazladan namaz kıl. Umulur ki Rabbin seni övülmüş bir makama eriştirir. De ki: 'Rabbim! Beni (girdireceğin yere) doğruluk girdirişi ile girdir, (çıkaracağın yerden de) doğruluk çıkarışıyla çıkar ve bana katından yardım edici bir kuvvet ver.' De ki: 'Hak geldi batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olucudur.' Kur'an'dan mü'minler için şifa ve rahmet olan şeyleri indiriyoruz. Zalimlerin ise zarardan başka bir şeylerini artırmaz. İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirir ve yan çizer. Ona bir şer dokunduğunda da ümitsizliğe kapılır. De ki: 'Herkes durumuna (yapısına ve anlayışına) göre hareket eder. Şu halde kimin en doğru yolda olduğunu Rabbiniz daha iyi bilir.' Sana ruhtan soruyorlar. De ki: 'Ruh Rabbimin emrindendir. Size ilimden ancak az bir şey verilmiştir.' Andolsun, eğer dilersek sana vahyettiğimizi tamamen gideririz. Sonra onun için bize karşı bir vekil bulamazsın. Ancak (onu bırakması) Rabbinin bir rahmetidir. Şüphesiz O'nun senin üzerindeki lütfu büyüktür. De ki: 'Andolsun, insanlar ve cinler şu Kur'an'ın bir benzerini getirmek için toplansalar ve birbirlerine yardımcı da olsalar onun bir benzerini getiremezler.' Andolsun, bu Kur'an'da insanlar için her tür örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Ama insanların çoğu inkarda ayak diretti. Dediler ki: 'Yerden bir kaynak fışkırtmadığın sürece sana inanmayacağız. Yahut senin hurmalardan ve üzümlerden bir bahçen olmalı ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Yahut ileri sürdüğün gibi göğü üzerimize parça parça düşürmeli veya Allah'ı ve melekleri karşımıza getirmelisin. Yahut altından bir evin olmalı veya göğe yükselmelisin. Üzerimize okuyacağımız bir kitap indirmediğin sürece yükselmene de inanmayacağız.' De ki: 'Rabbimi tenzih ederim! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim?' İnsanları, kendilerine hidayet geldiğinde iman etmekten alıkoyan: 'Allah peygamber olarak bir insanı mı gönderdi?' demelerinden başka bir şey değildir. De ki: 'Eğer yeryüzünde sakin sakin yürüyen melekler olsaydı elbette onlara peygamber olarak gökten bir melek gönderirdik.' De ki: 'Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. Şüphesiz O kullarından haberdar olan, onları görendir.' Allah kimi doğru yola iletirse o doğru yoldadır. Kimi de saptırırsa onlar için O'ndan başka dostlar bulamazsın. Onları kıyamet günü yüzleri üstüne, körler, dilsizler ve sağırlar olarak haşrederiz. Varacakları yer cehennemdir. Ateşi dindikçe onlara ateşin alevini artırırız. Bu, ayetlerimizi inkar etmelerine ve: 'Kemikler ve ufalanmış toz haline geldikten sonra mı, biz mi yeni bir yaratılışla diriltileceğiz?' demelerine karşılık onların cezalarıdır. Görmediler mi ki gökleri ve yeri yaratan Allah, kendilerinin benzerlerini de yaratmaya güç yetirebilir? Onlar için üzerinde şüphe olmayan bir ecel belirledi. Ancak zalimler küfürde ayak direttiler. De ki: 'Rabbimin rahmet hazinelerine siz sahip olsaydınız harcama(kla tükeneceği) korkusuyla tutardınız. Gerçekten insan pek cimridir.' Andolsun biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik. İşte İsrailoğullarına sor: Hani o (Musa) onlara gelmişti de, Firavun ona: 'Doğrusu ey Musa, ben seni büyülenmiş sanıyorum' demişti. Demişti ki: 'Andolsun bunları ancak göklerin ve yerin Rabbinin görülen belgeler olarak indirdiğini bilmişsindir. Ey Firavun! Ben de seni helak olmuş sanıyorum.' Derken (Firavun), onları o yerden sürüp çıkarmak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri toptan suda boğduk. Onun ardından İsrailoğullarına dedik ki: 'Bu yerde siz oturun. Ahiret vaadi geldiğinde hepinizi biraraya getiririz.' Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o, hakla indi. Biz seni ancak bir müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Onu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuman için (ayet ayet) ayırdık ve onu (ihtiyaca göre) kademe kademe indirdik. De ki: 'Ona ister iman edin ister iman etmeyin. O, daha önce kendilerine ilim verilmiş olanlara okunduğunda çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler. Ve: 'Rabbimizi tenzih ederiz. Rabbimizin vaadi kesinlikle yerine gelmiştir' derler. Çeneleri üstüne kapanıp ağlarlar ve (Kur'an) onların gönüllerindeki derin saygıyı (huşuyu) artırır. De ki: 'İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırsanız sonuçta en güzel isimler O'nundur.' Namazında sesini çok yükseltme çok da kısma. Bu ikisinin arasında (orta) bir yol tut. 'Çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, düşkünlük sebebiyle dosta (ihtiyacı) bulunmayan Allah'a hamdolsun' de ve O'nu yücelttikçe yücelt. Kuluna Kitab'ı indiren ve ona hiç bir çarpıklık koymayan Allah'a hamd olsun. (Onu) katından (gelecek) şiddetli bir azapla uyarması ve salih ameller işleyen mü'minleri kendileri için güzel bir mükafatla müjdelemesi için dosdoğru (bir kitap) olarak (indirdi). Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. 'Allah çocuk edindi' diyenleri de uyarması üzere (indirdi). Bu konuda ne onların ne de atalarının bir bilgisi var. Ağızlarından çıkan söz ne kadar büyüktür! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar. Demek bu söze inanmayacak olurlarsa, arkalarından üzülerek neredeyse kendini mahvedeceksin. Biz, onların (insanların) hangilerinin daha iyi amel edeceklerini deneyelim diye yeryüzünde olanları onun için bir süs kıldık. Biz elbette onun üzerinde olanları kupkuru bir toprak da yaparız. Yoksa sen Kehf ve Rakim ashabının bizim şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? O gençler mağaraya sığınmış ve şöyle demişlerdi: 'Ey Rabbimiz! Bize kendi katından bir rahmet ver ve bize işimizde bir başarı hazırla.' Bunun üzerine mağarada nice yıllar onları ağır bir uykuya daldırdık. Sonra iki gruptan hangisinin bekledikleri süreyi iyi hesab ettiğini bilmek (ortaya çıkarmak) için onları uyandırdık. Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rabblerine iman etmiş gençlerdi. Biz de hidayetlerini artırmıştık. Biz onların kalplerini sağlam kılmıştık. (Kralın önünde) durduklarında şöyle dediler: 'Bizim Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir. Biz O'ndan başkasına tapmayacağız. Aksi takdirde, andolsun ki, çok saçma bir söz söylemiş oluruz. İşte şunlar kavmimiz; O'ndan başka ilahlar edindiler. Onlar (tanrıları) hakkında açık bir delil getirmeli değiller mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir?' (Denildi ki): 'Madem ki onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrıldınız, mağaraya sığının ki Rabbiniz size rahmetinden genişlik versin ve işinizde kolaylık hazırlasın.' Güneşin, doğduğunda onların mağaralarının sağ tarafına yöneldiğini battığında da onların sol yanlarını kesip geçtiğini görürsün. Kendileri ise oranın geniş bir yerindedirler. Bu Allah'ın ayetlerindendir. Allah kimi doğru yola iletirse o doğru yoldadır. Kimi de saptırırsa onun için doğru yola iletici bir dost bulamazsın. Sen onları uyanık sanırsın. Oysa onlar uykudadırlar. Biz onları sağ yana ve sol yana çeviririz. Köpekleri de girişte iki kolunu uzatmış (yatmakta)dır. Onların durumlarını görecek olsaydın mutlaka arkanı dönüp kaçardın ve onlardan için korku dolardı. Bunun gibi, aralarında birbirlerine (hallerini) sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden bir sözcü: 'Ne kadar kaldınız?' dedi. 'Bir gün veya günün bir parçası kadar kaldık' dediler. (Sonra) dediler ki: 'Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi birinizi şu paranızla şehire gönderin. Hangi yiyeceğin daha temiz olduğuna baksın da size ondan bir rızık getirsin. Ancak çok dikkatli davransın da sakın sizi birine sezdirmesin. Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse taşa tutarlar veya kendi dinlerine döndürürler. O takdirde asla kurtuluşa eremezsiniz.' Böylece, Allah'ın vaadinin hak olduğunu ve kıyametin geleceğinde şüphe olmadığını bilmeleri için (insanlara) onları buldurduk. Onların durumlarını aralarında tartışıyorlardı. (Bazıları): 'Üzerlerine bir bina yapın' dediler. Rabbleri onları daha iyi bilir. Onların işlerine üstün gelenler de: 'Mutlaka onların yanlarında bir mescid edineceğiz' dediler. 'Onlar üç kişidirler, dördüncüleri de köpekleridir' diyecekler. Yine: 'Beş kişidirler, altıncıları köpekleridir' diyecekler. (Yaptıkları) gayba taş atmaktır. 'Yedi kişidirler, sekizincileri de köpekleridir' diyecekler. De ki: 'Onların sayılarını Rabbim daha iyi bilir. Pek az kimseden başkası onları bilmez.' Artık onlar hakkında açık bir tartışmadan başka tartışmaya girme ve onlar hakkında onlardan (kitap ehlinden) kimseye bir şey sorma. Hiç bir şey hakkında: 'Bunu ben yarın yapacağım' deme. Ancak, 'Allah dilerse' (de). Unuttuğun zaman Rabbini an ve de ki: 'Umulur ki Rabbim beni bundan daha yakın bir başarıya iletir.' Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) da kattılar. De ki: 'Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O'nundur. O ne güzel gören ve ne güzel duyandır. Onların O'ndan başka hiçbir dostları yoktur ve O hükmüne kimseyi ortak etmez.' Rabbinin Kitabından sana vahyedileni oku. O'nun sözlerini değiştirecek yoktur. O'ndan başka sığınılacak birini de bulamazsın. Allah'ın rızasını isteyerek sabah ve akşam Rabblerine dua edenlerle beraber sen de sabret. Dünya hayatının süsünü isteyerek gözlerini onlardan ayırma. Kalbini bizi anmaktan alıkoyduğumuz, arzularına uymuş ve işi de aşırılık olan kimseye uyma. De ki: 'Hak Rabbinizdendir. Artık isteyen inansın, isteyen inkar etsin.' Şüphesiz biz zalimlere duvarları kendilerini çepeçevre kuşatacak bir ateş hazırladık. Yardım istediklerinde kendilerine erimiş maden gibi yüzleri kavuran bir su ile kendilerine yardımda bulunulur. O ne kötü bir içecektir! Orası ne kötü bir duraktır. İman edip salih ameller işleyenlere gelince, biz iyi amel edenin ecrini zayi etmeyiz. Onlar için Adn cennetleri vardır. Altlarından ırmaklar akar. Orada altın bileziklerle süslenir ve ince ipekten ve kalın atlastan yeşil elbiseler giyerek tahtlara yaslanırlar. Orası ne güzel bir duraktır. Onlara (şu) iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, ikisinin de etrafını hurmalarla donatmış, aralarında da ekin bitirmiştik. Her iki bağ da ürününü vermiş ve ondan bir şeyi eksik bırakmamıştı. Aralarından bir de ırmak fışkırtmıştık. Onun başka ürünleri de vardı. Arkadaşıyla konuşurken ona dedi ki: 'Ben malca senden daha zengin, adam bakımından da daha güçlüyüm.' Kendine zulmeden biri olarak bağına girdi ve dedi ki: 'Bunun asla yok olacağını sanmıyorum. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülsem bile muhakkak bundan daha hayırlı bir sonuç bulacağım.' Arkadaşı onunla konuşarak dedi ki: 'Seni topraktan sonra nutfeden yaratan, sonra da düzgün bir adam kılığına koyan Rabbini inkar mı ettin? Ama, O Allah benim Rabbimdir ve ben Rabbime hiç kimseyi ortak koşmam. Bağına girdiğin zaman: 'Maşallah (Allah'ın dilediği olmuş), kuvvet ancak Allah'tandır' demeli değil miydin? Eğer beni mal ve evlat bakımından senden daha az görüyorsan; Umulur ki Rabbim bana senin bağından daha hayırlısını verir, onun (seninkinin) üzerine de gökten yıldırımlar gönderir ve böylece kaygan bir toprak halini alır. Yahut suyu yerin altına çekilir de onu bir daha ara(yıp bul)maya güç yetiremezsin.' Derken ürünleri kuşatıldı ve onun için harcadıklarına (içi giderek) avuçlarını oğuşturmaya başladı. (Bağın) çardakları yıkılmış durumdaydı. Kendisi de: 'Keşke Rabbime hiç kimseyi ortak koşmasaydım' diyordu. Ona, Allah'tan başka yardım edecek birileri yoktu; kendi kendine de yardım edemedi. İşte burada velayet (dostluk, yardım) Hakk olan Allah'ındır. O'nun vereceği sevap da daha hayırlı, sonuç da daha hayırlıdır. Onlara dünya hayatının örneğini bildir: Tıpkı gökten indirdiğimiz bir su gibi ki yerin bitkileri onunla birbirine karışır ve rüzgarların savurduğu çöp kırıntıları haline gelir. Allah her şeye güç yetirendir. Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Kalıcı olan iyi davranışlar ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, umutça da daha hayırlıdır. O gün dağları yürütürüz, yeri dümdüz görürsün, onların hepsini bir yere toplarız ve hiçbirini bırakmayız. Saflar halinde Rabbine sunulurlar. 'Andolsun, sizi ilk kez yarattığımız gibi bize geldiniz. Hayır, sizin için buluşma vakti belirlemeyeceğimizi sanmıştınız (değil mi)?' Kitap (önlerine) konulmuştur. Suçluların onun içindekilerden dolayı korkuya kapıldıklarını görürsün. 'Yazık bize! Bu kitaba da ne oluyor ki, küçük büyük hiçbir şey bırakmayıp saymış' derler. Yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez. Meleklere: 'Adem'e secde edin' dediğimizde İblis dışında hepsi secde etti. O cinlerdendi, Rabbinin emrinden çıktı. Şimdi siz beni bırakıp da onu ve soyunu dostlar mı ediniyorsunuz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. Bu zalimler için ne kötü bir değişmedir. Onları ne göklerin ve yerin yaratılışında, ne de kendilerinin yaratılışında hazır bulundurdum. Ben saptırıcıları yardımcı da edinmedim. O gün: 'Benim ortaklarım olduklarını sandıklarınızı çağırın' der. Onları çağırırlar ama cevap vermezler. Biz aralarına bir uçurum koymuşuzdur. Suçlular ateşi görürler ve onun içine kendilerinin düşeceklerini anlarlar. Fakat ondan kaçacak bir yer de bulamazlar. Andolsun, insanlara bu Kur'an'da her tür örneği çeşitli şekillerde açıkladık. Ama insan her şeyden daha çok tartışmacıdır. İnsanları, kendilerine hidayet geldiğinde iman etmekten ve Rablerinden bağışlanma dilemekten alıkoyan; öncekilerin başına gelenlerin kendilerinin de başlarına gelmesi(ni) veya azabın göz göre göre kendilerine ulaşması(nı beklemeleri)nden başka bir şey değildir. Biz peygamberleri ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak göndeririz. İnkar edenler ise hakkı batılla ortadan kaldırmak için mücadele ediyorlar. Ayetlerimi ve uyarıldıkları şeyi de alaya alıyorlar. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldığı halde onlardan yüz çeviren ve ellerinin önceden işlediğini unutandan daha zalim kim olabilir? Biz, onu anlamamaları için kalplerinin üstüne örtüler kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Sen onları doğru yola çağırsan da bu durumda asla doğru yola gelmezler. Rabbin bağışlayıcı, rahmet sahibidir. Onları yaptıklarından dolayı hemen hesaba çekecek olsaydı onlara azabı çabuklaştırırdı. Hayır; onlar için vaadedilen bir vakit vardır ki ondan kaçacak bir yer bulamazlar. İşte şu kasabaları zulmettikleri zaman helak ettik ve onların helakleri için bir vakit belirledik. Hani Musa genç adamına: 'İki denizin birleştiği yere varıncaya kadar devam edecek yahut uzun zamanlar yürüyeceğim' demişti. Böylece iki (deniz)in birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. O da denizde bir delik (menfez) bulup yolunu tuttu. Orayı geçtiklerinde (Musa) genç adamına dedi ki: 'Azığımızı getir. Andolsun, bu yolculuğumuzdan dolayı yorgun düştük.' (Genç) dedi ki: 'Gördün mü! Biz o kayaya çekildiğimizde ben balığı unutmuşum. Bana onu hatırlamamı şeytandan başkası unutturmamıştır. O da şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tuttu.' (Musa): 'İşte bizim aradığımız da buydu' dedi. Böylece izlerini takib ederek geri döndüler. Derken kullarımızdan kendisine katımızdan bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan bir ilim öğrettiğimiz bir kulumuzu buldular. Musa ona dedi ki: 'Doğruya iletici (bilgi) olarak sana öğretilenlerden bana da öğretmen için sana uyabilir miyim?' O da dedi ki: 'Doğrusu sen benimle sabretmeye güç yetiremezsin. Özünü etraflıca kavrayamadığın bir şeye nasıl sabredebilirsin?' (Musa) dedi ki: 'İnşallah beni sabırlı bulacaksın ve hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim.' Dedi ki: 'Eğer bana uyarsan ben ondan sana söz edinceye kadar bana bir şey hakkında soru sorma.' Böylece ikisi de yola koyuldular. Nihayet gemiye bindiklerinde o, bunu deliverdi. (Musa): 'Sen içindekileri boğmak için mi bunu deldin? Andolsun şaşılacak bir şey yaptın!' dedi. (O kul): 'Ben, sen benimle sabretmeye güç yetiremezsin, dememiş miydim?' dedi. (Musa) dedi ki: 'Unuttuğum şeyden dolayı beni sorguya çekme ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma!' Yeniden yola koyuldular. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında hemen onu öldürdü. (Musa): 'Bir can karşılığı olmaksızın suçsuz bir canı öldürdün mü? Doğrusu çok çirkin bir şey yaptın!' dedi. (O kul): 'Ben, sen benimle sabretmeye güç yetiremezsin, dememiş miydim?' dedi. (Musa) dedi ki: 'Bundan sonra sana bir şey sorarsam artık benimle arkadaşlık etme. Benim tarafımdan (benden ayrılmak konusunda) mazerete sahip olursun.' Yeniden yola koyuldular. Nihayet bir kasaba halkının yanına varıp onlardan yiyecek istediler. Ama onlar, onları misafir etmekten kaçındılar. Orada yıkılmak üzere bir duvar buldular ve (o kul) hemen onu doğrulttu. (Musa) dedi ki: 'İsteseydin onun karşılığında bir ücret alırdın.' Dedi ki: 'İşte bu benimle senin aranda ayrılma (vakti)dir. Haklarında sabır gösteremediğin şeylerin yorumlarını sana bildireceğim. Gemi, denizde çalışan birtakım yoksullara aitti. Ben onu kusurlu yapmak istedim. (Çünkü) arkalarında her (sağlam) gemiyi zorla alan bir kral vardı. Çocuğa gelince: Onun anne babası mü'min kimselerdi. Biz onun onları taşkınlığa ve küfre sürükleyeceğinden korktuk. Böylece Rablerinin onun yerine kendilerine temizlikte daha hayırlı ve merhamette daha yakın birini vermesini istedik. Duvara gelince: O şehirdeki iki yetim çocuğa aitti ve altında onlara ait bir hazine vardı. Babaları da salih biriydi. Rabbin onların erginlik çağlarına ermelerini ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarmalarını diledi. Ben bunu kendi görüşümle yapmadım. Haklarında sabır gösteremediğin şeylerin yorumları (iç yüzleri) işte budur. Sana Zülkarneyn'den de soruyorlar. De ki: 'Ben size ondan bir haber okuyacağım.' Gerçekten biz onu yeryüzünde güçlü bir iktidar sahibi kılmış ve ona her şeyden bir yol vermiştik. O da bir yol tuttu. Nihayet güneşin battığı yere ulaşınca onu kara balçıklı bir gözenin içinde batar gördü. Onun yanında da bir kavim buldu. Dedik ki: 'Ey Zulkarneyn! Onlara ya azap edersin, ya da haklarında güzel davranırsın. Dedi ki: 'Kim zulmederse ona azab edeceğiz. Sonra Rabbine döndürülür O da onu görülmemiş azapla azablandırır. Ancak kim iman eder ve salih amel işlerse ona en güzel karşılık vardır. Buyruğumuzdan da ona kolay olanı söyleyeceğiz. Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendilerine güneşe karşı bir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğar gördü. İşte böyle. Biz, onun yanında ne tür bilgi ve tecrübe varsa (ilmimizle) kuşatmıştık. Sonra yine bir yol tuttu. Nihayet iki seddin arasına ulaştığında onların önünde neredeyse hiçbir söz anlamayan bir kavim buldu. Onlar dediler ki: 'Ey Zulkarneyn! Doğrusu Ye'cuc ve Me'cuc (bu) yerde bozgunculuk etmektedirler. Onlarla bizim aramızda bir set yapman için sana bir vergi verelim mi?' Dedi ki: 'Rabbimin beni içinde bulundurduğu güç (ve nimet) daha hayırlıdır. Bana (bedensel) güçle yardım edin sizinle onların arasına kuvvetli bir engel yapayım. Bana demir kütleleri getirin.' İki dağ yakasının arası denkleşince: 'Körükleyin' dedi. Onu ateş haline getirdiğinde de: 'Bana erimiş bakır getirin üzerine dökeyim' dedi. Böylece onlar (Ye'cuc ve Me'cuc) ne onu aşmaya ne de delmeye güç yetirebildiler. Dedi ki: 'Bu, Rabbimden bir rahmettir. Rabbimin vaadi geldiğinde onu dümdüz eder. Rabbimin vaadi haktır.' O gün onları birbirleri içinde dalgalanır halde bırakırız. Sur'a da üflenir ve artık onların tümünü biraraya toplarız. O gün cehennemi kâfirlere (açık) bir sunuşla sunarız. Onlar ki gözleri benim zikrime karşı perde içindeydi ve (Kur'an'ı) dinlemeye katlanamıyorlardı. İnkar edenler beni bırakıp da kullarımı kendilerine dostlar (veliler) edineceklerini mi sandılar? Biz cehennemi kâfirler için konak olarak hazırladık. De ki: 'Ameller bakımından en çok ziyana uğrayacakları size haber verelim mi? Onlar, dünya hayatında(ki) bütün çabaları boşa gittiği halde kendilerinin iyi iş yaptıklarını sanırlar. İşte onlar Rablerinin ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar eden ve bu yüzden amelleri boşa gidenlerdir. Artık kıyamet günü onlar için bir tartı tutmayız. İşte, inkar ettikleri ve ayetlerimi ve peygamberlerimi alaya aldıkları için onların cezaları cehennemdir. İman edip salih ameller işleyenlerin konakları ise Firdevs cennetleridir. Orada sonsuza kadar kalacaklardır. Oradan ayrılmak da istemezler. De ki: 'Rabbimin sözleri(ni yazmak) için deniz mürekkep olsa, bir o kadarını daha destek olarak getirsek Rabbimin sözleri bitmeden deniz biter.' De ki: 'Ben ancak sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilahınızın tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa salih amel işlesin ve Rabbine olan ibadetine kimseyi ortak tutmasın.' Kaf. Ha. Ya. Ayn. Sad Bu, Rabbinin kulu Zekeriya'ya rahmetinin zikridir. O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı. Demişti ki: 'Rabbim! Doğrusu benim kemiklerim zayıfladı, başım iyice ağardı. Rabbim! Ben sana dua etmekle de hiç mahrum olmadım, Ve gerçekten ben arkamdan yerime geçecek yakınlarımdan korktum. Karım da kısırdır. Bana tarafından bir veli bağışla. Bana da Yakuboğullarına da mirasçı olsun. Rabbim! Onu hoşnutluğunu kazanan biri eyle!' 'Ey Zekeriyya! Seni adı Yahya olan bir oğlan çocukla müjdeliyoruz ki daha önce ona kimseyi adaş yapmadık.' Dedi ki: 'Ey Rabbim! Benim nasıl oğlum olur ki? Karım kısırdır, bense yaşlılığın son sınırına vardım.' (Melek) dedi ki: 'Böyledir. Rabbin: 'Bu bana kolaydır. Daha önce sen hiçbir şey değilken seni yarattım' dedi.' (Zekeriya): 'Rabbim! Bana bir işaret göster' dedi. Dedi ki: 'Senin işaretin sapasağlam olduğun halde üç gece insanlarla konuşamamandır.' Bunun üzerine mescidden kavminin karşısına çıkıp onlara: 'Sabah ve akşam tesbih edin' diye işaret etti. 'Ey Yahya! Kitab'ı kuvvetle tut.' Biz ona daha çocukken hikmeti verdik. Tarafımızdan ona bir gönül yumuşaklığı ve temizlik de (verdik). O sakınan biriydi. Anne babasına iyi davranırdı. İsyankâr bir zorba değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selâm olsun! Kitap'ta Meryem'i de an. Hani o ailesinden ayrılıp doğu tarafında bir yere çekilmişti. Ardından onların önlerine bir perde çekmişti. Bu sırada biz ona Ruh'umuzu (Cebrail'i) gönderdik. O düzgün bir insan kılığında göründü. Dedi ki: 'Ben senden Rahman'a sığınırım. Eğer (fenalıktan) sakınan biriysen.' (Ruh) dedi ki: 'Ben ancak senin Rabbinin bir elçisiyim. Sana tertemiz bir oğlan çocuk bahşetmek üzere (geldim).' Dedi ki: 'Bana bir insan dokunmadığı ve ben iffetsiz bir kadın olmadığım halde benim nasıl bir oğlum olabilir?' (Ruh) dedi ki: 'Böyledir. Rabbin: 'Bu bana kolaydır. Onu insanlar için bir ayet (mucize) ve tarafımızdan bir rahmet kılmak için (bunu yapacağız). Hem bu önceden kararlaştırılmış bir iştir' dedi.' Böylelikle ona hamile kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi. Derken doğum sancısı onu hurma dalı(nın altı)na getirdi. Dedi ki: 'Keşke bundan önce ölmüş ve unutulup gitmiş olsaydım.' Altından (bir ses) ona şöyle seslendi: 'Üzülme. Rabbin altında bir su arkı varetti. Hurma dalını kendine doğru salla üzerine yeni olmuş taze hurmalar dökülsün. Ye, iç; gözün aydın olsun! Eğer insanlardan birini görecek olursan: 'Ben Rahman'a oruç adadım; bugün hiçbir insanla konuşmayacağım' de. Nihayet onu yüklenerek kavmine getirdi. Dediler ki: 'Ey Meryem! Andolsun sen şaşırtıcı bir şey yaptın! Ey Harun'un kızkardeşi! Senin baban kötü biri değildi, annen de iffetsiz değildi.' Bunun üzerine ona (çocuğa) işaret etti. 'Beşikte bulunan bir bebekle nasıl konuşuruz?' dediler. (Bebek) dedi ki: 'Ben Allah'ın kuluyum. O bana kitabı verdi ve beni peygamber kıldı.' Her nerede olursam (olayım) beni mübarek kıldı. Bana yaşadığım sürece namaz kılmamı ve zekât vermemi emretti. Anneme iyilik eden biri (kıldı). Beni azgın bir zorba yapmadı. Doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak kaldırılacağım gün selâm (esenlik) benim üzerimedir.' İşte hakkında şüpheye düştükleri Meryem oğlu İsa hak söze göre budur. Allah'ın çocuk edinmesi olacak şey değildir. O münezzehtir. Bir işin olmasına hükmedince ona 'ol' der o da hemen oluverir. 'Şüphesiz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; O'na kulluk edin. İşte doğru yol budur.' Aralarından birtakım gruplar ayrılığa düştüler. Artık büyük bir günü görmekten dolayı inkâr edenlerin vay haline! Onlar bize geldikleri gün ne müthiş duyar, ne müthiş görürler! Ancak zalimler bugün açık bir sapıklık içindedirler. Onları işin hükme bağlanacağı hasret günüyle uyar. Onlar hâlâ gaflet içindedirler ve onlar hâlâ inanmıyorlar. Şüphesiz biz yeryüzüne ve onun üzerinde bulunanlara varis olacağız ve onlar bize döndürülecekler. Kitap'ta İbrahim'i de an. Şüphesiz o çok doğru bir peygamberdi. Hani o babasına şöyle demişti: 'Ey babacığım! Duymayan, görmeyen ve senden bir şeyi gidermeyen şeylere niçin tapıyorsun? Ey babacığım! Muhakkak ki bana, sana gelmeyen ilim geldi. Bana uy da seni düzgün bir yola ileteyim. Ey babacığım! Şeytana tapma. Şüphesiz şeytan Rahman'a baş kaldırmıştır. Ey babacığım! Doğrusu ben, Rahman'dan sana bir azabın dokunmasından ve böylece şeytana dost olacağından korkuyorum.' (Babası) dedi ki: 'Sen benim ilâhlarımdan yüz mü çeviriyorsun, ey İbrahim? Eğer (bu tutumuna) son vermezsen andolsun seni taşlarım. Uzun bir süre benden ayrıl.' (İbrahim) dedi ki: 'Selâm sana! Senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz O, bana karşı lütuf sahibidir. Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan ayrılıyor ve Rabbime dua ediyorum. Umarım ki Rabbime duamda mahrum olmam.' Böylece onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından ayrılınca biz ona İshak ve Yakub'u bahşettik ve her birini peygamber yaptık. Onlara rahmetimizden lütufta bulunduk ve onlar için yüce bir doğruluk dili verdik. Kitap'ta Musa'yı da an. Şüphesiz o ihlasa erdirilmiş biriydi ve gönderilmiş bir peygamberdi. Biz ona Tur'un sağ yanından seslendik ve onu özel konuşma için yaklaştırdık. Ona rahmetimizden dolayı kardeşi Harun'u peygamber olarak bahşettik. Kitap'ta İsmail'i de an. Şüphesiz o sözünde duran biriydi ve gönderilmiş bir peygamberdi. Halkına namazı ve zekâtı emrederdi. Rabbinin katında da kendinden razı olunmuş biriydi. Kitap'ta İdris'i de an. Şüphesiz o çok doğru bir peygamberdi. Biz onu yüce bir yere yükselttik. İşte bunlar Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerden, Adem'in soyundan, Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan, İbrahim ile İsrail'in soyundan, doğru yola erdirdiğimiz ve seçtiğimiz kimselerdendir. Onlara Rahman'ın ayetleri okunduğunda ağlayarak secdeye kapanırlardı. Onlardan sonra yerlerine öyle bir nesil geldi ki namazı zayi ettiler ve şehvetlerine uydular. İşte bunlar azgınlıklarının cezasını göreceklerdir. Ancak tevbe eden, inanan ve salih amel işleyenler müstesnadır. Bunlar cennete girerler ve hiçbir şeyde haksızlığa uğratılmazlar. Rahman'ın kullarına gaybdan vaadettiği Adn cennetlerine (girerler). Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir. Orada boş söz işitmezler. Ancak selâm (işitirler). Orada sabah ve akşam rızıkları hazırdır. İşte, kullarımızdan takva sahibi olanları varis kılacağımız cennet budur. 'Biz ancak Rabbinin emriyle ineriz. Önümüzde, arkamızda ve bunlar arasında ne varsa O'nundur. Senin Rabbin asla unutkan değildir.' (O) göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. O halde O'na ibadet et ve O'na ibadette kararlı ol. O'nun bir adaşı olan birini biliyor musun? İnsan der ki: 'Öldüğüm zaman mı diri olarak kaldırılacağım?' İnsan, daha önce hiçbir şey değilken, bizim onu yarattığımızı düşünmüyor mu? Rabbine yemin olsun ki, onları da şeytanları da mutlaka haşredeceğiz. Sonra onları cehennemin çevresinde dizüstü çökmüş olarak hazır bulunduracağız. Sonra her kitleden Rahman'a karşı azgınlık göstermede en şiddetli olanı ayıracağız. Sonra elbette biz, oraya girmeye kimlerin daha çok lâyık olduklarını daha iyi biliriz. Sizden oraya uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin üzerine aldığı kesinleşmiş bir hükümdür. Sonra takva sahiplerini kurtarır; zalimleri ise orada dizüstü çökmüş halde bırakırız. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda inkâr edenler iman edenlere derler ki: 'İki gruptan hangisi makam bakımından daha iyi ve topluluk bakımından daha güzeldir?.' Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik ki, onlar eşya ve gösterişce daha güzeldiler! De ki: 'Sapıklıkta olana Rahman ne kadar mühlet verirse versin; sonuçta kendilerine vaadedileni, ya azabı veya kıyameti gördüklerinde kimin yerinin daha kötü ve askerinin daha zayıf olduğunu bileceklerdir.' Allah hidayete erenlerin hidayetlerini artırır. Kalıcı olan iyi davranışlar ise Rabbinin katında sevapça da daha hayırlıdır, varılacak sonuç bakımından da daha hayırlıdır. Şu ayetlerimizi inkâr eden ve: 'Bana elbette mal ve çocuklar verilecek' diyeni gördün mü? Gaybden haberdar mı oldu yoksa Rahman'ın katından bir ahid mi aldı? Asla! Biz onun dediğini yazacak ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız. Söylediklerine biz varis oluruz ve o bize tek başına gelir. Kendileri için destek sağlasınlar diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler. Asla! (İlah edindikleri şeyler) onların (kendilerine) ibadetlerini inkâr edecek ve onlara karşıt olacaklar. Bizim kâfirlere kendilerini kışkırtıp duran şeytanlar gönderdiğimizi görmedin mi? Onlar hakkında acele etme. Biz onların (günlerini) sayıyoruz. Takva sahiplerini heyet halinde Rahman'ın huzuruna topladığımız gün, Günâhkârları da susuz topluluk halinde cehenneme sürdüğümüz (gün), Rahman'ın katında bir ahid almış olanların dışındakiler şefaat hakkına sahip olamazlar. 'Rahman çocuk edindi' dediler. Andolsun siz, çok çirkin bir şey ortaya attınız. Bundan dolayı neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar parçalanıp çökecek. Rahman'a çocuk isnad ettiler diye! Oysa Rahman'a çocuk edinmek yaraşmaz. Göklerde ve yerde bulunanların hiçbiri müstesna olmaksızın hepsi Rahman'a kul olarak gelir. Andolsun O, onların tümünü kuşatmış ve sayı olarak da saymıştır. Onların hepsi kıyamet günü O'na tek başlarına geleceklerdir. İman edip de salih ameller işleyenlere Rahman bir sevgi verecektir. Onunla (Kur'an'la) takva sahiplerini müjdeleyesin ve direnen bir kavmi uyarasın diye onu senin dilinle kolaylaştırdık. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Şimdi onlardan birini hissediyor veya bir fısıltılarını duyuyor musun? Ta. Ha. Biz sana Kur'an'ı güçlük çekmen için indirmedik. Ancak (Allah'tan) korkan için bir öğüt olarak (indirdik). Yeri ve yüce gökleri yaratan tarafından indirilmiş (bir kitaptır). O Rahman, Arş'ı kuşatmıştır. Göklerde, yerde, bu ikisinin arasında ve toprağın altında ne varsa hepsi O'nundur. Sen sözü açığa vursan da (gizlesen de birdir). Çünkü muhakkak O gizliyi de ondan daha gizlisini de bilir. Allah (O'dur) ki, O'ndan başka ilâh yoktur. En güzel isimler O'nundur. Sana Musa'nın haberi geldi mi? Hani o bir ateş görmüştü de ailesine: 'Siz durun. Ben bir ateş gördüm. Umarım oradan size bir kor getirir yahut ateşin yanında bir yol gösterici bulurum' demişti. Onun yanına gelince: 'Ey Musa!' diye seslenildi. 'Ben, şüphesiz senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar. Sen kutsal vadi olan Tuva'dasın. Ben seni seçtim. Artık vahyolunanı dinle. Şüphesiz ben Allah'ım. Benden başka ilâh yoktur. Şu halde bana kulluk et ve beni anmak için namaz kıl. Muhakkak kıyamet gelecektir. Her canın gösterdiği çabanın karşılığını görmesi için onu gizlemekteyim. Ona inanmayıp da kendi arzusuna uyan kimse seni ondan alıkoymasın. Yoksa helâk olursun. Şu sağ elindeki nedir, ey Musa?' Dedi ki: 'O asamdır. Ona dayanırım. Onunla koyunlarıma (yaprak) silkerim. Onda benim için daha başka yararlar da vardır.' (Allah) dedi ki: 'Onu at, ey Musa!' Böylece onu attı. Birden o, hızla koşan bir yılan oluverdi. (Allah) dedi ki: 'Onu al ve korkma. Onu tekrar ilk haline döndüreceğiz. Elini yanına sok. Bir hastalık olmadan, başka bir mucize olarak, bembeyaz çıksın. Böylece sana, büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım. Firavun'a git. Çünkü o gerçekten azdı.' Dedi ki: 'Rabbim! Benim göğsüme genişlik ver. Bana işimi kolaylaştır. Dilimden düğümü çöz. Ki sözümü iyi anlasınlar. Bana ailemden bir yardımcı ver. Kardeşim Harun'u. Onunla arkamı güçlendir. Onu işimde ortak kıl. Böylece seni çok tesbih edelim. Ve seni çok analım. Şüphesiz sen bizi görmektesin.' (Allah) dedi ki: 'İstediğin sana verilmiştir, ey Musa! Andolsun biz sana bir başka defa gene lütufta bulunmuştuk. Hani annene vahyolunanı vahyetmiştik: 'Onu sandığa koyup suya bırak, su onu sahile bıraksın. Benim de düşmanım onun da düşmanı olan kişi (Firavun) onu alacaktır.' Gözümün önünde yetiştirilmen için tarafımdan sana bir sevgi bıraktım. Hani kızkardeşin dolaşıp: 'Ona bakacak birini size bildireyim mi?' diyordu. Böylece gözü aydın olsun ve üzülmesin diye seni annene döndürdük. Sen bir can öldürmüştün de seni tasadan kurtarmış ve çeşitli şekillerde imtihan etmiştik. Medyen halkı arasında yıllarca kaldın sonra da bir takdir üzere (buraya) geldin, ey Musa! Seni kendim için seçtim. Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin. Firavun'a gidin. Çünkü o gerçekten azdı. Ona yumuşak söz söyleyin. Umulur ki öğüt alır veya korkar. Dediler ki: 'Rabbimiz! Biz onun bize karşı taşkınlık etmesinden ya da iyice azmasından korkuyoruz.' Dedi ki: 'Korkmayın! Çünkü ben sizinleyim. Duyuyor ve görüyorum.' Haydi ona gidip deyin ki: 'Biz Rabbinin iki elçisiyiz. İsrailoğullarını bizimle gönder ve onlara işkence etme. Şüphesiz biz sana Rabbinden ayetle geldik. Selâm hidayete uyanların üzerinedir. Doğrusu bize azabın, yalanlayanın ve yüz çevirenin üzerine olduğu vahyedilmiştir.' (Firavun) dedi ki: 'Sizin Rabbiniz kimdir, ey Musa?.' Dedi ki: 'Rabbimiz her şeye yaratılış (biçim)ini veren sonra doğru yola iletendir.' (Firavun) dedi ki: 'Peki ilk nesillerin durumu nedir?' (Musa) dedi ki: 'Onların bilgisi Rabbimin katında bir kitaptadır. Rabbim ne yanılır ne de unutur! O, sizin için yeri bir döşek yapan, onda size yollar açan ve gökten yağmur indirendir.' Böylece onunla çeşitli bitkilerden çift çift çıkardık. Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler vardır. Sizi ondan yarattık, ona döndüreceğiz ve bir kere daha ondan çıkaracağız. Andolsun ki ona (Firavun'a) ayetlerimizin tümünü gösterdik de o yalanladı ve ayak diretti. Dedi ki: 'Sen, büyünle bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin, ey Musa? Muhakkak, biz de sana karşı benzer bir büyü getireceğiz. Şimdi sen kendinle bizim aramızda bir buluşma yer ve zamanı belirle. Senin de bizim de karşı olmayacağımız uygun bir yer olsun. Dedi ki: 'Buluşma zamanımız süs günü ve insanların toplanacağı kuşluk vaktidir.' Bunun üzerine Firavun dönüp gitti, hilesini (gerçekleştirecek büyücülerini) topladı sonra geldi. Musa onlara dedi ki: 'Yazık size! Allah'a karşı yalan uydurmayın. Sonra bir azapla sizin kökünüzü kurutur. Yalan uyduran perişan olmuştur.' Bunun üzerine (büyücüler) işlerini aralarında tartıştılar ve gizlice konuştular. Dediler ki: 'Bunlar muhakkak, büyüleriyle sizi yurdunuzdan çıkarmak ve sizin örnek yolunuzu (dininizi) yok etmek isteyen iki büyücüdür. Onun için tuzaklarınızı toplayın sonra sıra halinde gelin. Bugün üstün gelen umduğuna erer.' Dediler ki: 'Ey Musa! Ya sen at, ya da önce atan biz olalım!' 'Hayır, siz atın' dedi. Birden, büyülerinden dolayı onların ipleri ve değnekleri kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü. Bu yüzden Musa, içinde bir korku hissetti. Dedik ki: 'Korkma! Şüphesiz üstün gelecek sensin sen! Sağ elindekini at, onların yaptıklarını yutacaktır. Çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü tuzağıdır. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.' Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar. 'Harun ve Musa'nın Rabbine iman ettik' dediler. (Firavun) dedi ki: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? Muhakkak o size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Öyleyse ben de sizin ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek ve sizi hurma dallarına asacağım. Siz de hangimizin azabının daha şiddetli ve daha kalıcı olduğunu bileceksiniz!' (Büyücüler) dediler ki: 'Bize gelen açık delillere ve bizi yaratana seni tercih etmeyeceğiz. Sen ne hüküm veriyorsan ver. Sen ancak bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin. Biz, hatalarımızı ve senin bizi yapmaya zorladığın büyüyü bağışlaması için Rabbimize iman ettik. Allah daha hayırlı ve daha süreklidir. Kim Rabbine suçlu olarak gelirse ona cehennem vardır. Orada ne ölür ne de yaşar. Kim de salih ameller işlemiş bir mü'min olarak gelirse işte onlar için yüksek dereceler vardır. İçinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri. İşte bu, arınanların mükâfatıdır. Andolsun ki Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüt ve (düşmanlarının) yetişmelerinden korkmaksızın ve endişeye kapılmaksızın onlar için denizden kuru bir yol aç' diye vahyetmiştik. Firavun askerleriyle onların peşlerine düştü. Nihayet denizde onları kaplayan kaplayıverdi. Firavun kavmini saptırdı ve onları doğru yola yöneltmedi. Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, Tur'un sağ yanında size vaadde bulunduk ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın eti indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizlerinden yiyin ve bu konuda taşkınlık etmeyin. Yoksa gazabım üzerinize iner. Kimin üzerine gazabım inerse, o, uçuruma yuvarlanmıştır. Şüphesiz ben tevbe eden, iman eden, salih amel işleyen sonra hidayete eren için çok bağışlayıcıyım. 'Seni kavminden çabucak ayrılmaya yönelten sebep nedir, ey Musa?' Dedi ki: 'Onlar da benim izimdedirler. Rabbim! Hoşnud olasın diye sana (gelmekte) acele ettim.' (Allah) dedi ki: 'Biz senden sonra kavmini imtihan ettik. SâmirŒ onları saptırdı.' Bunun üzerine Musa öfkeli ve tasalı olarak kavmine döndü. 'Ey kavmim! Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmamış mıydı? Aradan geçen zaman size uzun mu geldi yoksa Rabbiniz katından üzerinize bir gazap inmesini mi istediniz ki bana olan sözünüzden döndünüz?' dedi. Dediler ki: 'Biz sana verdiğimiz sözden kendi başımıza dönmedik. Ancak o kavmin süs eşyalarından bize birtakım yükler yüklenmişti. Onları (ateşe) attık. Aynı şekilde SâmirŒ de attı.' Sonra onlara böğüren buzağı heykeli çıkardı. Dediler ki: 'Sizin ilâhınız da Musa'nın ilâhı da işte budur. Fakat o unuttu.' Onun onlara bir sözle cevap veremediğini ve kendilerine ne bir zarar ne de bir yarar dokundurma gücünün olmadığını görmüyorlar mı(ydı)? Andolsun ki Harun onlara daha önce: 'Ey kavmim! Şüphesiz siz bununla imtihan olundunuz. Sizin gerçek Rabbiniz Rahman'dır. Siz bana uyun ve emrime itaat edin' demişti. Dediler ki: 'Musa bize dönünceye kadar ona tapınmaktan geri durmayacağız.' (Musa) dedi ki: 'Ey Harun! Onların sapıttıklarını gördüğünde seni alıkoyan ne oldu! Neden bana uymadın? Emrime karşı mı geldin? (Harun) dedi ki: 'Ey annemin oğlu! Sakalımdan ve başımdan tutma! Ben: 'İsrailoğullarının arasında ayrılık çıkardın ve sözümü tutmadın' demenden korktum.' (Musa): 'Ya senin yaptığın nedir, ey Sâmiri?' dedi. Dedi ki: 'Ben onların görmediklerini gördüm ve elçinin (Cebrail'in) izinden bir avuç (toprak) aldım ve onu (buzağı heykelinin içine) attım. Nefsim de böyle yapmayı bana hoş gösterdi.' (Musa) dedi ki: 'Git! Senin hayat boyunca yapacağın 'bana dokunulmasın' demek olacaktır. Senin için kendisinden kaçınamayacağın bir buluşma vakti de vardır. Şimdi kendisine tapındığın şu ilâhına bak! Andolsun biz onu yakacak sonra da darmadağın edip denize savuracağız. Sizin ilâhınız ancak kendinden başka ilâh olmayan Allah'tır. O ilim yönünden her şeyi kuşatmıştır.' İşte böyle, geçmişlerin haberlerinden bazılarını sana anlatıyoruz. Gerçekten katımızdan sana bir de zikir verdik. Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz o kıyamet günü bir günâh yükü yüklenecektir. Orada sürekli kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür! O gün Sur'a üflenir ve biz suçluları o gün (gözleri ve yüzleri) gök rengine bürünmüş bir halde toplarız. '(Dünyada) sadece on (gün) kaldınız' diye aralarında fısıldaşırlar. Onların dediklerini biz daha iyi biliriz. En tutarlı görüş sahipleri de: 'Sadece bir gün kaldınız' der. Sana dağlardan soruyorlar. De ki: 'Rabbim onları ufalayıp savuracak, Yerlerini dümdüz, çırılçıplak halde bırakacaktır.' Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göreceksin. O gün hiçbir tarafa sapmadan çağırıcıya uyarlar. Rahman'a karşı sesler kısılmıştır. Artık bir hışırtıdan başka bir şey duymazsın. O gün, kendisine Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Onlarsa O'nu bilgi bakımından kuşatamazlar. Yüzler her zaman diri olan ve her zaman koruyup gözeten (Allah)'a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen ise kaybetmiştir. Kim de mü'min olarak salih ameller işlerse o ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar. İşte onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri çeşitli şekillerde açıkladık. Umulur ki sakınırlar ya da bu onlara bir ibret verir. Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan Kur'an('ı okuma)da acele etme ve: 'Rabbim! İlmimi artır! de. Andolsun biz daha önce Adem'e ahid vermiştik ancak o unuttu. Biz onda bir kararlılık bulmadık. Biz meleklere: 'Adem'e secde edin' dediğimizde İblis dışında hepsi secde etmişti. O ise kaçınmıştı. Bunun üzerine dedik ki: 'Ey Adem! Şüphesiz bu, sana da, eşine de düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Sonra zorluk çekersin.' Şüphesiz sen orada acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın. Ve sen orada susamayacak ve güneş sıcağında yanmayacaksın. Sonunda şeytan ona vesvese verdi ve: 'Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü bildireyim mi?' dedi. Böylece ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri açıldı ve cennet yapraklarıyla üstlerini örtmeye başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi ve yolu şaşırdı. Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti. Dedi ki: 'Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Artık size benden hidayet geldiğinde kim hidayetime uyarsa o ne sapar ne de bedbaht olur. Kim de benim zikrimden yüz çevirirse onun için sıkıntılı bir geçim vardır. Kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz. O: 'Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin, oysa ben gören biriydim?' der. (Allah da) der ki: 'Öyledir. Sana ayetlerimiz gelmişti de, onları unutmuştun. Bugün de sen işte böyle unutulursun!' İşte sınırı aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Ahiret azabı elbette daha çetin ve daha süreklidir. Kendilerinden önce nice nesilleri helâk etmiş olmamız onları yola getirmedi mi? Oysa kendileri de onların kaldıkları yerlerde dolaşıyorlar. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ayetler vardır. Rabbin tarafından önceden geçmiş bir söz ve belirlenmiş bir ecel olmasaydı şüphesiz (azap) kaçınılmaz olurdu. Sen onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bazı saatlerinde ve gündüzün taraflarında da tesbih et. Umulur ki hoşnut olursun. Kendilerini imtihan etmek için onlardan bazılarını yararlandırdığımız dünya hayatının süslerine gözlerini dikme. Rabbinin rızkı daha hayırlı ve daha süreklidir. Ailene namazı emret. Kendin de ona sabırla devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Seni biz rızıklandırıyoruz. Sonuç takva (sahipleri)nindir. 'O (Muhammed), bize Rabbinden bir ayet getirmeli değil miydi?' dediler. Onlara önceki kitaplarda bulunan açık delil(ler) gelmedi mi? Eğer onları daha önce bir azapla helâk etseydik mutlaka: 'Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, aşağılık ve rezil olmadan önce senin ayetlerine uysaydık' derlerdi. De ki: 'Herkes gözetlemektedir. Siz de gözetleyin. Düzgün yolda gidenlerin kimler olduklarını ve hidayete erenlerin kimler olduklarını yakında bileceksiniz.' İnsanların hesapları yaklaştı. Oysa onlar gaflet içinde, yüz çevirmektedirler. Ne zaman kendilerine Rablerinden yeni bir uyarı gelse onu ancak alaya alarak dinlerler. Kalpleri de eğlencededir. Zulmedenler: 'Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Şimdi siz gözünüz göre göre sihre mi gideceksiniz?' diye aralarında gizlice konuşurlar. Dedi ki: 'Rabbim gökte de yerde de (her) sözü bilir. O, duyandır, bilendir.' 'Hayır; bu ancak karışık rüyalardan ibarettir. Hayır, bunu o kendisi uydurmuştur. Hayır o bir şairdir. Öyle değilse öncekilere gönderildiği gibi bize bir ayet (mucize) getirsin' dediler. Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler? Senden önce de (elçi olarak) kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkalarını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline sorun. Biz onları yemek yemeyen cesetler kılmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi. Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri ise helak ettik. Andolsun ki size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Akıl etmiyor musunuz? Biz zalim olan nice kenti helak ettik ve onlardan sonra başka kavimler var ettik. Onlar zorlu azabımızı hissettiklerinde hemen oradan kaçıyorlardı. 'Kaçmayın, size sağlanan refaha ve yurtlarınıza dönün. Olur ki sorguya çekilirsiniz.' 'Yazık bize! Gerçekten biz zalimlermişiz' dediler. Bu haykırmaları biz onları biçilmiş ekin ve sönmüş kül yığını haline getirinceye kadar kesilmedi. Biz göğü, yeri ve bu ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Biz eğer bir eğlence edinmek isteseydik elbette onu kendi katımızdan edinirdik. Eğer yapacak olsaydık! Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da onun beynini parçalar. Bir de bakarsınız o yokolup gitmiştir. Nitelemelerinizden dolayı yazık size! Göklerde ve yerde kim varsa O'nundur. O'nun huzurundakiler O'na ibadette büyüklüğe kapılmazlar ve yorulmazlar. Gece ve gündüz tesbih eder; hiç ara vermezler. Yoksa onlar, yerden birtakım ilahlar edindiler de onlar mı diriltecekler? O ikisinde Allah'tan başka ilahlar olsaydı ikisi de bozulup giderdi. Arşın Rabbi olan Allah onların nitelendirmelerinden münezzehtir. O yaptığından sorumlu tutulmaz; oysa onlar sorumlu tutulurlar. Yoksa O'ndan başka ilahlar mı edindiler? De ki: 'Kesin delilinizi getirin. İşte benimle beraber olanların zikri de, benden öncekilerin zikri de budur.' Hayır, onların çoğu hakkı bilmiyor bundan dolayı onlar yüz çevirmektedirler. Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki ona: 'Benden başka ilah yoktur; şu halde bana kulluk edin' diye vahyetmiş olmayalım. 'Rahman çocuk edindi' dediler. O münezzehtir. Hayır (melekler) şerefli kılınmış kullardır. Onlar sözle (de olsa) O'nun önüne geçmezler ve onlar O'nun emriyle hareket ederler. O (Allah) onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. O'nun hoşnut olduğu kimseden başkasına şefaat etmezler. O'nun korkusuyla titremektedirler. Onlardan kim: 'Ben O'ndan ayrı bir ilahım' derse onu cehennemle cezalandırırız. Zalimleri işte böyle cezalandırırız. İnkar edenler görmediler mi ki, göklerle yer bitişikken biz onları ayırdık ve her canlı şeyi sudan yarattık? Hala iman etmeyecekler mi? Yeryüzü onları sarsmasın diye üzerinde sabit dağlar yarattık ve doğru gidebilsinler diye orada geniş yollar açtık. Göğü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlarsa ondaki ayetlerden yüz çevirmektedirler. Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Her biri bir yörünge üzerinde yüzmektedir. Senden önce de hiçbir insana ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen onlar ebedi mi kalacaklar? Her can ölümü tadacaktır. Bir imtihan olarak biz sizi hayra da şerre de mübtela kılıyoruz. (Sonuçta) bize döndürüleceksiniz. İnkar edenler seni gördüklerinde seni ancak alay konusu edinmektedirler. 'Sizin ilahlarınızı diline dolayan bu mu?' Oysa Rahman'ın zikrini inkar edenler işte onlardır. İnsan (adeta) 'acele'den yaratılmıştır. Size ayetlerimi göstereceğim, benden aceleyle istemeyin. Diyorlar ki: 'Eğer doğru sözlüler iseniz, şu vaad (kıyamet ve azap) ne zamandır?' İnkar edenler yüzlerinden de arkalarından da ateşi savamayacakları ve yardım göremeyecekleri zamanı bir bilselerdi. Hayır o, onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkına çevirecek. Artık ne onu geri çevirmeye güç yetirebilecekler ne de kendilerine süre tanınacak. Andolsun senden önceki peygamberlerle de alay edildi. Ancak alay edenleri, alaya aldıkları şey kuşatıverdi. De ki: 'Gece ve gündüz sizi Rahman'dan kim koruyabilir?' Hayır, onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmektedirler. Yoksa onların kendilerini bize karşı savunacak ilahları mı var? Onlar kendi kendilerine yardım etmeye güç yetiremezler. Bizim tarafımızdan ise yakınlık göremezler. Doğrusu biz onları ve atalarını yararlandırdık. Öyle ki ömür onlara uzun geldi. Bizim yere gelip onu etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Şu halde üstün gelenler onlar mıdır? De ki: 'Ben sizi ancak vahiyle uyarıyorum. Ama sağırlar uyarıldıklarında çağrıyı duymazlar.' Andolsun ki onlara Rabbinin azabından ufak bir esinti dokunsa mutlaka: 'Yazık bize! Gerçekten biz zalimlermişiz' diyeceklerdir. Kıyamet günü için adalet terazilerini koyarız. Hiç kimseye bir haksızlık edilmez. Bir hardal tanesi ağırlığında bile olsa onu getiririz. Hesap görücü olarak biz yeteriz. Andolsun biz Musa ile Harun'a takva sahipleri için bir ışık ve bir öğüt olarak hakkı batıldan ayıran kitabı (furkanı) verdik. Onlar Rablerinden gıyaben korkarlar ve onların kıyamet saatinden içleri titrer. Bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? Andolsun biz daha önce İbrahim'e doğru yolu bulma kabiliyeti vermiştik ve biz onu biliyorduk. O babasına ve kavmine: 'Sizin kendilerine tapınmakta olduğunuz şu heykeller de nedir?' demişti. Dediler ki: 'Biz atalarımızı onlara tapar bulduk.' (İbrahim) dedi ki: 'Andolsun siz de atalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz.' Onlar: 'Sen bize hakkı mı getirdin yoksa şaka yapanlardan mısın?' dediler. Dedi ki: 'Hayır. Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki onları O yaratmıştır. Ben de buna şahitlik edenlerdenim. Ve Allah'a yemin olsun ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım.' Böylece belki ona başvururlar diye büyükleri dışında putları paramparça etti. 'İlahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o zalimlerden biridir' dediler. 'Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını duyduk' dediler. Dediler ki: 'Öyleyse onu insanların gözlerinin önüne getirin. Olur ki onlar da şahit olurlar!' 'İlahlarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?' dediler. 'Belki bu işi şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabiliyorlarsa onlara sorun!' dedi. Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurarak: 'Şüphesiz sizsiniz asıl zalimler, siz' dediler. Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: 'Andolsun bunların konuşamayacaklarını sen de bilirsin!' Dedi ki: 'Öyleyse Allah'ı bırakıp da size hiçbir yararı ve zararı olmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Size de Allah'tan ayrı taptıklarınıza da yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz? Dediler ki: 'Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin!' Biz de dedik ki: 'Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol.' Ona bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz asıl kendilerini hüsrana uğrattık. Onu da Lut'u da içinde alemler için bereketler verdiğimiz yere (ulaştırıp) kurtardık. Ona İshak'ı ve fazladan da Yakub'u bahşettik. Hepsini de salih kimseler eyledik. Onları bizim emrimizle doğruya ileten önderler kıldık. Kendilerine hayırları işlemeyi, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi. Lut'a da hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Doğrusu onlar yoldan çıkmış kötü bir kavimdiler. Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o salihlerdendi. Nuh da daha önce yakarmıştı. Biz onun duasını kabul etmiş, böylece onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık. Ayetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım ettik. Onlar kötü bir kavimdiler, biz de onların tümünü suda boğduk. Davud ve Süleyman da; hani halkın koyunlarının içine yayıldığı bir ekin hakkında hüküm veriyorlardı. Biz onların hükümlerine şahittik. Biz bunu(n hükmünü) Süleyman'a bildirdik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etmeleri üzere dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bütün bunları) yapan bizdik. Ona, sizi savaşların şiddetinden korusun diye sizin için zırh yapmayı öğrettik. Ama siz şükrediyor musunuz? Süleyman'a da şiddetle esen rüzgarı (boyun eğdirmiştik). O, onun emriyle içini bereketli kıldığımız yere akıp giderdi. Biz her şeyi bileniz. Şeytanlardan onun için (denize) dalan ve bundan başka işler görenleri de (onun emrine vermiştik). Biz onları koruyorduk. Eyyub('u) da (an). Hani o Rabbine: 'Doğrusu bu dert bana dokundu ve sen merhametlilerin en merhametlisisin' diye yakarışta bulunmuştu. Biz de onun duasını kabul ettik, üzerindeki derdi kaldırdık ve tarafımızdan bir rahmet, ibadet edenler için de bir ibret olarak ona ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını daha verdik. İsmail, İdris ve Zulkifl('i) de (an). Hepsi sabredenlerdendi. Onları da rahmetimize soktuk. Çünkü onlar salihlerdendi. Balık sahibi (Yunus'u) da (an). Hani o öfkeli olarak gitmiş ve bizim kendisini darlığa sokmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıkların içinde: 'Senden başka ilah yoktur. Seni tenzih ederim. Ben zalimlerden oldum' diye yakarışta bulunmuştu. Biz de onun duasını kabul ettik ve onu kederden kurtardık. İşte biz mü'minleri böyle kurtarırız. Zekeriya('yı) da (an). Hani o: 'Rabbim beni yalnız başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın' diye yakarışta bulunmuştu. Biz de onun duasını kabul ettik, ona Yahya'yı bahşettik ve hanımını (doğum yapmaya) elverişli kıldık. Gerçekten onlar hayırlarda yarışır, umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Bize gönülden saygı duyarlardı. O ırzını korumuş olan(ı) da (an) ki, biz ona ruhumuzdan üfledik, onu ve oğlunu alemler için bir ayet (ibret) kıldık. İşte sizin bu ümmetiniz bir tek ümmettir. Ben de sizin Rabbinizim. Öyleyse bana ibadet edin. Onlar işlerini aralarında parçaladılar. (Sonuçta) hepsi bize dönecektir. Artık kim mü'min olarak salih ameller işlerse onun gayreti inkar edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız. Bizim helak ettiğimiz bir şehre artık (dünya) hayatı haramdır. Şüphesiz onlar bir daha dönemezler. Nihayet Ye'cuc ve Me'cuc('un setleri) açıldığında onlar her tepeden akın ederler. Hak olan vaad yaklaşmıştır. İşte o zaman inkar edenlerin gözleri dışarı fırlar. 'Yazık bize! Doğrusu biz bundan gafletteydik. Hayır, biz zalimlerdik.' Şüphesiz siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz. Eğer onlar ilahlar olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sonsuza kadar kalacaktır. Onlara orada şiddetli inlemeler vardır ve onlar orada duymazlar. Bizden kendileri için önceden güzellik takdir edilmiş olanlar işte onlar oradan uzaklaştırılırlar. Onun uğultusunu duymazlar ve onlar canlarının çektiği şeyler içinde sonsuzdurlar. O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları: 'İşte bu, size vaadedilmiş olan gününüzdür' diye karşılarlar. O gün gökleri, kitapların sayfalarını dürer gibi düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Bu bizim üzerimize bir vaaddir. Doğrusu biz (istediğimizi) yaparız. Andolsun biz Zikir'den sonra Zebur'da da: 'Şüphesiz Arz'a salih kullarım varis olacaklardır' diye yazmıştık. Şüphesiz bunda kulluk eden bir topluluk için yeterli öğüt vardır. Biz seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik. De ki: 'Bana sizin ilahınızın ancak bir ilah olduğu vahyolunuyor. Artık siz Müslüman olacak mısınız?' Eğer yüz çevirirlerse de ki: 'Size (gerçeği) eşit olarak bildirdim. Size vaadedilenin yakın mı yoksa uzak mı olduğunu ben bilemem. Şüphesiz O, sözün açıktan söylenenini de bilir, gizlediklerinizi de bilir. Bilemem, belki bu sizin için bir imtihan ve belli bir süreye kadar bir yararlandırmadır.' (Peygamber) dedi ki: 'Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Şüphesiz bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı kendinden yardım istenen Rahman'dır.' Ey insanlar! Rabbinizden sakının. Doğrusu kıyamet saatinin sarsıntısı büyük bir şeydir. Onu gördüğünüz gün her emzikli kadın emzirdiğinden geçer ve her gebe kadın yükünü düşürür. İnsanları sarhoş görürsün. Oysa onlar sarhoş değildirler ama Allah'ın azabı şiddetlidir. İnsanlardan kimi de Allah hakkında bilgisizce tartışır ve her azgın şeytana uyar. Onun (şeytanın) hakkında: 'Kim onu kendine dost edinirse o onu saptırır ve çılgın ateşin azabına yöneltir' diye yazılmıştır. Ey insanlar! Eğer öldükten sonra yeniden dirilişten şüphedeyseniz (bilin ki); biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (embriyodan), sonra yaratılış şekli belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık ki, size (gücümüzü) açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar rahimlerde tutuyoruz. Sonra sizi bebek olarak çıkarıyoruz. Sonra erginlik çağınıza ermeniz için (büyütüyoruz). Kiminiz öldürülür, kiminiz de bilgiden sonra bir şey bilmez hale gelsin diye hayatın en perişan haline döndürülür. Yeryüzünü kupkuru görürsün. Fakat biz onun üzerine suyu indirdiğimizde hareketlenir, kabarır ve her güzel çiftten bitirir. Bu böyledir; çünkü Allah, hakkın kendisidir, O ölüleri diriltir ve O her şeye güç yetirir. Ve (çünkü) kıyamet saati gelecektir, bunda şüphe yoktur ve Allah kabirlerde olanları diriltecektir. İnsanlardan kimi de bilgisizce, bir yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır. Allah'ın yolundan saptırmak için (kibirle) kasılarak (bunu yapar). Dünyada onun için rezillik vardır; kıyamet gününde de ona yakıcı ateşin azabını tattıracağız. 'Bu senin kendi ellerinle işlediğinin karşılığıdır. Yoksa Allah, kullarına haksızlık etmez.' İnsanlardan kimi de Allah'a bir kenardan (yarım yamalak) ibadet eder. Eğer kendine bir hayır dokunursa onunla tatmin olur ve eğer başına bir bela gelirse yüzüstü döner. O dünyayı da ahireti de kaybetmiştir. İşte bu apaçık bir kayıptır. Allah'ı bırakıp kendisine ne zarar ne de yarar veremeyen şeylere yalvarır. İşte bu uzak bir sapıklıktır. Zararı faydasından daha yakın olana yalvarır. O ne kötü yardımcı ve ne kötü arkadaştır. Şüphesiz Allah iman edip salih ameller işleyenleri altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Doğrusu Allah istediğini yapar. Kim Allah'ın ona (peygambere) dünyada ve ahirette yardım etmeyeceğini sanıyorsa göğe bir araç uzatsın sonra kessin de baksın bakalım bu oyunu onun öfkesini giderecek mi? İşte böylece onu (Kur'an'ı) apaçık ayetler olarak indirdik. Şüphesiz Allah dilediğini doğru yola iletir. Şüphesiz iman edenlerin, yahudilerin, sabiilerin, hıristiyanların, mecusilerin ve ortak koşanların arasında kıyamet günü Allah hükmünü verecektir. Doğrusu Allah her şeye şahittir. Göklerde ve yerde olanlar, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanların bir çoğunun Allah'a secde ettiklerini görmedin mi? Bir çoğuna da azab hak olmuştur. Allah kimi aşağılık kılarsa artık onu yücelten biri olmaz. Allah dilediğini yapar. Bunlar Rableri hakkında çekişen iki hasım taraftır. İnkar edenler için ateşten elbiseler biçilmiştir. Başlarının üstünden kaynar su dökülür. Onunla karınlarının içindekiler ve derileri eritilir. Onlar için demirden kamçılar vardır. Her ne zaman oradan çıkmak isteseler oraya geri döndürülürler. 'Tadın yakıcı ateşin azabını.' Şüphesiz Allah iman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere sokacaktır. Orada altından bileziklerle ve incilerle süslenirler. Oradaki giysileri de ipektir. Onlar sözün güzeline yöneltilmişlerdir. Çok övülen (Allah')ın yoluna iletilmişlerdir. İnkar edenler, Allah'ın yolundan ve içerisinde oranın yerlisi ile dışarıdan gelen bir olmak üzere insanlar için (ibadet ve ziyaret yeri) kıldığımız Mescidi Haram'dan alıkoyanlar (bilsinler ki); kim orada saptırmaya ve zulme yeltenirse biz ona acıklı bir azap tattırırız. Hani biz İbrahim'e Ev'in (Kabe'nin) yerini belirtmiş (şöyle demiştik): 'Bana bir şeyi ortak koşma ve evimi tavaf edenler, kıyam edenler, rüku edenler ve secde edenler için temizle. İnsanlar içinde haccı duyur ki gerek yürüyerek ve gerekse uzak yollardan gelen bineklerle sana gelsinler. Ki kendileri için birtakım yararlara şahit olsunlar ve kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine belli günlerde Allah'ın adını ansınlar. Onlardan yiyin ve zor durumdaki yoksula da yedirin. Sonra kirlerini gidersinler, adaklarını yerine getirsinler ve Eski Ev'i (Kabe'yi) tavaf etsinler.' İşte böyle! Kim Alah'ın yasaklarına saygı gösterirse bu onun için Rabbinin katında hayırlıdır. Hayvanların size okunanların dışında kalanları size helal kılındı. Öyleyse iğrenç putlardan uzak durun ve yalan sözden sakının. O'na ortak koşmadan Allah'ı bir bilenler olarak (putlardan kaçının). Kim Allah'a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş ve kendisini kuş kapıyor yahut rüzgar onu uzak bir yere sürüklüyor gibidir. İşte böyle! Kim Allah'ın işaretlerini yüceltirse şüphesiz bu kalplerin takvasındandır. Sizin için onlarda belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra onların varacakları yer Eski Ev'dir. Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O'nun adını anmaları için bir ibadet yeri (veya kurban kesme yeri) belirledik. İlahınız bir tek ilahtır. Yalnız O'na teslim olun. Alçakgönüllükle itaat edenleri müjdele. Onlar ki, Allah anıldığında kalpleri ürperir; başlarına gelenlere sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan hayra harcarlar. Kurbanlık develeri de sizin için Allah'ın işaretlerinden kıldık. Onlarda sizin için hayır vardır. Onlar (kesilmek üzere) bağlı olarak ayakta dururlarken üzerlerine Allah'ın adını anın. (Kesilip) yanları üstüne düştüklerinde artık onlardan yiyin; kanaat ed(ip istemey)ene ve isteyene de yedirin. İşte böylece onları sizin emrinize verdik. Olur ki şükredersiniz. Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Ancak sizden O'na yalnız takva ulaşır. İşte böylece onları sizin emrinize verdi ki sizi hidayete erdirmesine karşılık Allah'ı yüceltesiniz . İyilik edenleri müjdele. Şüphesiz Allah iman edenleri savunur. Allah hiçbir hain ve nankörü sevmez. Kendileriyle savaşılan (mü'minlere) zulmedilmeleri dolayısıyla (savaşa) izin verilmiştir. Şüphesiz Allah onlara yardım etmeye güç yetirir. Onlar sırf: 'Rabbimiz Allah'tır' dediklerinden dolayı haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır. Eğer Allah'ın insanların bazılarını bazılarıyla savması olmasaydı şüphesiz içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allah kendine yardım edenlere elbette yardım edecektir. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir. Onlar, kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah'ındır. Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh kavmi, Ad ve Semud da yalanlamıştı. İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de. Medyen ahalisi de. Musa da yalanlanmıştı. Ama ben kâfirlere önce biraz süre tanıdım sonra onları yakaladım. Benim inkarım nasılmış? (Halkı) zalim olduğu için helak ettiğimiz nice kentler vardır ki şimdi oraların damları duvarlarının üstüne çökmüş haldedir. (Oralarda) nice kullanılmaz halde kuyu ve (bomboş bırakılmış) sağlam köşk vardır. Akıl edecekleri kalplere ve duyacakları kulaklara sahip olmak için yeryüzünde dolaşmadılar mı?. Doğrusu gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur. Senden azabı çarçabuk istiyorlar. Allah sözünden dönmeyecektir. Doğrusu Rabbinin katında bir gün sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir. Nice kentlere zalim oldukları halde süre tanıdım sonra yakalayıverdim. Dönüş ancak banadır. De ki: 'Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.' İman edip salih ameller işleyenler için bağışlanma ve kıymetli bir rızık vardır. Ayetlerimiz konusunda (mü'minleri) acze düşürmek için koşuşturanlar ise işte onlar alevli ateşin halkıdır. Biz senden önce hiçbir elçi veya peygamber (resul veya nebi) göndermedik ki o (bir şey) arzuladığında şeytan onun arzuladığına bir (fitne) karıştırmış olmasın. Allah şeytanın karıştırdığını giderir; sonra Allah kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hakimdir. Şeytanın karıştırdığını, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri kaskatı kesilenlere bir imtihan vesilesi kılması için Allah böyle yapar. Şüphesiz zalimler uzak bir ayrılık içindedirler. Bir de kendilerine ilim verilenlerin onun Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilip de ona iman etmeleri ve kalplerinin ona saygı duyması içindir. Şüphesiz Allah iman edenleri doğru yola iletir. İnkar edenler, kendilerine kıyamet vakti ansızın gelinceye ya da kısır (hayırsız) bir günün azabı erişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) şüphe etmeye devam edeceklerdir. O gün mülk (hükümranlık) yalnız Allah'ındır. O, aralarında hüküm verir. Artık iman edip salih ameller işleyenler nimetlerle dolu cennetlerdedirler. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara ise aşağılayıcı bir azap vardır. Allah yolunda hicret edip sonra öldürülen veya ölenlere gelince; Allah onları muhakkak güzel bir rızıkla rızıklandıracaktır. Şüphesiz Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır. Muhakkak Allah onları hoşnut olacakları bir yere sokacaktır. Şüphesiz Allah bilendir, hilim sahibidir. Bu böyledir. Kim kendisine uygulanan cezanın aynısını uygular da sonra kendisine karşı taşkınlıkta bulunulursa Allah ona muhakkak yardım edecektir. Doğrusu Allah affedicidir, bağışlayandır. Bu böyledir. Çünkü Allah geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar ve Allah duyandır, görendir. Bu böyledir. Çünkü Allah, hakkın kendisidir. O'ndan başka taptıkları ise batılın ta kendisidir ve Allah uludur, büyüktür. Allah'ın gökten su indirdiğini ve böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah lütüf sahibidir, her şeyden haberdardır. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Muhakkak ki Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır. Allah'ın yerde olanları ve denizde O'nun emriyle akıp giden gemileri hizmetinize verdiğini görmedin mi? O, izni olmadan yerin üzerine düşmesin diye göğü tutmaktadır. Şüphesiz Allah insanlara çok acıyan ve çok rahmet edendir. Sizi dirilten, sonra öldürecek, sonra yeniden diriltecek olan O'dur. Doğrusu insan pek nankördür. Biz her ümmet için bir ibadet tarzı koyduk, onlar buna göre ibadet ederler. Artık (din) iş(in)de seninle çekişmeye girmesinler. Sen Rabbine çağır. Şüphesiz sen dosdoğru bir hidayet üzeresin. Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: 'Allah yaptıklarınızı daha iyi bilmektedir.' Allah kıyamet günü hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerde aranızda hüküm verecektir. Allah'ın gökte ve yerde ne varsa bildiğini bilmez misin? Şüphesiz bu, bir Kitap'tadır. Doğrusu bu Allah için kolaydır. Onlar, Allah'ı bırakıp da haklarında hiçbir delil indirmediği ve haklarında bir bilgi sahibi olmadıkları şeylere tapıyorlar. Zalimler için hiçbir yardımcı yoktur. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda inkar edenlerin yüzlerindeki hoşnutsuzluğu anlarsın. Neredeyse kendilerine ayetlerimizi okuyanların üzerlerine saldıracaklar. De ki: 'Size bundan daha kötüsünü bildireyim mi? Ateş! Allah onu inkar edenlere vaad etmiştir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir.' Ey insanlar! Bir örnek verildi. Şimdi onu dinleyin: Sizin Allah'tan başka taptıklarınız hepsi bunun için biraraya gelseler, bir sinek bile yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa bunu ondan geri alamazlar. İsteyen de istenen de güçsüzdür. Onlar Allah'ı gereği gibi takdir edemediler. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir. Allah meleklerden de insanlardan da elçiler seçer. Şüphesiz Allah duyandır, görendir. O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir. Bütün işler Allah'a döndürülür. Ey iman edenler! Rüku edin, secde eden, Rabbinize ibadet edin ve hayır işleyin. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. Allah uğrunda gereği gibi cihad edin. O sizi seçti ve dinde sizin için bir güçlük kılmadı. Babanız İbrahim'in dininde (olduğu gibi). O, peygamberin sizin üzerinize şahit olması sizin de insanların üzerine şahit olmanız için sizi daha önce de, bunda (Kur'an'da) da Müslümanlar olarak adlandırdı. Artık namazı kılın, zekatı verin ve Allah'a dayanın. O sizin mevlanızdır (dostunuzdur). O ne güzel mevla ve ne güzel yardımcıdır. Mü'minler muhakkak kurtuluşa ermişlerdir. Onlar namazlarında hüşu üzeredirler. Onlar boş şeylerden yüz çevirirler. Onlar zekâtı verirler. Onlar ırzlarını korurlar. Ancak kendi eşleri ve ellerinin altındaki (cariyeleri) hariç. Şüphesiz onlar (bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar. Kim bunun ötesini ararsa işte onlar sınırı aşanlardır. (Yine) onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler. Onlar namazlarını da korurlar. İşte varis olacak olanlar onlardır. Onlar Firdevs'e varis olacaklardır. Onlar orada sürekli kalacaklardır. Andolsun biz insanı bir çamur süzmesinden yarattık. Sonra onu bir nutfe halinde sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Sonra nutfeyi bir alaka (embriyo) olarak yarattık, alakayı da bir çiğnem et şeklinde yarattık, ardından bu bir çiğnem eti kemikler olarak yarattık, ardından da kemiklere et giydirdik. Sonra onu bir başka yaratılışla oluşturduk. Yaratıcıların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir! Sonra siz bunun ardından mutlaka öleceksiniz. Sonra siz kıyamet günü şüphesiz diriltileceksiniz. Andolsun sizin üzerinizde yedi yol yarattık. Biz yaratmadan habersiz değiliz. Gökten belli ölçüyle su indirip onu yere yerleştirdik. Şüphesiz biz onu giderme gücüne de sahibiz. Onunla sizin için hurmalardan ve üzümlerden bahçeler oluşturduk. Sizin için onların içlerinde çok meyveler vardır ve onlardan yersiniz. Yine Turi Sina'dan çıkan bir ağaç (zeytin yetiştirdik). O yağlı ve yiyenlere bir katık olan (ürün) bitirmektedir. Şüphesiz hayvanlarda da sizin için ibret vardır. Onların karınlarında olanlardan size içiririz. Onlarda sizin için çok yararlar vardır ve onlardan yersiniz. Onların ve gemilerin üzerinde taşınmaktasınız. Andolsun biz Nuh'u kavmine elçi olarak gönderdik. O da şöyle dedi: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Artık sakınmaz mısınız?' Kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: 'Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Size üstün olmak istiyor. Allah dileseydi melekleri indirirdi. Biz önceki atalarımızdan da bunu duymadık. O, kendinde delilik olan bir adamdan başkası değildir. Siz onu belli bir süreye kadar gözleyin.' (Nuh) dedi ki: 'Ey Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım eyle.' Biz de ona şöyle vahyettik: 'Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Bizim emrimiz gelip de tandır kaynayınca her türden ikişer tane ve aleyhlerine söz geçmiş olanların dışındaki aile fertlerini onun içine koy. Zulmedenler hakkında bana seslenme. Çünkü onlar boğulacaklardır. Sen ve beraberindekiler gemiye yerleşince: 'Bizi zalimler topluluğundan kurtaran Alah'a hamdolsun' de. Yine de ki: 'Rabbim! Beni kutlu bir konak yerine indir. Sen konuklayanların en hayırlısısın.' Şüphesiz bunda âyetler vardır ve biz muhakkak denemeden geçiririz. Sonra onların artlarından başka nesil yetiştirdik. Onların içlerinde de kendilerinden bir elçi gönderdik. 'Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilâh yoktur. Artık sakınmaz mısınız?' diye. Kavminden inkâr eden, ahiret buluşmasını yalanlayan ve kendilerine dünya hayatında bolluk, refah vermiş olduğumuz ileri gelenler dediler ki: 'Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey değil. Sizin yediğinizden yiyor ve sizin içtiğinizden içiyor. Eğer sizin gibi bir insana itaat ederseniz o zaman siz mutlaka kaybedenler olursunuz. Siz öldükten ve toprak ve kemik olduktan sonra sizin mutlaka yeniden çıkarılacağınızı mı vaad ediyor! Ne kadar uzak! Size vaad edilen şey ne kadar uzak! Şu dünya hayatımızdan başka bir (hayat) yoktur. Ölür ve yaşarız. Biz yeniden diriltilecek değiliz. O Allah'a karşı yalan uyduran bir adamdan başka bir şey değildir ve biz ona inananlar değiliz.' Dedi ki: 'Ey Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık sen bana yardım et.' (Allah) dedi ki: 'Az bir süre sonra pişman olacaklar.' Derken onları hak üzere o korkunç çığlık yakaladı. Böylece onları sel süpürüntüsü haline getirdik. Zâlimler topluluğu uzak olsun! Sonra onların ardlarından başka nesiller yetiştirdik. Hiçbir ümmet ne ecelinden öne geçebilir, ne de geriye bırakılırlar. Sonra elçilerimizi ardarda gönderdik. Her ne zaman bir millete peygamberleri geldiyse onu yalanladılar. Biz de onları (helâkte) birbirlerinin izlerinden yürüttük ve onları efsaneler yaptık. İman etmeyen topluluk uzak olsun! Sonra Musa'yı ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik. Firavun'a ve ileri gelenlerine. Ancak onlar büyüklendiler. Onlar üstünlük taslayan bir topluluktu. 'Kavimleri bize kulluk ettikleri halde bizim gibi iki insana mı inanacağız?' dediler. Böylece onları yalanladılar ve helâk edilenlerden oldular. Andolsun biz Musa'ya, bel ki onunla doğru yola ererler diye Kitab'ı vermiştik. Meryem oğlunu ve annesini de bir ayet kıldık ve onları oturmaya uygun ve çeşmeli bir tepeye yerleştirdik. Ey peygamberler! Temiz şeylerden yiyin ve iyi işler işleyin. Ben sizin yaptıklarınızı bilirim. Şüphesiz sizin bu ümmetiniz tek bir ümmettir. Ben de Rabbinizim. Öyleyse benden sakının. Ancak onlar aralarında işlerini (değişik) kitaplara ayırdılar. Her grup kendi yanında olanla sevinmektedir. Sen onları bir süreye kadar gafletleri içinde bırak. Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine verdiğimiz mal ve oğullarla, Onların iyiliklerine koşuyoruz. Hayır onlar (işin) farkında olmuyorlar. Gerçekten Rabblerinin korkusuyla içleri titreyenler, Rabblerinin ayetlerine inananlar, Rabblerine ortak koşmayanlar, Ve verdiklerini Rabblerine döndürülecekleri için kalpleri ürpererek verenler. İşte onlar hayırlarda yarışırlar ve bunda ileri geçerler. Hiç kimseye güç yetirebileceğinden fazlasını yüklemeyiz. Bizim katımızda hakkı söyleyen bir kitap vardır ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. Fakat onların kalpleri bundan gaflet içindedir ve onların bundan başka işleri vardır, onlar o işler için çalışırlar. Nihayet onların refah içinde olanlarını azapla yakaladığımızda derhal feryat ederler. Bugün feryat etmeyin. Şüphesiz siz bizden yardım göremezsiniz. Size ayetlerim okunuyordu, ama siz topuklarınızın üzerine geri dönüyordunuz. Ona karşı büyükleniyor; geceleyin toplanıp saçmalıyordunuz. Onlar o sözü (Kur'an'ı) düşünmediler mi yoksa onlara önceki atalarına gelmeyen bir şey mi geldi? Yahut peygamberlerini tanımadılar mı ki şimdi onu inkâr ediyorlar? Yoksa: 'Onda bir delilik var' mı diyorlar? Hayır o kendilerine hakkı getirdi, ancak onların çoğu haktan hoşlanmıyorlar. Eğer hak onların arzularına uysaydı gökler, yer ve bunların içindekiler bozulurdu. Hayır biz onlara kendi şereflerini getirdik ama onlar şereflerinden yüz çeviriyorlar. Yoksa sen onlardan bir vergi mi istiyorsun. Rabbinin vergisi (ecri) daha hayırlıdır ve O rızık verenlerin en hayırlısıdır. Şüphesiz sen onları doğru bir yola çağırıyorsun. Ama ahirete inanmayanlar yoldan sapıyorlar. Eğer biz onlara acır ve üzerlerindeki sıkıntıyı giderirsek muhakkak yine azgınlıkları içinde bocalamaya devam ederler. Biz onları azapla yakaladık ancak onlar yine de Rabblerine boyun eğmediler ve (hâlâ O'na) yalvarmıyorlar. Sonunda üzerlerine azabı şiddetli olan bir kapı açtığımızda onun içinde ümitsiz kalırlar. Sizin için kulaklar, gözler ve kalpler var eden O'dur. Çok az şükrediyorsunuz. Yeryüzünde sizi yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız. Dirilten ve öldüren O'dur. Gece ve gündüzün değişmesi O'nun (eseri)dir. Akıl etmiyor musunuz? Hayır onlar öncekilerin dedikleri gibisini dediler. Dediler ki: 'Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı, biz mi o zaman tekrar diriltileceğiz? Andolsun ki bize de daha önce atalarımıza da bu vaad edildi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir.' De ki: 'Eğer bilirseniz yeryüzü ve onun içindekiler kimindir?' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Peki öyleyse öğüt almıyor musunuz?' De ki: 'Yedi göğün Rabbi ve ulu arşın Rabbi kimdir?' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Öyleyse sakınmıyor musunuz?' De ki: 'Eğer biliyorsanız (söyleyin): Her şeyin hükümranlığı elinde olan, koruyup kollayan ama kendisi korunmaya (muhtaç olmaya)n kimdir?' 'Allah'ındır' diyecekler. De ki: 'Öyleyse nasıl büyüleniyorsunuz?' Hayır, biz onlara hakkı getirdik. Ancak onlar yalancıdırlar. Allah bir çocuk edinmemiştir ve O'nunla birlikte bir ilâh yoktur. O takdirde her ilâh yarattığını götürürdü ve muhakkak bazısı bazısına üstün gelirdi. Allah onların nitelediklerinden münezzehtir. Gaybı da görüneni de bilendir. Onların ortak koştuklarından yücedir. De ki: 'Ey Rabbim! Onlara vaad edileni bana mutlaka göstereceksen, Rabbim! Bu durumda beni bu zalimler topluluğunun içinde bırakma.' Biz, onlara vaad ettiğimizi sana göstermeye güç yetiririz. Kötülüğü en güzel olanla sav. Onların nitelendiregeldiklerini biz daha iyi biliriz. De ki: 'Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım. Ve onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım Rabbim!.' Sonunda onlardan birine ölüm geldiğinde şöyle der: 'Rabbim! Beni geri döndürün. Olur ki terkettiğim (dünya)da iyi işler işlerim.' Hayır. Bu sadece onun söylediği bir sözdür. Önlerinde diriltilecekleri güne kadar (duracak) bir engel vardır. Sur'a üflendiğinde artık aralarında soylar yoktur ve birbirlerine (bir şey) sormazlar. Kimlerin tartıları ağır gelirse işte onlar kurtulanlardır. Kimlerin tartıları da hafif gelirse işte onlar kendilerini hüsrana uğratanlar, cehennemde sonsuza kadar kalacak olanlardır. Ateş yüzlerini yalar ve orada dişleri sırıtıp kalır. Ayetlerim size okunuyordu da siz onları yalanlıyordunuz değil mi? Derler ki: 'Ey Rabbimiz! Bahtsızlığımız bize üstün geldi ve biz sapık bir topluluk olduk. Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar inkâra) dönersek o zaman gerçekten zalimleriz.' Der ki: 'Sinin orada ve benimle konuşmayın. Doğrusu kullarımdan bir grup: 'Rabbimiz! Biz iman ettik. Bizi bağışla ve bize merhamet et. Şüphesiz sen merhamet edenlerin en hayırlısısın' diyordu. Sizse onları alay konusu edinmiştiniz. Size benim zikrimi unutturdular ve siz onlara gülüyordunuz. Bugün sabretmelerine karşılık onları mükâfatlandırdım. Şüphesiz onlar kurtuluşa erenlerdir.' (Allah): 'Yeryüzünde yıl olarak ne kadar kaldınız?' der. 'Bir gün veya bir günün birazı kadar kaldık. Sayanlara sor' derler. Der ki: 'Sadece az (bir süre) kaldınız. Gerçekten bir bilseydiniz!.' Yoksa sizi boşuna yarattığımızı ve bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız? Gerçek mülk sahibi olan Allah yücedir. O'ndan başka ilâh yoktur. Yüce (kerim) arşın Rabbidir. Kim Allah'la beraber, hakkında hiçbir delili olmaksızın başka bir ilâha taparsa onun hesabı Rabbinin katındadır. Şüphesiz kâfirler kurtuluşa eremezler. De ki: 'Rabbim! Bağışla ve merhamet et, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.' Bu, bizim indirdiğimiz, (hükümlerini) farz kıldığımız bir suredir. Belki öğüt alırsınız diye içinde apaçık ayetler indirdik. Zina eden kadınla zina eden erkeğin her birine yüz değnek vurun. Eğer Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız Allah'ın dini(ni uygulama)da sizi onlara karşı acıma duygusu tutmasın. Onlara uygulanan cezaya mü'minlerden bir grup da şahit olsun. Zina eden erkek zina eden veya müşrik bir kadından başkasını nikahlayamaz. Zina eden kadını da zina eden veya müşrik bir erkekten başkası nikahlayamaz. Bu mü'minlere haram kılınmıştır. Namuslu kadınlara (zina suçu) atıp sonra dört şahit getiremeyenlere de seksen değnek vurun ve artık onların şahitliklerini asla kabul etmeyin. İşte onlar fasıktırlar. Ancak bundan sonra tevbe edip durumlarını düzeltenler müstesna. Şüphesiz Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir. Eşlerine (zina suçu) atıp da kendilerinden başka şahitleri bulunmayanlardan birinin şahitliği ise kendinin mutlaka doğru söyleyenlerden olduğuna Allah'ı dört kere şahit tutmasıdır. Beşincisinde; eğer yalancılardansa Allah'ın lanetinin muhakkak kendi üzerine olmasını (diler). Kadının da onun mutlaka yalan söyleyenlerden olduğuna Allah'ı dört kere şahit tutması üzerinden cezayı kaldırır. Beşincisinde; eğer o doğru söyleyenlerdense Allah'ın lanetinin muhakkak kendi üzerine olmasını (diler). Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı ve Allah tevbeleri çok kabul eden, hikmet sahibi olmasaydı (haliniz ne olurdu)? O düzmece haberi (iftirayı) getirenler içinizden bir gruptur. Siz onu kendiniz için kötü sanmayın. Aksine o sizin için bir hayırdır. Onlardan her birine kazandığı günah(ın cezası) vardır. Onlardan (suçun) büyüğünü üstlenene ise büyük bir ceza vardır. Onu duyduğunuzda mü'min erkeklerle mü'min kadınların kendileri hakkında hayır düşünmeleri ve: 'Bu apaçık bir iftiradır' demeleri gerekmez miydi? Ona dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Madem ki şahit getiremediler öyleyse onlar Allah katında yalancıların kendileridir. Eğer dünya ve ahirette size Allah'ın lütfu ve rahmeti olmasaydı içine daldığınız şeyden dolayı size büyük bir azap dokunurdu. Çünkü siz onu dillerinize doluyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız şeyi ağızlarınızla söylüyordunuz ve onu önemsiz bir şey sanıyordunuz. Oysa o Allah katında büyüktür. Onu duyduğunuzda: 'Bize bunu konuşmak yakışmaz. (Ey Rabbimiz!) Sen yücesin! Bu büyük bir iftiradır' demeli değil miydiniz? Eğer mü'minler iseniz bunun benzerine bir daha asla dönmemeniz için Allah size öğüt vermektedir. Allah size ayetleri açıklıyor. Allah bilendir, hakimdir. İman edenlerin arasında çirkin sözlerin yayılmasını arzulayanlara dünya ve ahirette acıklı bir azap vardır. Allah bilir siz ise bilmezsiniz. Allah'ın size lütfu ve rahmeti bulunmasaydı ve Allah çok şefkatli, merhametli olmasaydı (haliniz ne olurdu)? Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim şeytanın adımlarına uyarsa (bilsin ki) şüphesiz o hayasızlığı ve kötülüğü emreder. Eğer Allah'ın size lütfu ve rahmeti olmasaydı sizden bir kimse asla temize çıkamazdı. Ancak Allah dilediğini arındırır. Allah duyandır, bilendir. Sizden fazilet ve varlık sahibi olanlar yakınlara, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere vermemek üzere yemin etmesinler. Affetsinler, geçsinler. Allah'ın sizi bağışlamasını arzulamaz mısınız? Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Namuslu, bir şeyden habersiz, mü'min hanımlara (zina suçu) atanlar dünya ve ahirette lanetlenmişlerdir. Onlar için büyük bir azap vardır. O gün dilleri, elleri ve ayakları yaptıkları hakkında aleyhlerine şahitlik eder. O gün Allah onlara hak olan cezalarını eksiksiz verir ve onlar da Allah'ın apaçık hak olduğunu bilirler. Kötü kadınlar kötü erkeklere, kötü erkekler kötü kadınlara; iyi kadınlar iyi erkeklere, iyi erkekler de iyi kadınlara yaraşır. Bunlar onların dediklerinden uzaktırlar. Bunlara bağışlanma ve üstün bir rızık vardır. Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere izin almadan ve halkına selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır. Olur ki öğüt alırsınız. Eğer orada birini bulamazsanız size izin verilmedikçe içeri girmeyin. Eğer size: 'Dönün' denirse dönün. Bu sizin için daha temizdir. Allah yaptıklarınızı bilir. Oturulmayan ve içinde size ait eşya bulunan evlere girmenizde sizin için bir sakınca yoktur. Allah açığa vurduğunuzu da gizlediğinizi de bilir. Mü'min erkeklere söyle gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Bu onlar için daha temizdir. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır. Mü'min kadınlara da söyle gözlerini (haramdan) sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar. Kendiliğinden görünenler dışında süslerini göstermesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine salsınlar . Süslerini kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından yahut kocalarının oğullarından, yahut kardeşlerinden, yahut kardeşlerinin oğullarından, yahut kızkardeşlerinin oğullarından, yahut kadınlarından, yahut ellerinin altındakilerden (köle ve cariyelerinden), yahut erkeklerden kadına ihtiyaçları olmayan ele bakıcılardan (dilenci, hizmetçi vs.lerden), yahut henüz kadınların mahrem yerlerini anlamayan çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri süslerinin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Hep birlikte Allah'a tevbe edin ey mü'minler, umulur ki kurtuluşa erersiniz. İçinizden evli olmayanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden salih olanları evlendirin. Eğer fakir iseler Allah onları lütfuyla zengin eder. Allah geniş (nimet sahibi)dir, bilendir. Nikah (imkanı) bulamayanlar Allah'ın lütfuyla kendilerini zenginleştirmesine kadar iffetlerini korusunlar. Ellerinizin altındakilerden (köle ve cariyelerinizden) sizinle yazışmak (böylece belli şartlarla hürriyetlerine kavuşmak) isteyenlerle kendilerinde bir iyilik görürseniz yazışın. Ve Allah'ın size verdiği malından onlara da verin. Namuslarını korumak isterlerse cariyelerinizi, dünya hayatının çıkarını elde etmek amacıyla fuhuşa zorlamayın. Kim onları zorlarsa şüphesiz Allah onların zorlanmalarından sonra bağışlayıcı, rahmet edicidir. Andolsun size açıklayıcı ayetler, sizden önce geçmiş olanlardan örnek(ler) ve takva sahipleri için öğüt(ler) indirdik. Allah göklerin ve yerin nurudur. O'nun nurunun örneği içinde çerağ bulunan bir kandil yuvası gibidir. Çerağ bir cam içindedir. Cam sanki inci gibi bir yıldızdır. O, doğuya da batıya da ait olmayan mübarek bir zeytin ağacından yakılır. Onun yağı neredeyse kendine ateş dokunmasa bile ışık verir. (Bu) nur üstüne nurdur. Allah dilediğini nuruna iletir. Allah insanlar için örnekler vermektedir. Allah her şeyi bilendir. (Bu nur) Allah'ın, yükseltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği evlerdedir. Oralarda sabah akşam O'nu tesbih ederler. Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymadığı adamlar (O'nu tesbih ederler). Onlar kalplerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar. Çünkü Allah onlara yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara kendi lütfundan artıracaktır. Allah dilediğini hesapsızca rızıklandırır. İnkar edenlerin amelleri ise dümdüz arazideki serap gibidir. Susayan kimse onu su zanneder. Ancak yanına geldiğinde hiçbir şey bulamaz ve yanında Allah'ı bulur. O da, kendisinin hesabını tam görür. Allah hesabı çabuk görendir. Yahut (onların amelleri) engin bir denizdeki karanlıklar gibidir. Onun üstünü bir dalga bürümüştür, onun üstünde bir dalga onun üstünde de bir bulut vardır. Birbiri üstüne (yığılmış halde) karanlıklar. Elini çıkarsa neredeyse onu bile göremez. Allah kime nur vermemişse artık onun için nur yoktur. Göklerde ve yerde olanların ve kanatlarını çırparak uçan kuşların Allah'ı tesbih ettiklerini görmedin mi? Her biri kendi duasını ve tesbihini bilmiştir. Allah onların yaptıklarını bilir. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dönüş de Allah'adır. Görmedin mi ki, Allah bulutları sürer, sonra onları biraraya getirir, sonra onları üstüste yığın yapar. Böylece yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Gökten içinde dolu bulunan dağlar indirir de onu dilediğine isabet ettirir ve dilediğinden de uzak tutar. Onun şimşeğinin parıltısı neredeyse gözleri götürecektir. Allah gece ile gündüzü çevirir . Bunda gözleri olanlar için ibret vardır. Allah her canlıyı sudan yarattı. Onlardan kimi karnının üstüne yürüyor, kimi iki ayak üstüne yürüyor, kimi de dört (ayak) üstüne yürüyor. Allah dilediğini yaratır. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir. Andolsun ki biz, açıklayıcı ayetler indirdik. Allah dilediğini doğru yola iletir. 'Allah'a ve Peygamber'e iman ettik ve itaat ettik' diyorlar sonra bunun ardından onlardan bir grup yüz çeviriyor. İşte bunlar mü'min değildirler. Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamber'e çağrıldıklarında içlerinden bir grup hemen yüz çevirir. Eğer haklı kendileri olursa hemen boyun eğerek gelirler. Kalplerinde hastalık mı var? Yoksa şüpheye mi düştüler? Yoksa Allah'ın ve Peygamberinin kendilerine haksızlık edeceğinden mi korkuyorlar? Hayır, onlar zalimlerin kendileridir. Aralarında hüküm vermesi için Allah'a ve Peygamberine çağrıldıklarında mü'minlerin sözleri: 'Duyduk ve itaat ettik' demeleridir. İşte kurtuluşa erenler bunlardır. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat eder, Allah'tan korkar ve O'ndan sakınırsa işte kurtuluşa erenler onlardır. Kendilerine emrettiğinde (cihada) mutlaka çıkacakları üzere bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. De ki: 'Yemin etmeyin. İtaat(ınız) bilinmektedir. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.' De ki: 'Allah'a itaat edin; Peygambere itaat edin.' Eğer yüz çevirirseniz ona düşen kendine yüklenen size düşen de size yüklenendir. Eğer ona itaat ederseniz hidayete erersiniz. Peygambere düşen apaçık bir tebliğden başka bir şey değildir. Allah sizden iman edip salih ameller işleyenlere, kendilerinden öncekileri hükümran kıldığı gibi onları da yeryüzüne hükümran kılacağını vaad etti. Kendileri için seçip beğendiği dinlerini onlar için güçlendirip yerleştirecek ve korkularından sonra onları güvene kavuşturacaktır. Onlar bana ibadet eder, hiçbir şeyi bana ortak koşmazlar. Bundan sonra kimler inkar ederse işte onlar yoldan çıkmış olanlardır. Namazı kılın, zekatı verin ve Peygambere itaat edin; umulur ki rahmet olunursunuz. Sakın inkar edenlerin yeryüzünde (bizi) aciz bırakacaklarını sanma. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir dönüş yeridir. Ey iman edenler! Ellerinizin altındakiler (köle ve cariyeleriniz) ve sizden henüz ergenliğe ermemiş olanlar (yanınıza girmek için) üç vakitte sizden izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti elbiselerinizi çıkardığınız vakit ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin için üç mahremiyet vaktidir. Bunların dışında (izinsiz yanınıza girmelerinde) sizin için de onlar için de bir sakınca yoktur. Onlar etrafınızda dolaşırlar; birbirinizin yanına girip çıkarsınız. İşte Allah size ayetleri böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hakimdir. Sizden olan çocuklar ergenliğe erdiklerinde artık kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi izin istesinler. İşte Allah size ayetlerini böyle açıklamaktadır. Allah bilendir, hakimdir. Evlenme arzusu olmayan, (hayızdan kesilmiş) oturan kadınların süslerini açığa vurmaksızın dış giysilerini bırakmalarında kendileri için bir günah yoktur. Ancak iffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah duyandır, bilendir. Kör için güçlük yoktur, topal için güçlük yoktur, hasta için güçlük yoktur. Sizin için de gerek kendi evlerinizden, gerek babalarınızın evlerinden, gerek annelerinizin evlerinden, gerek kardeşlerinizin evlerinden, gerek kızkardeşlerinizin evlerinden, gerek amcalarınızın evlerinden, gerek halalarınızın evlerinden, gerek dayılarınızın evlerinden, gerek teyzelerinizin evlerinden, gerek anahtarlarına sahip olduğunuz yerlerden ve gerekse yakın dostunuzun (evinden) yemenizde bir günah yoktur. Toplu halde veya ayrı ayrı yemenizden dolayı da üzerinize bir günah yoktur. Evlere girdiğinizde Allah katından mübarek, güzel bir yaşama dileği olarak kendinize selam verin. Belki akıl edersiniz diye, Allah ayetleri size böyle açıklamaktadır. Mü'minler o kimselerdir ki, Allah'a ve Peygamberine iman etmişlerdir, toplu bir işte onunla birlikte olduklarında ondan izin almaksızın gitmezler. Senden izin isteyenler, işte onlar Allah'a ve Peygamberine iman edenlerdir. Bazı işleri için senden izin istediklerinde onlardan dilediğine izin ver ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Peygamberin çağırmasını aranızda birbirinizi çağırmanız gibi tutmayın. Muhakkak ki Allah içinizden birbirlerini siper edinerek sıvışanları bilmektedir. Onun emrine aykırı davrananlar başlarına bir belanın gelmesinden veya kendilerine acıklı bir azabın gelip çatmasından sakınsınlar. İyi bilin ki, göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. O, sizin ne üzere olduğunuzu muhakkak bilir. O'na döndürüldükleri gün ne yaptıklarını kendilerine haber verir. Allah her şeyi bilendir. Alemler için uyarıcı olması üzere kuluna furkanı indiren (Allah) ne yücedir. O ki, göklerde ve yerde ne varsa O'nundur; bir çocuk edinmemiştir; mülkünde ortağı yoktur; her şeyi yaratmış ve ona belli bir ölçüye göre düzen (şekil) vermiştir. O'ndan başka, bir şey yaratamayan ve kendileri yaratılan, kendilerine bile bir zarar veya yarar sağlayamayan, öldürmeye de, yaşatmaya da, yeniden diriltmeye de güçleri olmayan ilahlar edindiler. İnkar edenler dediler ki: 'Bu (Kur'an), onun (Muhammed'in) uydurduğu bir düzmeceden başka bir şey değildir. Başka bir topluluk da bu konuda ona yardım etmiştir.' Böylece onlar kesinlikle haksız ve yalan (bir söz) ortaya attılar. Yine dediler ki: '(Bunlar) öncekilerin masallarıdır. O onları yazdırmıştır ve sabah akşam kendisine okunmaktadır.' De ki: 'Onu göklerdeki ve yerdeki gizliliği bilen (Allah) indirdi. O çok bağışlayan, çok rahmet edendir.' Dediler ki: 'Bu Peygambere ne oluyor ki yemek yiyor çarşılarda dolaşıyor. Ona kendisiyle birlikte uyarıcı olacak bir melek indirilmeli değil miydi? Yahut kendisine bir hazine atılmalı veya içinden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?' Zalimler: 'Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz' dediler. Bak senin için nasıl örnekler verdiler de böylece saptılar. Onlar artık hiçbir yol bulamazlar. O (Allah) pek yücedir ki, dilerse sana bundan daha hayırlısını, altından ırmaklar akan cennetler verir ve senin için köşkler var eder. Hayır, onlar kıyamet saatini de yalanladılar. Kıyamet saatini yalanlayanlar için çılgın bir ateş hazırladık. O onları uzak bir yerden görünce onlar onun öfkelenişini ve uğultusunu duyarlar. Elleri boyunlarına bağlı olarak onun dar bir yerine atıldıkları zaman orada yokoluşu (ölümü) çağırırlar. 'Bugün bir tek yokoluşu değil pek çok (kere) yokoluşu çağırın.' De ki: 'Bu mu daha hayırlıdır yoksa takva sahiplerine vaadedilen sonsuzluk cenneti mi? Orası onlar için bir mükafat ve dönüş yeridir.' Onlara orada istedikleri vardır ve (orada) ebedi kalırlar. Bu Rabbinin üzerine, (yerine getirilmesi) istenen bir vaaddir. O gün onları ve Allah'tan başka taptıklarını toplayıp der ki: 'Siz mi şu kullarımı saptırdınız yoksa kendileri mi yoldan saptılar?' Derler ki: 'Seni tenzih ederiz. Senden başka dostlar edinmemiz bize yaraşmaz. Ancak sen onları ve atalarını yararlandırdın, onlar da zikri unuttular ve böylece helake uğrayan bir topluluk oldular.' Böylece sizi, söyledikleriniz konusunda kesinlikle yalanlamışlardır. Artık ne (azabı) geri çevirmeye ne de yardıma güç yetirebilirsiniz. Sizden kim zulmederse ona büyük bir azap tattırırız. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de muhakkak yemek yiyor çarşılarda dolaşıyorlardı. Sabrediyor musunuz diye sizin bazılarınızı bazılarınız için imtihan kıldık. Senin Rabbin görendir. Bize kavuşmayı ummayanlar dediler ki: 'Bize meleklerin indirilmesi veya Rabbimizi görmemiz gerekmez miydi?' Andolsun onlar kendi kendilerine büyüklenmiş ve büyük bir azgınlıkla haddi aşmışlardır. Melekleri görecekleri gün, işte o gün suçlulara müjde yoktur ve (melekler onlara): '(Müjde) size yasaktır yasak!' derler. Onların işlediği her ameli ele alıp savrulmuş toz haline getiririz. O gün cennetliklerin kalacakları yer daha iyi, dinlenecekleri yer daha güzeldir. O gün gök beyaz bulutlarla parçalanır ve melekler akın akın indirilirler. O gün gerçek mülk Rahman'ındır ve o, kâfirler için oldukça zor bir gün olur. O gün zalim kişi ellerini ısırarak der ki: 'Ah keşke Peygamberle birlikte bir yol edinmiş olsaydım. Yazık bana! Keşke filancayı dost edinmeseydim! Andolsun o beni, bana geldikten sonra zikirden (Kur'an'dan) saptırdı. Şeytan da insanı yalnız ve yardımsız bırakır.' Peygamber dedi ki: 'Ey Rabbim! Doğrusu kavmim şu Kur'an'ı terkedilmiş halde bıraktılar.' Biz bu şekilde her peygamber için suçlulardan bir düşman var ettik. Doğru yola iletici ve yardımcı olarak Rabbin yeter. İnkar edenler dediler ki: 'Bu Kur'an ona bir kerede topluca indirilmeli değil miydi?' Biz onunla senin kalbini sağlamlaştırmak için bu şekilde (ayet ayet indirdik) ve belli bir düzen üzere ağır ağır okuduk. Sana her ne örnek getirseler mutlaka biz de (ona karşı) sana hakkı ve daha güzel açıklamayı getiririz. O yüzüstü cehenneme sürülecek olanlar, işte onlar daha kötü yerde ve daha sapık yoldadırlar. Andolsun biz Musa'ya kitabı verdik ve kardeşi Harun'u onun yanında yardımcı kıldık. Böylece onlara: 'Ayetlerimizi yalanlayan topluluğa gidin' dedik. Sonuçta onları temelli bir yıkıma uğrattık. Nuh kavmi de peygamberleri yalanlayınca onları suda boğduk ve onları insanlar için bir ibret kıldık. Zalimler için acıklı bir azap hazırladık. Ad'ı, Semud'u, Ress ahalisini ve bunların aralarında pek çok nesilleri de (helak ettik). Her biri için örnekler verdik. (Öğüt almayınca da) hepsini kırıp geçirdik. Andolsun onlar üzerine felaket yağmuru yağdırılan kasabaya uğramışlardı. Yine de onu görmüyorlar mıydı? Hayır onlar yeniden dirilişi ummuyorlardı. Seni gördüklerinde, ancak alaya alırlar: 'Allah'ın Peygamber olarak gönderdiği bu mu? Eğer biz onların üzerinde kararlılık göstermeseydik neredeyse bizi ilahlarımızdan saptıracaktı.' Yakında azabı gördüklerinde kimin yolca daha sapık olduğunu bilecekler. Arzularını kendine ilah edinmiş olanı gördün mü? Şimdi ona sen mi vekil olacaksın? Yoksa sen onların çoğunun duyduklarını veya akıl ettiklerini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidirler belki yolca daha sapıktırlar. Rabbinin gölgeyi nasıl uzattığını görmedin mi? İsteseydi onu durgun kılardı. Sonra güneşi onun üzerine delil kıldık. Sonra onu azar azar kendimize çektik. O, sizin için geceyi bir örtü, uykuyu bir dinlenme, gündüzü yayılıp çalışma (vakti) kılandır. Rahmetinin öncesinde rüzgarları bir müjdeci olarak gönderen de O'dur. Biz gökten tertemiz su indirdik. Onunla ölü bir beldeyi diriltelim ve yarattığımız hayvanlardan ve insanlardan bir çoğunu onunla sulayalım diye. Andolsun ki öğüt alsınlar diye onu aralarında dağıttık. Ancak insanların çoğu nankörlükten başka bir şeye yanaşmadılar. Eğer dileseydik her kasabaya bir uyarıcı gönderirdik. Öyleyse inkarcılara boyun eğme ve onlara karşı onunla (Kur'an'la) büyük bir cihad ver. İki denizi birbirine salan O'dur. Bu tatlı ve susuzluğu giderici, bu da tuzlu ve acıdır. O ikisinin arasına bir perde ve aşılamayan bir sınır koymuştur. Sudan insanı yaratan ve onu bir soy ve hısımlık sahibi kılan O'dur. Senin Rabbin her şeye güç yetirendir. Allah'ı bırakıp kendilerine yararı da zararı da olmayanlara kulluk ediyorlar. İnkarcı kişi Rabbine karşı (şeytana) yardımcıdır. Biz seni ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. De ki: 'Ben Rabbine yol edinmek isteyen (kimseler) dışında buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum. Hiç ölmeyen daima diri olan (Allah)'a güven ve O'nu övgüyle tesbih et. O'nun kullarının günahlarından haberdar olması yeter. Gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri altı günde yaratan sonra Arş'a hükümran olan O'dur. O Rahman'dır. Bunu (bundan) haberdar olan birine sor. Onlara: 'Rahman'a secde edin' dendiğinde: 'Rahman da nedir? Senin bize emrettiğine secde eder miyiz?' derler. (Bu) onların nefretlerini artırır. Gökte burçlar vareden, orada bir kandil (güneş) ve aydınlatıcı bir ay yaratan (Allah) ne yücedir! Öğüt almak veya şükretmek isteyen(ler) için gece ile gündüzü birbiri ardınca getiren de O'dur. Rahman'ın kulları yeryüzünde alçak gönüllülükle yürürler ve bilgisizler kendilerine laf attıklarında 'selam' derler. Onlar gecelerini Rablerine secde ederek ve kıyama durarak geçirirler. Onlar: 'Ey Rabbimiz! Cehennem azabını bizden sav. Şüphesiz onun azabı devamlıdır' derler. 'Doğrusu orası çok kötü bir karargah ve çok kötü bir kalış yeridir' (derler). Onlar harcadıkları zaman ne israf ne de cimrilik ederler. (Harcamaları) bu ikisi arasında dengeli olur. Onlar Allah'la beraber başka bir ilaha tapmaz, Allah'ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmez ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa cezayı bulur. Kıyamet günü ona azap kat kat artırılır ve onun içinde aşağılanmış olarak sonsuza kadar kalır. Ancak tevbe eden, iman edip salih amel işleyenler müstesna. İşte Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Kim tevbe eder ve salih amel işlerse şüphesiz o kabul görmüş olarak Allah'a döner. Onlar yalancı şahitlik etmezler ve yararsız bir şeye rastladıklarında onurlu bir şekilde (yüz çevirip) geçerler. Kendilerine Rablerinin ayetleri hatırlatıldığında onlara karşı kör ve sağır davranmazlar. Onlar: 'Ey Rabbimiz! Bize eşlerimizden ve soylarımızdan göz aydınlığı olacak kimseler ihsan et ve bizi takva sahiplerine önder kıl!' derler. İşte onlar sabretmelerine karşılık (cennetin en yüksek derecesinde) odalarla mükafatlandırılacak ve orada esenlik dileği ve selamla karşılanacaklardır. Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Orası ne güzel karargah ve ne güzel kalış yeridir. De ki: 'Duanız olmasa Rabbim size bir değer vermez. Ancak yalanladınız; artık (sizin için azap) kaçınılmaz olacak.' Ta. Sin. Mim. Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir. Mü'min olmuyorlar diye neredeyse kendini kahredeceksin. Dilersek onların üzerlerine gökten bir mucize indiririz de boyunları ona eğilir kalır. Rahman'dan onlara ne zaman yeni bir uyarı gelse mutlaka ondan yüz çevirirler. Onlar yalanladılar; (ancak) alaya aldıkları şeyin haberleri kendilerine gelecektir. Yeryüzüne bakmadılar mı ki, orada her güzel çiftten nice bitkiler bitirmişizdir. Şüphesiz bunda bir ayet vardır. Ancak onların çoğu iman etmezler. Şüphesiz senin Rabbin güçlüdür (azizdir), merhamet sahibidir (rahimdir). Hani Rabbin Musa'ya şöyle seslenmişti: 'Zalimler topluluğuna git. Firavun'un kavmine. (Hâlâ) sakınmıyorlar mı?' Dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu onların beni yalanlamalarından korkuyorum. Ayrıca göğsüm daralıyor ve dilim açılmıyor. Bundan dolayı Harun'a (da Cebrail'i) gönder. Üstelik onların benim aleyhimde bir suç (davaları) var. Dolayısıyla beni öldürmelerinden korkuyorum.' (Allah) dedi ki: 'Hayır. İkiniz de ayetlerimizle gidin. Şüphesiz biz sizinle beraber dinlemekteyiz. Firavun'a gidin ve deyin ki: 'Biz alemlerin Rabbinin elçisiyiz. İsariloğullarını bizimle beraber göndermen için (geldik).' (Firavun) dedi ki: 'Biz seni daha küçük çocukken içimizde yetiştirmedik mi? Ömrünün nice yıllarını bizim aramızda geçirmedin mi? Sonuçta o yaptığın işi de yaptın. Sen nankörlerdensin.' (Musa) dedi ki: 'Onu daha bilgisizlerden olduğum zaman yaptım. Sizden korkunca da aranızdan kaçtım. Sonra Rabbim bana hikmet verdi ve beni peygamberlerden kıldı. Başıma kaktığın o nimet ise İsariloğullarını kendine köle edinmenden dolayıdır.' Firavun dedi ki: 'Alemlerin Rabbi de nedir? (Musa) dedi ki: 'Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçeği kesin bir şekilde bilebilecek kimselerseniz!' (Firavun) etrafındakilere: 'Duymuyor musunuz?' dedi. (Musa): 'Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir' dedi. (Firavun): 'Size gönderilmiş olan elçiniz mutlaka delidir' dedi. (Musa): 'O doğunun, batının ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir. Eğer akıl edebiliyorsanız' dedi. (Firavun): 'Andolsun eğer benden başka ilâh edinirsen seni mutlaka zindana atılanlardan eyleyeceğim' dedi. (Musa): 'Sana apaçık bir şey getirirsem de mi?' dedi. (Firavun): 'Eğer doğru söyleyenlerdensen getir onu' dedi. Bunun üzerine (Musa) asasını attı ve bir anda apaçık bir yılan oluverdi. Ardından elini çıkardı. O da bakanlara bembeyaz görünüverdi. (Firavun) etrafındaki ileri gelenlere dedi ki: 'Şüphesiz bu bilgin bir büyücüdür. Büyüsüyle sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor. Buna göre ne buyurursunuz?' Dediler ki: 'Onu ve kardeşini şimdilik beklet. Sonra şehirlere toplayıcılar gönder. Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler.' Böylece büyücüler belli bir günün belirlenen bir vaktinde biraraya getirildiler. İnsanlara da: 'Siz de toplanıyor musunuz?' denildi. 'Umarız ki, üstün gelenler onlar olurlarsa büyücülere uyarız.' Büyücüler geldiklerinde Firavun'a: 'Eğer üstün çıkan biz olursak bize elbette bir mükâfat olacak değil mi?' dediler. O da: 'Evet. Hem o zaman siz benim yakınıma alınanlardan olacaksınız' dedi. Musa onlara: 'Ne atacaksanız atın' dedi. Böylece iplerini ve bastonlarını attılar ve: 'Firavun'un büyüklüğü adına mutlaka biz üstün geleceğiz' dediler. Musa da asasını attı. Birden onun, onların uyduruverdikleri şeyleri yuttuğunu gördüler. Bunun üzerine büyücüler secdeye kapandılar. Dediler ki: 'Alemlerin Rabbine iman ettik. Musa ve Harun'un Rabbine.' (Firavun) dedi ki: 'Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz? O size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. Yakında muhakkak bileceksiniz. Sizin ellerinizi ve bacaklarınızı çaprazlama kesecek sonra hepinizi asacağım.' (Büyücüler) dediler ki: 'Hiç zararı yok. Biz muhakkak Rabbimize döneceğiz. Mü'minlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimizin bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz.' Musa'ya: 'Kullarımı geceleyin yürüt. Şüphesiz siz takib edileceksiniz' diye vahyettik. Firavun da şehirlere toplayıcılar gönderdi. 'Bunlar azlık bir kitledir. Ve onlar bizi kızdırmaktadırlar. Biz ise şüphesiz ihtiyatlı bir topluluğuz' (dedi). Böylece onları bahçelerden ve pınarlardan çıkardık, Hazinelerden ve üstün makamdan da. İşte böyle. Bunlara İsariloğullarını mirasçı kıldık. (Firavun ve adamları) güneş doğarken onların arkalarına düştüler. İki topluluk birbirini görünce Musa'nın adamları: 'İşte yakalandık' dediler. Musa dedi ki: 'Hayır. Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir. O bana yol gösterecektir.' Bunun üzerine Musa'ya: 'Asanla denize vur' diye vahyettik. (Vurunca deniz) yarıldı ve her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri buraya yaklaştırdık. Musa'yı ve beraberinde olanların tümünü kurtardık. Sonra ötekileri (suda) boğduk. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır. Onlara İbrahim'in haberini de oku. Hani o babasına ve kavmine: 'Siz neye tapıyorsunuz?' demişti. 'Putlara tapıyoruz. Onlar için ibadet edip duruyoruz' dediler. Dedi ki: 'Dua ettiğiniz zaman duyuyorlar mı? Yahut size fayda veya zarar veriyorlar mı?' 'Hayır. Ama atalarımızın böyle yaptıklarını gördük' dediler. Dedi ki: 'Şimdi neye taptığınızı gördünüz mü? Siz ve geçmiş atalarınız. İşte onlar benim düşmanlarımdır. Yalnız alemlerin Rabbi hariç. Beni yaratan ve doğru yola ileten O'dur. Bana yediren ve içiren O'dur. Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur. Beni öldürecek, sonra diriltecek olan O'dur. Kendisinden din günü kusurlarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur. Rabbim! Bana hüküm (ilim ve hikmet) bahşet ve beni salihlere kat. Sonra gelenler arasında benim için bir doğruluk dili ver. Nimetleri bol cennetin (Naim cennetinin) mirasçılarından eyle. Babamı da bağışla. Şüphesiz o sapıklardandır. İnsanların yeniden diriltilecekleri gün beni utandırma. Malın ve oğulların bir yarar sağlamayacakları gün. Sadece (küfür ve nifaktan korunmuş) temiz bir kalple gelen(in yarar göreceği gün).' O gün cennet takva sahiplerine yaklaştırılır. Cehennem de azgınlara açılıp gösterilir. Onlara denir ki: 'Tapmakta olduklarınız nerede? Allah'tan başka (taptıklarınız). Size yardım ediyorlar mı ya da kendilerine yardımları oluyor mu?' Artık onlar da azgınlar da tepetaklak oraya atılırlar. İblis'in bütün askerleri de. Orada (putlarıyla) çekişerek derler ki: 'Allah'a andolsun, biz apaçık bir sapıklık içindeymişiz. Çünkü sizi alemlerin Rabbine eşit tutuyorduk. Bizi o suçlulardan başkası saptırmadı. Artık bizim şefaatçilerimiz yok. Candan bir dostumuz da yok. Keşke bizim için bir geri dönüş olsaydı da mü'minlerden olsaydık. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır. Nuh'un kavmi de peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Nuh onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Dediler ki: 'Sana aşağılık insanlar uymuşken biz sana iman eder miyiz?' Dedi ki: 'Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur. Onların hesapları ancak Rabbimin üzerinedir. Eğer anlıyorsanız. Ben mü'minleri kovacak değilim. Ben ancak apaçık bir uyarıcıyım.' Dediler ki: 'Ey Nuh! Eğer (bu işe) son vermezsen taşlananlardan olacaksın.' (Nuh) dedi ki: 'Ey Rabbim! Kavmim beni yalanladı. Artık benimle onların aralarında hüküm ver ve beni ve benimle beraber olan mü'minleri kurtar.' Böylece onu ve berberindekileri, yüklü geminin içinde kurtardık. Sonra bunun ardından geriye kalanları boğduk. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır. Ad (kavmi) de peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Hud onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz her yüksekçe yere bir anıt dikip boş şeyle mi oyalanıyorsunuz? Sonsuza kadar yaşayacağınız umuduyla sağlam yapılar mı ediniyorsunuz? Yakaladığınız zaman zorbaca yakalıyorsunuz. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Size bildiğiniz üzere nimetleri ihsan edenden korkun. O size hayvanlar ve oğullar vererek ihsanda bulundu. Yine bahçeler ve pınarlar (vererek). Doğrusu ben sizin hakkınızda büyük bir günün azabından korkuyorum.' Dediler ki: 'Öğüt versen de öğüt verenlerden olmasan da bizim için birdir. Bu, öncekilerin geleneğinden başka bir şey değildir. NA Böylece onu yalanladılar. Biz de onları helak ettik. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır. Semud (kavmi) de peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Salih onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz burada güven içinde mi bırakılacaksınız? Bahçelerin ve pınarların arasında. Ekinlerin ve yumuşak tomurcuklu, hoş hurma ağaçlarının arasında. Dağlardan ustalıkla evler yontuyorsunuz. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Ölçüsüzce davrananların emirlerine uymayın. Ki onlar yeryüzünde bozgunculuk çıkarmakta, düzen sağlamamaktadırlar. Dediler ki: 'Sen ancak büyülenmişlerdensin. Sen bizim gibi bir beşerden başkası da değilsin. Eğer doğru sözlülerdensen haydi bir mucize getir.' Dedi ki: 'İşte şu bir dişi devedir. Su içme hakkı (bir gün) onundur. Belli bir günün su içme hakkı da sizindir. Ona bir kötülük dokundurmayın yoksa sizi büyük bir günün azabı yakalar. Sonuçta onu boğazladılar; ama pişman oldular. Çünkü kendilerini azap yakaladı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır. Lut kavmi de peygamberleri yalanladı. Hani kardeşleri Lut onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Siz insanlardan erkeklere mi gidiyorsunuz? Ve Rabbinizin sizin için yarattığı eşlerinizi bırakıyorsunuz. Doğrusu siz sınırı aşan bir kavimsiniz. Dediler ki: 'Ey Lut! Eğer sen (bu işe) son vermezsen muhakkak ki (buradan) çıkarılanlardan olacaksın.' (Lut) dedi ki: 'Doğrusu ben sizin yaptığınıza çok kızanlardanım. Ey Rabbim! Beni ve ailemi bunların yaptıklarından kurtar.' Bunun üzerine biz onu ve bütün ailesini kurtardık. Geri kalanların içindeki bir yaşlı kadın hariç. Sonra diğerlerini yerle bir ettik. Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmurları ne kötü idi! Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır. Eyke ahalisi de peygamberleri yalanladı. Hani Şuayb onlara demişti ki: 'Siz sakınmıyor musunuz? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir peygamberim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir. Ölçüyü tam yapın ve eksiltenlerden olmayın. Dosdoğru terazi ile tartın. İnsanların haklarını kısmayın. Yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın. Sizi ve önceki nesilleri yaratandan sakının. Dediler ki: 'Sen ancak büyülenmişlerdensin. Sen bizim gibi bir beşerden başkası da değilsin. Biz senin mutlaka yalancılardan (olduğunu) sanıyoruz. Eğer doğru söyleyenlerdensen haydi gökten üzerimize parçalar düşür.' (Şuayb) dedi ki: 'Rabbim sizin yaptıklarınızı daha iyi biliyor.' Onu yalanladılar ve bunun üzerine kendilerini gölge gününün azabı yakaladı. Gerçekten o büyük bir günün azabıydı. Şüphesiz bunda bir ibret vardır. Onların çoğu iman etmemişti. Şüphesiz senin Rabbin güçlü ve rahmet sahibi olandır. Muhakkak ki bu (Kur'an) alemlerin Rabbinin indirmesidir. Onu Güvenilir Ruh indirdi. Uyaranlardan olman için senin kalbine (indirdi). Apaçık Arapça bir dille. Şüphesiz o öncekilerin kitaplarında da vardır. İsariloğulları bilginlerinin onu bilmeleri onlar için bir delil değil midir? Eğer onu Arapça bilmeyenlerden birine indirseydik de, Onu kendilerine okusaydı, ona iman edecek değillerdi. Biz onu suçluların kalplerine işte böyle soktuk. Acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler. (Azap) onlara, kendileri farkında olmadan ansızın gelir. Bunun üzerine: 'Bize süre tanınır mı?' derler. Onlar yine de azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar? Ne dersin, onları yıllarca (dünyalıklardan) yararlandırsak, Sonra kendilerine vaadedilen başlarına gelse, Yararlandırıldıkları onlara ne sağlayabilir? Biz hiçbir kasabayı kendisi için uyarıcılar olmadan helak etmedik. Hatırlatma yapılmıştır. Biz zalimler değiliz. Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmedi. Bu onlara yaraşmaz ve güç de yetiremezler. Çünkü onlar (vahyedileni) duymaktan kesinlikle uzak tutulmuşlardır. Sakın Allah'la beraber başka bir ilâh çağırma. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun. (Önce) en yakın hısımlarını uyar. Mü'minlerden sana uyanlara kanatlarını ger. Eğer sana karşı gelirlerse: 'Ben sizin yaptıklarınızdan uzağım' de. Güçlü ve rahmet sahibi olana güven. Ki O (namaza) kaltkığında seni görmektedir. Secde edenler arasında dolaşmanı da. Şüphesiz (her şeyi hakkıyla) duyan ve bilen O'dur. Şeytanların kime indiğini size haber vereyim mi? Onlar her yalancı günâhkâra inerler. Onlar kulak verirler. Çoğu da yalancıdırlar. Şairlere ise azgınlar uyarlar. Onlar her vadide şaşkın şaşkın dolaşmakta olduklarını görmedin mi? Ve onlar yapmadıklarını söylemektedirler. Ancak iman edip salih ameller işleyen, Allah'ı çokça anan ve haksızlığa uğratıldıktan sonra öçlerini alanlar müstesna. Zulmedenler hangi dönüş yerine döneceklerini yakında bilecekler. Ta. Sin. Bunlar Kur'an'ın ve apaçık Kitab'ın ayetleridir. Mü'minler için bir hidayet ve müjdedir. Onlar namazı kılarlar, zekatı verirler ve onlar ahirete kesin inanırlar. Şüphesiz ahirete inanmayanların yaptıklarını kendilerine süslemişizdir. Bu yüzden onlar körü körüne bocalarlar. İşte azabın en kötüsü onlaradır ve onlar ahirette de en büyük kayba uğrayanlardır. Şüphesiz Kur'an sana hakim ve alim olanın katından iletilmektedir. Hani Musa ailesine: 'Ben bir ateş gördüm. Oradan size bir haber veya bir ateş koru getireceğim. Olur ki ısınırsınız' demişti. Oraya geldiğinde kendisine şöyle seslenildi: 'Ateşin yanında bulunan ve çevresinde olanlar kutlu kılınmışlardır. Alemlerin Rabbi olan Allah pek yücedir. Ey Musa! Şüphesiz ben güçlü ve hikmet sahibi olan Allah'ım. Asanı at.' Onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasını dönüp kaçtı ve arkaya bakmadı. 'Ey Musa! Korkma! Çünkü benim yanımda peygamberler korkmaz. Ancak haksızlık eden hariç. Eğer sonra kötülüğün ardından (onu) iyiliğe çevirirse şüphesiz ben bağışlayıcı, rahmet ediciyim. Elini koynuna sok da bir hastalık olmadan bembeyaz çıksın. Bu Firavun ile kavmine (göstereceğin) dokuz mucizeden biridir. Şüphesiz onlar fasık bir kavimdirler.' Onlara ayetlerimiz açık olarak gelince: 'Bu apaçık bir büyüdür' dediler. Vicdanları (doğruluğunu) kesin olarak anladığı halde zulüm ve büyüklenme yüzünden onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak! Andolsun biz Davud'a ve Süleyman'a bir ilim verdik. Onlar da: 'Bizi mü'min kullarının çoğuna üstün kılan Allah'a hamdolsun' dediler. Süleyman Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: 'Ey insanlar! Bize kuşların dili öğretildi ve bize her şeyden (bolca) verildi. Doğrusu bu apaçık bir lütuftur.' Süleyman'a cinlerden, insanlardan ve kuşlardan orduları toplandı. Hepsi birlikte sevkediliyorlardı. Nihayet karınca vadisine geldiklerinde bir karınca dedi ki: 'Ey karıncalar! Yuvalarınıza girin ki Süleyman ve orduları farkında olmadan sizi ezmesinler.' (Süleyman) onun bu sözüne gülümsedi ve dedi ki: 'Ey Rabbim! Bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmemi, senin hoşnut olacağın salih amel işlememi bana ilham et ve rahmetinle salih kullarının arasına kat.' Kuşları denetledi ve dedi ki: 'Neden Hudhud'u göremiyorum? Yoksa kayıplardan mı oldu? Ona ya şiddetle azap edeceğim veya keseceğim ya da bana (gecikme sebebi olarak) apaçık bir delil getirecek.' (Hüdhüt) çok geçmeden geldi ve dedi ki: 'Senin öğrenemediğin bir şeyi ben öğrendim ve Sebe'den sana kesin doğru bir haber getirdim. Ben, onlara hükmeden, kendisine her şeyden (bolca) verilmiş ve büyük bir tahtı olan bir kadın buldum. Onun ve kavminin Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiklerini gördüm. Şeytan yaptıklarını onlara süslemiş de kendilerini yoldan alıkoymuş. Dolayısıyla doğru yola girmiyorlar. Göklerde ve yerde gizli ne varsa ortaya çıkaran, gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilen Allah'a secde etmesinler diye (böyle yapıyorlar).' Allah O'dur ki, kendinden başka ilâh yoktur. Büyük Arş'ın Rabbidir. (Süleyman Hüdhüd'e) dedi ki: 'Bakacağız, doğru mu söyledin yoksa yalancılardan mı oldun! Şu mektubumu götür, onu kendilerine bırak; sonra onlardan biraz uzaklaş da bak ki neye başvuruyorlar.' (Sebe hükümdarı) dedi ki: 'Ey ileri gelenler! Bana gerçekten çok önemli bir mektup bırakıldı. Bu (mektup), Süleyman'dan ve Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla (başlıyor). 'Bana karşı büyüklük taslamayın ve teslim olarak bana gelin' diye (yazılı). Dedi ki: 'Ey ileri gelenler! Bu işimde bana bir fikir verin. Siz bulunmadan ben hiçbir işte kesin karar vermem.' Dediler ki: 'Biz güçlü ve çetin savaşçı kimseleriz. Emir ise senindir. Artık neyi emredeceğine bak.' Dedi ki: 'Doğrusu hükümdarlar bir beldeye girdiklerinde orayı bozguna uğratırlar ve halkının ulularını aşağılık duruma düşürürler. Onlar işte böyle yaparlar. Ben onlara bir hediye göndereyim de elçilerin geri ne (haber) getireceklerine bir bakayım. (Elçi) Süleyman'a geldiğinde (Süleyman ona) şöyle dedi: 'Bana mal ile yardım mı etmek istiyorsunuz? Allah'ın bana verdiği size verdiğinden daha hayırlıdır. Belki kendi hediyenizle siz sevinirsiniz. Sen onlara dön. Andolsun biz onlara karşı koyamayacakları ordularla gelir ve onları oradan aşağılanmış ve küçük düşürülmüş bir halde çıkarırız.' (Süleyman): 'Ey ileri gelenler! Onlar teslim olmuş halde bana gelmeden önce hanginiz onun tahtını bana getirir?' dedi. Cinlerden bir ifrit: 'Sen makamından kalkmadan önce ben onu sana getiririm. Gerçekten ben buna gücü yetecek güvenilir biriyim' dedi. Kendinde kitaptan bir ilim bulunan kişi: 'Sen gözünü açıp kapamadan ben onu sana getiririm' dedi. (Süleyman) onu yanına yerleşmiş halde görünce dedi ki: 'Bu Rabbimin lütfundandır. Şükredecek miyim yoksa nankörlük mü edeceğim diye beni imtihan etmek için. Kim şükrederse kendi için şükretmiş olur. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Rabbim bir şeye ihtiyacı olmayan, kerem sahibidir. Dedi ki: 'Onun için tahtını tanınmaz hale getirin. Bakalım tanıyabilecek mi yoksa tanıyamayanlardan mı olacak.' (Sebe hükümdarı) gelince: 'Senin tahtın böyle miydi?' denildi. 'Tıpkı odur. Bize ondan önce ilim verilmiş ve biz Müslüman olmuştuk' dedi. Onun Allah'tan başka taptığı şey(ler) kendisini (Allah'ın ibadetinden) alıkoymuştu. Çünkü o inkârcı bir kavimdendi. Ona: 'Köşke gir' denildi. (Hükümdar kadın) onu görünce derin bir su sandı ve bacaklarını sıvadı. (Süleyman): 'O, camdan yapılmış dümdüz bir zemindir' dedi. (Hükümdar kadın): 'Rabbim! Gerçekten ben kendime zulmetmişim. (Artık) Süleyman'la beraber alemlerin Rabbi Allah'a teslim oldum' dedi. Andolsun biz Semud (kavmin)e de, 'Allah'a kulluk edin' diye kardeşleri Salih'i gönderdik. Hemen onlar aralarında çekişen iki gruba ayrıldılar. Dedi ki: 'Ey kavmim! Niçin iyilikten önce kötülüğün çarçabuk gelmesini istiyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki merhamet olunursunuz.' Dediler ki: 'Biz senin ve beraberindekilerin yüzünden uğursuzluğa uğradık'. (Salih de): 'Sizin uğursuzluğunuz Allah katındadır. Hayır siz imtihan edilmekte olan bir kavimsiniz' dedi. O şehirde dokuz adam vardı ki, yeryüzünde bozgunculuk çıkarıyor, düzen sağlamıyorlardı. Kendi aralarında Allah'a and içerek dediler ki: 'Muhakkak gece ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim sonra velisine: 'Biz onun ailesinin öldürülüşünde bulunmadık ve gerçekten biz doğru söyleyenleriz' diyelim.' Onlar bir tuzak kurdular biz de onlar farkında olmadan bir tuzak kurduk. Onların tuzaklarının sonunun nasıl olduğuna bir bak! Biz onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte zulmetmeleri yüzünden çökmüş, ıssız kalmış evleri. Şüphesiz bunda bilen bir topluluk için ibret vardır. İman eden ve sakınanları kurtardık. Lut'u da (an). Hani o kavmine şöyle demişti: 'Siz göre göre bu çirkin kötülüğü yapıyor musunuz? Siz kadınları bırakıp da şehvetle erkeklere mi yanaşıyorsunuz? Gerçekten siz bilgisiz bir toplumsunuz.' Kavminin cevabı ise sadece: 'Onları kasabanızdan çıkarın. Onlar pek fazla temiz olmaya çalışan insanlar!' demek oldu. Biz de onu ve karısı dışında bütün ailesini kurtardık. Onun geride kalanlardan olmasını takdir ettik. Üzerlerine de bir yağmur yağdırdık. Uyarılanların yağmurları ne kötü idi! De ki: 'Allah'a hamdolsun ve seçtiği kullarına selâm olsun. Allah mı daha hayırlıdır yoksa ortak koştukları şeyler mi?' Yoksa gökleri ve yeri yaratan, size gökten su indiren kimdir? Onunla sizin bir ağacını bile bitiremeyeceğiniz güzel görünüşlü bahçeler bitirdik. Yoksa Allah ile beraber bir başka ilâh mı? Hayır onlar yoldan sapan bir topluluktur. Yahut yeri bir karargâh yapan, aralarından ırmaklar akıtan, onun için sarsılmaz dağlar vareden ve iki denizin arasına bir engel koyan kimdir? Yoksa Allah ile beraber bir başka ilâh mı? Hayır onların çoğu bilmiyorlar. Yahut darda kalana kendisine dua ettiği zaman icabet eden, sıkıntıyı gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan kimdir? Yoksa Allah ile beraber bir başka ilâh mı? Ne kadar da az düşünüyorsunuz. Yahut karanın ve denizin karanlıkları içinde size yol gösteren, rüzgârları rahmetinin öncesinde müjdeleyici olarak gönderen kimdir? Yoksa Allah ile beraber bir başka ilâh mı? Allah onların ortak koştuklarından uludur. Yahut yaratmayı ilk başlatan sonra onu tekrar gerçekleştirecek olan ve sizi gökten ve yerden rızıklandıran kimdir? Yoksa Allah ile beraber bir başka ilâh mı? De ki: 'Eğer doğru söyleyenlerseniz açık delilinizi getirin.' De ki: 'Göklerde ve yerde gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Onlar ne zaman diriltileceklerinin farkında değillerdir.' Hayır, onların ahiretle ilgili bilgileri ardarda gelip toplandı. Hayır onlar bundan şüphe içindedirler. Hayır onlar buna karşı kördürler. İnkâr edenler dediler ki: 'Biz ve atalarımız toprak olduktan sonra gerçekten biz yeniden çıkarılacak mıyız? Andolsun ki, bize de daha önce atalarımıza da bu vaad edildi. Bu, öncekilerin masallarından başka bir şey değildir. De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da suçluların sonları nasıl olmuş bir bakın!' Sen onlara karşı üzülme ve onların tuzak kurmalarından dolayı sıkıntıya düşme. 'Eğer doğru söyleyenlerseniz bu vaad ne zamandır?' diyorlar. De ki: 'Belki de, çarçabuk gelmesini istediğiniz (azab)ın bir kısmı size ulaşmak üzeredir.' Şüphesiz senin Rabbin insanlara karşı lütuf sahibidir. Ancak onların çoğu şükretmiyorlar. Şüphesiz Rabbin onların gönüllerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da kesin olarak bilmektedir. Gökte ve yerde gizli hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta olmasın. Doğrusu bu Kur'an İsrailoğullarına hakkında ayrılığa düştüklerinin çoğunu anlatmaktadır. Muhakkak ki o mü'minler için bir hidayet ve rahmettir. Şüphesiz Rabbin onların aralarında hükmünü verecektir. O güçlüdür, bilendir. Allah'a güven. Çünkü sen apaçık bir gerçek üzeresin. Sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Sen körleri sapıklıklarından çıkarıp doğru yola iletecek de değilsin. Sen ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin. İşte Müslüman olanlar onlardır. (Kendilerine söylenmiş olan) söz başlarına geldiği zaman yerden bir canlı çıkarırız ki o onlara, insanların ayetlerimize kesin bir inançla inanmadıklarını söyler. O gün her ümmetten, ayetlerimizi yalanlayanlardan bir grubu toplarız. Artık onlar (arkalarındakiler de kendilerine katılıncaya kadar) tutuklanırlar. Sonuçda (hesap yerine) geldiklerinde (Allah) der ki: 'Siz benim ayetlerimi bilgi yönünden kavramadığınız halde yalanladınız mı? Yoksa ne yapıyordunuz?' Zulmetmelerinden dolayı o (azap) söz(ü) başlarına gelmiştir. Artık onlar konuşamazlar. Bizim geceyi içinde dinlenmeleri için yarattığımızı gündüzü de aydınlık kıldığımızı görmediler mi? Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için ibretler vardır. Sur'a üflendiği gün Allah'ın diledikleri dışında göklerde ve yerde kim varsa korkuya kapılır. Hepsi boyun bükmüş olarak O'na gelirler. Dağları görür onları yerinde durur sanırsın. Oysa onlar bulutların yürümesi gibi yürümektedirler. Bu, her şeyi özenle yapan Allah'ın yapısıdır. Şüphesiz O, yaptıklarınızdan haberdardır. Kim iyilik getirirse ona ondan daha hayırlısı vardır. Ve onlar o gün, korkudan güvendedirler. Kim de kötülük getirirse onların da yüzleri ateşe sürtülür. (Onlara):'Siz yaptıklarınızdan başka bir şeyle mi cezalandırılıyorsunuz?' (denir). (De ki): 'Ben ancak bu beldenin Rabbine kulluk etmekle emrolundum ki O burayı saygıdeğer (haram belde) kılmıştır ve her şey O'nundur. Ve ben Müslümanlardan olmakla emrolundum. Kur'an'ı okumakla da (emrolundum).' Artık kim hidayete ererse kendi için hidayete erer. Kim de sapıtırsa de ki: 'Ben sadece uyarıcılardanım.' Ve: 'Allah'a hamdolsun. O size ayetlerini gösterecek, siz de onları tanıyacaksınız' de. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir. Ta. Sin. Mim Bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir. İman eden bir topluluk için Musa'nın ve Firavun'un haberinden (bir kısmını) gerçek olarak sana okuyacağız. Doğrusu Firavun (bulunduğu) yerde büyüklenmiş ve oranın ahalisini gruplara ayırmıştı. Onlardan bir kitleyi zayıf düşürüyor (eziyor), onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı. Bizse o yerde zayıf düşürülenlere lütfetmek, onları önderler yapmak ve onları mirasçılar kılmak istiyorduk. Ve onları o yerde hakim kılmak; Firavun'a, Haman'a ve o ikisinin askerlerine onlardan sakınmakta oldukları şeyi kendilerine göstermek (istiyorduk). Musa'nın annesine: 'Onu emzir. Başına bir şey gelmesinden korkacak olursan onu denize bırak. Korkma ve üzülme. Çünkü biz onu sana geri döndüreceğiz ve onu peygamberlerden yapacağız' diye vahyettik (ilham ettik). Nihayet Firavun'un adamları, kendilerine bir düşman ve üzüntü (sebebi) olması için onu bulup aldılar. Doğrusu Firavun, Haman ve askerleri yanılgı içindeydiler. Firavun'un karısı dedi ki: 'Benim için de senin için de bir göz nuru! Onu öldürmeyin. Olur ki bize bir yararı olur veya onu evlat ediniriz.' Oysa onlar (işin) farkında değillerdi. Musa'nın annesinin yüreği (çocuğundan başka bütün düşüncülerden) boş oldu. Eğer (vaadimize) inananlardan olması için kalbini pekiştirmiş olmasaydık neredeyse onu açığa vuracaktı. (Musa'nın) kızkardeşine: 'Onu izle' dedi. O da ötekiler farkına varmadan onu uzaktan gözetledi. Biz daha önce ona süt anneleri yasak etmiştik. Bunun üzerine (kızkardeşi): 'Sizin için onun bakımını üstelenecek ve ona iyi davranacak bir aileyi size göstereyim mi?' dedi. Böylece onu, gözü aydın olsun, üzülmesin ve Allah'ın vaadinin gerçek olduğunu bilsin diye annesine geri çevirdik. Ancak onların çoğu bilmezler. Güçlülük çağına erip olgunlaşınca biz ona hüküm (hikmet) ve ilim verdik. İşte biz iyilikte bulunanları böyle mükafatlandırırız. Halkının habersiz olduğu bir anda şehire girdi. Orada birbirleriyle kavga eden iki adam gördü. Biri kendi taraftarlarından diğeri de düşmanlarından(dı). Kendi taraftarlarından olan düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine Musa ona bir yumruk vurup canını aldı. 'Bu şeytanın işindendir. Şüphesiz o apaçık saptırıcı bir düşmandır' dedi. 'Rabbim! Ben kendime haksızlık ettim, beni bağışla!' dedi. (Allah) da onu bağışladı. Şüphesiz O çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Dedi ki: 'Bana verdiğin nimetler hakkı için artık ben suçlulara arka çıkmayacağım.' Bunun üzerine şehirde korkuyla etrafı gözleyerek sabahladı. Bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen kişi (yine yardım etmesi için) ona bağırıyor. Musa ona: 'Doğrusu sen apaçık azgın birisin' dedi. Sonuçta ikisine de düşman olan kişiyi yakalamak isteyince adam: 'Ey Musa! Dün bir canı öldürdüğün gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Doğrusu sen yeryüzünde ancak bir zorba olmak istiyorsun; düzeltenlerden olmak istemiyorsun' dedi. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak gelip dedi ki: 'Ey Musa! İleri gelenler seni öldürmek için senin hakkında aralarında görüşüyorlar. Hemen çık. Gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim.' Bunun üzerine korkuyla etrafı gözetleyerek oradan çıktı. 'Rabbim! Beni zalimler topluluğundan kurtar' dedi. Medyen tarafına yönelince: 'Umarım Rabbim beni doğru yola iletir' dedi. Medyen suyuna vardığında orada (hayvanlarını) sulayan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (sürülerini suya gitmekten) alıkoyan iki kadın gördü. 'Sizin derdiniz nedir?' dedi. Dediler ki: 'Çobanlar çekilip gitmeden biz sulamayız. Babamız ise pek yaşlı bir ihtiyardır.' Hemen onların (sürülerini) suladı. Sonra gölgeye çekilip: 'Rabbim! Doğrusu bana indireceğin hayıra muhtacım' dedi. Derken o iki (kadın)dan biri utana utana yürüyerek yanına geldi. 'Babam bizim için (sürümüzü) sulamanın karşılığını sana ödemek üzere seni çağırıyor' dedi. Bunun üzerine onun yanına giderek olup bitenleri kendisine anlatınca: 'Korkma! O zalimler topluluğundan kurtuldun' dedi. (Kızlardan) biri: 'Babacığım! Onu ücretle tut. Çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı bu güçlü, güvenilir adamdır' dedi. (Babaları) dedi ki: 'Bana sekiz yıl çalışmana karşılık şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum. Eğer (çalışmanı) on (yıl)a tamamlarsan artık o da senden (bir iyilik) olur. Ben sana zorluk çıkarmak istemem. İnşallah beni salihlerden bulacaksın.' Dedi ki: 'Bu benimle senin aranda (bir anlaşma)dır. Bu iki süreden hangisini tamamlarsam bana karşı düşmanlık yok. Allah da söylediğimize vekildir.' Musa süreyi tamamlayıp ailesiyle beraber yola çıkınca Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine dedi ki: 'Siz bekleyin. Ben bir ateş gördüm. Umarım oradan size ya bir haber veya ısınmanız için bir ateş koru getiririm.' Oraya gelince kutlu bölgedeki vadinin sağ yanındaki bir ağaçtan kendisine şöyle seslenildi: 'Ey Musa! Şüphesiz alemlerin Rabbi olan Allah benim. Asanı at!' Onun çevik bir yılan gibi hareket ettiğini görünce arkasını dönüp kaçtı ve geriye bakmadı. 'Ey Musa! Dön ve korkma. Şüphesiz sen güven içinde olanlardansın.' Elini koynuna sok da bir hastalık olmadan bembeyaz çıksın. Korkudan açılan kanatlarını (kollarını) kendine çek. Bu ikisi Rabbinden, Firavun'a ve adamlarına karşı iki kesin delildir. Şüphesiz onlar fasık bir kavimdirler.' Dedi ki: 'Rabbim! Doğrusu ben onlardan bir can öldürdüm. Bu yüzden beni öldürmelerinden korkuyorum. Kardeşim Harun'un dili benimkinden daha düzgündür. Onu benimle beraber yardımcı olarak gönder beni doğrulasın. Çünkü ben onların beni yalanlamalarından korkuyorum. (Allah) dedi ki: 'Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir üstünlük vereceğiz ki onlar size erişemeyecekler. Ayetlerimizle (gidin). Siz ve size uyanlar üstün geleceksiniz. Musa onlara apaçık ayetlerimizi getirince: 'Bu uydurulmuş bir büyüden başka bir şey değildir. Biz bunu önceki atalarımızdan duymadık' dediler. Musa dedi ki: 'Rabbim kimin kendi katından hidayet getirdiğini ve yurdun sonunun kimin olacağını daha iyi bilir. Doğrusu zalimler kurtuluşa eremezler.' Firavun dedi ki: 'Ey ileri gelenler! Ben sizin benden başka ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Haydi benim için çamurun üzerinde ateş yak da bana bir kule yap. Belki Musa'nın ilahına çıkarım. Bununla birlikte ben onu yalancılardan sanıyorum.' O ve askerleri yeryüzünde haksız yere büyüklük tasladılar ve bize döndürülmeyeceklerini sandılar. Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize attık. Zalimlerin sonlarının nasıl olduğuna bir bak. Onları ateşe çağıran önderler kıldık. Kıyamet günü de yardım görmezler. Bu dünyada onların arkalarına bir lanet taktık. Kıyamet gününde de onlar çirkinleştirilmiş olanlardandır. Andolsun ki, biz önceki nesilleri helak ettikten sonra belki düşünürler diye insanlar için (kalplerini açacak) aydınlatıcılar (basiretler) ve bir yol gösterici ve rahmet olması üzere Musa'ya kitap verdik. Biz Musa'ya o işi (görevi) verdiğimizde sen (vadinin) batı tarafında değildin. Sen (olaya) şahit olanlardan da değildin. Ancak biz birçok nesiller yarattık da onların üzerlerinden nice zamanlar geçti. Sen Medyen halkının arasında oturup ayetlerimizi onlardan okumuş değilsin. Ancak (bunları sana) gönderen biziz. (Musa'ya) seslendiğimiz zaman sen Tur'un yanında değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak, kendilerine senden önce bir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarasın diye (gönderildin). Umulur ki düşünürler. Kendi elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir musibet geldiğinde: 'Rabbimiz! Bize bir peygamber gönderseydin de, senin ayetlerine uysaydık ve mü'minlerden olsaydık' diyecek olmasalardı (seni göndermezdik). Fakat onlara bizim katımızdan hak gelince: 'Musa'ya verilenin benzeri ona da verilmeli değil miydi!' dediler. Daha önce Musa'ya verileni inkar etmemişler miydi? 'İki büyü birbirine destek oldu!' dediler. Yine: 'Biz hepsini inkar edenleriz' dediler. De ki: 'Eğer doğru söyleyenlerdenseniz Allah katından bu ikisinden (Tevrat'tan ve Kur'an'dan) daha doğru bir kitap getirin de ben ona uyayım.' Eğer sana cevap veremezlerse bil ki onlar kendi arzularına uymaktadırlar. Allah'tan (gelen) bir yol gösterici olmaksızın arzularına uyandan daha sapık kim olabilir? Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez. Andolsun biz, olur ki düşünürler diye onlar için sözü (Kur'an'ı) birbiri ardınca indirdik. Bundan önce kendilerine kitap vermiş olduklarımız buna inanırlar. Onlara (Kur'an) okunduğunda: 'Biz ona inandık. Şüphesiz o Rabbimizden (gelen) bir gerçektir. Biz zaten bundan önce de Müslümanlar idik' derler. İşte onlara sabretmeleri dolayısıyla ecirleri iki kere verilecektir. Onlar kötülüğü iyilikle savarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar. Onlar boş söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler ve: 'Bizim yaptıklarımız bize sizin yaptıklarınız sizedir. Size selam olsun. Biz cahilleri benimsemeyiz' derler. Sen sevdiğini doğru yola iletemezsin, ancak Allah dilediğini doğru yola iletir ve O doğru yola erecekleri daha iyi bilir. Dediler ki: 'Seninle birlikte doğru yola girersek yurdumuzdan atılırız.' Onları, tarafımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplandığı güvenli bir Harem'e yerleştirmedik mi? Ancak onların çoğu bilmiyorlar. Biz, geçim rahatlığı dolayısıyla şımarmış nice beldeleri helak ettik. İşte konakları; onlardan sonra ancak çok az oturulmuştur. (Oralara) hep biz varis olduk. Senin Rabbin, ana merkezlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Peygamber göndermedikçe beldeleri helak etmez. Biz, halkı zalim olmadığı sürece beldeleri helak etmeyiz. Size verilen her şey dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Akıl etmiyor musunuz? Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve dolayısıyla ona kavuşan kimse, kendisini dünya hayatının geçimliğinden yararlandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba atılmak üzere) getirileceklerden olanla bir midir? O gün (Allah) onlara seslenerek: 'Hani ortaklarım olduklarını sandıklarınız nerede?' der. Üzerlerine (azap) söz(ü) hak olanlar derler ki: 'Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımız. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi (onlardan) uzaklaşarak sana yöneldik. Zaten onlar bize tapmıyorlardı.' 'Ortaklarınızı çağırın' denir. Çağırırlar ama kendilerine cevap vermezler ve azabı görürler. Ne olurdu doğru yolu kabul etselerdi! (Allah) o gün onlara seslenir ve: 'Peygamberlere ne cevap verdiniz?' der. O gün artık haberler onlara kör olmuştur. Birbirlerine de bir şey soramazlar. Ancak kim tevbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden olabilir. Rabbin dilediğini yaratır ve seçer. Seçim onlara ait değildir. Allah onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. Rabbin onların göğüslerinin gizlediğini de açığa vurduklarını da bilmektedir. O kendinden başka ilah olmayan Allah'tır. Dünyada da ahirette de hamd O'nadır. Hüküm de O'nundur ve O'na döndürülürsünüz. De ki: 'Eğer Allah üzerinize geceyi kıyamete kadar sürekli kılsa Allah'tan başka size bir ışık getirecek ilah kimdir? Duymuyor musunuz?' De ki: 'Eğer Allah üzerinize gündüzü kıyamete kadar sürekli kılsa Allah'tan başka size içinde dinleneceğiniz geceyi getirecek ilah kimdir? Görmüyor musunuz?' Sizin için, içinde dinlenmeniz ve O'nun lütfundan (rızık) aramanız üzere gece ile gündüzü varetmesi O'nun rahmetindendir. O gün (Allah) onlara seslenerek: 'Hani ortaklarım olduklarını sandıklarınız nerede?' der. O gün her ümmetten bir şahit çıkarır ve: 'Delilinizi getirin' deriz. Böylece hakkın Allah'a ait olduğunu bilirler. Uydurageldikleri de onlardan kaybolur. Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Ancak onlara karşı azgınlık etti. Biz ona anahtarlarını (bile) güçlü bir topluluğun zor taşıdığı hazineler vermiştik. Hani kavmi ona şöyle demişti: 'Şımarma! Çünkü Allah şımaranları sevmez. Allah'ın sana verdiğiyle ahiret yurdunu da ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik ettiği gibi sen de iyilik et ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.' Dedi ki: 'Bu bana ancak bendeki bir ilim dolayısıyla verildi.' Allah'ın, kendinden önceki nesillerden ondan daha güçlü ve daha çok şey biriktirmiş kimseleri helak ettiğini bilmedi mi? Suçlular günahlarından sorulmazlar. Süsünün içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını isteyenler: 'Keşke Karun'a verilen şeylerin bir benzeri bizim de olsaydı. Gerçekten o büyük bir pay sahibidir' dediler. Kendilerine ilim verilenler ise şöyle dediler: 'Yazık size! Allah'ın sevabı iman edip salih amel işleyen için daha hayırlıdır. Ona ise ancak sabredenler kavuşturulurlar.' Sonunda onu da, konağını da yerin dibine geçirdik. Artık Allah'a karşı ona yardım edecek bir topluluğu olmadı, kendi kendine yardım edebileceklerden de değildi. Dün onun yerinde olmayı arzulayanlar da: 'Vay! Demek ki Allah kullarından dilediğine rızkı genişletiyor ve daraltıyor! Eğer Allah bize lütfetmiş olmasaydı muhakkak bizi de batırırdı. Vay! Demek ki inkarcılar gerçekten kurtuluşa eremezler!' demeye başladılar. İşte ahiret yurdu! Biz onu yeryüzünde büyüklenmeyi ve bozgunculuğu istemeyenlere veririz. Sonuç (Allah'ın azabından) sakınanlarındır. Kim bir iyilik getirirse ona ondan daha hayırlısı vardır. Kim de bir kötülük getirirse (bilsin ki) kötülükleri işleyenler yaptıklarından başkasıyla cezalandırılmazlar. Şüphesiz sana Kur'an'ı farz kılan seni dönülecek yere (Mekke'ye) yeniden döndürecektir. De ki: 'Kimin hidayet getirdiğini ve kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu Rabbim daha iyi bilir.' Sen Kitab'ın sana vahyedileceğini umuyor değildin. Ancak Rabbinden bir rahmet olarak (vahyedildi). Şu halde asla inkarcılara arka olma. Sana indirildikten sonra, sakın seni Allah'ın ayetlerinden alıkoymasınlar. Sen Rabbine çağır ve sakın müşriklerden olma. Allah'la beraber başka bir ilaha tapma. O'ndan başka ilah yoktur. O'nun yüzünden (zatından) başka her şey yok olacaktır. Hüküm O'nundur ve O'na döndürülürsünüz. Elif. Lam. Mim. İnsanlar yalnız: 'İman ettik' demekle imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar? Andolsun biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Allah elbette doğruları da bilecek ve elbette yalancıları da bilecektir (ortaya çıkaracaktır). Yoksa kötülükleri işleyenler bizi atlatacaklarını mı sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar! Kim Allah'a kavuşmayı umuyorsa (bilsin ki) Allah'ın belirlediği vakit muhakkak gelecektir. O, duyandır, bilendir. Kim cihad ederse ancak kendi için cihad etmiş olur. Çünkü Allah'ın alemlerden hiç bir şeye ihtiyacı yoktur. İman edip salih ameller işleyenlerin kötülüklerini muhakkak örtecek ve onlara yaptıklarının en güzeliyle karşılık vereceğiz. İnsana anne ve babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Eğer seni, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa o zaman onlara itaat etme. Dönüşünüz banadır. Yapmakta olduklarınızı size haber veririm. İman edip salih ameller işleyenleri mutlaka iyilerin arasına katacağız. İnsanlardan öyleleri vardır ki: 'İman ettik' der, ancak Allah uğrunda kendisine eziyet edildiğinde insanların eziyetlerini Allah'ın azabı gibi sayar. Rabbinden bir zafer geldiğinde andolsun: 'Şüphesiz biz de sizinle beraberdik' diyeceklerdir. Oysa Allah alemlerin (insanların) göğüslerinde olanları daha iyi bilen değil midir? Allah elbette iman edenleri de bilir ve elbette münafıkları da bilir. İnkar edenler iman edenlere: 'Bizim yolumuza uyun sizin hatalarınızı biz yüklenelim' dediler. Oysa onlar bunların hatalarından bir şey yüklenecek değillerdir. Onlar kesinlikle yalancıdırlar. Andolsun onlar kendi yüklerini ve kendi yükleriyle birlikte başka yükleri de yüklenecekler ve elbette kıyamet günü, iftira ettiklerinden sorulacaklardır. Andolsun biz Nuh'u kendi kavmine gönderdik. Onların içinde bin yıldan elli yıl eksik yaşadı. Sonunda onlar zulümde devam ederlerken kendilerini tufan yakaladı. Onu ve gemi halkını ise kurtardık ve bunu alemler için bir ibret kıldık. İbrahim de; hani kavmine şöyle demişti: 'Allah'a kulluk edin ve O'ndan sakının. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Siz Allah'ı bırakıp yalnızca birtakım putlara tapıyor ve yalan uyduruyorsunuz. Doğrusu sizin Allah'tan başka taptıklarınız size rızık verme gücüne sahip değildirler. O halde rızkı Allah'ın katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz.' 'Eğer yalanlarsanız; sizden önceki ümmetler de yalanlamışlardı. Peygambere düşen ise sadece apaçık bir tebliğdir.' Allah'ın yaratmayı nasıl başlattığını sonra onu yeniden nasıl gerçekleştirdiğini görmediler mi? Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. De ki: 'Yeryüzünde dolaşıp (Allah'ın) yaratmaya nasıl başladığına bakın. Sonra Allah son yaratmayı (ahiret yaratmasını) da gerçekleştirecektir. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir.' Dilediğine azab eder ve dilediğine merhamet eder. Siz O'na döndürülürsünüz. Siz ne yerde, ne de gökte (Allah'ı) aciz bırakabilirsiniz. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır. Allah'ın ayetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. Onlar için acıklı bir azap vardır. Kavminin cevabı ancak: 'Onu öldürün veya yakın' demeleri oldu. Ancak Allah onu ateşten kurtardı. Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için ibretler vardır. (İbrahim) dedi ki: 'Siz dünya hayatında aranızda sevgi vesilesi olsun diye, Allah'ı bırakıp birtakım putlar edindiniz. Sonra kıyamet günü bazılarınız bazılarınızı inkar edecek ve bazılarınız bazılarınızı lanetleyecektir. Barınacağınız yer ise ateştir ve yardımcılarınız da olmayacaktır. Ona Lut iman etti. (İbrahim): 'Ben Rabbime hicret ediyorum. Şüphesiz o güçlüdür, hikmet sahibidir' dedi. Biz ona İshak'ı ve Yakub'u bağışladık. Onun soyuna peygamberliği ve kitabı verdik. Ona dünya hayatında ecrini verdik. Ahirette de o salihlerdendir. Hani Lut da kavmine şöyle demişti: 'Siz, sizden önce alemlerden bir tek kimsenin işlememiş olduğu çirkin işi mi işliyorsunuz. Siz erkeklere yanaşıyor, yolu kesiyor ve toplantı yerlerinizde çirkin işler mi yapıyorsunuz?' Kavminin cevabı ancak: 'Eğer doğru sözlülerden isen bize Allah'ın azabını getir haydi!' demeleri oldu. O da: 'Rabbim! Şu bozguncu kavme karşı bana yardım et' dedi. Elçilerimiz İbrahim'e müjdeyi getirdiklerinde: 'Biz şu kasabanın halkını helak edeceğiz. Şüphesiz oranın halkı zalimler oldular' dediler. (İbrahim): 'Orada Lut var' dedi. (Elçiler): 'Orada kimin olduğunu biz daha iyi biliriz. Onu ve karısı dışında ailesini kurtaracağız. O ise geride kalacaklardandır' dediler. Elçilerimiz Lut'a gelince onlardan dolayı kaygılandı, göğsüne bir sıkıntı bastı. Dediler ki: 'Korkma ve üzülme. Biz seni ve karın dışında aileni kurtaracağız. O ise geride kalacaklardan olmuştur. Biz fasıklık etmelerinden dolayı bu kasabının halkının üzerine gökten şiddetli bir azap indireceğiz.' Andolsun ki, akıl eden bir topluluk için ondan bir ayet (işaret) bıraktık. Medyen'e de kardeşleri Şuayb'ı gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim! Allah'a kulluk edin ve ahiret gününe umut bağlayın. Yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın.' Ancak onu yalanladılar. Bunun üzerine onları kuvvetli bir sarsıntı aldı ve yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar. Ad ve Semud'u da (helak ettik). (Başlarına nelerin geldiği) size oturdukları yerlerden belli olmaktadır. Şeytan onlara yaptıklarını süsledi, böylece onları yoldan alıkoydu. Oysa onlar görüp anlayabilecek durumdaydılar. Karun'u, Firavun'u ve Haman'ı da (helak ettik). Andolsun ki Musa onlara apaçık deliller getirmişti. Ama onlar yeryüzünde büyüklendiler. Oysa onlar (azaptan kurtulup) geçecek değillerdi. Onların her birini günahından dolayı yakaladık. Onlardan kiminin üzerine taş yağdıran kasırga gönderdik, kimini şiddetli çığlık aldı, kimini yerin dibine geçirdik, kimini de (suda) boğduk. Allah onlara haksızlık edecek değildi. Ama onlar kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı. Allah'tan başka dostlar edinenlerin örnekleri kendine bir ev edinen örümceğin örneği gibidir. Evlerin en dayanaksızı ise şüphesiz örümceğin evidir. Keşke bilselerdi! Allah, kendinden başka her neye tapıyorlarsa muhakkak bilmektedir. O güçlüdür, hikmet sahibidir. Bu örnekleri insanlar için veriyoruz. Ancak alimlerden (bilenlerden) başkaları bunlara akıl erdiremezler. Allah gökleri ve yeri hak üzere yarattı. Şüphesiz bunda iman edenler için ibret vardır. Kitab'dan sana vahyedileni oku ve namazı kıl. Gerçekten namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Muhakkak ki Allah'ı anmak en büyük (ibadet)tir. Allah yaptıklarınızı bilir. İçlerinden zulmedenler dışında kitap ehline karşı ancak en güzel şekilde mücadele edin ve deyin ki: 'Bize indirilene de size indirilene de iman ettik. Bizim ilahımız da sizin ilahınız da birdir ve biz O'na teslim olanlarız.' İşte böyle (geçmiş peygamberlere indirdiğimiz gibi) sana da Kitap indirdik. Kendilerine kitap verdiklerimiz ona inanıyorlar. Şunlardan da ona iman edecek olan vardır. Kâfirlerden başkası ayetlerimizi bile bile inkar etmez. Sen daha önce ne bir kitap okuyor ne de onu elinle yazıyordun. Öyle olsaydı batıla uyanlar kuşkulanırlardı. Hayır o, kendilerine ilim verilenlerin göğüslerinde (bulunan) apaçık ayetlerdir. Zalimlerden başkası ayetlerimizi bile bile inkar etmez. 'Ona Rabbinden mucizeler indirilmeli değil miydi?' dediler. De ki: 'Mucizeler ancak Allah katındadır. Ben yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.' Kendilerine okunan Kitab'ı sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Şüphesiz bunda iman eden bir topluluk için bir rahmet ve öğüt vardır. De ki: 'Benimle sizin aranızda şahit olarak Allah yeter. O, göklerde ve yerde ne varsa bilir. Batıla inanıp Allah'ı inkar edenler ise, işte onlar ziyana uğrayanlardır.' Senden azabı çarçabuk istiyorlar. Eğer belirlenmiş bir süre olmasaydı elbette onlara azap gelirdi. Fakat onlar farkında değillerken o, kendilerine ansızın gelecektir. Senden azabı çarçabuk istiyorlar. Halbuki cehennem inkarcıları çepeçevre kuşatacaktır. O gün azap onları üstlerinden ve ayaklarının altından bürür ve (Allah): 'Yaptıklarınızı tadın' der. Ey iman eden kullarım! Şüphesiz benim arzım geniştir. Artık yalnız bana kulluk edin. Her can ölümü tadıcıdır. Sonra bize döndürülürsünüz. İman edip salih ameller işleyenleri, içinde sonsuza kadar kalmaları üzere cennette, altından ırmaklar akan odalara yerleştireceğiz. Amel edenlerin ecirleri ne güzeldir. Ki onlar, sabrederler ve yalnızca Rabblerine güvenirler. Nice canlı vardır ki rızkını taşımaz. Onu da sizi de Allah rızıklandırmaktadır. O duyandır, bilendir. Andolsun ki, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı, güneşi ve ayı kim buyruk altına aldı?' diye sorsan muhakkak: 'Allah' diyeceklerdir. Nasıl da (haktan) uzaklaştırılıyorlar! Allah kullarından dilediğine rızkı genişletir ve onu (dilediğinde) kısar. Allah her şeyi bilendir. Andolsun ki, onlara: 'Gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü dirilten kimdir?' diye sorsan muhakkak: 'Allah' diyeceklerdir. De ki: 'Hamd Allah'adır.' Hayır, onların çoğu akıl etmiyorlar. Bu dünya hayatı bir eğlence ve oyundan başka bir şey değildir. Ahiret yurdu ise işte asıl hayat odur. Keşke bilselerdi. Gemiye bindiklerinde dini yalnız Allah'a has kılarak yalnız O'na dua ederler. Sonuçta onları karaya çıkarıp kurtarınca hemen ortak koşarlar. Kendilerine verdiğimize karşı nankörlük etsinler ve yararlansınlar diye (böyle yaparlar). Ancak yakında bilecekler. Görmediler mi ki çevrelerinde insanlar kapılıp alınırken (kendi beldelerini) güvenli, dokunulmaz bir bölge kıldık. Hala batıla inanıp da Allah'ın nimetini inkar mı ediyorlar? Allah'a karşı yalan uydurandan yahut kendine hak geldiğinde onu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? İnkar edenler için cehennemde barınacak yer mi yok? Bizim uğrumuzda cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah iyilik edenlerle beraberdir. Elif. Lam. Mim. Rumlar yenildiler. (Arap yarımadasına) en yakın bir yerde. Ancak onlar bu yenilgilerinden sonra yeneceklerdir. Bir kaç yıl içinde. Bundan önce de sonra da iş (emir) Allah'ındır. O gün Müslümanlar sevinirler. Allah'ın yardımıyla. O, dilediğine yardım eder. O güçlüdür, merhamet sahibidir. (Bu) Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Fakat insanların çoğu bilmezler. Onlar dünya hayatından sadece dış görünüşü bilirler. Ahiretten ise habersizdirler. Kendi nefisleri üzerinde düşünmediler mi? Allah gökleri, yeri ve bunların arasındakileri ancak hak üzere ve belirlenmiş bir süre ile yaratmıştır. Gerçekten insanların çoğu Rablerine kavuşmayı inkar etmektedirler. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler, toprağı kazıp alt üst etmişler ve onu bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Peygamberleri de onlara açık delillerle gelmişlerdi. Demek ki Allah onlara haksızlık etmiyordu; ama onlar kendi kendilerine haksızlık ediyorlardı. Sonra Allah'ın ayetlerini yalanlayarak ve onlarla alay ederek kötülük edenlerin sonları çok kötü oldu. Allah yaratmayı ilk olarak başlatır, sonra onu yeniden gerçekleştirir. Sonra O'na döndürülürsünüz. Kıyametin koptuğu gün suçlular umutsuz kalırlar. Ortak koştuklarından kendilerine şefaatçiler olmaz ve ortak koştuklarını inkar ederler. Kıyametin koptuğu gün, işte o gün (mü'minlerle kâfirler) birbirlerinden ayrılırlar. İman edip salih ameller işleyenler; işte onlar bir bahçede sevinç içinde ağırlanırlar. İnkar eden, ayetlerimizi ve ahiret buluşmasını yalanlayanlara gelince, işte onlar da azabın içine getirilirler. O halde akşama girerken ve sabaha ererken Allah'ı tesbih edin. Göklerde ve yerde hamd O'na aittir. Gündüzün sonunda ve öğleye erdiğiniz vakit de (O'nu tesbih edin). O ölüden diriyi çıkarır; diriden de ölüyü çıkarır ve yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. İşte siz de böyle çıkarılacaksınız. Sizi topraktan yaratması O'nun ayetlerindendir. Sonra siz etrafa yayılan insanlar oldunuz. Size, kendileriyle huzur bulmanız için kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranıza bir sevgi ve merhamet koyması da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır. Göklerin ve yerin yaratılışı, dillerinizin ve renklerinizin farklılığı da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda bilenler için ibretler vardır. Geceleyin ve gündüzün uyumanız ve O'nun lütfundan (nasip) aramanız da O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda duyan bir topluluk için ibretler vardır. Size korku ve ümit içinde şimşeği göstermesi ve gökten su indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesi de O'nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda akıl eden bir topluluk için ibretler vardır. Göğün ve yerin O'nun emriyle durması da O'nun ayetlerindendir. Sonra sizi yerden bir çağrıyla çağırdığı zaman bir de bakarsınız ki çıkarılıyorsunuz. Göklerde ve yerde ne varsa O'nundur. Hepsi O'na boyun eğmişlerdir. Yaratmayı ilk başlatan, sonra onu yeniden gerçekleştirecek olan O'dur. Bu O'na daha kolaydır. Göklerde ve yerde en yüce örnek O'nundur. O güçlüdür, hikmet sahibidir. Size kendi nefislerinizden bir örnek verdi: Size rızık olarak verdiklerimizde, ellerinizin sahip olduklarından (kölelerinizden), sizinle eşit derecede, birbirinizden çekindiğiniz gibi kendilerinden çekindiğiniz ortaklarınız var mı? Akıl eden bir topluluk için ayetlerimizi işte böyle etraflıca açıklıyoruz. Hayır, zulmedenler bilgisizce arzularına uydular. Allah'ın saptırdığını kim doğru yola iletebilir? Onların yardımcıları da yoktur. (tm)yleyse sen dosdoğru bir inançla yüzünü dine, Allah'ın fıtratına çevir ki O insanları bu (fıtrat) üzere yaratmıştır. Allah'ın yaratması değiştirilemez. İşte dosdoğru din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler. Gönülden boyun eğerek O'na yönelin, O'ndan sakının, namazı kılın ve müşriklerden olmayın. O dinlerini parça parça eden ve kendileri de değişik gruplara ayrılanlardan (olmayın). Her grup kendi yanında olanla sevinmektedir. İnsanlara bir darlık dokunduğunda gönülden boyun eğerek Rablerine dua ederler. Sonra kendinden onlara bir rahmet tattırdığında hemen içlerinden bir grup Rablerine ortak koşarlar. Kendilerine verdiğimize karşı nankörlük etmek için (böyle yaparlar). Yararlanın bakalım. Yakında bileceksiniz. Yoksa onlara kesin bir delil indirdik de o mu onlara ortak koşmalarını söylüyor? İnsanlara bir rahmet tattırdığımızda onunla rahatlayıp şımarırlar. Elleriyle yaptıklarından dolayı başlarına bir kötülük geldiğinde de hemen ümitsizliğe kapılırlar. Allah'ın dilediğine rızkı genişlettiğini ve daralttığını görmediler mi? Şüphesiz bunda iman edecek bir topluluk için ibretler vardır. Yakına, yoksula ve yolda kalmışa hakkını ver. Bu Allah'ın rızasını isteyenler için daha hayırlıdır. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir. İnsanların malları içinde artması için verdiğiniz faiz Allah katında artmaz. Ama Allah'ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekat(a gelince) işte (zekatı verenler ecirlerini) kat kat artıranlardır. Allah sizi yaratan, sonra rızıklandıran, sonra öldürüen, sonra yeniden diriltendir. Ortak koştuklarınız içinde bunlardan her hangi birini yapacak olan var mıdır? O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. İnsanların ellerinin kazandıklarından dolayı karada ve denizde fesat çıktı. Umulur ki dönerler diye, (Allah) yaptıklarının bazılarını böylece onlara tattırmaktadır. De ki: 'Yeryüzünde dolaşın da daha öncekilerin sonları nasıl olmuş bir bakın!' Onların çoğu müşriklerdi. Allah'tan, geri çevrilmesi mümkün olmayan o gün gelmeden önce yüzünü dosdoğru dine çevir. O gün (insanlar) bölük bölük ayrılırlar. Kim inkar ederse inkarı kendi aleyhinedir. Kim de salih amel işlerse işte onlar kendileri için (cennette) yer hazırlamaktadırlar. Bu, (Allah'ın) iman edip salih amel işleyenleri kendi lütfundan mükafatlandırması içindir. Şüphesiz O, inkarcıları sevmez. Size rahmetinden tattırması, emriyle gemilerin yürümesi ve O'nun lütfundan (rızık) aramanız için ve belki şükredersiniz diye rüzgarları müjdeleyici olarak göndermesi O'nun ayetlerindendir. Andolsun ki, senden önce peygamberleri kendi kavimlerine gönderdik ve onlara apaçık deliller getirdiler. Suç işleyenlerden öç aldık. Mü'minlere yardım etmek ise bizim üzerimize bir haktır. Allah O'dur ki rüzgarları gönderir, onlar bir bulutu kaldırırlar, ardından onu gökte dilediği gibi yayar ve onu parça parça eder. Böylece yağmurun onların arasından çıktığını görürsün. Sonunda onu kullarından dilediğine uğrattığında onlar hemen sevinirler. Oysa onlar bundan önce, üzerlerine (yağmurun) indirilmesinden umutlarını kesmişlerdi. Allah'ın rahmetinin eserlerine bak ki, yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Şüphesiz o ölüleri de diriltecektir. O her şeye güç yetirendir. Andolsun ki biz bir rüzgar göndersek de onu(n etkisiyle ekini) sararmış görseler ardından hemen nankörlük etmeye başlarlar. Doğrusu sen ölülere duyuramazsın; arkalarını dönüp giderlerken sağırlara da çağrıyı duyuramazsın. Sen körleri sapıklıklarından çıkarıp doğru yola iletemezsin. Sen ancak ayetlerimize inananlara duyurabilirsin. İşte Müslüman olanlar onlardır. Allah, sizi bir zaaftan yaratan, sonra zayıflığın ardından kuvvet veren, sonra kuvvetin ardından zayıflık ve yaşlılık verendir. O dilediğini yaratır. O bilendir, güç yetirendir. Kıyametin koptuğu gün suçlular bir saatten fazla kalmadıklarına yemin ederler. İşte onlar böyle uzaklaştırılıyorlar. Kendilerine ilim ve iman verilenler ise şöyle derler: 'Andolsun ki Allah'ın kitabında (yazılı) olana göre siz yeniden diriliş gününe kadar kaldınız. İşte bu yeniden diriliş günüdür. Ancak siz bilmiyordunuz.' O gün zulmedenlere özürleri bir yarar sağlamaz, onlardan artık (Allah'ı) hoşnut edecek bir şey yapmaları da istenmez. Andolsun biz bu Kur'an'da insanlara her tür örneği verdik. Onlara bir mucize getirsen inkar edenler mutlaka: 'Siz ancak batıla yöneltenlersiniz' diyeceklerdir. İşte Allah bilmeyenlerin kalplerini böyle mühürler. O halde sen sabret. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Kesin bir şekilde inanmayanlar sakın seni hafifliğe yöneltmesinler. Elif. Lam. Mim. Bunlar hikmetli Kitab'ın ayetleridir. İyilik edenler için bir hidayet ve rahmettir. Onlar namazı kılar, zekatı verirler ve onlar ahirete kesin olarak inanırlar. İşte onlar Rab'lerinin göstermiş olduğu hidayet yolu üzerindedirler ve kurtuluşa erecek olanlar da onlardır. İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu alaya almak için boş eğlence sözleri satın almaktadır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki onları duymamış, sanki kulaklarında bir ağırlık varmış gibi büyüklenerek arkasını döner. Onu acıklı bir azapla müjdele. İman edip salih ameller işleyenler için ise nimetlerle dolu cennetler vardır. Orada sonsuza kadar kalacaklardır. (Bu) Allah'ın hak olan vaadidir. O güçlüdür, hikmet sahibidir. O, gökleri gördüğünüz üzere bir direk olmadan yarattı, sizi sarsar diye yeryüzüne sabit dağlar yerleştirdi ve orada her canlıdan yaydı. Gökten de su indirip onunla her güzel çiftten bitirdik. İşte bu Allah'ın yaratmasıdır. O'ndan başkasının ne yarattığını bana gösterin bakalım! Hayır. Zalimler açık bir sapıklık içindedirler. Andolsun biz Lokman'a: 'Allah'a şükret' diye hikmeti verdik. Kim şükrederse ancak kendi için şükreder. Kim de nankörlük ederse şüphesiz Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır. Lokman oğluna öğüt vererek şöyle demişti: 'Ey oğulcağızım! Allah'a ortak koşma. Şüphesiz ortak koşmak (şirk) büyük bir zulümdür.' Biz insana anne ve babasını tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflığa düşerek taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. Bana ve anne babana şükret. Dönüş yalnız banadır. Eğer seni, hakkında bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa o zaman onlara itaat etme. Onlarla dünyada iyilikle geçin ve bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz banadır. Böylece ben size yaptıklarınızı haber veririm. 'Ey oğulcağızım! Gerçek şu ki, (yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca bile olsa ve o bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin içinde bulunsa Allah onu getirir. Şüphesiz Allah lütuf sahibidir, (her şeyden) haberdardır. Ey oğulcağızım! Namazı kıl, iyiliği emret, kötülükten sakındır ve başına gelene sabret. Çünkü bunlar üzerinde kararlılık gösterilecek işlerdendir. İnsanlara yüzünü çevirme ve yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü Allah kendini beğenip böbürlenen hiçbir kimseyi sevmez. Yürüyüşünde dengeli ol ve sesini alçalt. Doğrusu seslerin en çirkini eşeklerin sesidir. Allah'ın göklerde ve yerde olanları sizin hizmetinize verdiğini nimetlerini açık ve gizli olarak size bolca verdiğini görmediniz mi? İnsanlardan kimi de bilgisizce, bir yol göstericisi ve aydınlatıcı bir kitabı olmaksızın Allah hakkında tartışır. Onlara: 'Allah'ın indirdiğine uyun' denildiğinde: 'Hayır biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. Şeytan onları dehşetli ateşin azabına çağırıyor olsa da mı? Kim iyilik eden biri olarak yüzünü Allah'a teslim ederse o en sağlam kulpa yapışmıştır. İşlerin sonu Allah'a varır. Kim de inkar ederse inkarı seni üzmesin. Onların dönüşleri bizedir. Biz onlara yaptıklarını haber veririz. Şüphesiz Allah gönüllerde olanı bilir. Onları kısa bir süre geçindirir sonra katı bir azaba atarız. Andolsun ki, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan muhakkak: 'Allah' diyeceklerdir.De ki: 'Hamd Allah'adır.' Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. Şüphesiz Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır. Yeryüzündeki ağaçların hepsi kalem olsa, deniz de arkasından yedi deniz ona destek olarak (mürekkep olsa) Allah'ın kelimeleri bitmez. Şüphesiz Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. Sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz ancak bir tek kişi(nin yaratılması ve diriltilmesi) gibidir. Muhakkak ki Allah duyandır, görendir. Allah'ın geceyi gündüzün içine soktuğunu, gündüzü de gecenin içine soktuğunu, güneşi ve ayı buyruk altına aldığını görmedin mi? Her biri belli bir süreye kadar hareket eder. Ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Bu böyledir. Çünkü Allah, hakkın kendisidir. O'ndan başka taptıkları ise batıldır ve Allah uludur, büyüktür. Ayetlerinden (bazılarını) size göstermesi için Allah'ın nimetiyle gemilerin denizde akıp gittiğini görmedin mi? Şüphesiz bunda çok sabreden ve çok şükreden herkes için ibretler vardır. Onları gölgeler gibi dalgalar bürüdüğünde dini yalnız Allah'a has kılarak O'na dua ederler. Kendilerini karaya çıkarıp kurtardığında içlerinden bir kısmı orta yolu tutar. Gaddar nankörlerden başkası ayetlerimizi bile bile inkar etmez. Ey insanlar! Rabbinizden sakının ve hiçbir babanın oğlu adına bir şey ödeyemeyeceği oğlun da babası için bir şey ödeyici olamayacağı günden korkun. Allah'ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, çok aldatıcı (şeytan) da sizi Allah hakkında aldatmasın. Kıyamet saatinin ilmi şüphesiz Allah katındadır. Yağmuru O yağdırır. Rahimlerde olanı bilir. Hiç kimse yarın ne kazanacağını bilmez ve hiç kimse hangi yerde öleceğini bilmez. Allah bilendir, haberdar olandır. Elif. Lâm. Mim. Kendisinde şüphe olmayan Kitab'ın indirilişi alemlerin Rabbi tarafındandır. Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? Hayır o, senden önce kendilerine hiçbir uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için Rabbinden (gelen) haktır. Umulur ki doğru yola ererler. Allah O'dur ki gökleri, yeri ve bu ikisinin arasındakileri altı günde yaratmış sonra Arş'a hükümran olmuştur. Sizin O'ndan başka ne bir dostunuz ne de bir şefaatçiniz vardır. Hâlâ düşünmüyor musunuz? (Allah) gökten yere iş(ler)i düzenler. Sonra süresi sizin saydığınızla bin yıl olan bir günde (işler) O'na yükselir. İşte O, gizliyi de açığı da bilen, güçlü ve merhamet sahibi olandır. O ki, her şeyin yaratılışını güzel yaptı ve insanı yaratmaya da çamurdan başladı. Sonra onun soyunu bayağı bir sudan olan bir özden (nutfeden) yaptı. Sonra onu düzenli bir şekle soktu ve içine kendi ruhundan üfledi. Size kulaklar, gözler ve kalpler verdi. Çok az şükrediyorsunuz! Dediler ki: 'Yerde kaybolup gittikten sonra mı, biz mi yeniden yaratılacağız?' Gerçekten onlar Rablerine kavuşmayı inkâr edenlerdir. De ki: 'Sizin için görevlendirilmiş olan ölüm meleği canınızı alır sonra Rabbinize döndürülürsünüz.' Suçluları, Rablerinin huzurunda başlarını öne eğmiş olarak: 'Ey Rabbimiz! Gördük ve duyduk. Bizi geri çevir salih amel işleyelim. Artık kesin olarak inananlarız' (derlerken) bir görsen. İsteseydik her cana hidayetini verirdik. Ancak benden: 'Andolsun ben cehennemi cinlerden ve insanlardan dolduracağım' sözü hak olmuştur. O halde, bu güne kavuşacağınızı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi unuttuk. Yaptıklarınıza karşılık sonu gelmeyen azabı tadın. Bizim ayetlerimize ancak, kendilerine, ayetlerimiz hatırlatıldığında hemen secdeye kapanan, Rablerini hamd ile tesbih eden ve büyüklük taslamayanlar inanırlar. Yanları (ibadete kalkmak üzere) yataklarından uzaklaşır. Korku ve ümit ile Rablerine dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden harcarlar. Yaptıklarına karşılık olarak onlar için, gözler aydınlatıcı ne (nimet)lerin saklandığını hiç kimse bilemez. Hiç mü'min kişi fasık bir kimse gibi olur mu? Bunlar bir olmazlar. İman edip salih ameller işleyenler için, yaptıklarına karşılık konak olarak barınma (Me'va) cennetleri vardır. Fasıklık edenlere gelince; onların barınma yerleri ateştir. Ne zaman oradan çıkmak isteseler oraya geri döndürülürler ve kendilerine: 'Yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın' denir. Andolsun ki onlara en büyük azaptan önce yakın azaptan tattıracağız. Umulur ki dönerler. Kendisine Rabbinin ayetleri hatırlatıldıktan sonra onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Muhakkak ki biz suçlulardan öç alıcıyız. Andolsun biz Musa'ya Kitab'ı vermiştik, şimdi sen ona kavuşmaktan kuşku içinde olma. Onu İsrailoğullarına yol gösterici kılmıştık. Sabrettiklerinde onlardan, bizim emrimizle doğruya ileten önderler kıldık (çıkardık). Onlar ayetlerimize de kesin olarak inanıyorlardı. Şüphesiz Rabbin, ayrılığa düştükleri konularda kıyamet günü hüküm verecektir. Kendilerinden önce, şimdi yurtlarında dolaştıkları nice nesilleri helak etmiş olmamız onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda ibretler vardır. Yine de duymuyorlar mı? Bizim suyu çorak bir yere sürdüğümüzü ve onunla, hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekin çıkardığımızı görmediler mi? Yine de görmüyorlar mı? Diyorlar ki: 'Eğer doğru söylüyorsanız şu fetih ne zaman?' De ki: 'Fetih günü inkâr edenlere imanlarının yararı olmaz ve kendilerine bir süre de tanınmaz.' Artık onlardan yüz çevir ve bekle. Onlar da beklemektedirler. Ey Peygamber! Allah'tan sakın; kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir. Sana Rabbinden vahyedilene uy. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter. Allah bir adamın göğüs boşluğunda iki kalp yaratmamıştır. Kendilerine zıhar yaptığınız ('Sen bana anamın sırtı gibisin' diyerek kendinize haram kıldığınız) eşlerinizi analarınız yapmadı; evlatlıklarınızı da öz oğullarınız saymadı. Bunlar, sizin ağızlarınızda dolaştırdığınız sözlerinizdir. Allah gerçeği söyler ve (doğru) yola iletir. Onları babalarına nisbet ederek çağırın. Bu Allah katında daha adaletlidir. Eğer babalarını bilmiyorsanız onlar dinde kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yanılarak yaptığınızdan dolayı size bir günah yoktur. Ancak kalplerinizin bile bile yaptığından dolayı (günah) vardır. Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Peygamber mü'minler için kendilerinden daha önceliklidir. Onun eşleri de onların anneleridir. Allah'ın kitabına göre akrabalar birbirlerine (diğer) mü'minlerden ve muhacirlerden, daha yakındırlar. Ancak dostlarınıza bir iyilik yapmanız müstesna. Bunlar, Kitap'ta yazılı bulunmaktadır. Hani biz peygamberlerden kesin söz almıştık; senden de, Nuh'tan da, İbrahim'den de, Musa'dan da, Meryem oğlu İsa'dan da. Onlardan sağlam bir söz almıştık. (Allah) doğrulara doğruluklarından sormak için (bunu yaptı). İnkarcılar için ise acıklı bir azap hazırladı. Ey iman edenler! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani size askerler gelmişti de biz onların üzerlerine rüzgar ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah yaptıklarınızı görüyordu. Onlar size hem üstünüzden hem alt tarafınızdan gelmişlerdi ve gözler kaymış, yürekler gırtlaklara dayanmıştı. Allah hakkında da çeşitli zanlarda bulunuyordunuz. İşte burada mü'minler imtihan edilmiş ve şiddetli bir sarsıntıyla sarsılmışlardı. O zaman münafıklar ve kalplerinde hastalık olanlar: 'Allah ve Resulü bize sadece vaadlerde bulundu' diyorlardı. İçlerinden bir grup: 'Ey Yesrib halkı! Artık size duracak yer yok, geri dönün' demişti. Onlardan bir grup da: 'Evlerimiz korumasızdır' diyerek Peygamber'den izin istiyorlardı. Oysa onlar (evler) korumasız değildi. Sadece kaçmak istiyorlardı. Eğer (Medine'nin) etrafından üzerlerine girilmiş olsaydı da sonra kendilerinden karışıklık (çıkarmaları) istenseydi buna mutlaka girişir, bunu yapmakta pek fazla gecikmezlerdi. Oysa andolsun ki daha önce, arkalarını dönüp kaçmayacakları konusunda Allah'a söz vermişlerdi. Allah'a verilen söz ise sorulacaktır. De ki: 'Ölümden veya öldürülmekten kaçıyorsanız kaçmanın size yararı olmaz. Kaçsanız bile ancak çok az bir süre yararlandırılırsınız. De ki: 'Size bir kötülük dilese sizi Allah'tan koruyacak veya size bir rahmet dilese (engel olacak) kimdir? Onlar, kendileri için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler. Allah içinizden (savaştan) alıkoyanları ve kardeşlerine: 'Bize gelin' diyenleri bilmektedir. Çok azı dışında onlar savaşa da gelmezler. (Geldiklerinde de) size karşı çok cimridirler. Bir korku (hali) geldiğinde üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimse gibi gözleri dönerek sana baktıklarını görürsün. Korku gidince de hayra (mala, ganimetlere) karşı oldukça düşkünlük göstererek keskin dilleriyle sizi incitirler. İşte bunlar iman etmemişlerdir; Allah da onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu, Allah için kolaydır. (Düşman) birliklerin(in) gitmediklerini sanıyorlardı. Birlikler yeniden gelseler çölde bedevilerle birlikte bulunarak sizin haberlerinizi sormayı isterlerdi. İçinizde olsalardı da ancak çok az çarpışırlardı. Andolsun ki, Allah'ın peygamberinde, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü uman ve Allah'ı çokça ananlar için güzel bir örnek vardır. Mü'minler (düşman) birlikleri(ni) görünce: 'Bu Allah'ın ve Peygamberinin bize vaadettiğidir. Allah ve Peygamberi doğru söylemiştir' dediler. (Bu) onların sadece imanlarını ve teslimiyetlerini artırdı. Mü'minlerden öyle adamlar vardır ki, Allah'a verdikleri söze sadık kaldılar. Onlardan kimi (Allah yolunda şehid edilmek suretiyle) adağını yerine getirdi, kimi de (şehid olmayı) beklemektedir. (Ahidlerinde) hiçbir değişiklik yapmamışlardır. Çünkü Allah, doğruları doğruluklarından dolayı mükafatlandıracak, münafıklara da dilerse azab edecek veya tevbelerini kabul edecektir. Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. Allah, kâfirleri hiçbir hayra (zafer veya mala) eremedikleri halde, öfkeleriyle geri çevirdi. Allah savaşta mü'minlere yetti. Allah güçlüdür, üstündür. Kitap ehlinden onlara yardım edenleri de kalelerinden indirdi ve kalplerine korku saldı. Bir kısmını öldürüyor, bir kısmını da esir ediyordunuz. Onların yerlerine, yurtlarına, mallarına ve henüz ayak basmadığınız bir toprağa sizi mirasçı kıldı. Allah her şeye güç yetirendir. Ey Peygamber! Eşlerine de ki: 'Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız gelin size boşanma bedellerinizi vereyim de sizi güzel bir şekilde salıvereyim. Ama eğer Allah'ı, Peygamberini ve ahiret yurdunu istiyorsanız şüphesiz Allah, sizden iyilik edenlere büyük bir ecir hazırlamıştır.' Ey Peygamberin hanımları! Sizden kim açık bir hayasızlık işlerse onun için azap iki kat artırılır. Bu, Allah'a göre kolaydır. Sizden kim de Allah'a ve Peygamberine gönülden itaat eder ve salih amel işlerse ona da mükafatını iki kat veririz. Onun için ayrıca bol bir rızık hazırlamışızdır. Ey Peygamber hanımları! Siz herhangi bir kadın gibi değilsiniz. Eğer sakınırsanız. Sözü çekici bir şekilde söylemeyin ki sonra kalbinde bir hastalık bulunan tamaha kapılır. Uygun (ve ağırbaşlı bir şekilde) söz söyleyin. Evlerinizde onurla oturun ve ilk cahiliye dönemindeki açılıp saçılma gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekatı verin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin. Ey ehli beyt! Allah sizden kiri gidermek ve sizi tertemiz etmek istiyor. Allah'ın evlerinizde okunan ayetlerini ve hikmeti anın. Şüphesiz Allah lütüf sahibidir, haberdardır. Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, gönülden boyun eğen erkeklerle gönülden boyun eğen kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, gönülden saygı duyan erkeklerle gönülden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan erkeklerle Allah'ı çokça anan kadınlar, (işte) bunlar için Allah bir bağışlama ve büyük bir ecir hazırlamıştır. Allah ve Peygamberi bir işe hükmettiğinde artık mü'min bir erkeğin ve mü'min bir kadının işlerinde kendi isteklerine göre bir seçim hakkı yoktur. Kim Allah'a ve Peygamberine karşı gelirse şüphesiz o apaçık bir sapıklığın içine düşmüştür. Hani Allah'ın kendine nimet verdiği senin de kendisine lütufta bulunduğun kişiye: 'Eşini yanında tut ve Allah'tan sakın' diyordun. Allah'ın ortaya çıkaracağı şeyi de içinde gizliyor ve insanlardan korkuyordun. Oysa Allah kendinden korkmana daha layıktır. Sonunda Zeyd onunla ilişkisini kesince onu seninle evlendirdik ki, oğullukları eşleriyle ilişkilerini kestiklerinde üzerlerine bir zorluk olmasın. Allah'ın emri yerine getirilmiştir. Allah'ın kendine takdir ettiği şeyde Peygamberin üzerine hiçbir güçlük yoktur. Bundan önce geçenler hakkında da Allah'ın kanunu böyleydi. Allah'ın emri, yerine getirilen bir kaderdir. Onlar (peygamberler), Allah'ın gönderdiklerini tebliğ ederler, O'ndan korkarlar ve O'ndan başka kimseden korkmazlar. Hesap görücü olarak Allah yeter. Muhammed sizin adamlarınızdan birinin babası değildir. Ancak Allah'ın elçisi ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi bilendir. Ey iman edenler! Allah'ı çokça anın. O'nu sabah ve akşam tesbih edin. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için melekleriyle üzerinize rahmet eden O'dur. O, mü'minlere karşı çok merhametlidir. O'na kavuşacakları günkü dirlik temennileri: 'Selam'dır. Onlar için bol bir mükafat hazırlamıştır. Ey peygamber! Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ve O'nun izniyle Allah'a çağıran ve aydınlatıcı bir kandil olarak. Mü'minlere, Allah'tan kendilerine büyük bir lütuf olduğunu müjdele. Kâfirlere ve münafıklara itaat etme. Onların eziyetlerine de aldırma. Allah'a güven. Vekil olarak Allah yeter. Ey iman edenler! Mü'min kadınları nikahlar da sonra kendilerine dokunmadan boşarsanız sizin için üzerlerine sayacağınız bir iddet yoktur. Onlara geçimlik birşeyler verin ve kendilerini güzel bir tarzda salıverin. Ey Peygamber! Biz sana mehirlerini verdiğin eşlerini, Allah'ın sana ganimet olarak verdiği (savaş esirleri)nden elinin altındaki (cariye)leri, amcanın kızlarından, halalarının kızlarından, dayının kızlarından, teyzelerinin kızlarından seninle birlikte hicret etmiş olanları, bir de Peygamber nikahlamak istediği takdirde kendini Peygambere bağışlayan mü'min kadını sana helal kıldık. Bu (sonuncusu, diğer) mü'minlerden ayrı olarak yalnızca sana özeldir. Biz onlara eşleri ve ellerinin altında bulunan (cariye)leri hakkında kendilerine neleri farz kıldığımızı biliyoruz. Bu sana bir zorluk olmaması içindir. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Onlardan dilediğini geri bırakır, dilediğini yanına alırsın. Ayrıldıklarından istediklerini (yeniden almanda) senin üzerine bir günah yoktur. Onların gözlerinin aydın olması, üzülmemeleri ve kendilerine verdiğinle hepsinin hoşnut olmaları için bu daha uygundur. Allah kalplerinizde olanı bilir. Allah bilendir, hilim sahibidir. Bundan sonra artık (başka) kadınlar (alman) ve güzellikleri hoşuna gitse de bunları başkalarıyla değiştirmen sana helal olmaz. Ancak elinin sahip olduğu (cariye)ler müstesna. Allah her şeyi gözetmektedir. Ey iman edenler! Peygamberin evlerine yemek için size izin verilmeden girmeyin ve (başka bir amaçla girdiğinizde) yemek vaktini gözetlemeyin. Ancak davet edildiğiniz zaman girin ve yemeği yediğinizde dağılın. Sohbet etmek için de (izinsiz girmeyin). Çünkü bu Peygamberi rahatsız ediyor ancak siz(e söylemek)den çekiniyordu. Ama Allah gerçe(ği bildirme)kten çekinmez. Onlardan (Peygamberin eşlerinden) bir şey istediğinizde perde arkasından isteyin. Bu hem sizin kalpleriniz hem de onların kalpleri için daha temizdir. Sizin Allah'ın Peygamberine eziyet etmeniz doğru olmadığı gibi ondan sonra eşlerini nikahlamanız da ebediyen caiz olmaz. Şüphesiz bu Allah katında pek büyüktür. Bir şeyi açığa vursanız da gizleseniz de muhakkak ki Allah her şeyi bilendir. Onlar için babaları, oğulları, kardeşleri, kardeşlerinin oğulları, kızkardeşlerinin oğulları, kadınları ve ellerinin altındakiler (köle ve cariyeleri) hakkında bir sakınca yoktur. (Ey Peygamber hanımları) Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah her şeye şahittir. Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat etmektedirler. Ey iman edenler! Siz de ona salat edin ve içtenlikle selam verin. Gerçekten Allah'a ve Peygamberine eziyet edenler (var ya); Allah onlara dünyada da ahirette de lanet etmiş ve onlar için aşağılayıcı bir azap hazırlamıştır. Mü'min erkeklere ve mü'min kadınlara işlemedikleri bir şeyden dolayı eziyet edenler büyük bir iftira ve apaçık bir günah yükü yüklenmişlerdir. Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına söyle: Cilbablarını üzerlerine alsınlar. Bu onların tanınmaları ve böylece eziyet edilmemeleri için daha uygundur. Allah çok bağışlayan, çok merhamet edendir. Andolsun eğer, münafıklar, kalplerinde hastalık olanlar ve şehirde kötü haberler yayanlar (yaptıklarından) vazgeçmezlerse seni üzerlerine musallat ederiz. Sonra orada senin yanında ancak az bir süre kalabilirler. Lanetlenmiş olurlar. Nerede ele geçirilseler yakalanır ve kıyasıya öldürülürler. (Bu) Allah'ın daha önce geçenler hakkındaki kanunudur. Allah'ın kanununda bir değişiklik bulamazsın. İnsanlar sana kıyametten soruyorlar. De ki: 'Onun ilmi ancak Allah katındadır.' Ne bilirsin; belki de kıyamet yakın olabilir. Muhakkak ki Allah kâfirleri lanetlemiş ve onlar için çılgın bir ateş hazırlamıştır. Orada sonsuza kadar kalıcıdırlar. Onlar, ne bir dost ne de bir yardımcı bulabilirler. Yüzlerinin ateşte evirilip çevrileceği gün: 'Ah! Keşke Allah'a itaat etseydik ve Peygambere itaat etseydik' derler. Derler ki: 'Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize itaat ettik onlar da bizi yoldan saptırdılar. Rabbimiz! Onlara azaptan iki kat ver ve onları büyük bir lanet ile lanetle!' Ey iman edenler! Musa'yı incitenler gibi olmayın. Nitekim Allah onu onların söylediklerinden temize çıkardı. O, Allah katında itibarlı biriydi. Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğru söz söyleyin. Ki işlerinizi düzeltsin ve günahlarınızı bağışlasın. Kim Allah'a ve Peygamberine itaat ederse muhakkak büyük bir kazanç sağlamıştır. Doğrusu biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk da onlar onu yüklenmekten kaçındılar ve ondan korktular. Onu insan yüklendi. Çünkü o çok zalim çok bilgisizdir. Ki, Allah münafık erkeklerle münafık kadınları ve müşrik erkeklerle müşrik kadınları azaplandırsın; mü'min erkeklerle mü'min kadınların da tevbelerini kabul etsin. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir. Hamd, göklerde ve yerde ne varsa kendisinin olan Allah'adır. Ahirette de hamd O'nadır. O hikmet sahibidir, her şeyden haberdar olandır. Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. O, rahmet edendir, bağışlayandır. İnkâr edenler: 'Bize kıyamet gelmeyecek' dediler. De ki: 'Hayır. Gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki o size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şey O'ndan gizli değildir. Bundan küçük olsun büyük olsun ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır. Bu, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması içindir. İşte onlar için bağışlama ve bol rızık vardır. Ayetlerimiz konusunda (mü'minleri) acze düşürmek için koşuşturanlar ise işte onlar için de en kötüsünden, pek acıklı bir azap vardır. Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçeğin kendisi olduğunu ve övgüye lâyık olan ulu Allah'ın yoluna ilettiğini görmektedirler. İnkâr edenler dediler ki: 'Siz büsbütün parçalanıp dağıtıldıktan sonra mutlaka yeni bir yaratılışa tabi tutulacağınızı bildiren bir adamı size gösterelim mi?' 'O Allah'a karşı yalan mı uydurdu yoksa kendisinde bir delilik mi var?' Hayır, ahirete inanmayanlar azabın ve uzak bir sapıklığın içindedirler. Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmediler mi? İstesek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda gönülden boyun eğen her kul için ibretler vardır. Andolsun, Davud'a tarafımızdan bir üstünlük verdik. 'Ey dağlar! Onunla birlikte (onun tesbihini) yankılayın!' Kuşlara da (bunu emrettik). Ona demiri yumuşattık. 'Geniş zırhlar yap, dokumasını ölçülü biçimde yap ve (hepiniz) salih ameller işleyin. Şüphesiz ben sizin yaptıklarınızı görmekteyim' diye (bildirdik). Süleyman'a da sabah gidişi bir ay, akşam dönüşü bir ay(lık mesafe) olan rüzgârı (boyun eğdirdik). Onun için erimiş bakır madenini sel gibi akıttık. Cinlerden de, Rabbinin izniyle onun emrinde çalışanlar vardı. Onlardan kim emrimizden sapacak olsa ona şiddetli azaptan tattırırdık. Ona dilediği gibi kaleler, heykeller, büyük havuzlar gibi çanaklar ve sabit kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükür (görevinizi) yerine getirin. Kullarımdan şükredenler azdır. Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimizde, onun ölümünü, bastonunu yiyen ağaç kurdundan başka onlara gösteren olmadı. Böylece o yere yıkılınca, anlaşıldı ki cinler eğer gaybı biliyor olsalardı aşağılayıcı azabın içinde kalmazlardı. Andolsun ki Sebe (halkı)nın kaldığı yerde de bir ibret vardır. Sağdan ve soldan iki bahçe. 'Rabbinizin rızkından yiyin ve O'na şükredin. (Beldeniz) hoş bir belde ve (Rabbiniz) çok bağışlayıcı Rab!' Ancak onlar yüz çevirdiler. Bu yüzden biz de üzerlerine Arim selini gönderdik ve onların iki bahçelerini, buruk yemişli, acı ılgınlı ve içinde az sayıda Sedir ağacı bulunan iki bahçeye dönüştürdük. Böylelikle, onları nankörlük ettiklerinden dolayı cezalandırdık. Nankörlük edenden başkasını cezalandırır mıyız? Onlarla içini bereketli kıldığımız beldeler arasında (karşıdan karşıya) görünen kasabalar var ettik ve oralarda yürümeyi takdir ettik. 'Oralarda geceleri ve gündüzleri güven içinde dolaşın!' Ama onlar: 'Rabbimiz! Yolculuklarımızın mesafelerini uzaklaştır' dediler ve kendi kendilerine haksızlık ettiler. Biz de onları efsanelere çevirdik ve kendilerini darmadağın ettik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ibretler vardır. Andolsun ki İblis onlar hakkındaki kanaatini doğru çıkardı. Böylece mü'minlerden bir grup dışında (hepsi) ona uydular. Onun, onların üzerinde bir nüfuzu yoktu. Ancak biz ahirete inananı ondan şüphe edenden (ayırıp) bilelim diye (ona fırsat verdik). Rabbin her şeyi koruyandır. De ki: 'Allah'tan ayrı (ilahlar) olduklarını sandıklarınızı çağırın. Onlar ne göklerde ne de yerde bir zerre ağırlığınca bir şeye sahiptirler. Onların buralarda bir ortaklıkları olmadığı gibi O'nun (Allah'ın) onlardan bir yardımcısı da yoktur.' O'nun katında kendisine izin verdiğinin dışında kimsenin şefaati yarar vermez. Sonunda kalplerinden korku giderilince: 'Rabbiniz ne söyledi?' derler. 'Hakkı' derler. O yücedir, büyüktür. De ki: 'Sizi göklerden ve yerden rızıklandıran kimdir?' De ki: 'Allah'tır. Artık ya biz veya siz ya doğru yol üzereyiz veya apaçık bir sapıklıkta.' De ki: 'Siz bizim işlediğimiz suçtan sorulacak değilsiniz; biz de sizin yaptıklarınızdan sorulmayız.' De ki: 'Rabbimiz (kıyamet günü) bizi biraraya toplayacak sonra aramızda hak üzere hükmedecektir. O hüküm verendir, bilendir. De ki: 'Ortaklar diye O'na kattıklarınızı bana gösterin. Asla (O'nun ortağı olamazlar). Gerçekten O Allah, güçlüdür, hikmet sahibidir.' Biz seni ancak bütün insanlara bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmezler. 'Eğer doğru söyleyenlerseniz bu vaad ne zamandır?' diyorlar. De ki: 'Sizin için belirlenmiş bir gün vardır ki ondan ne bir saat geri bırakılırsınız ne de öne alınırsınız.' İnkâr edenler dediler ki: 'Biz ne bu Kur'an'a ne de ondan öncekilere inanırız.' Sen onları, Rablerinin huzurunda durdurulmuş halde birbirlerine söz atarlarken görsen. Zayıf düşürülenler büyüklenenlere: 'Eğer siz olmasaydınız biz muhakkak mü'minler olurduk' derler. Büyüklenenler de zayıf düşürülenlere derler ki: 'Size hidayet geldikten sonra sizi ondan biz mi alıkoyduk? Hayır siz kendiniz suçlular idiniz.' Zayıf düşürülenler de büyüklenenlere: 'Hayır gece gündüz hileler kuruyor; bize Allah'ı inkâr etmemizi ve O'na eşler koşmamızı emrediyordunuz' derler. Azabı gördüklerinde pişmanlıklarını açığa vururlar. Biz de inkâr edenlerin boyunlarına halkalar dolarız. İşlediklerinden başka bir şeyle mi cezalandırılıyorlar? Biz hangi beldeye bir uyarıcı gönderdiysek muhakkak oranın varlıklıları: 'Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz' dediler. Yine: 'Bizim mallarımız ve çocuklarımız daha çok. Biz azaplandırılacak da değiliz' dediler. De ki: 'Şüphesiz Rabbim dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. Ancak insanların çoğu bilmezler.' Bizim katımızda sizi (bize) yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de çocuklarınızdır. Ancak iman edip salih amel işleyenler müstesna. İşte onlara yaptıklarından dolayı kat kat mükâfat vardır ve onlar (cennet) odalar(ın)da güven içindedirler. Ayetlerimiz konusunda (mü'minleri) acze düşürmek için koşuşturanlara gelince işte onlar da azabın içine getirilirler. De ki: 'Rabbim kullarından dilediğine rızkı genişletir ve onu (dilediğinde) kısar. Hayır yolunda her ne harcarsanız O (Allah) onun yerine başkasını verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır. O gün onların hepsini biraraya toplar sonra meleklere: 'Bunlar size mi tapıyorlardı?' der. Derler ki: 'Seni tenzih ederiz. Bizim dostumuz onlar değil sensin. Hayır, onlar cinlere tapıyorlardı. Çoğu onlara inanmıştı.' Bugün birbirinize fayda veya zarar vermeye gücünüz yetmez. Yalanlamakta olduğunuz ateşin azabını tadın. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda: 'Bu sizi atalarınızın tapmakta olduklarından alıkoymak isteyen bir adamdan başkası değildir' derler. Yine: 'Bu (Kur'an), uydurulmuş bir düzmeceden başka bir şey değildir' dediler. İnkâr edenler, hak kendilerine gelince onun için: 'Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir' dediler. Oysa biz onlara inceleyecekleri kitaplar vermemiştik ve kendilerine senden önce bir uyarıcı göndermemiştik. Bunlardan öncekiler de yalanladılar. Oysa bunlar onlara verdiklerimizin onda birine bile erişememişlerdir. Böyleyken onlar elçilerimi yalanladılar. Ama benim inkârım nasıl oldu? De ki: 'Size bir şeyi öğütlüyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker durup sonra düşünmenizi. (Göreceksiniz ki) arkadaşınızda hiçbir delilik eseri yoktur. O ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.' De ki: 'Ben sizden bir ücret istemişsem o sizin olsun. Benim ecrim ancak Allah'a aittir. O, her şeye şahittir.' De ki: 'Şüphesiz Rabbim hakkı yerine koyar. O, bütün gizlilikleri bilendir? ' De ki: 'Hak geldi, batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir.' De ki: 'Eğer sapıtırsam kendi aleyhime sapıtmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam bu Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O duyandır, yakın olandır.' Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiçbir kaçış yeri yoktur ve yakın bir yerden yakalanmışlardır. 'Ona inandık' derler. Ama onlar için, uzak bir yerden (imana) ulaşmak nerede? Daha önce onu inkâr etmişlerdi ve uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı. Daha önce benzerlerine yapıldığı gibi kendileriyle arzuladıkları şeyler arasına engel konmuştur. Onlar gocundurucu bir tereddüt içindeydiler. Hamd gökleri ve yeri yoktan vareden, melekleri ikişer, üçer ve dörder kanatlı elçiler kılan Allah'adır. O yaratmada dilediğini artırır. Şüphesiz Allah her şeye güç yetirendir. Allah'ın insanlara açtığı bir rahmeti tutacak yoktur. O'nun tuttuğunu da ondan sonra salacak yoktur. O güçlüdür, hakimdir. Ey insanlar! Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Allah'tan başka, sizi gökten ve yerden rızıklandıracak bir yaratıcı var mıdır? O'ndan başka ilah yoktur. Artık nasıl oluyor da çevriliyorsunuz? Eğer seni yalanladılarsa, senden önceki peygamberler de yalanlandı. Bütün işler Allah'a döndürülür. Ey insanlar! Allah'ın vaadi gerçektir. O halde dünya hayatı sizi aldatmasın, çok aldatıcı (şeytan) da sizi Allah hakkında aldatmasın. Şüphesiz şeytan sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tanıyın. O kendi grubunu alevli ateşin halkından olmaya çağırır. İnkar edenler için şiddetli bir azap vardır. İman edip salih ameller işleyenler için ise bağışlama ve büyük ecir vardır. Kötü ameli kendine süslü gösterilen ve böylece onu güzel gören kimse (doğru yolda olanla bir midir)? Şüphesiz Allah dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de doğru yola eriştirir. Öyleyse nefsin onlara karşı hasretlere (üzüntülere) kapılmasın. Şüphesiz Allah onların yaptıklarını bilmektedir. Allah O'dur ki rüzgarları gönderir, onlar bir bulutu kaldırırlar; ardından onu ölü bir beldeye iletiriz ve böylece onunla ölümünden sonra yeri diriltiriz. İşte yeniden diriliş de böyledir. Kim yücelik istiyorsa yücelik tamamen Allah'ındır. Güzel söz O'na yükselir. Salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tuzak olarak kuranlara gelince, onlar için şiddetli bir bir azap vardır. Onların tuzakları mahvolup gider. Allah sizi topraktan sonra nutfeden yarattı sonra sizi çift çift kıldı. O'nun bilgisi dışında hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz da. Ömür sürene ömür verilmesi ve onun ömründen azaltılması da mutlaka bir kitaptadır. Şüphesiz bu, Allah'a göre kolaydır. İki deniz bir değildir: Şu tatlı, susuzluğu giderici ve içimi kolay, şu da tuzlu ve acıdır. Hepsinden de taze et yer ve takınacağınız süs eşyaları çıkarırsınız. O'nun lütfundan (nasib) aramanız için ve olur ki şükredersiniz diye gemilerin onun içinde (suyu) yararak gittiklerini görürsün. (Allah) geceyi gündüzün içine sokuyor, gündüzü de gecenin içine sokuyor; güneşi ve ayı da buyruk altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar hareket eder. İşte bunları yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise bir çekirdek zarına bile sahip değildirler. Siz onları çağırsanız çağrınızı duymazlar. Duysalar bile size cevap veremezler. Kıyamet gününde de sizin ortak koşmanızı inkar ederler. San hiç kimse her şeyden haberdar olan (Allah) gibi haber veremez. Ey insanlar! Siz Allah'a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır. Dilerse sizi götürür (yok eder) ve yeni bir halk getirir. Bu Allah'a zor değildir. Hiçbir günahkar başkasının günahını yüklenmez. Yükü ağır olan biri (bir başkasını) onu yüklenmeye çağırsa, bir yakını bile olsa kendisine ondan bir şey yükletilmez. Sen ancak görmedikleri halde Rablerinden korkanları ve namaz kılanları uyarırsın. Kim arınırsa ancak kendi yararına arınmış olur. Dönüş Allah'adır. Görmeyenle gören bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık da. Gölge ile sıcak da. Dirilerle ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine duyurur. Sen kabirlerde olanlara duyuracak değilsin. Sen ancak bir uyarıcısın. Biz seni hak üzere müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik. Hiç bir ümmet yoktur ki içinde bir uyarıcı geçmiş olmasın. Eğer onlar seni yalanlıyorlarsa onlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Oysa peygamberleri onlara apaçık deliller, sahifeler ve aydınlatıcı kitap getirmişlerdi. Sonra ben de inkar edenleri yakaladım. Benim inkarım nasıl oldu? Allah'ın gökten su indirdiğini görmedin mi? Böylece onunla renkleri değişik olan meyveler çıkardık. Dağlarda da beyaz, kırmızı, değişik renklerde ve simsiyah yollar varettik. İnsanlardan, hayvanlardan ve davarlardan da böyle renkleri değişik olanlar vardır. Kulları içinde Allah'tan ancak alimler korkar. Allah yücedir, bağışlayandır. Şüphesiz Allah'ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık olarak (hayır yolunda) harcayanlar asla zarar etmeyecek bir ticaret umarlar. Çünkü Allah onların ecirlerini eksiksiz verir ve kendi lütfundan onlar için artırır. Şüphesiz O çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bolca verendir. Sana Kitap'tan kendinden öncekileri doğrulayıcı olarak vahyettiğimiz gerçeğin kendisidir. Şüphesiz Allah kullarından haberdardır, (onları) görmektedir. Sonra Kitab'ı kullarımızdan seçtiklerimize miras kıldık. Onlardan kimi nefsine haksızlık eder, kimi orta yoldadır, kimi de Allah'ın izniyle hayırlarda öne geçer. İşte büyük lütuf budur. (Mükafatları) Adn cennetleridir. Oraya girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler. Oradaki giysileri de ipektir. Derler ki: 'Bizden tasayı gideren Allah'a hamdolsun. Şüphesiz Rabbimiz çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bolca verendir. Ki O, bizi kendi lütfuyla kalınacak yurda yerleştirdi. Burada bize ne bir yorgunluk dokunur, ne de bir bıkkınlık dokunur. İnkar edenlere gelince, onlar için cehennem ateşi vardır. Orada canları alınmaz ki ölsünler. Kendilerinden onun azabı da hafifletilmez. İşte biz her bir nankörü böyle cezalandırırız. Onlar orada: 'Rabbimiz! Bizi çıkar da yapmakta olduklarımızdan farklı olarak salih amel işleyelim' diye feryad ederler. Size öğüt alacak olanın öğüt alabileceği kadar bir ömür vermemiş miydik? Size uyarıcı gelmişti. Artık tadın (azabı); zalimler için hiçbir yardımcı yoktur. Şüphesiz Allah göklerin ve yerin gizliliklerini bilendir. O, göğüslerde olanı da bilmektedir. O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Kim inkar ederse onun inkarı kendi aleyhinedir. İnkar edenlerin inkarları onlar için, Rableri katında sadece gazabı artırır. İnkar edenlerin inkarları onların sadece ziyanlarını artırır. De ki: 'Şu Allah'tan başka taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Yerden neyi yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa biz onlara bir kitap verdik de ondan apaçık bir belge üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka bir şey vaadetmiyorlar. Şüphesiz Allah, yok olmasınlar diye gökleri ve yeri tutmaktadır. Andolsun eğer yok olacak olsalar O'ndan sonra artık kimse onları tutamaz. Şüphesiz O hilim sahibidir, çok bağışlayıcıdır. Kendilerine bir uyarıcının gelmesi durumunda ümmetlerden herhangi birinden daha doğru yolda olacakları konusunda bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Ancak kendilerine uyarıcı gelince sadece onların haktan uzaklaşmalarını artırdı. (Bu) yeryüzünde büyüklük taslamaları ve kötü tuzak kurmaları (dolayısıyladır). Kötü tuzak ise ancak sahibine dolanır. Onlar öncekiler hakkındaki uygulamadan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın sünnetinde bir sapma da bulamazsın. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden daha güçlü idiler. Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz. Muhakkak ki O bilendir, güç yetirendir. Eğer Allah insanları işlediklerinden dolayı ele alsaydı onun üzerinde bir tek canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar ertelemektedir. Ecelleri geldiğinde artık muhakkak ki Allah kullarını görmektedir. Yâ. Sin. Hikmetli Kur'an'a yemin olsun ki, Sen elbette gönderilmiş peygamberlerdensin. Dosdoğru bir yol üzere. (Kur'an) güçlü ve merhametli olan (Allah)'ın indirmesidir. Ataları uyarılmamış bir kavmi uyarman için (gönderildin). Çünkü onlar gaflet içindedirler. Andolsun ki onların çoğu üzerinde söz hak olmuştur. Onlar artık iman etmezler. Gerçekten biz onların boyunlarına, çenelerine kadar dayanan halkalar geçirdik. Bu yüzden başları yukarı kalkıktır. Onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çektik. Böylece onları örtüverdik. Artık görmezler. Onları uyarsan da uyarmasan da kendileri için birdir. İman etmezler. Sen ancak zikre uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi ve namaz kılanları uyarırsın. İşte onu bir bağışlama ve kıymetli bir ecirle müjdele. Şüphesiz ölüleri biz diriltiriz ve onların önceden gönderdiklerini de, eserlerini de yazarız. Her şeyi apaçık bir kitapta saymışızdır. Onlara elçilerin geldiği o kasabanın halkını örnek ver. Hani onlara iki (elçi) göndermiştik de o ikisini yalanlamışlardı. Bunun üzerine bir üçüncüyle güçlendirdik. Dediler ki: 'Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz'. Dediler ki: 'Siz de bizim gibi birer insandan başka bir şey değilsiniz. Rahman da bir şey indirmemiştir. Siz ancak yalan söylüyorsunuz.' (Elçiler) dediler ki: 'Rabbimiz biliyor ki biz muhakkak size gönderilmiş elçileriz. Bize düşen de sadece apaçık bir tebliğdir.' Dediler ki: 'Doğrusu biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer (yaptığınıza) son vermezseniz andolsun sizi taşlayacağız ve bizden size acıklı bir azap dokunacaktır.' (Elçiler) dediler ki: 'Sizin uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz çok ileri giden bir topluluksunuz'. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak gelip dedi ki: 'Ey kavmim! Elçilere uyun. Sizden bir ücret istemeyenlere uyun. Onlar doğru yoldadırlar. Ben niçin beni yaratana kulluk etmemeyim. Siz O'na döndürüleceksiniz. Ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Rahman bana bir zarar dokundurmak istese onların şefaatleri bana bir yarar sağlamaz ve beni kurtaramazlar da. O takdirde ben apaçık bir sapıklık içinde olurum. Şüphesiz ben Rabbinize iman ettim; işte beni dinleyin.' Ona: 'Cennete gir' denildi. O da dedi ki: 'Keşke kavmim bilseydi, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ağırlananlardan kıldığını.' Ondan sonra kavminin üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik. Sadece bir çığlık (onlara yetti) ve böylece anında sönüverdiler. Yazıklar olsun kullara! Onlara hiç bir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmesinler. Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi; onların bir daha kendilerine dönüp gelmediklerini görmediler mi? Ancak onların hepsi muhakkak toplu olarak huzurumuza getirilirler. Ölü toprak onlar için bir âyettir. Biz onu dirilttik ve ondan taneler çıkardık. Böylece ondan yerler. Orada hurmalardan ve üzümlerden bahçeler oluşturduk ve içlerinden pınarlar fışkırttık. O'nun ürünlerinden ve kendi ellerinin yetiştirdiklerinden. Hâlâ şükretmezler mi? Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah) çok yücedir. Gece de onlar için bir ayettir. Gündüzü ondan sıyırıp çıkarırız, böylece karanlıkta kalıverirler. Güneş de kendi karargâhında akıp gitmektedir. Bu güçlü olan ve bilen (Allah)'ın takdiridir. Ay için de belli menziller tayin ettik. Sonunda o eğri bir hurma dalına döner. Ne güneşin aya erişmesi mümkün olur, ne de gece gündüzü geçebilir. Her biri bir yörünge üzerinde yüzmektedir. Soylarını yüklü gemide taşımamız da onlar için bir ayettir. Ve onlar için üzerine bindikleri bunun gibi şeyler yaratmamız da. Dilesek onları (suda) boğarız. Bu durumda ne onların imdatlarına yetişen olur, ne de kurtarılırlar. Sadece tarafımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar yararlandırma dolayısıyla (onları hayatta tutuyoruz). Onlara: 'Önünüzdekinden ve arkanızda olandan korkun. Umulur ki merhamet olunursunuz' dendiğinde (yüz çevirdiler). Onlara ne zaman Rablerinin ayetlerinden bir ayet gelse mutlaka ondan yüz çevirirler. Onlara: 'Allah'ın size rızık olarak verdiğinden (hayır yolunda) harcayın' dendiğinde inkâr edenler iman edenlere derler ki: 'Allah'ın dilediği takdirde yedireceği kimseye biz mi yedireceğiz? Doğrusu siz apaçık bir sapıklık içindesiniz.' 'Eğer doğru söyleyenlerseniz bu vaad ne zamandır?' diyorlar. Onlar tek bir çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar. Onlar birbirleriyle çekişip dururlarken o kendilerini yakalar. Artık ne bir tavsiyede bulunmaya güç yetirebilirler ne de ailelerine dönebilirler. Sur'a üflenmiştir. Artık onlar kabirlerinden Rablerine doğru koşup giderler. Derler ki: 'Eyvah bize! Bizi uyuduğumuz yerden kim diriltti? Bu Rahman'ın vaad ettiğidir. Demek ki peygamberler doğru söylemişler.' Sadece bir çığlık kopmuştur. Artık hepsi toplu olarak huzurumuza getirilmişlerdir. Bugün hiç kimseye bir şeyle haksızlık edilmez ve siz yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmazsınız. Şüphesiz cennet halkı bugün sevinç dolu bir meşguliyet içindedirler. Onlar ve eşleri gölgeler altında tahtlara yaslanmışlardır. Orada meyveler ve istedikleri her şey onlarındır. Merhamet sahibi Rabdan onlara sözlü selâm vardır. Ey suçlular! Siz bugün ayrılın. Ey Ademoğulları! Size, şeytana kulluk etmeyin; çünkü o sizin için apaçık bir düşmandır diye bir and vermedim mi? Bana kulluk edin, doğru yol budur. O sizden pek çok nesilleri saptırmıştı. Hiç akıl etmiyor muydunuz? İşte bu size vaadedilen cehennemdir. İnkâr etmenize karşılık bugün oraya girin. Bugün ağızlarını mühürleriz ve kazanmakta olduklarını elleri bize söyler, ayakları da şahitlik eder. Dileseydik gözlerini silme kör ederdik de yolda koşuşup dururlardı. Ama nasıl göreceklerdi? Dileseydik oldukları yerde onların kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gitmeye ne de geri dönmeye güçleri yeterdi. Kime uzun ömür verirsek yaratılışta onu tersine çeviririz. Hâlâ akıl etmiyorlar mı? Biz ona şiir öğretmedik. Ona yakışmaz da. Bu yalnızca bir öğüt ve apaçık bir Kur'an'dır. Diri olanı uyarması ve kâfirler hakkındaki sözün hak olması için (Kur'an ona indirildi). Ellerimizin yaptıklarından kendileri için hayvanlar yarattığımızı ve böylece onlara hâkim olduklarını görmediler mi? Onları, kendilerinin buyruklarına verdik. Böylece onlardan bazıları binekleridir ve bazılarından yiyorlar. Kendileri için onlarda daha bir çok yararlar ve içecekler var. Hâlâ şükretmezler mi? Belki yardım görürler diye Allah'tan başka ilâhlar edindiler. Onlar, kendilerine yardımda bulunmaya güç yetiremezler. Aksine kendileri onlar için hazırlanmış askerlerdir. Artık onların sözleri seni üzmesin. Şüphesiz biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz. İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi? Şimdi o, apaçık bir hasım kesildi. Kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek verdi. Dedi ki: 'Çürümüş dağılmış bir haldeyken bu kemikleri kim diriltecek?' De ki: 'Onları ilk kez yaratan diriltecek. O her yaratmayı bilendir. O, size yeşil ağaçtan bir ateş çıkarandır. Siz de ondan yakıyorsunuz. Gökleri ve yeri yaratan onların bir benzerini yaratmaya güç yetiremez mi? Elbette. O yaratandır, bilendir. Bir şeyi istediğinde O'nun emri sadece ona: 'Ol' demesidir. O da hemen oluverir. Her şeyin hükümranlığı elinde olanın şânı pek yücedir ve siz O'na döndürüleceksiniz. Andolsun saflar halinde dizilenlere, Haykırarak sürükleyenlere, Zikri okuyanlara, Muhakkak ki sizin ilâhınız birdir. (O) göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Doğuların Rabbidir. Şüphesiz biz en yakın göğü bir süsle, yıldızlarla süsledik. Her azgın şeytandan koruduk. Onlar yüce topluluğu (mele-i a'layı) dinleyemezler ve her yandan atılırlar. Kovulurlar. Onlar için ayrıca kesintisiz bir azap vardır. Ancak bir (söz) çalıp kapan olursa onu da parlak bir ateş izler. Onlara sor: Yaratılış bakımından kendileri mi daha zorludur yoksa bizim (diğer) yarattıklarımız mı? Biz onları yapışkan bir çamurdan yarattık. Hayır, sen (bu yaratışa) hayret ettin; onlarsa alay ediyorlar. Kendilerine öğüt verildiğinde öğüt almazlar. Bir ayet (mucize) gördüklerinde alaya alırlar. 'Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir' derler. 'Öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz? Ve önceki atalarımız da mı?' De ki: 'Evet hem de küçük düşürülmüş olarak.' O sadece bir tek çığlıktan ibarettir. Hemen bakıp kalırlar. 'Eyvah bize! İşte bu, din günüdür' derler. 'İşte bu yalanlamakta olduğunuz ayırma (hüküm) günüdür.' Zalimleri, onların eşlerini ve tapmakta olduklarını toplayın. Allah'tan başka (taptıklarını). Onları cehennemin yoluna yöneltin. Durdurun onları; çünkü onlar sorguya çekileceklerdir. Size ne oluyor ki birbirinizle yardımlaşmıyorsunuz? Hayır. Onlar bugün tamamen teslim olmuşlardır. Birbirlerine dönüp sorarlar. Derler ki: 'Doğrusu siz bize sağdan geliyordunuz.' (Ötekiler de) derler ki: 'Hayır siz zaten mü'minler değildiniz. Bizim sizin üzerinizde bir nüfuzumuz yoktu. Aksine siz kendiniz azgın bir topluluktunuz. Böylece Rabbimizin sözü üzerimize hak oldu. Şüphesiz biz (azabı) tadacağız. Sizi azdırdık. Çünkü biz de zaten azgın kimselerdik.' Artık o gün onlar azapta ortaktırlar. İşte biz suçlulara böyle yaparız. Çünkü onlar, kendilerine: 'Allah'tan başka ilâh yoktur' dendiğinde büyüklük taslıyorlardı. 'Biz delirmiş bir şair için ilâhlarımızı mı terkedeceğiz? diyorlardı. Hayır o hakkı getirmiş ve (daha önce) gönderilmiş elçileri doğrulamıştı. Şüphesiz siz acıklı azabı tadacaksınız. Siz yaptıklarınızdan başkasıyla cezalandırılmazsınız. Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna. İşte onlar için bilinen bir rızık vardır. (Türlü) meyveler. Onlar ikram görenlerdir. Nimetleri bol cennetlerde. Tahtlar üzerinde birbirlerine karşı (otururlar). Kaynaktan doldurulmuş kadehlerle etraflarında dolaşılır. Bembeyaz, içenlere lezzet veren (bir içki). Onda ne bir sersemletme vardır ne de ondan dolayı sarhoş olurlar. Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine dikmiş iri gözlü eşler vardır. Onlar adeta örtülü yumurtalar gibidirler. Birbirlerine dönüp sorarlar. İçlerinden biri der ki: 'Benim bir yakınım vardı. Derdi ki: 'Gerçekten sen doğrulayanlardan mısın? Biz öldüğümüz, toprak ve kemik olduğumuz zaman gerçekten cezalandırılacak mıyız?' Der ki: 'Siz ona bakar mısınız?' Bakar ve onu cehennemin ortasında görür. Der ki: 'Allah'a yemin olsun, sen az kalsın beni de helâke götürecektin. Eğer Rabbimin nimeti olmasaydı muhakkak ben de (oraya) götürülenlerden olurdum. Nasıl biz ölmeyecek miymişiz? İlk ölümümüzden başka? Ve azap görmeyecek miymişiz?' Muhakkak ki bu, büyük kurtuluştur. Artık çalışanlar böylesi için çalışsınlar. Ağırlanma olarak bu mu daha hayırlıdır yoksa zakkum ağacı mı? Biz onu zalimler için bir fitne (sınama vesilesi) kıldık. O cehennemin dibinde çıkan bir ağaçtır. Tomurcukları adeta şeytanların başları gibidir. Muhakkak ki onlar ondan yiyecekler ve karınları(nı) onunla dolduracaklardır. Sonra kendileri için bunun üzerine kaynar su ile karıştırılmış içkiler vardır. Sonra dönüşleri elbette cehennemedir. Çünkü onlar atalarını sapıtmış buldular. Kendileri de, onların izlerinden koşturuluyorlardı. Andolsun ki onlardan önce, evvelkilerin çoğu sapıtmıştı. Andolsun ki biz onların içlerinde uyarıcılar göndermiştik. Uyarılanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak! Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna. Andolsun, Nuh bize seslenmişti de ne güzel cevap vermiştik! Onu da ailesini de o büyük sıkıntıdan kurtardık. Yalnız onun soyunu sürekli kıldık. Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık. Alemler içinde Nuh'a selâm olsun. İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz o mü'min kullarımızdandı. Sonra diğerlerini (suda) boğduk. Doğrusu İbrahim de onun kolundandı. Hani o Rabbine temiz bir kalple gelmişti. Hani o babasına ve kavmine şöyle demişti: 'Siz neye tapıyorsunuz? Allah'ı bırakıp düzmece ilâhlar mı istiyorsunuz? Peki alemlerin Rabbi hakkındaki kanaatiniz nedir?' Derken yıldızlara bir göz attı, 'Ben hastayım' dedi. Bunun üzerine onlar arkalarını dönüp ondan uzaklaştılar. O da gizlice onların ilâhlarının yanına sokulup: 'Hani yemiyor musunuz?' dedi. 'Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz?' Sonunda gizlice üzerlerine yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. Bunun üzerine hemen koşarak kendisine geldiler. Dedi ki: 'Kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de yaptıklarınızı da Allah yarattı. Dediler ki: 'Onun için bir bina yapın da kendisini (oradan) alevli ateşe atın.' Böylelikle ona bir tuzak kurmak istediler. Ama biz kendilerini aşağılık kıldık. Dedi ki: 'Ben Rabbime gideceğim. O beni doğru yola iletecektir. Rabbim bana salihlerden olan bir (çocuk) bahşet.' Biz de ona yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. (Çocuk) onun yanında koşacak çağa erince dedi ki: 'Ey oğulcağızım! Ben rüyamda seni boğazladığımı görüyorum. Bak ne düşünürsün?' Dedi ki: 'Ey babacığım! Sen emrolunduğunu yap. İnşallah beni sabredenlerden bulacaksın.' Böylece ikisi de (Allah'ın emrine) teslim olunca ve onu şakağı üzerine yatırınca, Ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim! Sen gerçekten rüyayı doğruladın. İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız.' Doğrusu bu apaçık bir imtihandı. Biz ona fidye olarak büyük bir kurbanlık verdik. Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık. İbrahim'e selâm olsun. İyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz o, mü'min kullarımızdandı. Ona salihlerden bir peygamber olarak İshak'ı müjdeledik. Ona da, İshak'a da bereketler verdik. Onların soylarından iyilik eden de var, kendine açıkça haksızlık eden de. Andolsun ki, biz Musa'ya ve Harun'a da lütufta bulunduk. Onları da kavimlerini de o büyük sıkıntıdan kurtardık. Onlara yardım ettik. Böylece üstün gelenler onlar oldular. Onlara açık anlatımlı Kitab'ı verdik. Onları dosdoğru yola ilettik. Sonra gelenler arasında onlar için (iyi bir ün) bıraktık. Musa'ya ve Harun'a selâm olsun. İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz onlar mü'min kullarımızdandılar. Şüphesiz İlyas da gönderilmiş peygamberlerdendi. Hani o kavmine şöyle demişti: 'Siz (Allah'a karşı gelmekten) sakınmıyor musunuz? Ba'l'e tapıp da yaratıcıların en güzelini bırakıyor musunuz? Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbi olan Allah'ı.' Ancak onu yalanladılar. Bundan dolayı onlar da (azap için) getirileceklerdir. Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna. Sonra gelenler arasında onun için (iyi bir ün) bıraktık. İlyas'a selâm olsun. İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. Şüphesiz onlar mü'min kullarımızdandılar. Şüphesiz Lut da gönderilmiş peygamberlerdendi. Hani onu da bütün ailesini de kurtarmıştık. Geri kalanların içindeki bir yaşlı kadın hariç. Sonra diğerlerini yerle bir ettik. Muhakkak ki siz onların yanlarından geçip gidiyorsunuz; sabahleyin Ve geceleyin. Akıl etmiyor musunuz? Şüphesiz Yunus da gönderilmiş peygamberlerdendi. Hani o dolu gemiye kaçmıştı. (Gemidekilerle) kura çekmişti de kaybedenlerden olmuştu. Bunun üzerine kınanmış halde (denize atıldı ve) balık onu yuttu. Eğer tesbih edenlerden olmasaydı; (İnsanların) diriltilecekleri güne kadar onun karnında kalırdı. Biz de onu, hasta bir halde çıplak boş bir alana attık. Üzerine kabak türünden bir ağaç bitirdik. Ve onu yüz bin (kişiy)e hatta daha fazlasına peygamber olarak gönderdik. Sonunda iman ettiler. Biz de onları belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırdık. Şimdi onlara sor: Kızlar senin Rabbinin de erkek çocuklar onların mı? Yoksa biz melekleri dişi olarak yarattık da onlar buna şahit mi oldular? İyi bilin ki onlar kendi uydurmalarıyla diyorlar ki: 'Allah doğurdu.' Onlar kesinlikle yalan söylemektedirler. O (Allah), kızları oğlanlara tercih mi etti? Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz! Düşünüp öğüt almaz mısınız? Yoksa sizin açık bir deliliniz mi var? Eğer doğru söyleyenlerseniz kitabınızı getirin. Onlar O'nunla cinler arasında bir soy bağı kurdular. Oysa andolsun ki, cinler de onların (azaba) getirileceklerini bilmişlerdir. Allah onların nitelemelerinden münezzehtir. Ancak Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları müstesna. Artık ne siz ne de taptıklarınız; O'na karşı kimseyi fitneye sürükleyemezsiniz. Ancak cehenneme girecek olan hariç. (Melekler derler ki): 'Bizim her birimizin belli bir makamı vardır. Şüphesiz, o saflar halinde dizilenler biziz. Şüphesiz o tesbih edenler biziz.' Gerçi onlar kesin bir şekilde (şöyle) diyorlardı: 'Eğer yanımızda öncekiler(e inenler)den bir zikir (kitap) olsaydı, Muhakkak biz de Allah'ın ihlasa erdirilmiş kulları olurduk.' Şimdi ise onu inkâr ettiler. Yakında bilecekler. Andolsun, peygamber olarak gönderilenler hakkında şu sözümüz geçmiştir: Onlar elbette yardım göreceklerdir. Ve hiç şüphesiz üstün gelecek olanlar da bizim askerlerimizdir. Bir süreye kadar onlardan yüz çevir. (Başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında göreceklerdir. Onlar azabımızın çarçabuk gelmesini mi istiyorlar? Fakat (azap) onların alanlarına inince uyarılanların sabahları ne kötü olur! Bir süreye kadar onlardan yüz çevir. (Başlarına geleceği) gözetle. Nitekim onlar da yakında göreceklerdir. Üstünlük (izzet) sahibi Rabbin onların nitelemelerinden münezzehtir. Gönderilmiş peygamberlere selâm olsun. Hamd, alemlerin Rabb'i Allah'adır. Sâd. Zikir sahibi Kur'an'a andolsun; Hayır. O inkâr edenler bir büyüklenme ve ayrılık içindedirler. Onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Feryat ettiler ama kurtuluş vakti değildi. Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine hayret ettiler. İnkâr edenler dediler ki: 'Bu yalancı bir büyücüdür. İlâhları tek bir ilâh mı yaptı? Doğrusu bu şaşılacak bir şeydir.' Onlardan ileri gelen grup ortaya atılıp (dediler ki): 'Yürüyün ve ilâhlarınız üzerinde kararlılık gösterin. Çünkü bu (bizden) istenen bir şeydir. Biz son dinde böyle bir şey duymadık. Bu bir düzmeceden başka bir şey değildir.' 'Zikir (Kitap) aramızdan ona mı indirildi.' Hayır onlar benim zikrimden şüphe içindedirler. Hayır, onlar henüz azabımı tatmadılar. Yoksa güçlü ve çok ihsan sahibi Rabbinin rahmet hazineleri onların yanlarında mıdır? Yoksa göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin hükümranlığı onlara mı aittir? Öyleyse sebepler içinde (sebepleri kullanarak, göğe) yükselsinler. Onlar burada (çeşitli) fırkalardan oluşan bozguna uğratılmış bir ordudur. Onlardan önce Nuh kavmi, Ad (kavmi) ve kazıklar sahibi Firavun da yalanlamıştı. Semud (kavmi), Lut kavmi ve Eyke halkı da. İşte onlar da (peygamberlerine karşı birleşen) gruplardı. Onların hepsi de peygamberleri yalanladılar, böylece cezam hak oldu. Onlar geri dönüşü olmayan bir tek çığlıktan başka bir şey beklemiyorlar. (Alayla): 'Rabbimiz! Hesap gününden önce bizim payımızı çabucak ver' derler. Sen onların dediklerine sabret ve güçlü kulumuz Davud'u an. Çünkü o (her tutumunda Allah'a) yönelen biriydi. Biz dağları onun buyruğuna verdik; akşam ve sabah onunla tesbih ederlerdi. Toplanıp gelen kuşları da. Hepsi ona dönerlerdi. Onun hükümranlığını güçlendirmiştik. Ona hikmet ve açık, kesin hüküm verme kabiliyeti vermiştik. Sana davacıların haberi geldi mi? Hani onlar yüksek duvardan tırmanarak mihraba girmişlerdi. Onlar Davud'un yanına girdiklerinde kendilerinden korktu. Dediler ki: 'Korkma. (Biz) iki davacı(yız). Birimiz ötekine haksızlık etti. Sen aramızda hak ile hükmet, zulme sapma ve bizi yolun ortasına yönelt. Şu kardeşimdir. Onun doksan dokuz koyunu var, benimse bir tek koyunum var. Böyleyken: 'Onu da bana ver' dedi ve konuşmada bana üstün geldi.' Dedi ki: 'Andolsun, o senin koyununu kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir. Gerçekten (varlıklarını) birbirine karıştıran ortakların çoğu birbirlerine haksızlık ederler. Sadece iman edip salih ameller işleyenler müstesna. Ama onlar da ne kadar azdır!' Davud kendisini imtihan ettiğimizi sandı da Rabbinden bağışlanma diledi. Rüku ederek yere kapandı ve gönülden (bize) yöneldi. Biz de onun bu (hatası)nı bağışladık. Şüphesiz onun bizim katımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri (veya geleceği) vardır. 'Ey Davud! Biz seni yeryüzünde halife kıldık. O halde insanlar arasında hak ile hükmet ve keyfe uyma. Yoksa seni Allah'ın yolundan saptırır. Şüphesiz Allah'ın yolundan sapanlar için hesap gününü unutmalarından dolayı çetin bir azap vardır. Biz göğü, yeri ve bu ikisinin arasındakileri boş yere yaratmadık. Bu inkâr edenlerin zannıdır. (İçine atılacakları) ateşten dolayı inkâr edenlerin vay haline! Yoksa biz iman edip salih ameller işleyenleri yeryüzünde bozgunculuk edenler gibi mi tutacağız? Yoksa takva sahiplerini yoldan çıkanlar gibi mi tutacağız? (Bu), ayetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Davud'a Süleyman'ı bahşettik. O ne güzel bir kuldu! (Her tutumunda Allah'a) yönelen biriydi. Hani ona akşam üstü safkan, yağız koşu atları gösterilmişti. Dedi ki: 'Doğrusu ben mal sevgisine kapıldım da, Rabbimin zikrinden geri kaldım.' Nihayet (güneş) perdenin arkasına gizlendi. 'Onları bana geri getirin' dedi. Hemen ayaklarını ve boyunlarını okşamaya başladı. Andolsun biz Süleyman'ı imtihan ettik ve onun tahtının üzerine bir ceset bıraktık. Sonra (bize) yöneldi. Dedi ki: 'Rabbim! Beni bağışla ve bana, benden sonra kimseye nasip olmayacak bir hükümranlık lütfet. Şüphesiz, sen çok ihsan sahibisin.' Böylece biz de rüzgârı onun buyruğuna verdik. Onun emriyle dilediği tarafa yumuşak bir şekilde akıp gidiyordu. Bütün bina ustası ve dalgıç şeytanları da (onun emrine verdik). Bukağılara vurulmuş halde birbirlerine yaklaştırılmış olan daha başkalarını da. Bu bizim ihsanımızdır. Artık dilediğine ver veya tut. (Bunun) bir hesabı yoktur. Şüphesiz onun bizim katımızda bir yakınlığı ve güzel bir varış yeri (veya geleceği) vardır. Kulumuz Eyyub'u da an. Hani o Rabbine: 'Doğrusu şeytan bana bir yorgunluk ve azab dokundurdu' diye seslenmişti. 'Ayağını yere vur. İşte hem yıkanmada kullanılacak hem de içilecek soğuk bir su!' Ona katımızdan bir rahmet ve akıl sahiplerine bir öğüt olması üzere ailesini ve onlarla birlikte bir o kadarını daha bahşettik. 'Eline bir demet sap al da onunla vur ve yeminini bozma.' Gerçekten biz onu sabırlı bulduk. Ne iyi bir kuldu! O (her tutumunda Allah'a) yönelen biriydi. Güç ve basiret sahibi kullarımız İbrahim'i, İshak'ı ve Yakub'u da an. Biz onları (ahiret) yurdu(nu) anmaktan ibaret halis bir özellikle ihlaslı kimseler kıldık. Şüphesiz onlar bizim katımızda seçkinlerden, hayırlılardandırlar. İsmail'i, Elyasa'ı ve Zülkifl'i de an. Hepsi hayırlılardandı. Bu bir hatırlatmadır. Takva sahipleri için elbette güzel bir varış yeri vardır. Kapıları kendilerine açılmış halde Adn cennetleri. Orada yaslanmışlardır. Orada pek çok meyve ve içecek isterler. Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine dikmiş yaşıt eşler vardır. İşte hesap günü için size vaadedilen budur. Doğrusu bu bizim tükenmesi olmayan rızkımızdır. Bu böyledir. Azgınlar için ise en kötü bir varış yeri vardır. Cehennem. Oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır! İşte bu. Onu tatsınlar. Kaynar su ve irin(dir. Ona benzer daha başka tür tür (azaplar) da vardır. (Küfrün elebaşılarına şöyle denir): 'İşte bunlar da sizinle birlikte (küfürde) direnenlerdir. ' 'Onlar rahatlık görmesinler. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir.' Derler ki: 'Aksine siz rahatlık görmeyin. Bunu bizim başımıza siz getirdiniz. (Bu) ne kötü bir durak!' Derler ki: 'Ey Rabbimiz! Bunu bizim başımıza kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır.' Derler ki: 'Ne oluyor da, kendilerini kötülerden saydığımız adamları göremiyoruz? Biz onları alaya almıştık. Yoksa gözler onlardan kaydı mı? İşte cehennem halkının birbiriyle olan bu tartışması kesin gerçektir. De ki: 'Ben ancak bir uyarıcıyım. Tek ve mutlak üstünlük sahibi Allah'tan başka ilâh yoktur.' (O) göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir, güçlüdür, çok bağışlayandır. De ki: 'Bu büyük bir haberdir. Siz ondan yüz çeviriyorsunuz. Yüce topluluk (mele-i a'la) aralarında tartışırlarken benim (haklarında) bir bilgim yoktu. Bana ancak benim apaçık bir uyarıcı olmamdan dolayı (bunlar) vahyediliyor.' Hani Rabbin meleklere demişti ki: 'Ben çamurdan, bir insan yaratacağım. Ben ona şeklini verdiğim ve içine ruhumdan üflediğim zaman siz onun için hemen secdeye varın'. Bunun üzerine meleklerin tümü topluca secde ettiler. Yalnız İblis hariç. O büyüklük tasladı ve inkâr edenlerden oldu. (Allah) dedi ki: 'Ey İblis! Seni iki elimle yarattığıma secde etmekten alıkoyan ne oldu? Büyüklük mü tasladın yoksa yücelerden mi oldun? Dedi ki: 'Ben ondan hayırlıyım. Beni ateşten onu ise çamurdan yarattın.' (Allah) dedi ki: 'Öyleyse çık oradan, sen artık kovulmuş birisin. Ceza gününe kadar lanetim senin üzerinedir'. Dedi ki: 'Ey Rabbim! Öyleyse onların diriltilecekleri güne kadar bana süre tanı'. (Allah) dedi ki: 'O halde sen süre tanınanlardansın. Bilinen zamanın (dolacağı) güne kadar'. Dedi ki: 'Senin yüceliğine andolsun ki, muhakkak onların tümünü azdıracağım. Ancak onlardan ihlasa erdirilmiş kulların müstesna'. (Allah) dedi ki: 'İşte bu gerçektir ve ben gerçeği söylerim. Andolsun ki, ben cehennemi seninle ve onlardan sana uyanlarla dolduracağım. De ki: 'Ben buna karşılık sizden bir ücret istemiyorum ve ben kendiliğimden bir yükümlülük getirenlerden (öylesine kuruntuya girenlerden) değilim. Bu ancak alemler için bir hatırlatmadır. Onun haberini bir süre sonra muhakkak bileceksiniz. Kitab'ın indirilişi güçlü ve hakim olan Allah tarafındandır. Şüphesiz biz sana Kitab'ı hak olarak indirdik. O halde dini yalnız O'na halis kılarak Allah'a ibadet et. İyi bil ki halis din yalnız Allah'ındır. O'ndan başka dostlar edinenler (derler ki): 'Biz bunlara sırf bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz.' Şüphesiz Allah ayrılığa düştükleri konularda aralarında hüküm verir. Doğrusu Allah yalancı ve çok inkârcı olan kimseyi doğru yola iletmez. Allah çocuk edinmek isteseydi yarattığından dilediğini seçerdi. O (bundan) münezzehtir. O tek ve mutlak üstünlük sahibi olan Allah'tır. Gökleri ve yeri hak üzere yarattı. Geceyi gündüzün üzerine bürüyor, gündüzü de gecenin üzerine bürüyor; güneşi ve ayı da buyruk altına almıştır. Her biri belli bir süreye kadar hareket eder. İyi bil ki, güçlü olan, bağışlayan O'dur. Sizi bir tek candan yarattı, sonra ondan eşini varetti. Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi (yarattı). Sizi annelerinizin karınlarında üç karanlık içinde bir yaratışın ardından başka yaratışa geçirerek yaratmaktadır. İşte bu Rabbiniz olan Allah'tır. Mülk O'nundur. O'ndan başka ilah yoktur. Öyleyse nasıl (gerçekten) döndürülüyorsunuz? Eğer inkâr ederseniz şüphesiz Allah'ın size ihtiyacı yoktur. Bununla birlikte kulları için küfre razı olmaz. Eğer şükrederseniz işte sizin için buna razı olur. Hiçbir günâhkâr başkasının günâh yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. Böylece yaptıklarınızı size bildirecektir. Muhakkak ki O, kalplerde olanı bilmektedir. İnsana bir darlık dokunduğunda gönülden boyun eğerek Rabbine dua eder. Sonra ona kendi katından bir nimet verdiğinde daha önce O'na dua ettiğini unutur ve O'nun yolundan saptırmak için Allah'a eşler koşar. De ki: 'Sen küfrünle azıcık oyalan. Muhakkak sen cehennem halkındansın.' Yoksa o, gece saatlerinde secde ederek ve ayakta durarak ibadet eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini uman gibi midir? De ki: 'Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri öğüt alırlar.' (Tarafımdan) şöyle söyle: 'Ey iman eden kullarım! Rabbinizden sakının. Bu dünyada iyilik edenlere iyilik vardır. Allah'ın arzı (yeri) geniştir. Ancak sabredenlerin ecirleri hesapsızca ödenecektir.' De ki: 'Ben dini yalnız O'na halis kılarak Allah'a ibadet etmekle emrolundum. Ve ben Müslümanların ilki olmakla emrolundum.' De ki: 'Şüphesiz ben, eğer Rabbime karşı gelirsem büyük bir günün azabından korkarım.' De ki: 'Ben dinimi yalnız O'na halis kılarak Allah'a ibadet ediyorum. Artık O'ndan başka dilediğinize ibadet edin.' De ki: 'Gerçekte ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini de ailelerini de ziyana sokanlardır. İyi bilin ki, bu apaçık bir kayıptır.' Onların üstlerinde ateşten tabakalar vardır, altlarında da tabakalar vardır. İşte Allah kullarını bununla korkutuyor. Ey kullarım! Benden sakının. Tağut'tan, ona ibadet etmekten sakınıp Allah'a yönelenlere gelince, onlar için müjde vardır. Şu halde kullarımı müjdele! Onlar ki, sözü dinler ve en güzeline uyarlar. İşte onlar Allah'ın kendilerini hidayete erdirdikleridir ve onlar akıl sahipleridir. Hakkında (azab) söz(ü) hak olmuş olanı; ateşte olanı sen mi kurtaracaksın? Ancak Rablerinden sakınanlar için üstlerinde (başka) odalar bina edilmiş, altlarından ırmaklar akan odalar vardır. (Bu) Allah'ın vaadidir. Allah vaadinden dönmez. Allah'ın gökten su indirdiğini, onu yerden kaynaklara geçirdiğini, sonra onunla değişik renklerde ekinler çıkardığını görmedin mi? Sonra kurur ve sen onu sararmış halde görürsün. Sonra onu bir çöp haline getirir. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır. Allah'ın kalbini İslâm'a açtığı kimse Rabbinden bir nur üzere değil midir? Allah'ın zikrine karşı kalpleri kaskatı olanların vay hallerine! İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler. Allah sözün en güzelini (ifadeleri) birbirine benzeyen ikişerli bir Kitap halinde indirdi. Rablerinden korkanların ondan derileri ürperir. Sonra derileri ve kalpleri Allah'ın zikrine karşı yumuşar. Bu Allah'ın hidayetidir. Dilediğini bununla hidayete eriştirir. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. Kıyamet günü azabın en kötüsünden yüzünü korumaya çalışan kimse(nin durumu) ne olur? Zalimlere: 'Kazanmakta olduklarınızı tadın' denir. Onlardan öncekiler de yalanladılar. Bu yüzden kendilerine hiç düşünmedikleri yerden azap geldi. Böylece Allah onlara dünya hayatında aşağılığı tattırdı. Ahiret azabı ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi! Andolsun biz, belki öğüt alırlar diye bu Kur'an'da insanlara her tür örneği verdik. Belki sakınırlar diye içinde çarpıklık olmayan Arapça bir Kur'an (indirdik). Allah, birbirleriyle çekişen bir çok ortakların sahip olduğu bir adam (köle) ile, yalnız bir adama ait olan bir adamı (köleyi) örnek vermektedir. Bu ikisinin durumu bir olur mu? Hamd Allah'adır. Hayır. Fakat çoğu bilmiyor. Şüphesiz sen de öleceksin, onlar da ölecekler. Sonra siz kıyamet günü Rabbinizin huzurunda davalaşacaksınız. Allah'a karşı yalan uydurandan ve kendisine gelen doğruyu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? İnkâr edenler için cehennemde barınacak yer mi yok? Doğruyu getiren ve onu doğrulayana gelince işte onlar takva sahipleridir. Onlara Rablerinin katında istedikleri her şey vardır. İşte iyilik edenlerin mükâfatları budur. Çünkü Allah onların yaptıklarının en kötülerini örtecek ve kendilerine yapmakta olduklarının en güzeliyle karşılık verecektir. Allah kuluna yeterli değil midir? Seni O'ndan başkalarıyla korkutuyorlar. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. Allah kimi de hidayete erdirirse onun için bir saptırıcı yoktur. Allah güçlü ve öç alıcı değil midir? Andolsun ki, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan muhakkak: 'Allah' diyeceklerdir. De ki: 'Öyleyse Allah'tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Allah bana bir zarar dilese onlar O'nun zararını kaldırabilirler mi? Yahut bana bir rahmet dilese onlar O'nun rahmetini tutabilirler mi?' De ki: 'Allah bana yeter. Güvenenler (tevekkül edenler) de yalnız O'na güvensinler.' De ki: 'Ey kavmim! Gücünüzün elverdiğini yapın, ben de yapıyorum. Yakında bileceksiniz. Rezil edici azabın kime geleceğini ve kalıcı azabın kimin başına ineceğini. Şüphesiz biz sana Kitab'ı insanlar için hak olarak indirdik. Kim hidayete ererse bu kendi lehinedir. Kim de sapıtırsa yalnız kendi aleyhine sapıtır. Sen onların üzerine vekil değilsin. Allah, ölümleri anında canları alır. Ölmeyenin de uykusunda. Böylece hakkında ölüm hükmü verdiklerini tutar diğerini ise belli bir süreye kadar salıverir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır. Yoksa onlar Allah'tan başka şefaatçiler mi edindiler? De ki: 'Peki hiçbir şeye güç yetiremiyorlar ve akıl etmiyorlarsa da mı?' De ki: 'Şefaatin tümü Allah'ındır. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Sonra O'na döndürülürsünüz. Allah bir olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri nefretle çarpar. O'nun dışındakiler anıldığında ise hemen sevince kapılırlar. De ki: 'Ey gökleri ve yeri yaratan, gizliyi de görüneni de bilen Allah'ım! Aralarında ayrılığa düşmüş oldukları konularda, kullarının arasında sen hüküm vereceksin.' Yeryüzünde olanların tümü ve bir o kadarı daha zulmedenlerin olsaydı, kıyamet günü, o kötü azaptan (kurtulmak için) feda ederlerdi. (Çünkü) Allah'tan, hiç hesap etmedikleri şeyler karşılarına çıkmıştır. Kazandıklarının kötülükleri karşılarına çıkmış ve alaya aldıkları şey kendilerini kuşatmıştır. İnsana bir darlık dokunduğunda bize dua eder. Sonra ona kendi katımızdan bir nimet verdiğimizde: 'Bu bana ancak bir bilgi dolayısıyla verildi' der. Hayır, o bir imtihandır. Ancak onların çoğu bilmiyorlar. Onlardan öncekiler de bunu söylemişlerdi. Ama kazandıkları kendilerine bir yarar sağlamamıştı. Böylece kazandıklarının kötülükleri başlarına geldi. Bunlardan zulmedenlere de kazandıklarının kötülükleri ulaşacaktır. Onlar (Allah'ı) aciz bırakamazlar. Allah'ın dilediğine rızkı genişlettiğini ve daralttığını bilmediler mi? Şüphesiz bunda iman edecek bir topluluk için ibretler vardır. (Tarafımdan) şöyle söyle: 'Ey kendi aleyhlerine aşırıya giden kullarım! Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah bütün günâhları bağışlar. Çünkü O, çok bağışlayıcı, çok merhamet sahibidir. Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize yönelin ve O'na teslim olun. Sonra yardım olunmazsınız. Siz farkında değilken ansızın size azap gelip çatmadan önce Rabbinizden size indirilenin en güzeline uyun.' Bir canın: 'Allah'a itaatte kusur edişimden dolayı yazıklar olsun! Doğrusu ben alay edenlerdendim' demesinden (önce). Yahut: 'Eğer Allah beni hidayete erdirseydi mutlaka takva sahiplerinden olurdum' demesinden. Yahut azabı gördüğü an: 'Keşke benim için bir geri dönüş olsaydı da iyilik edenlerden olsaydım' demesinden. 'Hayır. Sana ayetlerim geldi de sen onları yalanladın, büyüklük tasladın ve inkâr edenlerden oldun.' Kıyamet günü, Allah'a karşı yalan söyleyenleri, yüzleri simsiyah halde görürsün. Büyüklenenler için cehennemde barınacak yer mi yok? Allah takva sahiplerini zafere ulaşmalarıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar üzülmezler de. Allah her şeyin yaratıcısıdır ve O, her şeye vekildir. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Allah'ın ayetlerini inkâr edenler ise, işte onlar ziyana uğrayanlardır. De ki: 'Bana Allah'tan başkasına kulluk etmemi mi emrediyorsunuz, ey bilgisizler?' Andolsun sana da, senden öncekilere de vahyedildi. Eğer ortak koşarsan kesinlikle amelin boşa gider ve mutlaka ziyana uğrayanlardan olursun. Hayır. Sen yalnızca Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol. Onlar Allah'ı gereği gibi bilemediler. Oysa kıyamet günü yer tamamen O'nun avucundadır ve gökler sağ elinde dürülmüştür. O, onların ortak koştuklarından münezzeh ve yücedir. Sur'a üflenir, böylece Allah'ın dilediklerinden başka göklerde ve yerde kim varsa hepsi düşüp ölür. Sonra ona bir daha üflenir ve hemen ayağa kalkarak bakınırlar. Yer Rabbinin nuruyla ışık verir. Kitab öne konur. Peygamberler ve şahitler getirilir. Aralarında hak ile hüküm verilir ve onlar haksızlığa uğratılmazlar. Her cana yaptığının karşılığı tam verilir. O, onların yaptıklarını en iyi bilendir. İnkâr edenler bölük bölük cehenneme sürülürler. Sonunda oraya geldiklerinde kapıları açılır ve oranın bekçileri kendilerine: 'Size içinizden, Rabbinizin ayetlerini size okuyan ve bu gününüzle karşılaşacağınız hakkında sizi uyaran elçiler gelmedi mi?' derler. Onlar da: 'Evet, ama kâfirler için azap sözü hak oldu' derler. 'İçinde sonsuza kadar kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin barınakları ne kadar da kötüdür!' denir. Rablerinden sakınanlar da bölük bölük cennete iletilirler. Sonunda oraya gelip kapıları açıldığında, (cennetin) bekçileri onlara: 'Size selâm olsun. Hoş ve temiz geldiniz. İçinde sonsuza kadar kalmak üzere girin oraya!' derler. (Cennetlikler) de şöyle derler: 'Bize verdiği sözünü yerine getiren ve bizi bu yere mirasçı kılan Allah'a hamdolsun ki; cennetten dilediğimiz yere konaklayabiliyoruz. Çalışanların ecirleri ne güzelmiş!' Meleklerin Arş'ın etrafını çevirmiş olarak Rablerini hamd ile tesbih ettiklerini görürsün. Aralarında hak ile hüküm verilmiş ve: 'Hamd alemlerin Rabb'i olan Allah'adır' denmiştir. Hâ. Mim. Kitab'ın indirilişi güçlü ve alim olan Allah tarafındandır. Günâhı bağışlayan, tevbeyi kabul eden, cezası şiddetli olan ve lütuf sahibi (Allah tarafından). O'ndan başka ilâh yoktur. Dönüş O'nadır. Allah'ın ayetleri hakkında inkâr edenlerden başkası mücadele etmez. Artık onların şehirlerde dolaşmaları seni yanıltmasın. Onlardan önce Nuh kavmi ve onlardan sonraki fırkalar da yalanladılar. Her ümmet peygamberlerini yakalamaya yeltendi. Hakkı ortadan kaldırmak için batıla dayanarak mücadele ettiler. Böylece ben de onları yakaladım. Benim cezalandırmam (bak) nasıl oldu? Böylece Rabbinin inkâr edenler hakkındaki: 'Onlar ateş halkıdırlar' sözü gerçekleşmiş oldu. Arş'ı taşıyanlar ve onun çevresinde bulunanlar Rablerini hamd ile tesbih ederler, O'na iman ederler ve iman edenler için mağfiret dilerler: 'Rabbimiz! Rahmet ve ilim yönünden her şeyi kuşattın. Tevbe edip senin yoluna uyanları bağışla ve onları cehennem azabından koru. Rabbimiz! Onları ve babalarından, eşlerinden ve soylarından salih olanları kendilerine vaadettiğin Adn cennetlerine sok. Şüphesiz sen güçlüsün, hakimsin. Ve onları kötülüklerden koru. O gün, kimi kötülüklerden korursan ona rahmet etmişsindir. İşte bu, büyük kurtuluştur.' İnkâr edenlere şöyle seslenilir: 'Şüphesiz Allah'ın (size) öfkesi sizin kendinize olan öfkenizden daha büyüktür. Çünkü siz imana çağrılıyordunuz da inkâr ediyordunuz.' Derler ki: 'Rabbimiz! Bizi iki kere öldürdün ve iki kere dirilttin. Artık günâhlarımızı itiraf ettik. Şimdi çıkış için bir yol var mı?' 'Bu (başınıza gelen), yalnız Allah'a çağrıldığında inkâr ettiğiniz ve O'na ortak koşulduğunda inandığınız içindir. Artık hüküm yüce ve büyük olan Allah'ındır.' O, size ayetlerini gösteriyor ve sizin için gökten rızık indiriyor. (Allah'a) yönelenden başkası öğüt almaz. Kâfirler hoşlanmasalar da siz dini yalnız O'na halis kılarak Allah'a dua (ibadet) edin. (O) dereceleri yükselten, Arş'ın sahibi, buluşma günüyle uyarması için kullarından dilediğine emrinden olan Ruh'u indirir. O gün onlar ortaya çıkarlar. Onlardan hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. Bugün hükümranlık kimindir? Tek ve mutlak üstünlük sahibi Allah'ındır. Bugün her cana kazandığının karşılığı verilir. Bugün haksızlık yoktur. Şüphesiz Allah hesabı çabuk görendir. Onları yaklaşan güne karşı uyar ki, (o zaman) yürekler gırtlaklara dayanır, yutkunur dururlar. Zalimlerin ne bir dostları ne de sözü dinlenir şefaatçileri olur. (Allah) gözlerin hainliklerini ve göğüslerin gizlediklerini bilir. Allah hak ile hükmeder. O'nu bırakıp da taptıkları ise hiçbir şeye hükmedemezler. Şüphesiz Allah duyandır, görendir. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kuvvet ve yeryüzündeki eserleri bakımından kendilerinden daha üstün idiler. Ama Allah onları günâhlarından dolayı yakalayıverdi. Onları Allah('ın azabın)dan bir koruyan da olmadı. Bu şundan dolayıydı ki: Peygamberleri onlara açık delillerle geliyorlar, ama onlar inkâr ediyorlardı. Bu yüzden Allah da onları yakaladı. Şüphesiz Allah, güçlü, azabı çetin olandır. Andolsun ki, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik. Firavun'a, Haman'a ve Karun'a. Ama onlar: '(Bu) yalancı bir büyücüdür' dediler. Böylece o, kendilerine tarafımızdan hakkı getirince: 'Onunla birlikte inananların oğullarını öldürün ve kadınlarını sağ bırakın' dediler. Oysa kâfirlerin oyunları muhakkak boşa çıkar. Firavun dedi ki: 'Beni bırakın Musa'yı öldüreyim de o Rabbine yalvarsın! Çünkü ben onun sizin dininizi değiştireceğinden yahut yeryüzünde bozgunculuk çıkaracağından korkuyorum.' Musa dedi ki: 'Ben, hesap gününe inanmayan her kibirliden benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan (Allah)'a sığındım.' Firavun ailesinden imanını gizleyen mü'min bir adam dedi ki: 'Bir adamı 'Rabbim Allah'tır' dediğinden dolayı öldürüyor musunuz? Oysa o size Rabbinizden apaçık deliller getirmiştir. Eğer yalancıysa, yalanı kendi aleyhinedir. Eğer doğru sözlüyse o zaman size vaadettiklerinin bir kısmı başınıza gelir. Şüphesiz Allah aşırıya giden yalancı bir kimseyi doğru yola iletmez. Ey kavmim! Bugün (bu) yerde hükümranlık sizindir; hakim olanlar sizsiniz. Fakat Allah'ın şiddetli azabı bize gelirse ona karşı bize kim yardımcı olur?' Firavun dedi ki: 'Ben size yalnızca gördüğümü gösteriyorum ve sizi ancak doğru yola iletiyorum.' İman eden kişi de dedi ki: 'Ey kavmim! Doğrusu ben sizin hakkınızda o fırkaların günü gibi bir günün gelip çatmasından korkuyorum. Nuh kavminin, Ad'ın, Semud'un ve onlardan sonrakilerin durumları gibi. Allah kullar için zulüm istemez. Ey kavmim! Ben sizin hakkınızda o çağrışma gününden korkuyorum. O gün arkanızı dönüp kaçarsınız. Sizi Allah'(ın azabın)dan koruyacak biri de olmaz. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol gösterici yoktur. Andolsun daha önce Yusuf da size apaçık deliller getirmişti. Onun getirdiklerinden de kuşkulanıp durmuştunuz. Sonunda o ölünce: 'Artık ondan sonra Allah bize peygamber göndermeyecek' dediniz. İşte Allah aşırıya giden şüpheci kimseyi böyle saptırır. Onlar ki, kendilerine gelmiş açık bir delil olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında mücadele ederler. Bu Allah katında da iman edenlerin yanında da büyük bir öfkeye yolaçar. İşte Allah her kibirli zorbanın kalbini böyle mühürler.' Firavun dedi ki: 'Ey Hâmân! Benim için bir kule yap; belki o yollara ulaşırım. Göklerin yollarına. Böylece Musa'nın ilâhına çıkarım. Çünkü ben onu yalancı sanıyorum.' İşte bu şekilde Firavun'a kötü işi süslü gösterildi ve yoldan alıkonuldu. Firavun'un tuzağı muhakkak boşa çıkacaktı. İman eden kişi dedi ki: 'Ey kavmim! Bana uyun sizi doğru yola ileteyim. Ey kavmim! Bu dünya hayatı ancak bir geçinmedir. Ahiret ise işte kalınacak yurt orasıdır. Kim bir kötülük işlerse sadece onun benzeriyle cezalandırılır. Erkek olsun, kadın olsun kim de mü'min olarak bir salih amel işlerse işte onlar cennete girerler; orada hesapsızca rızıklandırılırlar. Ey kavmim! Ben sizi kurtuluşa çağırdığım halde neden siz beni ateşe çağırıyorsunuz? Beni, Allah'ı inkâr etmeye ve hakkında bilgi sahibi olmadığım şeyleri O'na ortak koşmaya çağırıyorsunuz. Bense sizi güçlü, çok bağışlayıcı olan (Allah)'a çağırıyorum. Kesinlikle, sizin beni kendisine çağırdığınız şeyin ne dünyada ne de ahirette çağrıda bulunma (yetki)si vardır. Şüphesiz bizim dönüşümüz Allah'adır. Aşırı gidenler ise, işte onlar ateş halkıdırlar. Benim size söylediklerimi yakında hatırlayacaksınız. Ben işimi Allah'a bırakıyorum. Şüphesiz Allah kullarını görmektedir.' Sonunda Allah onu, onların kurdukları tuzakların kötülüklerinden korudu. Firavun ailesini de azabın en kötüsü kuşattı. Ateş! Sabah akşam ona sunulurlar. Kıyametin koptuğu gün de: 'Firavun ailesini azabın en şiddetlisine sokun!' (denir). Ateşin içinde birbirleriyle tartışırlarken, zayıflar büyüklük taslayanlara derler ki: 'Doğrusu biz size uyanlardık. Şimdi, ateşten bir parçayı bizden savabilir misiniz?' Büyüklük taslayanlar da şöyle derler: 'Biz hepimiz bunun içindeyiz. Şüphesiz Allah kullar arasında hüküm vermiştir.' Ateşte olanlar cehennemin bekçilerine derler ki: 'Rabbinize dua edin, bir gün (olsun) bizden azabı hafifletsin.' Onlar: 'Elçileriniz size apaçık delillerle gelmiyorlar mıydı?' derler. 'Evet (geliyorlardı)' derler. (Bunun üzerine) onlar: 'Öyleyse siz dua edin' derler. Ancak inkârcıların duaları hep boşunadır. Şüphesiz biz peygamberlerimize ve iman edenlere dünya hayatında da şahitlerin duracakları günde de yardım ederiz. O gün zalimlere özürleri yarar sağlamaz. Lanet onlaradır ve yurdun en kötüsü de onlaradır. Andolsun biz Musa'ya hidayeti verdik. İsrail oğullarına da Kitab'ı miras bıraktık. Akıl sahipleri için bir hidayet ve öğüt olarak. Şu halde sen sabret. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Günâhın için bağışlanma dile ve akşam, sabah Rabbini hamd ile tesbih et. Kendilerine gelmiş açık bir delil olmaksızın Allah'ın ayetleri hakkında mücadele edenler var ya, onların göğüslerinde erişemeyecekleri bir büyüklükten başka bir şey yok. Artık sen Allah'a sığın. Şüphesiz O, duyandır, görendir. Elbette göklerin ve yerin yaratılması insanların yaratılmasından daha büyüktür. Ancak insanların çoğu bilmezler. Kör ile gören bir olmaz. İman edip salih ameller işleyenlerle kötülük eden de. Ne kadar da az düşünüyorsunuz. Kıyamet saati muhakkak gelecektir, bunda şüphe yoktur. Ancak insanların çoğu iman etmezler. Rabbiniz dedi ki: 'Bana dua edin duanızı kabul edeyim. Bana ibadetten büyüklenenler küçük düşürülmüş olarak cehenneme gireceklerdir. Geceyi dinlenmeniz için, gündüzü de aydınlatıcı olarak yaratan Allah'tır. Şüphesiz Allah, insanlar için lütuf sahibidir. Ancak insanların çoğu şükretmezler. Rabbiniz Allah işte budur. O her şeyin yaratıcısıdır. O'ndan başka ilâh yoktur. Artık nasıl (haktan) çevriliyorsunuz? İşte Allah'ın ayetlerini bile bile inkâr edenler böyle (haktan) çevrilirler. Allah, sizin için yeri bir karargâh, göğü de bir bina yapan, sizi şekillendiren ve şekillerinizi güzel yapan ve temiz şeylerle sizi rızıklandırandır. Alemlerin Rabbi olan Allah pek uludur. O diridir, O'ndan başka ilâh yoktur. Şu halde dini yalnız kendisine halis kılarak O'na dua edin. Hamd alemlerin Rabbi Allah'adır. De ki: 'Ben, Rabbimden bana apaçık deliller gelince, sizin Allah'tan başka yalvardıklarınıza tapmaktan nehyolundum ve alemlerin Rabbine teslim olmakla emrolundum.' Sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (embriyodan) yaratan O'dur. Sonra sizi bebek olarak çıkarır. Sonra erginlik çağınıza ermeniz, sonra da yaşlılar olmanız için (yaşatıyoruz). İçinizden kimi de daha önce öldürülmektedir. Belli bir süreye erişmeniz için ve olur ki akıl edersiniz diye (böyle yapıyor). Dirilten ve öldüren O'dur. Bir şeye hükmettiği zaman ona 'ol' der, o da oluverir. Allah'ın ayetleri hakkında mücadele edenleri görmedin mi? Nasıl da döndürülüyorlar? Ki onlar, Kitab'ı ve peygamberlerimizle gönderdiklerimizi yalanladılar. Yakında bilecekler. Boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde sürülürler. Kaynar suyun içine. Sonra da ateşte yakılırlar. Sonra kendilerine denir ki: 'Ortak koştuklarınız nerede? Allah'tan başka.' Derler ki: 'Bizim yanımızdan kayboldular. Hayır, biz zaten daha önce bir şeye tapmıyorduk.' İşte Allah inkâr edenleri böyle saptırır. 'Bu, yeryüzünde haksız yere şımarmanızdan ve böbürlenip azmanızdan dolayıdır. İçinde sonsuza kadar kalmak üzere cehennemin kapılarından girin. Büyüklenenlerin barınakları ne kadar da kötüdür! Şu halde sen sabret. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Onlara vaadettiklerimizin bir kısmını sana göstersek de senin dünya hayatını sona erdirsek de, sonuçta bize döndürülürler. Andolsun senden önce de peygamberler gönderdik. Onlardan bazılarını sana anlattık bazılarını ise anlatmadık. Allah'ın izni olmadan hiçbir peygamberin bir mucize getirmesi sözkonusu olamaz. Allah'ın emri geldiğinde hak ile hükmedilir ve işte burada, (hakkı) geçersiz kılmaya çalışanlar hüsrana uğrarlar. Allah, kimine binmeniz kiminden de yemeniz için sizin için hayvanları var edendir. Sizin için onlarda birtakım yararlar vardır. Onların üzerlerinde gönüllerinizdeki bir ihtiyaca ulaşmanız için (onlara binersiniz). Onların ve gemilerin üzerinde taşınırsınız. O, size ayetlerini gösteriyor. Artık Allah'ın hangi ayetlerini inkâr ediyorsunuz? Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Onlar kendilerinden (sayıca) daha çok, daha kuvvetli ve yeryüzündeki eserleri bakımından daha üstün idiler. Ama onların kazandıkları kendilerinden bir şeyi savamadı. Peygamberleri onlara açık delillerle geldiklerinde, onlar kendilerinde olan bilgiyle rahatla(yıp böbürlen)diler. (Ama) alaya almakta oldukları şey onları kuşatıverdi. Zorlu azabımızı gördükleri zaman: 'Yalnız Allah'a iman ettik ve O'na ortak koştuğumuz şeyleri inkâr ettik' dediler. Ancak zorlu azabımızı gördükleri zamanki imanları onlara yarar sağlamadı. (Bu) Allah'ın kulları hakkında uygulanagelen sünnetidir. İşte inkâr edenler burada hüsrana uğramışlardır. Ha. Mim. (Bu Kitap) Rahman ve Rahim tarafından indirilmiştir. Bilen bir topluluk için ayetleri açıklanmış Arapça okunan bir kitaptır. Müjdeleyici ve uyarıcı olarak. Ama onların çoğu yüz çevirdi. Artık onlar duymazlar. Dediler ki: 'Bizi kendisine çağırdığın şeye karşı kalplerimiz bir örtü içindedir, kulaklarımızda da bir ağırlık var. Bizimle senin aranda da bir perde var. Artık sen (bildiğini) yap, biz de (bildiğimizi) yapıyoruz.' De ki: 'Ben ancak sizin gibi bir insanım. Bana sizin ilahınızın bir ilah olduğu vahyolunuyor. Şu halde O'na yönelin, ve O'ndan bağışlanma dileyin. Ortak koşanların vay hallerine! Onlar ki, zekatı vermezler ve onlar ahireti inkar ederler. İman edip salih ameller işleyenler için kesintisiz bir ecir vardır. De ki: 'Siz yeryüzünü iki günde yaratanı inkar ediyor ve O'na ortaklar mı koşuyorsunuz? İşte alemlerin Rabbi O'dur.' Orada, üstünden sabit dağlar var etti; onu bereketli kıldı ve onda soranlar (rızıklarını arayanlar) için eşit olarak gıdalarını dört günde takdir etti. Sonra duman halinde olan göğe yöneldi, ona ve yere: 'İsteyerek veya istemeyerek gelin' dedi. Onlar: 'İsteyerek geldik' dediler. Böylece onları iki günde yedi gök olarak belirledi ve her göğe emrini vahyetti. En yakın göğü de kandillerle donattık ve korumaya aldık. Bu, güçlü ve alim olanın düzenlemesidir. Eğer yüz çevirirlerse de ki: 'Ben sizi Ad ve Semud'un yıldırımları gibi bir yıldırımla uyardım. Onlara: 'Allah'tan başkasına kulluk etmeyin' diye önlerinden ve arkalarından peygamberler gelince dediler ki: 'Allah dileseydi melekler indirirdi. Biz sizinle gönderileni inkar ediyoruz.' Ad'a gelince; onlar yeryüzünde haksız yere büyüklendiler ve: 'Bizden daha kuvvetli kim var?' dediler. Kendilerini yaratan Allah'ın, kendilerinden daha kuvvetli olduğunu görmediler mi? Onlar ayetlerimizi de bile bile inkar ediyorlardı. Biz de onlara, dünya hayatında aşağılayıcı azabı tattırmak için o uğursuz günlerde üzerlerine dondurucu bir kasırga gönderdik. Ahiret azabı ise daha da aşağılayıcıdır. Onlar yardım da görmezler. Semud'a gelince; biz onları doğru yola ilettik. Ama onlar körlüğü hidayete tercih ettiler. Bu yüzden onları kazanmakta olduklarına karşılık alçaltıcı azabın yıldırımı çarptı. İman eden ve sakınanları kurtardık. Allah'ın düşmanlarının toplanıp ateşe götürüldükleri gün hepsi biraraya getirilirler. Sonunda oraya vardıklarında kulakları, gözleri ve derileri yaptıkları hakkında aleyhlerine şahitlik eder. Derilerine: 'Bizim aleyhimize niye şahitlik ettiniz?' derler. Onlar da derler ki: 'Bizi, her şeyi konuşturan Allah konuşturdu. Sizi ilk kez yaratan da O'dur ve O'na döndürülüyorsunuz.' Siz kulaklarınızın, gözlerinizin ve derilerinizin aleyhinize şahitlik edeceğini (düşünüp onlardan) sakınmıyordunuz. Aksine yaptıklarınızın çoğunu Allah'ın bilmediğini sanıyordunuz. İşte Rabbiniz hakkında beslediğiniz bu zannınız sizi helake sürükledi ve böylece hüsrana uğrayanlardan oldunuz. Eğer dayanırlarsa ateş onların barınağıdır. (Allah'ı) hoşnut etmek isterlerse artık hoşnut edecek bir şey yapmalarına izin verilmez. Biz onlara birtakım yakınlar musallat ettik. Onlar, kendilerine önlerindekini ve arkalarındakini süslü gösterdiler. Kendilerinden önce geçmiş olan cin ve insan toplulukları içinde (uygulanan) söz, onlar için de hak oldu. Çünkü onlar hüsrana uğrayanlardı. İnkar edenler dediler ki: 'Bu Kur'an'ı dinlemeyin ve (okunurken) içine yaygaralar karıştırın. Olur ki üstün gelirsiniz.' İnkar edenlere muhakkak şiddetli bir azap tattıracağız ve onları yaptıklarının en kötüsüyle cezalandıracağız. İşte bu, Allah'ın düşmanlarına olan cezası ateştir. Ayetlerimizi bile bile inkar etmelerine karşılık onlara orada sonsuza kadar kalacakları yurt vardır. İnkar edenler derler ki: 'Rabbimiz! Cinlerden ve insanlardan bizi saptıranları bize göster onları ayaklarımızın altına alalım da en aşağılardan olsunlar. 'Rabbimiz Allah'tır' deyip sonra dosdoğru olanların üzerine melekler inerler (ve derler ki): 'Korkmayın, üzülmeyin ve vadedilmekte olduğunuz cennetle sevinin. Dünya hayatında da, ahirette de biz sizin dostlarınızız. Orada canınızın çektiği her şey sizindir ve istediğiniz her şey sizindir. Bağışlayıcı ve merhamet sahibi (Allah)'tan bir ağırlanma olarak. Allah'a çağıran, salih amel işleyen ve: 'Şüphesiz ben Müslümanlardanım' diyenden daha güzel sözlü kim olabilir? İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel olan bir tarzda sav. O zaman (görürsün ki) seninle arasında düşmanlık olan adeta sıcak bir dost olmuştur. Buna ancak sabredenler kavuşturulur. Buna ancak büyük bir pay sahibi olan kavuşturulur. Şeytandan bir aykırı düşünce (vesvese) seni dürtükleyecek olursa hemen Allah'a sığın. Muhakkak ki O duyandır, bilendir. Gece, gündüz, güneş ve ay O'nun ayetlerindendir. Güneşe de aya da secde etmeyin ve yalnız onları yaratan Allah'a secde edin. Eğer O'na kulluk ediyorsanız . Eğer onlar büyüklenirlerse; Rabbinin katında olanlar gece ve gündüz O'nu tesbih ederler ve hiç usanmazlar. O'nun ayetlerinden biri de senin solgun halde gördüğün yeryüzünün bizim üzerine su indirdiğimiz zaman harekete geçmesi ve kabarmasıdır. Onu dirilten elbette ölüleri de diriltir. Muhakkak ki O, her şeye güç yetirendir. Ayetlerimiz hakkında sapıklığa düşenler bizden gizli kalmazlar. O halde ateşe atılan mı daha iyi durumdadır yoksa kıyamet günü güven içinde gelen mi? Dilediğinizi yapın. Şüphesiz O, yaptıklarınızı görmektedir. Onlar (ateşe atılacaklar) kendilerine Kur'an gelince onu inkar ettiler. Oysa o çok ulu bir kitaptır. Batıl ona ne önünden ne de arkasından gelebilir. (O) hikmet sahibi, çok övülen (Allah) tarafından indirilmiştir. Sana söylenen senden önceki peygamberlere söylenmiş olandan başka bir şey değildir. Şüphesiz Rabbin hem mağfiret sahibi hem de acıklı bir azap sahibidir. Onu yabancı dilde bir Kur'an kılsaydık: 'Ayetleri açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille mi (hitab edilir)?' derlerdi. De ki: 'O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır. İman etmeyenlere gelince onların kulaklarında bir ağırlık var ve o (Kur'an) onlara bir körlüktür. Onlara (sanki) uzak bir yerden sesleniliyor. Andolsun ki, Musa'ya Kitab'ı verdik de onda ayrılığa düşüldü. Eğer Rabbin tarafından önceden bir söz geçmiş olmasaydı aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onlar bunun (Kur'an'ın) hakkında gocundurucu bir tereddüt içindedirler. Kim bir salih amel işlerse bu kendi lehinedir. Kim de kötülük ederse yalnız kendi aleyhine sapıtır. Rabbin kullara zulmedici değildir. Kıyametin ilmi O'na döndürülür. O'nun ilmi olmadan hiçbir ürün kabuğundan çıkmaz, hiçbir dişi gebe kalmaz ve doğurmaz. Onlara: 'Ortaklarım nerede?' diye seslendiği gün: 'Sana arzederiz ki bizden hiçbir şahit yoktur!' derler. Daha önce ibadet etmekte oldukları onlardan kaybolur ve kendileri için hiçbir sığınılacak yer olmadığını anlarlar. İnsan iyiliği istemekten bıkmaz. Ama kendine bir kötülük dokunduğunda hemen karamsarlığa düşer, ümitsiz olur. Andolsun ki, kendine dokunan bir darlıktan sonra tarafımızdan ona bir rahmet tattırsak muhakkak: 'Bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülecek olsam bile, benim için O'nun katında en güzel (nimet) vardır' der. Ama andolsun ki, inkar edenlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun ki, onlara kaskatı bir azaptan tattıracağız. İnsana nimet verdiğimiz zaman yüz çevirir ve yan çizer. Kendisine bir kötülük dokunduğunda ise artık geniş (çok çok) dua eder. De ki: 'Ne düşünürsünüz; eğer o (Kur'an) Allah katından ise sonra siz onu inkar etmişseniz (bu durumda) uzak bir ayrılık içinde olandan daha sapık kim olabilir?' Onlara, ufuklarda ve kendi nefislerinde ayetlerimizi göstereceğiz ki böylece onun hak olduğu kendilerine açıkça belli olsun. Rabbinin her şeye şahit olması yetmez mi? İyi bil ki onlar, Rabblerine kavuşmaktan şüphe içindedirler. İyi bil ki O her şeyi kuşatmıştır. Ha. Mim. Ayn. Sin. Kaf. Güçlü ve hakim Allah sana ve senden öncekilere işte böyle vahyetmektedir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O'nundur. O yücedir, büyüktür. Gökler neredeyse üstlerinden çatlayacaklar. Melekler Rablerini hamd ile tesbih ederler ve yerde olanlar için mağfiret dilerler. İyi bilin ki Allah, çok bağışlayıcı, çok merhamet edici olandır. O'ndan başka dostlar edinenlere gelince Allah onları kollamaktadır. Sen onların üzerine vekil değilsin. İşte biz sana böyle Arapça bir Kur'an vahyettik ki şehirlerin anası (Mekke halkı)nı ve etrafında olanları uyarasın. Hakkında hiçbir şüphe olmayan toplanış günü konusunda uyarıda bulunasın. (O gün) bir grup cennette bir grup da alevli ateştedir. Allah dileseydi onları bir tek ümmet yapardı. Ancak dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince onların ne bir dostları ne de bir yardımcıları vardır. Yoksa onlar O'ndan başka dostlar mı edindiler? Oysa Allah, (gerçek) dost işte O'dur; ölüleri O diriltir. O her şeye güç yetirendir. Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. 'İşte benim Rabbim olan Allah budur. Ben O'na güvendim ve O'na gönülden yönelirim.' O göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler; hayvanlardan da çiftler varetti. Sizi bu tarzda türeti(p çoğaltı)yor. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O duyandır, görendir. Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı genişletir ve daraltır. O her şeyi bilendir. O: 'Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin' diye dinden Nuh'a buyurduğunu, sana vahyettiğimizi ve İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya buyurduğumuzu sizin için de bir şeriat kıldı. Müşrikleri kendisine çağırdığın şey onlara ağır geldi. Allah dilediğini kendine seçer ve gönülden yöneleni kendine iletir. Onlar ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kinden dolayı ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin tarafından, belirli bir süreye kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onlardan sonra kitaba mirasçı kılınanlar da onun (peygamberin) hakkında gocundurucu bir tereddüt içindedirler. İşte bundan dolayı (onları tevhid inancına) çağır ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların arzularına uyma ve de ki: 'Ben Allah'ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize sizin yaptıklarınız sizedir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma yoktur. Allah aralarımızı birleştirir. Dönüş de O'nadır.' O'na icabet edildikten sonra Allah hakkında tartışanların delilleri Rableri katında geçersizdir. Onlara bir gazap ve onlar için şiddetli bir azap vardır. Allah, hak üzere Kitab'ı ve ölçüyü (mizanı) indirendir. Ne bilirsin; belki de kıyamet yakındır. Ona inanmayanlar onun çarçabuk gelmesini istiyorlar. İman edenler ise ondan korkar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet hakkında tartışanlar uzak bir sapıklık içindedirler. Allah kullarına karşı lütuf sahibidir. Dilediğine rızık verir. O kuvvetlidir, üstündür. Kim ahiret kazancınını isterse onun kazancını artırırız. Kim de dünya kazancını isterse ona ondan veririz. Ama onun ahirette bir payı yoktur. Yoksa onların, dinden Allah'ın izin vermediklerini kendilerine meşru kılan ortakları mı var? Eğer ayırım sözü olmasaydı aralarında hüküm verilmiş olurdu. Gerçekten zalimler için acıklı bir azap vardır. Zalimlerin kazandıklarından dolayı korktuklarını görürsün, o (kazandıklarının cezası) ise başlarına çöküverir. İman edip salih ameller işleyenlerse cennet bahçelerindedirler. Rablerinin katında onlara istedikleri her şey vardır. İşte büyük lütuf budur. İşte bu Allah'ın, iman edip salih ameller işleyen kullarını müjdelediği şeydir. De ki: 'Ben buna karşılık sizden yakınlıktan dolayı olan sevgiden başka bir ücret istemiyorum.' Kim bir iyilik kazanırsa biz onun ondaki iyiliğini artırırız. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, şükrün karşılığını bolca verendir. Yoksa: 'O Allah'a karşı yalan uydurdu' mu diyorlar? Allah dilese senin kalbini mühürler. Allah batılı ortadan kaldırır ve sözleriyle hakkı yerleştirir. O göğüslerde olanı bilendir. Kullarından tevbeyi kabul eden, kötülükleri bağışlayan ve yaptıklarınızı bilen O'dur. İman edip salih ameller işleyenler(in duaların)ı kabul eder ve kendi lütfuyla onlara fazladan verir. Kâfirlere gelince onlar için şiddetli bir azap vardır. Allah kulları için rızkı genişletseydi yeryüzünde azgınlık ederlerdi. Ancak dilediği bir ölçü üzere indirir. Şüphesiz o kullarından haberdardır, görendir. Onlar ümit kestikten sonra yağmuru indiren ve rahmetini yayan O'dur. O velidir (dosttur, kullarının işlerini yürütendir), çokça övülendir. Göklerin, yerin ve bu ikisinde yaydığı canlıların yaratılışı da O'nun ayetlerindendir. O, dilediği zaman onları bir araya getirmeye kadirdir. Başınıza gelen herhangi bir musibet, sizin ellerinizin kazandıklarından dolayıdır. Çoğunu da affeder. Yoksa siz yeryüzünde (O'nu) aciz bırakamazsınız. Sizin Allah'tan başka bir dostunuz ve yardımcınız da yoktur. Denizde büyük dağlar gibi akıp giden gemiler de O'nun ayetlerindendir. Dilese rüzgarı sakinleştirir ve böylece onlar onun (denizin) üzerinde durakalırlar. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve çokça şükreden herkes için ibretler vardır. Yahut kazandıklarından dolayı onları batırır. Çoğunu da affeder. Öyle ki, ayetlerimiz hakkında mücadele edenler kendileri için hiçbir kaçacak yer olmadığını bilsinler. Size verilen herhangi bir şey dünya hayatının bir geçimliğidir. Allah katında olan ise iman eden ve Rablerine güvenenler için daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Onlar ki, büyük günahlardan ve çirkin işlerden kaçınırlar. Kızdıkları zaman bağışlarlar. Rablerinin çağrısına uyar ve namazı kılarlar. İşleri aralarında danışma iledir. Kendilerine verdiğimiz rızıktan hayra harcarlar. Bir tecavüze uğradıklarında birlikte karşı koyarlar. Bir kötülüğün cezası onun benzeri bir kötülüktür. Kim affeder ve barışı sağlarsa onun ecri Allah'a aittir. Doğrusu O, zalimleri sevmez. Kim zulme uğradıktan sonra hakkını alırsa artık onların aleyhlerine bir yol yoktur. Yol ancak insanlara zulmedenlerin ve yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlerin aleyhlerinedir. Onlar için acıklı bir azap vardır. Kim de sabreder ve bağışlarsa, şüphesiz bu (yaptığı) üzerinde kararlılık gösterilecek (azmedilecek) işlerdendir. Allah kimi saptırırsa artık onun O'ndan sonra bir dostu olmaz. Zalimlerin azabı gördüklerinde: 'Geri dönmeye bir yol var mı?' dediklerini görürsün. Onların, aşağılıktan boyun bükmüş halde ona (ateşe) sunulurlarken göz ucuyla gizlice baktıklarını görürsün. İman edenler de derler ki: 'Asıl ziyana uğrayanlar, kıyamet günü kendilerini ve ailelerini ziyana uğratanlardır. İyi bilin ki zalimler kalıcı bir azap içindedirler!' Onların Allah'tan başka kendilerine yardım edecek dostları yoktur. Allah kimi saptırırsa artık onun için hiçbir yol yoktur. Allah'tan, geri çevrilmesi olmayan bir gün gelmeden önce Rabbinizin çağrısına uyun. O gün sizin için ne bir sığınak ne de inkar yolu vardır. Eğer yüz çevirirlerse biz seni onların üzerlerine koruyucu olarak göndermedik. Sana düşen sadece tebliğdir. Gerçek şu ki, biz insana tarafımızdan bir rahmet tattırdığımızda ona sevinir. Ama ellerinin öne sürdüklerinden dolayı başlarına bir kötülük gelse o zaman insan pek nankördür. Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Dilediğini yaratır. Dilediğine dişiler ve dilediğine de erkekler bahşeder. Yahut onları erkekler ve dişiler olarak çift kılar. Dilediğini de kısır yapar. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir. Allah, vahiy yoluyla yahut perde arkasından ya da bir elçi göndererek o (elçi)nin dilediğini ona vahyetmesi dışında bir insanla konuşmaz. Şüphesiz O, uludur, hikmet sahibidir. Böylece sana da kendi emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap nedir, iman nedir bilmiyordun. Fakat onu bir nur kıldık; onunla kullarımızdan dilediğimizi hidayete erdiririz. Şüphesiz sen doğru yola iletiyorsun. Göklerde ve yerde ne varsa kendine ait olan Allah'ın yoluna. İyi bilin ki işler Allah'a döner. Ha. Mim. Apaçık Kitab'a andolsun; Olur ki akıl edersiniz diye onu Arapça bir Kur'an kıldık. Şüphesiz o katımızda ana kitapta (Levhi Mahfuz'da kayıtlı)dır; pek yüce ve hikmet doludur. Aşırıya giden bir topluluksunuz diye size zikri (Kur'anı) göndermekten vaz mı geçelim? Oysa biz öncekiler içinde nice peygamberler gönderdik. Onlara hiçbir peygamber gelmiyordu ki onunla alay etmesinler. Biz de bunlardan daha güçlü olanları helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti. Andolsun ki, onlara: 'Gökleri ve yeri kim yarattı?' diye sorsan muhakkak: 'Onları üstün ve bilen (Allah) yarattı' diyeceklerdir. O, sizin için yeri bir döşek yapan ve olur ki doğru yolu bulursunuz diye onda size yollar açandır. O, gökten bir ölçüye göre su indirendir. Onunla ölü bir beldeyi canlandırdık. İşte siz de böyle çıkarılırsınız. O, bütün çiftleri yaratan ve gemilerden ve hayvanlardan bineceğiniz şeyleri varedendir. Onların sırtlarına binmeniz sonra onlara bindiğinizde Rabbinizin nimetini anmanız ve (şöyle) demeniz için: 'Bunu bize boyun eğdiren (Allah)'ın şanı pek yücedir, yoksa biz bunu (hizmetimize) yanaştıramazdık. Ve biz elbette Rabbimize döneceğiz.' (Böyleyken) kullarından O'na bir parça nisbet ettiler. Doğrusu insan apaçık bir nankördür. Yoksa (Allah) yarattıklarından kendine kızlar edindi de oğulları size mi seçti? Oysa onlardan birine Rahman'a isnat ettiği (kız çocuk) müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilir. Süs içinde yetiştirilip mücadelede açık olmayanı mı (Allah'a yakıştırıyorlar)? Rahman'ın kulları olan melekleri dişiler kıldılar. Onların yaratılışlarına şahit mi oldular? Şahitlikleri yazılacak ve (bundan) sorulacaklar. Dediler ki: 'Rahman dileseydi biz onlara kulluk etmezdik.' Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar. Yoksa onlara bundan önce bir kitap verdik de şimdi ona mı sarılıyorlar? Hayır onlar: 'Doğrusu atalarımızı bir din üzere bulduk biz de şimdi onların izleri üzere doğru yolda gidiyoruz' dediler. İşte böyle senden önce hangi beldeye bir uyarıcı gönderdiysek muhakkak oranın varlıklıları: 'Biz atalarımızı bir din üzere bulduk ve biz onların izlerine uymaktayız' demişlerdir. (Peygamberlerin her biri): 'Ya ben size atalarınızı üzerinde bulduğunuz şeyden daha doğrusunu getirdiysem?' dedi. Onlar: 'Doğrusu biz sizinle gönderileni inkâr edenleriz' dediler. Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonlarının nasıl olduğuna bir bak. Hani İbrahim babasına ve kavmine şöyle demişti: 'Doğrusu ben sizin taptıklarınızdan uzağım. Ancak beni yaratan müstesna. Şüphesiz O beni doğru yola yöneltecektir. Ve bunu (tevhid inancını) kendinden sonra gelecekler içinde kalıcı bir söz kıldı. (Artık) umulur ki dönerler. Gerçek şu ki, onları ve atalarını kendilerine gerçek ve açıklayıcı peygamber gelinceye kadar geçindirdim. Hak kendilerine gelince de: 'Bu bir büyüdür ve biz onu inkâr edenleriz' dediler. Ve dediler ki: 'Bu Kur'an iki kentin birinden, büyük bir adama indirilmeli değil miydi?' Rabbinin rahmetini onlar mı paylaştırıyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık ve biri birine iş gördürebilsin diye bazılarını bazılarından derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır. Eğer insanlar (küfürde) tek bir ümmet olacak olmasaydı Rahman'ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık. Evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar (yapardık). Ve (nice) süsler (verirdik). Bütün bunlar dünya hayatının geçimliğinden başka bir şey değildir. Ahiret ise Rabbinin katında takva sahipleri içindir. Kim Rahman'ın zikrini görmezlikten gelirse onun başına bir şeytanı musallat ederiz. Artık o onun yakını olur. Şüphesiz onlar bunları yoldan alıkoyarlar, bunlarsa kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar. Sonunda bize geldiğinde (şeytanına) der ki: 'Keşke seninle benim aram iki doğunun uzaklığı kadar olsaydı! Meğer ne kötü bir yakınmışsın! (Yakınmanız) bugün size yarar sağlamayacak. Çünkü zulmettiniz. Şüphesiz siz azapta da ortaksınız. Artık sen mi sağırlara duyuracaksın yahut körleri ve apaçık sapıklık içinde olanı doğru yola ileteceksin? Biz seni alıp götürürsek onlardan muhakkak öç alırız. Yahut onlara vaadettiğimizi sana gösteririz. Şüphesiz bizim onlara gücümüz yeter. Şu halde sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Muhakkak ki sen dosdoğru yol üzeresin. Şüphesiz o (Kur'an) sen ve kavmin için bir şereftir (veya öğüttür). (Ondan) sorulacaksınız. Senden önce gönderdiğimiz elçilerimizden sor: Biz Rahman'dan başka kulluk edilecek ilâhlar kılmış mıyız? Andolsun biz Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve ileri gelenlerine gönderdik. O da: 'Şüphesiz ben alemlerin Rabbinin elçisiyim' dedi. Fakat, onlara ayetlerimizi getirince bir de ne görsün: Onlarla alay ediyorlar. Onlara gösterdiğimiz her âyet muhakkak bir ötekinden daha büyüktü. Belki dönerler diye onları azaba uğrattık. Dediler ki: 'Ey büyücü! Sana olan ahdi üzere bizim için Rabbine dua et, gerçekten biz hidayete geleceğiz. Fakat üzerlerinden azabı kaldırdığımızda hemen sözlerinden dönmeye başladılar. Firavun kavminin içinde seslenip dedi ki: 'Ey kavmim! Mısır'ın hükümranlığı ve şu altımdan akıp giden ırmaklar benim değil mi? Görmüyor musunuz? Ya da ben şu zavallı, neredeyse söz anlatamayacak durumda olan kişiden daha iyi değil miyim? Onun üzerine altından bilezikler atılmalı veya kendisiyle birlikte, yakınında bulunan melekler gelmeli değil miydi? O kavmini küçümsedi onlar da ona boyun eğdiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi. Sonunda bizi öfkelendirindiklerinde onlardan öç aldık. Böylece hepsini birden (suda) boğduk. Böylece onları sonradan gelecekler için (ibret verici) bir geçmiş ve bir örnek kıldık. Meryem'in oğlu örnek verilince senin kavmin hemen ondan dolayı keyifli keyifli gülüyorlar. Dediler ki: 'Bizim ilâhlarımız mı hayırlıdır yoksa o mu?' Bunu sana karşı sırf tartışma için ortaya attılar. Gerçek şu ki, onlar kavgacı bir topluluktur. O sadece kendine nimet verdiğimiz ve İsrail oğullarına örnek kıldığımız bir kuldur. Eğer dileseydik size bedel melekler kılardık da yeryüzünde sizin yerinize geçerlerdi. Şüphesiz o kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse ondan (kıyametin geleceğinden) hiç şüphe etmeyin ve bana uyun. Dosdoğru yol budur. Sakın şeytan sizi alıkoymasın. Şüphesiz o sizin için apaçık bir düşmandır. İsa apaçık delillerle geldiğinde şöyle demişti: 'Ben size hikmetle ve üzerinde ayrılığa düştüğünüz şeylerin bazılarını açıklamak için geldim. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Muhakkak ki Allah benim de Rabbim sizin de Rabbinizdir, O'na kulluk edin. Dosdoğru yol budur.' Aralarından birtakım gruplar ayrılığa düştüler. Artık acıklı bir günün azabından dolayı zalimlerin vay haline! Onlar sırf, kendileri farkında değilken, kıyametin ansızın başlarına gelmesini mi bekliyorlar? O gün, takva sahipleri dışında yakın dostlar birbirlerine düşmandırlar. 'Ey kullarım! Bugün size bir korku yoktur ve üzülmeyeceksiniz de!' Onlar ayetlerimize iman etmiş ve Müslüman olmuşlardır. Siz ve eşleriniz cennete girin, sevinç içinde ağırlanacaksınız. Onların önlerinde altın tepsiler ve testilerle dolaşılır. Orada canların çektiği ve gözlerin hoşlandığı her şey var. Ve siz orada sonsuza kadar kalacaksınız. İşte yaptıklarınıza karşılık mirasçısı kılındığınız cennet budur. Orada sizin için bolca meyveler vardır ve onlardan yersiniz. Şüphesiz suçlular cehennem azabında sonsuza kadar kalıcıdırlar. Onlardan (azap) hafifletilmez ve onlar onun içinde ümitsizdirler. Biz onlara zulmetmedik, ama onlar kendileri zalimlerdi. 'Ey Malik! Rabbin bizim hayatımıza son versin!' diye seslenirler. O da: 'Doğrusu siz kalıcısınız' der. Andolsun biz size hakkı getirdik fakat çoğunuz haktan hoşlanmıyorsunuz. Yoksa onlar kesin olarak bir işe mi karar verdiler? Biz de kesin kararlıyız. Yoksa onlar gizliliklerini ve gizli konuşmalarını bizim duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır (duyuyoruz) ve yanlarındaki elçilerimiz de yazıyorlar. De ki: 'Rahman'ın çocuğu olsaydı kulluk edenlerin ilki ben olurdum.' Göklerin ve yerin Rabbi, Arş'ın Rabbi onların nitelemelerinden münezzehtir. Artık sen onları bırak, vaadedildikleri günlerine kavuşuncaya kadar dalsın ve oynasınlar. O gökte de ilâh, yerde de ilâh olan (Allah)'tır. O hikmet sahibidir, bilendir. Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin hükümranlığı kendine ait olan (Allah) pek yücedir! Kıyametin ilmi O'nun katındadır ve siz O'na döndürüleceksiniz. O'ndan başka taptıkları şefaat yetkisine sahip değildirler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna. Andolsun ki, onlara: 'Kendilerini kim yarattı?' diye sorsan muhakkak: 'Allah' diyeceklerdir. O halde nasıl (haktan) uzaklaştırılıyorlar! Onun (Peygamberin): 'Ya Rabbi' demesi hakkı için, muhakkak ki onlar imana gelmez bir bir kavimdir. Şimdi sen onlardan geç ve: 'Selâm' de! Yakında bilecekler. Ha. Mim. Apaçık Kitab'a andolsun; Biz onu mübarek bir gecede indirdik. Gerçekten biz uyarıcılarız. Her hikmetli iş onda (o gecede) ayırt edilir. Katımızdan bir emir olarak. Doğrusu biz elçiler gönderenleriz. Rabbinden bir rahmet olarak. Şüphesiz (her şeyi hakkıyla) duyan ve bilen O'dur. Göklerin, yerin ve bu ikisinin arasındakilerin Rabbidir. Eğer gerçeği kesin bir şekilde bilebilecek kimselerseniz! O'ndan başka ilah yoktur. O öldürür ve diriltir. Sizin de Rabbiniz, önceki atalarınızın da Rabbidir. Hayır, onlar şüphe içinde oynuyorlar. Artık sen göğün açık bir duman getireceği günü gözetle. (O duman) insanları bürür. İşte bu acıklı bir azaptır. 'Rabbimiz! Üzerimizden azabı kaldır, çünkü biz artık iman edenleriz.' Onlar için öğüt almak nerede? Oysa kendilerine açıklayıcı bir peygamber gelmişti. Sonra ondan yüz çevirdiler ve: '(Bu) öğretilmiş bir delidir' dediler. Biz azabı az bir süre kaldıracağız ama siz yine (küfre) döneceksiniz. Ancak şiddetli bir yakalama ile yakaladığımız gün elbette biz intikam alırız. Andolsun, onlardan önce Firavun'un kavmini de imtihan ettik ve onlara şerefli bir peygamber geldi. 'Allah'ın kullarını bana teslim edin. Gerçekten ben sizin için güvenilir bir elçiyim' diye. Ve: 'Allah'a karşı büyüklenmeyin. Şüphesiz ben size apaçık bir delil getiriyorum' diye. 'Şüphesiz ben sizin beni taşlamanızdan, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz (olan Allah)'a sığındım. Eğer bana iman etmediyseniz, benden uzaklaşın. Sonunda Rabbine: 'Bunlar suçlu bir kavimdirler' diye dua etti. 'O halde kullarımı geceleyin yürüt. Şüphesiz siz takib edileceksiniz. Denizi sakin bir halde bırak. Şüphesiz onlar boğulacak bir ordudur.' Onlar geride nice bahçeler ve pınarlar bıraktılar. (Nice) ekinler ve değerli konaklar! Ve içinde zevk sürdükleri (nice) nimetler! İşte böyle. Biz onları başka bir topluluğa miras bıraktık. Onlara ne gök ne de yer ağladı. Kendilerine mühlet de verilmedi. Andolsun ki biz İsrailoğullarını o aşağılayıcı azaptan kurtardık. Firavun'dan. Şüphesiz o ölçüyü taşıranlardan bir büyüklenici (zorba) idi. Andolsun ki biz onları bir bilgi üzere alemlere üstün kıldık. Ve onlara ayetlerden (mucizelerden), her birinde apaçık bir imtihan bulunan şeyler verdik. Şüphesiz bunlar diyorlar ki: 'İlk ölümümüzden başka bir şey yoktur ve biz yeniden diriltilecek değiliz. Eğer doğru sözlüyseniz bize atalarımızı getirin.' Onlar mı daha hayırlıdırlar yoksa Tubbe' kavmi ve onlardan öncekiler mi? Biz onları helak ettik. Çünkü onlar suçlulardı. Biz göğü, yeri ve bu ikisinin arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık. Biz onları ancak hak üzere yarattık. Ama onların çoğu bilmezler. Şüphesiz o ayırım günü onların tümünün buluşma vaktidir. O gün dost dosttan bir şey savamaz ve onlara yardım da edilmez. Ancak Allah'ın rahmet ettikleri müstesna. Şüphesiz O, güçlüdür, çok merhametlidir. Muhakkak ki Zakkum ağacı, Günahkarın yiyeceğidir. Erimiş maden gibi. Karınlarında kaynar. Kaynar suyun kaynaması gibi. 'Onu tutun, cehennemin ortasına sürükleyin. Sonra başının üstüne kaynar su azabından dökün.' 'Tat. Çünkü (kendince) üstün ve şerefli olan sendin.' 'İşte bu hakkında şüpheye düştüğünüz şeydir. Şüphesiz takva sahipleri güvenli bir makamdadırlar. Bahçelerde ve pınar başlarında. İnce ipekten ve parlak atlastan giyerek karşılıklı (otururlar). İşte böyle. Ayrıca onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. Orada güven içinde her tür meyvayı isterler. Orada ilk ölümden başka ölüm tatmazlar. Ve (Allah) onları cehennem azabından korumuştur. Rabbinden bir lütuf olarak. İşte bu, büyük kurtuluştur. Belki düşünüp öğüt alırlar diye onu (Kur'an'ı) senin dilinle kolaylaştırdık. Artık sen (onların başlarına gelecekleri) gözle. Onlar da gözlüyorlar. Ha. Mim. Kitab'ın indirilişi, güçlü ve hakim olan Allah tarafındandır. Şüphesiz göklerde ve yerde mü'minler için ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip yaydığı bütün canlılarda da kesin bilgiyle inanan bir topluluk için ayetler vardır. Gece ile gündüzün birbiri ardınca gelmesinde, Allah'ın gökten rızık indirip onunla ölümünden sonra yeryüzünü diriltmesinde, rüzgarları yönlendirmesinde akıl eden bir topluluk için ayetler vardır. Bunlar, Allah'ın, sana hak üzere okuduğumuz ayetleridir. Öyleyse onlar, Allah'tan ve ayetlerinden sonra hangi söze inanacaklar? Çok yalancı, çok günahkar her kişinin vay haline! Kendine Allah'ın ayetleri okunurken işitir; sonra büyüklük taslayarak onları hiç işitmemiş gibi (küfründe) direnir. Sen onu acıklı bir azapla müjdele. Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. Arkalarında cehennem var. Kazandıkları da, Allah'tan başka edindikleri dostlar da kendilerinden bir şey savamaz. Onlar için büyük bir azap vardır. Bu (Kur'an) bir hidayettir (doğru yola iletici bir rehberdir). Rablerinin ayetlerini inkar edenlere ise iğrenç olanından, acıklı bir azap vardır. Allah, içinde emriyle gemilerin yürümesi ve O'nun lütfundan (rızık) aramanız için denizi sizin hizmetinize verendir. Umulur ki şükredersiniz. Gökte ve yerde ne varsa hepsini kendinden (bir nimet olarak) sizin hizmetinize sundu. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ayetler vardır. İman edenlere söyle: Allah'ın bir kavmi kazandıklarından dolayı cezalandırması için, Allah'ın (ceza) günlerini ummayanları (şimdilik) bağışlasınlar. Kim bir salih amel işlerse bu kendi lehinedir. Kim de kötülük ederse yalnız kendi aleyhine sapıtır. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz. Andolsun biz, İsrail oğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik, onları temiz şeylerle rızıklandırdık ve onları alemlere üstün kıldık. Onlara bu işte açık deliller verdik. Onlar ancak kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki kinden dolayı ayrılığa düştüler. Şüphesiz Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında hüküm verir. Sonra seni de bu işte bir şeriat üzere kıldık. Ona uy ve bilmeyenlerin arzularına uyma. Doğrusu onlar Allah'tan (gelecek) hiçbir şeyi senden savamayacaklardır. Muhakkak ki zalimler birbirlerinin dostlarıdırlar. Allah da takva sahiplerinin dostudur. Bu, insanlar için açık belgeler , kesin bilgiyle iman eden bir topluluk için bir hidayet rehberi ve rahmettir. Yoksa kötülükleri işleyenler kendilerini, hayatları da ölümleri de bir olacak şekilde, iman edip salih ameller işleyenlerle bir tutacağımızı mı sandılar? Ne kadar kötü hüküm veriyorlar! Allah gökleri ve yeri hak üzere yarattı. Öyle ki her cana kazandığının karşılığı verilsin. Onlara haksızlık edilmez. Arzularını kendine ilah edinmiş ve Allah'ın kendisini bir bilgi üzere saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünün üstüne de bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık onu Allah'tan sonra kim doğru yola iletebilir? Yine de düşünmüyor musunuz? Dediler ki: 'Bu (hayat), dünya hayatımızdan başka bir şey değildir. Ölür ve yaşarız. Bizi zamandan başkası helak etmiyor.' Oysa onların bu hususta hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece zanda bulunuyorlar. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda (ortaya sürdükleri) delilleri: 'Eğer doğru sözlüler iseniz atalarımızı getirin' demelerinden başka bir şey değildir. De ki: 'Allah sizi diriltir, sonra öldürür, sonra geleceğinde şüphe olmayan kıyamet gününde biraraya toplar. Ancak insanların çoğu bilmezler'. Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyametin koptuğu gün, işte o gün batıl üzere olanlar hüsrana uğrarlar. (O gün) her ümmeti dizüstü çökmüş görürsün. Her ümmet kendi kitabına çağrılır. 'Bugün yaptıklarınızın karşılığını göreceksiniz.' 'Bu, size karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır. Şüphesiz biz sizin yapmakta olduklarınızı yazıyorduk. İman edip salih ameller işleyenlere gelince: Rableri onları rahmetine sokar. İşte bu, apaçık kurtuluştur. İnkar edenlere gelince (onlara denir ki): 'Ayetlerim size okunuyordu, ama siz büyüklendiniz ve günahkar bir topluluk oldunuz değil mi?' 'Allah'ın vaadi gerçektir ve kıyamet(in geleceğin)de şüphe yoktur' dendiği zaman da: 'Biz kıyamet nedir bilmiyoruz. Sadece bir zanda bulunuyoruz ve kesin bir bilgiye dayanarak inanıyor değiliz' demiştiniz. Yaptıklarının kötülükleri karşılarına çıkmış ve alaya aldıkları şey kendilerini kuşatmıştır. (Kendilerine) şöyle denir: 'Siz bu gününüzle karşılaşmayı unuttuğunuz gibi biz de bugün sizi unuturuz. Barınağınız ateştir ve sizin için yardımcılar da yoktur. Bu, Allah'ın ayetlerini alaya aldığınız ve dünya hayatı sizi aldattığı içindir.' Artık bugün oradan çıkarılmazlar ve onlardan (Allah'ı) hoşnut edecek bir şey yapmaları da istenmez. O halde hamd, göklerin Rabbi, yerin Rabbi, alemlerin Rabbi olan Allah'adır. Göklerde ve yerde ululuk O'nundur. O güçlüdür, hikmet sahibidir. Ha. Mim. Kitab'ın indirilişi güçlü ve hakim olan Allah tarafındandır. Gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak üzere ve belli bir süreye göre yarattık. İnkar edenler ise uyarıldıkları şeyden yüz çevirmektedirler. De ki: 'Allah'tan başka taptıklarınızı gördünüz mü? Onların yerden neyi yarattıklarını bana gösterin. Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Eğer doğru sözlü iseniz bana bundan başka bir kitap veya bir ilim kalıntısı getirin. Allah'ı bırakıp da, kendisine kıyamet gününe kadar cevap veremeyecek şeylere yalvarandan daha sapık kim olabilir? Oysa onlar, bunların yalvarışlarından habersizdirler. İnsanlar (kıyamet günü) bir araya getirildiklerinde (Allah'tan başka taptıkları) onlara düşman olurlar ve onların ibadetlerini inkar ederler. Onlara apaçık ayetlerimiz okunduğunda inkar edenler, kendilerine gelen hak için: 'Bu apaçık bir büyüdür' derler. Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Eğer onu ben uydurduysam, Allah'tan gelecek (cezaya) karşı siz bana hiç bir şey sağlamaya güç yetiremezsiniz. O, sizin ne taşkınlıklar yaptığınızı daha iyi bilir. Benimle sizin aranızda şahit olarak O yeter. O bağışlayan, rahmet edendir. De ki: 'Ben peygamberlerin ilki değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmiyorum. Sadece bana vahy olunana uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıdan başkası değilim. De ki: 'Ne dersiniz? Eğer (Kur'an) Allah katındansa, siz de onu inkar etmişseniz, İsrailoğullarından bir şahit de bunun benzerine şahitlik edip iman etmişse ve siz de büyüklenmişseniz (haksızlık etmiş olmaz mısınız)? Şüphesiz Allah zalimler topluluğunu doğru yola iletmez.' İnkar edenler iman edenler için dediler ki: 'Eğer (İslam) hayırlı bir şey olsaydı ona ulaşmada bizi geçemezlerdi.' Onunla doğru yola erişemeyince: 'Bu eski bir uydurmadır' diyecekler. Bundan (Kur'an'dan) önce önder ve rahmet olarak Musa'nın kitabı var. Bu da, zulmedenleri uyarmak için ve iyilik edenlere bir müjde olarak Arapça bir dille (kendinden öncekileri) doğrulayıcı bir kitaptır. Şüphesiz: 'Rabbimiz Allah'tır' deyip de sonra dosdoğru olanlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. İşte onlar cennetliktirler. Yaptıklarına karşılık orada sonsuza kadar kalacaklardır. Biz insana anne babasına iyilik etmesini tavsiye ettik. Annesi onu güçlükle taşıdı ve güçlükle doğurdu. Taşınması ve sütten kesilmesi otuz ay sürer. Nihayet ergenlik çağına erip kırk yaşına varınca der ki: 'Rabbim! Beni, bana ve anne babama verdiğin nimete şükretmeye, senin hoşnut olacağın salih amel işlemeğe yönelt ve benim için soyumu da salih eyle. Şüphesiz ben sana tevbe ettim ve ben Müslümanlardanım.' İşte bunlar, yaptıklarının en güzelini kabul edeceğimiz ve kötülüklerinden de geçeceğimiz, cennet halkı içinde yer alan kimselerdir. Bu kendilerine vaad olunan doğru vaaddir. Fakat o kimse ki, anne babasına: 'Öff size! Benden önce nice nesiller geçtiği halde benim (yeniden diriltilip) çıkarılacağımı mı vaad ediyorsunuz!' der. Onlarsa Allah'a sığınarak: 'Yazık sana iman et. Şüphe yok ki, Allah'ın vaadi gerçektir' derler. O da: 'Bu (Kur'an), öncekilerin masallarından başka bir şey değildir' der. İşte bunlar, cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce geçmiş ümmetler içinde üzerlerine (azap) sözü gerçekleşmiş kimselerdir. Şüphesiz onlar ziyana uğrayanlardır. Her birinin yaptıklarından dolayı dereceleri vardır. Bu, (Allah'ın), yaptıklarının karşılığını kendilerine eksiksizce vermesi içindedir. Onlar haksızlığa uğratılmazlar. İnkar edenlerin ateşe sunuldukları gün (kendilerine denir ki): 'Siz dünya hayatınızda bütün güzelliklerinizi harcadınız ve onlarla zevk sürdünüz. Bugün artık, yeryüzünde haksız yere büyüklenmeniz ve yoldan çıkmanız dolayısıyla aşağılayıcı bir azapla cezalandırılacaksınız.' Ad'ın kardeşini an. Ondan önce de, sonra da uyarıcılar gelip geçmişti. O Ahkaf'taki kavmini uyarmıştı (ve demişti ki): 'Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben sizin için büyük bir günün azabından korkuyorum.' Dediler ki: 'Sen bizi ilahlarımızdan alıkoymak için mi bize geldin? Öyleyse doğru sözlülerden isen bize vaad ettiğini getir.' Dedi ki: 'İlim ancak Allah katındadır. Ben ne ile gönderildiysem onu size tebliğ ediyorum. Ama sizin cahillik eden bir kavim olduğunuzu görüyorum. Derken onu vadilerine yönelerek gelen geniş bir bulut olarak gördüklerinde: 'Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur' dediler. 'Hayır o çarçabuk gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde acıklı azap bulunan bir rüzgar. Rabbinin emriyle her şeyi yerle bir eder.' Böylece evlerinden başka bir şeyleri görünmez oldu. İşte biz suçlular topluluğunu böyle cezalandırırız. Andolsun ki, onlara size vermediğimiz imkanları vermiştik. Onlara kulaklar, gözler ve gönüller verdik. Ancak kulakları, gözleri ve gönülleri kendilerine bir şey sağlamadı. Çünkü onlar bile bile Allah'ın ayetlerini inkar ediyorlardı. Alaya aldıkları şey kendilerini kuşatıverdi. Andolsun ki, çevrenizde bulunan kasabalardan (çoğunu) helak ettik ve olur ki dönerler diye kendilerine ayetleri çeşitli şekillerde açıkladık. Allah'ı bırakıp da, (Allah'a) yakınlık sağlamak üzere ilahlar edindikleri şeyler onlara yardım etselerdi ya! Aksine onlardan (uzaklaşıp) kayboldular. Bu onların yalanları ve uydurup durdukları şeydir. Hani cinlerden bir grubu Kur'an'ı dinlemeleri için sana yöneltmiştik. Ona geldiklerinde: 'Susup kulak verin' dediler. (Okuma) bitirilince de uyarıcılar olarak kavimlerine döndüler. Dediler ki: 'Ey kavmimiz! Biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, hakka ve doğru yola ileten bir kitap dinledik. Ey kavmimiz! Allah'ın davetçisine icabet edin ve ona iman edin ki, (Allah) günahlarınızdan bazılarını bağışlasın ve sizi acıklı azaptan korusun. Kim Allah'ın davetçisine icabet etmezse o yeryüzünde (Allah'ı) aciz bırakacak değildir ve onun, O'ndan başka dostları da yoktur. İşte onlar apaçık sapıklık içindedirler.' Görmediler mi ki gökleri ve yeri yaratan ve bunları yaratmakla yorulmayan Allah, ölüleri diriltmeye de güç yetirir? Evet, şüphesiz O her şeye güç yetirendir. İnkar edenlerin ateşe sunuldukları gün (onlara): 'Nasıl, bu gerçek değil miymiş?' (denir). 'Evet, Rabbimize yemin olsun ki (gerçekmiş)' derler. (Allah da): 'Öyleyse inkar etmenize karşılık azabı tadın' der. Artık sen peygamberlerden kararlılık sahiplerinin sabrettikleri gibi sabret ve onlar için acele etme. Onlar, vaad olunduklarını gördükleri gün adeta gündüzün bir saatinden fazla (dünyada) kalmamış gibi olurlar. (Bu) bir tebliğdir. Yoldan çıkmışlar topluluğundan başkası hiç helak olur mu? İnkâr eden ve Allah'ın yolundan alıkoyanların amellerini (Allah) boşa çıkarmıştır. İman eden, salih ameller işleyen ve Muhammed'e indirilene -ki o Rablerinden (gelen) bir gerçektir- iman edenlerin kötülüklerini örtmüş ve durumlarını düzeltmiştir. Bu, inkâr edenlerin bâtıla uymaları, iman edenlerin ise Rablerinden gelen gerçeğe uymaları dolayısıyladır. İşte Allah insanlara örneklerini böyle açıklar. İnkâr edenlerle (savaşta) karşı karşıya geldiğinizde hemen boyunlarını vurun. Sonunda onları yenik düşürüp üstünlük sağladığınızda (esirleri) sıkı bağlara bağlayın. Artık bundan sonra ya lütufta bulunu(p serbest bırakı)n veya fidye karşılığı salıverin. Savaş ağırlıklarını bırakıncaya kadar (böyle sürdürün). İşte böyle. Allah dileseydi onlardan öc alırdı. Ancak sizi birbirinizle imtihan etmek için (böyle emrediyor). Allah yolunda öldürülenlerin ise (Allah) amellerini boşa çıkarmayacak. Onları hidayete iletecek ve durumlarını düzeltecektir. Onları kendilerine tanıttığı cennete sokacaktır. Ey iman edenler! Siz eğer Allah'a yardım ederseniz O da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam tutar. İnkâr edenlere gelince; yüzükoyun düşüş onlara olsun! (Allah) onların amellerini boşa çıkarmıştır. Bu onların Allah'ın indirdiğinden hoşlanmamaları dolayısıyladır. O da, onların amellerini heder etti. Yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğuna bakmadılar mı? Allah onları yerle bir etti. Bu inkâr edenler için de benzerleri vardır. Bu, Allah'ın iman edenlerin dostu olması, inkâr edenlerin ise hiç dostlarının olmaması sebebiyledir. Şüphesiz Allah iman edip salih ameller işleyenleri altlarından ırmaklar akan cennetlere sokar. İnkâr edenler ise (dünyada) zevklenirler ve hayvanların yediği gibi yerler. Ateş onların varacakları yerdir. Seni çıkaran kasabandan daha güçlü nice kasabalar vardı ki onları helâk ettik. Onların bir yardımcıları da olmadı. Rabbinin katından açık bir delil üzere bulunan, kötü işi kendine süslü gösterilen ve arzularına uyanlarla bir midir? Takva sahiplerine vaadedilen cennetin durumu şudur: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenler için lezzet veren şaraptan ırmaklar ve süzme baldan ırmaklar vardır. Onlar için orada her çeşit meyva ve Rablerinden bağışlama vardır. (Bu nimetler içinde olan) ateşin içinde sonsuza kadar kalacak olan ve kendilerine barsaklarını parça parça eden kaynar sudan içirilenler gibi olur mu? Onlardan seni dinleyenler vardır. Ancak senin yanından çıktıklarında kendilerine ilim verilmiş olanlara: 'Az önce ne söyledi?' derler. İşte onlar Allah'ın kalplerini mühürlediği ve arzularına uymuş kimselerdir. Doğru yola girenlere gelince, (Allah) onların doğruluklarını artırmış ve onlara takvalarını vermiştir. Onlar kıyametin kendilerine ansızın gelmesinden başka bir şey mi bekliyorlar? İşte onun alametleri gelmiştir. (Kıyamet) kendilerine geldikten sonra öğüt almaları onlara ne yarar verir? Bil ki, Allah'tan başka ilâh yoktur ve kendi günâhın için de, mü'min erkekler ve mü'min kadınlar için de bağışlanma dile. Allah dönüp dolaştığınız yeri de barındığınız yeri de bilir. İman edenler derler ki: '(Savaşa izin veren) bir sure indirilmeli değil miydi?' Nitekim kesin hükümlü bir sure indirilip içinde çarpışmadan söz edilince kalplerinde hastalık olanların sana, üzerine ölüm baygınlığı çökmüş kimsenin bakışı gibi baktıklarını görürsün. Onlar için en uygun olan: İtaat ve güzel sözdü. İş kesinlik kazanınca Allah'a karşı doğruluk (sadakat) gösterselerdi muhakkak kendileri için daha hayırlı olurdu. Demek yüz çevirirseniz yeryüzünde bozgunculuk çıkaracak, akrabalık bağlarını keseceksiniz öyle mi? İşte onlar Allah'ın kendilerini lanetlediği, sağır kıldığı ve gözlerini kör ettiği kimselerdir. Kur'an'ı düşünmüyorlar mı yoksa kalpler(inin) üzerinde kilitler mi var? Kendilerine doğru yol belli olduktan sonra arkalarına dönenlere şeytan teşvikte bulunmuş ve onları uzun emellere kaptırmıştır. Bu, onların Allah'ın indirdiklerinden hoşlanmayanlara: 'Bazı işlerde size itaat edeceğiz' demelerinden dolayıdır. Oysa Allah onların gizlediklerini bilir. Öyleyse melekler onların arkalarına ve yüzlerine vurarak canlarını alırlarken nasıl olacak? Bu, onların Allah'ı kızdıran şeylere uymaları ve O'nun rızasından hoşlanmamaları yüzündendir. Bu yüzden (Allah) amellerini boşa çıkardı. Yoksa kalplerinde hastalık olanlar Alah'ın, kendilerinin kinlerini meydana çıkarmayacağını mı sandılar? Dileseydik onları sana gösterirdik, sen onları simalarından tanırdın. Andolsun ki sen onları sözlerinin üslubundan tanırsın. Allah amellerinizi bilir. Andolsun ki, sizi içinizden cihad edenleri ve sabredenleri bilinceye kadar deneyeceğiz. Haberlerinizi de sınayacağız. Şüphesiz inkâr eden, Allah'ın yolundan alıkoyan ve doğru yol kendilerine belli olduktan sonra Peygamber'e karşı gelenler Allah'a hiçbir zarar veremezler ve (Allah) onların amellerini boşa çıkaracaktır. Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin ve amellerinizi geçersiz kılmayın. Şüphesiz inkâr edip Allah'ın yolundan alıkoyan sonra da kâfirler olarak ölenleri Allah bağışlamayacaktır. Siz üstün olduğunuz halde gevşeklik gösterip barışa çağırmayın. Allah sizinledir. O sizin amellerinizi eksiltmeyecektir. Dünya hayatı ancak bir oyun ve eğlencedir. Eğer iman eder ve sakınırsanız (Allah) size ecirlerinizi verir ve mallarınızı da istemez. Eğer onu ister ve sizi sıkıştırırsa cimrilik edersiniz ve (bu) sizin kinlerinizi ortaya çıkarır. İşte sizler böylesiniz. Allah yolunda harcamaya çağrılıyorsunuz ama içinizden bazıları cimrilik ediyor. Kim cimrilik ederse ancak kendine cimrilik etmiş olur. Allah zengindir, siz ise fakirsiniz. Eğer yüz çevirirseniz yerinize başka bir toplum getirir de sonra onlar sizin gibi olmazlar. Şüphesiz biz sana apaçık bir fetih verdik. Böylece Allah senin geçmiş ve gelecek günahını bağışlasın, üzerindeki nimetini tamamlasın ve seni dosdoğru bir yola iletsin. Ve Allah sana ulu bir zafer versin. İmanlarına iman katmaları için mü'minlerin kalplerine güven indiren O'dur. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah bilendir, hikmet sahibidir. (Bütün bunlar) mü'min erkeklerle, mü'min kadınları içinde sonsuza kadar kalmaları üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokması ve onların kötülüklerini örtmesi içindir. Bu, Allah katında büyük bir kurtuluştur. Allah hakkında kötü zanda bulunan münafık erkeklerle münafık kadınlara ve müşrik erkeklerle müşrik kadınlara da azap etmesi için. Kötü felaket başlarına gelsin. Allah onlara gazab etmiş, onları lanetlemiş ve kendileri için cehennemi hazırlamıştır. Orası ne kötü bir varış yeridir. Göklerin ve yerin askerleri Allah'ındır. Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. Biz seni şahit, müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ki Allah'a ve Peygamber'ine iman edesiniz, ona destek olasınız, ona saygı gösteresiniz ve sabah akşam O'nu (Allah'ı) tesbih edesiniz. Sana bey'at edenler gerçekte Allah'a bey'at etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Kim ahdini bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Kim de Allah'a verdiği sözün gereğini yerine getirirse ona (Allah) büyük bir ecir verecektir. Bedevilerden geride bırakılanlar sana diyecekler ki: 'Bizi mallarımız ve ailelerimiz alıkoydu. Bundan dolayı bizim için bağışlanma dile!' Onlar kalplerinde olmayanı dilleriyle söylüyorlar. De ki: 'Allah eğer size bir zarar dilerse veya bir yarar dilerse O'na karşı sizin için kim ne yapabilir? Hayır. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.' Hayır. Siz Peygamber'in ve mü'minlerin ailelerine bir daha asla dönmeyeceklerini sandınız. Bu sizin kalplerinize çekici kılındı ve kötü zanda bulundunuz da helake uğramış bir topluluk oldunuz. Kim Allah'a ve Peygamber'ine iman etmezse, şüphesiz biz inkar edenler için alevli bir ateş hazırlamışızdır. Göklerin ve yerin mülkü Allah'a aittir. O dilediğini bağışlar, dilediğine de azab eder. Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Geride bırakılanlar, siz ganimetleri almaya çıktığınızda diyecekler ki: 'Bırakın bizi, sizin arkanızdan gelelim.' Allah'ın sözünü değiştirmek istiyorlar. De ki: 'Siz bizim arkamızdan gelemezsiniz. Allah daha önce böyle buyurdu.' 'Hayır. Bizi kıskanıyorsunuz' diyecekler. Hayır onlar ancak çok az anlayan kimselerdir. Bedevilerden geride bırakılanlara de ki: 'Siz yakında çetin savaşçı bir kavme karşı çağrılacaksınız. Onlarla (ya) çarpışırsınız yahut onlar Müslüman olurlar. Eğer itaat ederseniz Allah size güzel bir ecir verir. Ama eğer daha önce yüz çevirdiğiniz gibi yüz çevirirseniz sizi acıklı bir azapla azaplandırır. Köre güçlük yoktur, topala güçlük yoktur, hastaya güçlük yoktur. Kim Allah'a ve Peygamber'ine itaat ederse (Allah) onu altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Kim de yüz çevirirse onu acıklı bir azapla azaplandırır. Andolsun ki Allah, ağacın altında sana bey'at ederlerken mü'minlerden razı olmuş, onların kalplerinde olanı bilmiş böylece üzerlerine güven indirmiş ve kendilerine yakın bir fetih bahşetmiştir. Ve alacakları birçok ganimetler (bahşetmiştir). Allah güçlüdür, hikmet sahibidir. Allah size alacağınız birçok ganimetler vaadetti. Bunu size hemen verdi ve insanların ellerini sizden çekti. Ki bu, mü'minler için bir işaret olsun ve (Allah) sizi dosdoğru bir yola yöneltsin. Sizin henüz güç yetiremedeğiniz ama Allah'ın (ilmiyle) kuşattığı başka (ganimetler) de (var). Allah her şeye güç yetirendir. İnkar edenler sizinle savaşsalardı arkalarını dönüp kaçarlardı, sonra ne bir dost, ne de bir yardımcı bulurlardı. Bu, Allah'ın öteden beri süregelen sünnetidir. Allah'ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın. Onlara karşı size zafer verdikten sonra, Mekke yakınında onların ellerini sizden sizin ellerinizi onlardan çeken O'dur. Allah yaptıklarınızı görendir. Onlar inkar eden ve sizi Mescidi Haram'dan, bekletilen kurbanları da yerlerine ulaşmaktan alıkoyanlardır. Eğer kendilerini bilmediğiniz mü'min erkeklerle mü'min kadınları çiğneyecek ve bu yüzden büyük sıkıntıya düşecek olmasaydınız (Allah Mekke'nin fethine izin verirdi. Böyle olması) Allah'ın dilediğini rahmetine sokması içindir. Eğer (mü'minler) seçilip ayrılmış olsalardı muhakkak içlerinden inkar edenleri acıklı bir azapla azaplandırırdık. İnkar edenler kalplerine taasubu, o cahiliye taassubunu koyunca Allah da Peygamber'ine ve mü'minlere kendi güvenini indirdi ve onları takva sözüne bağlı kıldı. Onlar da zaten buna layık ve ehil idiler. Allah her şeyi bilendir. Andolsun ki, Allah Peygamberinin rüyasını doğru çıkardı. Allah dilerse Mescidi Haram'a güven içinde, saçlarınızı traş etmiş ve (kiminiz de) kısaltmış olarak korkmaksızın gireceksiniz. (Allah) sizin bilmediğinizi bildi ve bundan önce yakın bir fetih nasip etti. Peygamberini hidayetle ve onu bütün dinlere üstün kılmak için hak dinle gönderen O'dur. Şahit olarak Allah yeter. Muhammed Allah'ın elçisidir. Onunla birlikte olanlar da inkarcılara karşı şiddetli kendi aralarında merhametlidirler. Onların rüku ve secde ederek Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Yüzlerinde secde izlerinden (meydana gelen) belirtiler vardır. İşte onların Tevrat'taki vasıfları budur. İncil'deki vasıfları da (şöyledir): Filizini çıkaran, onu güçlendiren, kalınlaşan ve böylece gövdesinin üzerine duran ekin gibi ki ekincilerin hoşuna gider. (Bu benzetme) inkarcıları onlarla öfkelendirmek içindir. Allah onlardan iman edip salih ameller işleyenlere bağışlama ve büyük bir ecir vaadetmiştir. Ey iman edenler! Allah'ın ve Peygamber'inin huzurunda öne geçmeyin ve Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah duyandır, bilendir. Ey iman edenler! Seslerinizi Peygamber'in sesinin üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi ona da bağırmayın. Yoksa siz farkında olmadan amelleriniz boşa gider. Gerçekten Allah'ın elçisinin yanında seslerini kısanlar var ya; Allah onların kalplerini takva için imtihan etmiştir. Onlar için bağışlama ve büyük ecir vardır. Şüphesiz seni odaların arkasından çağıranların çoğu akıl etmeyenlerdir. Eğer onlar sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi elbette kendileri için daha hayırlı olurdu. Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Ey iman edenler! Eğer bir fasık size bir haber getirirse onun aslını araştırın. Yoksa bilmeden bir kavme sataşırsınız da yaptığınıza pişman olursunuz. Ve bilin ki Allah'ın elçisi içinizdedir. Eğer o birçok işte size uysaydı muhakkak sıkıntıya düşerdiniz. Fakat Allah size imanı sevdirdi, onu kalplerinizde süsledi ve inkarı, fıskı ve isyanı size çirkin gösterdi. İşte onlar doğru yolda olanlardır. (Bu) Allah'tan bir lütuf ve nimettir. Allah bilendir, hikmet sahibidir. Eğer mü'minlerden iki grup çarpışırlarsa aralarını düzeltin. Biri diğerine tecavüz ederse tecavüz edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse artık aralarını adaletle düzeltin ve adil davranın. Şüphesiz Allah adil olanları sever. Mü'minler ancak kardeştirler. Öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah'tan sakının. Umulur ki merhamet olunursunuz. Ey iman edenler! Bir topluluk diğer bir topluluğu alaya almasın. Belki onlar kendilerinden daha hayırlı olurlar. Kadınlar da kadınları (alaya almasınlar). Belki onlar kendilerinden daha hayırlı olurlar. Birbirinizi ayıplamayın ve birbirinizi kötü lakaplarla çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü addır! Kim tevbe etmezse işte onlar zalimlerin kendileridir. Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının. Şüphesiz bazı zanlar günahtır. (Birbirinizin) gizlilikleri(ni) araştırmayın. Bazılarınız bazılarınızı arkadan çekiştirmesin. Biriniz ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte bundan tiksindiniz. Allah'tan sakının. Allah tevbeleri çok kabul eden, çok merhamet edendir. Ey insanlar! Sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışmanız için sizi soylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstününüz en çok takva sahibi olanınızdır. Allah bilendir, (her şeyden) haberdar olandır. Bedeviler: 'İman ettik' dediler. De ki: 'Siz iman etmediniz. Ancak 'teslim olduk' deyin. Fakat iman henüz kalplerinize girmemiştir. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz O sizin amellerinizden hiçbir şey eksiltmez. Şüphesiz Allah bağışlayandır, rahmet edendir.' Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve elçisine iman etmiş sonra şüphe etmemiş ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmişlerdir. İşte doğrular onlardır. De ki: 'Allah'a dininizi mi öğretiyorsunuz? Oysa Allah göklerde ve yerde ne varsa bilir. Allah her şeyi bilendir.' Müslüman oldular diye sana minnet ediyorlar. De ki: 'Müslüman olmanızı bana minnet etmeyin. Aksine, sizi imana yöneltmesi dolayısıyla size minnet eder; eğer doğrular iseniz. Şüphesiz Allah göklerin ve yerin gizliliklerini bilir. Allah yaptıklarınızı görmektedir. Kaf. Şerefli Kur'an'a yemin olsun, Hayır, kendilerine içlerinden bir uyarıcı gelmesine hayret ettiler de o inkar edenler: 'Bu şaşılacak bir şeydir' dediler. Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden hayata döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür. Biz yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda da (her şeyi) saklayan bir kitap vardır. Hayır, onlar hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durum içindedirler. Üstlerindeki göğü nasıl yaptığımıza ve süslediğimize bakmadılar mı? Onun hiçbir çatlağı yoktur. Yeri de yaydık, üzerine sabit dağlar yerleştirdik ve onda gönül açan her çiftten bitirdik. Gönülden boyun eğen her kulun gönül gözünü açmak ve ibret vermek için. Gökten bereketli bir su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik. Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcukları olan uzun uzun hurma ağaçları. Kullar için rızık olarak. Onunla (o suyla) ölü bir beldeyi dirilttik. İşte (kabirden) çıkış da böyledir. Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud (kavmi) de yalanlamıştı. Ad, Firavun ve Lut'un kardeşleri de. Eyke halkı ve Tubba kavmi de. Hepsi elçileri yalanladılar. Böylece tehdidim (onlara) hak oldu. Biz ilk yaratışta aciz mi düştük? Hayır, onlar yeni bir yaratmadan şüphe içindedirler. Andolsun ki, insanı biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler verdiğini biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız. Hatırla ki, (onun) sağında ve solunda oturan iki kaydedici (melek) kaydeder. O hiçbir söz söylemez ki yanında bir gözetleyici hazır bulunmasın. Bir de ölüm sarhoşluğu gerçek olarak gelmiştir. 'İşte bu kendisinden kaçtığın şeydir.' Sur'a da üflenmiştir. İşte bu tehdid(in gerçekleşmesi) günüdür. Her can beraberinde bir sürücü ve bir şahitle gelir. 'Andolsun sen bundan habersizdin. Şimdi (gözündeki) perdeni kaldırdık. Bugün artık gözün pek keskindir.' Yakını der ki: 'İşte şu yanımdaki hazırdır.' 'Atın cehenneme her inatçı kâfiri. Hayra engel olan saldırgan şüpheciyi. Ki o Allah'la beraber başka ilah edindi. O halde atın onu şiddetli azabın içine.' Yakını der ki: 'Rabbimiz! Onu ben azdırmadım. Fakat o uzak bir sapıklığın içindeydi.' (Allah) der ki: 'Huzurumda çekişmeyin. Ben size daha önce tehdit göndermiştim. Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim.' O gün cehenneme: 'Doldun mu?' deriz. O da: 'Daha fazlası var mı?' der. Cennet takva sahiplerine uzak olmayacak şekilde yaklaştırılmıştır. 'Bu sizin vaadolunduğunuz şeydir. Gönülden Allah'a dönen, (Allah'ın hükümlerini) koruyan, Görmediği halde Rahman'dan korkan ve içtenlikle (Allah'a) yönelmiş kalple gelen herkes için. Oraya esenlikle girin. İşte bu sonsuzluk günüdür.' Orada istedikleri her şey onlarındır ve katımızda daha fazlası da var. Onlardan önce nice nesilleri helak ettik ki onlar bunlardan daha güçlüydüler. Öyle ki memleketleri delik deşik etmişlerdi. (Ama) kaçacak bir yer var mı? Şüphesiz bunda kalbi olan yahut kendini vererek kulak asan kimse için bir öğüt vardır. Andolsun biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık ve bize hiçbir yorgunluk dokunmadı. Sen onların dediklerine sabret ve güneşin doğmasından önce ve batmasından önce Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve secdelerin arkasından O'nu tesbih et. Çağırıcının yakın bir yerden çağıracağı gün dinle! O gün o çığlığı gerçek olarak duyarlar. İşte bu (kabirlerden) çıkış günüdür. Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de bizedir. O gün yer onlara yarılır, (onlar da) hızla çıkarlar. İşte bu bize göre kolay olan bir toplamadır. Biz onların ne söylediklerini daha iyi biliyoruz. Sen onların üzerlerinde bir zorlayıcı değilsin. O halde sen tehdidimden korkanlara Kur'an'la öğüt ver. Savurup atan (rüzgar)lara, Sonra ağır yük taşıyan (bulut)lara, Sonra kolayca akıp giden (gemi)lere, Sonra işleri paylaştıranlara andolsun ki, Size vaadedilenler kesin doğrudur. Ve şüphesiz ceza muhakkak olacaktır. Çeşitli yolları (cisimlerinin yörüngeleri) bulunan göğe yemin olsun ki, Muhakkak siz çelişkili bir söz içindesiniz. Ondan çevrilen çevriliyor. Kahrolsun o yalan uyduranlar, Onlar bilgisizlik içinde kalmış gafil kimselerdirler. 'Ceza günü ne zaman?' diye soruyorlar. O gün onlar ateşte yakılırlar. 'Tadın fitnenizi. İşte bu çarçabuk gelmesini isteyedurduğunuz şeydir. Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve pınar başlarındadırlar. Rablerinin kendilerine verdiğini alarak. Çünkü onlar bundan önce iyilik edenlerdi. Gecenin ancak az bir kısmında uyurlardı. Onlar seher vakitlerinde de bağışlanma dilerlerdi. Mallarında dilenci ve yoksul için bir hak vardı. Yeryüzünde kesin bir inançla inanacaklar için ibretler vardır. Kendi nefislerinizde de. Görmüyor musunuz? Gökte sizin rızkınız ve size vaadedilenler var. Göğün ve yerin Rabbine yemin olsun ki o, sizin konuşmanız gibi gerçektir. İbrahim'in ağırlanan konuklarının haberi sana geldi mi? Hani onun yanına girdiklerinde: 'Selam' demişlerdi. O da: 'Selam. Tanınmayan bir topluluk' demişti. Hemen gizlice hanımının yanına gidip semiz bir dana getirdi. Onu onlara yaklaştırıp: 'Yemez misiniz?' dedi. Bunun üzerine onlardan dolayı içine bir korku düştü. 'Korkma' dediler ve onu bilgin bir oğlanla müjdelediler. Bunun üzerine karısı çığlık atarak döndü ve elini yüzüne vurarak: 'Kısır bir yaşlı kadın mı (doğuracak)?' dedi. 'Rabbin böyle buyurdu. Şüphesiz O, hikmet sahibidir, bilendir' dediler. (Sonra): 'Peki sizin işiniz nedir ey elçiler!' dedi. Dediler ki: 'Biz bir günahkarlar topluluğuna gönderildik. Üzerlerine çamurdan taşlar yağdıralım diye. Rabbinin katında haddi aşanlar için işaretlenmiş (haldeki taşlar).' Derken orada mü'minlerden kim varsa çıkardık. Ancak orada Müslümanlardan sadece bir ev (halkı) bulduk. Orada acıklı azaptan korkanlar için bir işaret bıraktık. Musa'da da (ibret vardır). Hani onu apaçık bir belgeyle Firavun'a göndermiştik. Ama o ordusuyla birlikte yüz çevirdi ve: '(Bu Musa) büyücü veya delidir' dedi. Biz de onu ve askerlerini yakalayıp denize attık ki o (bu sırada kendi kendini) kınamaktaydı. Ad (kavminde) de (ibret vardır). Hani onların üzerlerine o kökleri kesen (kısır) rüzgarı göndermiştik. Üzerinden geçtiği hiçbir şey bırakmaksızın hepsini kül gibi ediyordu. Semud'da da (ibret vardır). Hani onlara: 'Bir süreye kadar yararlanın (geçim sürün)' denmişti. Ancak Rablerinin emrine başkaldırdılar ve bu yüzden bakıp dururlarken kendilerini yıldırım çarptı. Artık ne ayağa kalkmaya güç yetirebildiler ne de yardım bulabildiler. Bundan önce de Nuh kavmini (helak ettik). Çünkü onlar yoldan çıkmış bir kavimdi. Göğü de biz güçle bina ettik ve biz onu genişletmekteyiz. Yeri de biz döşedik. Ne güzel döşeyiciyiz! Her şeyden iki çift yarattık. Umulur ki öğüt alırsınız. 'O halde Allah'a kaçın. Ben sizin için O'ndan (yana) apaçık bir uyarıcıyım. Allah'la beraber başka bir ilah uydurmayın. Ben sizin için O'ndan (yana) apaçık bir uyarıcıyım. İşte böyle. Onlardan öncekilere de ne zaman bir peygamber geldiyse muhakkak: 'Büyücü veya delidir' dediler. Bunu birbirlerine tavsiye mi ettiler? Hayır, onlar azgın bir topluluktur. Sen onlardan yüz çevir. Artık sen kınanacak değilsin. Sen öğüt ver. Doğrusu öğüt mü'minlere yarar verir. Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etmeleri için yarattım. Ben onlardan bir rızık istemiyorum ve beni beslemelerini de istemiyorum. Şüphesiz rızkı veren, sağlam güç sahibi olan Allah'tır. Muhakkak ki, o zulmedenlerin (geçmişteki) arkadaşlarının payları gibi (azaptan) payları vardır. Şu halde acele etmesinler. Kendilerine vaadedilen o günlerinden dolayı kâfirlerin vay hallerine! Andolsun Tur'a, (2-3)Yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış kitaba, (2-3) Yayılmış ince deri üzerine satır satır yazılmış kitaba, Ma'mur eve, Yükseltilmiş tavana, Tutuşturulmuş denize, Rabbinin azabı mutlaka gerçekleşecektir. Ona engel olacak bir şey yoktur. O gün gök bir çalkalanış çalkalanır, Ve dağlar bir yürüyüş yürür ki! İşte o gün, yalanlayanların vay hallerine! Ki onlar, daldıkları bir batılın içinde oynayıp duranlardır. O gün onlar cehennem ateşine doğru şiddetle itilirler. 'İşte bu, sizin yalanlamakta olduğunuz ateştir. Bu da bir büyü müdür yoksa siz mi görmüyorsunuz? Girin oraya. Artık ister dayanın ister dayanmayın. Sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızla cezalandırılıyorsunuz.' Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve nimet içindedirler. Rablerinin kendilerine verdikleriyle zevk sürerler. Rableri onları cehennem azabından korumuştur. 'Yapmakta olduklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.' Sıra sıra dizilmiş tahtlara yaslanarak. Ayrıca onları iri gözlü hurilerle evlendirmişizdir. İman edip nesilleri de imanda kendilerini izleyenler var ya, onların nesillerini kendilerine katmış ve kendi amellerinden bir şey eksiltmemişizdir. Her kişi kazandığına karşılık bir rehindir. Onlara canlarının çektiği meyvelerden ve etten bol bol vermişizdir. Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama ne de günâha sokma vardır. Etraflarında kendilerine ait öyle delikanlılar dolaşırlar ki onlar adeta sedefte saklı inci gibidirler. Birbirlerine dönüp sorarlar. Derler ki: 'Biz daha önce ailemiz içindeyken endişeliydik. Allah bize lutfetti de bizi delikçiklere (hücrelere) kadar işleyen azaptan korudu. Şüphesiz biz daha önce O'na yalvarırdık. Gerçekten iyilik eden, rahmet eden O'dur.' O halde sen öğüt ver. Rabbinin nimetiyle sen ne bir kâhinsin ne de mecnun. Yoksa: '(O) bir şairdir, biz onun zamanın felaketlerine çarpılmasını gözlüyoruz' mu diyorlar? De ki: 'Gözleyin, şüphesiz ben de sizinle beraber gözleyenlerdenim!' Bunu kendilerine akılları mı emrediyor yoksa onlar azgın bir topluluk mudurlar? Yoksa: 'Onu kendisi uydurup söyledi' mi diyorlar? Hayır, onlar inanmıyorlar. Eğer doğru sözlü iseler onun benzeri bir söz getirsinler öyleyse! Onlar hiçbir şey olmaksızın mı yaratıldılar yoksa yaratanlar kendileri midirler? Yoksa gökleri ve yeri onlar mı yarattı? Hayır, onlar kesin bilgiyle inanmıyorlar. Yoksa Rabbinin hazineleri onların yanlarında mıdır? Yoksa hâkimiyet sahibi onlar mıdırlar? Yoksa onların merdivenleri mi var da onunla (göklerde konuşulanları) dinliyorlar? Öyleyse dinleyenleri açık bir belge getirsin. Yoksa kızlar O'nun da oğlanlar sizin mi? Yoksa sen onlardan ücret istiyorsun da onlar borçtan ağır yük altında mı kaldılar? Yoksa gayb (ilmi) kendi yanlarında mıdır da onlar (onu) yazıyorlar mı? Yoksa bir tuzak kurmak mı istiyorlar? Oysa asıl tuzağa düşecek olanlar o inkâr edenlerdir. Yoksa onların Allah'tan başka bir ilahları mı var? Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir. Gökten bir parçanın düştüğünü görseler: 'Üst üste yığılmış bir buluttur' derler. Öyleyse onları çarpılacakları günlerine kavuşuncaya kadar bırak. O gün tuzakları kendilerinden bir şey savamaz ve onlara yardım da edilmez. Şüphesiz zalimler için bundan önce de bir azap var. Ancak onların çoğu bilmiyorlar. Sen Rabbinin hükmüne sabret. Çünkü sen bizim gözlerimizin önündesin. Kalktığın zaman da Rabbini hamd ile tesbih et. Gecenin bir kısmında ve yıldızların batmasının ardından da O'nu tesbih et. Battığı zaman yıldıza andolsun ki, Arkadaşınız sapmadı da, azmadı da. O kendi tutkusundan (hevasından) da konuşmuyor. O (konuştuğu, kendine) vahyedilen bir vahiyden başka bir şey değildir. Onu çetin kuvvetleri olan (Cibril) öğretti. O çarpıcı bir güzelliğe sahiptir. Hemen doğruldu. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra yaklaştı ve sarktı. Böylece (aradaki mesafe) iki yay boyu veya daha yakın oldu. Derken (Allah'ın) kuluna vahyettiğini vahyetti. Onun gördüğünü gönül yalanlamadı. Şimdi siz onun gördüğü üzerinde kendisiyle tartışıyor musunuz? Andolsun ki, o onu bir başka kez daha inişte gördü. Sidretu'l-Munteha'nın yanında. Barınma (Me'va) cenneti onun yanındadır. O zaman (o gördüğünde) Sidre'yi kaplayan kaplıyordu. Göz kaymadı ve (sınırı) aşmadı da. Andolsun ki o Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü. Gördünüz mü Lât'ı ve Uzza'yı? Ve üçüncüleri olan diğer (put) Menât'ı? Erkek sizin de dişi O'nun mu? Öyleyse bu insafsızca bir paylaştırma. Bunlar sizin ve atalarınızın koyduğu adlardan başka bir şey değildir. Allah, haklarında hiç bir belge indirmemiştir. Onlar ancak zanna ve nefislerin arzuladıklarına uymaktadırlar. Oysa andolsun ki onlara Rablerinden hidayet gelmiştir. Yoksa insana her arzuladığı şey var mıdır? Son da ilk de (ahiret de dünya da) Allah'ındır. Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimse için izin vermeden şefaatleri bir yarar sağlamaz. Gerçekten ahirete inanmayanlar melekleri dişi adlarıyla adlandırıyorlar. Onların bu hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise gerçekten yana bir şey kazandırmaz. Sen bizim zikrimizden (kitabımızdan) yüz çeviren ve dünya hayatından başka bir şey istemeyenden yüz çevir. İşte onların ilimden erişebilecekleri budur. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da doğru yola gireni de daha iyi bilir. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ındır. (Bunları yaratması) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandırması, iyilik edenlere de iyilikle karşılık vermesi içindir. Ki onlar küçük kusurlar dışında günâhların büyüklerinden ve çirkin işlerden kaçınırlar. Şüphesiz Rabbin bağışlaması geniş olandır. O sizi topraktan yarattığında ve siz daha annelerinizin karınlarında ceninler iken de (her kademede) sizi çok iyi bilir. Artık kendinizi temize çıkarmayın. Kimin sakındığını O daha iyi bilir. O yüz çevireni gördün mü? (Söz verdiği malından) az miktar verdi ve (gerisini) sımsıkı elinde tuttu. Gayb ilmi onun yanında da o görüyor mu? Yoksa Musa'nın sahifelerinde olan ona haber verilmedi mi? Ve çok vefakâr İbrahim'in (sahifelerinde olan): Ki hiçbir günâhkâr başkasının günâh yükünü yüklenmez. Ve insan için kendi çabasından başka bir şey yoktur. Şüphesiz kendi çabası da yakında görülecektir. Sonra onun karşılığı kendisine eksiksiz verilecektir. Elbette son varış Rabbinedir. Doğrusu güldüren de O'dur ağlatan da. Ve öldüren de O'dur dirilten de. Erkek ve dişi iki çifti O yarattı. (Rahme) atıldığı zaman nutfeden. Diğer yaratma da O'na aittir. Zengin eden ve servet verip memnun eden O'dur. Gerçek şu ki, Şi'ra (yıldızı)nın Rabbi O'dur. Doğrusu önceki Ad (kavmin)i O helâk etti. Semud'u da. Böylece (onlardan kimseyi) geriye bırakmadı. Daha önce Nuh kavmini de. Çünkü onlar, daha zalim ve daha azgındılar. (Lut kavminin) altı üstüne getirilen şehirlerini de O yere çarptı. Böylece onlara sardırdığını sardırttı. Öyleyse Rabbinin hangi nimetlerinden şüphe ediyorsun? Bu, önceki uyarıcılardan bir uyarıcıdır. O yaklaşıcı yaklaştı. Onu Allah'tan başka ortaya çıkaracak yoktur. Şimdi siz bu söze mi hayret ediyorsunuz? Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz. Ve gafletle baş kaldırıyorsunuz. Haydi Allah'a secde edin ve O'na kulluk edin. Kıyamet yaklaştı ve ay yarıldı. Bir ayet (mucize) görseler yüz çevirir ve: 'Devam edegelen bir büyüdür' derler. Yalanladı ve kendi arzularına uydular. Oysa her iş yerini bulacaktır. Andolsun ki, onlara içinde (kendilerini sapıklıktan) alıkoyacak şeyler bulunan nice haberler geldi. (Bunlar) üstün bir hikmettir. Ancak uyarılar yarar sağlamıyor. O halde onlardan yüz çevir. O çağırıcının tanınmamış bir şeye çağıracağı gün: Gözleri düşkün (zillet içinde), sanki yayılan çekirgeler gibi kabirlerinden çıkarlar. Çağırıcıya boyunlarını uzatıp koşarak. İnkar edenler: 'Bu zor bir gündür' derler. Onlardan önce Nuh kavmi de yalanladı. Böylece kulumuzu yalanladılar ve: 'Delidir' dediler. O zorla (tebliğden) alıkonuldu. Bunun üzerine o da: 'Ben yenik düştüm, yardım et!' diye Rabbine dua etti. Biz de bardaktan boşanırcasına dökülen bir suyla göğün kapılarını açtık. Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık. Böylece su(lar) takdir edilmiş bir iş için birleşti. Onu (Nuh'u) da, (tahta) levhalardan ve çivilerden yapılmış olan (gemi)de taşıdık. O (gemi) inkar edilen kişiye bir mükafat olarak gözlerimizin önünde akıp gidiyordu. Andolsun ki, bunu bir ibret olarak bıraktık. Fakat öğüt alan var mı? (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? Ad (kavmi) de yalanladı. İşte (bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Biz onların üzerlerine, (uğursuzluğu) süregiden bir uğursuz günde çok gürültülü bir fırtına gönderdik. İnsanları söküp savuruyordu. Sanki onlar köklerinden sökülmüş hurma kütükleri gibi (görünüyorlardı). (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? Semud da uyarıları yalanladı. Dediler ki: 'Bizden olan bir insana mı uyacağız? O takdirde biz kesin sapıklık ve çılgınlık içinde (kalmış) oluruz. Zikir (kitap, vahiy) aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır, o kendini beğenmiş yalancının biridir.' Yarın kimin kendini beğenmiş yalancı olduğunu bilecekler. Biz onlara bir imtihan olarak o dişi deveyi göndereceğiz. Sen onları gözetle ve sabret. Onlara, suyun aralarında pay edildiğini haber ver. Her su nöbetinde sahibi hazır bulunsun. Derken arkadaşlarını çağırdılar. O da (kılıca) sarılarak (deveyi) kesti. (Bakın) benim azabım ve uyarılarım nasılmış? Biz onların üzerlerine bir tek çığlık gönderdik. Bunun üzerine ağılın çalı çırpısı gibi oldular. Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? Lut kavmi de uyarıları yalanladı. Biz onların üzerlerine taş yağdıran bir fırtına gönderdik. Sadece Lut ailesi hariç. Onları bir seher vakti kurtardık. Tarafımızdan bir nimet olarak. İşte şükredeni böyle mükafatlandırırız. Andolsun ki (Lut) onları, bizim zorlu yakalamamıza karşı uyarmıştı. Ama onlar uyarıları kuşkuyla karşılayıp yalanladılar. Andolsun ki onlar onun konuklarına tecavüze kalkıştılar. Biz de gözlerini silme kör ettik. 'Şimdi tadın azabımı ve uyarılarımı.' Andolsun ki, bir sabah erkenden kalıcı bir azap üzerlerine çöküverdi. İşte tadın azabımı ve uyarılarımı. Andolsun ki, Kur'an'ı öğüt alınması için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alan var mı? Andolsun ki, Firavun ailesine de uyarılar gelmişti. Onlar ayetlerimizin tümünü yalanladılar. Biz de onları güçlü, kuvvetli olanın yakalayışıyla yakaladık. Sizin kâfirleriniz onlardan daha hayırlı mıdırlar yoksa kitaplarda sizin için bir beraat mı var? Yoksa: 'Biz yardımlaşma içindeki bir topluluğuz' mu diyorlar? Yakında o topluluk bozulacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar. Daha doğrusu, asıl onlara vaadedilen (azab)ın geleceği vakit kıyamet saatidir. Kıyamet saati ise daha korkulu bir felakettir ve daha acıdır. Şüphesiz suçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedirler. O gün yüzleri üstüne ateşe sürüklenecekler. 'Cehennemin dokunuşunu tadın.' Doğrusu biz her şeyi bir ölçüyle yarattık. Bizim buyruğumuz sadece bir tektir. Bir göz kırpmak gibidir. Andolsun sizin benzerlerinizi helak ettik. Fakat öğüt alan var mı? İşledikleri her şey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük, büyük her şey satır satır (yazılmış)tır. Şüphesiz takva sahipleri cennetlerde ve ırmak (kenarların)dadırlar. Çok güçlü, geniş mülk sahibi (Allah)'ın huzurunda doğruluk makamındadırlar. Rahmân, Kur'an'ı öğretti. İnsanı yaratttı. Ona açıklamayı öğretti. Güneş ve ay belli bir hesapladır. Bitkiler ve ağaçlar (Allah'a) secde etmektedirler. Göğü de yükseltti ve mizanı (ölçüyü) koydu. Tartıda taşkınlık etmeyin diye. Tartıyı doğru yapın ve tartıda eksiklik yapmayın. Yeri de yaratıklar için alçaltıp koydu. Onda meyveler ve tomurcuklu hurmalar vardır. Yapraklı taneler ve hoş kokulu bitkiler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Andolsun ki, biz insanı ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattık. Cânnı da dumansız yalın bir ateşten yarattı. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? O iki doğunun da Rabbi, iki batının da Rabbidir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Birbirlerine kavuşmaları üzere iki denizi salıverdi. Aralarında engel vardır birbirlerine karışmazlar. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? İkisinden de inci ve mercan çıkar. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Denizde büyük dağlar gibi akıp giden yüksek gemiler de O'nundur. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Onun üzerinde bulunan her şey yok olacaktır. Yalnız yücelik ve ikram sahibi Rabbinin yüzü (zâtı) kalacaktır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Göklerde ve yerde kim (ve ne) varsa O'ndan ister. O her gün bir iştedir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Ey (yeryüzünde) ağırlığı olan iki kitle (insanlar ve cinler)! Yakında sizin (hesabınızı görmek) için de vakit ayıracağız. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Ey cin ve insan topluluğu! Eğer göklerin ve yerin bucaklarından geçip gitmeye güç yetirebiliyorsanız geçip gidin. Ancak bir gücünüz olmadan geçip gidemezsiniz. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Üzerinize ateşten yalın bir alevle ateşsiz kıpkızıl bir duman salıverilir de kendinizi savunamazsınız. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Gök yarılıp da erimiş yağ gibi kırmızı bir gül halini aldığı zaman, O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? İşte o gün ne insana ne de cinne günâhından sorulur. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Suçlular simâlarından tanınırlar. Böylece perçemler(in)den ve ayaklar(ın)dan yakalanılır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? İşte bu, suçluların yalanladıkları cehennemdir. Onlar bununla oldukça sıcak kaynar suyun arasında dolaşıp dururlar. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) durmaktan korkan için ise iki cennet vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? (O cennetlerin) her ikisi de türlü türlü ağaçlara sahiptir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Onların içlerinde akar halde iki pınar vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Onların içlerinde her meyvadan iki tür vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? (Orada) astarları kalın atlastan yataklara yaslanırlar. Her iki cennetten devşirilen meyveler de (oradakilere) yakındır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Oralarda bakışlarını yalnız eşlerine dikmiş güzeller vardır ki, onlardan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Onlar sanki yakut ve mercandırlar. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? İyiliğin karşılığı iyilikten başka bir şey midir? O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? O iki (cennet)in berisinde de iki cennet vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Bu ikisi koyu yeşildir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Onların içinde de sürekli fışkırıp akan iki pınar vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Onların içlerinde de meyve, hurma ve nar vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Orada iyi huylu güzel kadınlar vardır. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Çadırlar içine kapanmış huriler. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Onlardan önce kendilerine ne bir insan ne de bir cin dokunmuştur. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Yeşil yastıklara ve güzel döşeklere yaslanırlar. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalanlayabilirsiniz? Büyüklük ve ikram sahibi Rabbinin adı ne yücedir. Kıyamet olayı gerçekleştiği zaman, Onun gerçekleşmesini yalanlayan çıkmaz. O alçaltıcı, yükselticidir. Yer şiddetli bir sarsılışla sarsıldığı, Dağlar bir serpilişle serpildiği, Böylece dağılmış toz haline geldiği, Sizin de üç sınıf olduğunuz zaman. Sağ ashabı ne (mutludurlar) o sağ ashabı! Sol ashabı ne (bedbahttırlar) o sol ashabı! (Hayırda) öne geçenler öncülerdir. İşte onlar (Allah'a) yaklaştırılmış olanlardır. Nimet cennetlerindedirler. Çoğu öncekilerden. Birazı da sonrakilerden. Mücevherlerle özenle işlenmiş tahtlar üzerindedirler. Onların üzerlerine karşılıklı olarak yaslanırlar. Etraflarında ölümsüz hayata kavuşturulmuş gençler dolaşırlar. (Şarap) kaynağından doldurulmuş testiler, ibrikler ve kadehlerle. Ondan dolayı ne başları ağrıtılır ne de akılları giderilir. Bir de beğenip seçtikleri meyvalar. Ve canlarının çektiği kuş eti (ile de dolaşırlar). (Orada) iri gözlü huriler (vardır). Saklı inciler benzeri. Yaptıklarına karşılık olarak. Orada ne boş bir söz ne de günâha götürücü söz duyarlar. Sadece: 'Selâm, selâm' (sözü duyarlar). Sağ ashabı ne (mutludurlar) o sağ ashabı! Dikensiz kiraz ağacı, Meyva yüklü muz ağacı, Uzayıp giden gölge, Sürekli akan su, Çok miktarda meyva, Kesilmeyen ve yasaklanmayan! Yükseltilmiş döşeklerde(dirler). Gerçekten biz onları (hurileri), yepyeni bir yaratışla yarattık. Onları bakireler kıldık. Eşlerine tutkun yaşıt kızlar. Sağ ashabı için. Birçokları öncekilerden, Birçokları da sonrakilerdendir. Sol ashabı ne (bedbahttırlar) o sol ashabı! Delikçiklere (hücrelere) kadar işleyen bir azap ve kaynar su içinde. Ve kapkara dumandan bir gölge altında. Ne serindir ne de ferahlatıcı. Çünkü onlar bundan önce varlık içinde şımartılmışlardı. O büyük günâhta da ısrar ediyorlardı. Ve diyorlardı ki: 'Biz öldüğümüz, toprak ve kemik haline geldiğimiz zaman mı gerçekten biz mi diriltileceğiz? Ve önceki atalarımız da mı?' De ki: 'Şüphesiz öncekiler de sonrakiler de. Bilinen bir günün buluşma vaktinde mutlaka toplanacaklardır. Sonra siz, ey sapıklar, yalanlayıcılar! Kesinlikle, zakkumdan olan bir ağaçtan yiyeceksiniz. Böylece karınlarınızı ondan dolduracaksınız. Onun üzerine de kaynar sudan içeceksiniz. Üstelik suya kanmayan susamış develerin içişi gibi içeceksiniz. İşte ceza günü onlara verilecek ziyafet budur. Sizi biz yarattık. (Yeniden dirilişi de) doğrulamanız gerekmez mi? Akıttığınız meniyi gördünüz mü? Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz? Aranızda ölümü biz takdir ettik ve bizim önümüze geçilmiş değildir. Yerinize benzerlerinizi getirmemiz ve sizi bilmediğiniz şekillerde yeniden yaratmamız hususunda (kimse bizim önümüze geçemez). Andolsun ki ilk yaratmayı bildiniz. O halde düşünüp öğüt almanız gerekmez mi? Ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu siz mi bitiriyorsunuz yoksa bitiren biz miyiz? Dileseydik onu kuru bir çöp yapardık siz de şaşırıp kalırdınız. (Derdiniz ki): 'Doğrusu biz ağır borca sokulduk. Daha doğrusu biz yoksun bırakıldık.' İçtiğiniz suyu gördünüz mü? Onu buluttan siz mi indirdiniz yoksa indiren biz miyiz? Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretmeli değil misiniz? Yaktığınız ateşi gördünüz mü? Onun ağacını siz mi yarattınız yoksa yaratan biz miyiz? Biz onu hem bir ibret hem de ihtiyaç sahiplerine bir yarar kıldık. Öyleyse Yüce Rabbinin adını tesbih et. Hayır. Yıldızların doğuş ve batış yerlerine yemin ederim. Ki gerçekten bu, eğer bilirseniz, büyük bir yemindir. Muhakkak ki o şerefli bir Kur'an'dır. Korunmuş bir kitaptadır. Ona temiz olanlardan başkası dokunamaz. (O) alemlerin Rabbinden indirilmedir. Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz? Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz? Hele o can boğaza dayandığında! O vakit siz (can çekişene) bakar durursunuz. Biz ona sizden daha yakınız fakat siz göremezsiniz. Haydi bakalım, eğer ceza görmeyecekseniz; Eğer doğru sözlülerseniz, onu (çıkan canı) geri çevirsenize! Eğer o (ölen kişi, Allah'a) yaklaştırılanlardan ise; (Bu durumda ona) rahatlık, güzel rızık ve nimet cenneti (var). Eğer sağ ashabından ise; Sağ ashabından sana selâm olsun. Ama eğer yalanlayan sapıklardan ise; (Ona da) kaynar sudan bir ziyafet. Ve cehenneme atılma (var). Şüphe yok ki, kesin gerçek işte budur. Öyleyse Yüce Rabbinin adını tesbih et. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etti (etmektedir). O, güçlüdür, hikmet sahibidir. Göklerin ve yerin mülkiyeti O'nundur. Diriltir ve öldürür. O her şeye güç yetirendir. O evveldir, ahirdir, zahirdir, batındır. O her şeyi bilendir. O, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra Arş'ı kuşatandır. Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. Allah yaptıklarınızı görmektedir. Göklerin ve yerin hükümranlığı O'nundur. Bütün işler Allah'a döndürülür. Geceyi gündüzün içine sokar, gündüzü de gecenin içine sokar. O göğüslerde olanı bilendir. Allah'a ve peygamberine iman edin ve sizi üzerinde yetki sahibi kıldığı şeylerden (Allah yolunda) harcayın. Sizden iman eden ve (Allah yolunda) harcayanlar için büyük ecir vardır. Size ne oluyor ki, Peygamber sizi Rabbinize iman etmeniz için çağırırken Allah'a iman etmiyorsunuz? Oysa (Allah) sizden kesin söz almıştı. Eğer iman edecekseniz. Sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kuluna apaçık ayetler indiren O'dur. Şüphesiz Allah size karşı çok şefkatli, çok merhametlidir. Siz neden Allah yolunda harcamayasınız? Oysa göklerin ve yerin mirası Allah'ındır. Sizden fetihten önce harcayanlar ve çarpışanlar elbette (ötekilerle) bir olmazlar. Onların dereceleri, daha sonra harcayan ve çarpışanlarınkinden daha büyüktür. Bununla beraber Allah hepsine de en güzel olanı vaadetmiştir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Kim Allah'a güzel bir borç verir ki, Allah onu kat kat artırsın. Onun için ayrıca değerli bir ecir de vardır. O gün mü'min erkeklerin ve mü'min kadınların nurlarının önlerinden ve sağlarından koştuğunu görürsün. 'Bugün sizin müjdeniz altından ırmaklar akan, içinde sonsuza kadar kalacağınız cennetlerdir.' İşte büyük kurtuluş budur. O gün münafık erkeklerle münafık kadınlar iman edenlere derler ki: 'Bize bakın da sizin nurunuzdan bir parça ışık alalım'. (Onlara): 'Arkanıza dönüp bir nur araştırın' denir. Bu sırada aralarına bir kapısı olan bir duvar çekilir ki, onun iç yanı rahmettir, dış yanında ise azap vardır. Onlara: 'Biz sizinle beraber değil miydik?' diye seslenirler. Derler ki: 'Evet, ama siz kendi kendinizi fitneye soktunuz, (iman edenlerin başlarına felaketler gelmesini) gözlediniz, şüpheye düştünüz, Allah'ın emri (ölüm) gelinceye kadar uzun emeller sizi aldattı ve çok aldatıcı (şeytan) sizi Allah hakkında aldattı. Bugün artık ne sizden, ne de inkar edenlerden fidye alınır. Varacağınız yer ateştir. Size yaraşan odur. Orası ne kötü bir varış yeridir! İman edenlerin, Allah'ın zikrine ve haktan inene kalplerinin saygı duyacağı vakit gelmedi mi ki; daha önce kendilerine kitap verilmiş sonra üzerlerinden uzun süre geçmiş, böylece kalpleri katılaşmış kimseler gibi olmasınlar. Onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdi. Bilin ki Allah yeryüzünü ölümünden sonra diriltir. Belki akıl edersiniz diye size ayetleri açıkladık. Şüphesiz sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah'a güzel borç verenler var ya, onların (mükafatları) kat kat artırılır ve onlar için değerli bir ecir vardır. Allah'a ve peygamberlerine iman edenler işte onlar dosdoğru olanlar ve Rableri yanında şahitlerdir. Onların ecirleri ve nurları vardır. İnkar eden ve ayetlerimizi yalanlayanlara gelince işte onlar da cehennem halkıdır. Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun, bir oyalanma, bir süs, aranızda övünme ve malları ve çocukları artırma yarışıdır. Tıpkı bir yağmur gibi ki, onun bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider. Sonra kurur ve sen onu sapsarı görürsün. Sonra da çer çöp oluverir. Ahirette ise şiddetli bir azap ve Allah tarafından bir bağışlama ve hoşnutluk vardır. Dünya hayatı aldanma meta'ından başka bir şey değildir. Rabb'inizin mağfiretine ve genişliği göklerle yerin genişliği kadar olup Allah'a ve peygamberlerine iman edenler için hazırlanmış bulunan cennete koşuşun. İşte bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir. Yerde ve sizin nefislerinizde hiçbir musibet olmaz ki, biz onu yaratmadan önce bir kitapta (yazılı) olmasın. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır. Bu elinizden çıkana üzülmeyesiniz, (Allah'ın) size verdiğiyle de sevinip şımarmayasınız diyedir. Allah, kendini beğenip böbürlenen hiç kimseyi sevmez. Onlar cimrilik eder ve insanlara da cimriliği önerirler. Kim de yüz çevirirse (bilsin ki), şüphesiz Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye layık olandır. Andolsun ki, elçilerimizi açık delillerle gönderdik ve insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye onlarla birlikte kitabı ve ölçüyü indirdik. Ve Allah'ın kendisine ve elçilerine görmediği halde (gıyaben) kimin yardım edeceğini ortaya çıkarması için, kendisinde büyük sertlik ve insanlar için (çeşitli) yararlar bulunan demiri indirdik. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir. Andolsun biz Nuh'u ve İbrahim'i gönderdik ve onların soylarına peygamberliği ve kitabı verdik. Onlardan doğru yolu bulan vardır. Onların çoğu ise yoldan çıkmış kimselerdir. Sonra onların izleri üzere elçilerimizi ardarda gönderdik. Arkalarından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik. Ona İncil'i verdik ve ona uyanların kalplerine bir şefkat ve merhamet duygusu yerleştirdik. Kendilerinin çıkardıkları ruhbanlığı ise biz kendilerine farz kılmamıştık. Bunu sırf Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için (çıkardılar) ama ona da gereği gibi uymadılar. Biz de onlardan iman edenlere ecirlerini verdik. Fakat onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir. Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve Peygamber'ine iman edin ki size rahmetinden iki pay versin, size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın. Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Böylece, kitap ehli Allah'ın lütfundan bir şeye güç yetiremediklerini, lütfun tamamen Allah'ın elinde olduğunu ve onu dilediğine verdiğini bilsinler. Allah büyük lütuf sahibidir. Allah, eşi hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikâyette bulunan kadının sözünü duydu. Allah sizin karşılıklı konuşmanızı duyuyordu. Şüphesiz Allah duyandır, görendir. Sizden hanımlarına zihâr yapanlar (bilsinler ki) onlar (hanımları) kendilerinin anaları değildirler. Anaları ancak kendilerini doğurmuş olanlardır. Onlar elbette çirkin ve yalan bir söz söylemektedirler. Şüphesiz Allah affedicidir, bağışlayıcıdır. Hanımlarına zihâr yapıp sonra da söylediklerinden dönenler, birbirleriyle temas etmeden önce bir köleyi hürriyetine kavuşturmalıdırlar. İşte size bununla öğüt verilmektedir. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Kim (bu imkânı) bulamazsa, yine birbirleriyle temas etmeden önce aralıksız iki ay oruç tutması gerekir. Buna da güç yetiremeyen altmış yoksulu doyursun. Bu Allah'a ve Peygamber'ine iman etmeniz içindir. Bunlar, Allah'ın sınırlarıdır. İnkâr edenler için ise acıklı bir azap vardır. Şüphesiz Allah'a ve Peygamber'ine karşı gelenler, kendilerinden öncekiler alçaltıldıkları gibi alçaltılmışlardır. Oysa biz, apaçık âyetler indirdik. İnkâr edenler için aşağılayıcı bir azap vardır. O gün Allah, onların tümünü diriltir ve yaptıklarını kendilerine haber verir. Allah on(ların yaptıkların)ı hep saymış, onlarsa onu unutmuşlardır. Allah her şeye şahittir. Allah'ın göklerde ve yerde ne varsa bildiğini görmedin mi? Üç kişi aralarında gizli konuşsa mutlaka dördüncüleri O'dur; beş kişi olsalar altıncıları O'dur. Bundan az da olsalar, çok da olsalar her nerede bulunsalar O kendileriyle beraberdir. Sonra kıyamet günü yaptıklarını kendilerine haber verir. Şüphesiz Allah her şeyi bilendir. Gizli konuşmaktan menedilip de sonra menedildikleri şeye dönenleri ve günâh, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelme konusunda aralarında gizli konuşanları görmedin mi? Sana geldiklerinde de seni, Allah'ın selâmlamadığı bir şekilde selâmlarlar ve kendi aralarında: 'Söylediğimizden dolayı Allah bize azap etse ya!' derler. Cehennem onlara yeter. Oraya girerler. Orası ne kötü bir varış yeridir! Ey iman edenler! Aranızda gizli konuştuğunuz zaman günâh, düşmanlık ve Peygamber'e karşı gelme üzerinde konuşmayın. İyilik ve takva üzerinde konuşun ve huzurunda toplanacağınız Allah'tan sakının. Gizli konuşma ancak şeytandandır. İman edenleri üzmek için (şeytan buna yöneltir). Oysa bu, Allah'ın izni olmadan onlara bir zarar verecek değildir. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler. Ey iman edenler! Meclislerde size: 'Yer açın' dendiği zaman yer açın ki Allah da size genişlik versin. 'Kalkın' dendiği zaman da kalkın, Allah sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltsin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Ey iman edenler! Siz Peygamber'e gizli bir şey arzedeceğiniz zaman gizli konuşmanızdan önce sadaka verin. Bu sizin için daha hayırlı ve daha temizdir. Eğer bulamazsanız, Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Gizli konuşmanızdan önce sadakalar vermekten korktunuz mu? Madem ki yapmadınız, Allah da sizin tevbelerinizi kabul etti; şu halde namaz kılın, zekât verin, Allah'a ve Peygamber'ine itaat edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'ın kendilerine kızdığı bir topluluğu dost edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler, ne de onlardan. Bile bile yalan üzere yemin ediyorlar. Allah onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. Onların yaptıkları gerçekten ne kadar kötüdür! Yeminlerini bir kalkan edindiler de böylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Artık onlar için aşağılayıcı bir azap vardır. Onların malları ve çocukları Allah katında onlara bir şey sağlamayacaktır. Onlar ateş halkıdır. Orada sürekli kalacaklardır. O gün Allah, onların tümünü diriltir, size yemin ettikleri gibi O'na da yemin ederler ve kendilerinin bir şey üzere olduklarını sanırlar. İyi bilin ki, onlar yalancıların tâ kendileridir. Şeytan onları kuşatmış ve kendilerine Allah'ı anmayı unutturmuştur. İşte onlar şeytanın taraftarlarıdırlar. İyi bilin ki şeytanın taraftarları, zarara (hüsrana) uğrayacakların kendileridirler. Şüphesiz Allah'a ve Peygamber'ine karşı gelenler (var ya), onlar, en aşağılar arasındadırlar. Allah: 'Elbette ben ve peygamberlerim galip geleceğiz' diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir. Allah'a ve ahiret gününe iman eden bir topluluğun; babaları, oğulları, kardeşleri veya aşiretleri bile olsa Allah'a ve Peygamber'ine karşı gelenlerle dostluk ettiklerini görmezsin. Onlar, Allah'ın kalplerine imanı yazdığı ve kendilerini tarafından bir ruhla desteklediği kimselerdir. Onları içinde sonsuza kadar kalmaları üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte onlar Allah'ın taraftarlarıdırlar. İyi bilin ki Allah'ın taraftarları, kurtuluşa erecek olanların tâ kendileridir. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir. O, yücedir, hikmet sahibidir. Kitap ehlinden inkar edenleri ilk sürgün için yurtlarından çıkaran O'dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız, onlar da kalelerinin kendilerini Allah'tan koruyacağını sanmışlardı. Ama Allah, hiç ummadıkları yerden kendilerine geldi ve kalplerine korku saldı. Öyle ki, evlerini hem kendi elleriyle, hem mü'minlerin elleriyle tahrip ediyorlardı. Artık ibret alın ey basiret sahipleri! Eğer Allah onların üzerlerine sürgünü yazmamış olsaydı elbette kendilerine dünyada azab ederdi. Ahirette de onlar için ateş azabı vardır. Bu onların Allah'a ve Peygamber'ine karşı gelmeleri dolayısıyladır. Kim Allah'a karşı gelirse Allah cezası şiddetli olandır. Her hangi hurma ağacı kestiyseniz yahut kökleri üzere ayakta bıraktıysanız Allah'ın izniyle ve yoldan çıkmış olanları rezil etmesi içindir. Allah'ın, onlardan Peygamber'ine verdiği ganimet(e gelince); siz onlar için ne at koşturdunuz ne de deve. Ancak Allah elçilerini dilediklerinin üzerine musallat eder. Allah her şeye güç yetirendir. Allah'ın, (fethedilen) memleketlerin ahalilerinden Peygamber'ine verdiği ganimet Allah'a, Peygamber'ine, (Peygamber'e) akrabalığı olanlara, yetimlere, yoksullara ve yolcuya aittir. Böylece (bu mal) içinizden zenginler arasında dolaşıp duran bir varlık olmasın. Peygamber size neyi verirse onu alın, size neyi yasaklarsa ondan geri durun ve Allah'tan sakının. Şüphesiz Allah cezası şiddetli olandır. (O ganimetler bir de) hicret etmiş olan fakirleredir ki onlar yurtlarından ve mallarından çıkarılmışlardır. Allah'tan bir lütuf ve hoşnutluk arar, Allah'a ve Peygamber'ine yardım ederler. İşte onlar doğrulardır. Onlardan önce o yurda yerleşen ve imana sarılanlar kendilerine hicret edenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı gönüllerinde bir ihtiyaç duymazlar. Kendilerinin ihtiyaçları olsa bile (onları) kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Onlardan sonra gelenler de derler ki: 'Rabbimiz! Bizi ve imanda bizi geçen kardeşlerimizi bağışla. İman edenlere karşı kalplerimize bir kin koyma. Rabbimiz! Şüphesiz sen şefkatlisin, merhametlisin.' Münafıklık edenleri görmedin mi? Kitap ehlinden inkar eden kardeşlerine derler ki: 'Andolsun eğer siz çıkarılırsanız biz de muhakkak sizinle beraber çıkarız. Size karşı asla hiç kimseye itaat etmeyiz. Eğer size karşı savaşılırsa muhakkak size yardım ederiz.' Oysa Allah, onlar yalancı olduğuna şahitlik eder. Andolsun ki onlar çıkarılırlarsa (münafıklar) onlarla beraber çıkmazlar ve onlara karşı savaşılırsa kendilerine yardım etmezler. Yardım etseler bile, muhakkak arkalarını dönüp kaçarlar. Sonra da kendilerine yardım edilmez. Onların kalplerinde sizin saldığınız korku Allah'ınkinden daha şiddetlidir. Bu onların anlamayan bir topluluk olmalarından dolayıdır. Onlar sizinle toplu halde ancak müstahkem şehirlerde veya surların arkasından çarpışabilirler. Kendi aralarındaki çekişmeleri ise pek şiddetlidir. Sen onları toplu halde sanırsın, oysa kalpleri dağınıktır. Bu onların akıl etmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır. Tıpkı kendilerinden kısa süre önce yaptıklarının cezasını tatmış olanlar gibi. Onlar için acıklı bir azap vardır. Tıpkı şeytanın durumu gibi. O insana: 'İnkar et' dedi. (İnsan) inkar edince de: 'Ben senden uzağım. Doğrusu ben alemlerin Rabbi Allah'tan korkuyorum' dedi. Sonuçta her ikisinin de sonları, sonsuza kadar ateşin içinde kalmaları oldu. İşte zalimlerin cezaları budur. Ey iman edenler! Allah'tan sakının ve kişi yarın için önden ne gönderdiğine baksın. Allah'tan sakının. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Allah'ı unutan bu yüzden O'nun da kendilerine kendi nefislerini unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar yoldan çıkmış olanlardır. Ateş halkı ile cennet halkı bir olmaz. Cennet halkı; işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Bu Kur'an'ı bir dağın üzerine indirseydik, muhakkak onu baş eğmiş, Allah'ın korkusuyla parçalanmış görürdün. İşte biz bu örnekleri, belki düşünürler diye insanlara veriyoruz. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Görülmeyeni de görüleni de bilendir. O Rahman'dır, Rahim'dir. O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Mülkün sahibidir, kutludur, esenlik verendir, güven verendir, gözetip koruyandır, yücedir, her şeye buyruğunu geçirendir, pek uludur. Allah onların ortak koştuklarından münezzehtir. O, yaratan, yoktan vareden, şekillendiren Allah'tır. En güzel adlar O'nundur. Göklerde ve yerde ne varsa O'nu tesbih etmektedir. O, yücedir, hikmet sahibidir. Ey iman edenler! Benim de düşmanım sizin de düşmanınız olan kimseleri dostlar edinmeyin. Siz onlara sevgi gösteriyorsunuz. Oysa onlar haktan size geleni inkâr ettiler. Rabbiniz Allah'a iman etmenizden dolayı sizi ve Peygamber'i (yurdunuzdan) çıkarıyorlar. Eğer siz benim yolumda cihad etmek ve benim hoşnutluğumu kazanmak üzere çıktıysanız (nasıl) onlara karşı sevgi gizlersiniz? Halbuki ben sizin gizlediğinizi de açığa vurduğunuzu da bilirim. Sizden kim bunu yaparsa yolun ortasından sapmış olur. Onlar sizi ele geçirirlerse size düşman olur, ellerini ve dillerini kötülükle size uzatır ve inkâr etmenizi isterler. Kıyamet günü akrabalarınız ve çocuklarınız size yarar sağlamaz. (Allah) aranızı ayırır. Allah yaptıklarınızı görmektedir. İbrahim'de ve onunla beraber olanlarda sizin için güzel bir örnek vardır. Hani onlar kavimlerine demişlerdi ki: 'Biz sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan uzağız. Sizi inkâr ettik ve siz Allah'a bir olarak iman edinceye kadar bizimle sizin aranızda ebedi düşmanlık ve kin belirmiştir.' Yalnız İbrahim'in babasına: 'Senin için elbette mağfiret dileyeceğim. Fakat Allah'tan gelecek olana karşı senin için bir şeye gücüm yetmez' demesi müstesna. 'Rabbimiz! Sana güvendik, sana yöneldik ve dönüş de sanadır.' 'Rabbimiz! Bizi inkâr edenler için sınama (konusu) kılma ve bizi bağışla ey Rabbimiz! Şüphesiz sen güçlüsün, hikmet sahibisin.' Andolsun ki, onlarda sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü uman için güzel bir örnek vardır. Şüphesiz Allah hiçbir şeye ihtiyacı olmayan, övgüye lâyık olandır. Olur ki, Allah sizinle onlardan kendilerine düşmanlık ettikleriniz arasına bir sevgi koyar. Allah güç yetirendir. Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir. Allah sizi, din hakkında sizinle savaşmamış ve sizi yurtlarınızdan çıkarmamış olanlara iyilik etmekten ve onlara karşı adaletli davranmaktan sakındırmaz. Çünkü Allah adaletli davrananları sever. Allah sizi, ancak din hakkında sizinle savaşmış, sizi yurtlarınızdan çıkarmış ve çıkarılmanız için yardım etmiş olanları dost edinmekten sakındırır. Kim onları dost edinirse işte onlar zâlimlerdir. Ey iman edenler! Mü'min kadınlar size hicret ederek geldiklerinde onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların gerçekten mü'min kadınlar olduklarını bilirseniz artık onları kâfirlere geri çevirmeyin. Ne bunlar onlara helâldirler, ne de onlar bunlara helâl olurlar. (Kâfir eşlerinin mehir olarak) sarfettiklerini kendilerine verin. Mehirlerini verdiğiniz takdirde sizin o kadınları nikâhlamanızda bir sakınca yoktur. İnkârcı kadınları da nikâhınız altında tutmayın. Siz (mehir olarak) sarfettiklerinizi isteyin, onlar (hanımları iman edip mü'minlerin tarafına geçen kâfirler) da (mehir olarak) sarfettiklerini istesinler. İşte bu Allah'ın hükmüdür. Aranızda hükmeder. Allah bilendir, hikmet sahibidir. Eğer eşlerinizden kâfirlere bir şey gider; siz de (savaşta) ganimet elde ederseniz eşleri gidenlere sarfettikleri (mehirler) kadarını verin. Kendisine iman ettiğiniz Allah'tan da sakının. Ey Peygamber! Mü'min kadınlar, Allah'a bir şeyi ortak koşmamaları, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek ve bir iyilikte sana karşı gelmemek üzere sana bey'at etmeye geldiklerinde onların bey'atlarını kabul et ve onlar için Allah'tan bağışlanma dile. Şüphesiz Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir. Ey iman edenler! Allah'ın kendilerine kızdığı bir topluluğu dost edinmeyin. İnkâr edenler kabirlerde bulunanlardan ümit kestikleri gibi onlar da ahiretten ümit kesmişlerdir. Göklerde ne varsa, yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir. O, yücedir, hikmet sahibidir. Ey iman edenler! Niçin yapmayacağınız şeyi söylüyorsunuz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz Allah katında gazab(ı gerektirmesi) bakımından çok büyüktür. Şüphesiz Allah kendi yolunda kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. Hani Musa kavmine demişti ki: 'Ey kavmim! Beni niçin incitiyorsunuz? Oysa benim Allah'ın, size gönderilmiş bir peygamberi olduğumu biliyorsunuz.' Onlar eğrilince Allah da kalplerini eğriltti. Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez. Meryem oğlu İsa da: 'Ey İsrailoğulları! Ben Allah'ın size, benden önce gelmiş olan Tevrat'ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek adı da Ahmed olan bir peygamberi müjdeleyici olarak gönderilmiş bir peygamberiyim' demişti. Ancak o kendilerine apaçık delillerle gelince: 'Bu apaçık büyüdür' dediler. İslam'a çağrıldığı halde, Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır. Allah'a ortak koşanlar istemese de, hak dini bütün dinlerden üstün kılmak için Peygamber'ini hidayetle ve hak dinle gönderen O'dur. Ey iman edenler! Sizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size bildireyim mi? Allah'a ve Peygamber'ine iman edersiniz, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (Allah) günahlarınızı bağışlar, sizi altından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerinde hoş konutlara sokar. İşte büyük kurtuluş budur. Sizin seveceğiniz bir şey daha var: Allah'tan yardım ve yakın bir fetih. Mü'minleri müjdele. Ey iman edenler! Allah'ın yardımcıları olun. Nitekim, Meryem oğlu İsa havarilere: 'Allah'a (giden yolda) benim yardımcılarım kimlerdir?' demiş, havariler de: 'Allah'ın yardımcıları biziz' demişlerdi. Bunun üzerine İsrail oğullarından bir grup iman etmiş, bir grup da inkar etmişti. Biz de iman edenleri düşmanlarına karşı destekledik, böylece onlar üstün geldiler. Göklerde ve yerde ne varsa mülkün sahibi, kutlu, yüce ve hikmet sahibi Allah'ı tesbih etmektedir. O, ümmiler içinde kendilerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arındıran ve onlara Kitab'ı ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderendir. Oysa onlar daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler. Henüz onlara katılmamış olan diğerlerine de. O yücedir, hikmet sahibidir. Bu Allah'ın dilediğine verdiği lütfudur. Allah büyük lütuf sahibidir. Kendilerine Tevrat yükletilip de sonra onu taşımayanların (onun hükümlerine göre hareket etmeyenlerin) durumu kitaplar taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan topluluğun durumu ne kötüdür! Allah zalimler topluluğunu doğru yola eriştirmez. De ki: 'Ey yahudi olanlar! Siz (diğer) insanlardan ayrı olarak yalnız kendinizin Allah'ın dostları olduğunuzu sanıyorsanız eğer doğru sözlüler iseniz ölümü dileyin.' Ama onlar ellerinin öne sürdüğü (günahlar) dolayısıyla bunu asla dilemezler. Allah zalimleri bilir. De ki: 'Kendisinden kaçtığınız o ölüm, mutlaka size gelip çatacaktır. Sonra gizli olanı da açık olanı da bilene döndürülürsünüz; O size yapmakta olduklarınızı bildirir'. Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrıldığında Allah'ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılındığında artık yeryüzüne dağılın Allah'ın lütfundan isteyin ve Allah'ı çokça anın ki kurtuluşa eresiniz. Bir ticaret veya eğlence gördüklerinde hemen oraya yönelip dağıldılar ve seni ayakta bıraktılar. De ki: 'Allah katında olan eğlenceden de ticaretten de hayırlıdır. Allah rızık verenlerin en hayırlısıdır.' Münâfıklar sana geldiklerinde: 'Şahitlik ederiz ki, sen muhakkak Allah'ın peygamberisin' derler. Allah senin muhakkak kendi peygamberi olduğunu bilir. Bununla beraber Allah münâfıkların kesin yalancı olduklarına şahitlik eder. Yeminlerini bir kalkan edindiler de böylece Allah'ın yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kadar kötüdür! Bu onların iman edip sonra inkâr etmeleri dolayısıyladır. Bu yüzden kalplerine mühür vuruldu. Artık onlar anlamazlar. Onları gördüğünde cüsseleri hoşuna gider. Konuştuklarında sözlerini dinlersin. Onlar adeta sıralanmış kütükler gibidirler. Her bağırtıyı aleyhlerine sanarlar. Onlar düşmandır, onlardan sakın. Allah onları kahretsin! Nasıl da (haktan) uzaklaştırılıyorlar! Onlara: 'Gelin, Allah'ın Peygamberi sizin için bağışlanma dilesin' dendiğinde başlarını çevirirler ve onların büyüklük taslayarak yüz çevirdiklerini görürsün. Onlar için bağışlanma dilesen de dilemesen de, onlar için birdir. Allah onları bağışlamayacaktır. Doğrusu Allah fasıklar topluluğunu doğru yola eriştirmez. Onlar: 'Allah'ın Peygamberi'nin yanında bulunanlara harcamada (infakta) bulunmayın ki dağılıp gitsinler' diyenlerdir. Oysa göklerin ve yerin hazineleri Allah'ındır ama münâfıklar anlamazlar. Diyorlar ki: 'Andolsun ki, eğer Medine'ye dönersek en yüce olan en aşağı olanı oradan çıkaracaktır.' Oysa yücelik Allah'a, Peygamber'ine ve mü'minlere aittir. Ama münâfıklar bilmezler. Ey iman edenler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah'ın zikrinden alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar ziyana uğrayanlardır. Birinize ölüm gelip de: 'Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar geciktirsen de, sadaka versem ve salihlerden olsam' demeden önce size rızık olarak verdiklerimizden hayır yolunda harcayın. Allah, eceli geldiğinde hiçbir canı geciktirmez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Göklerde ve yerde ne varsa Allah'ı tesbih etmektedir. Mülk O'nundur. Hamd O'nadır. O her şeye güç yetirendir. Sizi O yarattı. Böyleyken kiminiz kâfirdir, kiminiz mü'min. Allah yaptıklarınızı görmektedir. Gökleri ve yeri hak üzere yarattı. Sizi şekillendirdi ve şekillerinizi güzel yaptı. Dönüş O'nadır. Göklerde ve yerde ne varsa bilir; sizin gizlediklerinizi de açığa vurduklarınızı da bilir. Allah gönüllerde olanı bilendir. Daha önce inkâr edenlerin haberi size gelmedi mi? Onlar yaptıklarının cezasını tattılar. Onlar için acıklı bir azap vardır. Bu, peygamberleri onlara apaçık delillerle geldiğinde onların: 'Bir insan mı bizi doğru yola iletecek?' diyerek inkâr etmeleri ve arkalarını dönmeleri yüzündendir. Allah da hiçbir şeye ihtiyacının olmadığını gösterdi. Allah bir şeye ihtiyacı olmayan, hamde lâyık olandır. İnkâr edenler yeniden diriltilmeyeceklerini sandılar. De ki: 'Hayır. Rabbime yemin olsun ki mutlaka yeniden diriltilecek sonra yaptıklarınızdan haberdar edileceksiniz. Bu Allah'a göre kolaydır. Şu halde Allah'a, Peygamberi'ne ve indirdiğimiz nura iman edin. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. O gün sizi toplanma günü için biraraya getirir. İşte bu aldanma günüdür. Kim Allah'a iman eder ve salih amel işlerse, (Allah) onun kötülüklerini örter ve içinde sonsuza kadar kalıcılar olarak altından ırmaklar akan cennetlere sokar. İşte büyük kurtuluş budur. Ama inkâr edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş halkıdır. Onlar orada sonsuza kadar kalacaklardır. Orası ne kötü bir varış yeridir. Allah'ın izni olmadan hiçbir musibet gelip çatmaz. Kim Allah'a iman ederse (Allah) onun kalbine hidayet verir. Allah her şeyi bilendir. Allah'a itaat edin, Peygamber'e itaat edin. Eğer yüz çevirirseniz Peygamberimizin üzerine düşen sadece apaçık bir tebliğdir. Allah, kendinden başka ilah olmayan (ilah)dır. Mü'minler yalnız Allah'a güvensinler. Ey iman edenler! Şüphesiz sizin eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşman olan vardır. Onlardan sakının. Yine de affeder, hoş görür ve bağışlarsanız şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir. Mallarınız ve çocuklarınız bir imtihandır. Allah katında ise büyük ecir vardır. O halde, gücünüzün yettiği kadar Allah'tan sakının, dinleyin, itaat edin ve kendi iyiliğinize olarak harcayın. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa işte onlar kurtuluşa erenlerdir. Eğer Allah'a güzel borç verirseniz onu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Allah şükrün karşılığını verendir, hilim sahibidir. Görünmeyeni de görüneni de bilendir. Yücedir, hikmet sahibidir. Ey Peygamber! Kadınları boşayacağınızda iddetleri içinde (temizlik dönemlerinde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz olan Allah'tan sakının. Onları evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Ancak apaçık bir hayasızlık yapmaları durumu müstesna. Bunlar Allah'ın sınırlarıdır. Kim Allah'ın sınırlarını aşarsa o kendine zulmetmiş olur. Bilemezsin olur ki Allah, bundan sonra bir durum ortaya çıkarır. İddet sürelerini doldurduklarında artık onları ya iyilikle tutun veya iyilikle kendilerinden ayrılın. İçinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun. Şahitliği Allah için doğru olarak yerine getirin. İşte bununla, Allah'a ve ahiret gününe iman edene öğüt verilir. Kim Allah'tan sakınırsa (Allah) onun için bir çıkış yolu vareder. Ve onu ummadığı yerden rızıklandırır. Kim Allah'a güvenirse O, ona yeter. Şüphesiz Allah emrini yerine getirendir. Allah her şey için bir ölçü koymuştur. Kadınlarınızdan adetten kesilmiş olanlarla henüz adet görmemiş olanların (iddetlerinden) şüphe ederseniz, onların iddetleri üç aydır. Hamile olanların bekleme süreleri ise yüklerini bırakmalarına (doğum yapmalarına) kadardır. Kim Allah'tan sakınırsa (Allah) ona işinde bir kolaylık verir. Bu, Allah'ın size indirdiği emridir. Kim Allah'tan sakınırsa (Allah) onun kötülüklerini örter ve onun ecrini büyütür. O kadınları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıntıya sokmak için kendilerine zarar vermeğe kalkmayın. Eğer hamile iseler yüklerini bırakıncaya kadar onlara nafaka verin. Sizin için (çocuklarınızı) emzirirlerse ücretlerini verin. Aranızda güzellikle danışın. Eğer güçlük içine düşerseniz o zaman (çocuğu) onun (babanın) hesabına bir başka kadın emzirir. Genişlik içinde olan nafakayı imkânlarına göre versin, rızkı kendisine daraltılmış olan da Allah'ın kendisine verdiğinden versin. Allah hiç bir canı ona verdiğinden başkasıyla yükümlü tutmaz. Allah zorluktan sonra kolaylık nasib edecektir. Nice kasaba vardır ki, Rablerinin ve O'nun peygamberlerinin emirlerine başkaldırdı. Biz de onları çetin bir hesaba çektik ve onları görülmemiş bir azapla azaplandırdık. Böylece onlar yaptıklarının cezasını tattılar. İşlerinin sonu da hüsran oldu. Allah onlar için şiddetli bir azap hazırlamıştır. O halde ey iman eden akıl sahipleri! Allah'a karşı gelmekten sakının. Allah size bir zikir (Kur'an) indirmiştir. (Bir de) iman edip salih ameller işleyenleri karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için size Allah'ın apaçık âyetlerini okuyan Peygamber gönderdi. Kim Allah'a iman eder ve salih amel işlerse, (Allah) onu içinde sonsuza kadar kalmak üzere altından ırmaklar akan cennetlere sokar. Allah ona gerçekten güzel bir rızık vermiştir! Allah yedi göğü ve yerden de onların benzerlerini yaratandır. Emir bunların arasından iner durur ki, Allah'ın her şeye güç yetirdiğini ve Allah'ın ilmiyle her şeyi kuşattığını bilesiniz. Ey Peygamber! Eşlerinin hoşnutluklarını arayarak, Allah'ın sana helal kıldığını, niçin (kendine) yasak ediyorsun? Allah bağışlayandır, rahmet edendir. Allah size yeminlerinizi çözmeyi meşru kılmıştır. Allah sizin dostunuzdur. O bilendir, hikmet sahibidir. Hani Peygamber, eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti. Ama o, onu (bir başkasına) haber verince ve Allah da bunu ona (Peygamber'e) açıklayınca, o bunun bir kısmını bildirmiş, bir kısmından da vazgeçmişti. O (Peygamber), ona (hanımına) bunu haber verince: 'Bunu sana kim bildirdi?' dedi. O da dedi ki: 'Bana, ilim sahibi ve her şeyden haberdar olan (Allah) bildirdi.' Eğer ikiniz Allah'a tevbe ederseniz (iyi edersiniz); çünkü kalpleriniz kaymıştır. Ama eğer ona karşı birbirinize destek olursanız (bilin ki) Allah onun dostudur. Cibril ve mü'minlerin salihleri de. Bunun ardından melekler de (ona) destekçidirler. Eğer o sizi boşarsa belki Rabbi ona sizin yerinize sizden daha hayırlı, Müslüman, mü'min, gönülden boyun eğen, tevbe eden, ibadet eden, oruç tutan (veya hicret eden), dul ve bekâr kadınlar verir. Ey iman edenler! Kendinizi ve ailelerinizi yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun. Onun başında gayet haşin, sert; Allah'ın kendilerine emrettiğine karşı gelmeyen ve kendilerine emredileni yapan melekler vardır. 'Ey inkâr edenler! Bugün özür dilemeyin. Siz ancak yapmakta olduklarınızla cezalandırılıyorsunuz.' Ey iman edenler! Gönlü etkileyen (nasuh) tevbe ile Allah'a tevbe edin. Olur ki Rabbiniz sizin kötülüklerinizi örter ve sizi altından ırmaklar akan cennetlere sokar. O gün Allah Peygamber'i ve onunla birlikte iman edenleri utandırmaz. Nurları önlerinden ve sağlarından koşar. Derler ki: 'Rabbimiz! Bizim nurumuzu tamamla ve bizi bağışla. Şüphesiz sen her şeye güç yetirensin.' Ey Peygamber! Kâfirlere ve münâfıklara karşı cihad et ve onlara sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir. Orası ne kötü bir varış yeridir! Allah inkâr edenlere Nuh'un karısı ile Lut'un karısını örnek verdi. Bu ikisi kullarımızdan iki salih kulun (nikâhı) altındaydılar. Ama onlara hıyanet ettiler. Bu durumda (kocaları), Allah'tan gelen hiçbir şeyi onlardan savamadı ve o iki kadına: 'Girenlerle beraber siz de ateşe girin' denildi. Allah iman edenlere de Firavun'un karısını örnek verdi. Hani o demişti ki: 'Rabbim! Bana senin katında, cennette bir ev yap. Beni Firavun'dan ve onun işinden kurtar, beni zalimler topluluğundan kurtar.' Imran kızı Meryem'i de (örnek verir) ki, o ırzını korudu, biz de ona ruhumuzdan üfledik. O, Rabbinin sözlerini ve kitaplarını doğruladı ve gönülden boyun eğenlerden oldu. Hükümranlık (mülk) elinde olan Allah ne yücedir! O her şeye güç yetirendir. Hanginizin amelinin daha güzel olduğu konusunda sizi denemek için ölümü ve hayatı yaratan O'dur. O yücedir, bağışlayandır. O yedi göğü kat kat yaratandır. Rahman'ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Gözü(nü) çevir (de bir bak) hiçbir çatlaklık görüyor musun? Sonra gözü(nü) iki kere daha çevir (de bak). Göz hakir ve umudunu kesmiş bir halde sana döner. Andolsun ki biz en yakın göğü kandillerle (yıldızlarla) süsledik, onları şeytanlar için taşlama araçları kıldık ve onlar için alevli ateş azabı hazırladık. Rablerini inkâr edenler için de cehennem azabı vardır. Orası ne kötü bir varış yeridir! Oraya atıldıklarında onun kaynarken çıkardığı korkunç sesini duyarlar. Öfkesinden nerdeyse çatlayacaktır. Her bir topluluk oraya atıldıkça bekçileri onlara: 'Size bir uyarıcı gelmedi mi?' diye sorarlar. Derler ki: 'Evet. Bize bir uyarıcı gelmişti. Ama biz yalanladık ve: 'Allah bir şey indirmedi. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz' dedik.' Ve derler ki: 'Eğer biz dinlemiş veya akıl etmiş olsaydık şu çılgın ateşin halkı arasında olmazdık.' Böylece günâhlarını itiraf ederler. Çılgın ateşin halkı uzak olsun! Rabblerinden gıyaben (görmeden) korkanlara gelince onlar için bağışlama ve büyük ecir vardır. Sözünüzü ister gizleyin ve isterse onu açığa vurun. Şüphesiz O gönüllerde olanı bilir. Yaratan bilmez mi? O latiftir, her şeyden haberdar olandır. Sizin için yeryüzüne boyun eğdiren O'dur. O halde onun üzerinde yürüyün ve O'nun rızkından yeyin. Son gidiş O'nadır. Gökte olanın sizi yere geçirmeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman yer birden çalkalanmaya başlar. Yahut gökte olanın üzerinize çakıl savuran bir kasırga göndermeyeceğinden emin mi oldunuz? O zaman uyarım nasılmış bileceksiniz. Andolsun ki onlardan öncekiler de yalanladılar. Fakat benim inkârım nasıl oldu? Üstlerinde kanatlarını açarak ve kapayarak uçan kuşları görmediler mi? Onları Rahman'dan başkası tutmuyor. Doğrusu O, her şeyi görendir. Yoksa Rahman'dan başka size yardımda bulunacak askerleriniz kimdir? İnkârcılar yalnızca bir aldanma içindedirler. Yoksa O rızkını tutacak olursa size rızık verecek kimdir? Hayır, onlar bir azgınlık ve nefret içinde direnmektedirler. Şimdi yüzüstü yürüyen mi daha doğru gitmektedir yoksa dosdoğru bir yolda dümdüz yürüyen mi? De ki: 'Sizi yaratan size kulaklar, gözler ve kalpler veren O'dur. Çok az şükrediyorsunuz!' Yeryüzünde sizi yaratıp yayan O'dur ve O'nun huzurunda toplanacaksınız. Diyorlar ki: 'Eğer doğru söyleyenlerseniz bu vaad ne zamandır?' De ki: '(Onunla ilgili) bilgi ancak Allah katındadır. Ben yalnızca apaçık bir uyarıcıyım.' Nihayet onu yakında gördüklerinde inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir ve: 'İşte bu, (gerçekleşmeyeceğini) ileri sürüp durduğunuz şeydir' denir. De ki: 'Ne dersiniz, eğer Allah beni ve beraberimdekileri helâk etse yahut bize merhamet ederse inkâr edenleri acıklı bir azaptan kim kurtarabilir?' De ki: 'O Rahman'dır. Biz O'na iman ettik ve O'na güvendik. Kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında bileceksiniz.' De ki: 'Ne dersiniz, eğer suyunuz yerin dibine çekilecek olsa size kim bir akar su getirebilir?' Nun. Kaleme ve yazdıklarına andolsun, Rabbinin nimetiyle sen bir mecnun değilsin. Senin için kesintisiz bir ecir vardır. Şüphesiz sen büyük bir ahlak üzeresin. Yakında sen de göreceksin onlar da görecekler. Hanginizin çarpılmış olduğunu. Şüphesiz Rabbin, yolundan sapanı da en iyi bilendir; doğru yolda olanları da en iyi bilendir. Şu halde yalanlayanlara itaat etme. İstediler ki sen yumuşak davranasın da onlar da (sana) yumuşaklık göstersinler. Sürekli yemin edip duran, aşağılık hiçbir kimseye itaat etme. (Herkesi) ayıplayan, söz taşıyan, İyiliği engelleyen, saldırgan, çok günahkar, Kaba ve bütün bunlardan sonra soyu belirsiz. Mal ve oğullar sahibidir diye. Kendisine ayetlerimiz okunduğunda: 'Öncekilerin masalları' der. Yakında onun burnu üzerine damga vuracağız. Biz bahçe sahiplerini imtihan ettiğimiz gibi bunları da imtihan ettik. Hani onlar sabah vaktinde onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi. Hiç istisna da etmiyorlardı. Ancak onlar uyurlarken Rabbinden (gönderilen) bir salgın onun üzerini sardı, Böylece (bahçe) kapkara oluverdi. Sabahleyin birbirlerine seslendiler. 'Eğer devşirecekseniz erkenden ürününüze gidin' diye. Derken aralarında fısıldaşarak yola çıktılar. 'Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın' diye. (Yoksulları) engellemeye güç yetirecekleri zannıyla erkenden gittiler. Fakat onu (bahçeyi) gördüklerinde: 'Herhalde yanlış geldik' dediler. 'Hayır. Doğrusu biz mahrum bırakıldık.' Orta hal üzere (mutedil) olanları dedi ki: 'Ben size (Allah'ı) tesbih etmeniz gerekmez mi dememiş miydim?' 'Rabbimizi tesbih ederiz! Doğrusu biz zalimlerdenmişiz' dediler. Bu kez birbirlerine dönüp birbirlerini kınamaya başladılar. Dediler ki: 'Yazık bize! Doğrusu biz azgınlarmışız. Belki Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Şüphesiz biz Rabbimize yönelenleriz.' İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi. Şüphesiz takva sahipleri için Rablerinin katında nimet cennetleri vardır. Müslümanları hiç suçlular gibi yapar mıyız? Size ne oluyor? Nasıl hüküm veriyorsunuz? Yoksa sizin bir kitabınız var da (bu verdiğiniz hükümleri) onda mı okuyorsunuz? İçinde, siz neyi seçerseniz o sizin olacak (diye mi yazılı)? Yoksa sizin bizim üzerimizde, neye hükmederseniz onun sizin olacağı hakkında kıyamet gününe kadar sürecek ahitleriniz mi var? Sor onlara; hangileri bunun savunuculuğunu yapacak? Yoksa onların ortakları mı var? Öyleyse eğer doğru sözlü iseler ortaklarını getirsinler. O gün bacak açılır ve secdeye çağrılırlar ama güç yetiremezler. Gözleri düşkün bir halde. Kendilerini de zillet bürür. Oysa onlar sağlamken secdeye çağrılıyorlardı. Bu sözü yalanlayanı sen bana bırak. Biz onları bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş (azaba) yaklaştıracağız. Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım pek sağlamdır. Yoksa sen onlardan ücret istiyorsun da onlar borçtan ağır yük altında mı kaldılar? Yoksa gayb (ilmi) kendi yanlarındadır da onlar (onu) yazıyorlar mı? Rabbinin hükmüne sabret ve balık sahibi (Yunus) gibi olma. Hani o çok kederli bir halde seslenmişti. Eğer Rabbinden ona bir nimet erişmemiş olsaydı mutlaka çırılçıplak bir alana kınanmış bir halde bırakılırdı. Ancak Rabbi onu seçti ve onu salihlerden kıldı. O inkar edenler zikri (Kur'an'ı) duyduklarında neredeyse gözleriyle seni devireceklerdi. (Hala senin hakkında): 'O bir delidir' diyorlar. Oysa o (Kur'an) ancak alemler için bir öğüttür. O gerçekleşecek olan, Nedir o gerçekleşecek olan? O gerçekleşecek olanın ne olduğunu sen bilir misin? Semud ve Ad (kavimleri) o başa çarpacak (kıyamet)i yalanladılar. Bu yüzden Semud (kavmi) azgın bir (ses veya sarsıntı) ile helak edildi Ad (kavmin)e gelince; onlar da uğultulu, azgın bir fırtına ile helak edildiler. (Allah) onu yedi gece sekiz gün ardarda onların üzerlerine musallat etti. O kavmi orada, içi boş hurma kütükleri gibi yere yıkılmış bir halde görürsün. Şimdi onlardan geriye kalan bir şey görüyor musun? Firavun, ondan öncekiler ve yerle bir edilmiş şehirler(in halkları) hep suç işlediler. Öyle ki, Rablerinin peygamberine karşı geldiler. O da onları şiddeti gittikçe artan bir yakalayışla yakaladı. Su kabardığında biz sizi akıp giden gemide taşıdık. Bunu sizin için bir ibret yapalım ve kavrayan kulaklar bunu kavrasın diye. Sur'a bir üfürülüş üfürüldüğü, Yer ve dağlar kaldırılıp bir çarpışla birbirine çarpıldığı zaman, İşte o gün vakıa (kıyamet) gerçekleşmiş olur. Gök yarılmıştır. O artık o gün sarkmıştır. Melekler de (onun) kenarlarındadırlar. O gün Rabbinin Arşı'nı onların üzerinde sekiz (melek) taşır. O gün (hesab için) arzolunursunuz. Sizden hiçbir sır gizli kalmaz. Artık kimin kitabı sağından verilirse der ki: 'Alın, kitabımı okuyun. Çünkü ben hesabımla karşılaşacağımı sanmıştım (anlamıştım).' Artık o hoşnut(luk verici) bir hayat içindedir. Yüksek bir cennette. Devşirilecek meyvaları pek yakındır. Geçmiş günlerde yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için. Kimin de kitabı solundan verilirse o da der ki: 'Keşke bana kitabım verilmeseydi. Hesabımın da ne olduğunu bilmeseydim. Keşke o (ölüm) her şeye son verseydi. Malım bana bir yarar sağlamadı. Gücüm de yok olup gitti.' 'Onu tutun ve hemen bağlayıverin. Sonra onu çılgınca yanan ateşe atın. Sonra uzunluğu yetmiş arşın olan bir zincirin içinde oraya sokun. Çünkü o, büyük olan Allah'a iman etmiyordu. Yoksula yemek vermeye teşvik etmezdi. Bugün burada onun için yakın bir dost yoktur. Kanlı irinden başka bir yiyecek de yoktur. Onu günahkarlardan başkası yemez. Hayır. Yemin ederim gördüğünüze, Ve görmediğinize ki, Muhakkak ki o (Kur'an), şerefli bir elçinin sözüdür. O, bir şairin sözü değildir. Ne kadar az inanıyorsunuz! Bir kahinin sözü de değildir. Ne kadar az düşünüyorsunuz! (O) alemlerin Rabbinden indirilmedir. Eğer o bize karşı kendiliğinden birtakım sözler uydurmuş olsaydı, Muhakkak onu kuvvetle yakalardık, Sonra da hiç şüphesiz onun can damarını keserdik. O zaman sizden hiçbir kimse buna engel olamazdı. Şüphesiz o (Kur'an) takva sahipleri için bir öğüttür. Elbette biz sizin içinizde yalanlayanlar olduğunu biliyoruz. Muhakkak o (Kur'an), inkar edenler için bir hasrettir. Şüphe yok ki o, kesin gerçektir. Öyleyse yüce Rabbinin adını tesbih et. Bir isteyen kesin gerçekleşecek olan bir azabı istedi. Kâfirler için, onu engelleyecek yoktur. O, yüksek makamların sahibi Allah'tandır. Melekler ve Ruh (Cibril), süresi elli bin yıl olan bir günde O'na yükselir. Sen şimdi güzel bir sabırla sabret. Onlar onu uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görüyoruz. O gün gök erimiş maden gibi olur. Dağlar da atılmış yün gibi olur. Hiçbir yakın dost bir yakın dostu(n halini) sormaz. Onlar birbirlerine gösterilirler. Suçlu kişi o günün azabına karşılık oğullarını fidye vermek ister. Eşini ve kardeşini de. Kendisini barındıran aşiretini de. Yeryüzünde olanların hepsini de. Sonra (ister ki) kendini kurtarsın. Hayır. Doğrusu o şiddetle yanan bir ateştir. Derileri kavurup soyar. (İmandan) yüz çevirip arkasını döneni çağırır. (Mal) biriktirip kasada yığanı. Doğrusu insan çok hırslı ve sabırsız yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğunda feryat eder. İyilik dokunduğunda da engelleyicidir (cimridir). Ancak namaz kılanlar müstesna. Ki onlar namazlarına devam ederler. Mallarında belirli bir hak vardır. Dilenci ve yoksul için. Onlar hesap gününü doğrularlar. Onlar Rablerinin azabından korkarlar. Çünkü Rablerinin azabından güvende olunamaz. Onlar ırzlarını korurlar. Ancak kendi eşleri ve ellerinin altındaki (cariyeleri) hariç. Şüphesiz onlar (bunlarla ilişkilerinden dolayı) kınanmazlar. Kim bunun ötesini ararsa işte onlar sınırı aşanlardır. (Yine) onlar emanetlerini ve ahitlerini gözetirler. Onlar şahitliklerini dosdoğru yaparlar. Onlar namazlarını da korurlar. İşte onlar cennetlerde ikram görenlerdir. Şimdi o inkâr edenlere ne oluyor ki boyunlarını uzatarak sana doğru koşuyorlar. Sağdan ve soldan bölük bölük. Onlardan her biri nimet cennetine sokulacağını mı umuyor? Hayır. Biz onları bildikleri şeyden yarattık. Hayır. Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, biz güç yetireniz. Onların yerlerine kendilerinden daha hayırlılarını getirmeye. Ve bizim önümüze geçilemez. Artık sen onları bırak, vaadedildikleri günlerine kavuşuncaya kadar dalsın ve oynasınlar. O gün kabirlerden, hızla çıkarlar. Sanki dikili bir şeye doğru koşuyorlarmış gibi. Gözleri düşkün bir halde. Kendilerini de zillet bürür. İşte bu, onlara vaadedilen gündür. Doğrusu biz Nuh'u: 'Kavmini, kendilerine acıklı azap gelmeden önce uyar' diye kavmine gönderdik. Dedi ki: 'Ey kavmim! Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin, O'ndan sakının ve bana itaat edin, diye. Ki, (Allah) günâhlarınızdan bir kısmını bağışlasın ve sizi belirli bir süreye kadar geciktirsin. Şüphesiz Allah'ın süresi geldiğinde geciktirilmez. Keşke bilseydiniz.' Dedi ki: 'Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece ve gündüz davet ettim. Ancak benim davetim onların sadece kaçışlarını artırdı. Ben, senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üzerlerine çektiler, (küfürlerinde) direndiler ve büyüklük tasladıkça tasladılar. Sonra ben onları açıktan da davet ettim. Sonra onlara (davetimi) açıktan da ilan ettim, gizli gizli de söyledim. Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlanma dileyin. Çünkü O, çok bağışlayıcıdır. Böylece, üzerinize gökten bolca yağmur göndersin. Size mallarla ve oğullarla yardım etsin; size bahçeler versin, ırmaklar versin. Size ne oluyor ki, Allah'ın yüceliğine kanaat getirmiyorsunuz? Oysa O sizi çeşitli aşamalardan geçirerek yarattı. Allah yedi göğü nasıl kat kat yarattığını görmediniz mi? Ve onların içinde ayı bir nur kıldığını, güneşi de bir kandil kıldığını? Allah sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi oraya yeniden döndürecek ve sizi (bir başka) çıkarışla çıkaracaktır. Allah sizin için yeri bir sergi kıldı. Onun geniş yollarında dolaşasınız diye.' Nuh dedi ki: 'Rabbim! Onlar bana karşı geldiler ve malı ve çocuğu kendisinin zararından başka bir şeyini artırmayan kimseye (veya kimselere) uydular. Ve büyük büyük tuzaklar kurdular. 'Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Vedd'den, Suva'dan, Yeğus'dan, Ye'uk'tan ve Nesr'den asla vazgeçmeyin' dediler. Birçoklarını saptırdılar. Sen de o zalimlerin sapıklıklarından başka bir şeylerini artırma.' Onlar günâhlarından dolayı boğuldular. Ardından ateşe sokuldular. O zaman kendilerine Allah'tan başka yardımcılar da bulamadılar. Nuh dedi ki: 'Rabbim! Yeryüzünde inkârcılardan, hareket eden bir tek kişi bırakma. Doğrusu sen onları bırakırsan onlar kullarını saptırırlar ve bozguncu ve inkârcıdan başkasını doğurmazlar. Rabbim! Beni, anne babamı, mü'min olarak evime gireni ve mü'min erkeklerle mü'min kadınları bağışla. Zâlimlerin ise helâklerinden başka bir şeylerini artırma. De ki: 'Bana vahyedildiğine göre cinlerden bir grup (Kur'an'ı) dinledi ve şöyle dediler: 'Doğrusu biz hayret verici bir Kur'an dinledik. O (Kur'an) doğruluğa iletiyor. Biz de ona iman ettik. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı pek yücedir. O ne bir eş ne de çocuk edinmiştir. Doğrusu bizim beyinsizimiz Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş. Oysa biz insanların ve cinlerin Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık. İnsanlardan bazıları, cinlerden bazılarına sığınırlardı; bu da onların azgınlıklarını artırırdı. Onlar da sizin sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı. Doğrusu biz göğü yokladık da onu güçlü bekçiler ve parlak ateşlerle doldurulmuş bulduk. Oysa biz (daha önce, gayb haberlerini) dinlemek için orada bazı oturacak yerlere otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olursa kendisini izleyen parlak bir ateş(i karşısında) buluyor. Bilmiyoruz, acaba yeryüzünde olanlar için bir kötülük mü istendi yoksa Rableri onlar için bir hayır mı diledi? Gerçek şu ki, bizden salih olanlar da var, bunun aşağısında olanlar da. Biz, çeşit çeşit yollara ayrılmış gruplardık. Biz, yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamayacağımızı, (göğe) kaçmakla da O'nu aciz bırakamayacağımızı anladık. Ve biz doğruluğa ileten (Kur'an)'ı duyunca ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse (sevabının) eksik verilmesinden de, haksızlığa uğratılmaktan da korkmaz. Bizden Müslümanlar da var, haksızlık edenler (doğru yoldan sapanlar) da. Kim Müslüman olursa işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır. Haksızlık edenler ise cehennem için odun olmuşlardır.' Gerçek şu ki onlar yolda dosdoğru gitselerdi onlara bolca su verirdik. Bununla onları imtihan etmek için. Kim Rabbinin zikrinden yüz çevirirse onu zor bir azaba sokar. Şüphesiz mescidler Allah'ındır. Öyleyse Allah'la beraber başkasına tapmayın. Gerçekten Allah'ın kulu O'na ibadet için kalktığında onun üzerine üşüşerek neredeyse keçe gibi olacaklardı. De ki: 'Ben ancak Rabbime dua ediyor ve O'na hiç bir şeyi ortak koşmuyorum.' De ki: 'Ben size ne bir zarar, ne de bir yarar dokundurma gücüne sahibim.' De ki: 'Hiç kimse beni Allah'tan (gelecek azaptan) kurtaramaz ve ben O'ndan başka sığınılacak birini de bulamam. (Benim yaptığım) sadece Allah'tan geleni ve onun gönderdiklerini tebliğdir. Kim Allah'a ve peygamberine karşı gelirse onlar için içinde sonsuza kadar kalacakları cehennem ateşi vardır. Sonunda kendilerine vaadedileni gördüklerinde kimin yardımcı bakımından daha zayıf ve sayıca daha az olduğunu bilecekler. De ki: 'Size vaadedilen yakın mıdır yoksa Rabbim onun için uzun bir süre mi koyar bilemem. O, gaybı bilendir. Kendi gaybını kimseye açmaz. Ancak elçilerinden hoşnud oldukları müstesna. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar. Öyle ki, Rablerinin risaletlerini (kendileri vasıtasıyla görderdiği hükümleri) tebliğ ettiklerini bilsin. (Allah) onlarda olanı kuşatmış ve her şeyi sayı olarak saymıştır. Ey örtüsüne bürünen! Az bir kısmı dışında geceleyin (ibadete) kalk. Yarısı kadar. Yahut bundan biraz eksilt. Yahut bunu artır ve Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku. Doğrusu biz senin üzerine ağır bir söz bırakacağız. Gerçekten, gece kalkışı etki bakımından daha kuvvetli ve okuma bakımından da daha sağlamdır. Çünkü gündüz senin uzun uğraşıların var. Rabbinin adını an ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel. (O) doğunun ve batının Rabbidir. O'ndan başka ilah yoktur. O halde sen O'nu vekil tut. Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzel bir ayrılışla ayrıl. Varlık sahibi yalanlayıcıları sen bana bırak ve onlara biraz mühlet ver. Çünkü bizim katımızda bukağılar ve çılgınca yanan bir ateş var. Ayrıca boğazı tıkayan bir yiyecek ve acıklı bir azap var. O gün yer ve dağlar sarsılır ve dağlar dağılan bir kum yığını halini alır. Doğrusu, Firavun'a peygamber gönderdiğimiz gibi size de üzerinize şahid olacak bir peygamber gönderdik. Şu var ki, Firavun peygambere karşı geldi biz de onu şiddetli bir yakalayışla yakaladık. Peki, siz eğer inkâr ederseniz çocukları ak saçlı ihtiyarlar haline getiren bir günde kendinizi nasıl koruyacaksınız? Ondan (o günün dehşetinden) dolayı gök yarılır. Bu yerine gelecek bir vaaddir. Bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol edinir. Şüphesiz Rabbin senin gecenin üçte ikisinden daha azında, yarısında ve üçte birinde (ibadet için) kalktığını seninle birlikte olanlardan bir topluluğun da (böyle yaptığını) biliyor. Geceyi de gündüzü de Allah takdir etmektedir. O sizin bunu sayamayacağını (buna güç yetiremeyeceğinizi) bildi ve tevbelerinizi kabul etti. Artık Kur'an'dan kolay geleni okuyun. (Allah) içinizde hastalar bulunduğunu, başkalarının Allah'ın lütfundan (rızık) arayarak yeryüzünde dolaşacaklarını ve daha başkalarının da Allah yolunda çarpışacaklarını bildi. Artık ondan (Kur'an'dan) kolay geleni okuyun. Namazı kılın, zekâtı verin ve Allah'a güzel borç verin. Kendiniz için önceden ne gönderirseniz Allah katında onu daha hayırlı ve ecir bakımından daha büyük olarak bulursunuz. Allah'dan bağışlanma dileyin. Allah bağışlayan ve rahmet edendir. Ey elbisesine bürünen! Kalk ve uyar. Rabbini tekbir et (yücelt). Elbiseni temizle. Pislikten uzak dur. Yaptığın iyiliği daha çoğunu istemek için yapma. Rabbin için sabret. Sur'a üflendiği zaman. İşte o gün, çok zor bir gündür. İnkârcılar için kolay değildir. O yapayalnız yarattığım kimseyi sen bana bırak. Ben ona bolca mal verdim, Ve çevresinde bulunan oğullar (verdim), Kendisi için (dünya nimetlerini) yaydıkça yaydım. Sonra daha da artırmamı arzuluyor. Hayır. Çünkü o âyetlerimize karşı bir inatçıdır. Onu sarp bir yokuşa sardıracağım. Çünkü o düşündü ve hesap kurdu. Canı çıkası nasıl da hesap kurdu. Yine canı çıkası nasıl da hesab kurdu. Sonra baktı. Sonra suratını astı ve kaşlarını çattı. Sonra arkasını döndü ve büyüklük tasladı. 'Bu aktarılagelen bir büyüden başka bir şey değildir' dedi. 'Bu insan sözünden başka bir şey değildir' (dedi). Onu Sakar'a (cehenneme) atacağım. Sen Sakar'ın ne olduğunu bilir misin? Ne (insanın bedeninden) bir şey bırakır, ne de (sürekli yakıp durmaktan) vazgeçer. İnsan derisini yakıp kavurur. Onun üzerinde on dokuz (bekçi) vardır. Biz o ateşin bekçilerini ancak melekler(den) kıldık. Sayılarını ise ancak inkâr edenler için bir imtihan kıldık ki, kendilerine kitap verilmiş olanlar kesin bilsinler, iman edenlerin imanları artsın, kendilerine kitap verilmiş olanlar ve mü'minler şüpheye düşmesinler, kalplerinde hastalık olanlar ve inkârcılar da: 'Allah, acaba bu örnekle neyi kasdetmiştir?' desinler. İşte Allah, böylece dilediğini sapıklığa düşürür dilediğini de doğru yola eriştirir. Rabbinin askerlerini O'ndan başkası bilmez. Bu ancak insanlar için bir öğüttür. Hayır. Andolsun aya, Dönüp gittiği zaman geceye, Ve ağardığı zaman sabaha ki; Gerçekten o (cehennem), büyük (bela)lardan biridir. İnsanlık için bir uyarıcıdır. Sizden (iyilikte) öne geçmek veya geri kalmak isteyenler için. Her can kazandığına karşılık bir rehinedir. Ancak sağ ashabı hariç. (Onlar) cennetlerdedirler. Birbirlerine sorarlar. Suçlulardan. 'Sizi Sakar'a ne sürükledi?' Derler ki: 'Biz namaz kılanlardan değildik. Yoksula da yedirmezdik. (Sapıklıklara) dalanlarla beraber biz de dalardık. Din (hesap) gününü de yalanlardık. Sonunda kesin gerçek (ölüm) bize gelip çattı.' Artık şefaat edenlerin şefaatleri onlara yarar sağlamaz. Böyleyken, onlara ne oluyor ki öğütten yüz çeviriyorlar? Onlar adeta ürkmüş yaban eşekleri gibidirler. Aslandan kaçmışlar. Hayır; onlardan her bir kişi kendisine, açılmış sayfalar verilmesini istiyor. Hayır. Gerçek şu ki, onlar ahiretten korkmuyorlar. Hayır. O bir öğüttür. Artık kim dilerse öğüt alır. Allah dilemedikçe öğüt alamazlar. Kendisinden sakınılmaya lâyık olan O'dur, bağışlamaya yetkili (ehil) olan da O'dur. Hayır. Kıyamet gününe yemin ederim. Yine hayır. Sürekli kendini kınayan nefse yemin ederim. İnsan, bizim kendisinin kemiklerini biraraya getiremeyeceğimizi mi sanıyor? Evet. Onun parmak uçlarını bile derlemeye güç yetiririz. Doğrusu insan önündeki (ömrü)nü de kötülükler işleyerek geçirmek ister. 'Kıyamet günü ne zaman?' diye sorar. Ama göz kamaştığı, Ay tutulduğu, Güneş ve ay birleştirildiği zaman; İşte o gün insan: 'Kaçacak yer nerede?' der. Hayır. Hiçbir sığınak yok. O gün varılıp durulacak yer Rabbinin huzurudur. İnsana o gün neyi öne sürdüğü ve neyi geri bıraktığı haber verilir. Hakikatte insan kendi kendine karşı bir şahittir. Mazeretlerini ortaya atsa bile. Onu (sana vahyedileni) acele ile (kavrayıp ezberlemek) için, (Cebrail tamamını sana vahyetmeden) onunla beraber dilini oynatma. Şüphesiz onu (kalbinde) toplamak ve onu (sana) okutmak bize düşer. Şu halde biz onu okuduğumuzda sen onun okunuşuna uy. Sonra onu açıklamak da bizim üzerimizedir. Hayır. Doğrusu siz peşin olanı (dünyayı) seviyorsunuz. Ahireti ise bırakıyorsunuz. Yüzler var ki, o gün parıldar. Rabbine bakar. Yüzler de var ki, o gün asıktır. Kendisine bel kemiğini kıracak bir uygulamada bulunulacağını anlar. Hayır. Ne zaman ki, (can) köprücük kemiklerine dayanır, Ve: 'Kim efsun yapar?' denir, O (can çekişen kişi) de bunun ayrılık zamanı olduğunu anlar, Ve bacak bacağa dolaşır, İşte o gün gidiş ancak Rabbinedir. (O) ne (peygamberi) doğruladı, ne de namaz kıldı. Ancak yalanladı ve yüz çevirdi. Sonra da çalım satarak ailesine gitti. (Azap ve helak) sana layıktır, sana layık olan işte budur; Sonra sana layık olan (yine azap ve helaktir), yine senin layığın budur. İnsan kendisinin başıboş bırakılacağını mı sanıyor? O akıtılan meniden bir nutfe değil miydi? Sonra bir alaka (embriyo) oldu. Derken (Allah onu) yarattı ve düzgün bir şekle soktu. Sonuçta ondan erkek ve dişi iki tür var etti. Bütün bunları yapan, ölüleri diriltmeğe güç yetiremez mi? İnsanın üzerinden, henüz anılmaya değer bir şey olmadan önce uzun dönemden (dehrden) bir süre geçmemiş miydi? Biz insanı karışık bir nutfeden yarattık. Onu imtihan etmekteyiz. Bu yüzden onu işitici ve görücü kıldık. Biz ona yolu gösterdik; artık ya şükredici olur, ya da nankör. Biz kâfirler için zincirler, halkalar ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık. Şüphesiz iyiler karışımı kafur olan bir kadehten içerler. Bir kaynaktır ki, Allah'ın kulları ondan içer; onu (istedikleri yere) fışkırtarak akıtırlar. (Onlar) adaklarını yerine getirir, kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Kendilerinin ona sevgi duymalarına rağmen yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler. 'Biz size sadece Allah rızası için yediriyoruz. Sizden bir karşılık ve teşekkür istemiyoruz. Çünkü biz suratların asılacağı, zorlu bir gün dolayısıyla Rabbimizden korkarız.' Allah da onları bu günün kötülüğünden korumuş ve kendilerine bir yüz parlaklığı ve sevinç vermiştir. Sabretmelerinden dolayı onları cennet ve ipekle mükafatlandırmıştır. Orada koltuklara dayanırlar. Ne (yakıcı) güneş ne de dondurucu soğuk görürler. Gölgeleri kendilerine yakındır. Devşirilecek meyveleri de eğdirildikçe eğdirilmiştir. Etraflarında gümüş kaplar ve billur kaseler dolaştırılır. Gümüşten kaseler ki ölçülerini (hizmetçiler) belirlemişlerdir. Onlara orada karışımı zencefil olan bir kadehten içirilir. (Bu) orada selsebil diye adlandırılan bir kaynaktır. Etraflarında ölümsüzlüğe kavuşturulmuş gençler dolaşır ki, sen onları gördüğünde saçılmış inciler sanırsın. Her nereye baksan bir nimet ve büyük bir mülk görürsün. Üstlerinde ince ipekten ve kalın atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle süslenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir içecek içirmiştir. 'Bu ancak sizin için bir mükafattır; gayretiniz kabul görmüştür.' Şüphesiz sana Kur'an'ı parça parça biz indirdik. Şu halde Rabbinin hükmüne sabret ve onlardan hiçbir günahkara veya bir nanköre itaat etme. Sabah, akşam Rabbinin adını an. Gecenin bir bölümünde de O'na secde et ve gecenin uzun bir bölümünde O'nu tesbih et. Şüphesiz bunlar peşin olanı (dünyayı) seviyor, önlerindeki ağır bir günü bırakıyorlar. Onları biz yarattık ve organlarını sağlamlaştırdık. Dilediğimiz zaman da onları benzerleriyle değiştiririz. Bu bir öğüttür. Artık dileyen Rabbine bir yol edinir. Allah dilemedikçe de siz (bir şey) dileyemezsiniz. Şüphesiz O bilendir, hikmet sahibidir. Dilediğini rahmetine sokar. Zalimlere gelince, onlar için acıklı bir azap hazırlamıştır. Andolsun birbiri ardınca gönderilenlere, Şiddetle esip savuranlara, Yaydıkça yayanlara, (Hak ile batılı kesin) bir ayırım ile ayıranlara, Zikri (vahyi) bırakanlara, Mazeret veya uyarı için. Şüphe yok ki, size vaadedilen mutlaka gerçekleşecektir. Yıldızlar(ın ışıkları) söndürüldüğü zaman, Gök yarıldığı zaman, Dağlar yerlerinden sökülüp savurulduğu zaman, Peygamberler (şahitlik için) belli bir vakitte getirildiği zaman. (Bu) hangi gün için ertelenmişti? Ayırım (hüküm) günü için. Sen ayırım gününün ne olduğunu bilir misin? O gün, yalanlayanların vay haline! Biz öncekileri helâk etmedik mi? Sonra geride kalanları da onların peşlerine takacağız. İşte biz suçlulara böyle yaparız. O gün, yalanlayanların vay haline! Sizi bayağı bir sudan yaratmadık mı? Ardından onu sağlam bir karar yerine yerleştirdik. Belli bir süreye kadar. İşte biz (buna) güç yetirdik. Biz ne güzel güç yetireniz. O gün, yalanlayanların vay haline! Biz yeryüzünü bir toplanma yeri kılmadık mı? Diriler ve ölüler için. Orada yüksek sabit dağlar var etmedik mi ve size tatlı bir su içirmedik mi? O gün, yalanlayanların vay haline! Yalanlamakta olduğunuz (azab)a doğru gidin. Üç kola ayrılmış bir gölgeye gidin. O ne gölgelendirir, ne de alevden korur. Şüphesiz o (ateş) saray gibi kıvılcım(lar) atar. O (kıvılcım) sanki sarı develer gibidir. O gün, yalanlayanların vay haline! Bu, onların konuşamayacakları bir gündür. Kendilerine izin de verilmez ki özür bildirsinler. O gün, yalanlayanların vay haline! İşte bu ayırım günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır. Eğer bir hileniz varsa haydi bana hile yapın. O gün, yalanlayanların vay haline! Şüphesiz takva sahipleri gölgelerde ve pınar başlarındadırlar. Ve canlarının çektiği meyveler (arasındadırlar). 'Yapmakta olduklarınıza karşılık afiyetle yiyin ve için.' İşte biz iyilik edenleri böyle mükâfatlandırırız. O gün, yalanlayanların vay haline! Yiyin ve biraz yararlanın; muhakkak ki siz suçlularsınız. O gün, yalanlayanların vay haline! Onlara: 'Rüku edin' dendiğinde rüku etmezler. O gün, yalanlayanların vay haline! Bundan sonra hangi söze inanacaklar. Birbirlerine hangi şeyden soruyorlar? O büyük haberden mi? Ki onlar onun hakkında ayrılık içindedirler. Hayır. Yakında bilecekler. Sonra yine hayır. Yakında bilecekler. Biz yeri bir döşek yapmadık mı? Dağları da birer kazık? Sizi de çift çift yarattık. Uykunuzu bir dinlenme yaptık. Geceyi bir örtü yaptık. Gündüzü geçim zamanı kıldık. Üstünüzde yedi sağlam (gök) bina ettik. Parıl parıl parıldayan bir kandil varettik. Sıkışarak (su) çıkaran (bulut)lardan şarıl şarıl su indirdik. Onunla taneler ve bitkiler çıkaralım diye. Ve birbirine sarmaş dolaş bahçeler. Şüphesiz (yaratıklar arasında hükmün verileceği) ayırım günü belirlenmiş bir vakittir. O gün Sur'a üfrülür ve siz bölük bölük gelirsiniz. Gök açılmış ve kapı kapı olmuştur. Dağlar yürütülmüş bir serap olmuştur. Şüphesiz cehennem bir pusudur. Azgınların varacakları yerdir. Sonu gelmeyecek çağlar boyunca orada kalacaklardır. Orada ne bir serinlik ne de bir içecek tadarlar. Sadece kaynar su ve irin. Uygun bir ceza olarak. Çünkü onlar bir hesap (göreceklerini) ummuyorlardı. Ayetlerimizi de yalanlayabildikçe yalanladılar. Biz ise her şeyi yazılı halde saydık. 'Şimdi tadın. Artık sizin azaptan başka bir şeyinizi artırmayacağız.' Şüphesiz takva sahipleri için bir kurtuluş vardır. Bahçeler ve üzümler. Göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar. Dolu dolu kadeh(ler). Orada ne bir boş söz ne de yalan duyarlar. Rabbinden bir mükâfat, yeterli bir bağış olarak. Göklerin, yerin ve ikisi arasındakilerin Rabbi, Rahman olan (Allah)'tan ki O'na hitapta bulunmaya güç yetiremezler. Ruh'un ve meleklerin sıra sıra duracakları gün; Rahman'ın kendilerine izin verdikleri dışındakiler konuşamazlar. Onlar da doğruyu söylerler. İşte bu gerçek olan gündür. Artık isteyen Rabbine giden bir yol tutar. Doğrusu biz sizi yakın bir azapla uyardık. O gün kişi ellerinin önden gönderdiğine bakar ve inkâr eden: 'Keşke ben toprak olsaydım!' der. Andolsun (canları) boğarcasına şiddetle çekip alanlara, Yumuşakça çekip alanlara, Yüzüp yüzüp gidenlere, Yarışıp geçenlere, Ve işleri düzenleyenlere. O gün sarsan sarsar, Onu bir başka sarsıntı izler. O gün yürekler titrer. Gözleri zilletle düşer, Diyorlar ki: 'Biz çukurda yeniden hayata döndürülecek miyiz? Biz çürüyüp dağılmış kemikler olduktan sonra?' Dediler ki: 'Öyleyse bu, zararına bir dönüştür.' Oysa o sadece bir tek haykırıştan ibarettir. Birden onlar (dirilmiş halde) bir düzlük üzeredirler. Sana Musa'nın haberi geldi mi? Hani Rabbi ona kutsal vadi olan Tuva'da seslenmişti. 'Firavun'a git. Çünkü o gerçekten azdı. De ki: 'Arınmaya niyetin var mı? Seni Rabbine yönelteyim de (O'ndan) korkasın.' Ona büyük mucizeyi gösterdi. Fakat o yalanladı ve karşı geldi. Sonra arkasını dönüp (aleyhte) çaba harcamaya başladı. (Adamlarını) topladı ve seslendi. Dedi ki: 'Sizin en yüce Rabbiniz benim.' Allah da onu dünya ve ahiret azabıyla yakaladı. Şüphesiz bunda korkan için ibret vardır. Sizi yaratmak mı daha güçtür yoksa göğü mü? Onu (Allah) bina etti. Onun yüksekliğini (boyunu) yükseltti ve onu düzene koydu. Gecesini kararttı, gündüzünü (aydınlığa) çıkardı. Yeri de bundan sonra döşeyip yaydı. Ondan suyunu ve otlağını çıkardı. Dağları da sağlam bir şekilde yerleştirdi. Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere. Ancak o en büyük belâ geldiği zaman, O gün insan neye çaba harcadığını hatırlar. O çılgınca yanan ateş, gören herkes için açığa çıkarılmıştır. Artık kim azar, Dünya hayatını tercih ederse, O çılgınca yanan ateş (onun için) barınma yeridir. Kim de Rabbinin makamından korkar ve nefsini kötü arzularından alıkoyarsa, Cennet (onun için) barınma yeridir. Sana kıyametten soruyorlar: 'Gelip çatması ne zaman?' diye. Sen onun hakkında nereden bilgi vereceksin? Onun bilgisinin sonu Rabbine dayanır. Sen sadece ondan korkacak olanı uyarıcısın. Onlar onu gördükleri gün sanki (dünyada) bir akşam veya kuşluk vaktinden fazla kalmamış gibi olurlar. Surat astı ve döndü. Kendisine o kör kişi geldi diye. Ne bilirsin belki de o arınacaktır? Yahut öğüt alacak ve öğüt ona yarar sağlayacaktır? Fakat kendini ihtiyaçtan uzak görene gelince, Sen ona yakın ilgi gösteriyorsun. Onun arınmamasından sana ne? Ama koşarak sana gelen, Ki o, (Allah'tan) korkmaktadır, Sen onu bırakıp oyalanıyorsun. Hayır. Bu ancak bir öğüttür. Artık dileyen onu düşünüp öğüt alır. (O) şerefli sahifelerdedir. Yüce ve tertemiz. Yazıcıların ellerinde. İyilik sahibi şerefli kimselerin. Canı çıkası insan ne kadar da nankördür! (Allah) onu hangi şeyden yarattı! Bir nutfeden yarattı ve belli bir şekle soktu. Sonra ona yolu kolaylaştırdı. Sonra öldürdü ve kabre koydu. Sonra dilediğinde onu diriltir. Hayır. O (Rabbinin) kendisine emrettiğini yerine getirmedi. İnsan yiyeceğine bir baksın. Şüphesiz biz suyu döktükçe döktük. Sonra yeri yardıkça yardık. Böylece orada taneler bitirdik. Üzümler ve yoncalar, Zeytinler ve hurmalar, Sık ağaçlı bahçeler, Meyvalar ve çayırlar, Size ve hayvanlarınıza bir yarar olmak üzere. Ancak o kulakları sağır edercesine şiddetli gürültü geldiği zaman, O gün kişi kardeşinden kaçar, Annesinden ve babasından da, Eşinden ve oğullarından da. O gün onlardan her birinin kendine yetecek bir işi vardır. Yüzler var ki, o gün parıl parıl parıldar. Güler ve sevinçlidir. Öyle yüzler de var ki o gün üzerini toz kaplamıştır. Onları karanlık bürümüştür. İşte onlar inkarcılar, facirlerdir. Güneş dürüldüğü zaman, Yıldızlar kararıp döküldüğü zaman, Dağlar yürütüldüğü zaman, On aylık gebe develer başıboş salıverildiği zaman, Vahşi hayvanlar biraraya toplandığı zaman, Denizler tutuşturulduğu zaman, Canlar birleştirildiği zaman. Diri diri gömülen kıza sorulduğu zaman: 'Hangi günâhtan dolayı öldürüldü?' (diye). Sahifeler açıldığı zaman, Gök sıyrılıp açıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman, (Her) can (önceden) ne hazırladığını bilir. Hayır. Yemin ederim o (gündüz) kaybolup (gece) geri dönen (yıldız)lara, Dolaşıp yuvalarına giren gezegenlere, Kararmaya başladığı zaman geceye, Nefes almaya başladığı zaman sabaha, Muhakkak ki o (Kur'an), şerefli bir elçinin sözüdür. Kuvvet sahibi; Arşın sahibinin katında itibarlı (bir elçinin). Kendine itaat edilen, üstelik güvenilir. Arkadaşınız cinlenmiş biri değildir. Andolsun ki o, onu apaçık bir ufukta görmüştür. O gayb haberlerinden kıskançlık edip bir şeyi saklamaz. O (Kur'an) kovulmuş şeytanın sözü değildir. Öyleyse nereye gidiyorsunuz? O ancak alemler için bir öğüttür. Sizden dosdoğru olmayı dileyenler için. Alemlerin Rabbi Allah dilemedikçe de siz (bir şey) dileyemezsiniz. Gök yarıldığı zaman, Yıldızlar dağıldığı zaman, Denizler birbirine karıştırıldığı zaman, Kabirlerin içi dışına çıkarıldığı zaman, (Her) can neyi önden gönderdiğini ve neyi geri bıraktığını bilir. Ey insan! Seni kerim olan Rabbine karşı aldatan ne oldu! O seni yarattı, sana şekil verdi ve dengeli bir yapıya kavuşturdu. Seni dilediği surette terkib etti (şekillendirdi). Hayır. Doğrusu siz dini yalanlıyorsunuz. Oysa sizin üzerinizde koruyucular vardır. Şerefli yazıcılar. Yaptıklarınızı bilirler. Muhakkak ki iyiler nimetler içindedirler. Ve muhakkak ki kötüler (facirler) de çılgınca yanan ateş içindedirler. Din günü oraya girerler. Onlar oradan (bir yere) kaybolacak değildirler. Din gününün ne olduğunu sen bilir misin? Ve yine din gününün ne olduğunu sen bilir misin? O gün kimse kimseye bir şey sağlamaya güç yetiremez. O gün emir yalnız Allah'a aittir. Ölçü ve tartıda hile yapanların vay hallerine! Onlar insanlardan ölçerek bir şey aldıklarında noksansız alırlar. Ama kendileri onlara bir şey ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksiltirler. Yoksa onlar diriltileceklerini sanmıyorlar mı? Büyük bir gün için. O gün insanlar alemlerin Rabbi(nin huzuruna çıkmak) için kalkarlar. Hayır. Şüphesiz fâcirlerin (kötülerin) kitapları Siccin'dedir. Sen Siccin'in ne olduğunu bilir misin? Yazılmış bir kitaptır. İşte o gün, yalanlayanların vay hallerine! Onlar din gününü yalanlamaktadırlar. Oysa onu sınırı aşan, çok günâhkâr kimselerden başkası yalanlamaz. Kendisine âyetlerimiz okunduğunda: 'Öncekilerin masalları' der. Hayır. Doğrusu onların kazandıkları şeyler kalplerinin üzerine pas tutmuştur. Hayır. Onlar o gün Rabblerinden perdelenmişlerdir. Sonra onlar hiç şüphesiz o çılgınca yanan ateşe atılacaklardır. Sonra: 'İşte bu yalanlamakta olduğunuz şeydir' denir. Hayır. Şüphesiz iyilerin kitapları İlliyyin'dedir. Sen İlliyyin'in ne olduğunu bilir misin? Yazılmış bir kitaptır. (Allah'a) yaklaştırılmış olanlar onu görürler. Muhakkak ki iyiler nimetler içindedirler. Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler. Nimetlerin parıltısını yüzlerinde görürsün. Onlara mühürlü halis bir şaraptan içirilir. Onun sonu misktir. İşte yarışanlar bunun için yarışsınlar. Onun karışımı Tesnim'dendir. O (Tesnim) bir kaynaktır ki, (Allah'a) yaklaştırılmış olanlar ondan içerler. Doğrusu o suç işleyenler iman edenlere gülerlerdi. Yanlarından geçtiklerinde birbirlerine kaş göz işaretleri yaparlardı. Ailelerine döndüklerinde de (mü'minleri alaya almalarından) zevk duyarak dönerlerdi. Onları gördüklerinde: 'Bunlar hiç şüphesiz sapıklardır' derlerdi. Oysa kendileri, onların üzerlerine gözcü olarak gönderilmemişlerdi. Bugün artık iman edenler inkârcılara gülerler. Koltukların üzerinde bakarlar. 'İnkârcılar yapmakta olduklarının karşılığını gördüler mi?' Gök yarıldığı zaman, Rabbine boyun eğip de (kendine layık olan) gerçekleştirildiği zaman, Yer uzatılıp düzlendiği zaman, İçinde olanları atıp boşaldığı zaman, Rabbine boyun eğip de (kendine layık olan) gerçekleştirildiği zaman, Ey insan! Sen Rabbine (kavuşuncaya) kadar çabalayacaksın, sonunda O'na kavuşacaksın. Artık kimin kitabı sağ yanından verilirse, O kolay bir şekilde hesaba çekilecek, Ve ailesine sevinçli olarak dönecektir. Kimin kitabı da arka tarafından verilirse, O da helak çağıracak. Çılgınca yanan ateşe girecek. Çünkü o ailesinin içinde sevinçliydi. Doğrusu o (Rabbine) dönmeyeceğini sanmıştı. Hayır. Muhakkak ki, Rabbi onu görüyordu. Hayır. Yemin ederim şafağa, Geceye ve topladıklarına, Dolunay haline geldiği zaman aya, Muhakkak ki siz bir halden başka bir hale geçeceksiniz. Onlara ne oluyor ki iman etmiyorlar? Kendilerine Kur'an okunduğu zaman secde etmiyorlar? Gerçekte ise o inkar edenler yalanlıyorlar. Oysa Allah onların içlerinde sakladıklarını çok iyi bilmektedir. Onları acıklı bir azapla müjdele! Ancak iman edip salih ameller işleyenler ayrı. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır. Andolsun burçlar sahibi göğe, O vaadedilen güne, Şahide ve şahit olunana. Kahrolsun o hendek ashabı. Tutuşturucu yakıt dolu ateş (hendeğinin) O zaman onlar o (ateş hendeği)nin başında oturmuşlardı. Ve mü'minlere yaptıklarını seyrediyorlardı. Onlardan sırf yüce ve övgüye layık olan Allah'a iman etmelerinden dolayı öç alıyorlardı. O (Allah) ki, göklerin ve yerin mülkü O'nundur. Allah her şeye şahittir. Gerçekten mü'min erkeklerle mü'min kadınlara işkence edip de sonra tevbe etmeyenler var ya; onlar için cehennem azabı vardır. Yine onlar için yakıcı ateş azabı vardır. Şüphesiz iman edip salih ameller işleyenler için altlarından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte büyük kurtuluş budur. Doğrusu Rabbinin yakalaması pek şiddetlidir. İlkin var eden, sonra yeniden dirilten O'dur. O, çok bağışlayan, çok sevendir. Arş'ın sahibidir; pek yücedir. İstediğini yapandır. O orduların haberi sana geldi mi? Firavun'un ve Semud'un. Doğrusu inkar edenler bir yalanlama içindedirler. Oysa Allah onları arkalarından kuşatmıştır. Gerçek şu ki o, şerefli bir Kur'an'dır. Levh-i Mahfuz'dadır. Göğe ve tarık'a andolsun. Sen tarık'ın ne olduğunu bilir misin? (Karanlığı) delen yıldızdır. Hiç bir can yoktur ki üzerinde bir gözcü olmasın. İnsan neden yaratıldığına bir baksın. Atılan bir sudan yaratılmıştır. (O su) bel kemiği ile kaburga kemiklerinin arasından çıkar. Allah onu geri döndürmeye (yeniden diriltmeye) elbette güç yetirir. Gizliliklerin ortaya çıkarılacağı günde. Artık onun ne bir gücü ne de bir yardımcısı vardır. Andolsun dönüş sahibi göğe, (Bitkilerin çıkmasıyla) yarılan yere ki; Şüphesiz o, (hakkı batıldan) ayırıcı bir sözdür. O bir eğlence değildir. Doğrusu onlar bir tuzak kuruyorlar. Ben de bir tuzak kuruyorum. Sen inkârcılara biraz mühlet ver; onlara biraz süre tanı. Yüce Rabbinin adını tesbih et. Ki O, yarattı ve düzgün bir şekle soktu. Takdir etti ve ona göre yol gösterdi. Otlağı çıkardı. Ardından onu siyah, kupkuru çöpe çevirdi. Sana (Kur'an'ı) okutacağız ve artık unutmayacaksın. Allah'ın dilediği hariç. Şüphesiz O açıkta olanı da bilir, gizli duranı da. Seni en kolay olana muvaffak edeceğiz. Şu halde eğer öğüt fayda verecekse öğüt ver. (Allah'tan) korkan öğüt alacaktır. Pek bedbaht olansa ondan kaçınır. Ki o en büyük ateşe girecektir. Sonra onun içinde ne ölür, ne de yaşar. Kurtulmuştur arınan, Ve Rabbinin adını anıp namaz kılan. Gerçek şu ki, siz dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Şüphesiz bu, önceki sahifelerde (kitaplarda) vardır; İbrahim'in ve Musa'nın sahifelerinde. Her şeyi kaplayacak olan (kıyamet)in haberi sana geldi mi? Bir kısım yüzler, o gün aşağılık içinde eğilmiştir. Çalışmış, yorulmuştur. Kızgın bir ateşe girerler. Çok sıcak bir kaynaktan içirilirler. Onlar için kuru bir dikenden başka yiyecek yoktur. Ki o ne semirtir, ne de açlığı giderir. Yüzler de vardır ki, o gün (nimetlerin verdiği bir) mutluluk içindedirler. Gayretlerinden dolayı hoşnutturlar. Yüksek bir cennettedirler. Orada boş bir söz duymazlar. Orada akan bir kaynak vardır. Orada yükseltilmiş tahtlar, Konulmuş kadehler, Dizilmiş yastıklar, Ve serilmiş yaygılar vardır. Onlar develerin nasıl yaratıldığına bakmıyorlar mı? Göğün nasıl yükseltildiğine? Dağlara, nasıl dikildiğine? Yere, nasıl döşendiğine? Sen öğüt ver. Sen ancak bir öğüt vericisin. Sen onların üzerinde zorlayıcı değilsin. Ancak kim yüz çevirir ve inkar ederse, Allah onu en büyük azapla azaplandırır. Şüphesiz onların dönüşleri bizedir. Sonra muhakkak onları hesaba çekmek bize düşer. Andolsun fecre, On geceye , Çift'e ve tek'e. Yürüyüp gittiği zaman geceye. Bunda akıl sahibi için bir yemin var (değil) mi? Rabbinin Ad (kavmin)'e ne yaptığını görmedin mi? Yüksek sütunlar sahibi İrem'e. Şehirler içinde onun benzeri yaratılmamıştı. Vadilerde kayaları oyan Semud'a, Ve kazıklar sahibi Firavun'a, Ki onlar ülkelerde azgınlık etmişlerdi. Böylece oralarda bozgunculuğu artırmışlardı. Bu yüzden Rabbin de onların üzerlerine azap kamçısı indirdi. Şüphesiz Rabbin (kullarını) gözetlemektedir. Ancak insana; Rabbi ne zaman onu imtihan edip kendisine ikramda bulunsa ve nimet verse: 'Rabbim bana ikramda bulundu' der. Ama ne zaman onu imtihan ederek rızkını daraltsa: 'Rabbim beni hor kıldı' der. Hayır. Aksine siz yetime ikramda bulunmuyorsunuz. Yoksula yemek vermeye teşvik etmiyorsunuz. Mirası hak gözetmeksizin habire yiyorsunuz. Malı da pek çok seviyorsunuz. Hayır. Yer çarpılıp parça parça dağıtıldığı zaman, Melekler sıra sıra dizilip Rabbin(in emri) geldiği zaman. O gün cehennem de getirilmiştir. İşte o gün insan düşünüp hatırlar. Ama hatırlamaktan ona ne (fayda) var! Der ki: 'Ah keşke! (Bu) hayatım için önceden bir şeyler göndermiş olsaydım!' Artık o gün O'nun azabı gibi hiç kimse azap edemez. Ve O'nun vuracağı bağı hiç kimse vuramaz. Ey huzura kavuşmuş can! Razı olmuş ve kendisinden razı olunmuş bir halde Rabbine dön. Haydi gir kullarımın arasına. Gir cennetime. Hayır. Bu beldeye yemin ederim. Ki sen bu beldede oturmaktasın. Babaya ve (ondan üreyip) doğana da (yemin ederim), Andolsun ki, biz insanı bir zorluk içinde yarattık. O hiç kimsenin kendine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? 'Ben yığınla mal telef ettim' diyor. O kendini hiç kimsenin görmediğini mi sanıyor. Biz ona iki göz vermedik mi? Bir dil ve iki dudak? Ona iki de yol gösterdik. Fakat o sarp yokuşu aşmaya girişmedi. Sen sarp yokuşun ne olduğunu bilir misin? Bir köle azad etmektir. Yahut açlığın olduğu bir günde doyurmaktır: Yakınlığı olan bir yetimi, Yahut toprakta sürünen bir yoksulu. Sonra iman edip, birbirlerine sabır tavsiye edenlerden ve birbirlerine merhamet tavsiye edenlerden olmak. İşte onlar sağ ashabıdırlar. Ayetlerimizi inkar edenler ise, işte onlar da sol ashabıdırlar. Onların üzerlerine kapıları kilitlenmiş bir ateş vardır. Andolsun güneşe ve onun ışığına, Onu izlediği zaman aya, Onu açığa çıkardığı zaman gündüze, Onu kapladığı zaman geceye, Göğe ve onu kurana, Yere ve onu yayana, Nefse ve onu şekillendirene, Sonra ona kötülüğe eğilimini ve takvasını ilham edene. Onu arındıran kurtuluşa ermiştir. Onu (kötülüklerin kirleriyle) örtense kaybetmiştir. Semud (kavmi) azgınlığı yüzünden (peygamberi) yalanladı. En bahtsızları ortaya atılınca. Allah'ın elçisi onlara dedi ki: 'Allah'ın devesi(ne) ve onun su içme hakkı(na engel olmayın)'. Ancak onu yalanladılar, o (deve)yi kestiler. Rableri de günâhları dolayısıyla üzerlerine şiddetli azap indirdi ve (orayı) dümdüz etti. Bunun sonundan da korkmamaktadır. Andolsun (ortalığı) bürüdüğü zaman geceye Açılıp ortaya çıktığı zaman gündüze, Erkeği ve dişiyi yaratana ki, Gerçekten sizin çabalarınız çeşit çeşittir. Artık kim (Allah için) verir ve (Allah'tan) sakınırsa, Ve en güzel olanı doğrularsa, Ona en kolay olan(a ulaşmay)ı kolaylaştıracağız. Ama kim cimrilik eder ve kendini (Allah'ın vereceği karşılıktan) müstağni görürse, Ve en güzel olanı yalanlarsa, Ona da en zor olan(a ulaşmay)ı kolaylaştıracağız. (Cehenneme) yuvarlandığı zaman malı ona bir yarar sağlamaz. Muhakkak ki doğru yolu göstermek bize aittir. Elbette ahiret de, dünya da bizimdir. İşte sizi alevler saçan bir ateşle uyardım. Oraya en bedbaht olandan başkası girmez. Ki o yalanlamış ve yüz çevirmişti. (Allah'tan) sakınan ise ondan uzaklaştırılacaktır. Ki o malını vererek arınır. Onda hiç kimsenin karşılığı verilecek bir nimeti yoktur. Sırf yüce Rabbinin rızasını kazanmak için (verir). Yakında kendisi de muhakkak razı olacaktır. Andolsun kuşluk vaktine, Karanlığı çöküp sükuna erdiği zaman geceye ki, Rabbin seni bırakmadı ve (sana) darılmadı da. Muhakkak ki, ahiret senin için dünyadan hayırlıdır. Elbette Rabbin sana verecek de hoşnut olacaksın. O seni bir yetim olarak bulup da barındırmadı mı? Seni hidayetten habersiz bir halde bulup da hidayete iletmedi mi? Ve seni yoksul bulup da zengin etmedi mi? Öyleyse sakın yetimi ezme. Dileneni de azarlama. Rabbinin nimetini de durmadan anlat. Biz senin göğsünü açmadık mı? Üzerinden yükünü atmadık mı? Ki o senin belini bükmüştü. Senin şanını yükseltmedik mi? Muhakkak ki zorlukla beraber bir kolaylık da vardır. Evet zorlukla beraber bir kolaylık da vardır. O halde boş kaldığın zaman (ibadet ve dua ile) yorul. Ve yalnız Rabbine rağbet et. Andolsun incire ve zeytine, Sina dağına, Ve şu güvenli beldeye ki, Gerçekten biz insanı en güzel biçimde yaratmışızdır. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik. Ancak iman edip salih ameller işleyenler ayrı. Onlar için kesintisiz bir ecir vardır. Öyleyse (ey insan)! Bundan sonra sana dini yalanlatan nedir? Allah hükmedenlerin en iyi hükmedeni değil midir? Yaratan Rabbinin adıyla oku. O insanı bir alakadan (embriyodan) yarattı. Oku! Rabbin en büyük kerem sahibidir. Ki O kalemle (yazmayı) öğretti. İnsana bilmediğini öğretti. Hayır. İnsan gerçekten azar. Kendini ihtiyaçtan uzak gördüğü için. Dönüş muhakkak Rabbinedir. Gördün mü şu engelleyeni; Bir kulu namaz kılarken. Gördün mü? Ya o doğru yol üzereyse? Yahut takvayı emrettiyse! Gördün mü? Ya o (engel olan) yalanladı ve yüz çevirdiyse! O, Allah'ın (kendisini) gördüğünü bilmiyor mu? Hayır. Eğer (bu tutumundan) vazgeçmezse, andolsun ki onun perçeminden tutup sürükleyeceğiz. O yalancı, günahkar perçemden! O meclisini (yandaşlarını) çağırsın, Biz de zebanileri çağıracağız. Hayır. Sen ona boyun eğme. Secde et ve yaklaş. Doğrusu biz onu Kadir gecesinde indirdik. Sen Kadir gecesinin ne olduğunu bilir misin? Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. O gece, melekler ve ruh Rablerinin izniyle her iş için iner de iner. O fecrin doğuşuna kadar bir esenliktir. Kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler kendilerine açık bir delil gelinceye kadar (bağlı bulundukları dinden) ayrılacak değillerdi. (Bu delil) Allah tarafından (gönderilen) tertemiz sahifeler okuyan bir elçi(dir). Onların içinde dosdoğru yazılmış hükümler vardır. Kendilerine kitap verilenler, ancak onlara apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler. Oysa onlar dini yalnız O'na halis kılan hanifler olarak Allah'a kulluk etmek, namazı kılmak ve zekatı vermekten başka bir şeyle emrolunmamışlardı. İşte dosdoğru din de budur. Şüphesiz kitap ehlinden ve müşriklerden inkar edenler, içinde sonsuza kadar kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratılmışların en kötüleridirler. İman edip salih ameller işleyenler ise; işte onlar da yaratılmışların en hayırlılarıdırlar. Onların Rableri katındaki mükafatları içinde sonsuza kadar kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah onlardan hoşnut olmuş, onlar da O'ndan hoşnut olmuşlardır. İşte bu Rabbinden korkan içindir. Yer şiddetli sarsıntısıyla sarsıldığı zaman, Ve yer ağırlıklarını (dışa) çıkardığı zaman, İnsan da: 'Buna ne oluyor?' dediği zaman, İşte o gün (yer) haberlerini anlatır. Çünkü Rabbin (bunu) ona vahyetmiştir. O gün insanlar amellerinin kendilerine gösterilmesi için çeşitli gruplar halinde çıkarlar. Kim bir zerre ağırlığınca iyilik yaparsa onu görür. Kim de bir zerre ağırlığınca kötülük yaparsa onu görür. Andolsun nefesleriyle ses çıkararak soluk soluğa koşan (at)lara, (Tırnaklarıyla) ateş çıkaranlara, Sabah vakti baskın yapanlara, (Ayaklarıyla) toz koparanlara, Derken onunla bir topluluğun tam ortasına dalanlara ki, İnsan Rabbine karşı pek nankördür. Şüphesiz kendisi de buna şahittir. Muhakkak ki o mal sevgisinden dolayı da pek katıdır. Bilmez mi ki, kabirlerde olanlar dışarı çıkarıldığı, Göğüslerde olanlar devşirilip (ortaya) konduğu zaman, İşte o gün Rableri onlardan muhakkak haberdardır. Dehsetle sarsacak olan! Nedir o dehşetle sarsacak olan? Sen o dehşetle sarsacak olanın ne olduğunu bilir misin? O gün insanlar yayılmış pervaneler gibi olurlar. Dağlar da atılmış renkli yün gibi olur. Artık kimin tartıları ağır gelirse, İşte o hoşnut edici bir hayat içindedir. Kimin de tartıları hafif gelirse, Onun anası Haviye'dir. Sen onun ne olduğunu bilir misin? Kızgın bir ateştir. Çoklukla övünmek sizi oyaladı, Öyle ki kabirleri bile ziyaret ettiniz. Hayır. Yakında bileceksiniz. Sonra yine hayır. Yakında bileceksiniz. Hayır. Kesin bilgiyle bilseydiniz. Andolsun ki, o çılgınca yanan ateşi mutlaka göreceksiniz. Sonra onu kesin görüşle (ayne'l-yakin) göreceksiniz. Sonra o gün nimet(ler)den muhakkak sorulacaksınız. Asra yemin olsun ki, Gerçekten insan ziyan içindedir. Ancak iman edip salih ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve birbirlerine sabrı tavsiye edenler müstesna. Arkadan çekiştiren, kaş göz hareketleri yaparak alay eden her kişinin vay haline! O mal biriktirdi ve onu sayıp durdu. Malının kendisini ölümsüz kılacağını sanır. Hayır. Andolsun ki o Hutame'ye atılacaktır. Sen Hutame'nin ne olduğunu bilir misin? Allah'ın tutuşturulmuş ateşidir. O yüreklere kadar işler. O (ateşin kapıları) onların üzerlerine kilitlenecektir. (Kendileri de) uzatılmış sütunlarda (bağlı kalacaklardır). Rabbinin Fil sahiplerine ne yaptığını görmedin mi? Onların oyunlarını boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürü sürü kuşları gönderdi. O (kuş)lar onların üzerlerine pişirilmiş balçıktan taşlar atıyorlardı. Sonuçta onları yenik ekin yaprağı gibi yaptı. Kureyş'i (birbirine) ülfet ettirdiği için, Kış ve yaz yolculuklarında (aralarında) ülfet oluşturduğu için, Şu evin (Kabe'nin) Rabbine ibadet etsinler, Ki o kendilerini açlıktan doyurmuş ve onları korkudan güvene kavuşturmuştur. Dini yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi iter kakar. Yoksulu doyurmaya teşvik etmez. Şu namaz kılanların vay hallerine: Ki onlar namazlarından habersizdirler, Onlar gösteriş yaparlar, Ve zekatı (veya emaneti) vermezler. Şüphesiz biz sana Kevser'i verdik. O halde Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Doğrusu asıl sonu kesik olan, sana kin besleyendir. De ki: 'Ey kâfirler! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Siz de benim taptığıma tapıyor değilsiniz. Ben sizin taptıklarınıza tapacak da değilim. Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır. Allah'ın yardımı ve fetih geldiği, Ve insanların akın akın Allah'ın dinine girdiklerini gördüğün zaman, Artık Rabbini hamd ile tesbih et ve O'ndan bağışlanma dile. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir. Ebu Leheb'in iki eli kurusun ve (zaten) kurudu da. Malı ve kazandığı ona bir yarar sağlamadı. O alevli bir ateşe girecektir. Hanımı da. Odun taşıyarak. Boynunda da kalınca bükülmüş bir ip olarak. De ki: 'O Allah tektir. Allah Samed'dir. Doğurmamıştır ve doğurulmamıştır. Hiç bir şey O'nun dengi değildir. De ki: 'Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, Karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, Düğümlere üfleyen kadınların şerrinden, Ve hased ettiği zaman hasetçinin şerrinden. De ki: 'İnsanların Rabbine sığınırım. İnsanların hükümdarına, İnsanların ilahına, O sinsi vesvesecinin şerrinden Ki o, insanların göğüslerine vesvese verir. Gerek cinlerden, gerek insanlardan (olur).